|
AYET VE
HADİSLERİN IŞIĞINDA İSLAM
" Biz ezilenleri iktidar sahibi eylemek
istiyoruz"
(Kasas:5)
"Mal ve servet sizden zengin olanlar arasında dönüp-dolaşan bir meta
olmasın"
( Haşr :7 )
ADALET:
" ALLAH ADALETİ, İYİLİĞİ,YAKIN VE AKRABAYA YARDIMI EMREDER . "NAHL: 90
,NİSA: 58, MAİDE: 8
HÜMANİZM :" İNSAN YARATIKLARIN EN ŞEREFLİSİDİR."İSRA: 70.
HER İNSANIN ( MÜSLÜMAN-KAFİR); CAN,MAL,NAMUS,AKIL VE
DİNLERİNE SALDIRI YASAKTIR!
EŞİTLİK: HER İNSAN ALLAH'IN HUZURUNDA KUL'DUR ; IRK,SINIF,CİNS,MAKAM AYIRIMI
YASAKTIR, "ÜSTÜNLÜK SADECE TAKVADADIR."
BARIŞ:İSLAM'IN
KELİME ANLAMI BARIŞ'TIR.BAKARA: 208,ENFAL: 61
FAİZ:
" ALLAH FAİZİ HARAM KILMIŞTIR."BAKARA :275
"KOMŞUSU AÇ İKEN TOK YATAN BİZDEN DEĞİLDİR " HADİS-İ ŞERİF
"İNSANLARIN MALLARINI HAKSIZ YERE YEMEYİN,ALTIN VE GÜMÜŞLERİ YIĞMAYIN..." HAŞR:7,TEVBE :34
FİKİR HÜRRİYETİ:"
DİNDE ZORLAMA YOKTUR." BAKARA:256,KAF:45,ĞAŞİYE:21
İŞÇİYE HAKKINI ALIN TERİ KURUMADAN VERİNİZ ." HADİS-İ ŞERİF
SOSYAL DAYANIŞMA
:ZEKAT, KURBAN, SADAKA, FITIR, KOMŞU HAKKI...
ORUÇ: AÇIN
HALİNİ ANLAMA DENEYİMİ
GÜNÜMÜZDE EMPERYALİZMİ İLE MÜCADELE EDEN TEK KESİM İSLAMİ KESİMDİR, AYRICA
UNUTMAMALIDIR Kİ DİNLER ÖZLERİ İTİBARİ İLE BİRER DEVRİMDİR:
HZ. İBRAHİM,AKLIN TAKLİDE KARŞI DEVRİMİDİR. HZ. MUSA,
ÖZGÜRLÜĞÜN , HADDİ AŞMA VE İSYANA KARŞI DEVRİMİ TEMSİL EDER. HZ.
İSA RUHUN MADDEYE KARŞI; HZ. MUHAMMED , FAKİRLER VE EZİLENLERİN EZENLERE VE
ZENGİNLERE KARŞI DEVRİMİ SEMBOLİZE EDER.
|
İSLAMCILARLA
SOSYALİSTLER BERABER HAREKET EDEMEZLER Mİ? EFENDİM İRAN İSLAM
DEVRİMİNDE BERABER HAREKET ETTİLER AMA SONRA ONLARI ŞERİATÇILAR
İKTİDARDAN UZAKLAŞTIRDI... AYNI ŞEYİ MISIR'DA DA
SOSYALİSTLER İSLAMCI - İHVAN-İ MÜSLİMİN - CEMAATE YAPTI ; HAPSETTİ
,İŞKENCE ETTİ, İDAM ETTİ... ŞİMDİ NE YAPILABİLİR ONU
DÜŞÜNELİM...!
|
Cem Karaca: "Beni
sosyalizme götüren sebepler nelerse, İslam'a götüren sebepler de
onlardIr."
İSLAM - SOL BİRLİKTELİĞİ

İslamÎ sol mu?
Numan Kurtulmuş’un yeni partisi
Milli Görüş’ün başka bir versiyonu değil.
