MEDYANIN DERDİ 'BAŞÖRTÜSÜNÜ NASIL KÖTÜ GÖSTERİRİM !'

Medya türbanla işte böyle korkutuyor
Türkiye’nin yaşadığı kritik dönemlerde devreye giren medya, yıllardan beri peri masalı ciddiyetinde korkular üretiyor.

‘İrtica geliyor’ paranoyasını yaymak için erkek muhabirlerine çarşaf giydirenler, şimdi de başörtüsünü gulyabani gibi göstermenin yollarını arıyor.Medyanın çok sevdiği ‘mahalle baskısı’na kananlar ise korkularını açıklarken yine medyanın yalan haberlerini referans gösteriyor.

Başörtülülerin üniversitede okuma engelini kaldıran anayasa değişikliğinin ardından, yasakçılığını sürdürmek isteyen bazı rektörler, gayri hukuki biçimde ortamı germeye devam ediyor. Bir tarafta “Başörtülü öğrenci, ‘başarılı olsa bile’ hak ettiği notu vermeyiz.” diyen rektörler, diğer tarafta yasakçı zihniyetin propagandasını yürüten medya organları çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. Geçtiğimiz günlerde yayınlanan ‘32. Gün’, bu tartışmaların bir başka ürkütücü boyutunu gözler önüne serdi. Birkaç haftadır üniversitelerin nabzını yoklayan Mehmet Ali Birand’ın programı, Maltepe Üniversitesi’nde düzenlendi ve konusu da gündemden düşmeyen başörtüsü meselesiydi. Farklı görüşlerden öğrencileri salonda toplayan 32. Gün’de, öğrencilerin ne istediği sorusuna cevap aranıyordu. Ancak iki genç kızın, aralarında Ali Bulaç, Cengiz Çandar, Ali Çarkoğlu’nun da bulunduğu konuklara yönelttiği soru, ‘başörtüsü korkusu’nun, ‘mahalle baskısı’nın ne olduğunu ve nasıl ortaya çıktığının cevabını verdi. Korkuların temelinde bazı gazetelerin yalan haberleri yatıyordu.
Bir kız öğrenci, Konya’da iki kadın doktorun görevini ihmal ederek, erkek olduğu gerekçesiyle hastayı muayene etmediğini ve bu yüzden vatandaşın, biraz da abartarak, hayatını kaybettiğini anlatıyordu. Bir diğer kız öğrenci de Mersin’de yaşanan kezzap hadisesine gönderme yaparak, “Bu ülkede başı açık olduğu için insanların bacaklarına kezzap dökülüyorsa, ben de onların başlarını açıp kafalarına kezzap dökerim. Bu kadar basit.” diyerek tehditler savuruyordu. Aslında bu tüyler ürperten iki örneğin ortak paydası ‘yalan haber’lerdi. Ancak bu iki görüşün ardından kopan alkış tufanı üniversitelilerin bu yalanlardan habersiz olduğunu da belli etti.
Kuyruklu yalanlar ortaya çıkmıştı çıkmasına, ama tekzipler haber kadar etki uyandırmamış, sanki gerçekmiş gibi insanların korkularını destekleyen birer delil olarak zihinlere kazınmıştı. Bu yalan haberler, toplumun bir kesiminin korkularına temel hazırladı. Bilginin saptırılması ve gizlenmesi konusunda çalışmalar yapan Dr. Ali Ayaz bu tip propaganda malzemesi sağlayacak yalan haberlerin, Türkiye ne zaman kritik bir dönemden geçse kasten artırıldığını söylüyor. Hatta haber yoksa bile haber uydurulması yönünde bir gayretin varlığını anlatan Ayaz, merkez medyanın beslendiği kaynakların bu türlü yalan haberler olduğunu ifade ediyor. Genel seçimler, cumhurbaşkanlığı seçim süreci, kara harekâtı ve ardından sürdürülen türban tartışmalarını, toplumun kırılma noktaları olarak değerlendiren Ayaz, sözlerine şu çarpıcı cümlelerle devam ediyor: “Bir taraftan toplumsal barıştan ve kardeşlikten söz edenlerin bir kehanetine karşılık, ‘Başörtüsü serbestisi kararı, toplumu ikiye yarar; üniversiteyi parçalar’ düşüncesini destekleyen türden haberler çıkmaya başladı. Eğer yalnızca belli kanalları izliyorsanız ve belli yayın organlarından besleniyorsanız ‘Bak başörtüsü serbest oldu, üniversiteler ikiye bölündü’ ya da ‘toplum ikiye yarıldı’ gibi bir düşünceye kapılmanız doğal. Ama herhangi bir bölünme, parçalanma olmadı. Bu sorunun çözülmesini istemeyenler, açıkçası gazete ve televizyon haberleri yoluyla yapıyor. Bilgi saptırılıyor ya da bir gerçek gizleniyor.”

