|
ESKİ MISIR
İNANCI+AŞIRI TEVİL EDİLEN AYET-HADİSLER+ATEİZM+NİRVANA İNANCI +PANTEİZM
O Cuma seminerin son
haftası ve genç hocamız eski Mısır tapınaklarını anlatıyor; “
Mısırlılara göre evren ve onda var olan her şey gibi, Mısır da Atum’dan
yaratılmıştı ve evrenin yedi temel yasası vardı. Bu yedi yasa şunlardı,
1- Evren zihinseldir. 2- Gök nasılsa yer öyledir. 3- Her şey
hareket halindedir. 4- Her şeyin iki kutbu vardır. 5- Her hareket
tersine döner. 6- Her etki bir tepki doğurur. 7- Her şeyin erkeği
ve dişisi olur. Mısırdaki tüm tapınaklar bu temel yasaları anlatan yedi
karanlık bölümden oluşurdu. Tapınağın loş koridorlarında ilerleyen bir
mürit, gerçekte kendi iç dünyasında ilerlediğini hissederdi. Elbette her
davranışlarının olduğu gibi bunun da bir anlamı var. Çünkü insan da evren
gibi yedi esas üzerine yaratılmıştı ve tapınak bir insanı sembolize
etmekteydi. Yukarıdan aşağıya, manadan maddeye doğru insanı oluşturan bu
esaslar şunlardı, 1- Sahu; Ölümlü bedenden kurtulan ve sonsuz yaşama
kavuşan gerçek bedendi. Beyaz elbiseler giymiş, insan görünüşünde bir
tanrıyla sembolize edilirdi. Beyaz renk, kendini ışığa dönüştürmek
anlamına gelmekteydi. 2- Ankhu; Ölümle birlikte bedeni terk eden ve
İbis kuşu ile sembolize edilen tanrısal bir semboldü. Zümrüdü Anka kuşu
olarak bildiğimiz akıldır. 3- Ba; İnsanda saklı olan ve uyanmayı
bekleyen ölümsüz insan ruhuydu. İnsan başlı bir kuşla sembolize
edilirdi. 4- Ab; Duyuların, düşüncelerin ve davranışların kaynağı, tüy
gibi hafif olması gereken kalbimizdi. 5- Ka; İnsanın düşünce ve
davranışlarıyla ortaya koyduğu akıldır. 6- Khabıt; Bedeni canlandıran
ve harekete geçiren nefsimizdi. İsis ve Neftis isimli iki pilon arasında
duran bir insanla sembolize edilirdi. 7- Khat; Maddesel insan
bedenidir. İnsan başlı küçük bir kerpiçle sembolize edilirdi.” 1 Dersin başından beri yediyle meşgul olan
dikkatim genç hocanın kerpiç demesiyle birlikte hepten dağılıyor. Aklımda
Son Peygamber ve bir kerpiç. “ Benimle benden önceki diğer
peygamberlerin misali, şu adamın misali gibidir. Adam mükemmel ve güzel
bir ev yapmıştır, sadece köşelerinin birinde bir kerpiç yeri boş
kalmıştır. Halk evi hayran hayran dolaşmaya başlar ve o eksikliği görüp ;
- Bu eksik kerpiç konulmayacak mı? der. İşte ben bu kerpicim, ben
peygamberlerin sonuncusuyum.”
2
Mucizeler, Âdem,
kıyamet, Cebrail, şimdi de bir kerpiç! Evet, galiba doğru yoldayım. Son
Peygamber insanı sevmekte ve evreni dinlemektedir. Artık hocayı
dinleyemiyorum, çünkü iş anlaşıldı. Araba gecenin karanlığında
kendiliğinden eve dönerken, aklımda Kuran’ın anası Fatiha, yedi ayetli
Fatiha! Kah aşağıdan geliyor, kah yukarıdan. *** O gece bütün işim
yedi ve yediyle ilgili notlar. Meğer ne bereketli bir sayıymış! Her yer
yedi dolup taşıyor,İnsan yedinci günde yaratıldı, gökyüzü yedi kat,
hafta yedi gün, ışık yedi renk, ses yedi nota ve işte Kuran’dan iki
ayet; “Ant olsun biz sizin üstünüzde yedi yol yarattık. Biz yaratmaktan
habersiz değiliz. Müminun 23/17” “ Ant olsun ki biz sana ikişer anlamlı
yedi ayeti ve şu büyük Kuran’ı verdik. Hicr 15/87” Evet, bu yedide
garip bir şeyler var. Antik Mısır’ın yedi yasası yaratılış gerçeğini
anlatırken, Peygamber de yedi ayetli fatiha için Kuran’ın anasıdır diyor.
Tekrar antik Mısırın yedi kanununa dönüyorum. Fatihayla bir ilgisi
olduğuna eminim. ( yazar önce bir karara varıyor
sonra delilleri topluyor!!!) Yan yana koydum. Hayır, bir terslik var. Bizim yedi
onların yedisine uymuyor. Onların yedisinde ilk üçü ilahi dördü beşeri,
bizimkinde ilk dördü ilahi üçü beşeri. Bu kadar benzeşmeden sonra(hangi
bu kadar???)
Fatihanın da üçü ilahi, dördü beşeri olmalı değil miydi?
İlk defa fark
ettim, besmele Kuran’ın her suresinde ayrı olduğu halde, fatihada sureye
dahil ve ilk ayet. Halbuki ben onu ayet olarak okuduğumu hiç
hatırlamıyorum. Beni bir kenara bırakın, aslında namaz kıldıran imamlar da ayırıp gizliden okumuyorlar mı? Ve enteresandır, besmeleyi sureden ayırıp
başa alır, son ayeti de iki ayet olarak okursanız iş düzeliyor.(Nasreddin
hoca'nın kuşu gibi ekle ,çıkar kafandaki şablona uydur, sonra da bak
benzemedi mi , demedim mi ???) Bir kutsi
hadiste Allah’ın; “Ben Fatihayı kulumla aramda taksim ettim.”(
okudukça bana yaklaşır anlamını nereye çekiyor???) dediği gibi, üçü Allah’ın dördü insanın oluyor
ve Antik Mısırın yedilisine benziyor(sonunda
benzetebildi???). Acaba yanlış mı yazıldı? Yoksa Kuran
sonradan tahrif edildi diyenler haklı mı?
( ne alakası var...?yazar önceden var olan kafasındaki sonuçlarla irtibat
kuracak - zannettiği - her şeye atlıyor!!ama arada hiç irtibat yok!) Savaştan, sertlikten ve
saldırıdan söz eden Tövbe suresine neden koymadıklarını anlamak belki
mümkün ama, Fatihaya neden dahil ettiler acaba? Yoksa besmelenin Kuran’ın
ayrılmaz bir parçası, kendi başına bir ayet olduğunu mu anlatmak
istiyorlardı? Yedilerin içinde allak bullak olan kafam hepten karıştı.
Fatihayı bir kenara koyup bu defa besmelenin peşine düştüm. İlk defa o
günlerde fark ettim, yirmi yıldır çalışmama rağmen henüz
Bismillahirrahmanirrahim’in ne demek olduğunu bile bilmiyormuşum. (
!!!yirmi iki yıldır ya yanlış yolda isen?ya şimdi
varacağın görüşüde ilerde değiştireceksen...?)Allah’tan hemen yanımda Diyanetin güvenilir bir yayını var. 1961 baskısı
bir Kuran meali, açar sorarım. Bakalım ne demekmiş? “ Bu çeviride
özellikle Allah’ın isim ve sıfatları konusunda çok güçlük çektik. Elif,
Lam, Mim ve Ha, Mim gibi huruf-ı mukatta’yı olduğu gibi bırakmak zorunda
kaldık. Besmele konusunda da böyle hareket ettik. Rahman ve Rahim
kelimelerinin kök manası merhamet edip acımaktır. Fakat yüzyıllar boyunca
yapılan tercümeler incelendiğinde görülür ki, her defasında başka türlü
yapılmış ve hiçbiri de tam başarıya ulaşamamıştır. Bu nedenle biz de
acıyan, bağışlayan gibi bir tercümeye gitmektense, halkın alıştığı Arapça
aslını aynen almayı tercih ettik.” Allah Allah, görüyor musunuz Diyanet de
bilmiyor. ( BİLMİYOR DEĞİL :tercüme demek
modamot , aynen kelime kelime başka bir dile aktarmak
demektir,Rahman,Rahim'in o kadar anlamı var ki ancak tefsiri ile ( geniş
açıklaması )açıklanabilecek bu kelimeler çevrilmedi...)Peki kim bilir? Bir ay boyunca önüme gelene soruyorum, -
Bismillahirrahmanirrahim ne demek? Nihayet bir arkadaştan bir
tavsiye, - Elmalılı Hamdi yazır’ın tefsirine
bak, oldukça geniş
açıklıyor. Okudum. Tam yirmi bir sayfa ve okuduklarımın özeti şu;
Rahmetli hocamız Kuran’ın tefsirine bilmiyorum diyerek başlamak istememiş.
