ÖNEMLİ NOT: BURADA GECEN CİN KELİMESİ KAFİR
OLAN CİNLERİ KASTETMEK AMACIYLA KULLANILMISTIR! MÜSLÜMAN OLAN CİNLERİN BU TÜR
İŞLERDEN UZAKTIR... CİNLERLE İLGİLİ BİLGİ İÇİN "CİNLERIN VARLIĞININ
İSPATI "ADLI
DOSYAMIZA TIKLAYABILIRSINIZ.
UFO`CULAR YAKALANDI
(5 Ekim 1991 tarihli Cumhuriyet
gazetesi`nin Bilim ve Teknik Dergisi )
İngiltere`de bugday tarlalarında bulunan "göksel" çizgileri ve şekilleri
yapanlar ortaya çıktılar. Bilim adamlarını uğraştıran ve UFO`cuların sahip
çıktığı olayın öyküsü..
"Şu anda, araştırmalarım sırasındaki en mükemmel
anlardan birini yaşıyorum. "Ünlü UFO araştırmacısı Pat Delgadoingiltere`de
Sevenoaks`daki buğday tarlasını gördükten sonra duygularını bu şekilde ifade
ediyordu: "Hiç bir insan bunu yapmış olamaz."
Delgado bu sözleri mükemmel bir şekilde yaratılmış
başaklara bakarak söylüyordu. Başaklar, saat yönünde hemen hemen mükemmel
bir daire biçiminde yere yatırılmıştı. Bu dairenin uzantısı olarak başka
şekillerde görülüyordu: Antenler, bir yarım daire ve bir şerit
şeklindeki uzun bir hat.Sevenoaks`ta görülen daireler, son on üç yıldır
Güneyingiltere`de görülen yüzlerce şekilden sonuncusuydu. Konuyu araştıran
ve yazılar yazan Delgado için bu dairreler üst bir zekanın var olduğuna dair
mükemmel bir kanıt sunuyordu.Ancak, Delgado`nun sevinci fazla uzun sürmedi.
Today gazetesinden muhabir Graham Brough, iki yer ressamının bu
şekilleri oluşturmasını izlemişti. 62 yaşındaki Davit chorley ve 67
yaşındaki Douglas Bower, Sevenoaks`taki şekli Brough başlarında
duruken oluşturmuştu. Bu ikili, Güneyingilter`de son on üç yıldır her
hasat zamanı yaklaşık 25 - 30 şekil yapıyordu.İkilinin açıklamaları, son yıllarda İngiltere`nin ve
tüm dünyanın ilgisini çeken gizeme bir açıklama getiriyordu. Bu dairelerin
nasıl oluştuğu konusunda çok ilginç fikirler ortaya atılmıştı: Uçan
daireler, elektromanyetik alan, atmosferdeki dalgalar bunlardan bir kaçıydı.
Oysa, şakacı ikilinin kullandığı yöntemin hiçbir
olağanüstü ya da olağandışı güçle ilgisi yoktu. 1,2 m boyunda bir tahta
çubuk ve ve bir top ip kullanıyorlardı. Bower, seçtikleri alanın merkezinde
duruyor ve çubuğu dik bir biçimde tutuyordu.ip çubuğa diz yüksekliğinde
bağlıydı. Chorley, ipi gergin tutarak Bower`in çevresinde döndüğü zaman,
başaklar yan yatıyordu.Chorley ve Bower ilk şekillerini 1978`de yapmıştı.
Amaçları buğday başaklarını yatırarak bir UFO`nun tarlaya indiği izlemini
vermekti. Ancak, yaptıkları çalışmalar üç yıl boyunca kimsenin dikkatini
çekmedi.ilk kez 1981 yılında bu şekiller basında yer aldı.ikilinin
yaptıkları itirafın nedeniyse, daireler araştıranların hükümetten maddi
yardım istemeleriydi.(m.a)
Bu görüntülerin görenleri "ruhî bozukluk" ya da
"psikolojik yapısı hassa kişiler" diye mi nitelendireceğiz?..
Elbette, hayır!..
Öyle ise... Bu konuyu sadece akşam gün batışında iki saat süreyle görülen
VENÜS olayına bağlamak, bize göre son derece havada kalan bir iddiadır...
Kesin olan husus şudur ki, ne isim verilirse verilsin,
aramızda ya da atmosferde veya güneş sistemi içinde yaşayan birtakım
canlılar vardır ki bunlar zaman zaman bize belirli görüntüler
ulaştırmaktadır...
Bizim bu konudaki en büyük hatamız ise, bu varlıkların
varlığını, ille de beş duyumuza ulaşacak biçimde, kabul etmekle
başlamaktadır...
Asırlar, bize, beş duyu ile tesbit edemediğimiz pek
çok şeyin, mevcudiyetini açıkladığı halde; geliştirdiğimiz teknolojilerle,
dün "yok" dediğimiz sayısız nesneye bugün "var" demek
mecburiyetinde kaldığımız halde; bunlardan hiç ders almayarak; hâlâ,
beş duyu ve elimizdeki teknoloji ile tesbit edemediğimiz şeyleri inkâr ve
tevil yollarına sapıyoruz ki, bu gerçekten büyük bir ayıp olmaktadır.
"UZAYLILAR"
dediğimiz bu varlıklar nelerdir?..
Bugüne kadar elimize geçmiş ve üzerinde gerekli ve yeterli inceleme yapılmış
biri olmadığına göre, kimse ispatlı bir bir şekilde uzaylılar şöyledir
diyemez... Ve başta da bahsettiğimiz gibi bu varlıkların uzmanı da olamaz...
Ancak, bu varlıkların elli yıl öncesine kadar
kesinlikle yok olup da bu süre zarfında mucizevi bir şekilde aniden ortaya
çıktıklarına inanamıyoruz.
Öte yandan, asırlar ve asırlardır insanlar yanısıra dünya üzerinde
varlığından sözedilen bir takım varlıklar mevcuttur ki, kimi toplum,
bunlara "hayâlet", kimi toplum "ruh", kimi toplumda "peri,
CİN, dev," gibi isimler vermiştir.
Çeşitli özellikleriyle kendini belli eden, bazen
insanlara yardım ediyormuş görünen, bazen de insanların iradelerini
zorlayıcı davranışlar ortaya koyan bu varlıklara, Kur`ân nâzil olduğu
devrede de "CİN" adı verilmiştir...Hangi eğitim ve kültür seviyesinde olursanız olun,
hangi şartlanma ile kendinizi bloke etmiş olursanız olun; inkâr
edilemeyen bir gerçek vardır ki, o da halkın büyük çoğunluğunun kabul ettiği
ve değişik isimler ile andığı, insan yanısıra mevcut olup, her an
algılanamayan bir takım varlıklar mevcuttur!..
Ne kişinin inkârı ile onlar yok olurlar, ne de kabûlü
ile bir şey kazanırlar!.. Hattâ insanların onları inkârları, bilâkis çok
daha geniş bir alan açar onlara!..Çünkü, görmekteyiz ki, çoğunlukla
insanlarla eğlenen. alay eden, aldatan olmadık hayâller peşinde koşturan bu
varlıklar, ne isimle anarsak analım, genelde hep insanlara hükmetmekten
zevk alan bir türdür!...
Esasen, maddi bir bedenle kayıtlı olan insanlara
karşı, beden sınırlamalarından uzak bu varlıkların, başka türlü olmaları da
beklenemez!.. Ellerinin altında istedikleri gibi hükmedebilecekleri;
istedikleri gibi kandırıp eğlenebilecekleri sayısız insan mevcutken, onların
böyle bir fırsatı değerlendirmemeleri elbette mümkün değildir...
Nitekim, bu gerçeğe Kur`ân-ı Kerim, 6.
sûrenin 128`inci âyetinde şöyle işaret ediyor:
"... Ey CİN TOPLULUĞU, İNSANLARIN EKSERİYETİNİ
HÜKMÜNÜZ ALTINA ALDINIZ!.."
Evet, ister "UZAYLI" deyiniz; ister eskilerin
ve dini terminolojinin kullandığı ismiyle yâni "CİN" adıyla
anınız; bu varlıkların en büyük özellikleri, insanları hükümleri
altına alarak, onları gerçeğe ters düşen fikirler ve davranışlar
içine sürüklemeleridir...
"CİN"
denen göze görünmeyen, elle tutulamayan varlıklar çeşitli toplumlara,
toplumsal şartlanmalara uygun fikirler ve değerlerle yaklaşarak, onları
hükümleri altına alırlar. Kimin, hangi hususta eğilimi var ise, o yolda
fikirler ve görüntüler ile kendilerine bağlamaya çalışırlar.
Genelde, çok büyük bir çoğunluğa hâkimiyetleri
kendilerini bildirmeden ve farkettirmeden olmaktadır.
Hükmettikleri kişiler genelde ya İslâm inancını kabul
ettiğini söyleyen kişlerdir, ya da İslâm inancını kabul
etmeyenlerdir...
İslâm inancını kabul etmeyenleri kandırma şekilleri, öldükten sonra tekrar
dünyaya gelineceği esasına dayanan inanç türleridir...
Kendilerini UZAY`dan, başka galaksi veya sistemlerden
gelmiş varlıklar olarak tanıtmaları son devrin en büyük zevk
konularıdır.
Gerçekte bu varlıklar, dünya atmosferi içinde veya dünya üzerinde
yaşamaktadırlar. Son derece zeki ve hareket kâbiliyetine sahip oldukları
için, insanları bu yönleri dolayısıyla çok rahat kandırabilmektedirler.
İnsanları kandırma metodları hep insan beynine
yolladıkları dalga impulslar şeklinde olmaktadır. Kişiler bu impulsları
frekansına göre, görüyorum veya işitiyorum diye değerlendirmektedirler...
Oysa çok büyük bir çoğunlukla ne görmek mevcuttur, ne de işitme!.. Bu
yüzden de böyle bir etki altındaki kişinin algıladıklarını algılayamamakta
ve onun hâlini inkâr etmektedirler!.. Bunu bir misâl ile açıklamak
gerekirse, uyanık rüya görmek diye ifade edebiliriz...
İslâm dışı inanışlara sahip olanları kandırma yolları en çok ruhlarla
görüşme ve uzaylılarla görüşme tarzını kullanmaktadırlar...Genellikle saf yaradılışlı bu kişiler, belirli bir
kültürden mahrum oldukları için, gerçekte uzayda başka galaksilerden
gelenler vermiş sanmakta ya da ölmüş yakınlarıyla görüştüklerini
zannetmektedirler... Bu hususu ilerideki ilgili bölümde daha da tafsilatlı
olarak ve delilleriyle anlatmaktayız.
Kendilerini UZAYLI VARLIKLAR olarak tanıtmakta
olan CİNLERİN yalanlarını açık seçik şöylece ortaya
çıkartabilirsiniz:
Size, somut bir araç - gereç - cihaz vermelerini
isteyiniz!... Bunu asla gerçekleştiremeyeceklerdir!..
Çünkü, kendilerini
"UZAYLI" tanıtan
"CİN" diye bilinen bu varlıkların, insanların hayâl gücü üzerinde
tasarruf etmekten öteye yolları geçmez!...
Daima beyin yapıları hassas kişileri bulup, onların
hayâllerini etkileyerek çeşitli imajlar oluştururlar; ve îcabederse de
onların vehmini tahrik ederek, olmayan şeyleri varmış gibi göstermek
sûretiyle korkularını etmek yoluyla, tasarruf altına alıp, hükmederler!..
"UZAYLI"
olarak kendini tanıtan bu "CİN" isimli dalga yapılı varlıklar,
sürekli vaadler ederler; geleceğe dönük sayısız iddialarda bulunurlar;
kişilere kendilerinin "MEHDİ" veya "MESİH" veya insanlığın
beklenen önderi olduklarını telkin ederler; "ALTIN ÇAĞ" vaad ve
hayâlleri sunarlar; hattâ bazen belirli sene rakamları verirler..
Sonra o sene gelip, dedikleri çıkmadığı zaman da, "şartlar oluşmadı,
vazifenizi tam yapamadınız, onun için de ileriye atıldı"
diyerek yalanlarını örtüp; yeni hayâl balonları şişirirler...
Çeşitli "uçan daire, balon, insanımsı"
görüntüler veren ve kendilerini hep "UZAYDAN GELEN varlıklar" olarak
tanımlayan bu varlıklara kanmak sadece bu konuda bilgisizliğin ve ilmi
verilerden haberdar olmamanın sonucudur.
Yalan - yanlış bilgiler vermek ve aslı olmayan
hayâllerle insanları kandırıp peşlerinden sürüklemekten başka yetileri
olmayan bu UZAYLI(!) varlıkların, o kadar çok insanları kandırma yolları
vardır ki, bunları tek tek sıralamak hayli güçtür...
Bu sebeple, diyeceğiz ki;
İster karşınıza, "UZAYLILARIZ" diye gelsinler;
isterse de geçmişte yaşamış "evliya veya azizleriz" diye gelsinler,
biliniz ki bunlar kesinlikle, eskiden haber verilmiş olan şeytânîyet vasıflı
CİNLERDİR!..
Daima, insanların vehmini tahrik ederek, var
olmayan şeyleri varmış gibi göstererek; sürekli vesveselerini,
kuruntularını tahrik ederek, onları ellerinde kukla vaziyetine düşürmek
isterler...
Bu varlıklardan korunmak istiyorsak, önce onların foyalarını ortaya çıkarmak
zorundayız!.. Ki, böylece gerçeği görelim; bu da konuştuklarının yalan
olduğunun, vaadlerinin yalan olduğunun ortaya çıkması suretiyle olur...Eğer
bir süre içinde sizi kandıramadıklarını görürlerse, zaten kendilerini açık
edecekler ve böylece ne oldukları da ortaya çıkacaktır .Ayrıca bu gibi durumlarda, yukarıda bahsettiğimiz
duayı çokça okumak suretiyle çevrenizde bir dalga koruyucu kalkan da
oluşturabilirsiniz ki, tecrübelerimize göre bunun, CİNLERİN foyasının
ortaya çıkmasında çok büyük yararı vardır...İnanmayanlar tarafından alay konusu olacağını
bilmemize rağmen, kesin olarak ifade edelim ki bütün bu uçan daireler veya
bu uçan dairelerle gelen kişiler görüntüsünü verenler, hakikatte "CİNLER"den
başka bir yaratık türü asla değildir!..
Eski devirlerde, Anadolu`nun veya Batı`nın köy
yollarında veya mezarlıklarında perili evler(!)de ve tenha yerlerde
insanlara çeşitli görüntilerle insan ya da hayvan şekillerinde görünen
CİNler; günümüzde de, eskiye inanmayan ve eskiyi hor gören insanları aldatıp
kendilerine tabi kılmak ya da onların bu şekildeki eğilimleriyle eğlenmek
amacıyla, uçan daireler şekillerinde gözükerek yeni bir usul tatbik
etmektedirler...Ve CİNLER, bu yeni usullerle insanları
kandırırken, âdeta kendilerine inanmayan, kendileriyle alay eden, veya
kendilerini yok sayan insanlarla alay etmekte ve onlardan bir çeşit intikam
almaktadırlar...
Bu uçan daireler görüntüsü ile köy yolunda gece yarısı yürürken aniden acaib
bir şekilde karşılaşan insanın gördüğü arasında hiç bir fark yoktur...İkisi
de, normal diye kabul edilmiş bulunan insanın göremediği, iki ayrı tipte
görüntüdür...Materyalist bir tıb adamı, her ikisini de hallusinasyon diye kabul eder...
Madde ötesine inanan bir kimse için ise, gerçekte ikisi de birdir...Kur`ân`da "CİN" diye belirtilen veya başka bir yerde başka bir tâbirle
anılabilen; maddi yapısı olmayan, fakat zaman zaman madde görünütüsü
verebilen bir takım yaratıkların kâh köy yollarında hayvan veya insan
şeklinde görüntü vermesi, kâh uzayda veya duvar üzerinde bir uçan daire ve
bu uçan daireden inen insan tarzında görünmesi...ikisi de her halükârda aynı
neticeye çıkmaktadır...
