VATİKAN DEVLETİ
Vatikan’ın gizli ilişkileri
Vatikan’ın servetinin tam olarak ne kadar olduğu hiç bir zaman açıklanmayan
bir sırdır. Yıllık gelirleri bazı kalemlerde açıklanır, yaptığı açıklamalar
biraz da abartılarak gösterilir ancak mal varlığı tam olarak asla
açıklanmaz. Vatikan tam bir “Bezirgan” gibidir; daima gelirlerinin
azlığından yakınır ama ilginçtir ki her geçen yıl biraz daha zenginleşir,
biraz daha fazla para kazanır. Vatikan maliyesi yılda iki kez incelenir.
Mali komisyonda kardinaller vardır ve başkan da (Prefektür
denir) Amerikalı Kardinal Edmund Szoka’dır.
DÜNYANIN SERVETİ SIR EN KÂRLI ŞİRKETİ
Vatikan şu anda dünyanın en
zengin devletlerinden biridir. Ünlü Vatikan uzmanı Peter Hebblethwaite’nin
dediğine göre de bu devlet hiç bir özel girişimcinin ya
da kapitalistin baş edemeyeceği kadar katı “Sosyalistce”
kurallarla yönetilmektedir. Aynı uzmana göre bu nedenle Vatikan
yeryüzündeki tek Sosyalist Tanrı-Devleti sayılmalıdır. Gerçekten de
Vatikan’da hiç bir devletin yapamayacağı bir “sistem” ve yönetim anlayışı
yürürlüktedir. Gördükleri işe göre dünyada en az maaş ve ücret alan
insanlar buradadır. Buna rağmen toplam 1000 kişiyi
geçmeyen Vatikan bürokrasisi, 2500 işçisiyle dünyanın en kalabalık
dinsel topluluğunu (yaklaşık 900 milyon) hiç bir aksama olmadan
yönetmektedirler. Bu gerçeği yeni öğrenen bir Amerikalı zengin kendini
tutamamış ve “Aman Tanrım! Meğer dünyanın en kârlı şirketi Vatikan’mış”
deyivermişti. 600 kişinin yönlendirdiği 900 milyon insan koşulsuz olarak
Vatikan’a bağlıdırlar ve onun emirlerine tabidirler. Dahası, onu korumak,
geliştirmek ve gerçekte daha da zenginleştirmekle yükümlüdürler. Bu
emeklerine karşılık Papa’dan alabilecekleri tek “gelir” her Pazar günü
Papa’nın onlar adına yaptığı şükran “Duası”dır, o kadar.
DÜNYAYI SARAN AĞ
Vatikan’ın doğrudan
ya da dolaylı olarak sahibi olduğu veya yönlendirdiği günlük,
haftalık ve aylık 200’den fazla gazete ve dergi, 154 radyo istasyonu veya
emisyonu, 49 TV kanalı veya kablolu yayını bulunmaktadır. Bu yayınlar 24
saat süreyle bütün dünyayı bir ağ gibi sarmaktadırlar. Vatikan’ın gelirleri
başta her ülkedeki Katolikler’den kesilen
Kilise Vergisi; Aidatlar; Bağışlar; Şirket Gelirleri; Hisse
Senedi-Tahvil-Bono gelirleri; Bankacılık ve Faiz gelirleri; hediyelik eşya
satışlarıyla elde edilen gelirlerden oluşmaktadır. Basın yayından elde
edilen reklam gelirleri de epeyce tutmaktadır. Vatikan’ın diğer bir gelir
kaynağı da Hıristiyanlığı temsil eden kişileri, örneğin İsa’yı, Meryem’i,
azizleri veya sembolleri (Haç gibi) pazarlayarak kazandığı kazançlardır.
Bu açıdan bakıldığında Vatikan’ın kendi Tanrısı’nı (İsa) ve dinini en iyi
pazarlayan holding olduğu apaçık görülebilir!Vatikan’ın gelirleri sadece
bunlar değildir. Vatikan, dünyanın önde gelen bir çok şirketinde
hissedardır. Çeşitli ülkelerde sayısız gayrimenkulü
vardır. Bir çok bankanın ortağıdır. Özellikle giyim ve turizm sektörlerinde
çok kâr getiren yatırımları vardır. Avrupa Birliği içinde Vatikan’a
bağlı olarak çalışan “Katolik Tekstil Sanayicileri Birliği” onun
çıkarlarının yöneticisi durumundadır. Benzer şekilde ayakkabı, yiyecek ve
enerji ile inşaat sektörlerinde de kârlı yatırımları ve ortaklıkları
vardır.Sözün kısası, 200 milyon nüfuslu ABD’yi yönetebilmek için sadece
Washington’da 250.000 devlet memuru bulunduğu düşünülürse Vatikan “Mucizesi
(!)” daha iyi anlaşılır. İhraç malı olarak sadece “Dualar ve Emirleri” olan
bir devletin dünyanın en kalabalık topluluğunu yönetip dünyanın en zengin
devletlerinden biri olabilmesi başka hangi sözcükle tanımlanabilir ki...