Ak Parti’ye de pek benzemiyor.Numan Kurtulmuş’un söylemi Erbakan’dan da Erdoğan ve
Turgut Özal’dan da çok farklı...Partinin kurucuları arasında Zeki Eraslan, Erol Göka, Haluk Yavuz gibi sol
veya sol kökenli isimler var.
Mehmet Bekaroğlu’nun ‘İslami sol’ duruşunu biliyoruz zaten.Kurucular arasındaki iki ilahiyat profesörüne özellikle dikkat çekmek
isterim: Prof. Hayri Kırbaşoğlu, “İslam
emekten, mazlumdan, ezilenlerden yanadır” tezinin
Türkiye’deki öncü isimlerindendir. Yeni çıkan “Ahir Zaman İlmihali”
adlı kitabında kapitalizmi,
IMF’yi, Amerikan emperyalizmini eleştirmektedir.Prof. Kırbaşoğlu, sanılanın aksine
Fethullah Gülen cemaatine eleştirel bakmaktadır; dün görüştüğümüzde
şunları söyledi:“Abant
toplantılarına başlangıçta bir özgürlük hareketi olarak katıldım. Ama
Amerika’da Siyonist Paul Wolfowitz’in enstitüsünde toplantı
yapılmasını kınadım ve ondan sonra katılmadım...”Diğer ilahiyat profesörü İlhami Güler’dir. Şu iki kitabı Güler hocanın
geniş ufuklu entelektüel kişiliği hakkında bir fikir vermeye yeterlidir:
“Özgürlükçü Teoloji Yazıları” ve “Politik Teoloji Yazıları.”
Sol bir program?
Bu isimler Özal’ın çevresindeki ‘solcular’ gibi hareket içinde erimiş ya
da eriyecek isimler değildir. Aksine fikri damgaları kuruluş bildirisinde
görülüyor.Bildiride ilk bakışta dikkat çeken özellik, “tahakküm” ve “sömürü”
kavramlarına yapılan yoğun vurgudur. Dünyadaki sorunların temelinde
“insanı köleleştirmeye çalışan sömürü düzeni”nin bulunduğu belirtiliyor.
Menderes ve Özal’ın temel ilkeleri olan “ekonomik
büyüme” ve “piyasa ekonomisi” kavramlarına mesafeli duruyorlar:
Ekonomik politikanın amacının “büyümeden ziyade sosyal refah” olması
gerektiği vurgulanıyor. Çok kuvvetli “emek” vurgusu yapılıyor:“Üretilen üründe bize göre nimet, emek, bilgi, asli faktör; sermaye
ikincil faktördür. Ürün bu faktörler arasında katkıları oranında pay
edilmelidir.”Kurtulmuş ve diğer kurucular sağ, sol, muhafazakâr, liberal kavramlarını
reddediyorlar ama bu, sol bir programdır. Kültürel değerlerde de
kesinlikle muhafazakâr bir partidir.Demokrasi anlayışı da liberaldir üstelik.
Has Parti’nin işlevi
Ben sol ekonomik anlayışı benimsemiyorum. Ekonomik büyümenin ve piyasa
ekonomisinin büyük önemine inanıyorum. Ama bu partinin kurulmasını olumlu
bir gelişme olarak görüyorum.İki bakımdan: Evvela çoğulcu demokrasi bu fikirlerin de siyasette
temsilini gerektirir. Bildirideki demokrasi vurgusu mükemmeldir. Devletin
dinler ve fikirler karşısında tarafsız olmasını savunuyorlar.İslam anlayışında yeni bir perspektifi savunmalarını siyasi kültürümüze
önemli bir katkı olarak gördüğüm gibi, ‘sol’ söylemin bütün dünyada piyasa
ekonomisini ‘ehlileştirici’ bir role sahip olduğu da kesindir.