Tesettür değil ‘haber faciası’
Konya’daki uydurma haberi yapan kişi, gazetecilik mesleğinin duayeni olarak gösterilen ve geçtiğimiz aylarda da ‘en güvenilir gazeteci’ seçilen Uğur Dündar’dı. Hürriyet’in ‘Tesettür faciası’ olarak verdiği skandal manşetin mimarı usta gazeteci Dündar, en basit meslek kurallarını yok sayıp, iddiayı taraflara sormadan haber yapmıştı. Sonuçta suçlu ilan edilen iki kadın doktorun da olayla alakasının olmadığı ortaya çıkmıştı. Daha sonra Cihan Haber Dergisi’ne verdiği röportajda Dündar, bu skandal haberde bir kabahatinin olmadığının altını çiziyordu. Cihan Haber Ajansı muhabirinin, ‘Mağdurla da görüşülseydi daha doğru olmaz mıydı?’ sorusuna; “Mağdur insan dağdaki bir çoban, garip bir çoban. Ona, o anda ulaşmak mümkün değil.” değil şeklinde cevap verdi. Muhabirin, “Ama başlıkta art niyetli atılmıştı sanki!” şeklindeki sorusuna ise uzun bir ‘ııııı’ çekiyordu yılların gazetecisi.
Aynı haber için Hürriyet’in Genel Yayın Müdürü Ertuğrul Özkök, ‘Özür ve teşekkür’ başlığıyla bir yazı yazdı. “16 yıllık genel yayın yönetmenliğim süresince, hiç gocunmadığım bir şey, yanlış yaptığımızda “özür dilemek” ve düzeltmek oldu. İtiraf edeyim, mesleğimizde herkes bu konuda benim kadar bonkör değildir.” sözüyle, yayınladığı yalan haberin ardından dilenmesi gereken özrün ne kadar büyük bir lütuf olduğunu bizlere hatırlattı. Özkök sözlerini şu cümlelerle sürdürdü: “Bu sonuçtan sonra bize yapılacak tek şey kalıyor. İki kadın görevliden özür dilemek. Onu da kamuoyunun önünde açıkça yapıyorum.” Ancak mağdur olan iki kadın doktordan özür dilemek, hatayı hafifletmiyor. ‘Bizim sağlığımızı kim teminat altına alacak diye’ soran insanlara karşı da ‘bonkör’ olup, yalan haberle kandırılan ve korkutulan tüm Türkiye’den özür dilenmesi gerektiği ortaya çıkıyor.

Kezzap kimi yaktı?
Yine Hürriyet ve Milliyet gazetelerinin duyurduğu ve toplumdaki ‘herkese’ korku salan, ‘mini etekliye kezzap’ haberi yapıldı. Haber yalandı. Kezzapçının, psikolojik sorunları olan bir fabrika işçisi olduğu anlaşıldı. Ayrıca zanlının hiç de mutaassıp bir aile hayatı olmadığı verilen bilgiler arasındaydı. Bu haber yalan çıktığında ‘Mini etekliye kezzap’ başlığı kullanan gazeteler, kulağının üstüne yatarak, ‘Kezzapçı yakalandı’ anonsuyla skandalı geçiştirmeye çalıştı. Ancak haberin izi, üniversiteli bir kız öğrenciye, “Ben de onların başörtüsünü açıp, kafalarına kezzap dökerim. Bu kadar basit.” dedirtecek kadar derine gitmişti. Cıvıl cıvıl bir genç kız, canavarlaştırılmıştı.

‘İyi bir ayrıntı yakaladınız’
Hürriyet Gazetesi yazarı Yalçın Doğan, “Zorbalık manzaraları” başlıklı yazısında daha önce eşine rastlanmamış bir olay anlattı. Gazeteci Doğan, “Olay aynen böyle, birinci elden.” ifadesini kullandığı yazısında, İstanbul’un orta yeri; Harbiye’de bir taksi şoförünün yaşattığı terörden bahsediyordu. Bir kadın taksiye binmek istemiş ama şoför kadına bakarak, “Abla arabadan hemen in, senin başın açık.” demişti, Doğan’ın iddiasına göre. Harbiye’de bir taksicinin başı açık kadını arabadan indirdiğini yazan Yalçın Doğan’a seslenen taksiciler, “Plakasını ver. Gereğini yapalım.” dedi. Yalanlanan haber için görüşlerine başvurduğumuz Doğan ise, “Bilgiyi arkadaşımın eşi verdi. İyi bir ayrıntı yakaladınız. Plaka alıp almadığından emin değilim.” şeklinde insanlara ister istemez tebessüm ettiren bir cevap verdi.

Birand’dan önemli itiraf: İniş çıkışlar oldu ama Türkiye’nin genel çizgisi değişmedi
Geçtiğimiz hafta yayınlanan 32. Gün haber programında çok ilginç bir itiraf da yer aldı. Yılların gazetecisi Mehmet Ali Birand, yine aynı dönemlerde gazetecilik yapmaya başlayan arkadaşı Cengiz Çandar’a bir soru yöneltti. Soru aslında bir durum tespitiydi. Birand, “Hemen hemen aynı dönemlerde gazetecilik yapmaya başladık. O günden bugüne Türkiye’de bir sürü inişler çıkışlar oldu. Türkiye’nin genel çizgisinde temelde bir şey değişmedi. Biz üstünde tartışıyoruz, şu tehlike geldi bu tehlike gitti diyoruz. Sonuçta Türkiye bir yerde duruyor. Bu yanlış bir tespit mi?” Birand’ın bu samimi itirafı, başörtüsünün rejime zarar vereceği gibi akıl dışı görüşlerin anlamsız olduğunu gösterir mahiyetteydi.

Kardan adam tahrik etti!
“Yapmayın kardeşim bu millete ayıptır” başlığıyla Hürriyet gazetesinde hamaseti bol bir yazı kaleme alan Fatih Çekirge, Sivas’ta birkaç çocuğun yaptığı kardan adam figürlerinden tahrik olduğunu yazdı. Anadolu Ajansı’nın geçtiği ‘eğlenceli’ bir fotoğraf üzerine, ilkçağ loşluğunun gölgesi düşen yazısında, “Sivas’ta birileri kardan adama takke takıp, sakal kondurmuş... Hemen yanındakine de türban takmış. Eline de Türk bayrağı vermiş... Kim yapar bunu? Çocukluğumuzdaki o kardan adam beyazlığını böylesine bir tahrikle kim eritir. Belli ki birileri bu milleti “türban” diyerek “Türk-Kürt” diyerek, bir çarpışmanın, bir fırtınanın, bir uçurumun eşiğine getirmek istiyor...” gibi tuhaf bir yazı yazdı. Ancak hazin nokta, yazıyı okuyanlar tebessüm etse de Çekirge şaka yapmıyordu; ciddiydi, gerçekten ‘tahrik’ olmuştu.