Daha önce de açıklamaya çalıştığımız gibi, CİNler, istedikleri anda
ve yerde, arzu ettikleri bir şekilde insanlara madde ötesi olan yapılarını
maddi görüntüsüyle gösterebilirler...
Tıpkı televizyonda ekran üzerinde seyrettiğimiz
elektromanyetik dalgaların, henüz ekrana dönüştürülmesinden önce, havada
görünebilmesi hali gibi... Düşünün ki, televizyonda seyrettiklerinizi,
aynen televizyon ekranında değil de, boşlukta seyerediyorsunuz...
Yâni bir takım elektromanyetik dalgaların sahip olduğu
görüntüyü ekranda değil de boşlukta seyrediyorsunuz...
Burada ister istemez aklıma, bir süre önce okumuş
olduğum bir Allah Rasûlü buyruğu geldi ki, hatırımda kaldığına
göre, anlam olarak şöyle idi... Ki bu açıklama ehlince bilinir...
-"Dünyanın son devirleri yaklaştığında, CİNler
yeryüzünde görünmeye ve insanlarla çeşitli şekillerle temas kurmaya
başlayacaklardır..."
Evet, bu konu bize ister istemez bu açıklamayı
hatırlattı... Siz ister, bu olaylar ile bu açıklama arasında bir ilişki
kurunuz, isterseniz kurmayınız!...Gerek dini kaynakların bildirdiklerine, gerek tasavvuf
ehlinin açıklamalarına ve gerekse tefekkür sistemimizin oluşuna göre;
insan adıyla bilinen ve tanınan yaratık sadece dünya üzerinde
yaşamaktadır...İnsan tipinde "şuur" sahibi olarak ve insana
benzer bir yaşantıda sadece CİNler mevcuttur...
Bunların haricinde diğer gezegenlerde
dahi, insan ve CİN`e benzer
fizik - maddi bedenli yaratıklar mevcut değildir... Ve bu sebeple de
insanlık alemi, ilmini ne derece geliştirirse geliştirsin, müsbet ilme
dayalı olarak bu dünyalardan hiç birinde insan tipi madde bedenli varlık
bulamayacaktır!...
Bunların ötesinde insan tipi görüntü veren ya da başka
şekillerde görünen bütün yaratıklar ise tamamen CİNlerden ibaret
olacaktır.
Diğer gezegenlerde de hayatiyet ve canlılık vardır
ancak bu canlılık ve hayatiyetin ortaya çıkışı bazılarında beş duyuyla idrak
edebileceğimizin ötesinde ve bazısında da mikroskobik görüntülerdir... Bu
tipten bir canlılığın güneşte dahi mevcut olduğu misâl olarak verilebilir...
Uçan dairelere dair maddesel yapı ve çeşitli madeni
parçalar bulunduğuna dair iddialar ise, ki bu parçalar son derece ufak
olduğuna göre ışınsal yapıya sahip olan bu yaratıkların elektrik gücüyle
bazı madenleri değişik bir hale sokması şeklinde açıklanabilir... Meselâ
kömürün yüksek basınçla elmas olması gibi...
Bu konuda son ve kesin sözümüz, uçan daire veya bu
çeşitten bütün görüntüler tamamıyla CİNlere aittir, şeklindedir... Medyumluk
hâdisesinin bir başka görüntüsünden öte bir şey asla değildir...
"Muhyiddin
A`rabi"
İslâm
âleminde, İslâm’ın gerçeklerinden bazılarını açıkladığı için, o seviyeye
gelememiş dar görüşlü ve basit yapılı kişiler tarafından "kâfir" diye
nitelendirildi ve tâbiri câiz ise, "afaroz" edilmek istendi... Suçu;
herkesin erişemeyeceği seviyedeki gerçekleri, insanlığa sunmaktı!..
Batıda da
"Galile" diye bir adam çıktı. Ve "dünya dönüyor", dedi!.. Suç oldu
bu!.. Hem de büyük suç!.. Bu yüzden engizisyon mahkemelerinde sürüklendi!..
Dinsiz, dendi; sapık dendi; öldürülmek istendi!.. O da, devrinin dar kafalarının
gazâbına uğrayanlardan olmuştu; herkesin kolaylıkla erişemeyeceği bir gerçeği
insanlığa sunmak istediği için...Sebep her
ikisinde de ortak... İdrâk edemediğini farkedemeyen insanın inkârı!..
Ve bu sebeple de erişemediği gerçekleri "yok" sayması..Hemen her
asırda, binlerce defa teşekkül eden
bir hâdise bu...Onlar,
bir gerçeği açıklıyorlar; dinleyenler, kulak verenler ise hitabı kendi
seviyelerince değerlendirmeye çalışıyorlar ve netice hep aynı oluyor: inkâr!..
Ancak bir
gerçek daha var... Zaman`ın, onların haklılılğını ispat etmesi!..
Ama 10
sene, ama 50 sene, ama 100 sene!..
Ergeç insanlık onların dediklerini kabul ediyor ve gösterdikleri yoldan yürümek
zorunda kalıyor... Çünkü onların gösterdiklerinden gayrı yollarda yürüyenler,
daima çıkmaz sokak ile karşılaşıyorlar ve ister istemez geri dönüyorlar...
Dünyada
ilk defa bir şeyi ortaya atanlar, daima tenkit edilmiş, daima hor görülmüş ve
hattâ bu yüzden olmadık haraketlerle karşı karşıya kalmışlardır...İnsanlığın Rasûlü’ne
bile, dil uzatılmış; "deli", "sihirbaz", "büyücü" denilmiş
çeşitli iftiralar yapılmıştır.
Demek
oluyor ki bu, insanlığa bir şeyler hediye eden her kişi, başlangıçta, onlar
tarafından tepkiyle karşılanacaktır... Çünkü, onlara o güne kadar alışmadıkları,
hattâ hiç duymadıkları bir gerçek sunulmaktadır...
... Kabul edelim ki, bizim dışımızda,
yani insan türünün dışında, ne isim verirsek verelim, en azından bir ikinci tür
ile içiçe yaşamaktayız ve onlardan bize akan bir biçimde iletişim
kesinlikle sözkonusudur.
Bu tür varlıklar, beyin yapıları
hassas olan, "MEDYUM" denilen insanlara belli dalgaboylarından belli
impulslar göndermekte ve onların beyinlerinde belli fikirleri
oluşturmaktadırlar.
Netice itibariyle kendini türlü -
çeşitli mâhiyetlerde tanıtan bir kısım görülmeyen varlıklar mevcuttur.
KUR`ÂN-I KERİM,
bu varlıkları "CİN" ismiyle tanıtmış ve Hazreti Muhammed Aleyhisselâm
dahi bu "CİN"ler konusunda insanları oldukça geniş bir biçimde
uyarmıştır.
Kendilerini eskiden "RUH"
diye tanıtan ve genellikle de geçmiş evliyâların "RUHLARI" olduklarını
iddia eden bu "CİN"ler esas itibariyle daima gerçek hüviyetlerini
gizlemektedirler.
"Mevlâna" ,
"Yunus Emre", "Abdülkâdir Geylânî"nin kısa adı olarak KADRİ,
gibi takma isimlerle ilişki kuran bu varlıklar, İSLÂM’I ve TASAVVUF`u
bilmeyen kişilere, güya tasavvufun gerçeğini açıklamak amacıyla, ALLAH`ı
anlatmak amacıyla bir takım bilgiler vermek suretiyle işe başlamışlardır.
Ancak temel amaçları, insanları
İSLÂM İNANÇLARINDAN uzaklaştırmak olduğu için; kısa sürede, dinlerin ve
bu arada elbette ki İSLÂM DİNİ’NİN ARTIK geçersiz olduğunu empoze etmeye
başlamışlardır.
Bundan hemen sonraki aşama ise,
kendilerinin UZAYLI VARLIKLAR olduğu ve dünyayı onların perde arkasından
yönetmekte olduğu iddialarıdır.
1935 - 40`larda "RUH"
olduklarını iddia eden bu varlıklar 1960`lardan itibaren artık
"UZAYLI" varlıklar olduklarını ilân etmişlerdir.
1962 yılındaki ilk tebliğlerden
sonra, bu tebliğleri alan dernek tarafından yayınlanan "SÂDIKLAR PLANI ALTIN
ÇAĞ MİSYONU" isimli kitabın arka kapağında şunlar yazılıdır:
-Dünya planeti,
insanlığın
Altın
Çağ`da, izin ve bilgi verildiği ölçüde daha iyi ve açıkca anlayacağı bir
KOZMİK YÖNETİCİ KONSEY tarafından yönetilmektedir. Gerçekte, tüm Güneş
Sistemi planetleri, böylesine değişik KONSEYLER tarafından yönetilmektedir.
Ve GÜNEŞ SİSTEMİ YÖNETİCİ KONSEYLERİ, birçok ve birçok GÜNEŞ SİSTEMLERİNİN
tümümü birden yöneten bir SİSTEMLER YÖNETİCİSİ KONSEY’e, hiyerarşik yapıya
bağlıdırlar.
SÂDIKLAR PLANI,
Dünya Yönetici Konseyi’nin, kendilerinin deyimiyle "sağ kolu"durlar..."
Kendilerini önceleri RUHSAL PLAN, ORGANİZATÖR gibi tanıtan bu varlıklar,
zaman içerisinde isim değiştirerek UZAYLI VARLIKLAR olmuşlar ve önceleri
gerçekten bazı konularda ciddi ciddi izahlarda bulunmaya çaba gösterirken; daha
sonraları işi iyiden iyiye alaya, dalga geçmeye kadar uzandırmışlardır. Bunların
örneklerini daha ileri bölümlerde göstermeye çalışacağız.
NİÇİN, "CİN" OLDUKLARINI
SAKLIYORLAR?
1930`lardan
1986 Mayıs’ına kadar çeşitli gruplara verdikleri tebliğlerde kendilerini hep
“RUH” veya “UZAYLI” olarak tanıtan CİN’ler, ilk defa olarak bu
tarihte son derece açık ve net bir biçimde, KUR`ÂN-I KERİM`de "CİN"
ismiyle bahsedilen varlıklar olduklarını açıklamışlardır.
Kendi
ifadeleriyle, "CİN" olduklarını saklamalarının sebeblerini ve gerçek
yapılarını şöyle anlatmaktadırlar:
Dünya Kardeşlik Birliği, ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI
1986
Beşinci ay, fasikül 17, sayfa: 151
"İslâm’ın kitabında CİN`i KÖTÜ olarak
tanıtan sûrelerin yanlış anlaşılması, İslâm toplumunu bu hâle getirmiştir."
Evet,
işte uzun yıllardır, CİNlerin, gerçek hüviyetlerini saklayarak,
kendilerini UZAYLI ya da RUH diye tanıtmalarının gerçek sebebi
bizâtihi yaptıkları bu açıklamada gizlidir...
Çünkü
KUR`ÂN-I KERİM, onların insanın düşmanı olduğunu açıklamış ve onlardan
mutlaka uzak durulması, bu konuda tedbirli olunması hususunda kesin uyarılarda
bulunmuştur...
İnsanları
aldatma özellikleri, DİNDEN uzaklaştırma ve Allah Rasûlü’nden
soğutma özellikleri dolayısıyla "ŞEYTAN" lâkabıyla lâkablanmış bu varlık
hakkında ne yazık ki toplumlar pek bilgisizdirler.
Öyle ki,
resmî din etiketi taşıyan din adamları dahi, "şeytan"ı, Kur`ân`da
açık hüküm bulunmasına rağmen, CİN dışında, ayrı bir varlık türü
zannetmektedirler.
İnsanlara
tahakküm arzusu, onları aldatıp kandırma özellikleri dolayısıyla "ŞEYTAN"
lâkabı verilmiş olan CİNLER, bu sınıfın halk deyişiyle "şerlileri"dir.
Diğer bir
deyişle, insanlarla iletişim kurup onlara yanlış, asılsız gerçeğe uymayan
fikirler ilka eden CİNler Kur`ân-ı Kerîm`de "ŞEYTAN" ismiyle
tanımlanmıştır. Yoksa konu hakkında bilgisiz olanların zannettikleri üzere,
CİN ayrı şeytan ayrı değildir.
Bunun
ispatı da gene Kur`ân-ı Kerîm`dedir:
"İBLİS {Ademe}
secde etmedi; çünkü O, CİN idi" (Kehf/50)
Nitekim
bu âyet aynı zamanda CİN sınıfının, "İNSAN"ın bilinç üstünlüğünü
kabûl etmediğini de açık seçik göstermektedir.
"ŞEYTAN"
lâkabıyla, şeytâniyet vasıflarına işaret edilen CİNLER hakkında Yâsin
Sûresi’nin 60 ve 62. âyetleri son derece dikkat çekicidir:
"Ey
Ademoğulları, şeytana kulluk etmeyin, o kesin düşmanınızdır."
"Şeytan sizden bir çok kimseyi saptırmıştır"
Evet,
Kur`ân-ı Kerîm, CİNLER konusunda pek çok âyet ile insanları uyarmıştır.
Zîrâ, onların en başta gelen özelliği, bazı yönleri itibariyle kendilerinden çok
üstün olan bu canlı türünün yani "İNSAN"ın varlığını hazmedememeleridir.
Onun için de her fırsatı kullanıp, insanları yönetimleri altına alarak onlara
dilediklerince hükmetmek istemektedirler.
Onların
bu insanlara hükmetme ve yönetimleri altına alma arzularına da
Kur`ân-ı Kerîm`in 6. sûresinin 128. âyetinde şöyle işaret edilmektedir:
"EY
CİN TOPLULUĞU, İNSANLARIN EKSERİYETİNİ HÜKMÜNÜZ ALTINA ALDINIZ"‘
Evet, bu
âyette işaret edildiği biçimde, insanların EKSERİYETİ, bilinçli ya da
bilinçsiz bir şekilde CİNLERİN yanlış fikirlerinin kurbanı olarak,
onların hükmü altına girmiş; onların gösterdiği yoldan giderek, Allah
Rasûlü’nünve Kur`ân’ın öğretisinden uzaklaşmıştır.
Çünkü
daha önce de belirttiğimiz gibi, CİNLERİN bütün gayesi, İslâm Dini’ni
iptal ederek, Hazreti Rasûlullah ‘ın getirdiklerini hükümsüz bırakmaktır.
İşte
Kur`ân`ın bu şiddetli uyarılarına rağmen, gene de, kendilerini son derece
saf, temiz, iyiliksever varlıklar olarak tanıtıp, insanları kendi hükümleri
altına almak isteyen CİNLER bakın kendi kutsal kitaplarında kendilerini
nasıl tanıtmaya çalışıyorlar:
KENDİ AÇIKLAMALARINA GÖRE "CİNLER"
ALTIN ÇAĞ
BİLGİ KİTABI
1986 Beşinci ay Fasikül: 17/Sayfa: 151
"Aşağıdaki yazılar, görülen lüzum üzerine verilen
emirle toplum bilinçlerine bir uyarı olarak yazılmıştır.
Din ile bilim bir bütündür. Dinsiz ilim, ilimsiz din
olmaz. Fakat asırlardır, bu iki gerçek arasına bilinçsizlik girerek, onları
tartışma konusu yapmıştır. Bilim, gerçeği deneylerle ispat etmek ister. Din
hakikatın ve gerçeğin görünmeyen ortamlarda olduğundan bahseder. Bu şekilde, bu
güne kadar din bilimi, bilim dini inkâr etmiştir. Bu son dönemde artık yavaş
yavaş her ikisininde analiz ve sentezleri yapılmaya başlanarak hakikata
varılmaktadır. Bu yüzden size bütün hakikatları anlatıyoruz.islâmın kitabını,
İslâm dostlarımız bilinçli bir şekilde okumuşlarsa, onun size vermiş olduğu
mesajı çok iyi bileceklerdir. Bu mesajın özü, sevgi, hoşgörü, sabır ve şeyi
anlamadan onun bilincine varmadan ön yargılı olarak inkâr etmemenizdir. Bazı
köklenmiş bağnaz düşünceler, hâlâ RUH yoktur, reenkarnasyon yâni yeniden doğuş
yoktur, CİN vardır, peri vardır, şeytan vardır demektedirler. Belli ki bu
dostlar beş vakit kıldıkları namazın, orucun ne olduğundan bile bihaberdirler.