Bildiride “üç bozulmaya karşı duracağız” denilerek ad verilmeden AKP’yi
ima ederek “iktidarın tahakküm ve dayatma aracı” olarak kullanılmasını
eleştirmeleri de elbette olumludur.Bundan başka Numan Kurtulmuş’ta siyasi gösterişten öteye, samimiyetle
mütevazı ve mizacen demokrat bir lider profilinin bulunduğunu düşünüyorum.Görüşlerini
yeri geldikçe eleştireceğim Has Parti’nin ülkemize hayırlı olmasını
diliyorum. (Taha Akyol:
Milliyet: 03 Kasım 2010)
Ne siyasa ne piyasa ! Adil ve paylaşımcI bir sistem mümkün!
Mustafa Akyol’un Star
Gazetesi’ndeki “Abdestli sosyalizm ve problemleri” başlıklı yazısını
okuyunca, politik muhafazakârların HAS PARTİ’ye neden itiraz
ettiklerine veya soğuk baktıklarına dair ipuçlarının bir kısmını da
görmüş oldum.Akyol, kapitalizm eleştirilerimize hak vermekle beraber “her
patron zalim, her sermayedar sömürücü olmak durumunda değil”
diyerek genelleme yapılmasına karşı çıkıyor ki bu doğrudur. Yani
kapitalist sistemlerin cari olduğu bir ülkede elbette ki, her patron
zalim, her sermayedar sömürücü değildir. Ancak, bir ekonomik sistemin
savunmasını, o sisteme yüzde yüz dahil olmayan kişi/sermaye üzerinden
yapmak da eksik bir savunmadır; savunmayı kale önüne değil kale
arkasına kurmaktır. Kapitalizmin, kutsallaştırdığı piyasa üzerinden
paylaşmayı, dayanışmayı, adaleti, merhameti, vicdanı ihmal ederek
toplumu bireyin (ve şirketlerin) emrine amade kıldığı açık bir
gerçektir. Has Parti’nin kapitalizm eleştirisi bu açıdan
önemlidir.HAS Parti, sistem eleştirisi yapıyor, Sayın Akyol da, bu
eleştirilere hak verirken, “genelleme yapmayın, her sermaye
sömürücü değildir” diyerek sistemin sahibi olmayan bireysel
uygulamaları örnek vererek sistem savunması deniyor. Dolayısıyla
ortaya istisnalar üzerinden yapılan eksik bir savunma çıkıyor. Bu
noktada, Has Parti’nin sistem eleştirisi yaptığına özellikle dikkat
etmek gerekiyor. Akyol’un “İslam
adına Sosyalizmi savunanların” diye başlayan paragrafı;
klasik kör düğüşünün veya psikolojik savaşın devam ettiğini
gösteriyor. Kapitalizmi, Müslüman'ın yitik malı saymıyorsak bırakın da
eleştirelim. Ama her kapitalizmi eleştiren kişiyi de lütfen
“Sosyalist” veya “Müslüman Sol” diye kimse soğuk savaş yöntemleriyle
susturmaya çalışmasın. “Vahşi kapitalizm” eleştirisi yapanların
bunu illa da Sosyalizm adına yaptıklarını düşünmek zorunda değilsiniz.
Adalet, merhamet, insaf, dayanışma, hak-hukuk gibi kavramları kendi
dünyasına ait kabul eden kim varsa en çok da onlar kapitalizm
eleştirisi yapmak zorundadır... Has Parti’nin kapitalizmi
eleştirirken sosyalist sistemi önermediği de açıktır. Bizim buradaki
cümlemiz tam da şöyledir; Ne siyasa, ne piyasa; ne sağ ne sol,
ne kapitalizm ne sosyalizm. Adil ve paylaşımcı bir ekonomik sistem
mümkün.
Kapitalizm; bireyi, bireyin arzularını, piyasayı, piyasanın kendi
oluşturduğu kuralları, şirketleri, sermayeyi temel kriter alırken,
Sosyalizm de devleti ve devletin tanımladığı toplumu esas almaktadır.
