ALİ'SİZ ALEVİLİK SAVUNUCULARI, İSLAMIN TÜRKLERİ GERİ BIRAKTIĞINI
SAVUNANLAR... TÜRKLERİN İLK DİNİ ŞAMANİZMDİR DEYİP ŞAMANİSTLİĞE ÇAĞIRAN
İZMİR'Lİ TÜRK FAŞİSTLER, KÜRDÜN ASIL DİNİ ZERDÜŞTLÜK DİYEN
KÜRT IRKÇILARI, TÜRKLER ZORLA MÜSLÜMAN OLDU DİYEN ATEİST YAZAR, KÜRTLER
ZORLA MÜSLÜMAN OLDU DİYEN KÜRTÇÜ DİNSİZLER...VE SON HALKA...! DİNSİZLER EL
ELE, İSLAM'A KARŞI
'Kürtler
İslam'a girince kaybetti' diyen Zana Kürt aydınları kızdırdı:
Ateizm
safsatası
Diyarbakır eski belediye başkanı Mehdi Zana'nın bir dergide yayımlanan
"Kürtler İslamiyet'i kabul ettiklerinde kaybettiler." sözü Kürt çevreleri
kızdırdı.83 yaşındaki Kürt düşünür Canip Yıldırım, "Geçmişi olmayanın geleceği
olamaz." dedi. Şeyh Said'in torunu Abdulmelik Fırat, bu düşünceyi
ateistlerin safsatası olarak nitelendirdi. CHP Hakkari Milletvekili Esat
Canan, Kürtlerin İslamiyet'le birlikte daha barışçıl ve medeni bir toplum
olduklarını vurguladı. Serbesti Dergisi Yazı İşleri Müdürü Ümit Fırat,
Kürtlerin İslamiyet'le dünyayı etkilediklerini, Endonezya ve Güney Afrika'da
İslamiyet'in yayılmasında rol oynadıklarını ifade etti. Mehdi Zana ise
tepkiler üzerine geri adım attı: "Herkes bana bunu soruyor. Yanlış
anlaşıldım."
KİMLİKLERİNİ KAYBETMİŞLER..BUNU
SÖYLEYEN KİM...DEMOKRATİK SOSYALİZM (!) DİYE BİR UCUBEYİ SAVUNAN, KİMLİK
DERKEN KASTEDİLEN KAVMİ ASABİYYETÇİLİK... HEM NASYONAL HEM SOSYALİST ...YANİ
NASYONAL SOSYAIST !!! HADİ BE
L