Belki inanmayacaksınız ama gerçek şu, besmeleyi bilen yok! (
20 sayfa adama yetmedi!!!) *** Besmele Fatihaya dahil mi değil mi bilmiyorum ama, o hafta
sonunda anlamadığım tüm yedileri aklımdan silmeye karar verdim. Henüz
besmeleyi bile bilmiyorken ( o halde neye
bakarak 20 senedir ateist olarak dolaşıyorsun???)durup yedilerle mi uğraşacağım? Önümde
anladığım bir gerçek varken, anlamadığım şeylerle zaman kaybetmemeliyim.
Firavunun rüyası ve yedi zayıf ineği yiyip bitiren yedi semiz inek,
ancak yedileri aramaktan vazgeçtiğim o günlerde aklıma geldi. Öyle ya,
aslında o kadar basit ki! (!!!) Tüm yediler, yedi günde yaratılan hayatın
kendi gerçeğidir. Demek ki rüyaları çalışırken yeterince iyi anlamamışım.
Tekrar Fatihaya döndüm ama, Fatiha artık eski Fatiha değil, benimle
konuşuyor. Ben soruyorum, o söylüyor. 1. “ Âlemlerin sahibi olan
Allah’a hamt olsun. Fatiha 1/ 1” - Olsun ama, sen bize önce Allah’ı
anlat. Anlat bize, kimdir, nedir, nerededir? Ne yer ne içer, nasıl görür
nasıl işitir? Ucu bucağı görünmeyen, sonsuzmuş gibi görünen şu âleme nasıl
ve hangi güçle sahip çıkmak istiyor? Ey insan, yoksa kendi uydurduğun
olmayan bir hayalle âleme sahip çıkmak isteyen sen kendin misin?
(Allah'ın ( CC ) varlığı için , görülmemezliği,yaratıcılığı,
Yüce ilmi ...için
tıklayınız
) 2. “
O Rahman ve Rahim olandır. Fatiha 1/ 2” - Rahman ve Rahim mi, onlar da
nedir? O Rahmandır, görünmez. Rahimdir gözlerinin önünde durmaktadır.
İstersen şimdilik Rahmanı bir tarafa bırak ta görebileceğin Rahime bak,
çünkü sana daha yakındır. Nereye bakacağını biliyor musun? Söyle âlemden
başka bakılacak bir şey var mı? Gökyüzü, yıldızlar, denizler, dağlar,
ağaçlar ve hayvanlar. Söyle, benim ve başkalarının gördüğünden başka ne
görüyorsun? Hayır, ne kendini ne beni aldatma! Herkesin gördüğü
âlemden başka bir şey göremezsin ve gördüğün Hayyam’ın gördüğü şu dünyadan
başka bir şey değildir. Yoksa Hayyam’ı hiç okumadın mı? “ Bu dünyadan
başka dünya yok, arama Senden benden başka düşünen yok,
arama! Vazgeç ötelerden, yorma kendini O var sandığın şey yok mu, o
yok arama!” Kimilerimizin sadece
dinsiz bir sarhoş olarak tanıdığı Hayyam, Rahmanın yoka benzeyen
görünmezliğini ve Rahimin evrende görünen maddeselliğini anlatmaktadır.
Görünen, insanda zirveye çıkan maddi bir bütünlüktür. Şüphen olmasın,
peygamberler de materyalist bilimin söylediklerini söylemektedir.
( o zaman o peygamberlere iteat et, niye karşı
çıkıyorsun?eğer böyle bir şey yoksa yalancısın!)Yoktan
hiçbir şey var olamaz ve var olan bir şey de yok edilemez. Âlemde her
şeyin bir sebebi vardır. Bir varlığın sebebi muhakkak başka bir varlıktır.
Rahim, başta ana babamız olmak üzere bizi geçmişe bağlayan, ezeli ve ebedi
olan sonsuz maddi âlemdir. ( klasik ve
eskimiş materyalist bakış açısı, BİG-BANG TEORİSİNİ BİLEN HERKES BU ESKİ
TEORİLERİ ÇÖPE ATMIŞTIR ARTIK!)Tıpkı Kuran’ın anlattığı gibi, “ Ey
insanlar! Sizi tek bir nefisten yaratan, sonra ondan eşini yaratan ve
sonra da onlardan sayısız erkek ve dişiler üreten Rabb’inize karşı
gelmekten sakının. Birbirinize adını kefil ettiğiniz Allah’tan korkun.
Rahimin hakkına saygısızlıktan sakının. Nisa 4/1” İşte Allah böylece
Rahimdir, böylece görünürdür ( Rahim'in
görünürlük ile irtibatını kuran yazar herhalde bir ateist olurdu herhelde...! RAHMAN:BU
DÜNYADA MÜSLÜMAN - KAFİR HERKESE ACIYAN,RIZIK VEREN DEMEKTİR- HATTA BELKİ
DE GÖRÜNÜR OLARAK NİTELENECEK SIFATTA BUDUR YANİ RAHMAN , RAHİM DEĞİL...!,
RAHİM İSE KIYAMET GÜNÜ SADECE MÜSLÜMANLARA RAHMET EDECEK ...ANLAMINA
GELİR!))ve üzerimizde saygı duymamız gereken bir
hakkı vardır. Ama durun, sakın yanılıyor olmayayım? Çünkü Peygamber din
adına yalan yanlış söz söylemenin insanlık suçu olduğunu söylemektedir ve
bir de ona sormalıyım. Bütün bu düşündüklerim doğru mu? Şimdi mucizeler
bahsinde söz etmediğim, Peygamberin parmaklarından su fışkırdığını anlatan
başka bir mucizeye gideceğim. Abdullah bin Mesut’un, ne söylediğini
bilmeyen kimselerce çarpıtılan sözlerinden geriye tek bir doğru cümle
kalmış, “ Biz Peygamberin yanında yemek yerken, yiyeceklerin
Süphanallah dediğini duyardık.” Siz
hiç Süphanallah diyen bir ekmek gördünüz mü? (SİZLER
ŞARKI SÖYLEYEN KUTU VEYA İÇİNDE KÜÇÜK CÜCELERİN YAŞADIĞI KARA BİR KUTU
GÖRDÜNÜZ MÜ...!: ET OLAN DİL KONUŞURDA , KIYAMETTE KONUŞACAK EL AYAK'A
NİÇİN İTİRAZ EDERİZ?SADECE DÜZENEĞİN AYARLANMASI MESELESİ VAR!BİTKİLERİN
ARTIK HİS ÖZELLİKLERİ BİLİNİYOR.MÜZİKTEN ETKİLENDİKLERİ BİLİNİYOR.SIRA
ONLARLA NASIL İRTİBAT KURULACAĞINA,UYGUN DİLİ BULMAYA
GELDİ!...ET,OT,KUTU,PLASTİK KONUŞUNCA EVET ,PİŞMİŞ EKMEK KONUŞUNCA ,İTİRAZ
...NE OBJEKTİVİZM AMA ?!EN BÜYÜK SORUN ONLARI KONUŞTURACAK ADAM,AKIL,RUH
SORUNU...)Görmediyseniz ve görmek
istiyorsanız, gelin çöldeki bir vahada mola veren Peygamberin yanına
gidelim, bakalım biz de duyabilecek miyiz? Sıcak bir öğle vakti,
dostlarıyla birlikte yolun kenarındaki ağaçlığın gölgesinde yemek yiyor.
Önlerinde biraz kurumuş arpa ekmeği, biraz çökelek ve birkaç avuç hurma.
Peygamber Allah’tan söz ediyor, Rahim olan Allah’ın görünürlüğünden.
Allah görünür mü? Evet görünmez ama, göz görüneni görmedikçe akıl
görünmeyeni nasıl görebilsin? Gözün varlığının sebebi nedir ki? Görünen
şeyleri yok saymaya başlarsanız sonunda gözü de, insanı da yok edersiniz.
O zaman geriye ne kalır, kalsa bile ne önemi kalır? Hayır, sadece
görünmeyen bir Allah’tan söz etmek çok doğru değildir. Böyle birinin
görebileceği tek şey, karanlık bir görünmezlik ve derin bir
bilgisizliktir. Görünen hiçbir şey Allah değildir ama, görünen şeyler
olmadan Allah’ı görmek de mümkün değildir.
(
ŞİMDİYE DEK YAZILAN EN ANLAMLI CÜMLE) Peygamberi dinleyenlerden
Abdullah bin Mesut elindeki ekmek parçasına bakarken düşünüyor, Allah
görünür öyle mi? Lokmayı parmaklarının arasında evirip çevirdi, evet Allah
değil ama demek ki Allah’tan da ayrı değil. Allah, güzel veya çirkin,
yarattığı âlemle birlikte görünen eşsiz bir bütünlüktür. Ekmeği ağzına
atarken mırıldanıyor; - Süphanallah! Evet, Allah yarattığı hiçbir şeye
benzemiyor. Akşam namazından sonra kalkıp develerine bindiler.