Doç. Dr. Ferhat Kentel (Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü):
Ahlâk ve dürüstlük yok

Genel olarak din ve özel olarak başörtüsü konusunda bugünlerde sürdürülen yalana dayalı kampanyalar maalesef memleketimizde sık sık rastlanan bir olgu... En basit ifadesiyle entelektüel ve ideolojik ikna kabiliyetini artık iyice kaybetmiş olan ve adına “çağdaşlık” sıfatını yakıştırmış bir zümrenin sınıfsal bir tahakkümünün debelenmeleri bunlar. “Ahlak” ve “dürüstlük” ise onların semtinde sadece gülüp geçilen iki kelime...Ancak bu zümrenin en önemli özelliği ya da en güçlü tarafı yalan üretmek değil. Uzmanlaştığı alan daha çok düşman ve korku üretmek... Kendi iktidarını daimi kılmak için yarattığı bu korkular sayesinde insanları aptallaştırmak, her türlü yalana inanmasını sağlamak ve semboller, mitler üzerine kurulu bu yalan düzenin devamını sağlamak.Ama bu nefret, kin ve yalan dili ve bu kötülük artık kabak tadı verdi... Çünkü çok can yaktı, çok kurban aldı bu dil. Bugün emir-komuta mantığı altında sürdürülen bütün bu aptallaştırma operasyonlarına rağmen, kendilerini korkulardan arındıran, karşılarına düşman olarak çıkarılanların “kardeş” olduğunu fark edenlerin demokratik dili güçleniyor. “Başörtüsü”nün başörtülü kadınların değil, bu tepeden inmeci “modernleşmeciliğin” araçsallaştırdığı negatif bir sembol olduğu açığa çıkıyor. Başörtüsü bu anlamda “iktidarın dili”ni, sembollerini kırıyor. Bu yüzden, rejim açısından çok işlevsel olan “kamplar” ve “kutuplar” bozuluyor. Başörtülü kadınları başörtüsüzler de destekliyor. Başörtülü kadınlar sadece kendi mağduriyetlerini haykırmak yerine, başka mağduriyetler yaşayan kardeşlerinin seslerine de ses katıyorlar. Belki de bu yüzden üretilmeye çalışılan yalan dili hızla komiklik abidesi olarak açığa çıkıyor. Gene belki de bu yüzden, yani en azından toplumun geniş kesimlerinde inandırıcılığını kaybettikçe, daha da saldırganlaşıyor ve ucuzlaşıyor...

Medya ‘yalan’ kusuyor
İrtica haberi sıkıntısı çeken medya, dahiyane bir fikirle, ‘erkek’ muhabirlere çarşaf giydirerek Palandöken’de kayak yaptırdı. Hürriyet ve Milliyet gazetelerinde yer alan bir haber, İranlı kadınların çarşafla kayak yaptığını söylüyordu. Bir de süslü bir başlık bulunmuş, yaklaşan tehlikeye karşı okurlarını uyarıyordu: ‘İran usulü kayak’Cumhuriyet gazetesi yine hayal gücünün sınırlarını zorlayarak bir haber(!) hazırlamış ve ‘İslamcılar dönme dolaptaki etekli kadına tahammül edemediler’ başlığını manşetine kondurmuştu. Yıllar sonra haberi yapan gazeteci Fuat Kozluklu’nun itirafı ibretlikti: “Yalan ve çok kötü bir haberdi, yazıklar olsun bana”
‘Mini etekli kızı diri diri yaktılar’- Hürriyet/ Özdemir İnce     ‘Geline türban için işkence’-Milliyet/ Mine G. Kırıkkanat         ‘Türban takmayan kızını öldürdü’-Vatan
‘Kuran eşliğinde kadına linç’-Vatan        ‘Lisede namaz’-Hürriyet       ‘Uçağı kıbleye çevirin, namaz kılacağım’-Milliyet          ‘Mahalle baskısının fotoğrafı’-Hürriyet
                                                                                                                                                                            ( ZAMAN-PAZAR:
 
02.Mart.2008 )

                                                                          

                                                                             HALKIN MUHTIRASI

                                                                