TÜRK, KÜRT, LAZ, ÇERKES...
SUNNİ Şİİ ...HEPİMİZ KARDEŞİZ!
KAFİRLER İSTEMESE BİLE...!
|
Mehdi Zana, Tempo Dergisi'ne verdiği röportajda Kürtlerin İslamiyet'i
kabul etmekle kaybettiklerini söyledi. Bu sözler bölgede şok etkisi yaptı.
En ağır tepki Kürtlerin "yaşlı çınarı" Canip Yıldırım'dan geldi. "Geçmişi
olmayanın geleceği olamaz." diyen Yıldırım, "Biz İslami toplumun önde gelen
bir halkıyız. Bizim toplumumuzda büyük mutasavvıflar, din alimleri, İslami
topluma öncülük yapan din bilginleri yetişmiştir. Selahaddin-i Eyyubi bir
Kürt'tü. Said Nursi Kürt'tü. Bunlar dünyayı etkilediler." dedi. Geri
kalmışlığı İslamiyet'le bütünleştiren fikrin Jöntürklere kadar dayandığını
kaydeden Abdulmelik Fırat, "Türkiye'de Kemalistler de benzer şeyler
söylüyor. Yanlış bir düşüncedir. Müslüman toplumları teknolojik ve ekonomik
bakımdan geri kaldıkları için gelişmemişler. Bunun dinle ilgisi yok."
şeklinde konuştu. Kürtlerin millet bilincinin gelişmemesinde dinin etkisi
olduğu fikrinin safsatadan ibaret olduğunu kaydeden Fırat, şöyle devam etti:
"Bugün dünyada 1,5 milyar Müslüman var. 50'ye yakın Müslüman ülkesi var.
Yani İslamiyet tüm bunlara engel olmadı da bir tek Kürtlere mi engel oldu?
Bilimsel ve siyasi değeri olmayan bir düşünce." Mehdi Zana'nın sözlerini
maksadını aşan ifadeler olarak değerlendiren CHP'li Canan da "İslamiyet
hiçbir zaman Kürtlerin geri kalmışlığının sebebi olamaz. Kürtler
İslamiyet'le birlikte daha barışçıl ve medeni bir toplum oldu. İslamiyet bu
topraklarda geliştirdiği kardeşlik ve dostluk bağı ile daha fazla kanın
akmasına hep engel olmuştur." ifadelerini kullandı. Serbesti Dergisi Yazı
İşleri Müdürü Ümit Fırat ise şunları kaydetti: "Genel olarak insanlar kendi
durumlarından şikayet ettiklerinde başka şeylerden yakınmaya başlarlar.
Kaderinden şikayetçi olma tarzı bir ruh halidir. Müslüman olmayan başka
toplumlar da var bu coğrafyada. Süryaniler, Keldaniler, Araplar. Peki onları
ne etkiledi o zaman? Bu coğrafyada genel olarak toplumların kaderi çok iyi
gitmemiş. Buradaki mutsuzluğun pek çok nedeni var." Bu arada tartışmayı
başlatan Mehdi Zana, yanlış anlaşıldığını ileri sürdü. Kürtlerin İslamiyet'i
seçtikleri tarihten itibaren geri gittiklerini ifade etmeye çalıştığını
savunan Zana, "Kürtlerin geri kalmışlığının sebebi İslamiyet değil. Ben
dönem olarak kastettim." dedi. (Zaman : 20.03.2007)
Kürt-der başkanı İbrahim Güçlü
:"... Çok kaba ve ilkel bir yaklaşım...Kürtler İslamiyeti kabul etmekle
şereflenmişlerdir..Asıl Marksizm gelişmenin önüünde engeldir..." Haşim
Haşimi :" Avrupa'da yaşayan Kürtlerin unutmak istedikleri bir şey var O
da Kürtlerin dindar olduğudur.Biz inançlarımıza bağlıyız ve bundan da
mutluyuz." (Vakit, 20.03.2007 ) |
 |
Kürt kardeşim bu dinsiz,
Avrupa
maşalarının peşinden gitmez ! |
Mehdi Zana:
Kürtlerin asıl dini Zerdüştlük
Eski Diyarbakır
Belediye Başkanı Mehdi Zana, yine çok tartışılacak bir
iddia ortaya attı. Kürtlerin 'kılıç zoruyla ve
yanlışlıkla' Müslüman olduğunu savunan Zana, asıl
dinlerinin ise Zerdüştlük olduğunu
söyledi.
Zana, geçtiğimiz ay Tempo Dergisi'ne verdiği mülakatta,
"Kürtler İslamiyet'i kabul ettiklerinde kaybetti." ifadelerini
kullanmıştı. Kürt aydınlardan gelen tepki üzerine yanlış
anlaşıldığını savunarak, kökeninin Silvan şeyhlerine
dayandığını belirtmiş ve "Ben de Müslüman'ım." açıklamasını
yapmıştı.Mehdi Zana, Aksiyon Dergisi'ne ilginç
değerlendirmeler yaptı..." Zana, Kürtlerin nasıl Müslüman
olduğunu ise şöyle anlattı: "Kürtler yanlışlıkla Müslüman
oldu. Kılıçla, tüfekle üstümüze geldiler, 'kelime-i şehadet
getir' dediler, dedelerimiz de şehadet getirerek Müslüman
oldular." Kürtlerin asıl dininin Zerdüştlük olduğunu ifade
eden Mehdi Zana, sonradan Yezidi, Yahudi, Keldani ve
Hıristiyanlığı kabul edenlerin olduğunu kaydetti. Zana'ya
göre, İslamiyet'ten sonra zorla Müslüman yapıldıkları için şu
anda en fazla Müslüman Kürt var.Zerdüştlük, İranlı Zerdüşt
tarafından kurulan tek tanrılı bir inanç sistemi. Ateşe
tapıyorlar. İçinde sürekli ateş yanan tapınakları var...
03 Nisan 2007