Yolcuların arasında titizliğiyle tanıdığımız Ebu Musa el Eşari ve
mucizeler bahsinde tanıdığımız genç Cabir de var. Ay arkalarından
yükselirken, develer de gecenin serinliğinde kum denizinin dalgalarını
aşarak karşı tepenin üstüne doğru yükseliyor. Ara sıra dönüp aşağıda
bıraktıkları vadiye bakıyorlar, amma da yükseldiler ha! Peki yükselen kim,
kendileri mi? Akıllarında görünen Allah düşüncesi ve sonra biri
haykırıyor, Allahüekber! Sonra biri daha, biri daha. Peygamber endişeyle
bağırıp çağıranları izliyor, niye bağırıyorlar? Yoksa yeterince iyi
anlatamadı mı? İşte Ebu Musa’nın ve Cabir’in o yolculukların ardından
bize ulaşan hatıraları, “ Biz Peygamberle birlikte sefere çıkardık da,
tepelere doğru yükseldiğimizde var gücümüzle bağırırdık, Allahüekber!
Sonra tepeden aşağı inerken yine bağırırdık, Süphanallah! Bunun üzerine
Peygamber şöyle buyurdu, - Arkadaşlar, canınıza olsun acıyın da boşuna
bağırmayın. Şüphe yok ki ne karanlığa sesleniyor, ne de bir sağırı
çağırıyorsunuz. Seslendiğiniz Allah, muhakkak ki size kendinizden daha
yakındır.” Yiyeceklerin Süphanallah
dediklerini şimdi sen de duyuyor, görünen Rahimi görebiliyor
musun? ( ARALARA KENDİ SUBJEKTIF YORUMLARINI
ALIP , HİÇ Mİ HİÇ AMA HİÇ BİR BAĞ KURULAMAYACAK BİR YERDEN DİĞERİNE
İRTİBAT KURARAK KENDİ HAYAL DÜNYASINDA YAZAR FİKİRLERİ ARASINDA İRTİBAT
KURMAKTADIR!!!) *** Şimdi de görünmez Rahmana bakmaya çalış. Nereye
bakacağını bilemiyorsun değil mi? ( OLAYLARI O KADAR
ÇARPITTI Kİ KERPİÇTEN YEDİYE YEDİDEN RAHİM'E...KİM NEREYE NE AÇIDAN
BAKACAK BELLİ DEĞİL) Haklısın, doğumla ölüm arasında
gördüğümüz her gerçek şey Rahimin kolları arasında duruyor ve insanlıktan
daha ötede başka bir şey yok. Şu halde ne yapmalı, nereye bakmalı?
Geleceğe mi? Hayır, gelecek zaman da sürekli görünen yeni şeyler
doğurmaktadır ve o da Rahimdir. Şimdi ne yapacaksın? Gidecek başka yer
olmadığına göre haydi geri git. Âdem dahil önce insanlığı yok et. Nasıl,
insanın yok olmasıyla her şey yok olmadı değil mi? Geride hayvanlar ve
bitkiler kaldı. Onları da yok et. Korkma devam et, dağları, denizleri,
yıldızları, hepsini yok et! Nasıl, edebildin mi? Yok olmuyor değil mi!
Şekil değiştiriyor, ama yok olmuyor. Hepsi de kendini doğuran başka bir
nedene bağlı olarak ona dönüşüyor. ( EE
!bu düzeni , geri dönüşümlü düzeneği kuran ilim sahibi küm?) Gücün varsa biraz daha geri git,
biraz daha yok etmeye çalış. Yorulursun ve ilk nedeni hiç göremezsin.
Rahman, ezeli olan ve hiçbir yaratıcısı olmayan maddi âlemin işte bu
bilinmezliği, işte bu görünmezliğidir. İnanmadın değil mi? Bana
inanmayacağını biliyordum, ama şimdi Peygambere inanacaksın! “
Peygamber bir konuşmasında şöyle buyurdu; - İnsanlar soru sormaktan hiç
vazgeçmeyecekler. Hâttâ, her şeyi yaratan Allah ise ya Allah’ı kim
yarattı, diye bile soracaklar.” Şimdi
söyle, Peygamber hangi Allah’tan söz ediyor? Gördüğü gerçek bir
Allah’tan mı, yoksa uydurduğu bir hayalden mi? Evet, şimdi ya sen sor,
ya ben sorayım! Ya Allah’ı kim yarattı?(cevabı
yukarıdaki adresle aynı ) Sormazsan, nasıl bir
Allah’a inandığını bilmez karanlıklarda kalırsın. Daha da kötüsü,
Peygamberi, anlamadığı ve anlatamadığı bir Allah uydurmakla itham etmiş
olursun. Sorarsan, doğru söylediğimi görürsün. Çünkü Peygamber görünen
evrenden, yani Rahimden söz etmektedir. (inan O'na o
zaman , aynı yolda iseniz!!!) Rahman ve Rahim! Yani görünür
ve görünmez, zahir ve bâtın, geçmiş ve gelecek, hayal ve gerçek, erkek ve
dişi, hızlı ve yavaş, sıcak ve soğuk, sağ ve sol. Ne kadar çok değil mi?
Bitmeyen bir zıtlıklar dünyası! (
Rahman - Rahim birbirine zıt iki kavram değildir!)Sayısı belirsiz ikilikler ve hepsinin
üzerinde başka bir ikili, Rahman ve Rahim! Şimdi bu ikiliyi sahip
olduğu hangi özellikle tanımlayıp tercüme edeceğiz? Belki de besmelenin
tefsirinde ( tefsir değil tercüme;tefsirinde sorun
yok , yazar kabul etmiyor, işine gelmiyor!,) Diyaneti bile çaresiz bırakan sır buydu. Öyle ya! Arapların
bile unuttuğu çok eski bir bilgiyi (
İslam', Hz. resul'e iftira çok edildi ama yıllardır sol kitapları okuyan
bizler bile böyle bir iddiayla ilk kez muhatap oluyoruz! iyi bir
buluş!) nasıl bilebilirlerdi? Nasıl
bilebilirlerdi ki Rahman ve Rahim’in kökü daha derinlerdedir ve o gerçek
kök, belki de gündüzün ve gecenin tanrısı, görünen ve görünmeyen uçan kuş
tanrı Ra’dır. (KOMİK : ) , :)
, ... ,! ) *** Nereye geldim? Geldiğim yer Allah’ın iki elinin
arasıdır. Bu yöndeki yorumlar doğru olmalıdır ki Allah Kuran’da
sorar, “ Ey iblis! İki elimin arasında yarattığım insana secde etmekten
seni alıkoyan nedir? Sad 38/75” Allah’ın bu hitabı kimedir? Şeytana
mı? Eğer öyleyse ortada gerçekten garip bir durum var demektir. Allah,
şeytan, melek, cin, ruh. Görünmeyen varlıklar bir oyun oynuyor, oysa
sahnede bizden başka aktör yok! Neler oluyor? (
görülmeyene inanmam , klasik ateist mantalitesi;cevapları
sitemizde, ruh, cin, Allah... Daha önce çalıştığım
halde içime sinmeyen Âdem konusuna şimdi geri dönebilirim. Çünkü şimdi
anlıyorum ki, Allah’ın insana secdeyi emrettiği o iblis benim. Benim
çünkü, iblis benim içimdedir ve Allah’ın hitabı banadır. Ben ve
karşımda bir insan! Ve şimdi secde sırası bendedir. Âdem’i geçmişin
derinliklerinde aramak bilim için önemliyse de benim için anlamı yoktur.
Benim için önemli olan yaşadığım an ve o anda yaptıklarımdır. Ya şimdi
secde edip kul olacağım, ya da etmeyip isyan eden iblis kalacağım.
Cennetten kovulan Âdem benim, sensin. Her doğan insan Âdem’dir,
Havva’dır ve her doğum cennetten bir kovuluştur. Yaratılış efsanesi kadın
erkek herkes için yeniden tekrarlanmaktadır ve Allah’ın bu ayetle ne demek
istediği benim için şimdi anlaşılmıştır. Hareket ve yaşam, Rahman ve
Rahimin yarattığı bu zıtlıklardan doğmaktadır ve Allah’ın birliği işte bu
zıtların birliğinde saklıdır. Bu böyle olduğu içindir ki, Son
Peygamber Âdem’i anlattığı bir konuşmasında şöyle diyordu; “ Allah
Âdem’i yarattı ve sordu; - Senin için iki elimde bir şey sakladım,
seç! Âdem cevap verdi, - Sağı seçtim, çünkü Rabb’imin her iki eli de
sağdır.” (
Allah'a el , yüz gibi kelimeler bildiğimiz manada izafe
edilmez.el.kudret ,güç, ...diye açıklanır tefsirlerde, sağ elde iyilik ,
güzellik , faydayı ifade eder.Yani Allah'tan ancak iyi ,güzel - sağ el-
gelir! Detay için
tıklayınız. AMA BUNU ANLAYACAK ALT YAPI VE İLM-İ HADİS, USUL-U HADİS...BİLMEK
GEREKİR, AYET ,HADİSLERE BALIKLAMA DALMAMAK GEREKİR !) Bismillahirrahmanirrahim. Rahman ve
Rahim, işte Allah’ın iki eli! Besmele, insanın âlemdeki çelişkinin
farkına varması ve karşısındaki zıddına hak vermeyi öğrenmesi
demektir. Ne garip! Herkesin başlarken söylediği besmele bana
bitirirken kısmet oldu. ( TERS ADAM OLDUĞUNU MU
SÖYLÜYOR YAZAR NE ?) Bari bundan sonra bakışımdan ve anlayışımdan eksik(!!!)
