Şarabı "
Allah" yasakladı,doktor değil!
Kırmızı şarap ilaç değil!
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Kalp Damar Hastalıklarını Önleme Projesi
Türkiye Koordinatörü ve Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi
Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Bülent Görenek, kırmızı şarabın
kesinlikle bir kalp ilacı olmadığını söyledi.... Doç. Dr. Görenek, şöyle konuştu: "Son yıllarda koroner arter hastalarına sanki bir ilaçmış gibi kırmızı
şarap tavsiye edildiğine sıklıkla tanık oluyoruz. Kırmızı şarabın koroner arter
hastalıklarında koruyucu etkisinin olabileceği yönünde bazı çalışmalar mevcut.
Bu faydanın içerdiği alkolden mi yoksa üzümden mi kaynaklandığı, direk olarak
şaraba kırmızı rengi veren madde ya da antioksidanlar mı ilişkili olduğu tam
olarak ortaya konamamıştır. Kırmızı şarap kesinlikle bir kalp ilacı değildir.
Bu
bakımdan bugünkü kanıta dayalı tıpta koroner kalp hastalarına rutin olarak
önerilmesi doğru değildir. Çünkü elimizde hastalara tavsiye edeceğimiz kadar
güçlü, kesin bilgiler yok. Hatta belli bir seviyenin üzerinde kalp hastalarına
zararlı olabilmektedir."
"KIRMIZI ŞARAP KURTARICI DEĞİLDİR"
...Kalp hastaların bu konuda çok hassas olmaları gerektiğini bildiren Doç.
Dr. Görenek, hastaların kırmızı şarabı bir ilaç veya kurtarıcı olarak
görmemeleri gerektiğini kaydetti. Doç. Dr. Görenek, alkolün kalori değerinin yüksekliğinden dolayı kilo
aldırıcı etkilerinin, kalp damarlarının tıkanmasını artırabileceği, ani ölümlere
sebep olabileceğinin unutulmaması gerektiğini ifade ederek, şöyle devam etti:"Bu bakımdan, alkol tüketmeyen, ya da alkolü bırakabilecek bir kalp
hastasının kırmızı şaraba başlamaması gereklidir. Çünkü bu şarabın olumlu
etkileri henüz genel tıp çevreleri tarafından kabul görmemiştir. Hele hastaların
bağımlı olmalarına kesinlikle müsaade edilmemelidir..."
(12 Ağustos 2005
Milliyet )
Şarap, insanı eder harap !
Şarap, üzüm suyundan elde edilen
alkollü bir içecektir. Üzüm suyunda bulunan mayalar, fermentasyon
adı verilen bir işlemle alkol ve karbondioksit gazı açığa çıkarırlar
ve şarap oluşur. Şarapta yüzde 10-14 arası alkol vardır. Şarap
bilindiği üzere aklı, şuuru etkilemek sûretiyle sarhoşluk veren ve
sağlığa zararları olan bir içkidir.
FRANSIZLAR FAZLA ŞARAP TÜKETİYOR
Şarabın sağlığa yararlı olduğu görüşünü savunanların
dayanak noktası Fransız toplumundaki bir gözlemdir. Fransızlar kalp
damar hastalığı açısından risk olarak kabul edilen yağdan (doymuş
yağlar) zengin bir diyetleri olmalarına rağmen, İngilizler'e oranla
daha az kalp damar hastalığına yakalanmakta ve daha az kalp krizi
geçirmektedirler. Fransızlar'ın daha fazla şarap tükettiğini savunan
bazı bilim adamları, aradaki Fransız toplumu lehine farkın, şarap
tüketimin Fransız toplumunda daha fazla olmasından kaynaklandığını
savunmaktadırlar.
Oysa Fransızlar'ın daha az kalp hastalığına
yakalanmalarının sebebinin şarap olduğu görüşü, dünyanın önde gelen
otoriteleri arasında kabul görmemektedir. Kalp hastalıkları
konusunda tüm dünyadaki uzmanların referans olarak kabul ettikleri
Amerikan Kalp Vakfı
(AmericanHeartAssociation) kesinlikle şarap
içmeyi tavsiye etmemektedir.
www.americanheart.org/presenter.jhtml?identifier=4422
ŞARABIN
KALP KRİZİ RİSKİNİ AZALTTIĞINI GÖSTEREN İLMİ BİR DELİL
YOK
Amerikan Kalp Vakfı beslenme komitesi üyesi olan Columbia
Üniversitesi'nden Prof. Ira Goldberg, şarap içmenin kalp krizini
azalttığını gösteren hiçbir kabul edilebilir bilimsel veri
olmadığını, bunun yerine kalp krizi riskini azaltmak için bilimsel
olarak ispatlanmış kolesterol ve tansiyonu düşürmek için kilo
verilmesi ve yeterli spor yapılması gibi tedbirlerin alınmasını
önermektedir. Goldberg "şarap veya herhangi başka bir içki içmenin
klasik metodların yerine geçemeyeceğini" bildirmektedir.