ÖCALAN GERÇEĞİ
Öcalan’ın 2001 yılında avukatları aracılığı ile Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi’ne gönderdiği sayfalar dolusu savunması, "Sümer Rahip
Devletinden Halk Cumhuriyetine Doğru özgür İnsan Savunması" adı altında 2
ciltlik bir kitap haline getirildi.Marksist-Leninist görüşteki Öcalan,
kitabın 300 sayfalık bölümünde İslam’ı ve Müslümanları karalıyor da
karalıyor. Evrim teorisine inanan Öcalan, "Allah’ın Arabistan tasarımı
olduğu", "Allah’ın 99 isminin Sümer kavramlarından ileri geldiği", "Hz.
Peygamber’in Hz. Hatice ile parası için evlendiği", "İslamiyet’in feodalizm
ihracatçısı olduğu", "Namazın tiyatro olduğu", "Camilerin tiyatro
salonlarına dönüştürülmesi gerektiği", "İslam’ın ‘savaşçı bir din’ olduğu",
"İslam’ın Kürtleri ezdiği" gibi sapıkça ve iftira nitelikli görüşlerini
aktarıyor. Aynı Öcalan, Hıristiyanlık konusunda ise ağzındaki baklayı
çıkartarak, "Keşke Asya’da Hıristiyanlık egemen olsaydı" özlemi içinde
olduğunu ortaya koyarak, Hıristiyan Batı’ya şu mesajı veriyor:
"Hıristiyanların emrindeyim."
Kitaptan inciler: "Evrim kuramının antropolojiye
uygulanmasıyla, ilkel primatların –insanların ilk maymunsu ataları- 60
milyon yıl önce oluştukları, 20 milyon yıl önce de iklimsel koşullar sonucu
Doğu Afrika’da ilkel araçlarla iki ayağı üstüne yürüyen türün gelişme
gösterdiği kanıtlanmaktadır...İlk ütopya ve destanlar Sümer kaynaklıdır.
Cennet ütopyası, Adem ile Havva’nın yaşamı, cennetten kovulması, ilk Habil-
Kabil kardeş kavgası ve Gılgameş’in yarı tanrı-insan kişilikli destanı
yazılı olarak günümüze kadar ulaşmışlardır...Ayet ve sünnet yorumlamalarını
bu temelde geliştirmek gerekir. Bununla kuru ve düzen propagandasını yapan
vaaz düzenlerini kast etmiyoruz. Köklü bir reform öngörüyoruz. Camiler ve
benzeri yerler o yörenin bilim sanat merkezleri rolünü oynayabilmekte, soylu
tiyatro eserleri oynatılabilmektedir. Unutmamak gerekir ki namazın kendisi
de ilk drama oyunlarının daha sonraki biçimidir. Namazın kendisi de genel
anlamda bir tiyatrodur. Tekrarlıyorum; orucun, namazın, kurbanın,
bayramların kaynağı araştırılsın. O zaman görülecektir ki, kökenleri
halkların önemli mevsimsel zamanlarda yaptıkları gösterilerdir. İbadetler bu
gösterilerin, tiyatronun ilk biçimlerinin daha sonra ihtiyaçlara göre
dönüşmüş biçimleridir...Hatice olmadan Muhammed’in peygamberleşmesi mümkün
görünmemektedir. Yaşça Muhammed’den büyük ve ticaret kervanına sahip olacak
kadar zengin ve güçlüdür. Bu durumun kadını hor gören ve kız çocuklarını
diri diri ölüme terk edecek kadar erkek egemenlikli Mekke toplumunda
Hatice’nin ciddi bir çelişki teşkil edeceği açıktır. Kendi başına bu azgın
toplumla baş edemeyeceğine göre, Muhammed’le ilişkileri ve evliliği çok
anlamlı olmaktadır. Sevginin de ötesinde Mekke resmi toplumuna karşı bir
ideolojik ve politik çekirdeğin ilk nüvesi gibidir. ölünceye kadar
Muhammed’in başka kadınla evlenmemesi, saygının ötesinde Hatice’nin maddi ve
manevi gücüyle bağlantılıdır...Hem çok geciktirilen dindeki reformasyonu
sonuçlandırmak, hem de daha önemli olan özgür bireye yol açmak için, dini
dogmayı tümüyle çözen hamleyi başarmalıyız. Bunun yolu bütün kutsal
kitapları bir edebi kaynak olarak değerlendirmek, sosyolojik ve ahlaki
çözümlemelerle özgür bir ahlaka doğru dönüşümden geçirmektir...Amiyane
tabirle İslamiyet en iyi feodalizm ihracatçısıdır...Her topluluk kendini
güçlendirdiği oranda, kendi Allah’ını yeniden tasarlamaktan geri
durmamıştır. Tarihsel ve toplumsal gerçeklik budur. Günümüzün Allah’ı ise
bilimin özüdür...Şüphesiz tarihin doğru yorumlanmasında Marks ve Hegel’in
yöntem anlayışları büyük önem taşır, bunlar geçerliliklerini de yitirmiş
olmaktan hâlâ uzaktır...İslam dini ve milliyetçilik Araplar, Farslar ve
Türkleri millilik ve ulus olarak güçlendirip devletleştirirken, Kürtlerin
asimilasyonunda ve ezilmelerinde temel rol oynamıştır."
29.12.2007