Sonuçta her iki sistem de “insan”ı ihmal etmektedir. Her iki sistem
insanı ihmal ettiği için de tabiatı, gelecek nesilleri, toprağı,
havayı, denizleri yani hayatı yok saymaktadır. Has Parti her iki
sisteme de itirazını “Ne siyasa, ne
piyasa” diyerek açıkça ortaya koymaktadır. Dolayısıyla Has
Parti’nin sol ve sosyalizm eleştirilerine, Sosyalistler “Sizi gidi
Kapitalistler” sağ ve kapitalizm eleştirilerine de Muhafazakârlar
“Sizi gidi Solcu Müslümanlar” diyerek yüz çevirmemeliler, ne
dediğimizi anlama gayretinde olmalılar. Üstelik “İslam” bir dindir
ve Allah’a aittir. Onun önüne ve arkasına sağ, sol, laik, kapitalizm,
sosyalizm gibi ekler getirmek en azından İslam’a haksızlıktır.
“İslamcı Sol” ve “İslamcı sağ” dahil benzeri her türlü
tanımlama gereksiz ve yanlıştır. Ve kimse de “Efendim, ne dediğiniz
kadar nasıl anlaşıldığınız önemli” diyerek de aba altından başka bir
sopa göstermemelidir. Üstelik HAS PARTİ’Yİ partiyle ilişkisi olmayan
bir yazar üzerinden değil kendi fikri üzerinden analiz etmek en
iyisidir, en doğrusudur.Has Parti açıkça adalet, özgürlük, merhamet,
dayanışma, hak, insaf diyor; zulme, yolsuzluğa, sömürüye, istismara da
hayır diyor. Ne siyasa, ne piyasa; ne kapitalizm ne sosyalizm. Adil ve
paylaşımcı bir ekonomik sistem mümkündür. Ve biz ne söylüyorsak bunu
kendi siyasetimizin, kendi ortak sözümüzün, kendi inancımızın ve
medeniyet siyasetimizin gereği olarak söylüyoruz...
Erol
ERDOĞAN ( 10.05.2011 )

Zülfü
Dicleli: ‘Sol hep din düşmanI oldu’
"İlk önce dinin gericilik
kaynağı olduğu saçmalığından vazgeçmeli. Din bir yaşam tarzıdır. İslam kültürü
bizim kültürümüzdür. Halkın diniyle, yaşam tarzıyla arana mesafe koyduğunda,
halk seni ciddiye almıyor. Sol bugün namaz kılanı, türban takanı, oruç tutanı
gerici görüyor. Oysa bunlar insanların sosyal ilişki biçimleridir, ritüellerdir.
Bunların karşısına geçmenin anlamı yok. "
( Z.Dicleli:
Geçmişte illegal Türkiye Komünist
Partisi’nin yöneticilerinden olan,on yıl Doğu Berlin’de sürgün yaşayan
Dicleli,Optimist Yayınları sahibi)


Ülkemin solcularına
kapak olsun!
Yazı dizisi
Solculara
İslam konusunda pratik öneriler,
Solcular İslami
cemaatlerle temas etmeli mi?, “İslami
sol” mümkün mü? , İslam
ile solun ortak arayışı: Sosyal adalet,Kurtulmak
yok tek başına...” dedik hiçbirimiz kurtulamadı ,
Yeşil ve kızıl kuşaklar,
Sol İslam gerçeğini
anlamak istemedi,
Birikim’den eski bir
tartışmaya yeni soluklar

Savunduğu görüşler nedeniyle İslami ve sol çevrelerce yakından
takip edilen İhsan Eliaçık, İslam'ın politik duruşunun sol olduğunu ve
adalet, eşitlik, özgürlük gibi kavramların Kuran'a ait tabirler
olduğunu söylüyor
Türkiye kamuoyunun büyük kısmı
İhsan Eliaçık ismiyle, geçtiğimiz günlerde MÜSİAD'ın eski Başkanı Erol
Yarar'la yaptığı tartışmayla tanıştı. O tartışmada İslam ve kapitalizm
hakkında çarpıcı görüşlerini ortaya koyan, Müslümanların kapitalizme karşı
olması gerektiğini söyleyen ve zenginlikle İslam'ın yan yana gelemeyeceğini
savunan Eliaçık; aslında 30 yıldır İslami çevrelerde tanınan, bilinen bir
isim. Birçok dergide yazılar yazan, görüşlerini sayısı 30'u bulan
kitaplarında toplayan Eliaçık, 'farklı' ve 'yeni' görüşleri nedeniyle 'yeşil
komünist', 'Allahlı komünist' diye niteleniyor. Müdavimleri onu, adını
taşıyan blog'undan takip ediyor, bir de yazdığını bildikleri aylık
dergilerden. Gerçekten de hayli ilginç biri Eliaçık, öyle ki randevumuza o
gün bütün Türkiye'de yapılan işçi eyleminden geliyor olması bile bu
farklılığı anlatmaya yeter herhalde. Fatih'teki bürosunda buluştuğumuz
Eliaçık'la hayli uhrevi, hayli dünyevi, hayli tarihsel ve hayli çağdaş bir
sohbet yaptık..