Ve okudukları kitaplarını anlamış değillerdir. Bir zamanlar bazı kişiler, İslâm`ın
Peygamberi için {CİNLENMİŞ ŞAİR} diyorlardı.
İSLAM`IN KİTABINDA, "CİN"İ KÖTÜ OLARAK TANITAN SÛRELERİN
yanlış anlaşılması, İslâm toplumunu bu hâle getirmiştir.
"CİN" de Allah’ın bir varlığıdır!.. Onlar nasıldır?
Bulundukları yerler nereleridir? Vücut yapıları nasıldır? Onları da niçin
öğrenmeyelim, diye korkularınızı yenip bir gayret gösterse idiniz, dünyanız bu
kadar geri kalmazdı.
Unutmayın ki, İslâm`ın kitabında bahsedilen "CİNLER",
sizlere hakiki yolu gösteren yüce varlıklardır ve RABBİN EMRİNDE hareket eden
dostlardır. Kötülükler daima kötü kişilerin başına gelir. Bunun sebebini
neden bugüne kadar araştırmadınız.
"CİN" dediğimiz varlıklardan korkacağınıza, kendi
hemcinslerinizden korkunuz. Çünki en büyük fenalığı siz kendi kendinize
yapacaksınız.
Yine sizi kurtaracak olan, Rabbinizin ilâhî emri ile
"CİNLER" olacaktır. Bizimle irtibatta bulunan yüce görevliler, sizlere, bizi
anlatmakla, tanıtmakla mükelleftirler.Bu yüce dostlarımızdan biri de "BEYTİ DOST"dur. Bilgileri
değişik kanallardan "MUSTAFA MOLLA" ile beraber bütün dünyaya aktarmaktadır.
Her dönemin yüce görevlileri vardır. Bunyar, ışık
dostlarımız, MUSA, İSA, MUHAMMET MUSTAFA`dır.
-İslâm`ın kitabında 7-181 âyet şöyle der:
Yarattıklarımızdan öyle bir ümmet vardır ki hakka iletirler - hak ile adalet
yaparlar.
İşte bunlar Bizleriz. Yani UZAYLI DEDİĞİNİZ dostlar.
"YÜCE MECLİS"
Aynı kitabın, aynı fasikül 152. sayfasında da "CİNLER"
kendilerini şöyle empoze etmektedirler:
-Toplum bilinci için"CİN"ler hakkında açıklamadır:
Şimdi
sizlere CİN`lerden bahsedeceğiz. Tanrı tüm mevcûdâtı doğal enerjiden var
etmiştir. Ve CİN`lerle İNSAN`ları aynı düzeyde yaratmıştır. Zamanında her ikisi
de birarada yaşamakta idiler. Nitekim İslâm`ın kitabında 55-35 âyette: {EY
CİNLER ve İNSAN TOPLULUĞU, yerin ve göğün bucaklarından geçip gitmeğe gücünüz
yeterse gidin. Ancak bu bilgi ve kudretle olur} denilmiştir. Yâni, burada, CİN
ve İNSAN topluluğu ayrı tutulmamış, onların kazandıkları güç ve bilgi sayesinde
yerin ve göğün bucaklarına gidebilecekleri belirtilmiştir. Bu çalışmalar ortam
bilincine göre ayarlanmaktadır.
{Nitekim
dünyada yapılan uzay çalışmaları, diğer galaksilerin ileri boyut çalışmaları ve
su altından gizli haberleşmeler gibi}. Tanrı, CİNE selâhiyetini, celâlini
ve cemâlini vermiştir. İnsana, yüreğini, merhametini, mantığını vermiştir.
Düzen bu yoldan hareket edilerek kurulmuştur.
CİNLER, tüm evrenlerin ve Tanrının koruyucusu ve O`nun
emirlerini her tarafa yayan bir elçiler grubudur. Ferdî hiç bir hareketleri
yoktur. Çalışmalar müşterektir. {Her zaman dediğimiz gibi, buradaki tanrı
tâbirini Kadiri Mutlak ile karıştırmayın}. İnsan ise ürettiği sevgi ile evreni
ve tüm canlıları yaşatan yüce bir varlıktır. {O} onu sevgisinden yaratmıştır ve
tanrının yaratıcı enerjisini taşımaktadır.
CİNLER, Allah`ın birliğine ve buyruğuna bugüne kadar
hizmet vermiş ve Onun cemâlini-celâlini dolaylı yoldan kâinatlara iletmiştir.
Onlar hiyerarşik düzenin koruyucuları ve tatbik edicileridir. Onlar robot
değillerdir. Ancak yaptıkları robotlara emirler vererek ileri tenkonoljilerin
hakim olduğu ortamda, onların vasıtaları ile bir çok planetlere
yansıtmaktadırlar.
Onlar {CİNLER}, tanrı buyruğuna itaatta asla kusur
etmezler. Bunlar Allah`ın SÂDIK kullarıdır. Fakat insanoğlu cüzi iradesi ile
bile kendi kendine hizmette kaçınmaz. Bu onun egosudur. Hiç çekinmeden kurulan
düzenleri bozar, evrenleri tehlikeye sokar. İşte onlar, onlara vaad edilen
cennetlerden bu yüzden kovulmuş ve bugüne kadar düzenin dışında tutulmuştur.
İnsanın kaderi tabandan tavana yani sudan nura, oradan ateşe yükselerek
çizilmiştir.
CİNLERİN
kaderi, ateşten kâinata ve oradan sonsuza çizilmiştir. CİN`ler ATEŞTEN yani çok
yoğun enerjilerin bulunduğu ortamlardan varedilmişlerdir. Her bakımdan daha
güçlüdürler. SİZ ONLARA {CİNLERE} UZAYLI DİYORSUNUZ.
Şimdi rabbin emri ile, ilk kurulan düzene gidilmekte ve tüm evren anayasalarla
birleştirilmekmtedir. Ve bu şekilde düzenleri bozmamış, Allah’ın birliğine
sığınmış, kardeşlerimiz ile beraber olmak ve kurtuluşa hazırlanmak üzere sizlere
ellerimizi uzatmış bulunmaktayız. Bu yüzden, bütün evrensel birleşimleri
planetinize yansıtmaktayız.
Sizlere uzattığımız ellerimizi geri çevirmediğiniz
takdirde, kazanacak olan sizlersiniz. Tanrımızın emri ile gökleri aşmış ve siz
kardeşlerimiz ile, ilk varoluşumuzda olduğu gibi birleşme emri almış
bulunuyoruz. Bu yüzden sizlere bilinmeyen ortamlardan bilgiler aktararak
teknolojik tüm imkânlarımızı kullanmakta ve kurulacak düzene sizleri
hazırlamaktayız. Hepimiz tanrı kullarıyız ve onun yollarında hizmetkârlarız.
Ancak sizlerle çalışma sahalarımız ayrı ayrıdır. Bizler hakikatın elçileriyiz.
MERKEZİN ÖZEL KANALINDAN BİLDİRİLMİŞTİR MERKEZ
Evet, kendilerini böyle tanıtan CİNLER şu anda
nasıl bir ortamda, kimlerle beraber yaşadıklarını da gene açıklamalarına göre
şöyle anlatmaktadırlar.
Aynı kitap sayfa: 153.
"Bu dönemde, birleşik alan mucibince, CİNLER - PERİLER -
ŞEYTANLAR dediğiniz varlıklar, çok ileri teknolojilerin hüküm sürdüğü
boyutlarda, MELEKLERLE İÇİÇE bir bütün olarak yaşamaktadırlar. Ancak evrensel
yasalara göre, asla, ferdî iradelere hükmetmeme andları vardır. Ancak o boyut
frekansına kadar düşünce frekansını uzatabilenlerle ve o boyut enerjisinden var
olan kişilerle özel irtibatlara girmektedirler.
"CİNLERİN EN BÜYÜK
ALDATMACASI, "UZAYLILAR"!
Kendilerini, tâbiri câiz ise, sütten çıkmış ak kaşık gibi göstermeye çalışan
CİNLER`in görüldüğü üzere; kendi açıklamaları ile sâbit olduğu üzere, en
büyük yalanları, Allah`ın has kulları olarak insanlara yardım etmeye
çalıştıkları hususudur.
CİNLER
gerçekte, Kur`ân`ın artık hükümsüz olduğunu, Allah Rasûlü’nün önerdiği
çalışmaların tümünün artık gereksiz olduğunu vurgulamakta ve insanların
ibadet denilen çalışmaları bırakmalarını önermektedirler. Bütün buna rağmen
de insanlara doğru yola gösterdiklerini iddia edebilmektedirler...
Dünyanın neresine giderseniz gidiniz, İslâm Dini’ne inanan kişiler şu ana esasa
inanırlar. İslâm`ın Hükümleri, Kur`ân-ı Kerîm kıyâmet kopana kadar
geçerlidir. Son Rasûl olan Hz. Muhammed Aleyhisselâm`ın öğretisi kıyâmete
kadar geçerlidir. Kur`ân`dan sonra semâvî
başka bir kitap gelmeyecektir.
Oysa
UZAYLI diye bilinen CİNLERE göre Zebur, Tevrat,
İNCİL ve KUR`ÂN devrini bitirmiş, artık ALTIN ÇAĞ BİLGİ
KİTABI yürürlüğe girmiştir. CİNLER de, son derece iyi, insanlara
yararlı, onları kurtarmak için canıgönülden uğraş veren varlıklardır {!}..
"ŞEYTAN" diye lâkablandırılan CİNLER aslında hiç de kötü varlıklar
olmayıp; insanlara, doğru yolu göstermekte olan, Allah Rasûlü öğretisini,
KUR`ÂN-I KERİM’i zamanını doldurmuş; ilkel insanlara has bir öğreti metodu,
olarak tanıtan değerli dostlarımızdır (!).
Bakın bu
hususta da ne söylüyorlar CİNLER:
ALTIN
ÇAĞ KİTABI
Fasikül:
34/Sayfa: 319
"Şimdi de CİN ve ŞEYTAN mevzûunu toplumsal bilinçlere açalım.
RABSAL MEKANİZMANIN düzenine göre, dünyevî bilinçlerin TANRISAL boyuta
ulaşabilmesi için; Kutsal kitaplarınızda ileri bilinç boyutları kapatılarak, bu
boyutlar sizlere CİN ve ŞEYTAN olarak ters tanıtılmıştır. Ve kutsal
kitaplarınızda onlardan çekinilmesi, korkulması söylenmiştir. Sebep o dönemin
bilinç düzeyine göre TANRI yolunun dışına çıkılmaması gerekli idi."
Evet,
kendilerini böylesine yararlı varlıklar, gibi tanıtan, UZAYLI kisvesine
bürünen, insanların kurtarıcısı rolüne soyunan CİNLER, bakın DİN ,
Nebilik ve Rasûllük hakkında ne
diyorlar:
ALTIN
ÇAĞ BİLGİ KİTABI
Fasikül:
41/Sayfa: 390
-Yine tekrarlayalım:DİNLER
DÖNEMİ VE PEYGAMBERLİK SAFHALARI KAPANMIŞTIR. Şimdi sizler ilahî boyutun
bilimsel yoldan yansıtıcı odaklarısınız.
"MUHAMMED, ALLAH RASÛLÜ
DEĞİLDİR" !!!
Bu arada UZAYLI dostlarımız (!) Hazreti
Muhammed`in "ALLAH`ın RASÛLÜ" olduğunu da kabûl etmeyip; bunun gerçek
olmadığını açıklamakta!.. ve sonra da olayın doğrusunu şöyle ifade
etmektedirler:
ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI
Fasikül: 42/Sayfa: 408
"İslâmî bütünlük ışık dost MUHAMMET`i RESUL
ZANNETMEKTEDİR. Halbuki O, Allah`ın habibi RESUL`ün elçisidir. RESUL, Büyük
ASHOT yani SULH"dur.
"MUHAMMED MUSTAFA, MUSTAFA
KEMAL UZAYLIDIR (CİNDİR)"!!!
Kendini UZAYLI olarak tanıtan ve işin içyüzünü
bilmeyenler tarafından da gerçekten öyle zannedilen, CİNLERE göre,
MUSA Nebî, İSA Nebî, Muhammed Mustafa Aleyhisselâm ve MUSTAFA
KEMAL birer UZAYLI yani insan suretiyle ortaya çıkmış bir "CİN"dir.
İşte kutsal BİLGİ KİTABINDA bu konudaki tebliğ:
ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI
"Zamanında sizlere irşad görevlileri gönderilmiştir. Onları sizlere Dünya
isimleri ile nakledelim: MUSA - İSA - MUHAMMET MUSTAFA - MUSTAFA KEMAL. Bunlar
direkt enkarnelerdir. Yâni sizin tâbirinizle konuşalım. Direkt UZAYLILARDIR."
(Fasikül: 24/Sayfa: 216)
Esasen kendilerine UZAYLI denilmesinden hoşlanmayan
CİNLER, ne varki mecbûren bu tâbirleri de kabûllenmek zorundalar. Çünkü
biliyorlar ki, "CİN" oldukları anlaşıldığı zaman, ağızlarıyla kuş
tutsalar gene de insanları inandıramıyacaklar.
Nitekim yukarıda da görüldüğü gibi, onlar bizdendir,
dedikten sonra; kerhen, "sizin tâbirinizle" dedikten sonra, onların
UZAYLI olduklarını kabûlleniyorlar.
Esasen "CİN" olmak, onlar için tamamiyle bir övünç,
iftihar meselesi... Zîrâ, ışınsal yapıya sahip olmaları hasebiyle, bizim zaman -
mekân kayıtlarımızın hayli üstünde yaşam imkânlarına sahip varlıklar. Ayrıca,
belli hassasiyet - alıcılık seviyesine ulaşmış "medyum yapılı" kişilerin
beyinlerine son derece kolaylıkla nüfuz etmekte olup, onlara akıl almaz hayâller
yaşatabilmektedirler.
KIYÂMET GELMİŞTİR !!!
İslâm Rasûlü Hazreti Muhammed Mustafa Aleyhisselâm`ın
tebliğ etmiş olduğu Kur`ân-ı Kerîm`in hükmünün KIYÂMETE KADAR
geçerli olması esası; CİNLER İÇİN oldukça önemli bir problem olarak
karşılarına çıkmaktadır. Ne zaman, İslâm Dini’nin, KUR`ÂN `ın
artık geçerli olmadığını, Hazreti Muhammed`in Rasûllüğünün artık hükmü
kalmadığını iddia edecek olsalar; karşılarına, müslüman olan kişiler tarafından,
"KUR`ÂN ve Hz. Muhammed’in Rasûllüğü KIYÂMETE KADAR GEÇERLİDİR" hükmü
çıkarılmaktadır.
CİNLER,
aldatmacalarına devam edebilmek için, buna da bir kılıf bulmuşlar ve KIYÂMET
kavramını kendilerine göre değişik bir tanımlamaya sokmuşlardır...
Bir kısım insanların UZAYLI sandıkları CİNLER`in
KIYÂMET kavramı şöyle oluşuyor:
ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI
Fasikül: 25/Sayfa: 222
"Kutsal kitaplarınızda KIYÂMET diye adlandırılan bu SON
ÇAĞ, planetinizin bilinçlenme ve uyanma dönemidir. Buna MEDYUMLUK veya (MEDİAMİK
ÇAĞ) denilmektedir. HULUS dönemi de denilen bu dönemde göksel otoriteler,
aracıları kaldırarak, insanın yüceliğini hem kendisine, hem de evrenlere ispat
etmektedir."
Evet, CİNLERE göre KIYÂMET devri gelmiştir.