DTP DEN İSLAMA KARŞI AĞIR ELEŞTİRİ !
TÜSİAD resepsiyonunda feci bir "İslamiyet" diyaloğu
yaşandı. DTP'nin üç ağır topu İslamiyet'e yüklendi. İşte o diyaloglar.
DTP'liler, önceki gün de TÜSİAD resepsiyonunda İslamiyet'le ilgili ilginç
sözler sarfettiler.TÜSİAD Resepsiyonunda, Vakit Gazetesi Yazarı Serdar
Arseven ile DTP'liler arasında ilginç diyaloglar geçti. Vakit Gazetesi
yazarı Arseven resepsiyonun bir köşesinde DTP heyetine Güneydoğu
izlenimlerini aktarırken, Abdullah Öcalan'ın avukatı Şırnak
Milletvekili Hasip Kaplan, Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve Van
Milletvekili Özdal Üçer olmak üzere bazı DTP'lilerin “Laiklik konusunda TSK
ile aynı görüşleri paylaşıyoruz. Güneydoğu'da laikliğin kalesi biziz.
Cemaatlerin faaliyetlerinden rahatsızlık duyuyoruz. Biz olmasak,
Güneydoğu İslam Şeriatına teslim olur. Küçükler için Kur'an kursuna
geçit vermek şeriat devletine giden yolda en büyük adım olur. Türbanlı bir
avukat, hakim olmaz, TSK ile bu konularda aynı şeyleri düşünüyoruz”
şeklindeki açıklamalarının yankıları gündeme geldi.Arseven,
“Güneydoğu'da en çok bu mesele konuşuluyor” dedi ve TÜSİAD Resepsiyonundaki
DTP'nin ağır topları Ahmet Türk, Sırrı Sakık ve Fatma Kurtulan'a bu konuya
nasıl baktıklarını sordu..
HALA 1400 KÜSÜR SENE EVVELKİ
DTP'nin bir
önceki Genel Başkanı Ahmet Türk, “Biz meselelere özgürlükçü yaklaşırız,
ancak bazı meseleler siyaset malzemesi yapılmamalı” dedi. Arseven'in
sözlerini açmasını istemesi üzerine Türk'ten son derece ilginç ifadeler
geldi. “Bazıları hala 1400 küsür sene evvelki hükümlerle hareket ediyor”
diyerek Hz. Muhammed dönemine atıfta bulundu. Türk, Arseven'in “Dinde reform
mu diyorsunuz” şeklindeki sorusuna “Evet, reform” şeklinde yanıt verdi....14
Aralık 2007
“LAİKLİK ANLAYIŞIMIZ TAMAMEN ÖRTÜŞÜYOR!..”
PKK'nın finansörü olduğu öne sürülen ve 1993'te öldürülen Savaş
Buldan'ın eşi DTP Iğdır Milletvekili Pervin Buldan, “TSK ile bizi karşı
karşıya getirmek istiyorlar. Büyükanıt partimizin adını bile anmak istemiyor
ama ‘irtica’ ve ‘laiklikle’ ilgili konularda TSK ile fikirlerimiz tamamen
örtüşüyor. Bunu gözden uzak tutmamak lazım” dedi.
“BİZ DE AYNI ŞEYİ SAVUNUYORUZ?!..”
DTP Van Milletvekili Özdal Üçer de “Laiklik için veryansın eden
Genelkurmay değil miydi? Bizde bölgede aynı şeyleri savunuyoruz. Bizim de
olmazsa olmazlarımızdan biri laikliktir. Bize cephe almasınlar zira biz de
onlar gibi laikliğin savunucusuyuz” dedi.
GÜLEN CEMAATİ ORTAK HEDEF!..
Üçer şöyle devam etti: “AKP bölgede gerici bir sistem kurmayı
amaçlamaktadır. Bölgedeki cemaatleşmelere baktığınız zaman özellikle
Gülen'in cemaatleşmesi ve diğerleri bu toplumun gençleri için büyük tehlike
oluşturuyor. Laiklik sistemi için veryansın eden Genelkurmay’ın, bölgedeki
çalışmalarımızın ‘laiklik açısından’ önemini kavraması lazım.”
CEMAATLERİN ZARARLARI (!)
DTP'li Üçer konuşmasını söyle sürdürdü: “Biz bölgelerimizin
irticaya teslim olmaması için büyük çaba sarf ediyoruz. Biz bölgedeki
cemaatlere karşı, cemaatlerin toplumsal zararlarına karşı açık bir
şekilde mücadele ediyoruz. Bizim üzerinde en fazla
hassasiyetle durduğumuz konulardan birisi laiklik....Biz bunun karşısında
duran yegâne siyasi gücüz.” 13/11/2007
Sahte rapordan içeri giren DTP Genel Baskanı Demirtas, bayram mesajinda
yandaslarına, Bayramda hayvan haklarının gözetilerek kurban kesilmeksizin
geçirmelerini söyledi.22.12.2007
-AMA
İNSAN KANI CAİZ Dİ Mİ :(( -
YUTMAYIZ BUNLARI YOLDAŞLAR :))
DTP mitinglerinde imam ve Kuran
 
DTP'nin sınır ötesi kara
harekâtının protesto edildiği Diyarbakır mitinginde yörede "melle" olarak da
bilinen bir imamın elinde Kuran'la bir otobüsün üzerinden konuşması, Van'daki
DTP gösterisinde de yaşlı bir kadının başının üzerinde "Musaf" tutarak zafer
işareti yapması "DTP, AK Parti'ye karşı dini mi kullanıyor" yorumlarına yol
açtı. (Sabah:28.02.2008)

DTP Meclis Grubu toplantısı-06 Mart 2008
 
DTP VAN IL BASKANLIGI BINASI


İran iddiası işin laf cambazlığı ... Gericilik teriminden kastedilen
ise herkesçe malum

Aç kapa; PKK... !