. - İslam'ın yeniden inşasından bahsediyorsunuz, ne demek bu?
- Yazılarımı okuyanlar beni dinde reform yapmakla suçluyor. Hâlbuki
dinde reform yapılmış, peygamberimizin vefatından sonra İslamiyet aşama
aşama Emevi ve Abbasi imparatorluklarının dini haline getirilmiş zaten. O
günlerden bu yana İslam iktidarla ve malla ilişki konusunda sinirleri
alınmış, Kuran-ı Kerim zararsız bir tapınak metni haline getirilmiş ve
gerçek hayatla bağları koparılmış durumda. Ben İslam'ın özündeki saflığı
ortaya koyuyorum. Ama söylediklerim, klasik Müslüman zihni tarafından
tedirginlikle ve endişeyle karşılanıyor.
- Açtığınız bu bir tartışma Türkiye'de destek buluyor mu?
- Buluyor tabii, biraz evvel işçilerin eylemine katıldım. Oradaki
işçilerden birçoğu İslami çevrelerden birinin işçi eylemine destek vermesini
çok sevindirici ve enteresan buldu. Düşüncelerime bir de dini çevreler
yüzünden dinden soğumuş çevreler destek veriyor.
- Biraz çelişik bir durum...
- Ama bu saf bir dinden uzaklaşma değil, dini çevreler yüzünden dinden
uzaklaşmış çevreler bunlar. Mesela bir ateist, "Ben Allah'a inanmıyorum,
adalete, eşitliğe, özgürlüğe, hakka, hukuka, sevgiye, merhamete inanıyorum,"
diyor. Ben de ona "Sen aslında Allah'a inanıyorsun. Çünkü bu söylediklerin
Allah'ın isim ve sıfatlarıdır, sen yoksulun sesi olan Allah'ı değil,
mollanın Allah'ını inkâr ediyorsun," diyorum. Çünkü eşitlik, özgürlük,
kardeşlik, emek, adalet Kuran kavramlarıdır ve Allah bunları sürekli ister
ve talep eder.
- Görüşlerinizin şimdi tartışılmaya başlanmasının nedeni nedir?
- Bunları 15-20 senedir konuşuyorduk, sesimiz fazla duyulmuyordu. Artık
içinde bulunduğumuz dini-muhafazakâr çevreler yaklaşık 15 senedir Türkiye'yi
yönetiyor. Gençlik yıllarımızda 'Sınırsız ve Sınıfsız İslam Toplumuna Doğru'
diye duvarlara birlikte yazı yazdığımız arkadaşlar sınıf atladı. Bizim de
bir burjuvazimiz oluştu, bu yeni sınıfın ideolojisi kariyerizm ve
konformizm. Birçok idealist arkadaşım gözlerimin önünde değişmeye
başlayınca, feveran etmeye, ses yükseltmeye, yazılar yazmaya başladım. Ve
zamanın ruhunun değiştiğini söyledim.
- Nasıl bir ruh değişikliği peki bu? Eskiden zamanın ruhu nasıldı, şimdi
nasıl oldu?