VATİKAN’DA İKTİDAR KAVGASI
Böylesine zengin ve güçlü bir
devletin başında kim olmak istemez ki? Bu nedenle Vatikan’ın içinde
sürekli bir mücadele yaşanmaktadır. Vatikan’da etkileri ve güçleri
tartışılamayacak başlıca altı akım vardır. Bunlardan ikisi “Laik”, dördü
“Dinsel” niteliktedir. Laikler OPUS DEI (Tanrı’nın İşleri demektir) ile
Malta Şövalyeleri’dir. OPUS DEI, İspanyol asıllıdır ve sadece 65 yıllık bir
örgüttür. Buna rağmen günümüzde Vatikan’da en etkili olan “Laik” kurumdur.
Gizli bir örgüt olan OPUS DEI’nin tüm üyeleri Katolik meslek sahiplerinden
oluşmakta fakat her ülkede örgütten sorumlu bir Kardinal bulunmaktadır.
Vatikan pasaportu taşıyan bu Kardinaller’in
dokunulmazlıkları vardır ve sadece Papa’ya karşı sorumludurlar.
Curia bile bunlara diş geçirememektedir. Malta Şövalyeleri ise
öncekinden çok daha eski ve köklü, aristokratik bir örgüttür. Bu da önceki gibi kapalı
devre işleyen bir örgüttür ve ününü Türklere karşı Katolik inancını
savunarak edinmiştir. İlkin Rodos’ta kurulmuş, burası Osmanlı’nın eline
geçince Malta’ya sürülmüşlerdir. Türklüğe ve İslamiyet’e kökten karşı bir
örgüttür.
ENGİZİSYONUN MUCİDİ
Vatikan’ın iç siyasetinde ve
çekişmelerinde dört dinsel akım etkili olmaktadır. Bunlardan birincisi, Dominiken tarikatıdır. Bunlar için en önemli olan
husus kurum olarak Kilise’nin sürekliliğinin korunması ve her koşul altında
savunulmasıdır. Dominikenler, “Önce Kilise” diyen
tarikattir.
Aristokratik ama aynı zamanda da gaddar ve
dogmatik olmakla tanınırlar. Ortaçağ’ın Engizisyon Mahkemeleri’ni bunlar
kurdurmuşlar ve milyonlarca insanı -özellikle de cadı diye nitelendirdikleri
kadınları- yaktırmışlardır.Dominikenler’in tam
karşısında Fransiskan tarikatı vardır. Bunlar içinse önce
Roma’daki Kilise değil, “Önce Hıristiyanlık” gelir.
Fransiskanlar yoksullardan yana, din adına karşılıksız çalışan
keşişler topluluğudur. Onlar için önce Kilise veya Papa değil,
Hıristiyanlığın yeryüzünde egemen olması önemlidir.Üçüncü topluluk
Fransiskanlar kadar çalışkan ama Dominikenler
kadar acımasız olabilen Cizvitler tarikatıdır. Bunlar Katolik aleminin “Entellektüelleri”
konumundadırlar. Bunlar için önemli olan ise “Papalık Makamı”dır. Papaların
kendileri veya Kilise’nin kendisi değil, “Papalık Makamı”nın korunması ve
savunulması öncelik taşımaktadır. Cizvitler bu anlayışla bir çok Papa’ya
-halen Papa olan 2. John Paul da dahil- karşı çıkmışlardır. Papaları
yücelten OPUS DEI ile Papalık Makamı’nı yücelten Cizvitler kavgalıdırlar.
Cizvitlere göre OPUS DEI, Papa-Tapınıcılığı (Papolatry)
yapmaktadır. Cizvitler en hızlı misyoner örgütüdür. OPUS DEI dördüncü
akımın temsilcisidir. Onlara göre Papa’nın kimliği, Kilise’nin de, Papalık
Makamı’nın da üstündedir. Papa, Tanrı-Krallığı’nın kutsal önderidir.
Böylesine yüce bir mertebeye erişebilen kişi de elbette “Olağanüstü” bir
kişidir. Bu nedenle OPUS DEI, böylesine olağanüstü bir kişi tarafından
temsil edilen Vatikan Devleti’ni yüceltir ve Kilise’yi ikinci planda görür.
Vatikan Devleti’nin uluslararası “Resmi” ideolojisi ise işte bu dört akımın
ortak paydalarıyla oluşturulmuş olan ve tüm Hıristiyan alemini bir çatı
altında toplamayı öngören Ekümenizm Hareketidir.
KİRLİ İŞLERİNDE MAFYAYI KULLANAN DEVLET
Vatikan’ın ve Papalığını tarihi sayısız cinayet, entrika ve skandalla
doludur. Bugüne kadar gelip geçmiş 263 Papadan kaçının eceliyle, kaçının
cinayete kurban giderek öldüğü belli değildir. En yakın örnek, bugünkü
Papa’dan önce Papa seçilen ve sadece 33 gün Papalık yapabilen I. John Paul’dur.