DTP’den harem selamlık miting
- HALK BİZDEN, BAŞLARI İSE DİNSİZ !-

Köylüyü kazanmak için ateistliğimi bir kenara BIRAKIP mevlit okuttum!
Parmaksız Zeki kod adıyla PKK’nın üst düzey yöneticiliğini yapan Şemdin
Sakık'ın 12.06.2008 tarihli mektubundan:...“Din toplumu uyuşturan bir afyondur, türündeki sosyalist ilkeyi,
ateistliğimi ve örgüt yöneticilerinin olası tepkilerini bir kenara bırakıp...”
şeklinde ifade ettiği düşüncesinden hareketle “Köylerde mevlit okutmaya karar
verdim.” diyor. Hemen işe koyulmuş ve grubundaki Cizreli bir genci yanına
çağırarak ona din bilgisini sormuş. Çünkü bu terörist, dağa çıkmadan önce din
eğitimi almış. Hatta terörist arkadaşları ona Mele (hoca, imam) Fikret diye
hitap ediyormuş. Fikret kod adlı terörist, Kur’an-ı Kerim’i bitirdiğini, mevlit
okuyabildiğini söyleyince onu hemen Kur’an-ı Kerim ve mevlit edinmesi için bir
köye göndermiş. Ertesi gece planı uygulamaya koymuşlar. Bir mezraya inip ‘Birkaç
gün önce Kartepe’de ölen iki arkadaş için mevlit vermeye geldik.’ diyerek
köylüleri toplamışlar. “Bu açıklama onları hem şaşırttı hem de anında yumuşattı.
Anında mevlit okutmamız için gerekli ortamı hazırladılar ve gerekli kolaylıkları
gösterdiler.” diyor Sakık. İlk mevlitlerine az sayıda kişi katılmış olsa da
ikinci gece indikleri komşu mezranın sakinlerini toparlamakta hiç zorluk
çekmemişler. Derken bölgedeki bütün yerleşim alanlarında mevlit okutmuşlar. Bu
kirli planının sonucunu ise şöyle anlatıyor Sakık: “ Verdiğimiz mevlitler yöre
halkını öylesine olumlu etkiledi ki daha önceleri bizi gördükleri yerde
saklanacak delik arayan köylüler, izimizi takip ederek barındığımız yere
gelmeye, Mele Fikret arkadaşımızdan ölüleri için hutbe okumasını istemeye
başladılar. Talep o kadar yoğunlaştı ki keşke iki üç mele arkadaşım daha olsaydı diyesim geldi.”
Bölücülerin dinî önderi Zerdüşt!
Fırat Haber Ajansı, 2006 yılında Türkiye, İran ve Irak’taki 300 PKK’lı
teröristin katıldığı bir anket yapmıştı. Ülkede Özgür Gündem Gazetesi’nin
sonuçlarını yayımladığı ankette öyle bir soru vardı ki sonuçları teröristlerin
din oyununu belgeliyordu adeta. ‘En çok beğendiğiniz dinî önder kim?’ sorusu
yöneltilen teröristlerin en beğendiği dinî önder Mecusilik olarak da bilinen
dinin kurucusu Zerdüşt’tü. Anket sonuçları şöyle:
Zerdüşt % 34
Hz. İsa % 34
Mani % 11
Hz. Muhammed % 10
Hz. Musa % 7
Hz. İbrahim % 4
“PKK artık etnik kökeni değil, İslam’ı öne çıkarıyor”
İslam dininin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşayan Kürt kökenli
vatandaşlarımızın hayat biçimi üzerindeki etkisi ve önemini analiz eden ‘Puşi ve
Sarık, İslam Kürt Sorununu Çözer mi?’ kitabının yazarı Nevzat Çiçek, yakın
dönemde yaptığı araştırmalar ışığında konuyla ilgili şu değerlendirmeyi yapıyor:
“Kurulduğunda etnik kökeni vurgulamasına rağmen artık İslam’ı öne çıkarması
gerektiğini düşünen bir PKK ile karşı karşıyayız. PKK’nın Kürt-İslam sentezine
gideceğini düşünmüyorum, ama o da dine aykırı şeyler söylememe hassasiyetini
sergilemeye başladı. Eskiden din konusunda çok rahattı. Sosyalist dünya
görüşünün yoğurduğu bir gençlik hareketinin psikolojisiyle davranıyordu ama
şimdi dini daha çok dikkate alıyor. Dinin afyon olduğunu söyleyen terminolojiyi
kullanmıyor.” (Zaman:17.08.08)