olmasa. ( DEVEYE SORMUŞLAR...!) *** Dostum, yoksa sen hâlâ bilinmez ve görünmez başka bir
Allah’tan mı söz etmek istiyorsun? Anladım Allah ile sıfatlarını
karıştırdın ama, peki istediğin gibi olsun. Hadi gel biraz da oraya
bakalım. Allah kelimesi ne anlatıyor artık biliyorsun değil mi? Elif
varlığın birliğini, Lam insanı ve âlemi, Lamelif dirilen insanlığı ve Hu
sonsuzluğu! Lam’daki insanı ve âlemi gördün, henüz görmedin ama, Lamelif’i
ve sonsuzluğu da görür gibi oldun, ya Elif’i? Onu kimse görmedi ve
hakkında hiçbir şey bilmiyor demeden önce bir daha düşün. Allah’ı birlemek
kolay iş değildir. Elifteki birin, âlemin ve insanın ayrılmaz
birliğini anlattığını hâlâ anlamıyor musun? Yoksa Allah’ın Kuran’da, niçin
biz diyerek çoğul konuştuğunu nasıl açıklarsın?
(CEVAP: ALLAH KENDİNİ YÜCE MAKAMDAN İFADE EDİYOR, ÜST MAKAMLARA ÇOĞUL
KULLANILMAZ MI? AYRICA ALLAH (CC) MELEKLERİ DE BAZEN KASTEDEREK , ONLARI DA
KASTEDEREK BİZ İFADESİNİ KULLANIR! 20 YILDA BUNLARI OKUYAMADI MI YAZAR?) “Görmüyorlar mı ki biz
yeryüzüne geliyor, onu uçlarından azar azar eksiltiyoruz. Enbiya 21/44”
(DÜNYANIN ELİPS ŞEKLİNDE OLDUĞUNUN KUR'AN'DAN DELİLİ
, AMA YAZAR ;YAZAR AMA GÖREMEZ!) ayetindeki azar azar eksilen şeyin yeryüzü ve yeryüzü azaldıkça çoğalan
şeyin, nüfusu gittikçe artan insanlık olmadığını nasıl izah edersin?
Gittikçe azalan şeyin görünmezdeki Rahmana iman, ve iman azaldıkça artan
şeyin Rahimle beliren bilim olmadığını nasıl açıklarsın?
( ÖNCE KARAR VERİLMİŞ SONRA DELİL TOPLAMAYA
DEVAM:SANIĞIN İDAMINA DELİLLERİN BİLAHARE TOPLANMASINA KARAR...) Allah’ı
yarattıklarından ayırıp, ayrı bir varlık olarak uzağa atmakta ısrar
edenlerin vebali kendi boyunlarınadır, haberin olsun.
(YAZAR PANTEİST Mİ OLDU YOKSA SUDUR TEORİSİNİ
Mİ SAVUNMAYA BAŞLADI ŞİMDİ DE...? ) Bilmediğimiz ve
belki de hiç bilemeyeceğimiz şey, dinin ve bilimin gittikçe büyüdüğünü
söyledikleri sonsuz âlem ,( MADEM DİN İLE
BİLİM AYNI ŞEYİ SÖYLÜYOR , SORUN NEREDE?KIYAS İÇİN :KUR'AN
VE BİLİM)
gelecekte bileceğimiz halde şimdilik
bilmediğimiz ise insan ve yaratılışıdır. Eğer görünemezliğin ve
bilinemezliğin bu kadarı sana yetmiyor, daha çok karanlık istiyorsan şunu
bil ki, “ Gerçeği görmeyenlerin hâli, engin bir denizdeki yoğun
karanlıklar içinde kalan kimsenin hâli gibidir. Öyle bir deniz ki, onu
dalga üstüne dalga kaplıyor, üstünde de karanlık bulutlar. Birbiri üstüne
karanlıklar... İnsan, elini çıkarıp uzatsa, neredeyse onu dahi göremez.
Bir kimseye Allah nûr vermemişse, artık o kimsenin aydınlıktan nasibi
yoktur. Nur 24/40.” Ve işte bir ayet daha! “ Allah’ı bu dünyada
göremeyenler, ahrette de göremezler. İsra 17/72” Buna rağmen
anlayamıyorsan haklısın. Çünkü dinde zor yoktur (2/256) ve Allah kimseye
gücünün ötesinde sorumluluk yüklememiştir (2/286) Senin zannın senin
anlayışındır ve saygı duyarım. Çünkü Kuran, “ İnsanların akın edip
döndüğü yerden siz de dönün. Bakara 2/199” “ Kim Allah’ın kutsal
saydığı şeyleri kutsal sayarsa, bu gönüllerin takvasındandır. Hac 22/32”
buyurmuştur. Bu ayetlerle, insanlığı bilgili ve güçlü olmakla değil,
saygılı ve iyi ahlaklı olmakla tanımlamıştır. (22/34)
( bilgiye önem veren ayetleri yazar atladı herhalde
!? ,
tıklayınız) Buna karşılık
sen de benim anlayışımı bana bırakırsın değil mi? Eğer kendi karanlığına
beni de çekmek için ısrar edecek olursan, bil ki Allah buna karşıdır; “
Senin inancın senin, benim inancım benim dinimdir! Kafirun 109/6” 3. “
Din gününün sahibi Odur. Fatiha 1/3” - Din günü ne demek ki? Din
günü, bilinen anlamıyla kıyamet dediğimiz diriliş günümüzdür. Az bilinen
diğer anlamıyla da, insanın Âdem dediğimiz başlangıcıyla, bilinmeyen
diriliş günü arasındaki zaman dilimi. Tüm insanlığın ölümlü yaşam süresi
bize göre çok uzun görünse de, Allah’a göre bir gün gibidir. Ancak
onlardan bize ne! Madem ki o gün karşılaşacağımız en büyük tehlike kendi
kötülüklerimizdir, bu nedenle bizim için önemli olan kendi din günümüz
olmalıdır. Bizim din günümüz ise kendi ömrümüzdür. Âlemin içinde doğup
var olan, görüp işittiğimiz veya varlığını bildiğimiz her gerçek şey
Rahimdendir. Ömrünü tamamlayıp yok olduğu zaman Rahmana gider.
Bilmediğimiz bir yerden gelmişti ve yine oraya geri döndü. Başka bir
deyişle, sürekli olarak görünmeyen Rahman görünen Rahime, görünen Rahim
görünmeyen Rahmana dönüşmekte, varlık kendi bütünlüğü içinde sürekli yeni
oluşumlar göstermektedir. Her an bazı yeni şeyler doğarken, o anda bazı
şeyler de yok olmaktadır. Hem Rahman ve hem de Rahim, ayrılmaz bir bütün
olarak aynı anda ve sürekli olarak yan yana dırlar. Allah dediğimiz
mutlak varlık kendi kendine yaşamakta, bu büyük yaşam denizi kendiliğinden
dalgalanmakta, varlık kendi gücünü sergilemektedir.
( yazar ateist mi , agnostist mi , teist mi , yoksa
hepsi veya hiç biri mi ...?!) Bizler mi?
Bir
benzetmeye göre, dalgaların kendisini taşımak ya da batırmak için
dalgalandığını zanneden bir çöpten başka bir şey değilmişiz.
Yaşadığımız şu ölümlü dünya hayatı belki de Allah’ın kendine bir
bakışından, mutlak varlığın kendine bakarken mırıldandığı bir besmeleden
başka bir şey değildir. Kıyamet günü, Rahmanla başlayan büyük maceranın
Rahimle bittiği, Allah’ın besmelenin tam tefsirini tamamladığı gündür. O
gün, rahmanın görünmezliğini terk ettiği, rahmandaki tüm insanlıkla yine
insan suretinde Rahime dönüp göründüğü diriliş günüdür. Rahman ve
Rahim olan Allah, bu gün olduğu gibi o günde de yine insan suretinde
olduğu halde bazı kulları, “ Hayır, derlermiş. Sen bizim Rabb’imiz
değilsin! Senden Allah’a sığınırız.”