1999`a kadar dünya insanları birden bire bilinçlenecek ve böylece de Kıyâmet
kopmuş olacaktır(!). Yoksa, Hazreti Muhammed`in 1400 küsur sene evvel bildirdiği
gibi, kıyâmet işareti olan olaylar cereyan etmeyecek, Kur`ân `da belirtilen
kıyâmet alâmetleri gerçekleşmeyecek, her şey kozmik etkilerle olup
bitiverecektir(!).... Bu konuya tekrar döneceğiz.
TANRILAR, TANRILAR, TANRILAR!!!.
RAB`lar... RAB`lar...
RAB`lar!!!.
İster UZAYLI dostlarımız(!)
kabûl edin, ister CİN olduklarını idrâk edin; velhasılı kelâm ne derseniz
deyin, hangi isimle isterseniz o isimle anın, bu varlıkların en bâriz
vasıflarından biri de insanları TANRILAR ormanına salıp orada yollarını
kaybettirmektir.
İnsanın karşısına, bitmez tükenmez
TANRILAR, RABLAR çıkartırlar; her birini bir diğerinin üstüne oturtarak,
âdeta hafakanlar bastırırlar. Verilen tebliğlerde sürekli "RABLAR"DAN, "TANRILAR"DAN,
RABSAL PLANLARDAN, TANRISAL PLANLARDAN tekrar tekrar sözedip dururlar.
İşte bir örnek:
ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI
"Bilgi Kitabı bu
sistemden planetinize hediye edilmektedir. Sorumlusu DÜNYA RABBİDİR.
DÜNYA RABBİ, AMON ve RA müşterek
üçlü kot olarak planın direkt yansıtıcı kuşağıdır.
Buradaki RA
sistemin RABBİDİR. Bu bir çalışma düzenidir."(Fasikül:
25/Sayfa: 225)
Ve bu sayısız RABLAR, TANRILAR "DİŞİDİR"
de!. İşte bu konudaki açıklama:
ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI
(Fasikül: 34/ Sayfa: 319)
"Özde her şey DİŞİDİR. Gönde ve
fiiliyatta erkektir. Bunu asla unutmayın. Bütün PEYGAMBERLER ve hatta TANRILAR
bile DİŞİDİR."
Dolayısıyla, bu kitabın peygamberi
de elbette bir dişi olmalıdır. Nitekim bu tebliğleri medyumluk
yoluyla alan 68 yaşındaki hanımefendi de bir DİŞİDİR.
Bitmez tükenmez DİŞİ
yaradılışlı TANRILAR, RABLAR, hepsi bir diğerini içine alacak şekilde
varlıklarını sürdürürler.
DİŞİ TANRILAR`DAN SÖZEDEN CİNLERE
KARŞI KUR`ÂN 1400 YIL ÖNCEDEN BAKIN İNSANLARI NASIL UYARIYOR:
-ALLAH`I BIRAKAN ŞİRK
EHLİNİN RAB KABUL ETTİKLERİ DİŞİ TANRILARDIR VE ONLAR ANCAK İNATÇI ŞEYTANA
{cinlere} KULLUK ETMEKTELER!..
{4-117}
-Oysa ALLAH, ŞEYTANA(İnançsız
CİNE) LÂ'NET ETMİŞTİR!.. ŞEYTAN DA {buna karşılık şöyle demiştir}:
KULLARINDAN BİR KISMINI KENDİ
GÜRUHUM EDİNİP;
ONLARI GERÇEKTEN SAPTIRIP, OLMAYACAK
HAYÂLLERE KURUNTULARA DÜŞÜRÜP ALDATACAĞIM!.
KİM ALLAH`I BIRAKIP
ŞEYTANLARI{CİNLERİ}
DOST HÂMİ EDİNİRSE, KESİNLİKLE ZARARA VE HÜSRANA UĞRAR!..
ŞEYTAN {CİNLER}
ONLARA VAADLERDE BULUNUR, OLMAYACAK HAYÂLLERE DÜŞÜRÜP ALDATIR. ŞEYTAN`IN
VAADLERİ ANCAK ALDATICI ŞEYLERDİR!.. {4-118/120}
BİLGİ KİTABI fasikül: 10/Sayfa: 86
"Her galaksinin bir RAB mekanizması
vardır.
Bu RAB`ler Kadiri Mutlak değildir."
Evet, Dünyanın RABBİ ayrı, diğer
planetlerin RABBİ ayrı, Güneş sisteminin RABBİ ayrı, Galaksinin RABBİ ayrı,
Galaksilerin RABBİ ayrı!..
Kısacası hadsiz hesapsız DİŞİ RABLER
!!!...
Oysa KUR`ÂN NE DİYOR:
"EĞER GÖKLERDE VE
YERDE, ALLAH DIŞINDA TANRILAR OLSAYDI, MUTLAKA GÖKLERİN VE YERİNDE DÜZENİ
BOZULUR HARÂB OLURDU!.. ARŞIN RABBI OLAN ALLAH, TANRILARI ŞİRK KOŞANLARIN
TAVSİFLERİNDEN MÜNEZZEHTİR!..
{Enbiyâ
21-22}
Kur`ân-ı Kerîm`i
kutsal kitap olarak kabûl edip, Hazreti Muhammed`in Rasûllüğünü tasdik eden
kişiler, elbette ki, CİNLERİN sakınılması, uzak durulması, korunulması gereken
son derece tehlikeli düşmanlar olduklarını bilirler.
Zîrâ, cinler, medyum yapılı kişiler vasıtası ile topluma verdikleri
mesajlarda, daima ve kesinlikle, İslâm Dini’ni iptal edici tezler
ileri sürerek, insanı dinden çıkartmaya çalışırlar. Ve bunun için de CİNLERİN
VARLIĞINI, çoğunlukla kendileri örterler.
Buyurun bunun bir örneğini:
ALTIN ÇAĞ BİLGİ
KİTABI
{Fasikül: 10/ Sayfa: 86}
"Korku
ilkelliktir. CENNET, CEHENNEM, CİN, PERİ, ŞEYTAN YOKTUR.
Bunlar, şartlanmış bilinçlerin menfi birer aksidir."
Evet, fasiküller halindeki kitabın
86. sayfasında CİNLERİN varolmadığını öne süren CİNLER, daha sonra,
UZAYLILAR`ın CİNLER olduğunu aynı kitabın 151-152-153. sayfalarında, açık
seçik beyan etmektedirler. Bu da CİNLER`in yapısal özelliklerinden biri
olan "ÇELİŞKİLİ İFADE"den kaynaklanmaktadır.
CİNLERİ TANITAN DÖRT ÖNEMLİ ÖZELLİK
"CİNLER"in
çok önemli birkaç özelliği vardır ki, bu hususlar konuyu dikkatle tetkik
edenlerin asla gözünden kaçmaz.
1.
CİNLER`de mantıksal bütünlük yoktur.
2.
CİNLER`de büyüklük duygusu aşırı gelişmiştir.
3.
CİNLER`de kendini kontrol mekanizması çok zayıftır.
4.
CİNLER`de sürekli tekrarlar mevcuttur.
Hangi isim altında, dünyanın neresinde olursa olsun
verdikleri tebliğlerde daima yukarıda saydığımız bu dört esası derhal müşâhede
edebiliriz.
Şimdi bu dört hususu açıklamaya çalışalım:
1-CİNLERDE
mantıksal bütünlük yoktur ,
dedik.Eğer CİNLERDEN ya da kendi tanıtımlarına göre
UZAYLILARDAN alınan tebliğler dikkatle tetkik edilecek olunursa, verilen
konularda baştan sona mantıksal bir bütünlülük asla görülemez. Sürekli çelişkili
beyânlar verilir. Bir yerde verilen beyân, bir başka yerde, ötekine ters düşer.
Bunu kamufle etmek için de hemen bir yafta, bir kılıf sererler; "biz sizi
düşündürmek, imtihan etmek, dikkatinizi ölçmek için bu çelişkileri
koyuyoruz.’’
Oysa, sürekli çelişki içindedirler. Bunun sebebi de
"zekâ"ca güçlü olmalarına karşılık "akıl" yönünden bir hayli ölçülü
yapıya sahip olmalarıdır. Pratik "zekâ" ile o an için o konuya bir çözüm
getirebilirler, ancak "akıl" son derece sınırlı olduğu için, o anda
buldukları çözüm mutlaka bir süre evvel verdikleri tebliğlere; ya da, bir süre
sonra verecekleri tebliğlere, son derece ters düşerek, büyük bir çelişki
oluşturacaktır.
Bunun en büyük örneklerinden biri de kendi kutsal
kitaplarındaki CİNLERİN varlığı konusudur. 86. sayfada "CİNLER yoktur"
denilirken, 151. 152. 153. 204. ve 319 sayfalarda "RESMEN CİNLERİN VARLIĞI
AÇIKLANMAKTA" ve bu konuda da hayli bilgi verilmektedir.
2-CİNLERDE
büyüklük duygusu aşırı gelişmiştir.
Burada bahsi geçen büyüklük, sadece duygusal büyüklük,
gurur kibir anlamında olmayıp; birimsel ve boyutsal anlamdadır aynı zamanda.
Bir yandan kendilerini yeryüzünün yöneticileri olarak
gösterip insanları buna inandırmaya çalışırlarken; diğer yandan da birimsel ve
boyutsal büyüklüklerle düşünceleri allak - bullak edip, çaresiz hâle getirme
çabaları içindedirler.
İşte bu akıldışı büyüklük kavramlarına bir örnek:
"ALTIN ÇAĞ BİLGİ
KİTABI"
1988 6. ay/fasikül: 30/Sayfa: 282
"1- Galaksi salkımlarından Alemler
2- Alem salkımlarından kâinatlar
3- Kâinat salkımlarından evrenler
4- Evren salkımlarından ilâniheye Bizlerin sistemine göre
3 galaksi bir bütündür.
6 Galaksiye 1 Nova denir.
3 Nova - 18 Galaksidir.
18 Galaksi bir öz çekirdek olarak küçük bir (Evren
Çekirdeği) oluşturur
18 Galaksi bütününe 1 Kozma denir.
1 Kozma küçük bir evren çekirdeğidir.
3 Kozma 3 evren çekirdeği oluşturur.
3 Evren çekirdeği 54 galaksidir.
54 Galaksi 1 galaksi salkımını oluşturur.
9 Galaksi salkımına bir evrensel koloni denir.
1 evrensel koloni 486 galaksiden oluşur.
486 Galaksi 27 Kozma`yı teşkil eder.
27 Kozma 1 evrensel koloni o da eşit 486 Galaksi olduğuna
göre şimdi 18 evrensel koloniyi hesaplayın:
486 x 18 - 8748 galaksi. Buna 1 kozma birleşim merkezi
denir.
18 Evrensel koloni - 8748 Galaksi 486 Kozma
27 Kozma birleşim merkezi 8748 x 27 - 236196 Galaksiden
oluşur."
CİNLER,
kendilerinin insanlardan ne kadar üstün, büyük ve yüce olduklarına inandırmak
için de bakın insanlarla aralarına kaç mertebe koyarlar.
Aynı kitap aynı sayfa...
"Yansıma odaklarının sizden bize hiyerarşik boyut
sıralanışı şöyledir:
GÜNEŞ - IŞIK BOYUTU
IŞIK BOYUTU - RAB BOYUTU
RAB - IŞIK EVREN BOYUTU
IŞIK EVREN BOYUTU - RUHSAL PLAN BOYUTU
RUHSAL PLAN - ATOMİK BÜTÜN BOYUTU
ATOMİK BÜTÜN - REALİTE BOYUTU
REALİTE BOYUTU - KRİSTAL GÜRZÜN TÜM GÜCÜ. (SİSTEM) işte
budur.
Not: Buradaki RAB tâbiri YARADAN için kullanılmıştır.
"MERKEZ"
Aynı kitabın 283. sayfasında gene bu türden ve daha başka
yerlerinde gene benzer türden, öylesine atmaca, "Kabul edersen" hesabına
dayalı büyüklükler anlatılmaktadır ki; normal şuur sahibi bir insanın bütün
bunları kabûlü oldukça güçtür. Ya inananlar, diyeceksiniz..?
CİNLERİN,
kendilerini UZAYLILAR diye tanıtarak verdikleri tebliğlere inanan
insanların çok çok büyük bir kısmının, temelde İslâm düşünce sistemi, Tasavvuf
düşünce sistemi üzerine alt yapıları mevcut değildir. Bahsedilen konular
üzerinde, Kur`ân`ın görüşü nedir, o konuda Allah Rasûlü
ne demiştir, hiç haberleri yoktur.
Normal şartlarda konuşula gelenin çok değişiği olarak, bu bilgilere rastlanınca,
hâliyle inanmaktadırlar... Üstelik...
CİNLER,
bu kişilerin çoğunda halusinasyon türü, uzaylı - uzay gemili rüyalar veya
uyanıklık halinde görülen imajlar da göstermektedirler ki, artık onlar için
inanmaktan başkaca bir yol kalmamaktadır.
HER TOPLUMA,
İNANÇLARINA GÖRE HİTÂP
CİNLERİN
insanları kandırmada önemli bir taktiği de, ayrıca şu olmaktadır:
Her medyum topluluğu, hangi
inançlarla bezenmiş ise, onlara kendi inançları doğrultusunda tebliğ
verilmekte, sanki onlardanmış gibi kendilerini kabûl ettirmektedirler.
Meselâ dini ciddiye almayanlara,
aynı şekilde; dinle ilgilenene aynı şekilde; tasavvufa meyli olana bir
tasavvuf önderinin ismini kullanarak gibi.
ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI
Fasikül: 14/Sayfa: 275
"Normal boyut frekansından
uyandırılacak bilinçlere güç kazandırmak ve kendilerine güven verilmek için,
DİNSEL YÖNDEN KİME SEMPATİZE olmuşlarsa, o temalar işlenir. Bu yüzden
kullanılan BÜYÜK İSİMLER sizleri aldatmaktadır."
ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI
Fasikül: 30/Sayfa: 275
"Her bilgi düzeyi kendi
ortamında alacağı feyiz ile yükseleceğinden, O ŞAHSIN TABANINDA NE VARSA,
ONA O BİLGİLERİ FİLİZLENDİRECEK ORTAMLAR HAZIRLANIR. Bu yolda önce, insanın
kendini tatmini sağlanır. Sonra kendine güveni hazırlanır. Kendine güveni
için de gerek rüyada, gerekse hayatta birçok mucizevi olaylar yaşatılır ve
ispatlar yapılır..."
CİNLERİN "şeytâniyet"
vasfının eseri olan bu tür görüntüler, artık o saf iyi niyetli insanın
kolaylıkla onlara inanmasını sağlayı verir.
3-CİNLERDE kendilerini kontrol
mekanizması çok zayıftır.
Bu sebepten ayarları çok
kolaylıkla kayar ve konuşmalarında haddi aşarlar. Buna şayet tâbiri caiz ise
"reostaları bozuktur" da denilebilir.
ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABINDAN
Fasikül: 12/Sayfa: 108-109
"Mesajlar alınırken, kanala
bilmediğimiz bir frekans girdi. Kendisinden bilgiler alabilmek için, sorular
sorduk. Yazılan mesaj ona aittir. Varlık kendisini önce ULU RUH diye
tanıttı. Sonra HERAKLES zamanındaki ilâhi meşaleyi tutuşturan kişi
olduğundan bahsetti. Adının Peleron olduğunu söyledi...
Soru:
Hangi Galaksidensiniz?
Cevap:
Helezoni
vibrasyonların son bulduğu bir ortamdanım. Bulunduğumuz yer galaksi
değildir. Buralara herkes gelemez. Sizi bize tanıtan, Dragon gezegenidir.
Planetinizle alış verişimiz yoktur. Bizler için galaksiler bir hiçtir. Ancak
bütün evrenin altın ışığı,
YÜCE
RA yani AMON`dur.