"MUHAMMED
İLK ÇIKTIĞINDA TİCARET YAPTIĞINDA BUNLARLA TEMAS KURAR. YAHUDİ TÜCCARLARINI
TANIR VE YAHUDİ TÜCCARLARIN NE KADAR İNSAFSIZ OLDUĞUNU GÖZLEMLER. DEMEK Kİ
MUHAMMED İKİ DİNİ DE KABUL EDEMEZ. ÇÜNKÜ TİCARİ ÇIKARLARINA KARŞIDIR...MUHAMMED
''BEN YALNIZ ARAPLARIN PEYGAMBERİYİM'' DEMEZ; ÇÜNKÜ BU O ZAMANKİ
KOŞULLARA DENK GELMEZ. YİNE, İSA ''BEN TANRIYIM'' DİYOR. BU NEDENLE
MUHAMMED KENDİ KENDİSİNİ TANRI DA İLAN EDEMEZ. YAPMASI GEREKEN EN UYGUN
ŞEY NEDİR. GELENEKLERE DE DAYANARAK, KENDİSİNİ TANRININ ELÇİSİ; BÜTÜN
İNSANLIĞIN PEYGAMBERİ İLAN EDER. HEM DE EN SON PEYGAMBER! KILICA
GERÇEKTEN ÇOK SIKI SARILIR.HERKES KILICIN KORKUSUYLA İMANI TANIR.
ÖLÜMÜ BİR TÜRLÜ KABUL ETMEYEN İNSANIN CENNET VE ÖBÜR DÜNYA TASARIMI DA
MUTLULUK İÇ GÜDÜSÜNÜN HAYAL ALEMİNDE TATMİN OLMASIDIR. "
DİN
HAKKINDA BUNLARI DÜŞÜNEN ÖCALAN, MİLİTANLARINA İSE DİNİ KULLANMALARINI
TAVSİYE EDER: "Dinin devrime karşı tehlikeli bir
biçimde kullanılmasını engellemek ve Islamiyet'i devrim hizmetinde iyi
bir işleve kavuşturmak ve tüm işbirlikçilerine karşı ustaca çıkarmak
gerekir. Bu yaklaşım halk savaşımızın daha da hız kazanmasına,
dolayısıyla başarıya gitmesine yol açabilecektir."
(Din
Sorununa Devrimci Yaklaşım- Abdullah Öcalan,
sf. 55)
1992 yılının kasım ayında Mehmet Ali Birand ile gerçekleşen röportajda
Birand'ın "PKK'da din unsuru var mı?" sorusuna Apo aynen şu cevabı veriyor:
"Yurt dışına çıkışımızın anlamını ben zaman zaman Peygamber'in Mekke'deki
sıkışmış durumuna benzetirim." Abdullah Öcalan'ın Yalçın Küçük ile
1992 Aralık'ında yaptığı röportajdan: "Ben bazen PKK'nın çıkışıyla
İslamİyet'İ karşılaştırıyorum...Çoğu Hz. Muhammed'i "Bu kadar eşi, bu kadar
cariyesi var" diye eleştirir; ama ben bunu da farklı gördüm. Bence O'nu da
kötü değerlendirdiler. Hz. Muhammed'in tarihsel koşullar içerisindeki
büyük devrimsel değerini anlamamak da doğru değildir. Çölün
güçsüzlüğünden o gücü ortaya çıkartmasını inceleyin, PKK ile epey benzer
yanları olduğunu göreceksiniz. Peygamber gibi konuşmak, Peygamber gibi
hitap etmek, nazarımda çok değerlidir. Kaldı ki Peygamber'ce olmak niye
kötü olsun?"
ALEVİLERİ İSE KENDİLERİNDEN OLAN VE OLMAYAN DİYE İKİYE AYIRIR VE KENDİNDEN
OLANLARI Kürt Aleviliği-Kızılbaşlık OLARAK ADLANDAN
PKK'NIN AYNI ZAMANDA BİR DE imamlar ordusu
BULUNMAKTADIR. Resmi adı Kürdistan Dindarlar Birliği olan örgütün
başkanlığını Abdurrahman Dürre BULUNUYOR...
KISACA ATEİST OLAN YÖNETİM KADEMESİ, HALK NAZARINDA
İSLAM'A KARŞI OLMAKLA HEDEFE VARAMAYACAKLARINI ANLAYINCA, KENDİ
İNANÇSIZLIKLARINI PERDELEYEREK, İSLAMÎ İÇERİĞİ OLAN MESAJLAR VERMEYE
BAŞLARLAR.
Mesih siyaseti PKK'yı nasıl etkiliyor
Bölücü terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın Manksizm'i bırakıp, Mesihçi ve
Zerdüştçü çizgiye kayma siyasetinin PKK teröristleri üzerindeki etkisi hangi
seviyede...Abdullah
Öcalan yakalandıktan
sonra klasik Marksist söylemden giderek uzaklaşmakta ve teorilerini dinsel
motiflerle süslemektedir. Bu yazıda bunun bazı göstergelerini ele alacağız.Öcalan’ın
İmralı’da olması medyatik faaliyetlerini engellemediği gibi yeni teoriler
geliştirmesine de engel olmamaktadır. “Öyküm Hz. İsa’nın öyküsüdür”
diyor İmralı sakini kendisini Çağdaş İsa Mesih olarak tanımlıyor:
“Davamın aydınlatılmasında Avrupa uygarlığının
temel etkenlerinden biri olan Hz. İsa’nın çarmıha gerilme öyküsünün doğru
çözümlenmesi önemli rol oynayacaktır. Burada öykünün biçimsel gelişiminden
çok özü bizi ilgilendirir. Başta İncil olmak üzere konuyla ilgili metinler
derinliğine sosyolojik olarak incelendiğinde, Hz. İsa’da simgeleştirilen
kült ve kültürün dönemin hızla gelişen sosyal ayrışmasına dayandığı genel
kabul gören bir görüştür. Bir yanda bölgede hızla gelişen Roma İmparatorluğu
etrafında birleşen geleneksel aristokratik ve bürokratik güçler, diğer yanda
tüm halklardan ve kültürlerden sayıları aynı hızla çoğalan yoksullar
dünyası. (…) Hz. İsa’nın öyküsünden tam iki bin yıl geçtikten sonra, onun
mekânına ve kültürüne yakın bir yerden, benzer bir sürecin içine düşenlerden
biri de benim. Bu sefer Roma yerine ABD, Batı uygarlığının imparatorluk
gücüdür. Roma Batı uygarlığının doğurucu gücü iken, ABD bitirici gücü olmaya