                                                                           TÜRK BASINI SINIFTA KALDI
                                    Radikal Gazetesi isim isim gazetecilerin karnesini çıkardı. Kim ne dedi, ne çıktı?
Seçim tahminlerinde çok sayıda yazar ve araştırmacı fena yanıldı. Çoğu yazarın hiç inanmadığı, kiminin hakaret ettiği Tarhan Erdem, sonuçları bilen tek isim oldu. Bazı yazarlar dün özür diledi .Genel seçimler geride kaldı. Önceki akşam oy oranları belli oldukça milletvekili adayları kadar seçim üzerine tahmin yürütenlerde de heyecan vardı. Özellikle de köşe yazarlarında. Tahmin yarışı Radikal'in 19 Temmuz'daki manşetiyle hızlanmıştı. Araştırmacı Tarhan Erdem, AKP'nin yüzde 48'e dayandığını yazınca, o güne kadar tahminlerini okuyucuyla paylaşmayanlar da kaleme sarıldı. Aralarında Radikal yazarlarının da bulunduğu pek çok gazeteci Erdem'in araştırmasını 'uç' bulmuştu. Kimine göreyse yapılan, bir propagandaydı. Seçim sonuçları açıklanıp Tarhan Erdem'in haklılığı ortaya çıkınca bu yazarların büyük kısmı Sezar'ın hakkını Sezar'a verdi. İşte gerçek sonuçların yanına bile yaklaşamayan ve Tarhan Erdem'e yüklenen köşe yazarlarından bir demet:
Tufan Türenç'in seçim turu
Seçimden önce İstanbul 2. Bölge'de izlenim turu atan Türenç'in yorumu şöyleydi:
"AKP-CHP başa baş... AKP de birinci parti olabilir, CHP de... Barajı aşacak üçüncü partinin MHP olacağı kesin gibi. İstanbul'da bir patlama bekliyorlar... Çarşı, diye bakıp da, "FB'li Tufan Türenç'e de karşı" demeyin sakın. Ama BJK'nın kalbi olan Çarşı Grubu, AKP'ye karşı. Beşiktaş'ta dolaşırken onlarla seçimi konuştuk. Çarşı'nın tribün lideri Alen Makaryan, "Bizden CHP'nin dışına oy çıkmaz" diyor. Bence, birinci parti olmaya AKP daha yakın. Ancak CHP de birinci parti çıkabilir. Bu bölgede MHP sürpriz parti olmaya aday. Sonuçlar şöyle olabilir: AKP 10, CHP 8, MHP 3. (İkinci olasılık CHP 10, AKP 8, MHP 3.) Dördüncü parti barajı aşarsa bu üç partiden bir veya iki milletvekilini alabilir." (Radikal'in notu: İstanbul ikinci bölgede AKP 12, CHP yedi, MHP iki milletvekili çıkardı.) (Hürriyet, 9 Temmuz)
Vatan: AKP'nin yüzde 40 oy alması hayal
Vatan gazetesi 3 ve 4 Temmuz'daki sayısında seçim tahmini yaptı. Gazeteye göre AKP'nin yüzde 40 alması hayaldi. Şu yorum yapıldı: "AKP 22 Temmuz'da yüzde 40'ı yakalayabilir mi? Başta da söyledik, teorik olarak evet. Matematik olarak baktığımızda ise bunun kolay olmadığını söyleyebiliriz." Gazete, CHP için "Oy oranını 3 Kasım'a göre artıracak. Partinin yüzde 25'in az da olsa üzerine çıkması sürpriz olmaz. Ancak CHP'nin yüzde 30'a yaklaşması veya aşması çok zayıf bir ihtimal olarak görünüyor" derken, MHP'yle ilgili yorumu da şöyleydi: "Tahmin yapmak zor. Ancak MHP'nin 1999 seçimlerindeki oyuna yaklaşacağını söylemek mümkün. MHP'nin yüzde 15'e yakın oy alması normal bir sonuç gibi görünüyor. Yüzde 15'in üzerine çıkması da büyük bir sürpriz olmaz." (Radikal'in notu: CHP yüzde 20.9, AKP yüzde 46.6 oranında oy aldı. Vatan sadece MHP'nin oy oranını bilebildi: Yüzde 14.3)
Erol Tuncer: 'Yüzde 40' diyenleri anlamıyorum
Türkiye Ekonomik Siyasal Araştırmalar Vakfı (TESAV) Başkanı Erol Tuncer: "... Çoğu kamuoyu yoklaması iktidar partisini yüzde 40'larda gösteriyor. Bütün bu dezavantajlara rağmen, AKP'nin oylarını nasıl artırdığını çözemiyorum. Niye kamuoyu yoklamalarında böyle çıkıyor, onu da bilmiyoruz. Manipülasyon endişeleri var. Ama hepsi de manipülasyon yapmıyor tabii... Bu işi çok ciddi yapan kurumlar da var." (Vatan, 9 Temmuz)
Mine Kırıkkanat: Anketi duydum 'Oha' dedim
Dün bir arkadaşım, son seçim anketine göre oy dağılımını bildirdi: AKP yüzde 47.9. Vallahi farkında bile olmadım, ağzımdan tek sözcük çıkmış: Oha! 'Çüş' de diyebilirdim. Ama beynim, sahtekârlığın bu kadar kalını, yalanın böyle hamı, soytarılığın bunca kabası, densiz ve yontulmamış kurnazlık karşısında, ancak insanoğlunun homurtularla konuştuğu bellek katmanında bulmuştu gerekli tepkiyi. Odun gibi, ağız dolusu, gırtlağımın tüm baslarını gerektiren bir 'oha'. (Vatan, 18 Temmuz)
Can Ataklı: AKP, 230'un da altında kalır
AKP ve yandaşı çevreler günlerdir bir 'yüzde 40' tutturdular. İçinde saygın isimlerin bulunduğu bazı araştırma kuruluşları da yaptıkları anketlerle bu oranı onayladıkları için kamuoyunda ciddi bir beklenti oluştu. ... Bir yandan anketlere dayanarak 'yüzde 40' oranı pompalanıyor, diğer taraftan toplama insanlarla hemen her yerde büyük kalabalıklar oluşturuluyor, öte yandan kentler sadece AKP bayraklarıyla donatılıyor. Sanki herkes AKP'li... ... Bülent Tanla ile konuşuyorduk. 'Yüzde 40' konusunu sordum. O da bu oranın abartıldığı görüşünde.... Bir not daha vereyim: Göreceksiniz AKP 230'un da altında kalarak iktidardan iyice uzaklaşacaktır (Radikal'in notu: AKP 340 milletvekilliği kazandı). (Vatan 10 Temmuz)
Bülent Tanla: Tek başına iktidar hayal
CHP milletvekili ve eski araştırma şirketi sahibi Bülent Tanla, Vatan gazetesinde 16 Temmuz'da yayımlanan söyleşide AKP'nin yüzde 40'ları bulmasının hayal olduğunu belirtirken tek başına iktidar olmasının da çok güç olduğunu söyledi.
Cüneyt Ülsever de yanıldı
... Soruyorlar; 'Seçim hakkında tahminin ne?' AKP'nin birinci, CHP'nin ikinci geleceğini söylüyorum. Suratıma 'Sen ne biçim gazetecisin, bunu çoluk çocuk bile bilir!' ifadesiyle bakıyorlar. AKP'nin alacağı yüzdeyi tahmin etmemi istiyorlar. "Yüzde 25 ile yüzde 40 arasında bir yer!" diyorum. Tabii, yine tatmin olmuyorlar (Radikal'in notu: AKP'nin oy oranı yüzde 46.6 oldu). (Hürriyet 10 Temmuz)
Yılmaz Özdil: Anketler palavra
Gazetelerde ve televizyonlarda yayınlanan 'bağımsız' seçim anketlerini topladım. Beni ziyaret eden milletvekili adaylarının 'tarafsız' tahminlerini de ilave ettim. Tablo şu...
AKP: Yüzde 52. CHP: Yüzde 47. MHP: Yüzde 43. GP: Yüzde 24. DP: Yüzde 22. SP: Yüzde 20. HYP: 17. İP: Yüzde 12. Meclis'e sekiz parti, 134'ü bağımsız, 2 bin 147 milletvekili falan giriyor! Güdümlü medyanın, daha önce defalarca palavra olduğu kanıtlanmış, eğip bükmeye müsait rakamsal hokus pokusu yayımlaması niye serbest? (14 Temmuz, Sabah)
Şakir Süter: Erdem komik duruma düşüyor
Tarhan Erdem yönetimindeki KONDA'nın anketinde AKP'nin yüzde 48 gösterilmesi 'istikrarlı isabetsizlik' olmalı! Çünkü Konda'nın, 2004 yerel seçimlerinde de yaklaşık 14 puanlık sapma ile 'büyük fiyasko' diye nitelenen araştırması da var. Yaygın kabul şu: 'Tarhan Erdem, Baykal'la husumete dayalı araştırma yaptıkça şişiyor ve itibarını gölgeleyip komik duruma düşüyor. AKP'ye de yaranamıyor çünkü orada da itibarsız.. Bu arada, çıtanın 48'e çıkartılmış olmasından ciddi rahatsızlık duyan AKP yönetiminin bizzat yaptırdığı son araştırmanın özeti: AKP: 38-39, CHP: 22-24, MHP: 12-15 (Akşam, 21 Temmuz)
Tercüman: Tarhan Erdem'in anketi gülünç
Tercüman gazetesi, 20 Temmuz tarihli sayısında, 'AKP yüzde(!) 48 halk yüzde 98' başlıklı haberinde AKP'nin 4.5 yıllık ekonomik politikaları eleştirilirken, Tarhan Erdem'in araştırmasıyla ilgili şu yorumu yaptı: "Tarhan Erdem'in sahibi olduğu KONDA'nın AKP oylarını yüzde 48 göstermesi, gülünç bulundu.
Cüneyt Arcayürek: Nabza göre şerbet veriyorlar
Günlerdir yayımlanan anketler halkı şu veya bu parti adına etkilemek için yarış halinde. Birine göre iktidar partisinin oyları düşüyor, bir diğerine göre artıyor. Biri muhalefet oylarını yerinde saydırıyorsa, öteki daha insaflı, birazcık arttığını duyuruyor. Her nabza göre şerbet söylemini tarif etmeye gerek yok; anketleri göstermek yeterli. Yüzde 30-31'lere düşürenler oldu AKP oylarını, son anda Tarhan Erdem yönetimindeki KONDA'nın açıkladığı sonuca göre, AKP, ohooo almış başını gidiyor. Yüzde 48'lerde! (Cumhuriyet, 21 Temmuz)
Güngör Mengi, Erdem'e yüklendi ama...