Bizlerin bulunduğu yeri sizlere,
sizin yazı dediğiniz şekillerle anlatamayız. Bizler, alternatif düzeyin daha
değişik tesir sahasındayız. TEKAMÜL kelimesinin basitliğini unutalı milyar
yıllar oldu. Size ortamımızı anlatmaya çalışacağım. Buraları bir durgun
zamanıdır. Ses, renk, duygu, algı yok. Her taraf duvarsızdır. Her taraf
ışıksız. Ama karanlık yok. Burada ışığın yerini başka ortamlar alıyor. Derin
bir sessizlik, derin bir sonsuzluk var, her tarafta. Ne kadar anlatsak,
anlayamazsınız.
Galaksiler ve
bilhassa sizin planetiniz bir mikrop yuvasıdır. Bizlerin enerjileri, (ki
bunlar enerji değildir) muhitlere gelişlerde arındırılır. Böylesine saf
beden, steril ortam ister.işte bu yüzden galaksilerden uzak dururuz. Şimdi
saf enerji olarak link hattı dediğiniz, aslında daha değişik bir sistemle temastayız...
Soru:
Şayet rahatsız etmezsem
karaciğere ne tavsiye edersiniz?
Cevap:
Sarısabır karaciğere ve safra
kesesine, mideye çok iyi gelir. Bir de mercanköşk, melis, nane, ardıç suları
içilirse çok büyük faydalar görülür.
Soru:
Çok teşekkür ederim. Bunu bize
yazdıran kimdir. İsminiz?
Cevap:
İsmim sizde söz bizde, kelâm
sizde öz bizde. Sağlıcakla kal.
YÜCE RUH
İşte bu metinde de görüldüğü
gibi CİNLER hemen ölçüyü kaçırırlar ve alabildiğine konuşurlar.
Verilen tebliğin başında, çok üst düzeyden atarlarken, tebliğin sonunda bir
bakarsınız mahalle attarı düzeyine inivermişlerdir.
Bazen Yaradanı yaradan, yüce
güçler olurlar; bazen, ALLAH`ı bedenleyip insanların arasına
yollarlar; bazen evrenlerden büyük, yüce varlıklar olurlar; bazen de Rabbin
itaatkâr kulları olarak, insanları dinden ve Allah Rasûlü’nden
uzaklaştırıp kurtarmak{!} için ellerinden geleni esirgemezler.
4-CİNLER`DE sürekli tekrarlar
mevcuttur.
İnsanlara sürekli tebliğler
vererek, onlara kendilerinin üstünlüğünü kabûl ettirmeye çalışan CİNLER`de
mevcut bulunan bir özellik de belirli kelimeleri sürekli tekrar eden
cümleler kurmalarıdır.
Şimdi size bu "CİN"nî
ifade tarzına bir kaç örnek verelim:
Elimizdeki kitap, SADIKLAR
PLANI, ALTIN ÇAĞ MİSYONU.
(Sayfa: 82.)
"Kendinizi mutlu eden olayların
ardı fedakârlık doludur.
Kendinizi mutlu eden olayların
ardı acı doludur.
Kendinizi mutlu eden olayların
ardı ızdırap doludur.
Kendinizi mutlu eden olayların
ardı elem doludur.
Kendinizi mutlu eden olayların
ardı yorgunluk doludur.
Kendinizi mutlu eden olayların
ardı ter ve gözyaşı doludur."
Aynı kitap/53. Sayfa:
"Çok bozulmalar olmuştur
dünyanız üzerinde.
Çok kurulmalar olmuştur dünyanız
üzerinde.
Çok dağılmalar olmuştur dünyanız üzerinde."
Aynı kitap/Sayfa 41:
"Sizlerden fevkâlâde yüksek bir
şuur zenginliğine mâlik mütekâmil bir varlık, pekâlâ medyomunuza enkarne
olmuyor mu?
Medyomun ZİHNİ ile ilişki kurup,
sizlerin üzerinizde deney yapmıyor mu?
Medyomun SÖZÜYLE ilişki kurup
sizlerin üzerinizde deney yapmıyor mu?
Medyomun fiziki sahasıyla ilişki
kurup, sizlerin üzerinizde deney yapmıyor mu?
Medyomun elektriksel sahasıyla
ilişki kurup, sizlerin üzerinizde deney yapmıyor mu?"
ALTIN ÇAĞ MİSYONU, SADIKLAR
PLANI (3) sayfa: 22
"Bu basit örnekten de
anlaşılacağı üzere;
İnsan, hiçbir şekilde kendisine
BASKI yapılan bir varlık değildir.
İnsan, hiçbir şekilde kendisine
EMPOZE yapılan bir varlık değildir.
İnsan, hiçbir şekilde kendisine
DENEYLER yapılan bir varlık değildir.
İnsan, hiçbir şekilde
ızdırabından istifade edilen bir yaratık değildir.
İnsan, hiçbir şekilde feryadu figanından istifade edilen bir yaratık değildir.
İnsan, hiç bir şekilde
şaşkınlığından istifade edilen bir yaratık değildir."
Aynı kitap/Sayfa, 53:
"Onlar, beşeri topluluklar
içerisinde FEDAKARLAR
olarak ortaya çıkarlar.
Onlar, beşeri topluluklar
içerisinde DÜŞÜNÜR olarak ortaya çıkarlar.
Onlar, beşeri topluluklar
içerisinde YÜKSEK VİCDAN olarak ortaya çıkarlar.
Onlar, beşeri topluluklar
içerisinde YARATICI olarak ortaya çıkarlar.
Onlar, beşeri topluluklar
içerisinde YOL GÖSTERİCİ olarak ortaya çıkarlar.
Yukarıdaki örneklerde görüldüğü
üzere, hemen hemen bütün tebliğlerde bu çeşitten bir veya iki kelime değişik
3, 4, 5, 6 tekrarlı cümleler görülür. Bizim tesbitlerimize göre bunun iki
sebebi bulunmaktadır:
1-İletişim kurulan medyomun, bu
tekrarlarla sanki tesbih çeker gibi beyninde bir açıklık oluşturularak,
kendilerine daha fazla bağlanılmasını temin.
2-Zaman zaman düşülen fikir
tıkanıklıklarında, cümle tekrarları ile zaman kazanmak.
"ŞEYTAN, KORUYUCUDUR"!!!
Kur`ân-ı
Kerîm
mi doğru söylüyor?
UZAYLILAR
diye kendilerini tanıtan CİNLER mi?!..
Kur`ân-ı Kerîm` e,
Hazreti Muhammed`in bildirdiklerine, İslâm öğretisinde yer alan âlim ve
âriflere göre, "ŞEYTAN" lakabıyla ŞEYTÂNİYET vasfıyla bilinen
CİNLER, insanların düşmanıdırlar. Daima, insanları dinin bildirdiği
gerçeklerden uzaklaştırmak, ölümötesi yaşamın gerçeklerinden perdelemek,
Allah’a olan inancı sarsmak, Allah emirlerine isyana sevketmek, amentü
esaslarını terkettirmek yolunda, insanlara türlü-çeşitli fikirler empoze
etmekle günlerini geçirirler.
İnsanları, İSLÂM DİNİ gerçeklerinden uzaklaştırmayı
vazife edinmiş olan UZAYLI görünümündeki CİNLER, BİLGİ KİTABININ
86. sayfasında yukarıda da görüldüğü üzere ŞEYTAN`ı inkâr edip, insanın
kendi hayâlinin varettiği bir güç gibi empoze ederken; aynı kitabın 15. fasikül
204. sayfasında ise bakın ne demektedir:
"Üçüncü Sirius
yani ilona takım yıldızları, ikinci evrene en yakın kapı olduğu için, önce
buraya sizin ADEM - HAVVA dediğiniz dostlar, ikinci evrenden birinci evrene
buradan transfer olmuşlardır. Bu dostlar ilk transferlerdir. Ve buraya üçlü kot
olarak gönderilmişlerdir. Bunlar
ADEM - HAVVA - ŞEYTAN"dır.
1.
ADEM, saf enerjidir.
1.
HAVVA, yaratıcı güçtür.
2ŞEYTAN, parlak bilinçtir.
ADEM ile ŞEYTAN,
HAVVA`yı koruma görevlisi olarak gönderilmiştir. Ondan sonra bir çok havvalar ve
ademler ikinci evrenden transfer olmuş ve bu şekilde mitolojik kahramanlar,
TANRILAR ve TANRIÇALAR grubu teşekkül etmiştir. TANRISAL KURALLAR, bu yüksek
bilinçlerin doktrinleri olarak hazırlanmıştır. {onlar, bulundukları ortamları,
beyin enerjileri ile yaşanabilir düzeye
getirirler}."
Evet, gerçekten birer "ŞEYTAN" olan CİNLER,
UZAYLI görünümü altında, kendilerinin böyle yüce bilinç, koruyucu
varlıklar olduklarını iddia etmektedirler...
ŞEYTÂNİYET
vasfına sahip olan CİNLER ne yapar?.. Elbette, ŞEYTANLIK!..
İŞTE, BİR SÜPER ŞEYTANLIK
ÖRNEĞİ
Kendilerini UZAYLILAR olarak tanıtan ve iddia eden ŞEYTÂNÎ "CİN"ler
verdikleri tebliğlerde kendilerinin ALLAH olduklarını iddia ederek tebliğ
verdikten sonra, "ALLAH" kavramını da bakın nasıl küçültüp,
basitleştirip, insanları ATEİSTLİĞE sürüklemekteler:
Şimdi
nakledeceğimiz şu satırları lûtfen dikkatle tetkik ediniz.
ALTIN
ÇAĞ, BİLGİ KİTABI
Dünya Kardeşlik Birliği
1991
dördüncü ay
Fasikül: 46/Sayfa: 443
"Şu
an sizlerin alışılagelmiş bilinç, bütünlüğünüze belki ters gelebilir ama,
sizlere bu güne kadar ALLAH diye tanıttığımız "O" dahi bu odakta kaba madde
formuna dönüşerek, sizler gibi BEDENLENİP, sizlerin arasında yaşayarak, TEK
DÜNYA DEVLETİNE dördüncü düzen çerçevesinde bizzat kuracaktır."
Evet,
devam ediyoruz naklimize...
Aynı
kitap/Sayfa: 445
"Her bir ilk Gürzün ana çekirdeği olan ilk dünyada, yaşam oluşturulurken, ALLAH
diye bahsedilen "O" bütünsel güç, her zaman kaba madde formuna dönüşerek, daima
o ilk dünyalara adımını atmıştır. Enerji yoğunluğu ile dünyayı dölleyip,
düzenini kurmuş ve yeniden yerine dönmüştür..."
Dikkat
ediyorsunuz her halde... Bedenlenen, gelen, sonra tekrar yerine dönen bir
"ALLAH"!!!.
Daha
bitmedi. Devam ediyoruz...
Aynı
kitap/Sayfa: 446
"Şimdi
de Beta Gürzünün ilk ana çekirdeği olan BETA NOVA dünyasına ALLAH yani "O"
bedenli olarak inmiş bulunmaktadır. Sizler ile bu yüzden yakın plandan
temastayız. Artık bu, -O’ denilen güç, oluşturduğu ve oluşturacağı çekirdek
dünyalarda, hakiki insansal potansiyelleri beklemektedir.
Daha önce de söylediğimiz gibi, şu BETA GÜRZÜNÜN ilk çekirdek dünyası ile ilk
evreni oluşmuş durumdadır. Ve ilk Beta mini atomik oluşuncaya kadar, ALLAH, kaba
madde formu ile insanlar arasında, İNSAN OLARAK YAŞIYACAK ve kendisini sizlere
BİZZAT tanıtacaktır."
Acaba
bunları okurken beyinlerinizde İslâm öğretisinde yer alan "DECCAL" kavramı
bir çağrışım yapmıyor mu?..
Kur`ân-ı Kerîm `e
ve Hazreti Muhammed`in öğretisine göre; kıyâmet yaklaştığı zaman, Hazreti
İSA`nın yeryüzüne inmesinden önce, 30`a yakın sahte Nebî-Rasûl ortaya
çıkacak ve dinlerin hükmünün bitip artık kendi açıkladıkları din anlayışına
uyulmasını isteyecekler. Bunların hemen akabinde de "DECCAL" lakabıyla
tanımlanan bir varlık ortaya çıkacaktır; ki, tarihte ilk defa olarak bu varlık,
kendisinin beklenen "MESİH" yâni "kurtarıcı" olduğunu iddia
edecektir.
"DECCAL"
lakablı bu varlık, dünyanın son günlerini yaşamakta olduğunu, kendisinin o güne
kadar tapınılan YÜCE RAB olduğunu, kendisinin ALLAH`lığına iman
edip emirlerine tâbî olanları kurtarmaya geldiğini iddia edecek ve bu iddiasını
ispat sadedinde de çok büyük olağan üstülükler gösterecektir.
MEHDİ"yet
vasfına sahip kişinin, Kur`ân ve Hazreti Muhammed öğretisi
istikametinde;
"ALLAH"
kavramının, sonsuz-sınırsız her türlü şekil ve kayıttan beri, evreni meydana
getiren varlık olduğunu insanlığa açıklamasından sonra; bu öğretinin âdeta
imtihanı mâhiyetinde gelecek olan "DECCAL", bu öğretinin tam zıddını
iddia edecektir...Kendisinin insanların beklediği "ALLAH" olduğunu iddia edecek olan
DECCAL bir süre yeryüzünde hükmünü sürdürecek; çok büyük insan toplulukları
O`na inanarak yolundan gideceklerdir. Ve DECCAL, sahih hadîs
kitaplarında; Hazreti Rasûlullah’ın açıkladığı üzere, yeryüzüne inecek
olan Hazreti İSA tarafından ortadan kaldırılacaktır. Bu olayın asla
tevîli olmayıp, gerçekten aynen gerçekleşecektir...
Nitekim,
şu anda, sadece Türkiye’de değil, dünyanın pek çok yerinde, kendilerini
UZAYLI olarak tanıtan CİNLER; insanlığın yüce RABBİNİN,
DÜNYA RABBİNİN ordusu ile, emrindeki güçlerle dünyaya ineceği tebliğlerini
vermektedirler.
İslâm`ın
ve Kur`ân-ı Kerîm`in öğretisindeki "ALLAH" kavramı, "ihlâs"
sûresinde anahatlarıyla anlatıldığı üzere; burada anlatılan TANRI
kavramından tamamen ayrı bir şeydir. Burası, bu konunun yeri olmadığı için,
detaya daha fazla girmeyeceğiz. Arzu edenler, "Hazreti MUHAMMED`İN AÇIKLADIĞI
ALLAH" isimli kitabımızda, İslâm Dini’nin "ALLAH" kavramını
okuyabilirler
UZAYLILARIN (CİNLERİN)
BEDENLENMİŞ ALLAH`LARI !!!
Kendilerini UZAYLILAR diye tanıtan CİNLERİN,
"ALLAH" kavramını ise kendi kitaplarından incelemeye devam edelim:
ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI
1991 dördüncü ay
Fasikül: 46/Sayfa: 447
"Ancak artık "O" denilen güç, yâni ALLAH, sizlerin
özenerji merkezinizde oluşmuş olan kendi öz enerjisini, şimdi sizlerden bir bir
çekerek, dürülen evrenler nizamına, yeni bir nizam getirmektedir. Ve şu an
ALLAH, sizdeki olan gücünü, sizlerden teker teker toplayarak, KENDİNDEN DAHA
GÜÇLÜ OLAN İNSANSAL GÜCÜ kendisiyle başbaşa bırakacaktır. Sizlerden kazandığı
güçler ile, şimdi "O" da, sizin gibi kaba madde formunu oluşturarak, insansal
bir görünüm ile, BETA NOVA`da BEDENLENMİŞTİR...
ALLAH, yani "O" sizlerde bulunan kendi enerji
partiküllerinin kısmî yansıma enerjilerini toplayarak KABA MADDE FORMUNA
DÖNÜŞMEYE MECBURDUR. Çünkü, bu bedenli oluş nedeni, sizlerin BETA NOVA`da ALLAH
BOYUTUNUN ötesindeki enerjileri, kendi bilinç düzeyiniz ile çekemiyeceğiniz
içindir. "O", Beta Novadaki bedensel ve beyinsel gücüyle, bu enerjileri çekerek,
sizlerden topladığı enerjilere tedrici bir aşılama metodu tatbik edecek ve kendi
gücünü de, sizlerden çekmiş olduğu enerjilere yükleyecektir. Bu şekilde
oluşturmuş olduğu bütünsel gücü, daha sonra sizlere iade ederek, kendi boyutunun
denetimci gücü olan ALLAH, kendini BEDENSEL BÜTÜNLÜK İÇİNDE sizlere TANITARAK,
kendisi daha ileri boyutlara geçecek ve SİZLERE VEDA EDECEKTİR. Bundan sonra
kâinatla nizamlarını, artık sizler insansal potansiyel olarak devir alacaksınız.