Onlar yaşarken Rahman ile Rahimi birbirine
bağlayamayan, dillerinden hiç düşürmedikleri halde Besmeleyi bile doğru
okuyamayan kimselerdir. Onlar ki, Peygamberin şu sözlerini bile sadece
yakın akrabalıkla sınırlamışlar, akrabalığı insanlığa taşıyamamışlardır;
“ Rahim Rahmandandır. Bir ağacın birbirine sarılmış kökleri
gibidirler. Allah buyurdu ki, Ey Rahim, kim sana bağlanırsa ona rahmet
ederim, kim uzaklaşırsa da rahmetimi keserim.” Peygamberi doğru anlamadıkları için elbette
Kuran’ı da anlamamışlardır. “ Yazıklar olsun Allah’ın birleştirilmesini
emrettiği şeyi ayırana! Bakara 2/27” Anlasalardı önce Rahman ile
Rahimi birleştirirler ( ayetin meali ile yazarın
yorumu arasında hiç bir bağ yok, yine keyfi yorumlar...yazar bir oraya
dalıyor,bir buraya...), daha sonra da bu iki denizin birleştiği yerde
Allah’a vekil olan insanı görüp değer verirlerdi. Bu ayeti
anlamadıkları içindir ki, “ Bu dünyadayken Allah’ı görmeyenler, ölüp
dirildikleri kıyamet günü de göremezler. İsra 17/72”(
ayetin tercümesi öyle değil.ayette "A'MÂ" GEÇİYOR YANİ GERÇEĞİ, HAK OLAN
KUR'ANIN HAK OLDUĞUNU GÖREMEYENLER YARIN DA HAK OLAN CENNETİ
GÖREMEYECEKLER, HAK'TAN MAHRUM KALACAKLARDIR.) ayetini de
anlamamışlardır. ( ateist -!- yazar Kur'an'dan delil
mi getiriyor???) Ve Allah o gün, karanlıklar içinde kalıp biraz ışık
isteyen o kimselere şöyle dermiş, “ Geçmişe dönün ve ışığı orada
arayın! Hadid 57/13” Şu halde o ışığı şimdiden aramalı, ona doğru
dönmelisin. Hem görünmezliğine, hem görünürlüğüne! 4. “ Ancak sana
kulluk eder ve ancak senden yardım isteriz. Fatiha 1/ 4” - Evet ama bu
söylediğin kadar kolay değil. Lisedeyken bir arkadaşım vardı. Annesine
araba çarpmış, ağır yaralı olarak hastaneye kaldırmışlardı. Ertesi gün
vefat etti. Definden dönerken arkadaşım şöyle diyordu; Bütün gece
uyumadım, annemi kurtarması için Allah’a dua ettim. Ama hiç duymadı ve
annem öldü. Olsaydı duyardı değil mi? Sonra o arkadaşım materyalist oldu,
ben de öyle.
( YANLIŞ ALLAH İNANCI İNSANLARI YANLIŞ
SONUÇLARA GÖTÜRÜR,BU DÜNYA İMTİHAN DÜNYASIDIR ...DUALARIN KABULÜ KONUSUNA
GELİNCE :DUA EDEN AĞIZ DUAYI KABULE LAYIK MI,GENÇ DELİKANLI
HER DUASININ AYNEN KABUL EDİLMESİNİ İSTİYOR, KABUL EDİLMEDİĞİNİ ZANNEDİNCE
KIZIP KÜSÜYOR!.DUA KABUL EDİLİNCE BELKİ BİZİM HAYIRIMIZA OLMAYACAK: BİR
ANIDA BENDEN:BU SİTENİN WEBMASTERİ OLAN BEN İLK SENE İMTİHANI
KAZANAMAMIŞTIM. DAHA SONRAKİ SENE KAZANDIM.AMA İLK SENE KAZANSA İDİM ŞİMDİ
SOLCU BİRİ İDİM... , AMA O BİR SENEDE ALLAH YARDIM ETTİ VE MÜ'MİN
OLDUM...EEE! İLK SENE KAZANMAM İÇİN YAPTIĞIM DUALAR KABUL OLMADI DİYE BEN
ZARARLI MI ÇIKTIM!?...BU ÖRNEK NASIL YORUMLANACAK...ALLAH BAZI DUALARI
KABUL EDER AMA KARŞILIĞINI AHİRETE SAKLAR...) Haklısın, arkadaşın da haklı. Esasen benim anlatmak
istediğim de buydu. Kendi hayalimizde yarattığımız, olmayan bir Allah’a
inandığımız sürece bu hayal kırıklığımız kaçınılmazdır. Hoşuna gitmese de,
inanman gereken işte bu materyalist gerçektir. Kulluk edip yardım
istediğin, Allah’ın Rahman ve Rahim sıfatlarıyla insanlık suretinde
görünen kudretidir. Düşünsene suya düştüğünde bağırıp yardım istediğin
görmediğin bir Allah mıdır, yoksa kıyıda duran bir insan mı?
( KEŞKE YAZAR ALLAH'IN SOPASI YOKTUR, CÜMLE İŞLER
ALLAH'INDIR, KUL ELİYLE İŞLENİR BUNU BİLMEYEN AHMAK BNU KUL YAPTI SANIR
DİZESİNİN SIRRINA ERSE İDİ?...YAZARA SORALIM OKYANUSTA FIRTINAYA
YAKALANINCA YALVARDIĞIN KAPTAN MIDIR ALLAH'MI? VEYA AŞKA BİR AÇIDAN OLAYA
BAKALIM.SUYA DÜŞEN HERKESE İNSANLAR YARDIM EDEBİLMEKTEMİDİR , NEDEN?SUYA
DÜŞENE YARDIMI EMREDEN ALLAH'IN VARLIĞI HARİÇ ,SUDA , GÖZLER ÖNÜNDE
BOĞULANLAR NE OLACAK?ONLARA TANRILARI , PARDON ,İNSANLARI NEDEN YARDIM
EDEMEDİLER , KONU KAZA-KADER'E GELİYOR, MÜRACAAT:TIKLAYINIZ
)Şu görünen
âlemde fert olarak hiç birimiz tanrı değiliz ama, varlığın içinde tanrıyı
temsil eden bizden başka bir varlık da yok! Çünkü biz Ona vekil olduk ve
gördüğümüz her varlık bizim emrimizdedir. Şu halde onların itaat ettiği şu
insanlığa sen de inanmalısın. O görünmeyen Rahman, görünen Rahim, imdadına
yetişen Hızır’dır. İnandığın Allah ise, insanlıkla ve onu çevreleyen
sayısız varlıkla beliren sonsuz birlikteliktir. :
YAZAR SUDUR'A , İNANIYOR! Ölüm mü? Bilmelisin ki
ölüm herkes ve her şey için kaçınılmazdır. Ancak yine bilmelisin ki, ölüm
geçici bir haldir ve bizim gerçek kaderimiz dirilmektir. Hâlâ her tabii
felaketten sonra sapıtıp, Allah’a ve kendine güvenini yitiren, Allah diye
varlığın ve olayların arkasındaki geçici bilinmezliğe tapan putperestler
gibi mi davranacaksın? Marmara depremi, inanıyorum ki bu şaşkın
putperestliğimizin sonu olacaktır. Ey deprem! Biliyorum doğal bir
olaysın. Yere düşen bir yapraktan, gökyüzünde çakan bir şimşekten farkın
yok. Biliyorum olan bitenden haberin bile yok
( DEPREMİN NASIL OLDUĞUNU BİLİM , NEDEN OLDUĞUNU
KUR'AN AÇIKLAR!) ama, bil ki yine de
düşmanımızsın. Çünkü insanlığa zarar veren her şey bizim düşmanımızdır.
İstediğin kadar korkut, istediğin kadar saldır! Bilesin ki bizler ölümü
kader, kaderi kıyamet bildikçe, bilesin ki hepimizi yok etmedikçe artık
sana kurtuluş yok! Önce evlerimizi yollarımızı daha sağlam yapacağız. Ve
sonra Amerika’ya, Rusya’ya, Japonya’ya, Yunanistan’a veya Tayvan’a, nereye
kaçarsan kaç, bir gün seni dört bir yanından çevirip yakalayacağız. Ve
seni saklandığın yerin derinliklerinde yakalayıp öyle bir bağlıyacağız ki,
değil kıpırdanmak kirpiklerini bile oynatamayacaksın! Değil evlerimizi
başımıza yıkmak, iskambilden kulelerimizi bile yıkamayacaksın. Yemin
ederim ki, aslanları bile kediye çevirdiğimiz şu âlemde bir gün sende bize
secde edeceksin. Yemin ederim ölenlerimizin intikamını alacağız. Bu
bizim imanımız, bu bizim ibadetimizdir. (JAPONYA'DA 1980'Lİ YILLARIN SONUNDA BİR DEPREM OLUR VE YAKlAŞIK BİN KÜSÜR
KİŞİ ÖLÜR...) Kuran, Bakara suresinin başında
inanır gibi görünen bazı insanların içyüzünü anlatır; “ İnsanlardan,
inanmadıkları halde, - Allah’a ve ahret gününe inandık, diyenler vardır.
Bunlar Allah’ı ve inananları aldatmağa çalışırlar, oysa sadece kendilerini
aldatırlar da farkında olmazlar. Kalplerinde hastalık vardır ve Allah
hastalıklarını arttırmıştır. Yalancılıkları yüzünden elem verici azaba
uğrayacaklardır. Kendilerine, - Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın dendiği
zaman, - Bizler sadece ıslah ediyoruz, derler. İyi bilin ki, asıl
bozguncular kendileridirler, lakin farkında değiller. - Siz de herkesin
inandığı gibi inanın, dendiğinde, - Biz de aptalların inandığı gibi mi
inanalım? derler. İyi bilin ki asıl aptal kendileridir, lakin bilmezler.