... Tarhan Erdem, AKP oylarının yüzde 48'e dayandığını, CHP'nin ise yüzde 20'nin altında kaldığını söylüyordu. Bu iddia 'Ya sayı saymayı bilmiyor ya dayak yememiş' sözünü hatırlattı. Yüzde 80 katılımlı bir seçimde AKP'nin bu kadar oy alması için bir önceki seçimde elde ettiği 10.8 milyon oyu 16.3 milyona yükseltmesi gerekecektir. Bu, beş yıl önceki oyunu yarıdan daha fazla artırması demek oluyor. Böyle bir ihtimal var mı? Sokaktaki her iki kişiden biri AKP'li mi? MHP yüzde 14 oy alıp 70 milletvekili bunları kimden alacak? ... Makulü savunanlar bile 'Yüzde 40 ve üstü hayaldir' derken AKP'nin tuzağına, yani yüzde 39'un gerçekçi olacağını kabul etmiş duruma düşüyorlar! Araştırmalar doğru ise bu yanlışa karşı Meclis'in yasal tedbirler getireceğini bekleyemeyiz. Şu andaki tek ümit, Erdem'in yanıldığı zamanlarda 'küçük pardon'larla geçiştirilemeyecek yanlışlara düşmesidir. (Vatan, 20 Temmuz)
Necati Doğru şimdi ne diyecek?
... 48 saat kala; 'AKP'nin yüzde 47.9'u bulduğunu, yüzde 50 sınırına dayandığını' ilan ediyorlar. Hitler'in propaganda bakanı Goebbels "Propagandada beyinlere her gün 1 cm. çivi çakacaksın, 40 günde 40 cm. girecek, girdiğini kimse hissetmeyecek, böylece yalan gerçek olacak" demişti. Hormonlu anketler! Goebbels'in çivisi! Seçmenin sandığa gitmesine iki gün kala; 'Seçimlerde oy verecek olan 42 milyon seçmenin yüzde 70'i, yani her 100 seçmenden 70'i, AKP'nin iktidar olacağını beklemektedir' yalanını paslı çivi gibi beyinlere çakıyor. Böylece belki de yüzde 30'ların altına inmiş AKP'yi son anda kararsızları etkilemek ya da karar verdiği partinin 'iktidar olacağı ihtimalini zayıf bulanları' oy sandığına gitmekten caydıracak etki yaratmaya çalışıyorlar. Yüzde 13'lük bir sapma yapacak kadar hormonlu bir anketi seçime 48 saat kala yayınlayarak seçmenin 'beynini Goebbels'in çivili tahtasına dönüştürmek isteyenlerin' bir sorumluluğu olması gerekir. Hapis demiyorum. Kınanmaları. (Vatan, 20 Temmuz)
Bekir Coşkun: Erdemli tarhana
Tarhan Erdem'in şirketinin dünkü Radikal'de yayımlanan kamuoyu yoklamasına göre, yüzde 48... Allah'a şükretmeliyiz ki bu erdemli tarhana yoklamalar hiçbir zaman tutmuş değil. Yine de AKP yüksek oy alır mı?.. Alır... Tayyip Erdoğan'ın bu başarısı, demokrasinin iki önemli özelliğine dayanır. Birincisi: Demokrasilerde her toplum layık olduğu yönetimi mutlaka bulur. Tayyip Erdoğan bu topluma göre bir 'Başbakan'dır. Demokrasi; sosyal yapıları ve kültürleri aşağı yukarı eşit insanların rejimidir. Toplumun çoğunluğu zırcahilse... Büyük çoğunluk okumaz, görmez, düşünmez, sessiz, kaderci ise... Bilinç-erdem kazanamaz. Tayyip Erdoğan yine 'Başbakan'dır. (Hürriyet, 20 Temmuz)
Mustafa Mutlu: Akıl almaz tahmin
Bazı kamuoyu şirketleri seçime iki-üç gün kala akıl almaz tahminlerde bulundu... Buna göre bugünkü iktidar partisi kimilerine göre oyların yüzde 48'ini, kimilerine göre ise 52'sini alacak... Eğer bu tahminler doğru çıkarsa, o anketleri yapan tüm şirketleri yürekten kutlayacağım... Ama yine 15-20 puanlık 'yanılmalar' olursa... O zaman sakın bir daha kafamızı karıştırmaya, oyumuzu etkilemeye soyunmasınlar... Kendi adıma, dünya-âleme rezil ederim! (Vatan, 21 Temmuz)
Mehmet Y. Yılmaz: Ankette hata olmalı
... Ben son açıklanan anket sonuçları ile ilgili düşündüklerimi hemen söyleyeyim: AKP'nin yüzde 48 oy alacağı tespitine inanmıyorum. Eğer bu doğruysa oy kullanacak iki seçmenden birinin tercihinin AKP olması gerekiyor. Ve bu kadar yer dolaştım, böyle çarpıcı bir durumla hiçbir yerde karşılaşmadım. Tarhan Erdem ciddiyetine inandığım bir araştırmacı. Ama sanırım ki ankette önemli bir hata var. İkinci büyük olasılık şu: Her zaman Türklerin, anket yapanlarla dalga geçtiklerine inanırım. Bana öyle geliyor ki bu anket için de aynı şey geçerli! Bu sıcakta eğlenecek şey arayan millet anketörlerle dalgasını geçmiş! (Hürriyet, 21 Temmuz)
Mehmet Y. Yılmaz dünkü yazısında yanılanın kendisi olduğunu şu sözlerle ifade ediyordu: "Tarhan Erdem'in seçim öncesindeki son araştırmasını Radikal'in manşetinde okuduğumda 'Yok artık, o kadar da değil' diye düşünmüştüm. Bu görüşümü seçimden önceki son yazımda da belirtmiş ve 'Halk anketçilerle dalga geçiyor' demiştim. Seçim sonuçlarından sonra sizlerden ve Tarhan Erdem'den özür dilemem gerekiyor, yanılan benmişim!
Hikmet Çetinkaya: Soros'un çocukları
... AKP yüzde 48-50'yle tek başına iktidarmış 23 Temmuz sabahı... Bizim Soros'un çocukları yine övgüler düzüyor AKP'ye.... Tayyip bey değişmişmiş. Yüzde 48'le tek başına iktidara geleceği söylenen Tayyip bey neden bu kadar hırçın? Çünkü yüzde 48 değil... Yüzde 30'ların altına düşüyor.. (20 temmuz, Cumhuriyet)
Tarhan Erdem ve ekibi için 'Soros'un çocukları' diyen Hikmet Çetinkaya dün özür diliyordu: Tartışma konusu olan Tarhan Erdem'in kamuoyu sonuçları doğru çıktı. Erdem'i eleştirmiştim. Kendisinden özür diliyorum.
Murat Yetkin: İnanmamıştım ama...
.. Gördüğüm iki uç örnek, YÖNARA'nın AKP'yi yüzde 31, CHP'yi yüzde 28.9, MHP'yi yüzde 15.7 gösteren çalışması ile, bugün manşetimizde yer alan KONDA'nın AKP'yi yüzde 47.9, CHP'yi yüzde 19.5, MHP'yi yüzde 14.1 gösteren çalışması. Gerçek ikisinin arasında bir yerde mi, yoksa KONDA'nınkine mi yakın mı çıkacak? Çünkü dün ulaştığım AKP yönetimindeki bir araştırma, AKP'ye KONDA'dan az şans tanıyor, CHP'ye de biraz daha fazla. Parti yönetimindeki son tahminlerde, AKP yüzde 40-42, CHP yüzde 20-22, MHP ise yüzde 10.5 ile 12 arasında görünüyor. (Radikal, 19 Temmuz)
Murat Yetkin dünkü yazısında ise Tarhan Erdem'in hakkını Erdem'e veriyordu: "İsmet Berkan, 18 Temmuz'da telefonda Tarhan Erdem'in AKP'yi yüzde 48, CHP'yi de yüzde 20'nin altında gösteren anketini manşet yapacağını söylediğinde 'Yapmasak daha iyi olur, riskli' demiştim. Ertesi gün 'AKP 48'e dayandı, CHP 20'nin altında' manşetiyle çıkan Radikal'de de sonucun böyle çıkacağından emin olmadığımı yazmıştım. Hemen hemen öyle çıktı. Tarhan Erdem'in Deniz Baykal alerjisi nedeniyle işine taraflı yaklaştığı için yönlendirme yaptığı eleştirisinin de haksızlık olduğu görülüyor. Erdem 1999 seçimlerinde CHP'nin barajı geçemeyeceğini söylediği için de benzer eleştirilere maruz kalmıştı. O zaman da haklı çıkmıştı."
Altan Öymen: KONDA'yı kutluyorum
...AKP ile CHP'nin yüzde 30 civarında oy oranıyla başa baş göründüğü araştırmalar mı doğru çıkacak, AKP'yi yüzde 40, CHP'yi 20 civarında gösteren araştırmalar mı?.. Ben değerli politikacı ve yazar arkadaşım Tarhan Erdem'i eskiden beri tanıyorum. Araştırmalarında ne kadar objektif ve dikkatli davranmaya çalıştığını bilirim. Nitekim geçmiş seçimler öncesindeki araştırmalarının çoğunun isabet derecesi seçim sonuçlarıyla ortaya çıkmıştır. Ama bu defa bu araştırmanın yanlış çıkmasını veya üç gün içinde seçmenleri etkileyerek, araştırmadaki dengelerin değişmesine katkıda bulunmasını diliyorum. (Radikal 19 Temmuz)
Altan Öymen dünkü yazısında ise şunları belirrti. "...Tarhan Erdem'in yönetimindeki son KONDA anketinin yanlış çıkmasını dilemiştim. Seçmenlerin, başta CHP olmak üzere, AKP dışı partileri ve adayları güçlendirmesinde fayda olduğunu belirtmiştim. Bu dileğim gerçekleşmedi... AKP'yi başarısı için, KONDA'yı anketindeki isabet derecesi için kutlarken..."
Haluk Şahin: Yok daha neler!
...Daha önce yazdığım 'Ben yüzde 43'lük bir hava göremiyorum' başlıklı yazımda da bu inanılmazlık duygusunu dile getirmiştim. Şimdi Tarhan bey ona beş puan daha eklemiş, olmuş mu yüzde 48! Oysa ben de dere tepe dolaşıyorum, herkesle konuşuyorum, eski izlenimlerimi gözden geçiriyorum. Hatta uyanmak için kendimi çimdikliyorum, ama bir şey değişmiyor. Hayır efendim, ben bırakın yüzde 48'i yüzde 43'lük bile bir hava görmüyorum! Bu konudaki yöntemlerime güvenirim. Ben kendi temaslarımdan elde ettiğim izlenimi özetleyeyim: Yüzde 40'ı aşan bir siyasal blokun bulunduğunu sanmıyorum... (Radikal, 19 Temmuz)
Haluk Şahin dünkü yazısında ise Tarhan Erdem'den özür dilemeyi ihmal etmedi: "... Ben Türkiye'de yüzde 40'ı geçen bir oy bloku olmadığını düşündüğümü yazmıştım.. Varmış. Yılların araştırmacısı Tarhan Erdem haklıymış."
( RADİKAL:24.07.2007)