İşte bu yüzden ALLAH, Beta Nova`da BEDENLENEREK, sizleri beklemektedir."
UZAYLI dostlarımız (!) bu BEDENLENMİŞ ALLAH (!) konusunda bizi bir hayli
bilgilendirdikten ve aydınlattıktan (!) sonra artık sıra, direkt ALLAH`tan
mesaj almalarına gelmektedir:
Buyurun...
Aynı fasikül/Sayfa: 451`e...
"Bugüne kadar "O" diye tanıdığınız ALLAH benim. Evet
şaşırmayın, Şu an Ben de BEDENLİ OLARAK Beta Nova’da yaşamaktayım. Omega
boyutundaki UHUD Dağında yaşıyan BÜYÜK BABA benim fermanlarımı O dağdan
evrenlere, kâinatlara yansıtmaktadır. (Uhud dağı kristal bir dağdır.)
Sistemlerimde bulunan her bir çekirdek dünya, aynı sizin dünyanızın ikizleridir.
Aslında BÜYÜKBABA`da böyle bir çekirdek dünyada oturur. Benim şu an Beta Nova`da
OTURUP, sizleri beklediğim gibi. İSA, O`nun oğludur. Ancak, buradaki cinsel
üretim bedensel değil, DÜŞSEL`dir. O
gen, aşı tohumunu CEBRAİL`den almıştır. Artık sizler ile iki dost gibi konuşma
zamanı gelmiştir.
Benim sizlere ne şekilde mesaj verdiğimi merak edenlere
artık hakikatı anlatma ve bildirme zamanı gelmiştir. Beta Nova, yemyeşil bir
dünya, insan olan insanımın oluşturup yaşıyacağı Beta Gürzünün (ilk ana
çekirdeği).
Buraya gelebilmek için, tüm gücüm ile enerjimi kaba
maddeye dönüştürüp, BURADA BEDENLENDİM. Sizler ile beraber olmaya geldim...
Ve burada dördüncü düzenimi âdil dünya çekirdeğinde
düzenimi kuracağım. Sonra düzenimi kurup rayına oturtunca, kurduğum insanlık
düzenime, insanımın gürzündeki insanlarıma bırakıp, YİNE YERİME DÖNECEĞİM.
Bugüne kadar olduğu gibi, sorduğunuz bütün sorulara aracısız cevap verebilirim.
Ancak benim bilinç bütünlüğümün, bilincimin ışığını görenler ile beraber olurum.
Bu mesajım sizlere ve beni anlayan özlere...”
ALLAH "O"
Burada bitmedi. Halkın "ŞEYTAN" diye bildiği,
tanıdığı, hakkında konuştuğu CİNLER`in UZAYLI kisvesi altına
insanlara kabûl ettirmeye çalıştığı sözde ALLAH mesaj vermeye ve çocuk
sâfiyetindeki vatandaşlarımızı kandırmaya devam ediyor:
Aynı kitap, aynı Fasikül/Sayfa, 452:
"Görevleriniz büyük, yükleriniz çoktur. ULU rehberim bu
yolda sizlere yardımcıdır. Yolunuzu bulmanızda sizlere yön verecektir.
Bulunduğunuz ortam, sizin gücünüze güç katan bir ortamdır. Benim kelâmlarımı
direkt olarak ancak bu ortamdan duyabilirsiniz. Tek bir kanal olan ALFA kanalım,
bu yolda sizleri ARŞIN tüm sedâlarını getirmektedir. Meleklerim, evrenlerin
muhtazam açılmasını denetleyen, göksel astronotlarımdır.Benim varlığım, tüm mevcûdâtın özü olan bütünsel gücün
kökünün köküdür. Göksel görevlilerim olan TANRILAR, görevlerini yapıp,
dönemlerini kapamışlardır.
Şimdi, bütünlük bilincimi oluşturan RABLAR Mekanizması
işbaşına getirilmiştir.
Şimdiki RAB, RAN Gezegeninin Başkanı olan, herkesin BÜYÜK
BABA diye bildiği RANTİMUS`tur. İSA`nın BABASI olan RANTİMUS, evrenin açılışına
denk olan dönemi kontrolu altında tutmaktadır. Bu sadece bulunduğunuz asrın
sonuna kadar sürecektir. Yani, 1999 dünya yılı son ayıdır. (Bu denetim için).
Ondan sonra olacaklar başka bir kanalın denetimine devredilecektir.
Ve ALTIN ÇAĞ`ın meşalesi yakılacaktır. Bu kanal daha ileri
yıllarda, tüm evrenleri tek kanalda toplayarak, TEK`e müncer kılacaktır.
Birbirlerini
bilmeyen, görmeyen ve tanımayan özlerin, aynı yapı - aynı şekil - aynı dil
olarak, tek kainatımda buluşacaklardır. Ve ondan sonra başlıyacak olan mutlu
insanlık döneminde, mutlu bir şekilde yaşayacaklardır. Bu yaşam sonsuza dek
sürecektir. Şu an, tüm canlılarımın birleştiği ve birleşeceği tek galaksi,
Nova`dır. Bu galaksi 1 milyar yıldız ve güneşin gücüne denk bir galaksidir.
Hakiki insanlarım bu ortama hazırlanmaktadır. Bu güne kadar zaten hazırdınız.
Asırlardır bu ortam için hazırlandınız. Şimdi esasa ve sadede geldik. Artık hep
beraber birarada olacağız. Sevdikleriniz ile -yakınlarınız ile- eşyalarınız ile
beraber olacaksınız. Bu ortamda hareket çok, monotonluk yok. Zamanı aşan, sesime
ulaşandır.
ALLAH "O"
Yukarıdaki metin dikkatle tetkik edilirse, görülecektir
ki, dünyanın RABBİ diye bilinen TANRI, bir Gezegenin başkanıdır. O
gezegenin adı da "RAN"dır. Dünyanın Rabbi, "RANTİMUS"
isimli "CİN"dir; Uzaylıların göndermiş olduğu kutsal kitaptaki tebliğe
göre. Hemen şu Kur’ân âyetini hatırlıyalım burada:
Bakın "Uzaylılara" yâni CİNLERE inananları
nasıl uyarıyor tâ 1400 sene öncesinden Kur`ân-ı Kerîm:
"CİNLERİ, ALLAH`A
ORTAK KOŞUYORLAR,
(Rab
kabûl ediyorlar) OYSA CİNLERİ DE, ALLAH YARATMIŞTIR!.." (6-100)
Aldatmacadan başka bir şey bilmeyen CİNLERİN hemen
her şeyleri terstir. Yazılarından, ayaklarına kadar. "RAN"ı da tersten
okuduğunuz zaman karşınıza "NÂR" kelimesi çıkar. "NÂR" ise ateş
demektir.
Nitekim Kur`ân`da da CİNLERİN
"nâr"dan meydana gelmiş oldukları vurgulanır. "NÂR"
gezegeni "ATEŞ" gezegenidir ki CİNLERİN ortamıda ateş ortamıdır.
Cinler bu boyuta "Omega" boyutu ismini vermektedirler. Yâni, ışınsal yapı
boyutu. CİNLER`in buradaki reislerinin adı da kendi tanımlamalarına göre
RANTİMUS`TUR... Ateş yapının reisi, anlamında.
OMEGA BOYUTUNUN,
CİNLERİN BOYUTU
olduğu bakın nasıl açıklanıyor:Fasikül: 47/Sayfa, 460:
"Hakikat
boyutlarının Denetimci Mekanizması olan HARAN kelimesini sizlere açmak
istiyoruz. Bu bütünsel kelimenin her bir harfi bir kelime frekansına bağlıdır.
Ancak aynı zamanda Hakikat ortamlarının ATEŞ Boyutlarını da simgelemektedir.
Biliyorsunuz, OMEGA Boyutuna RAN Gezegeni, yani ATEŞ Gezegeni de deniliyordu. Bu
boyutta kullanılan ATEŞ sözcüğü, enerjilerin güçlü yoğunluğunu ifade eder.
Halbuki hakikat boyutlarındaki "RAN" yani "NAR", yani ATEŞ kelimesi harlı -
alevli - ışıklı ateştir. Enerji ile alakâsı yoktur. HARAN hakikat boyutlarının
ATEŞ gücüdür."
CİNLERİN
1991 yılında itiraf ettiği gerçeklerin detaylarını 1971 yılında yazmış
olduğumuz CİNLER ve RUH konusundaki TEK KAYNAK kitap olan bu isimli
eserimizde detaylı olarak bulabilirsiniz. CİNLER, burada görüldüğü gibi,
artık açık-seçik ateş yapı olduklarını UZAYLILAR KİSVESİ ALTINDA
İTİRAF ETMEKTEDİRLER.
"UFO"LAR UÇAN DAİRELER
Önce
kendilerini UZAYLI diye tanıtan, daha sonra da, kendi "TANRILARININ
çok itaatkâr kulları CİNLER" olduklarını açıklayan CİNLER, adıgeçen
kitabın 38. sayfasında da UFO`ları bakın nasıl açıklıyorlar:
"Bizler, Tanrının düzen kurucu mekanizma elçileri olarak, sizlere bu yoldan
yardımcıyız.
Sizlerin UÇAN DAİRE (yani UFO) dediğiniz diskler, bizlerin iletişim aracıdır."
Gerçekte
CİNLERLE görüştükleri halde, onları UZAYLI sanan son derece iyi
niyetli, saf kardeşlerimiz pek çok UÇAN DAİRE veya kısa tanımlaması ile
UFO görmektedirler. Hattâ yine, pek çoğu bu UFO`lara
bindirilmekte, târif edilemeyecek renkler, ışıklar görmekte, bitmez tükenmez
uyanık rüyalar görmektedirler.
Ancak ne
varki, hiç bir zaman ortada somut bir şey mevcut olmamaktadır!.. Uzaya, bir
yığın yıldızlara, galaksilere gidebilmekte; ama buna karşılık bu uçan
dairelerden birisiyle bir anda İstanbul`dan Antalya`ya veya Ankara`dan,
İzmir`den, Londra`dan İstanbul`a gelememektedirler!!!..
Sözde
lâfta hadsiz hesapsız şeyler ortaya atılmakta, ama buna karşılık, fiiliyatta
ortada hiç bir somut olay görülememektedir.
UÇAN DAİRELERLE
kandırdıkları insanlara, kâh RAB, kâh ULU RUH, kâh UZAYLI
dostlar, kâh da ALLAH olarak, medyumluk yoluyla tebliğ veren "iyi
saatte olsunlarımız", zaman zaman da kendilerini CEBRAİL isimli
MELEK olarak tanıtıp, buna inanılmasını istemektedirler.
Buyurun.
ALTIN ÇAĞ kitabı,
Fasikül:
34/Sayfa, 319:
"Şu an Kitap boyutu bir üst realiteye bağlandığı için, MUSTAFA MOLLA`mız diğer
kanallara yardımcı atanmıştır. ALFA boyutunda bulunan tüm kanallara frekans
güçlerine göre, değişik toplumların SEMPATİZE OLDUKLARI İSİMLER VERİLMEKTEDİR!..
İSLÂMÎ BOYUTTA KULLANDIĞI İSİM MUSTAFA MOLLADIR... ASLINDA KENDİSİ CEBRAİLDİR...
ALDATMACA, ALDATMACA; KANARSAN!.
Evet, bu UZAYLILARIN işi gücü, insanları, aldatmak, kandırmak,
umutlandırmak, korkutmak, seçilmiş kişiler olduklarına inandırarak gururlarını
okşayıp hükümleri altına almakdır.Evet, kendilerinin kâh "CİN" ya da "ŞEYTAN" olduklarını açıklayıp,
gerçekte, çok iyi varlıklar (!) oldukları masalıyla insanları kandırmaya
çalışan; kâh da UZAYLI kurtarıcılar olduğu masalını yutturmaya
çabalayan bu varlıklar; çoğunlukla da insanların gururlarını pohpohlayıp,
seçilmiş varlıklar olduklarına onları inandırarak hüküm altına almaya gayret
göstermektedirler.
CİNLER`in
tüm yutturmacalarına karşılık bakın Kur`ân-ı Kerîm`de insanları nasıl
uyarmakta, CİNLERİN zararlarını nasıl vurgulamaktadır:
"İBLİS SECDE ETMEDİ; O TOPRAKTAN BEN ATEŞTEN YARATILDIM, dedi?.. BÜYÜKLENDİ,
KAFİR OLDU"
(gerçeği örttü)... (38-74)
"İBLİS SECDE ETMEDİ; ÇÜNKÜ CİN İDİ..." (18-50)
"CİN"
türünden olan varlık, eskiden "Azâzil"
ismiyle anılırken, "İNSANA SECDE ETMESİ" emrine muhatap olduğu zaman,
iltibasa (yâni ikileme) düşmesi sebebiyle "İBLİS" lakabıyla lakablanmıştı!..
Secde etmeyi kabûllenmeyip, tüm insanları azdırmaya yani "şeytânîyet"
vasfını, özelliğini ortaya koymaya karar verince de, bu defa kendisine
"ŞEYTAN" diye hitâbedildi. İşte CİNLERE, bu zamandan sonra
"ŞEYTAN" lakabıyla hitâb edilmeye başlandı. Çünkü CİNLER, artık bütün
ŞEYTÂNÎYETLERİYLE insanlara karşı saldırıya geçiyorlardı...
Bakın "ŞEYTAN" diye anılan CİNLER konusunda Kur`ân-ı Kerîm
bizleri nasıl uyarıyor:
"ONLAR ALLAH’I BIRAKARAK ŞEYTANI VELİ, DOST EDİNMİŞLERDİ DE, O YOLDA HIDÂYET
ÜZERE OLDUKLARINI ZANNEDİYORLARDI..."
(7-30)
"ŞEYTAN ONLARA YAPTIKLARINI SÜSLÜ GÖSTERDİ VE ALLAH ÖĞRETİSİNDEN SAPTIRDI..."
(29-38) (16-63)
"ONLARA VESVESE VERDİ. BEN SİZE DOSTUM, NASİHAT VERİYORUM, DİYE YEMİNLER ETTİ.
GURURLARINI OKŞAYARAK ONLARI ALDATTI."
(7-21/22)
"EY ADEMOĞULLARI ŞEYTANA KULLUK ETMEYİN!.. O, SİZİN APAÇIK DÜŞMANINIZDIR!..
ŞEYTAN, SİZDEN BİRÇOK KİMSEYİ SAPTIRMIŞTIR!"
(36-60/62)
"ŞEYTAN ONLARI İDARESİNE ALMIŞ, ALLAH’I ZİKRETMEYİ UNUTTURMUŞTUR. ONLAR,
ŞEYTANIN GRUBUDUR!... ŞEYTANA TÂBÎ OLANLAR HÜSRANA UĞRAYACAKLARDIR..."
"RAHMAN’IN ZİKRİNDEN YÜZ ÇEVİRENE ŞEYTAN MUSALLAT OLUR VE ARKADAŞI OLUR. SONRA
GERÇEKLERİ SAPTIRIR VE ONU HİDÂYETTEN UZAKLAŞTIRIR. ONLARSA, BU DURUMDA HİDÂYETE
ERDİKLERİNİ SANIRLAR!..."
(43-36/37)
"İBLİS’İN, ONLAR (İnsanlar)HAKKINDA
TAHMİNİ DOĞRU ÇIKTI. MÜ`MİNLERDEN OLAN
GRUPTAN GAYRISI ONA TÂBÎ OLDULAR.