İnananlarla konuşurken, - İnandık, derler. Kendi şeytanlarıyla baş başa
kaldıklarında ise, - Biz sizinleyiz, onlarla sadece alay ediyoruz, derler.
Oysa ki, gerçekte Allah onlarla alay etmektedir ve onlar kendi
aşırılıkları içinde bocalayıp duruyorlar. İşte bunlar gerçeğin ışığı
yerine bilgisizliğin karanlığını satın aldılar da, alış verişleri kâr
getirmedi. Doğru yolu bulamadılar. Onlar, çevresini aydınlatmak için ateş
yakan kimseye benzerler ki, Allah ışıklarını yok edince, onları
karanlıklar içinde bırakmıştır, artık görmezler. Sağır, dilsiz ve
kördürler, bu yüzden gerçeğe dönemezler. Yahut onların durumu, fırtınalı
karanlık bir gecede gök gürültüsü ve yıldırımlar arasında kalan kimselerin
haline benzer ki, korkudan kulaklarını tıkamışlardır. Allah inkar edenleri
kuşatmıştır. Şimşeklerin göz kamaştıran ışığı aydınlattığı sürece yürür,
sonra karanlık basınca yine durakalırlar. Doğrusu Allah her şeye kadirdir.
Bakara 2/8-20” Kimdir Allah’ın söz ettiği bu kimseler? Klasik yorumlara
bakarsanız, inkar edenlerdir.( HİÇ BİR KLASİK YORUM
BÖYLE BİR AÇIKLAMA GETİRMEZ :MÜNAFIK DER YANİ .İKİ YÜZLÜ , İNANIR GÖZÜKEN
KAFİRLERDEN BAHSEDER AYET , DİYE YORUMLANIR ) Ancak bana göre yorumlar taraflıdır,
eksiktir ve Allah’ın söz ettiği bu kimselerin başında inanıyor görünen
kimseler gelir. ( AMERİKA'YI İKİNCİ KEZ KEŞFETTİ ) Kimdir o inanıyor görünen inanmazlar? Onlar, aynı
şiddetteki bir depremde Japonların hiç can kaybı vermediğini bildikleri
halde, bizdeki zavallı kadın ve çocukların ölümünü yapım ve yerleşim
hatalarına değil ( İSLAM'DA TEVEKKÜL VARDIR
YANİ ÖNCE ÇALIŞMA SONRA DUA, ÖNCE TEDBİR SONRA TEVEKKÜL...)de Allah’ın öfkesine bağlayanlardır. İşin daha da iğrenç
tarafı ise bu öfkeyi bir dansözün göbeğine, ya da siyasi otoritenin
işlerine gelmeyen birkaç kararına bağlıyor olmalarıdır. Depremi böyle
yorumlama cesaretini nereden alıyorlar tahmin edebiliyorum ve temelden
yanlış olduğundan kuşkum yok. Biliyorum, görünmez Rahmana bakıp bir şeyler
görmeye çalışıyorlar fakat Rahimden haberleri bile yok! Bari kader deyip
geçebilselerdi, ne çare kader ilminden de haberleri yok. Müslümanlar!
Şüpheniz olmasın, ölümü bile yenecek olan bilim
(!!!) er veya geç depremi de
yenecektir. Bırakın atıp tutanlar kendi yaktıkları yalan ateşi sönünceye,
korku şimşeğinin ışığı geçinceye kadar biraz daha atıp tutsunlar. Peki ya
sonra? Hem hatırlayın, onlar daha önceleri ayın nur olduğunu bildiren
ayeti de (71/16) yanlış tefsir etmişlerdi
( YANLIŞ TEFSİR YAPAN İNSANDIR, AYET YANLIŞ DEĞİLDİR
YANİ AYETTİN YORUMUDUR YANLIŞ OLAN ,... AYET DEĞİL! AYRICA YUKARIDA
BAHSEDİLEN YORUMU BİNLERCE ALİM İÇİNDE BİR İKİ KİŞİ YAPTI AMA AY'A
ÇIKILACAĞINDAN BAHSEDEN AYET VARDIR KUR'AN'DA TIKLAYINIZ
:
KUR'AN VE
BİLİM )değil mi? İnsanlık aya bayrak
diktiği gün nasıl karanlıklar içinde kalmışlarsa, korkarım ki bilimin
depremi yok ettiği gün de dinsiz ve Allahsız kalacaklardır. Allah bu türlü
kimselerin kıyamet günündeki hallerini şöyle anlatır,(
İNANMIYORSAN KUR'AN'DAN DELİLE NE GEREK , İNANIYORSAN BU NE YORUM?) “ Bir görsen
onları korku ve telaşa düştüklerinde! Ama artık kurtuluş yok. Çok yakın
bir noktadan yakalanmışlardır. Ona inanmıştık, dediler. Yalan, o kadar
uzak bir yerden iman etmeleri nasıl mümkün olabilir? Aslında çok önceden
inkar etmişlerdi onu. Bulundukları o uzak yerden, karanlığa taş atar gibi
konuşup duruyorlardı. Artık kendileriyle iştahla arzuladıkları şey arasına
bir engel konmuştur. Tıpkı daha önce benzerlerine yapıldığı gibi. Gerçek
şu ki, onlar tutarsız bir kuşku içindeydiler. Sebe 34/52” Allah’a ve
yarattığı gerçeğe değil de onlara inananların hâli ise şöyledir, “
Dediler ki, - Siz bize sağ taraftan geliyordunuz! Ötekiler dediler ki, -
Hayır, siz zaten inanmıyordunuz. Onlar o gün azap içinde bir ortaklık
kurmuşlardır. Saffat 37/28” Hayır bitmedi, devamı var. Ve o gün
karanlıklar içinde kalan o kimseler iman edenlerden biraz ışık isterlermiş
de onlara şöyle denirmiş, “Geriye dönün ve ışığı orada arayın. Hadid
57/13” Bunun üzerine iman edenlere dönüp tekrar seslenirlermiş, - İyi
ama, biz sizinle beraber değil miydik? İşte Kuran’ın cevabı, “ Evet,
bizimleydiniz ama siz kendinizi yaktınız. Hayal ve kuruntular sizi
aldattı. O sinsi şeytan sizi Allah ile aldattı. Hadid 57/14”
Müslümanlar! Allah rızası için lütfen biraz düşünün, lütfen biraz
çalışın. Lütfen şu Yunusu bir daha okuyun, “ Cennet cennet
dedikleri Birkaç köşkle birkaç huri İsteyene ver sen onu Bana
seni gerek seni.” ( YUNUS BİR TARİKATÇI İDİ!!!) Allah rızası için şu cennet bencilliğini, şu
yalandan Allah korkusunu terk edin de, Allah’ı nasıl seveceğinizi ve ondan
nasıl korkacağınızı öğrenin. ( İKİNCİ
DOĞRU CÜMLESİ YAZARIN !)Öyle sanırım ki elimizde tutup da
okumadığımız şu Kuran, başkalarından çok biz inananları uyarıyor.
Baksanıza ne diyor, “ Ya Muhammet, sana söylediğimizi başlarını
çatlatırcasına sen de onlara söyle! Cahillere aldırma. Hicr 15/94” 5.
“ Bizi doğru yola ilet. Fatiha 1/5” Şu halde bize ne yapmamız
gerektiğini anlat. Doğru yol nedir göster! 6. “ Peygamberlerin,
kurtuluşu gösteren o iyi insanların yoluna! Fatiha 1/6” Evet, en kısa
doğru yol onların gittiği yoldur. Çünkü onlar seni senden daha iyi
tanıdılar ve seni kendilerinden daha çok sevdiler. Sana miras bıraktıkları
ve adına şeriat dedikleri kutsallık senin tanrın değildir. Yoksa
Peygamberler değiştikçe şeriatlar değişir miydi?
( YANLIŞ , CEVAP İÇİN
TIKLAYINIZ )Bilmelisin ki tüm
kitaplar, şimdi içinde yaşadığımız ve gelecekte karşılaşacağımız
gerçeklerden söz ediyor. Şeriat dediğin şey anlamsız bir kurallar yumağı
değil, gerçeğe giden yolu aydınlatan bir ışıktır. Doğru yol, hak duygusu
ve insanlık sevgisinden geçen tek yoldur.
( III. DOĞRU ;SONUÇ DOĞRU , VASITALAR YANLIŞ) 7. “ Zulme ve şaşkınlığa
düşen insanların yoluna değil! Fatiha 1/7” Bilmelisin ki Allah
Allah’tır ve yarattığı âlemlere ihtiyacı yoktur. Ne itaatin ne de isyanın
Ona bir şey katmaz, Ondan bir şey eksiltmez. Hiçbir şey devranın dönüşünü
durduramaz. Bütün işler Allah’tan gelir, Allah’a döner. (3/109) Yaptığın
her iyi şey de, her kötü şey de yine kendin içindir. Bu gerçeği
bilmeyenler, isyan ederken olduğu gibi ibadet ettiklerini zannederken bile
yanlış yolda olabilirler. Artık onları tanıyorsun, bencil, bilgisiz,
inatçı ve acımasızdırlar. Hangi taraftan olursa olsunlar, kendilerinden
başka kimseyi sevmezler. İşte onların gittiği yola gitme, onlar gibi olma!