Vatikan
uzmanı araştırmacı David
Yallop’un belgeleriyle açıkladığına göre bu Papa Vatikan’ın içindeki
bir “Konspirasyon=Fesat Örgütü” ile “P2 Mason Locası”nın
ortak girişimiyle öldürülmüştür. Vatikan’da gece sapasağlam yatıp
sabaha ceset olarak kaldırılmak su içmek kadar olağan bir
durumdur.Vatikan’ın özellikle 2 Dünya Savaşı sırasında güçlendirdiği müthiş
bir istihbarat ağı vardır. Vatikan’ın içinden çeşitli ulusların -başta
Fransa, Polonya ve Almanya- istihbarat örgütleriyle birlikte çalışan
Kardinaller çıkmıştır. Bunlardan bazıları daha sonra Papa
yapılmışlardır. Örneğin 1978’de eceliyle ölen Papa 6. Paul, gizli
istihbarat örgütleriyle içli dışlı olmuş bir Kardinal olarak tanınıyordu.
Vatikan “Kirli” işlerinde daima taşeron kullanan bir devlettir. Bu pis
işleri temizlemek Mafia’nın görevidir.Vatikan’ın
siyaset aleminde de yarı-gizli yarı-resmi desteklediği partiler ve
siyasetçiler vardır. Bunlara en iyi örnekler Almanya’daki CDU/CSU
(Hıristiyan Demokratlar) ve İsviçre’deki CVP (Hıristiyan Halk Partisi)
çizgisidir. Vatikan’ın bu ve diğer bir çok siyasi yapıyla, örneğin öğrenci
ve işçi kuruluşlarıyla, organik bağları vardır. Vatikan, BM’de,
UNESCO’da, FAO’da, AB’de ve OAS (Amerika Devletleri Örgütü) de
“gözlemci” statüsündedir.“Vatikan nedir?” sorusunun gerçek yanıtı da işte bu
ilişkilerdedir. Vatikan, ekonomi-politiğiyle “Devlet Sosyalizmi”ni uygulayan
-kendisi sosyalizme karşı olsa da- bir Kilise Devleti’dir.
Toplumsal-Tarihsel bağlamında ise işlevleri itibarıyla “Dogmatik-Dinci” bir
devlettir. Bu özelliğiyle de günümüzde çok sık kullanılan
Fundementalizm’in (köktenciliğin) çağımızdaki en eski ve en güçlü
temsilcisidir. Gerçekten de
Vatikan, Dünya’da devlet çapında örgütlenebilmiş ilk
Fundamentalist Tanrı-Krallığıdır.
İnanılması güç sırları, gizli geçitleri, şifreleri ve yeraltı yollarıyla
Vatikan,tam anlamıyla Dünya’nın en “esrarengiz” devletidir
En iyimser deyişle
Vatikan, Papalarıyla birlikte anılan, Papa’nın yaşadığı yer diye bilinen
minik bir devlet olarak tanınmaktadır. Kuşkusuz bu kısa açıklamada doğruluk
payı vardır ama çok, hem de çok eksik bir tanımlamadır bu. Eksik bilgilenme
ise, herkes kabul eder ki, hiç bilgi sahibi olmamaktan daha sakıncalı ve
tehlikelidir. İşte Türkiye’de Vatikan’la ilgili bu eksik bilgilendirmeyi
biraz olsun giderebilmek amacıyla “Vatikan Nedir?” sorusuyla girmekte yarar
görüyorum.
VATİKAN DEĞİL LATERAN
Günümüzde Vatikan diye
bilinen yerleşim alanı yeryüzündeki tek “Tanrı-Kenti” statüsündedir. Vatikan
bu özelliği nedeniyle “Kutsal-Kent”tir. Bu Tanrı-Kenti aynı zamanda bir
“Devleti” içinde barındırır. Vatikan yeryüzündeki tek “Tanrı-Kenti ve
Devleti”dir. Vatikan’dan başka “Tanrı-Devleti” yani “Teokrasi” yoktur, fakat
halen de kutsal sayılan bir çok kent vardır. (Örneğin, Kudüs,
Kom, Hinduların, Budistlerin ve Şintoistlerin
kutsal kentleri gibi).Vatikan’ın bugünkü statüsü 1870’de İtalya’da bulunan
Papa-Devletleri’nin, İtalyan Ulusal Birliği’nin kurulabilmesi amacıyla ilga
edilmeleriyle başlamış ve son hukuki şeklini Faşist Diktatör
Mussolini ile Vatikan’ın Dış İşleri Bakanı Kardinal
Gaspari arasında 26 Ekim 1926’da imzalanan “Concordat”
(Mukavele) ile almıştır. Böylelikle Vatikan İtalya’da “devlet içinde devlet”
statüsü edinmiştir. Vatikan’a tüm girişler Roma’nın sınırlarından
yapılabilmektedir. Diğer bir deyişle Vatikan, İtalya Devleti’nin tüm
haklarından yararlanabilen fakat kendi bayrağına ve egemenliğine sahip ayrı
bir devlettir.Vatikan adı, ilginçtir ki, Hıristiyanlığın ilk 1350 yıllık
döneminde hiç ağıza alınmamıştır. Çünkü 1267’ye kadar böyle
kutsal sayılmış bir yerleşim alanı yoktu. O zamana kadar Papalar Vatikan’da
değil Lateran diye bilinen yerleşim alanında otururlardı.