HALBUKİ, İBLİS’İN, ONLAR ÜZERİNDE ZORLAYICI BİR GÜCÜ YOKTUR. ANCAK, İMAN EDENLE,
ŞÜPHEDE OLANLARI AYIRDETMEK İÇİN ONA BU İZİN VERİLMİŞTİR." (34-20/21)
İşte, "şeytânî" özellikleri dolayısıyla böyle tanımlanan CİNLER sürekli olarak
İNSANLARI dinlerinden uzaklaştırmak için ellerinden geleni ardlarına
koymamaktadırlar.
Gerçek yapıları, yüzleri, ortamları görülüp bilinemediği için; her ismi takınıp,
her konuda her türlü palavra atarak: hayâli evrenler ötesinde evrenler, ötesinde
kâinatlar; RAB`lar kübü RAB`lar TANRILAR karesi TANRILAR icâd ederek,
insanları oyalayan bir varlıklar şu anda dünya üzerinde, akla gelmeyecek kadar
çok insanı kandırmış ve yönetimleri altına almışlardır...
Dünya`ya yönelik UZAYLI ve UZAY GEMİLERİ - UÇAN DAİRELER - UFO`lar
kandırmacasına dair belgeleri size sunmadan evvel; Türkiye`de nasıl teşkilâtlar
kurup yayılmaya çalıştıklarına bakalım... Bu
bölümdeki kuralları ve maddeleri lûtfen dikkatli tetkik ediniz:
ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI
1991 Üçüncü ay
Fasikül: 45/ Sayfa: 436"Şimdi de (18) Bütünlüklerin çalışma nizâmından kısaca bahsedelim. Normalde her
bir şehirde oluşturulmasını arzu ettiğimiz üç tane (18) Bütünlük merkezi, esas
yansıma odağı olarak değerlendirilmektedir. Ancak bu Bütünsel merkez,
oluşturulduktan sonra aynı şehirde bir çok (18) Bütünlükler de kurulabilir. Bir
(18) Bütünlüğün temelini oluşturacak ilk 3 kişi Sistemin çalışma nizamında
direkt Akitli görevli sayılmaktadır. Ve bu üçlüden her biri inandığı, güvendiği
dostlarından bir tanesini, üçlü Bütünlüğü oluşturan dostların olurlarını alarak,
yanına almakla yükümlüdür. Bu şekilde 3 kişi
birer yardımcıları = 6 kişi olarak direkt Sisteme bağlanır ve Sistemin
Sözcülük görevini üstlenirler. Bundan sonra (18) Bütünlüğün yumağını saracak
olan Bireyler, teker teker bu (6) Bütünlüğün olurlarını alarak Bütünlüğe kabûl
edilirler.Bu (6) Bütünlükten bir kişi dahi, takdim edilen şahsı kabûl etmez ise, o
şahıs Bütünlüğe giremez. O an, Red eden kişi direkt Sisteme bağlıdır. Ferdi
Bilinci bu ortamda asla rol oynıyamaz. Bu şekilde aynı Koordinat düzeyleri
Sistemin yardımları ile bütünleşir. (18) Bütünlüğü oluşturan ilk üç Akitli
görevli arasında oluşan olumsuzluklar, tüm Bütünlüğün dağılmasına neden
olmaktadır. Ancak bundan sonra: 1-Bu üçlü teker, teker birer (18) Bütünlük
kurmak zorunluluğundadır.
(Bu 18 kardeşin vebâlini omuzlarında
taşımaktır.) 2-18bütünlüğü tamamlamış dostlar, en son
18’nci Bireyin giriş tarihinden itibaren, bir Dünya yılı dağılmadan görevlerini
yaptıkları taktirde 18 dostun hepsinin isimleri bir kağıda yazılarak Dosyada
saklanır. (Bu isimler aynı anda Diskete de kaydolur.) 3- (18) Bütünlük
içinde meselâ (6) veya (10) ay sonra ayrılmış olan Bireyin yerine
gelerek, (18) Bütünlüğü tamamlıyacak kişinin, giriş tarihinden itibaren bir
Dünya yılı yeniden sayılacaktır. (Bu hususa özellikle dikkat edilecektir. Aksi
halde Disket kaydı yapılamaz.)
Sayfa: 437
4-(18) Bütünlüğü bir veya daha fazla
Dünya yılı yaşatabilen tüm Bireylerden arzu edenler, Bütünlüklerinden izin
istiyerek ikinci bir (18) Bütünlüğü oluşturabilir. (Bu izinde 17 kişinin
müsaadesi şarttır. Ve yerine getireceği dostun kabûlü de, 17 kişinin tasvibi ile
olacaktır.)
5-ikinci (18) Bütünlüğü kurma teşebbüsünde
bulunan Birey, ömür boyu bu (18) Bütünlükten sorumludur. Kurduğu (18) Bütünlüğü
yaşatamadığı taktirde ilk (18) Bütünlükteki hakkını da kaybetmektedir.
6-Bu çalışma Nizâmı, direkt üst Realitelerin
çalışma Nizâmıdır. Ve Planetinize aynen aktarılarak tatbiki arzu edilmektedir.
7- HİÇ BİR (18) BÜTÜNLÜK SİSTEMİN
VERDİĞİ ÇALIŞMA DÜZENİNİN DIŞINA ÇIKAMAZ.
8- Her bir (18) Bütünlük kendi bünyesinde
mesuldür.9- (18) BÜTÜNLÜK İÇİNDE HİÇ KİMSE BİRİ BİRİNİ
YETİŞTİRMEYE VE FERDİ DÜŞÜNCELERİNİ EMPOZEYE YETKİLİ DEĞİLDİR.
10- Hiç bir 18 Bütünlük, diğer 18
Bütünlüklere DÜNYEVÎ BİLİNÇLERİ DOĞRULTUSUNDA ASLA ÖNERİ GETİREMEZ VE KINAYAMAZ.
11- (18) Bütünlük içinde her Birey sadece
kendinden sorumludur. (FERDI BİLİNÇLERİz İLE KARDEŞLERİNİ TENKİT ETMEK FİŞLERİN
KIRILMASINA NEDENDİR.) 12- (18) Bütünlüğe tâlip olmak, insânî bir
sorumluluktur. BURADA ALLAH’IN HUZURUNA KABUL İMTİHANLARINA RIZA GÖSTERİP, ÖZDEN
AKİT VERİLİR. 13- Bu (18) Bütünlüğe gireceklerin ileri
Bilinç ve Bilgi sahibi olması söz konusu değildir. Sadece Akıl - Mantık - Şuur
Bütünlüğü içinde Biat Bilinci ile istenilen görevleri aynen ve sevgi Bütünlüğü
ile yapmaları kâfi görülmektedir. 14- (18) Bütünlükteki her Birey, her hafta,
kendi seçeceği özel görev gününde Bilgi Kitabının Birinci Fasikülünü teşkil eden
(9) sahifelik Bütünlüğünü dağıtmakla yükümlüdür. (Bu serviste Kitabın
Özellikleri dil ile anlatılacaktır.).. O gün, aynı Koordinat doğrultusunda
yansımalar teker, teker fişlenerek (ana) diskette toplanmaktadır. Aura
yansımaları bu disketler aracılığı ile yapılmaktadır.
15- (18) Bütünlük içinde bulunan
Bireylerden her hangi birisi değişik nedenler ile o hafta fasikül
servisini yapamaz ise, diğer hafta aynı görev gününde elinde kalan fasikülleri
servisle mükelleftir. (Bu bir karma yükümlülük programıdır.) Baka gün yapılan
servislerin kaydı yapılmaz. Özel görev günlerini diğer günlerle
değiştirebilirler.
17- 18 Bütünlüğe çok mühim mâzeretleri nedeni
ile o gün gelemiyen Bireyler, (18) Bütünlüğün çalışma gününün sabahında, daha
önce tesbit edilen bir telefona muhakkak mazeretlerini bildirmekle
yükümlüdürler. (En uzak bir kıt’ada bile olsalar). Bu bir sorumluluk
programıdır.
18- O gün telefon ile bağlantısı yapılan
Bireyin Aura’sı Plan tarafından bulunduğu (18) Bütünlüğe yansıtılarak Aura
zinciri tamamlanır. 19- Bu çalışmayı kendine güvenen, kişiliğine
sahip, yükümlülüğünün Bilincinde olan, hoş görülü, sevecen her Birey tâlip
olabilir. 20- Bu çalışma nizâmında HİÇ BİR ZORLAMA,
MECBURİYET, EMPOZE YOKTUR. Sistemin arzu ettiği çalışma doğrultusunda hareket
etmeyi kabûllenen herkes (18) Bütünlükte çalışabilir. 21- Otomatizmaya bağlı bu çalışma düzeninde
olumsuzluk yaratan her hangi bir Birey, kendini otomatikman ortamdan diskalifiye
etmektedir. 22- (18) Bütünlük içinde YAPILMASI ZORUNLU
OLAN GÖREVLERİNİ yapmayan veya yapamayan dostların yerine Sistem, daima daha
sorumlu dostları transfer edecektir. 23- Dağılan bir (18) Bütünlüğün yerine daima
kalan kişiler ile derhal bir (18) Bütünlük kurdurulacaktır. 24- Sistem hiç bir şekilde durmaz. Dağılan
Bütünlüklerin yerine daha çok Bütünlükler devreye alınacaktır. 25- Eskiden Bireysel Düşünce Formları ile
oluşturulan Birleşik Alan’lar şimdi zamanın darlığı nedeni ile Kitlevî Yansıma
Sistemleri olarak devreye alınmıştır. 26- Bu yansıma Sistemi, Otomatizmaya
değin bir düzenin, aynı çalışma düzenine sergiliyecek tüm (18)
Bütünlüklere bağlıdır.
Sayfa: 438
27- Bu (18) Bütünlükler istenilen düzeye
gelinceye kadar olumsuzluklar, çalışma nizâmının fişlerini kırarak yeni baştan
(18) Bütünlükler kurdurulacaktır. (18 Bütünlüğün içinden (1) kişi dahi kalmış
olsa) 28- Bu şekilde zAman süreçlerinde yapılan
çalışmalar ile istenilen mükemmel yansıma Bütünlüğü oluşturulacaktır. 29- Her bir (18) Bütünlük bir yansıma
odağıdır.
30- Her bir (18) Bütünlük Bilgi
Kitabının Realite Boyutundaki misyonudur.
31- Bu misyonluk direkt RAHMAN
düzeyine bağlı olarak çalışmalarını sürdürmektedir.
32- Yapılan çalışmalar ile Bilgi Kitabı,
sizlerin düşünce formlarınızın yansıması neticesi Aurasını, RAHMAN Boyutunun
Evrensel nizâmında oluşturacaktır. 33- Bu Bilgi Kitabı Birleşik Alanı, üç Kozmik
çağ boyu oluşacak, ancak ondan sonra Kâinatlar nizamına yansıma programı ele
alınacaktır. 34- Hâlen Kâinatlar nizâmında
Birleşim Programları devrededir. 35- Bilgi Kitabı hâlen üç Bütünlüğe
yansıtılmaktadır. Burada oluşturulan ilk yakın Manyetik Aura burada Bütünleşerek
diğer Bütünlüklere Kitabın çekirdeği olan Planetinizden yansıma Sistemi ile
yansıtılacaktır.
36- Şu an nasıl sizlere Kozmik
Yansımalar ile ulaşılıyor ise ve Kitap size nasıl bu yol ile yazdırılıyor ise
Birleşim Kitabı olan Bilgi Kitabı da, aynı yol ile o düzenlere yansıtılacaktır
37- Bu yüzden (18) Bütünlüğün çalışma düzeni
(verilen direktifler doğrultusunda) Bilgi Kitabı Manyetik Aurasının oluşumu için
Elzem ve çok mühimdir.
38- Her bir (18) Bütünlük aynı
Koordinat doğrultusunda yapacakları görevlerden teker, teker sorumludur.
39- Şu an sizlerden istenilen aynı Koordinat
doğrultusunda yansımada (Bilgi Kitabı) söz konusudur.
40- (18) BÜTÜNLÜKLER İÇİNDE YAPILAN
ÇALIŞMALARDA, BİLGİ KİTABININ DIŞINDA DEĞİŞİK KANAL KONUŞMALARI VE BAĞLANTILARI
YAPILAMAZ. DEĞİŞİK MESAJLAR OKUNAMAZ, BİLGİ KİTABININ TARTIŞMASI YAPILAMAZ. (AURANIN KIRILMAMASIiÇİN)
41- Arzu edilirse Bilgi Kitabı (18) Bütünlük
ortamında sadece BİAT BİLİNCİ İLE OKUNABİLİR. 42- (18) Bütünlük henüz adet olarak
tamamlanmamış ise, asla istenilen yansı ma temin edilemez. (Yansımayı sadece 18
Bütünlük oluşturur.) Bu yüzden şimdilik Sistem Karma Yansıma Programını devreye
almıştır.
43- Her şehirde oluşmuş olan (18)
Bütün lük veya daha fazlası her Ay bir Sevgi Bütünlüğü olarak bir arada
toplanacak bu şekilde Planetinizden ilk defa direkt Grup yansımaları
yapılacaktır.
44- Bu yansımalar Bilinç Bütünlüğü ile değil,
Sevgi Bütünlüğü ile oluşturulmaktadır. Halbuki direkt Koordinat yansımaları,
Bilinç Bütünlükleri ile oluşturulmaktadır. 45-ileri yıllarda Planetinizde bu Bilinç
Bütünlükleri ile direkt yansımalar yapılaca ğına inanıyor ve sizlere
güveniyoruz.
46- Sizlere Bilgi Kitabının çalışma
ve yayılma düzeni daha önce Sistem tarafın dan bildirilmiştir. Şimdi de 18
Çalışma Nizâmını bildiriyoruz.
47- Aynı Koordinat doğrultusunda
yansıma yapacak (18) Bütünlükleri Oluşturmak istiyen dostların, yukarıda madde,
madde yazdırılan yükümlülüklerin tümünü teker, teker okuyup, hazmederek Bilinçli
bir şekilde tatbik edip, gösterilen yolda Sevgi Bütünlüğü ile yürümeleri en
olumlu sonuç ları oluşturacaktır.
Bilgilerinize sunulur.
SİSTEM
Sayfa: 439
BÜTÜNLENEN BİLİNÇLERE
BİLGİDİR
(Düşüncelere cevaptır) Mevlânâmız;
Size (18) Bütünlükler hakkında çok açık bir
mesaj vermek istiyoruz. Mesajın daha iyi anlaşılması ve hiç bir yoruma açık
olmaması için, madde, madde yazdırılması ön görülmüştür. Yazınız lütfen: 1-(18) BÜTÜNLÜK İÇİNDE ASLA HİÇ BİR BİREYSEL
DÜŞÜNCEYE YER YOKTUR. 2-(18) Bütünlük içine gireceklerde hiç bir
zorlama söz konusu değildir. 3-(18) Bütünlük bir Vahdet Ortamına taleptir. 4-(18) Bütünlüğe davet edilen Birey önce
KENDİNİ, KENDİNDE DENETİME ALMA ZORUNLULUĞUNDADIR. 5-(18) Bütünlük içine gireceklerde istek,
Düşünceden kaynaklanan bir olgu değildir. Bu kendini Bütünleşmiş hisseden bir
Bireyin Göklerin imtihanına talebidir. 6-BU BİR ANDTIR, BU BİR BİATTIR BU ALLAH’IN
YOLUNDA YAPILAN HİZMETE GÖNÜL MÜHÜRÜ VURMAKTIR. 7- Her bir (18) Bütünlük içinde Birey kendi
kendinden mesuldür. 8- (18) Bütünlük içine asla Dünyevî sorunlar
giremez. Bu gibi ortamlarda daima Evrensel Yansıma Fişleri zedelen mektedir. 9- (18) Bütünlükte her Birey, ANA karnındaki
KARDEŞ’ten öteye bir Bütünlüktür.
10-Bu Bütünlük, EVRENSEL
KARDEŞLİK`tir. Ve Evrensel Kardeşlikte hiç bir ART NİYET söz konusu değildir.