                                                                         Halkı bilerek yanıltma suçu
   Son birkaç gündür gelen okur tepkileri, halkın geniş bir kesiminin 22 Temmuz seçimiyle ilgili olarak nasıl yanıltıldığını açık olarak gösteriyor.Yanıltma cumhurbaşkanı seçimi kriziyle başladı. Bu seçimin başarısızlığında önemli bir etken olan Genelkurmay bildirisi büyük bir alkış almıştı. Alkış büyüktü de susanların, alkışlamayanların ama olumsuz bir görüş de bildirmeyenlerin sayısı alkışlayanlardan daha fazlaydı.Önce alkış sesinin büyüklüğü yanılgının altyapısını hazırladı. Bu sese katılanlar, olayın coşkusu ve cumhuriyet mitinglerinin yarattığı duygusal ortamda yanılmaya ve yanıltmaya devam etti.Cumhuriyet mitinglerini düzenleyenler de bu yanıltma sisteminin önemli bir parçası oldu. Cumhuriyete bağlılığını göstermek isteyenlerin, laik demokrasiyi benimsemiş olanların sokağa çıkmasını radikal milliyetçi patlama, ya da “ulusalcı şahlanış” gibi göstermeye çalıştılar. Mitinglere katılanların sayıları da bu yüzden tartışma konusu oldu. Bilgisayar sayesinde artık her türlü arşive ulaşmak birkaç saniyelik iştir.Bu mitinglerden siyasi fayda çıkarmaya çalışanların mitinglere katılanların sayısıyla ilgili açıklamalarını doğru kabul edersek bunların bir bölümünün CHP’ye oy vermediğini de görürüz.Çünkü mitingleri düzenleyenler, milyonlar milyonlar diyerek belli bir “kalkışma havası” yaratmak istemişlerdir.Halkı yanıltmanın ikinci aşaması bu olmuştur.Mitinglere katılanları CHP’nin doğal seçmeni olarak görmek ve göstermek nesnel tahlil yapanları, halkın geniş kesiminin nabzını tutmaya çalışanları suçlamak için kullanılmıştır.Gazeteciliği belli bir siyasi misyona sıkıştırmış olanların yayınladıkları seçim araştırmaları da internet sayesinde hızla yayılmış ve insanlar “CHP’nin oy patlaması yapmak üzere olduğuna ve AKP’yi neredeyse yakalayacağına hatta geçebileceğine” inandırılmaya çalışılmış ve belli ölçüde başarılı olunmuştur. Bu sahte araştırmalarla insanları kandırma faaliyeti sürerken, en ciddi seçim araştırmaları da türlü suçlamalarla karalanmaya çalışılmıştır. Böylece de önemli bir kesimin gerçeklerden kopması, hatta CHP-MHP koalisyonu seçeneğine bile razı edilmesi sağlanmıştır.Seçim öncesi halkı kandırma sistemi bu şekilde çalışırken, insanları uyarmaya ve gerçekleri göstermeye çalışanlara yönelik saldırılar da duygusal ortamın tırmanmasını sağlamıştır.“En doğru seçim araştırması” diye CHP’yi AKP’nin üzerinde ve iktidara yaklaşmış olarak gösteren yayınlar yapanlardan hesap sorması gerekenler öncelikle o yanıltılmış insanlar olmalıdır. Halkı böyle kandırmaya kalkmak sadece gazetecilik açısından değil en temel insani değerler açısından da suçtur. Ama bu suçu işleyenler yine hiçbir şey olmamış gibi davranıyor.22 Temmuz’un en önemli derslerinden biri budur:İnsanları küçük siyasi hesaplarla kandırmanın her zaman bir sınırı vardır. Ama bu oyunlarla kandırılmış olanlar kendilerini kandıranlardan hesap sormazsa bu sahtekârlıklar sürer gider.Gerçekten tarafsız gazetecilik yapanlar, halkı kandırmak değil aydınlatmak ve gerçek durumu görmesini sağlamak için gazetecilik görevlerini yapanlar bazen biraz geç anlaşılabilir. Bunun önemi yok; önemli olan, kandırılanların gerekli dersi çıkarıp sahtekârlardan hesap sormasıdır ( Vatan:
24.07.2007)