daha yakındır. Ortadoğu’da o da tıpkı Roma gibi hızla yayılmak durumundadır.
İşbirlikçilere sıkı ihtiyacı vardır. Ortadoğu toplumu zenginler ve yoksullar
olarak hızlı bir ayrışmayı daha yaşamaktadır. Zenginlerin işbirlikçi
partileri yanında yoksulların da birçok partisi türemiştir. Bu sefer
bölgenin en yoksul halkı Kürtlerdir. Katmerli bir baskıya uğramaktadır.
Öykünmeden hoşlandığım için belirtmiyorum. Ama doğuş, oluşum tarzım,
sistemin içine giriş, muhaliflik ve yakalanış tarzım Hz. İsa öyküsüne öz ve
biçim olarak yakın durmaktadır. Ortadoğu’nun en yoksullarını taban
olarak aldığım bilinmektedir. Yeni ideolojik, zihniyet arayışı belirgindir.”
Öcalan neyi ne zaman yayınlayacağı konusunda ayrıntılara bile dikkat ediyor.
Kendisini çağdaş bir mesih olarak ilan ettiği “Öyküm Hz. İsa’nın öyküsüdür”
başlıklı yazısını 10 ya da 12 Eylül değil de 11 Eylül’de yayımlanmış. Bunu
Amerika başta olmak üzereye Batı’ya verilmiş bir 11 Eylül mesajı olduğu
muhakkak.Konuyla ilgili kimi ayrıntılar da Öcalan’ın yine İmralı’da
geliştirdiği “Ulusal Dirilişten Demokratik Kurtuluş Sürecine Apocu
Hareketin Dönüşüm Bildirgesi”nde buluyoruz. Şöyle yazıyor İmralı sakini:
“Her
taşın altında bir yılan ve akrep vardır. Buna rağmen, adeta çağdaş bir Mesih
İsa hareketine girişilmekten çekinilmiyecekti. Benzerlik gerçekten
çarpıcıdır. İsa döneminin Esseniler Hareketiyle Emekçiler Hareketi yakın
özellikler taşımaktadır. Vaftizci Yahya ile sosyalist propagandacılar da çok
benzerdir. İşin daha da ilginç yanı, PKK’nin oluşumunun da başlangıç grubu
on iki kişi civarındadır. Muhtemelen saflarında bir ya da iki muhbiri de
vardır.”
Peki, İmralı sakinin aklına Mesih olma fikrini kim koydu? Bu sorunun
cevabının ipuçlarını Özgür Politika Gazetesi’nde buluyoruz:
“Hollanda’nın
Alkmar kentinde bulunan Protestan Kilisesi’nde düzenlenen ayinde, Rahip Drs.
D. T. Jans, Öcalan’ın çıkışının, İsa’nın çıkışıyla benzer özellikler
taşıdığını ve İsa’nın temel özelliklerinin adalet, barış olduğunu ve Öcalan
şahsında da çağımızda bu kavramların somut bir ifadesini bulduğunu
belirtti.”
Misyonerlerimiz yine yapacağını
yapıyor ve bir teröristbaşından Mesih çıkarabiliyor.
Karl Marks, “din, afyondur” diye söylenedursun, Reel-sosyalist Apo artık
Mesih rolünde, yeni bir senaryonun peşinde. Bu durumu Hasan Mezarcı’nın
kendisini Mesih ilan etmesiyle karşılaştırmak yanlış olur.
Öcalan’ın bu tutumunu Kürtlere yönelik Hıristiyanlaştırma
operasyonunun bir parçası olarak görmek gerekir.Peki,
Öcalan’ın kendisini Mesih ilan edişini sadece politik bir mesaj
olarak okumak mümkün değil mi? Öcalan’ın Mesihlik iddiası Ayrılıkçı Kürtçü
çevreler üzerinde yankı buluyor muydu? Öcalan’ın
Mesih olduğu söylemi PKK sempatizanı yayın organlarında da işlenmektedir.
Örneğin İnci Jann Roj, Öcalan’ın Mesihliğini işleyen
isimlerden.
İnci Roj sıradan bir isim değil; Öcalan’ın en beğendiği köşe yazarı. İnci
Roj, Alman yurttaşı ve tam adı, İnci Zeynep Graf.
Öcalan’ın bir yandan
Hıristiyanlığa yakın olduğuna dair mesajlar verirken öbür yandan
İslâm’ı “Arap Tüccarların İdeolojisi” olarak tanımlaması dikkate
değer. Şöyle yazıyor Öcalan:
“İslamiyet’in en
doğru bilimsel tanımlanmasını bu çerçevede yapmak Büyük önem taşımaktadır.
Kendi başına dini dogmalar halinde İslam’ı izah etmeye çalışmak, gerçeği
daha çok perdelemek ve karanlığa gömmek anlamına gelecektir. Feodal
egemenlik, ezici üstünlüğü sayesinde İslamiyet’in bu dini dogmatik izahını
tanrının değişmez kelamıymış gibi sunup, tüm Ortadoğu halkları üzerinde
yüzyıllarca süren mutlak bir zihni ve ahlaki egemenlik kurar. İslamiyet,
Arap yarımadasındaki geleneksel tüccar sınıfın üçüncü büyük çıkışıdır.
Mısır, Mezopotamya, Yemen ve Habeşistan arasındaki ticaretle büyüyen Arap
kabilelerinin birlik ve siyasi güç olma ihtiyacını karşılar. Semitik kökenli
son uygarlık hamlesidir. Daha çok geriye kalan uygarlığa bağlanmamış tüm çöl
Araplarını, İslamiyet adı altında bir araya toplayıp feodal uygarlık gücü
haline getirir. Objektif olarak kavmiyeti güçlendirir. Kabile anlayışını
aşan birlik fikri İslamiyet’te çok güçlüdür. Bu nedenle ortaçağda dağınık ve