Papalar yaklaşık 1000 yıl buradan yönetmişlerdi Katolik alemini. 14.
Yüzyıl’da Papalar, Fransa’nın şimdi tiyatro şenlikleriyle tanınan
Avignon şehrinde yaşamaktaydılar. Bunlar Hıristiyanlığın en
tartışmalı Papalarıydılar. Fransa kralları tarafından korunan bu Papalar 13.
Ve 14. Yüzyıllara damgalarını vurmuşlardı. Papaların Vatikan’a
geçişleri 1377 yılında, Avignon’daki
Papaların sultasının yıkılmasından sonra olmuştur. Bu nedenle “Lateran
Kilise Kararları” daima Vatikan kararlarına öncelik sağlamıştır. Bugünkü
Vatikan’ın tesisi sırasında da yine Lateran
Sözleşmeleri (Treaties) rol oynamıştır.
MİNİK DEVLET=BÜYÜK GÜÇ
Bugünkü Vatikan, yerleşim
alanı itibariyle, kalın surlarıyla birlikte 44 hektarlık bir alanı
kaplamaktadır. Çevresindeki surlar bir saatte dolaşılabilir. 1527’de
İspanyolların işgaline uğrayan Vatikan’ın yıkılan surları ve binaları
yeniden inşa edilmişlerdir. Vatikan’ı İsviçreli Katolik askerler, geleneksel
giysileri içinde korumaktadırlar. Ünlü Devlet kuramcısı
Makyavel, aynı zamanda “prens” olan Papaların kendilerini paralı
asker olan İsviçrelilere korutmasını sert bir dille eleştirmişti. Ona göre
bu paralı askerler, kendilerine daha fazla para veren düşmanlara Papa’yı
satabilirlerdi. Makyavel’in dediği doğruydu.
Nitekim bir kaç kez Papalar, İsviçreli askerlerin ihanetine uğramışlardı.
Ama yine de Papalar kendilerini İsviçreli paralı askerlere korutmaktan
vazgeçmemişlerdi. Nedeni de çok ilginçti. İsviçreli paralı askerler ihanet
etseler bile Vatikan’ın hiç bir sırrını açıklamıyorlardı. Vatikan’ı gizemli
bir Kilise-Devleti yapan budur işte. Öğretiye göre “Vatikan’da öğrenilen
sırlar öbür dünyada bile açıklanmaz.” Vatikan’ın sırlarını açıklayanların ve
nesiller boyunca ailelerinin canları ve malları güvenlikte olmaz. Çünkü
Vatikan gerçekten de inanılması güç sırları barındıran, gizli geçitleri,
şifreleri ve yeraltı yollarıyla tam anlamıyla “esrarengiz” sayılan bir
yerdir ve bu şöhretini de yüzlerce yıldır sadece kendisine sakladığı
sırlarının başkalarınca öğrenilebilmesini önleyerek edinmiştir.
SİYASİ VE DİNSEL YAPTIRIM SAHİBİ
Vatikan, kendi pasaportu,
kendi devlet kuruluşları ve bürokratları olan bir devlettir. Nedir ki, bu
devleti diğer devletlerden ayıran temel
farklılıklar vardır. Bunları kısaca sayalım.Vatikan Devleti’nin gece
yerleşik nüfusu 600 kişidir. Bu sayı sürekl i konuk sayılan kişilerle
birlikte 1014 olur. Gündüz nüfusu ise 3599’a yükselir. Bunlar
Vatikan’da görev yapan işçiler ve diğer memurlardır. Vatikan Pasaportu
bizzat Papa tarafından verilir. Bu pasaport geçicidir. Vatikan istediği
zaman tek taraflı olarak iptal edebilir ya da
hiç vermemiş gibi kayıtlardan çıkartabilir. Pasaportun özelliği hiç bir ırk ya da milliyet gözetilmeden verilebiliyor olmasıdır.
Ne var ki tek koşulu, pasaport alacak şahsın Katolik Kilisesi’ne kayıtlı
dindar olarak tanınmış bir Katolik olmasıdır.Vatikan’da altı dikkatle
çizilmesi gereken bir özellik vardır. Çoğunlukla devlet olarak bilinen
Vatikan ile “Papalık Makamı” bir ve aynı (özdeş) sanılmaktadır. Bu eksik
bilgilenmedir. Papa, Katoliklerin başı olarak yeryüzündeki tüm Katoliklerin
“Kutsal Pederi”dir, ama sadece ve sadece Vatikan Devleti’nin Devlet
Başkanı’dır. Tüm Katolikler’in “Devlet Başkanı”
değildir. Bu görevinde Papa’nın bir Başbakanı, bir Senatosu ve Bakanları
vardır. Bunlar da siyasi yaptırımları itibariyle sadece Vatikan’la tanımlı
ve sınırlıdırlar. Ancak, dinsel yaptırımları itibariyle tüm Katolikleri
bağlarlar.