   Birinci partiyle, ikinci arasında yüzde yüze yakın bir fark olması normal bir durum değildir, kimse de bunu başarı olarak anlatmaya kalkmamalıdır. Medyaya da bakacak olursak, istifaların parti yöneticileriyle sınırlı kalmaması gerektiği net bir biçimde görülmektedir.Kendi halkına bu kadar yabancı köşe yazarı ve gazete yöneticisi dünyanın bir başka ülkesinde yoktur herhalde." ( Sabah:ERGUN BABAHAN-23.07.2007)

   Türk basınının bir kesimi, bu seçim kampanyasında son derece rezil, aşağılık, utanç verici bir tutum sergilemiştir!Bönler, kendini solcu sayan ama “cahil halk kime oy vereceğini bilemez” kafasında gidenlerdi. Bunlar “AKP yüzde yirmiyi geçemez” diyerek önce kendi kendileriyle çelişkiye düşüyorlardı, çünkü “kalkınmadan pay alamayan halk artık uyanmıştı!”Kıytırık kırk okuyucusuyla kamuoyu oluşturduğunu sanan, oturduğu yerden memleket yönetenler vardı... Zırvalarıyla seçmen etkilediğini sananlar vardı...Akıl almaz, inanılmaz zavallılık örnekleri sergilendi.“23 Temmuz sabahı Deniz Baykal başbakan, isterseniz bu yazımı kesip saklayın” diyen bile gördük.Bir başkasına göre, CHP oy patlaması yapacaktı.Bunu nereden mi çıkarmıştı? Ali Şen’e sormuştu!Çünkü “Ali Şen bu işleri bilirdi”... Fenerbahçe’nin efsanevi başkanı Ali Şen’in tahminleri hep doğru çıkarmış...“AKP ile CHP arasındaki puan farkı kapanacak gibi görünüyor” yazarak bu farkı kapatabileceklerini sananlar da gördük, “CHP, Deniz Baykal’ın bile beklemediği bir oy patlaması yapacak gibi görünüyor” yazıp lafı elinde patlayanlar da... Çünkü, “cumhuriyet mitinglerini CHP doğru okumuştu”... Fakat o mitinglerin yapıldığı İstanbul ve Ankara’da AKP kazanmıştı, artık o kadarcık da olurdu! “Göbeğini kaşıyan ayılar” kime oy vereceklerini gene bilememişlerdi. Karşıdevrimciler, ne olacak..Kimin morardığını görmesi için aynaya bakması yeterlidir.“İçi kan ağlaya ağlaya oyunu CHP’ye veren” arkadaşlar da, kanamayı durduracak bir tamponu uygun bir yerlerine tıkmışlardır sanırım.( Akşam:Engin Ardıç-24.07.2007)