birlik ruhundan uzak yaşayan kabile ve aşiretler daha yakın kavimsel bağlar
içine girerler. Kavim, ortaçağa özgü bir feodal kategoridir; etnisite ile
ulus arasında bir konumu işgal eder. Toprağa ve ticarete daha çok bağlanma,
kavimsel birliğin maddi zeminini güçlendirir. Feodal toprak soylularıyla
kentlerin tüccarları, bu kavimsel ortamda daha güçlü iktidar sahipleri
haline gelirler. Emevilerin Arap kavmiyetçiliğini geliştirmeleri bu maddi
nedenden ötürüdür.” (Abdullah
Öcalan, Sümer Rahip Devletinden Demokratik Uygarlığa, AİHM Savunmaları,
2001, Mezopotamya Yayınları, Cilt: II, s. 75)
İslâm karşıtlığının bir yansıması
olarak Öcalan, Kürt Aleviliğini, Kürtlerin İslâm’a direnişi
olarak görüyor ve özde İslâm olmadığını ileri sürüyor.
Şöyle yazıyor Öcalan:
“Buna karşılık,
aşiretlerin yoksul alt kesimi ve dağlık alanlarda yaşayanları
direnişçiliklerini korumuşlar; bazı alanlarda lafta İslamiyet’i kabul edip
kendi öz inanç ve yaşamlarını korumakta kararlı davranmışlardır. Bu temelde
davranan kesim, daha çok Kürt Aleviliği biçiminde tamamen yerelleşmiş; kendi
yaşam koşullarına uyarlanmış bir İslamlığı sınırlı olarak kabul etmiştir.
Bunu da zorla değil, Ehlibeyt’e yapılan büyük haksızlıklar sonucu bir vefa
borcu olarak yapmışlardır. Kürt Aleviliği İslamiyet’le ilgisi en az olan bir
yaklaşımdır. Öyle ki, mezhep bile sayılamaz. Kürt Aleviliği İslam’ın kendi
yaşamlarını zenginleştiren bazı öğeleri alıp kültürel zenginlik olarak
işlemiş; katı dini dogmalara ilgi göstermemiştir. Bu yönüyle denilebilir ki,
Sünni İslam’ın gerici etnik ve kavimsel özellikleriyle çelişen yönlerini
reddetmede ve olumlu bazı özelliklerini özümsemede en olumlu tavrı
sergilemiştir. Aleviliğin bu yaklaşımını çağdaşlaştırıp bilimsel bir yoruma
kavuşturmakla, aydınlanmada önemli bir rol oynayabilir.” (Öcalan,
Sümer Rahip Devletinden Demokratik Uygarlığa,
II/79)
PKK bu çerçevede Almanya’da,
merkezi Köln’de bulunan “Kürt Alevileri Federasyonu” bu sürecin bir
ürünüdür.
Söz konusu örgüt, PKK’nın bir yan kuruluşu olduğunu açıkça ifade etmektedir.Bu
durum Öcalan’ın Maksist/Sosyalist bir temele dayanmasıyla değil aynı
zamanda İslâmi duyarlıklı Kürtlerin PKK’ya karşı durmasıyla yakından
ilişkilidir. PKK ekseninde başat çizgi ateizm olmakla birlikte Zerdüştlük de
önemli bir hale getirilmiştir. Bazı Kürtçü yazarlar Zerdüştlüğü Kürtlerin
eski dini olarak göstermeye çalışmaktadır. Öcalan bu çerçevede
Kürtlerle İslâm arasındaki bağları baltalamak için Zerdüşt kartını da
kullanmaktadır. Şöyle yazıyor Öcalan:
“Zerdüştlük,
İslam’a karşı Kürtlerin en kararlı direnişçi kesimini temsil etmektedir. Bu
direniş sanıldığından daha fazla çözümlenmeyi gerektirmektedir. İslam
ideolojisinin yoğun saldırısı, politik ve ekonomik baskısı ve ambargosu
nedeniyle, gerçekliğini doğru bir biçimde ifade etme gücüne kavuşamamıştır.
Bu yönüyle Aleviliğe benzemektedir. Fakat günümüze kadar varlığını
sürdürebilmeleri, çok zorlu bir yaşamdan geçtiklerini göstermekte ve
direnişlerini anlamlı kılmaktadır. Kürtlerde İslamiyet karşısında yaşanan bu
üç tür deneyim, ulusal birliğin gelişmemesinde önemli bir etken teşkil
etmiştir.”( Öcalan,
Sümer Rahip Devletinden Demokratik Uygarlığa, II/80)
Peki, Öcalan’ın mesihçi ve zerdüştçü çizgisinin PKK’ya herhangi bir
yansıması var mıdır?
PKK militanları
arasında yapılan bir ankette en çok sevilen dinsel önder olarak Zerdüşt’ün %
34, Hz. İsa’nın % 34, Hz. Muhammed’in ise % 10 çıkması,
Öcalan’ın belirlediği yeni konseptin tabana yayılmakta olduğunu
göstermektedir. Buradaki İsa’nın Orijinal İsa değil de Mevcut
Hıristiyanlık’taki İsa olduğunu da not etmek gerek.
Bu anketin sonuçlarını din olarak Hıristiyanlığa duyulan özel yakınlığın bir
göstergesi olarak okumak mümkündür.
20 Mayıs 2008 -
Ali Rıza Bayzan)
İKİ HATIRA !
Bir zamanlar
HADEP'e gidiyordum. Kitaplıklarında bir APO'nun kitapları vardı, bir de
dinsiz T. Dursun'un kitapları... Başka bir gün gittiğimde ise " askere" (!)
giden bir genç için sazlı sözlü kutlama yapılıyordu...!

Sende o yasa dışı oluşumun baş piyonu !
Ateist , ayrIlIkçI , pIyon PKK ve BatI !






ACABA NEDEN ... !?



Derin PKK ....
Tıklayınız !

|