- Bir düşünce adamı olarak dünyanın bütün devrimlerinin iktidara
gelinceye kadarki sloganlarını benimsiyorum ve savunuyorum. İran
devrimininin 'Azadi' sloganını, Rus devrimin 'Emek', Fransız devriminin
'Eşitlik, kardeşlik, özgürlük' ile Amerikan devriminin 'İnsan hakları'
kavramlarını. Dinler ve devrimler iktidara gelinceye kadar insanlık
vicdanının patlamalarıdır, saftır; ama iktidara gelince bozulurlar. Bence
iktidarlar sıkı bir hukuk ve halk denetimiyle gözetim altında
bulundurulmalı. Bizim ülkemizde muhafazakâr iktidarla beraber fethetme, ele
geçirme, iktidara gelme dönemi bitti. Halk muhafazakâr iktidara istediği her
şeyi verdi. Şimdi eleştireceğimiz kişiler kendi içimizden çıkan kişilerdir.
Bundan sonra biz muhalefette olacağız ve fakat bu muhalefeti yıkıcı ve
hesapçı bir tarzda yapmayacağız, yapıcı olacağız. Türkiye'deki mevcut
iktidarın kendisiyle aynı iklimden gelen, aynı tarihsel bilince sahip, aynı
dini ve geleneksel eserlerden beslenmiş insanların muhalefetine ihtiyacı
var.
- Bu muhalif ruh güçlenmeye gebe mi?
- Şu anda kuluçka döneminde fakat göreceksiniz önümüzdeki 5-10 yıl
içinde Türkiye'nin en güçlü muhalefet damarı bu olacak.
- Dine karşı din diyorsunuz ve Türkiye'nin geleceğinde de bunun olduğunu
söylüyorsunuz. Ne demek dine karşı din?
- Dine karşı din, İranlı sosyolog Ali Şeriati'ye ait bir tabir. Ali
Şeriati, Muhammed İkbal, Mehmet Akif, Cemalattin Afgani ve Aliya
İzzetbegoviç'i üstadım olarak görüyorum. Tarihte bütün peygamberler
dinsizliğe karşı değil, dine karşı mücadele etmişlerdir. Bu anlamda
peygamberimiz bir ruhban değildi, onun karşısındaki müşrikler dindar
kişilerdi. Hz. İsa'yı hahamlar çarmıha gerdi, Buddha Hindistan'da
Brahmanlara karşı çıktı, Zerdüşt, Mani, Hz. Musa din adamlarına karşı
mücadele etti. Günümüzde ise dindar zihinle yetişmiş insanlar zengin oluyor
ve İslam'ın ruhuna aykırı olan durumlarını "Allah bizi zenginlikle, onları
da yoksullukla imtihan ediyor. Allah kulları üzerinde nimetlerini görmek
ister," diye açıklıyorlar. Bu bakış açısı, sınıflar arasındaki uçurumu dinle
meşrulaştırmaktır.
- Din bu kadar hayatın içinde olursa din ve devlet işleri birbirinden
nerede ayrılacak?
- Size birkaç tane din kuralı söyleyeyim: Adalet, doğruluk, dürüstlük,
hak, özgürlük, eşitlik, kardeşlik... Devlet bunları esas almasın mı? Dinin
kurallarını hırsızın elini kesmek, türban takmak, zina edeni cezalandırmak,
mirası erkeğe iki kadına bir şekilde vermek, dört kadınla evlenmek şeklinde
anlıyorsanız bunlar dinin evrensel değerleri değildir. Bunlar dinin evrensel
değerlerinin Arap toplumunda nasıl hayata geçeceğine dair verilmiş
örneklerdir.
- Ve bunlar değişebilir mi?
- Zaman
içerisinde dönüşebilir, yerlerine yenileri uygulanabilir. Değişimci ve
dinamik bir din anlayışıyla bunlardan kurtulmak mümkün.
Türk yerine 'gurur', Kürt yerine 'onur' demeliyiz
-
Kürt sorununa ilişkin bakış açınız da ilginç. Türk yerine 'gurur', Kürt
yerine de 'onur' sözcüğünü ikame etmeyi öneriyorsunuz çözüm olarak...