11- Yukarıda sayılan hasletlere
ulaşamamış Bilinçler kendi
Arzuları ile Otomatikman Sistem tarafından
diskalifiye edilirler.
12- (18) Bütünlük içinde Alınganlık,
Şüphe, Kızgınlık, Kin, Nefret, Sevgisizlik, yansıma Sistemine göre bu olguları
taşıyana Güçlenerek geri döner.13- (18) Bütünlükte tam bir Sevgi - Saygı -
Kardeşlik temeli oluşuncaya kadar Koordinatların Denetimi Sistemin
kontrolundadır.
14- Bu kontrol (18) Bütünlüğü
oluşturan insânî Bilinçlerin, aynı Bilinç Potasına oturuncaya kadar devrededir.
15- Şu an (18) Bütünlükleri teşkil
eden Bütünlüklerin içinden, aynı Koordinat düzeyinde yansıma yapanlardan, bir
Karma (18) Yansıma Bütünlüğü oluşturulmaktadır.
16-ileri Geleceklerde bu Bütünlüğü Hakiki
insan Bilinçleri oluşturacaktır
17- Bu insânî Bütünlük Sevecen -
Sabırlı - Hoş görülü - Affedici - Düşmanı bile baş tacı yapabilecek, kendisi dahil hiç kimse hakkında ters bir
düşünce taşımayacak bir Bütünlük olacaktır.
18- BU BÜTÜNLÜK IÇINE GİRMEK EVRENSEL BIR
AKİTTİR. GÖKLERİN SESİNE SESLENİŞTİR. ALLAH`A YAKARIŞ DEĞİL, O`NA YÜKSELİŞTİR. 19- (18) Bütünlük bir Misyonluk çalışmasıdır.
Evrensel Auraların oluşumudur. Ve her bir Manyetik Aura bu güne kadar böyle
Bilinçlerin Bütünlük Yasımaları ile oluşmuştur. 20- MUSA -İSA - MUHAMMED Misyonlarının
Manyetik Alanları ve Evrensel Bütünlükleri bu yollar ile oluşturulmuştur. 21- O Dönemlerin Bireysel Misyonlukları o
Bireyin Kurtuluşu ile alâkalı bir çalışma nizamı idi. Ve ALLAH`ın yolunda bir
hazırlanış idi.
22- Şimdi ALLAH`ın Öz Boyutunda
BİLGİ KİTABI Manyetik Aurasını (18) Bütünlüğün Kitlevi Bilinç Yansıması
oluşturacaktır. (Aynı Koordinat düzeyinde)
UZAYLI ÇARPITMASI
İslâmi kaynaklarda yukarıda anlatıldığı üzere olan ÖLÜM
GERÇEĞİ bakın ana esaslar sâbit kalmak şartıyla; fakat dünyada
hazırlanılması için yapılan çalışmalardan hiç bahsedilmeden nasıl saptırılarak
anlatılmaktadır:ALTIN ÇAĞ BİLGİ KİTABI
Fasikül: 29/Sayfa: 267
"Yedi gök bilgisi, DÖRDÜNCÜ BOYUTTA alınır. Buraya CENNET
boyutu denir. Bu boyutta dört katman vardır. Burası ikinci evrim durağıdır.
Burada 7 gök bilgisi evrimine tâbisinizdir. Bu boyutta da dünyadaki gibi
BİYOLOJİK BEDENLE yaşarsınız. Ancak şu farkla ki, dünyaya doğarak gelir, bedenli
yaşarsınız. Buraya dünya bedeninizi terk ederek, buradaki hazır bedeninize IŞIK
BEDENİNİZE ışınlanarak DİRİLİRSİNİZ. Ve 30 yaşındaki formunuzla, anında ayağa
kalkarsınız. Bu boyutta hiç yaşlanmadan evriminizi tamamlarsınız."
Hatırlayacaksınız, 86. sayfada "CENNET, CİN, ŞEYTAN
YOKTUR" diyen kitap daha sonraki yıllarda verilen tebliğlerde tamamıyla
reddedildi ve hepsi de ayrı ayrı yerlerde kabûl edildi.Zaten CİNLERİN yaptıkları iş de, çoğu dinî
kaynaklarda mecâz yollu anlatılmış hususları alıp, tevil ediyoruz yaftası
altında saptırıp din dışı apayrı gerçeklermiş havası içinde insanlara
yuturmaktır.İşte bu yutturmacaların bir başka türü de UZAY
GEMİLERİNDEN, uzay da dolaşan çeşitli UFO`lardan veriliyormuşçasına
MEDYUMLARA verilen tebliğlerdir.
UFO`LARDAN TEBLİĞLER!!!
Bu
bölümde de size bazı UFO`larda yaşadıklarını söyleyen veya çeşitli gezegenlerden
geldiklerini beyân eden CİNLERİN, kendilerine inanan medyumlara
verdikleri bazı tebliğlerden örnekler vereceğiz:
UZAYLI
GABRİEL (CEBRAİL)
"Yeryüzündeki Evlâdlarım, beni uzaktan işitin. Üzerinde çok zaman harcadığım ve
üzerinde, daha yukarıya getirilecek olanları almaya hazır olduğum UZAY
GEMİSİYİM. Sananda`nın (İSA) doğduğu gece Beytlemhem’in üzerinde nöbet tutan
aynı UZAY GEMİSİYİM. Meryem Ana`ya görünen Gabriel (Cebrâil) Ben`dim.
Yakında
yeryüzünde duracağım. Yoldaşları, Uzay Gemisindeki bir inisiyasyon için
hazırlıyacağım. Sizlerin arasından, Sirius Yıldızına alınacak olan bazıları
hazırlana caklar; bazıları da Clarion denilene. Diğer leri ise Venüs ve Mars`a
gidecekler. Yeryü zünün çocuğu bunun için, bu Yeni Çağ, Işık Çağı bekliyor."
UZAYLI
ZOLTON
"Ben,
ZOLTON, sizi sevgi ve barış içersinde selâmlarım. Size, Vela Sektör merkezinden
selamlar iletirim. Burada size yakında güneş sisteminizi etkileyecek olan
durumların kısa bir özetini vermek istiyorum.
Meskûn
olan 7 planetin (merkürden satürne) hepsi de dengeleme koşullarından
geçmektedir. Sizin planetiniz, bir kaç sebebten ötürü, devinme olayına ait
precessional değişimin oluşturacağı duruma mâruz kalacak. Sizin planetiniz
ötekilere nazaran çok daha dengesiz durumdadır. Ve siz bu durumdan dolayı,
onlara kıyasla, yeryüzündeki halkı korumada aciz kalıyorsunuz. Öteki planetlerin
her biri uzay araçlarına sahip olduklarından ve hayat kurallarına göre işler
gördüklerinden, kendi halklarını kurtarabileceklerdir.Âfetlere
yol açacak olan jeolojik hareketler, aşağı yukarı üçgün sürecektir. Bu sürede
okyanustan kıtalar çıkacak, adalar kaybolacak, med-cezir dalgaları hâlen deniz
seviyesinin yaklaşık 180 metre yukarısına kadar yeryüzünü süpürecektir.Dünya
beşerlerine, daha yüksek yerlere taşınmalarına ilişkin bir çok sözde kehânet
verilmiştir. Bu aptallıktır. Çeşitli sistemlerden gelen araçlar ve halk, Scharee
Sisteminin komutası altında, yeterince taşıyıcı konvoy ve iniş aracı ile, tüm
nüfusunuzu 15 dakikalık bir süre içinde yeryüzünden almaya hazırdır. Sözkonusu
durum hızla yaklaşmaktadır. Bir tarih veremeyiz ama, şundan kesinlikle emin
olunuz ki, bu duruma tamamıyla hâkimiz ve yeryüzündeki niyetleri ve yaşantıları
ile buna hak kazanan çaresiz halk kitleleri büyük bir hızla toplanacaklardır.Bu durum,
daha fazla sayıda kasırgılar, faal hâle geçen yanardağlar hortumlar, depremler,
med-cezir dalgaları, planetler ve felâket şartları kaydetmenizle giderek daha
belirgin hâle gelecektir.
Planetiniz bir dengeliliğe ulaştıktan sonra, kara ve okyanus olacaktır. Ve
gemilerimiz halkınızı yeryüzüne geri getirecektir."
YENİ ÇAĞ
(UZAY GÜNEŞ VAKFI)
Kalifornia`daki YENİ ÇAĞ Gruplarından Solar Space Foundation`ın
yöneticisi olan UFO temasçısı Robert Short, UFO Review dergisinin
yayımcı-editörü T.G. Beckley`e şu açıklamalarda bulunmuştur:
"Kanaatim
şudur ki, Mianlara UZAYLILARIN 2011 yılında yeryüzüne geri döne ceklerine
ilişkin kehânetler verilmiştir. Ancak, bu tarih bizim takvimimize dayalı
olmadığından, çok daha önce gerçekleşeceğinden eminim.
1981`in
ortalarına doğru, bir kitlesel inişe tanık olacağımıza inanıyorum. Bu iniş,
Büyük Pramitte (Keops) ortaya çıkarılacak ve Mısır’da kadim astronotların
bulunduğunu kanıtlayacak olan yeni keşiflerle aynı zamana rastlayacaktır.Söyleyebileceğim kadarıyla, daha başka inişlerin izleyeceği tek bir büyük iniş
vuku bulacak, bundan sadece hükümet başkanları haberdar olmayacaktır. Her
meslekten bir çok dünyalı bu inişlerle ilgili olacaktır.iniş, ABD`nin güney
batısında yer alacaktır. UZAY GEMİSİ geniş bir düzlüğe inecek ve araç 20-30
metre çapında olacaktır.içinde, kendi uygarlıklarının temsilcileri olan bayanlar
ile erkeklerden oluşmuş karma bir mürettebat bulunacaktır. İniş o tarzda
olacaktır ki, ilk kez, bu zamanda dünyamıza geliş sebeplerini tam olarak
açıklayacaklardır. UZAYLILAR, yeryüzünün kabuğunda oluşmaya başlayacak ve
depremler ile dünya çapında felâketlere yol açacak olan aşırı derecedeki yer
değişimlerinden ötürü gelmektedirler.
Herkesin
bu değişimlerden haberdar olması için, radyoyu, telefonları ve televizyonu
kullanabilirler."
"Bilgi
Çağına Giriş 1981-1982’
isimli Uzaylılarla görüşüldüğüne inanan bir grup tarafından çıkartılan bir
kitaptan yaptığımız bu alıntılar 1980-1981`de olacak olaylardan
bahsediyordu.
Ancak
unutmayalım ki, CİNLERİN en büyük özellikleri palavracılık ve
yalancılıktır!.Atarlar,
ya tutarsa!..
Atarlar,
ya yutarsan!..
Atarlar,
kanarsan, aldanırsan!
Esasen,
bu NESLİN KIYÂMETİ yaklaştığı zaman, yeryüzünde çeşitli tabîi âfetlerin
artacağı, depremlerin, yanardağ patlamalarının, üç büyük yer yarılması ve batma
olayının meydana geleceği, yalancı “Peygamberlerin” türeyeceği ve Nihâyet
"DECCAL" lâkablı kendisinin ALLAH olduğunu söyleyen olağanüstü bir
varlığın yeryüzünde insanları kendisine tâbi kılacağı ve onun da Hz.İSA,
tarafından ortadan kaldırılacağı 1400 küsur yıl önceden Hazreti Muhammed
Aleyhisselâm tarafından haber verilmiştir. Bu konu da hadis kitaplarında çok
açık seçik bilgiler vardır, ki bunların bir kısmı da tahakkuk etmiştir.
Nitekim,
bugün yeryüzünde pekçok Peygamber (!) yaşamaktadır. Kimi insanları
UZAY DİNİNE davet etmektedir, kimi de falanca yıldız ya da galaksideki
TANRISINA.
Hazreti
Muhammed`in bildirmiş olduğu "ALLAH" kavramını anlamış olanlar, bu
yalancı peygamberlere ve DECCAL`a aldanma tehlikesinden kendilerini
rahatlıkla koruyabilir.
İşte, bu
gerçeklerden haberi almayan saf, iyiniyetli, meraklı, araştırıcı dostlarımız,
"Din hurâfedir" diye de şartlandıkları için, dini gerçeklerden habersiz
oldukları için, çok rahatlıkla bu tür yetersiz bilgili MEDYUM LARA inanmakta
ve böylece de CİNLERİN KUCAĞINA DÜŞMEKTEDİRLER.
Sizi
sıkmamak için daha fazla detaya girmiyorum. Ama inanın ki, UZAYLILAR adı
altında CİNLERİN verdikleri tebliğler içinde, öylesine büyük saçmalıklar
vardır ki, çocuklarınız dahi önce gülerler, sonra da bir kenara koyup "daha
zevklidir" diyerek çelik-çomak oynamaya giderler...
CİNLER,
geçmiş yaşam içinde Kur`ân öğretisine göre Eyyûb A.S’a da büyük
eziyetler vermişler ve O, aşağıda yazacağımız, gene Kur`ân`da öğretilen,
duaya devam ederek kendini kurtarmıştır.
Bu duânın
tekrarı ile beynin yaydığı dalgalar, beyin çevresinde bir koruyucu manyetik
kalkan oluşturduğu gibi; sivrisinek kovucu tabletlerin yaydığı kokunun
sivrisinekleri zararsız hâle getirmesi gibi, CİNLERİ de tesirsiz
bırakmakta ve onları rahatsız ederek uzaklaşmaya zorlamaktadır.
"Ayetel
Kürsî" ve "Kul eûzüler", kişinin ruh gücünün yükselerek CİNLERE
karşı koymasını temin etmektedir.
Aşağıda
öğretmekte olduğumuz âyetlerden oluşan duâ ise âdeta laser tabancasının
ışınları gibi CİNLERİ vurmakta ve onları uzak durmaya mecbur
etmektedir.
UZAYLILARA
inanan, onların etkisinde olan kişilerin yanında bu duayı içinizden okumaya
başladığınız zaman göreceksiniz ki, CİNLERİ, onu yanınızdan uzaklaşmaya
mecbur kılacaktır. Ya da, onu ter basacak, sıkıntıya düşecek, konuşması
insicâmını yitirip, arada gereksiz kelime ve cümleler kullanmaya başlayacaktır.
Böyle
güçlü baskı altına girmiş bir kişinin kurtarılması arzulanıyorsa, çevresindeki
bir kaç dostunun biraraya gelerek, aynı zaman zarfında ona yönelik bir biçimde
300 (üçyüz) defa Kur`ân`da bulunan bu duâyı okumaları ve mümkünse günaşırı üç
kere bu işlemi tekrar etmeleri tavsiye olunabilir...
Böyle bir
kişi, bu duâyı kendisi okursa, 30-50 defadan sonra kendisini sıkıntı basabilir,
başına ateş çıkıyormuş gibi hissedebilir, uyku hâli bastırıp tesbihi elinden
bırakabilir. Ya da daha şiddet gösterileri arzusu duyabilir. Bu CİNLERİN
etkisi altında olmasından; o duâyı kestirip, okutmamayı arzu etmelerinden
dolayı, yolladıkları impulslar sonucudur. Şayet kişi, okumaya devam ederse, bu
tesirler bir süre sonra azalır ve o kişi rahatlar. Ama gene de bir ay kadar o
duâya devamda yarar görülmektedir.
CİNNÎ
olmayanlarda ise, ne kadar okunsa, bahsedilen hâller görülmez.
Evet, bu konuda son uyarımızı yapalım. CİNLERDEN korunmanın yolu, bu
konuda bilgilenmekten geçer. Öyle ise bilgilenelim ve çevremizi bu konuda
uyaralım.
KORUYUCU DUA
Rabbî enniy messeniyeş şeytânu binusbin ve azâba; Rabbi
eûzü bike min hemezâtiş şeyâtıyni ve eûzü bike rabbî en yahdurun. Ve hifzan min
külli şeytânin marid.
(Sad: 41- Müminun: 97-98- Saffat: 7)
A.Hulusi
|