|
Kansız Anadolu ihtilalini kanla bastırmak istiyorlar
Anadolu sanayicisi hızla büyüyor. Devlet yardımı almadan
dünyanın dört bir yanına ürettiği malı satıyor. Parayı, hem iç
pazardan hem ihracattan kazanıyor. IMF'den para istemiyor. O,
devlet rantının peşinde koşmuyor. O, içeride ve dışarıda rekabet
içinde çalışmak istiyor.
Anadolu işadamlarının kendi ayakları üzerinde
durarak yaptıkları üretim, İstanbul'un, devletin imkânlarıyla büyümüş
statükocu işadamlarını çok endişelendiriyor. Çünkü Anadolu sermayesinin
başarısı, statükonun devlet rantlarına dayalı olan sisteminin yalanlarını
bir bir ortaya döküyor.
Alışveriş Merkezi Yatırımcıları
Derneği'nin dün basında açıklanan yeni verileri de Anadolu'yla
ilgili yeni hamlelerin işaretini veriyor. Veriler, Anadolu
illerinde hizmet veren alışveriş merkezlerinin yılın ilk altı
ayında büyük bir ciro patlaması yaptığını ortaya koydu. |
 |
Düşünün, Anadolu
illerindeki AVM'ler, elde ettikleri ciroyla İstanbul'u geride bıraktılar.
Anadolu'daki AVM'lerin toplam cirosu 6.5 milyar lira olurken, İstanbul
6.1 milyar lirada kaldı. Peki bütün bu rakamlar ne anlama geliyor?
Anadolu'da üretim patlarken, ticaret ve tüketim de patlıyor. İşte
bu büyük değişim. Daha da net ifade edersek, Anadolu'da yaşanan bu
'kansız ihtilal,' İstanbul'un statükocu işadamlarını fazlasıyla rahatsız
ediyor. Çünkü bu dönüşüm, başta hukuk sistemi ve siyaset olmak üzere
artık üst yapıyı zorluyor. IMF'nin denetimi olmadan hazırlanan
bütçeler, İstanbul sermayesinin bütçe üzerindeki vesayetini, yani
İstanbul'un, memleketin gelirleri ve harcamaları üzerindeki kontrolünü
kaldırıyor. Halkın parası demek olan bütçeden kendilerine aktardıkları
paralar artık bitiyor.Ekonomideki değişim sadece statükocu sermayenin
bütçe vesayetini değil, yeni anayasa değişiklikleriyle asker ve yargının
siyaset üzerindeki vesayetini de ortadan kaldırıyor. Çünkü güçlenen
Anadolu sermayedarı, geleceğini Türkiye'nin demokratik hukuk devleti
olmasında görüyor. Güvenceyi hukukta, sivil anayasada arıyor. Bu yüzden de
anayasa değişikliğini, yargı reformunu ve referandumu destekliyor.
Bürokratik vesayet olmadan, halkın seçtiklerinin yöneteceği bir Türkiye
ise sistemin egemenlerini, statükocularını ürkütüyor.
Demokratikleşme ve sivilleşme sürecini durdurmak için referandum öncesinde
çeşitli provokasyonlar yaşanıyor. Türkiye bu sahneleri ilk kez yaşamıyor.
Ama ilk kez yaşadığı şu. Bu kez, üretimle, terle, emekle, cesaretle,
rekabetle 'kansız!' yapılan Anadolu ihtilalini, kanla bastırmaya
çalışıyorlar. Bazı taşeronları kullanarak Türk-Kürt çatışması
çıkartmaya çalışıyorlar. Ekonomisi bütünleşen Anadolu'yu bölünüyormuş gibi
gösteriyorlar. CHP, MHP ve BDP gibi statükocu partileri de yanlarına
alıp, referandumu erteletmeye, AK Parti'yi düşürmeye çalışıyorlar. Bunun
için de kanlı bir sürece itmekten çekinmiyorlar. Kısacası kansız
yapılan Anadolu ihtilalini, kanla bastırmak istiyorlar.
Önceki gün bir televizyon kanalında bir kadın akademisyen "biraz duralım,
nefes alalım.Yoksa felaket olacak' diyordu. Yani, 'demokratik açılıma ara
verelim, anayasa değişikliğini durduralım, referandumu erteleyelim. Yoksa
çatışma çıkacak' diyordu. Durup nefes alacaktık ve eski sisteme geri
dönecektik. Böylece savaş çıkmayacaktı. Anadolu insanı bu çağda yaşamak
istiyor.Bunun için daha fazla demokrasi ve özgürlük istiyor. Çatışma,
savaş istemiyor. Çünkü Anadolu'nun üreticileri, silah komisyonculuğu,
tank temsilciliği yapmıyorlar. Devlete helikopter
satmıyorlar. Onlar, insanların ayakkabıdan gömleğe, araba farından
çikolataya kadar ihtiyaç duydukları malları rekabet ortamında üretiyorlar
ve gene kıyasıya rekabet ortamında bunları Türkiye ve dünya tüketicilerine
satıyorlar. Dolayısıyla bir tek şey istiyorlar. Barış, demokrasi,
özgürlük, ve hukukun güvencesi.
( Sabah: Süleyman YAŞAR:
30 Temmuz
2010 )
|