Amin, olur Allah’ım! Sabaha karşı fark ettim, artık Fatihayı
okurken bir insan yüzü çizmiyorum ve öyle sanırım Fatihanın bu yorumu daha
doğru. Artık rahat uyuyabilirim. *** Sevgili yol arkadaşlarım!
Yirmi
iki yıllık bir yolculuktan sonra vardığımız durak hayret vericidir ve
şimdi başladığımız yerdeyiz. Meğer büyüklerin söylediği gibi, aramaya
çıktığımız şey yola çıktığımız yerde, bizim kendi yanımızda imiş de
haberimiz yokmuş. Olimpos dağının tepelerinde aradığımız ateş, gerçekten
bizim kendi içimizde yanmaktaymış. Reddettiğimiz sır, bizim kendi
varlığımızdır. Biliyorum, bunda bizim kusurumuz azdır. Bizi
yanıltanlar, ilmiyle övünen ve insana secdeyi reddeden şeytanlardır.
Sanırım artık onları tanıyorsunuz. Şeytan ne bilsin Kuran’ın anası
Fatihanın sırrını! Ne bilsin Fatihanın sırrı besmelede, besmelenin sırrı
be’sinde, be’nin sırrı da noktasındadır. Ve ne bilsin ki o tarifsiz nokta
piramidin tepesi, Allah’ın arşıdır. Bilse böyle mi yapardı? Ama ona
kızmayın. Çünkü insan kıymeti bilmeyen şeytanın durumu bizimkinden zordur.
Hem düşünsenize, aynı hatayı vaktiyle bizler de yapmadık mı? Hem sonra
bakarsınız, belki bir gün şeytanlıktan pişman olup bizim gibi geri döner.
Geri döner de, bizim gibi duasını da şöyle bitirir, (Bi sırr-ı sureti’l
Fatiha!) Yani, sır suresi Fatiha.( ANLAMI ÖYLE DEĞİL
: FATİHA'NIN SIRRININ YÜZÜ SUYU HÜRMETİNE ...FATİHA'YI ANLAYAMAYAN BUNU MU
ANLAYACAK...?) Namaz mı? İnşallah eksikli ve kusurlu
olsa da kılmaya çalışacağım. Daha da önemlisi, namazın bir sâlât, bir anış
ve hatırlayış olduğunu bilip, başkaları beş kılarken ben elliye çıkarmaya
çalışacağım. Kabe’ye dönmekle kalmayıp, içine gireceğim. Ta ki, her nereye
dönsem yine sizi göreyim. Zekat verip oruç da tutacağım, kurban da
keseceğim. İmkan elverdiğinde Kabe’ye de gideceğim. Ta ki, din ve şeriat
gerçeğinin Hak ve insan sevgisi olduğunu bilmeyen tek bir insan
kalmayıncaya kadar! ( DOĞRU SON YANLIŞ YÖNTEM,
VASITA ; ADAM ÖLDÜREREK HASTALAR İYİLEŞTİRİLEMEZ ), Ta ki peygamberlerin, o eşsiz insanların hayalleri
gerçekleşinceye kadar! Biliyorum, böyle bir zaman hiç olmadı ve hiç
olmayacak ama olsun, önemli olan niyetlerimiz ve gayretimiz değil mi?
Çünkü onları seviyorum, onların sevdiğini de seviyorum. Gönül
sevdiğiyle beraber değil midir? Biliyorum, insanlık kıyamet dediğimiz
diriliş gününe nefis şeytanı dediğimiz ezeli dostuyla birlikte Allah’ı
unutarak koşacak ama olsun, o da Allah’ın emri değil mi? “ Siz şu
geçici dünyayı istiyorsunuz, oysa ki Allah ahireti istiyor. Enfal
8/67”( NE ALAKA VAR ???!!!) Doğru ya, esasen bu zavallı çaresizliğimiz de bu büyük emir
sebebiyle değil mi? “ Ant olsun ki insan gerçekten tam bir çaresizlik
içindedir. Asr 103/2” *** Dede! Size benzeyemediğim için beni
affedin ama sırları ve karanlıkları hiç sevemedim. Allah’ın sakladığını
açıklamaya veya Onun açıkladığını saklamaya kimin gücü yeter ki, bir şey
biliyormuşum da söylemiyormuşum gibi davranayım! Hem siz de
biliyorsunuz ki, biz sustuğumuz sürece cahil şeytanlar söylenmesi gereken
şeyleri saklayıp, söylenmemesi gereken şeyleri söylüyorlar. Hem bizi, hem
de kendilerini ateşe atıyorlar. Allah Kuran’da; ( Ey insanlar! Dikkat
edin, şeytan sizi Allah ile aldatmasın! Fatır 35/5 ) dediği halde bizi
Allah ile aldatıyorlar. ( YİNE YANLIŞ TERCÜME :
"ALLAH AF EDER DİYE ŞEYTAN SİZİ ALDATMASIN" ANLAMINDADIR AYET, TEFSİRİNE
BAKMADAN AYETLERİ KENDİ HEVA VE HEVESİMİZE GÖRE ANLAMLANDIRMAMALIYIZ
!)Çocuklarımız sevgisiz yaşıyor ve mutsuz ölüyorlar.
Buna dayanamam! Allah’ın bizden ayrı olmadığını, ( Ey iman sahipleri!
Allah’ın yardımcıları olun. Saff 61/14) derken ne demek istediğini artık
ben de biliyorum ve Allah rızası için çalıştım.
(!!!) Bu itiraflar böyle bir
çalışma için belki alışılmadık olmuştur. Ancak açıkça anlattım ve istedim
ki, karanlıkların şeytanı bundan böyle çocuklarımızı kolay teslim
alamasın. İstedim ki anlayışları açılsın da, ayrılık ve ihanet günahına
girmesinler. Din nasihat değil midir? (51/55) Biliyorum, her şey gibi
insan da sürekli değişir ve ömrüm oldukça şüphe yok ki ben de değişirim.
Nereye kadar? Bilmiyorum, ama beni çok sarsan ve neredeyse geri dönüp her
şeyden vazgeçmek istediğim son hatıramı bilmenizi isterim.
İngiltere’de çalışıp okuyan bir arkadaşı oğlumu ziyarete gelmişti. O
sırada oğlum evde değildi ve biz misafir ettik. Yemekte ona batıdaki
insanları, nasıl yaşadıklarını ve neler düşünüp neye inandıklarını sordum.
Söyledikleri beni hayrete, hâttâ dehşete düşürdü. Adeta çöktüm. Ben onları
dinlerinden vazgeçmiş, sadece dünyaya meyletmiş cahiller sanırdım. Meğer
dinlerine bizden daha çok sahiplermiş. Mutlu yaşarlar, ölümden
korkmazlarmış. Yaratılışı, ölümü ve dirilişi bizden daha iyi
biliyorlarmış. Allah’ı, kıyameti, insanın ilerleyen teknoloji sayesinde
dirileceğini, her şeyi, her şeyi biliyorlarmış. Güneşin batıdan doğacağını
bile! Hâttâ batılılar bir yana, Japonlar bile biliyorlarmış görünen tanrı
olduklarını! Dede, peşinizde yirmi yılımı verdim. Hele siz daha da
fazla, altmış yıl. Niçin? Herkesin bizden daha iyi bildiği bir şeyi
öğrenmek için mi? Size, bana ve şu insanlarımıza yazık değil mi? Hadi biz
bilmiyoruz, bizi yönetenler niye bilmiyor? Biliyorlarsa niye
söylemiyorlar? Hani biz son dindik, hani bizden üstünü yoktu! En eski
bilgi kaynağı Mısır’a ve Mezopotamya’ya daha yakın olduğumuz halde bu
zavallı cahilliğe düşmemizin sebebi nedir? Yoksa söylendiği gibi Son
Peygamber Haz. Muhammet, bu zavallılığımızı fark edip bizi medeniyete
yetiştirmeye çalışan fedakar ve akıllı bir insandan başka bir şey değil
miydi? Beş saatlik bir çöküş sürecinden sonra kendimi topladım. Hayır!
Siz aldanmış olabilirdiniz, ben de öyle. Hâttâ arkamızdaki milyonlarca
Müslüman’ın yanılmış olması da mümkündü. Ancak, tanıdığım Son Peygamberin
yanılması imkansız gibidir. Şu halde bizi onlardan ayıran bir özelliğimiz
olmalıydı, unuttuğum ya da bilmediğim. Yıllar önce tavsiye ettiğiniz gibi,
üzüntüler içinde yine ona gittim. Hayır, bu defa Hira mağarasında değildi.
Onu herkesin uykuda olduğu, gecenin oldukça geç bir saatinde mescidin
bahçesinde buldum. Yıldızlı gök kubbenin altında mescidin duvarına
yaslanıp oturmuş ve başı önüne eğik. Ne yapıyor, neler düşünüyordu bilmem
ama geldiğimi duydu, - Hoş geldin, nereden geliyorsun? Biliyorum,
onların anlayışında ırka ve ülkeye yer yoktur. -Yirmi birinci yüzyıldan
geliyorum, dedim ve sonra olduğu gibi anlattım. İngilizleri, Japonları,
kıyameti, hâttâ kendisi hakkındaki şüphelerimi ve sonra sordum, - Hani
biz son dindik, hani sen son peygamberdin, hani sen kimseyi aldatmazdın!