VATİKAN DEVLETİNİN BEYNİ “CURİA”
Devlet ve siyasi erk olarak
Vatikan’ın en önemli ve güçlü kurumu, “Curia”dır.
Bu kurum Devlet olarak Vatikan’ın beynidir.Vatikan’ın 1983’de kabul edilen
en son Anayasası’nın (Code of
Canon Law) 360. paragrafında Curia,
“Papa’nın adına ama Kiliselerin hayrına ve yararına çalışma yapmakla yükümlü
kılınmış bir kurumdur.” Curia, Papalık Sekreteryası (Devlet Bakanlığı); Kilise Kamu İşleri
Konseyi (CPAC); Katolik Cemaatleri (Congregations);Yargı
Kurumları ve diğer enstitülerden oluşmaktadır. Curia’yı
oluşturan bu bakanların, deyim yerindeyse “sinir sistemi” Kilise Kamu İşleri
Konseyi’ dir. Vatikan’ın yukarıda sözü edilen
Anayasasına göre Curia, çok önemlidir ki,
“Dini / Ruhani” bir kuruluş olarak değil, tartışmasız “Dünyevi /
Seküler” bir kuruluş olarak bizzat Tanrı tarafından değil, bizzat
insan tarafından oluşturulmuş bir birim olarak kabul ve tasdik edilmiştir.
Dolayısıyladır ki, Vatikan’ın bu dünya ile ilgili tüm işleri, başta da
siyasi, diplomatik ve ekonomik kararlarla, uluslararası ilişkileri “Dinsel”
değil, “Dünyevi” olan bu kurum aracılığıyla ele alınır ve yönlendirilir.Curia
ilk kez 1605’de diğer ülkelerdeki Kardinal Büyükelçileriyle çalışan Devlet
Bakanlığı olarak kurulmuş, daha sonra 1721’de kendi içinde tüm Papa
Devletlerinin Başbakanlığı adı altında bir makama sahip olmuştur. Papalığın
Başbakanı aynı zamanda Dış İşleri Bakanıdır. Şunu da belirtmek gerekir ki
Curia, Tanrı tarafından öngörülmüş bir kurum olmadığı için gerekli
görüldüğü takdirde Papa’nın emriyle ilga edilebilir.
KUŞBAKIŞI VATİKAN
Vatikan’daki
“Tanrı-Devleti”nde irili ufaklı 200’den fazla bina vardır. Vatikan’ın üçte
biri bina, üçte biri park ve üçte biride kaldırımdır. Papalık makamının
bulunduğu yere Roma’yla Vatikan’ı ayıran ünlü
Bronz Kapı’dan girilir. Vatikan “Kent ve Devleti”ne giriş ise Bronz Kapı’nın
yaklaşık 300 metre kadar sağında yer alan Saint Anne Kapısı’ndan yapılır.
Araçlar ve halk Vatikan’a ancak buradan giriş yapabilirler. Kapılarda
İsviçreli Muhafızlar beklerler. Dilerlerse kimlik denetimi yapabilirler;
içeriye sokup sokmamakla serbesttirler. Bronz Kapı ise sadece önemli
törenlerde açılır. Bu kapıdan içeri girildikten yaklaşık 150 metre kadar
ileride genişçe bir avlu ile buna bakan mahzeniyle birlikte beş katlı bir
saray bulunur. Papalar işte burada otururlar. Pencereleri Vatikan’ın ve
dünyanın en ünlü ve görkemli binasına bakar. Bu bina St. Peter Kilisesi’dir.
70.000 metre karelik bir alanı kaplayan bu Kilise, Vatikan “Tanrı-Kent”in en
yüksek binasıdır.Bronz Kapı’nın tam karşı sınırında, Papa’nın helikopteri
için yapılmış olan küçük iniş pisti vardır. Onun sağında Vatikan Radyosu,
onun yanında da yabancı öğrencilerin kaldıkları yurt binası yer almaktadır.
Bu iki binanın arasında park bulunur. Park’ın ucunda “Curia”
sarayı vardır. Devlet olarak Vatikan buradan yönetilir. Parkın diğer alt
yanına doğru İlahiyat Akademisi (Kardinaller Koleji) bulunur. Burası bir
bakıma Papalığın Senatosu gibidir. Kolejin önünde Vatikan Müzesi, yanında
paha biçilmez arşiviyle Vatikan Kütüphanesi yer alır. Bunlara bitişik binada
Vatikan’ın “Laik Konsey” binası vardır. Vatikan’da bir de işçi sendikası
vardır ve o da bu binadadır. Papanın sarayının uzantısında ise Vatikan
Bankası bulunur. Az ilerisinde de Vatikan’ın resmi yayını olan “Osservatore Romano” gazetesinin yönetildiği bina vardır.