- Bazen
insanların dilinde sözcükler fetişleşerek normal ve asli anlamlarını
kaybederler. Sosyolojinin veya siyaset bilimin konusu olmaktan çıkar,
psikolojik birer fenomene dönüşürler. Türk veya Kürt sözcüklerinin başına
gelen de bundan başkası değil. Türk yerine 'gurur', Kürt yerine 'onur'
diyebiliriz rahatlıkla çünkü altlarında yatan psikoloji bu. Gurur, Arapça
'aldanmak' kökünden gelir. Bu nedenle ucu kaçmış, abartılı bir gurur daima
aldatıcıdır. 'Türklük gururu' sizi etrafınızı göremez hale getirerek
köreltebilir. Hatta çevrenize zarar verir hale gelirsiniz haberiniz bile
olmaz. Onur ise Arapça haysiyet sözcüğünün Türkçesidir. 'Nerede' demek olan
'haysu' kökünden gelir. Demek ki onur yani haysiyet 'nerede duracağını
bilmekle ilgilidir. Kürdün onur yani haysiyet arayışı nerede duracağını
bilemezse birilerinin oyuncağı haline gelir ve haysiyetini tümden kaybeder.
-
Türkiye'deki laik-dinci ayrımının, dinde zorlama meselesiyle çok ilgisi var.
Nedir dinde zorlama yoktur tabirinin anlamı sizce?
- Kişi
dinin içerisine girer, dini yaşar ve isterse çıkar. Din tamamen gönüllü bir
şeydir.Kimse Müslüman olmaya, dine girdikten sonra da namaz kılmaya, oruç
tutmaya, örtünmeye ve dinde kalmaya zorlanamaz. Din tehdit değil, tekliftir.
-
Alevilik hakkında ne düşünüyorsunuz?
- Ben
tarihsel anlamda Sünniliği İslam'ın klasik aklı, Aleviliği de ruhu olarak
görüyor
Asgari ücretle işçi çalıştıran bir Müslüman boşuna namaz kılıyor
-
İslam'ın politik duruşunun sol, metafizik duruşunun da sağ olduğunu
söylüyorsunuz...
- Sağ ve
sol tabirlerini aslında kullanmak biraz riskli. Ama İslam'ın çağın idraki
içinde anlaşılmasını sağlamak için bu riski göze alıyorum. "Yerleri gökleri
bir yaratan vardır, yaratana itaat etmeliyiz, onun gösterdiği çizgiden
çıkmamalıyız," dediğiniz zaman, muhafaza etmeyi öne çıkarıyor oluyorsunuz ve
bu sağ bir temadır. Fakat Allah'ın kurduğu doğal düzeni bozanlara karşı
mücadele ettiğiniz, onun emrettiği gibi köleleri özgürleştirdiğiniz, malı
mülkü bölüştüğünüz zaman da sol bir dille konuşmuş olursunuz.
- Bir
Müslüman için ortalama bir yaşam standardı tarifiniz de var ve bunları sahih
hadislerden, rivayetlerden yola çıkarak oluşturmuşsunuz.
- İslam,
büyük mülkiyetlerin ortaklaşa, küçük mülkiyetlerin de şahsen
sahiplenilmesine izin verir. Mesela bir fabrikayı kuracak devasa bir sermaye
tek bir kişinin olamaz. Bugün için bir Müslüman'ın bir evi, bir arabası, bir
ailesi, çocukları ve ailesini geçindirecek kendi çapında bir işi olabilir.
Bundan fazlasına sahip olmaya kalkmak, ateştir.
-
Yakar mı, diyorsunuz..