Bin beş yüz yıldır arkandan yürümeye çalışıyoruz, ne kazandık? Bak işte
herkes her şeyi bizden iyi biliyor, herkes bizden iyi yaşıyor. Başını
kaldırmadı, - Sen buraya diğer dinler üzerinde yükselmek veya daha iyi
yaşamak üzere mi gelmiştin? Bu terbiyede bencilliğe ve üstünlüğe yer
olmadığını bilmiyor musun? O üstünlüğü veren Allah kendisidir. Üstelik ben
zaten hiç bilinmeyen yeni şeyler söylediğimi iddia etmemiştim ki! Tüm
peygamberlerin söylediğini bir kez daha söyledim, hepsi o kadar. Kaldı ki
ben sizin olduğu kadar onların da peygamberi değil miydim? - Şu halde
bu ayrılık niçin? Niçin birimiz Yahudi de birimiz Hıristiyan, birimiz
Budist de birimiz Müslüman? Neydi biz arkandan gelenlerin diğerlerinden
farkı? - Dininizin ismi ne olursa olsun, iş senin dediğin gibi olunca
elbette kimsenin kimseden farkı yok!
(!!!???)Ancak daha önce öğrendiğin halde
unuttuğun bir şey var. Hak! Hayatım boyunca anlatmaya çalıştığım fark işte
buydu. Kim hakkı bilir ve işlerse kurtulacak olan odur. Allah, hak sıfatı
ile yarattığı suretlerin arasında yaşamaktadır ve siz onları, onlar da
sizi sevmedikleri sürece hiç biriniz Allah’a kul olmuş olmayacaksınız.
Ömer’e, beni kendinden çok sevmedikçe iman etmiş olmazsın derken, kendimi
kast ettiğimi mi sanıyordun? Durup
düşündüm, evet haklı. Ben hakkı unutmuşum. Fakat yine de sanki bir
eksiklik, - Evet ama bir şey daha var! Hepimiz Allah diyoruz da, onlar
Muhammet Allah’ın resulüdür demiyorlar. Büyüklerimiz de, Muhammet Allah’ın
resulüdür demeyen cennete giremez diyorlar. Loş karanlıkta yüzünü görmüyorum ama başı
biraz daha öne eğildi, - Evet, dedi. Büyükler doğru söylüyorlar.
Muhammet’in resul olduğunu reddeden cennete giremez. Büyük bir
şaşkınlıkla sıçramışım. Tam itiraz etmek üzereyken devam etti; -
Muhammet kimdir? O ben miyim ki! Ben hiç ben olamadım ki, ben hep sizdim.
Ben, resullüğüne şahitlik ettiğiniz Muhammetlerden sadece biriyim. Çünkü
Muhammet beğenilen insan demektir ve kim mutlak varlığın farkına varıp
minnet duyarsa Muhammet olur. Ben hep siz olduğum gibi, siz de hep
Muhammet olmalısınız. Muhammet olmak, iyi insan olmak demektir. Şimdi bir
daha düşün, Muhammet’in resul olduğunu inkar eden cennete girebilir mi?
Daha önce İsa’ya yaptığınızı yapmayın, beni tanrılaştırmayın demiştim ama
nedense hiç anlamıyorsunuz. Beni neredeyse Allah ile bir tutuyor, farkında
olmadan Allah’a ortak koşuyorsunuz. ( HZ. RESUL'U
ÖRNEK ALMAK , ONUN GİBİ OLMAYA ÇALIŞMAK AYRI , YAZARIN KASTETTİĞİ
GİBİ BİR BAKIMA NİRVANA'YA ULAŞMAK,TANRILAŞMAK FİKRİ AYRI...BİRİ PANTEİZM
-SUDUR KARIŞIMI YENİ BİR DİN , İLKİ İSE HAK OLAN ALLAH'IN RAZI
OLDUĞU , O'NUN PEYGAMBERİNİN ULVİ YOLU , KUR'AN YOLU ! ) Ayrılmak üzere doğrulmaya
niyetlenirken seslendi, - Ne o, buraya kadar geldikten sonra dostlarına
eli boş mu döneceksin, hediyeni almadan mı ayrılacaksın? Durakladım,
ayrıca bir de hediye mi verecek? - Sırları çok sevdiğini biliyorum, bu
nedenle sana Amon rahiplerinin sırrını vereceğim, dedi ve sonra antik
Mısırın bildiğim eski dualarını mırıldanmaya başladı, “Sahu’nun beyaz
elbisesi, kendini ışığa dönüştürmektir. O şimdi bir ölü değil, bir
tanrıdır ve kaderi bir yıldıza dönüşmektir. Osiris ölümsüz ruhunun ve
ölümsüz bedeninin gelmiş olduğu ışıklı dünyaya geri gitti ve gökyüzü
tanrıçası Nut ile birleşti. Hayat, dünyayı saran bu sonsuz uçurumun içinde
sürekli yenilenmektedir.” (YAZARIN DİNİ :
MISIR DİNİ ; - HAŞA - HZ. MUHAMMED'EDE O SAHTE DİNİ YAMAMAYA
ÇALIŞIYOR!...)Sonra sordu, - Bizim sahip olduğumuz en
büyük hız atın ve devenin hızıydı. Sizin ulaşabildiğiniz en yüksek hız
nedir? Roketlerle ilgili küçük bir hesaplama yaparak cevapladım, -
Saniyede bin beş yüz metre kadar sanırım. - Saniyede metre mi? Evet,
henüz çok yavaşsınız. Hızlı, daha hızlı, çok daha hızlı olmalısınız. Ta ki
saniyede binlerce kilometreye, ışık hızına ulaşıncaya kadar! Zamanını ben
de bilmiyorum ama, büyük sır galiba işte o zaman çözülecek. Allah bu sır
için, onu kendi içimde saklamış gibiyim, buyurur. Sonra yavaşça başını
kaldırıp gökyüzünde ışıldayan yıldızlara baktı, - Orada herkes için bir
yıldız var. Yaşayıp ölenler için oluşmuş, yaşayanlar için oluşmakta ve
yaşayacaklar için oluşacak olan. Allah vasidir, gökyüzünü genişletendir.
(51/47) ( BİLİMSEL BİR AYETİ BİLE KENDİ SAHTE
DİNİ İÇİN HZ . RESUL'E SÖYLETTİRTMEYE ÇALIŞIYOR HAYALLERİNDE...ZAVALLI
ADAM !...TABİİ BU
HALİSÜLASYONLAR
NE KADAR BİLİMSEL AYRI KONU... ) Ama bütün bunları bilmek, sizi o yıldızlarda sıkıntı çekmekten
kurtarmaz ki! Keşke hakkı bu kadar kolay unutuyor olmasaydınız!
*** Dede, Peygamberi hayal etmeye çalışıyordum. Söyleyin yanılıyor
muyum, yoksa yanlış mı duydum? *** Baba! Biliyorum, bilmediğim derin
uykulardasın ve duymazsın ama, yine de sana seslenmekten kendimi alamadım.
İstedim ki sesim gök kubbeye ulaşsın ve orada yankılansın. “ Zaman iki
yüzü keskin bir kılıçtır, sen onu kesmezsen o seni keser.” diyen eskileri
hatırladın mı? Anladım ki o keskin kılıcın bir yüzü geçmiş, bir yüzü
gelecektir. Ve yine anladım ki geçen zamanı durduramam ama, aklımla
hızlanıp onun önüne geçebilirim. Geçen zaman ve ölüm denen değişimle
yirmi yıldır senin için savaştım.( BİLİNÇ
ALTINDA ÖLÜM VE YAŞLANMA FOBİSİ OLABİLİR YAZARIN !!!) Belki haberin yok ama, kazandım da!
Antik Mısır’ın kuş tanrıları gibi, aklımı yaşadığım zamanın ötelerine
uçurup seni dirilttim. Üstelik sadece seni değil, bu güne kadar ölen
ve bundan sonra ölecek olan tüm insanları!
İSLAM'I TAHRİF ETME
GİRİŞİMLERİ NE İLK NE DE SON OLACAK:EN SON İ.E.EVRENESOĞLU ADLI
ŞAHSIN YAPTIĞI TASAVVUF'U TAHRİF EDEREK İSLAM'I BOZMA MANTALİTESİNDEN
SONRA ŞİMDİDE BU ZAT ORTAYA ÇIKTI
... AMA İSLAM HER ZAMAN GALİP GELMİŞ , O'NU TAHRİF ETMEYE , O'NUNLA
SAVAŞMAYA ÇALIŞANLAR da DAİMA KAYBETMİŞLER TARİHİN TOZLU
RAFLARI ARASINDA YERLERİNİ ALMIŞLARDIR !
" İSLAM ÜSTÜNDÜR , ONUN ÜSTÜNDE HİÇ BİR ŞEY YOKTUR .
|