PAPA 2. JOHN PAUL’Ü TAHTA OTURTAN ÖRGÜT
Ölen
Papa’nın yerine seçilecek olan Kardinal’i, Papalığın Senatosu sayılan
Kardinaller Koleji’nin üyeleri belirlerler. Ancak tüm Kardinaller bu seçime
katılamazlar. Yaşları genellikle 80 ve daha yukarı olanlar bu zor ve
meşakkatli seçime dayanamayacakları gerekçesiyle oy kullanmaya çağrılmazlar.
Kardinaller Koleji’nde bazı değişiklerle -örneğin ölüm, hastalık, bunama-
110 ile 120 arasında Kardinal bulunur. 2. John Paul’un seçimine 111 kardinal
katılmıştı. Papaların seçimi Sistine Chapel denilen
küçük kilisede yapılır. Papanın ölümünden sonra çağrılı olan Kardinaller
bu küçük kiliseye alınırlar ve Papayı seçinceye kadar bir daha dış dünyayla
görüştürülmezler. Bu seçim bazen günlerce bazen haftalarca hatta aylarca
sürer. Ve Papanın seçildiği bu küçük kilisenin bacasından tüttürülen beyaz
dumanla dünyaya duyurulur. Dumandan sonra karar değiştirilemez. Kim
seçilmişse tüm Katolik aleminin ona itaat etmesi gerekir. Böylece 900 milyon
insana sözünü geçirtecek olan bir önder sadece 100 kadar yaşlı insanın
verecekleri oylarla seçilmiş olur.
Papalar Teslis’de (Trinite)
yeralan Kutsal Ruh tarafından İsa’nın Havarileri’nin en büyüğü ve ilk
Papa kabul edilen Aziz Peter’in vekili olarak seçilirler.
Papa seçiminde oy
birliği değil oy çokluğu aranır.Papalık seçimlerinde Vatikan’ın tüm iç
dengeleri ve uluslararası siyaset çok önemli bir yer tutar. Gerçi
inanca göre Papa’yı Kutsal Ruh seçiyordur ama gerçekte
CIA’sından
KGB’sine ve MOSSAD’a
kadar tüm istihbarat örgütleri de Kutsal Ruh’un seçiminde parmak
oynatıyorlardır.
Örneğin 2. John Paul adını
alarak Papa olan Krakov Kardinali
Karol Wojtyla (Voytila) hiç kimsenin favorisi olmadığı halde Papa
seçilivermişti. Bu nedenle 2. John Paul’un “Olağanüstü” bir gücü olduğuna
inanılmıştı.
İsviçreli parlamenter
ve toplum bilimci Jean Ziegler’in dediğine göre
OPUS DEI kendisiyle Komünizm kadar mücadele edilmesi gereken, gizli
çalışan aşırı sağcı bir harekettir. Ve işte Polonyalı Kardinal, şair ve
aktör Karol
Wojytla’yı, Papa 2. John Paul olarak
Vatikan’daki tahta oturtan bu örgüttür. Karol,
Papa seçilince Cizvitlerin başı Peter
Pedro Arrupe hemen muhalefete başladı. OPUS DEI tarafından
seçtirilen Papa’yı tanımamakla tehdit etti. 1983’e kadar Cizvitler 2.
John Paul’a karşı muhalefet ettiler. Bu arada Papa’ya
suikastler düzenlendi. Portekiz’de oturan
Arrupe’nin taraftarı bir papaz, Papa’yı tahtında otururken bıçakla
saldırarak öldürmek istedi. Papa ise OPUS DEI’nin
Vatikan’da tüm dizginleri eline alıncaya kadar bekledi. 1983’te
Cizvitlere karşı taarruza başladı. Kişisel yetkisini kullanarak
Cizvitlere yeni bir önder seçilmesini sağladı. Bu, 54 yaşındaki Hollandalı
Cizvit Hans Kolvenbach’dı.
Bu seçimde Papa’nın adamı diye bilinen Kolvenbach’ın
seçilmesi Cizvitleri yeniden ateşledi. Bu kez doğrudan OPUS
DEI’yi hedef alan saldırılara başladılar. Ve OPUS
DEI’yi, aynen, Katolik Kilisesi’ndeki Mason Locaları olarak
tanımladılar. Buna karşılık Papa da onları Latin Amerika’da Marksistlerle
dayanışma halinde olmakla suçladı. Papa bir risale yayınlayarak
Marksizmi kınadı. Cizvitler de buna karşı Papa’nın Latin Amerika’daki
kapitalist sömürüyü, adaletsizlikleri ve işkenceleri
görmemezlikten gelmekte olduğunu ve yoksulları insan yerine
koymadığını vurguladılar. Konu daha sonra İnsan Hakları tartışmalarına
geldi. Cizvitler ısrarla insan haklarını savundular. Papa da köşeye
sıkışınca Vatikan’ın daima insan haklarından yana olduğunu yayınladığı bir
risaleyle tekrarladı. Tartışma büyüdü. Bu arada Papa, tarihte ilk kez olarak
doğrudan OPUS DEI üyesi olduğu açıklanmış olan bir gazeteciyi, 48 yaşındaki
ABC gazetesinin Roma muhabiri İspanyol asıllı Joaquin Navorro-Valls’ı Vatikan’ın
basın sözcüsü yaptı. Böylelikle sadece Kardinallere ayrılmış olan böylesine
önemli bir göreve tarihte ilk kez dinadamı
olmayan, Laik bir kişi atanmış oldu. Papa, ayrıca, 1984’e kadar Cizvitler
tarafından yönetilen Radyo Vatikan’ın başına da yine Laik bir şahsı
atamıştı.