   Ankara’da gazeteci arkadaşlarımız seçim öncesinde "seçim toto" oynadı. Aralarında köşe yazarları ve muhabir arkadaşlarımız vardı.Çoğu, seçimden önce pek çok il ve ilçeyi gezmiş, genel başkanları ve mitingleri izlemiş, binlerce kişiyle konuşup toplumun nabzını tutmuş, seçim tahminleri yazmış deneyimli gazetecilerdi. Toto sonuçlarında AKP’nin yüzde 46.5 oy alacağını, 340 milletvekili çıkaracağını öngören bir tek gazeteci yoktu... Ve dediğim gibi, bunlar siyasetin içinde yoğrulmuş deneyimli arkadaşlarımızdı...Şimdi herkes itiraf etsin! Hiç kimse "AKP’yi yüzde 46.5-her iki kişiden biri" beklemiyordu. Çok ilginçtir, sandıktan Türk siyaset tarihinin en büyük sürprizi çıktı!Yine de AKP’yi kutluyorum.Gazeteci arkadaşlarımızla konuşurken şu görüş öne çıktı:"Demek ki biz uzayda, başka bir gezegende yaşıyormuşuz. Türkiye’nin ve toplumun hiçbir şeyini bilmiyormuşuz! Demek ki insanlar durumdan, gidişten memnunmuş. Seçim günü uzay gemisinden paraşütle, hiç bilmediğimiz bir ülkeye indik. Burasının Türkiye olduğunu öğrendik. Ülkenin gerçeklerini, nasıl böyle yanıldığımızı da yakında inşallah öğrenmeye başlayacağız!"İşte böyle!..
( Hürriyet:EMİN ÇÖLAŞAN-24.07.2007)