- Evet
aynen öyle, yakar onu. Bir insan malı ve metayı kendine köle yapamaz, onun
kölesi olur. Ne kadar az metaya sahip olursan, o kadar özgürleşirsin. Kuran
der ki, "Sizler fukarasınız, Allah'tır zengin olan." Kuran'a göre bir
Müslüman'ın kendisine zengin demesi bile edebe mugayirdir. Bir de Kuran-ı
Kerim'de 'mesakin' kavramı vardır, geçim sıkıntısı çeken ve bunu kimseye
söyleyemeyen kişiler için kullanılır. Maun Suresi'nde, öksüzü ve mesakini
gözetmeyen kişilerin kıldıkları namazın boş olduğu söylenir. Bugün Türkiye
toplumunun yüzde 70'i böyledir. Bu sureye göre yanında asgari ücretle işçi
çalıştıran kişi, boşuna namaz kılıyordur. Maun suresi, kapitalizmin
panzehiridir, orucun ve namazın bile emekle, mülkle doğrudan ilişkisi
vardır.
- Bu
yüzden mi abdestli kapitalizm diyorsunuz?
- Emek
ilişkilerini düzeltmeden, bölüşmeden, paylaşmadan sadece dini ritüelleri
yerine getirenleri kast ediyorum o tabirle. İslamiyet abdestli kapitalizm
için üretmek için var olmamıştır. Yeryüzünde komünizm çöktü, İslam'ın
sosyalizmle farkının ne olduğu değil, aslında kapitalizmle farkının ne
olduğu önemlidir.
Ebu Zer'i herkes tanımalı
-
Yazılarınızda bir Ebu Zer var. Ebu Zer kim?
- Ebu
Zeri Gılfari, peygamberin ilk Müslüman olmuş sahabelerinden biridir ve onun
çok yakın dostudur. Hz. Osman'ın iktidarında onun mal ve mülkle ilgili
politikalarını eleştirmiştir. Peygamberimiz zamanında Medine'de bir
kardeşlik iktisadı kurulmuştu, yar yanağından gayrı her şey ortaktı.
- Bir
tür komün gibi...
- Komün
zaten cemaat demektir. İngilizcedeki komün ile cemaatteki cem aynı kökten
gelir. Ta Fenike dilinden bugüne gelmiş bir sözcüktür. Peygamberimiz de
Medine'de bir tür komün kurmuştu, öyle ki kimse ayrı yemek yemezdi, herkes
birbirinin sorunlarıyla ilgilenirdi ve yardımlaşma esastı. Hz. Osman
döneminde Müslümanlar arasında zenginleşmeler başladı. Ebu Zer buna
muhalefet edince Hz. Osman da onu susturmak için Rebeze çölüne sürgüne
gönderdi ve Ebu Zer orada öldü. Ebu Zer, iktidarın bozan etkisine karşı
İslam'ın vicdanını temsil eder.
-
Klasik İslam anlayışı Ebu Zer'i nasıl niteliyor?
- Aşırı
görüş sahibi bir sahabe olarak niteliyorlar. Halbuki Ebu Zeri Gılfari tıpkı
Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Ali gibi peygamberimizin ideallerine çok bağlı
biriydi.
İtirazım dine biçilen role
- Siz
dinlerin uhrevilik bir yana, ekonomiyle, politikayla ve günlük hayatla
ilgili olduğunu söylüyorsunuz yani...
- Evet,
İslam bir tapınak dini değildir, gerçek hayat dinidir. Kuran mezarda ölülere
okunan bir kitap değildir, hayatın atardamarı siyasi, ekonomik ve askeri
olarak neredeyse orada okunması ve anlaşılması gereken bir kitaptır, bunun
için gönderilmiştir. Peygamberimiz bir din adamı değildir. Ben Türkiye
toplumunda dine biçilen role esastan itiraz ediyorum. Bu modern
burjuvazinin, aydınlanmanın din tanımıdır.
(Sabah:07.02.2010)


SOL BUNLAR OLMAMALI İDİ !
Belge'yi tanıyan artık susar, düşünür!



Solcu (!) bu adam
Cumhuriyet Ankara temsilcisi iken bile aşırı harcamaları nedeni ile
gazetesince eleştirilmişti !
Sosyalistlerin
lideri...!



DÜNYADAN !


Devamı >>
Komünist ve Adidas !!!

Emperyalist ABD kuklası 'Sosyalist' (!)
Sol bunlara mı kaldı? |