OPUS DEI’NİN KURULUŞU VE MİSYONU OPUS DEİ
(Tanrı’nın İşleri) adlı gizli örgüt 2 Ekim 1928
de Madrid’te kurulmuştu. Kurucusu sıradan bir
papazdı. Adı, Jose Maria
Escriva de
Balaguery Albas’tı. Escriva’nın amacı din adamlarını değil, ama en az
onlar kadar Katolikliğe sadık Laik iş ve meslek sahiplerini
biraraya getirerek Papa’ya Vatikan dışında destek olacak varlıklı ve
iyi eğitim görmüş elit bir kadroyu oluşturmaktı. Oluşturdu da.
Böylelikle Vatikan’a bağlı fakat onun içinde yer almayan ilk Laik muhafızlar
örgütü kurulmuş oldu. Doktorlar, işadamları, gazeteciler, yazarlar,
avukatlar, mimarlar vb. vb. bir arada OPUS DEI için çalışmaya başladılar.
Çeşitli ülkelerdeki aynı meslek sahipleriyle ilişkiler kurdular. Bu
ilişkileri sağlayabilmek için iki anahtar kavram seçmişlerdi. Kendisini
uygar, barışsever ve eşitlikçi, demokrat kabul eden hiç bir aydının
bunlardan sakınması mümkün değildi. OPUS DEI bu kavramları kullanarak bir
çok ülkede konferanslar, seminerler ve toplantılar düzenledi. Böylece
oluşturulan “Dayanışma” grupları gerçekte tek amaca hizmet ediyordu: OPUS
DEI’nin Vatikan içindeki yerini güçlendirmeye.
DİKTATÖRLERE OPUS DEI DESTEĞİ
Escriva, Diktatör Franko’ya çok yakın bir
dinadamıydı. OPUS DEI vargücüyle onu
destekledi. Karşılığında da Franko Kabinesinden 10 Bakanlık aldı. Böylece çok
büyük bir servet edinme şansını elde etti. Bu sermayeyle yeni ve
uluslararası şirketler kurdurdu. Özellikle İspanya’nın turizm
sektöründeki gelirlerinden büyük pay almaya başladı. Daha sonra inşaat
sektörüne girdi. Sonra da Eğitime. Çeşitli ülkelerde okullar açmaya
başladı. Halen
OPUS
DEI’nin dünyada 428 üniversitesi ve sayısız okulu vardır. Peru,
Kolombiya ve Guatamala’da yatırımlara başladı. Daha sonra da Şili
de General Pinochet ile temas kurdu. Bu
diktatörü de sonuna kadar destekledi.
PAPALIĞA HİZMET EDEN AHTAPOT
Escriva
ilk kez 1950’de Vatikan’ın dikkatini çekebilmişti. Papa 12.
Pius,
Escriva’ya ve OPUS DEI’ye
Katolikliğe hizmet eden “Seküler Enstitü”
statüsü verdi. Daha sonra 1960 yıllarında Papa 23. John’dan ve sonraki Papa
6. Paul’dan da yakınlık gördü Escriva. Komünizme
karşı özellikle Polonya’da yürütülen gizli, yeraltı çalışmalarında
dinadamı olmayan meslek sahibi üyeleri çok çalıştılar. Böylece
Escriva, “Preletür” (Bölgesiz Dini
Yetkili) sıfatını kazandı. OPUS DEI bundan sonra daha da gelişti. İngiliz
araştırmacı Michael
Walsh’ın deyimiyle bu örgüte OPUS DEI değil
ACTOPUS DEI (Ahtapotun İşleri) denilmeliydi. OPUS DEI gittiği her ülkede
ilkin mesleğinde çabuk yükselmek isteyen hırslı, yerleşik ahlaki değerlere
önem vermeyen şahıslarla, kendilerini çok önemseyen fakat nedense adlarını
duyuramamış aydınları avladı. Özellikle Basın ve TV’de bunları destekledi.
Mesleklerinde adlarını duyurmalarını sağladı. Sonra da bunları kullanarak
ülkede her istediğini yaptırır hale geldi.
OPUS DEI’NİN ZÜRİHTE UYGULADIĞI USTA TAKTİK
Escriva
26 Haziran 1975’de öldü. Yerine yıllardır yanında bulunan Dr.
Diez
Sollano geçti. OPUS DEI artık uluslararası bir
güç haline gelmişti. Yaklaşık 80 ülkede 75.000 üyesi olduğu tahmin
ediliyordu. Protestanlığı ile övünen İngiltere ve Almanya ile Protestanlığın
kalesi sayılan Alman-İsviçresi’nde bile bu korkutucu Katolik örgütü
kendisine yer açmış ve Katolikliği yaygınlaştırmaya başlamıştı. Örneğin
İsviçre’nin Zürich şehri Protestanlığın kalesi olarak tanınırken şimdi
Katolikler’in egemenliğine girmişti. OPUS DEI ustaca bir taktikle
Zürich’e özellikle Katolik ülkelerden işçilerin gelmesini ve iltica ederek
yerleşmelerini sağlamıştı. Böylelikle kentin nüfusu 10 yıl içinde
Katoliklerin lehine değişmişti.
AHTAPOTUN TÜRKİYE’YE UZANAN KOLU
Görünüşte tam bir
Seküler örgüt gibi çalışan OPUS DEI gerçekte sadece Katolikliğin
egemenliğini temin etmeye uğraşıyordu. Bu gerçek
Escriva’nın bölge kumandanlarına gönderdiği ve
Non Ignoratis (Gözden Kaçmasın) başlıklı
mektubunun 1970’li yıllarda basına sızdırılmasıyla anlaşıldı.
Escriva mektubunda kendilerinin Seküler
sayılmalarının sadece bir taktik olduğunu ve tek hedeflerinin bu maske
altında Katolikliği egemen din olarak yerleştirmek olduğunu vurguluyordu ve
bu hususun gözden kaçırılmaması gerektiğini söylüyordu. OPUS DEI önderi
Escriva, Papa yaptırdığı 2. John Paul tarafından ölümünden 15 yıl
sonra Aziz yapılmak için sırada bekleyen 2000 kişinin önüne geçirildi.
Normal olarak 300 yıl beklenmesi gerekirken Escriva 15 yılda Aziz olma yoluna girdi. Halen
Vatikan’da en önemli kurumlardan biri olan “Hıristiyanlık-Dışı Dinler ve
İnançsızlar” Bakanlığını elinde tutan OPUS DEI bu kurum aracılığıyla
özellikle Müslüman ülkelerle ilişki kurmuştur. Türkiye’de de OPUS
DEI’yle iş ve ticaret ilişkileri içinde olanlar vardır hiç kuşkusuz.
OPUS DEI, vargücüyle tüm kiliseleri birleştirmeyi öngören Ekümenizm hareketini desteklemektedir. Bu nedenle
Vatikan tarafından hazırlanmış olan Ekümenizm
hareketi nedir bunu bilmekte yarar vardır.
VATİKAN’IN TÜRKİYE’Yİ NASIL GÖRDÜĞÜNÜ ORTAYA KOYAN AÇIKLAMA
13 Kasım’da Papa 2. John Paul
Ermenistan Kilisesi’nin başı 2. Karakin ile
Vatikan’da bir görüşme yaptı. Bu görüşmeden sonra Papa’nın yaptığı açıklama
Türkiye’yi ve Türkleri hedef alan en ağır hakaretleri içeriyordu ve
Vatikan’ın Türkiye’yi nasıl gördüğünü apaçık ortaya koyuyordu. Papa yanına
2. Karakin’i alıp yaptığı açıklamada 20 Yüzyıl’da
yaşanmış olan tüm soykırımların sorumlusu olarak Türkleri göstermiş ve
lanetlemişti. Yıllardır Vatikan’ı şakşaklayanlar
bile bu açıklama karşısında şaşkınlığa sürüklendiler. Milliyet Gazetesi
“Papa Bunadı” diye başlık attı.
UYUMAYALIM !
Gazeteci-yazar Aytunç Altındal şöyle der:”Avrupa İslam alemini ve özellikle
Türkiyeyi saat be saat kontrol ediyor. Bugün Türkiyeyi Avrupa ve Amerikaya
rapor eden tam 21 kuruluş var. Bu kuruluşlarda 40-50 kişi var ve çok iyi
Türkçe biliyorlar...” Zaman gaz.3-12-1994.
Zülfü Livaneli
Milliyet’deki köşesinde;Amerika haber alma teşkilatı CIA’da üst düzey
görevde bulunmuş birisiyle CNN’de yapılan bir konuşmayı nakleder :
Proğramcı soruyor:”Eskiden Sovyetler
Birliğinde bir çok ajanınız vardı. Rusya ile dost olduk bu ajanlar çekildi.
peki bu ajanlar şimdi nerede? Çünkü siz ajanlara bir yere yığarsanız,orası
karışacak demektir. Söyleyin bakalım,hangi ülke karışacak?”
Yetkilinin hiç beklemeden verdiği
cevap:”Türkiye!”
Proğramcı:”Türkiye de nereden çıktı?”Yetkili:”Önümüzdeki
dönemde dünyanın en çok karışacak ülkesi Türkiyedir. Şu anda Türkiye,gizli
servislerin ajandasında 1 numaraya yerleşmiştir... Dünya ajanları o bölgede
(Güneydoğu ve Ege) toplandı.”