Goldberg
Fransızlar'da kalp damar hastalığının daha az görülmesinin şarap
içmekten değil taze meyve, sebze ve daha az oranda süt ürünleriyle
beslenmeye bağlı olabileceğini ifade etmektedir.
Ayrıca kalp
damar hastalıklarının oluşumunda genetik özelliklerin rol oynadığı
bilimsel olarak ispatlanmış bir gerçektir. Dolayısıyla Fransızlar'da
kalp damar hastalığı ve kalp krizi riskinin İngilizler'e oranla daha
düşük olmasının sebebi genetik olabilir. Zaten dünyada şarap yalnız
Fransa'da içilmemektedir. İtalya'da şarap daha fazla içilmektedir.
Kaldı ki dünyanın her tarafında şarap tüketilmektedir. Bu mantıkla
dünyanın her yerinde aynı etkinin gözlenmesi gerekirdi. Oysa gerçek
farklıdır.
ŞARAP, KALP DAMARINI KORUMUYOR
Fransızlar'da
İngiliz toplumuna oranla daha fazla şarap tüketildiği için kalp
damar hastalığına yakalandığını ortaya koyan hiçbir bilimsel çalışma
yoktur. Bu varsayım bilimsel bir gerçek değil olsa olsa şarapçıların
bir temennisidir.
Şarapla ilgili haberlerde dikkat edilirse
özellikle kırmızı şarabın içinde antioksidan maddeler olduğu ve bu
maddelerin iyi kolesterolde artmaya neden olduğu ve özellikle kalp
damarlarını koruduğu ileri sürülmektedir. Ancak vitamin E gibi
antioksidanlarla yapılan çalışmalarda kalp damarlarını koruyucu etki
gösterilememiştir.
Kaldı ki şarapta bulunan antioksidanlar
fazlasıyla fermente olmamış olan üzüm suyundan, üstelik şarabın
getireceği hiçbir tehlike olmadan rahatlıkla alınabilmektedir.
Amerikan Kalp Vakfı'nın bu görüşleri İngiliz Kalp Vakfı tarafından
da desteklenmektedir.Bristol Üniversitesi Kimyasal Patoloji
bölümü bilim adamları günlük alınan üzüm suyunun (kötü kolesterol
LDL kolesterol okside edici etkisinin daha az) kalp hastalıklarına
koruyucu etkisinin daha fazla bulunduğunu
göstermişlerdir.
Amerikan Kalp Vakfı (AKV) bilim adamları iyi
kolesterolü yükseltmek için bunun yerine çok daha etkili olan
düzenli spor yapma veya "Niacin" adı verilen ilacı almayı böylece
şarabın zararlarından korunmayı tavsiye etmektedir.
ŞARAP
PROPAGANDASINA DİKKAT!
Son zamanlarda basında "şarabın insan
sağlığına yararları", "günde 1-2 kadeh şarap kalp krizi riskini
azaltıyor", "kırmızı şarap kalp krizi riskini azaltıyor" başlıklı
haberlerle yoğun bir şarap propagandası yapılmaktadır. Oysa şarap
her şeyden önce alkollü bir içecektir. Alkolün insan sağlığına olan
olumsuz etkileri yalnızca modern tıbbın verileri ışığında değil
binlerce yıldır bilinen bir gerçektir. Ancak bu yoğun şarap
propagandası taşıyan haberlere dikkat edildiğinde, şarabın "güya"
insan sağlığına yararlı olduğu, özellikle kırmızı şarabın kalp krizi
riskini azaltıcı etkisi varmış gibi iddiaların bilimsel
araştırmalara dayandığı ve sanki ispatlanmış bilimsel bir gerçekmiş
gibi topluma lanse edildiği görülmektedir. Oysa konuyu biraz
derinlemesine araştırınca bunun bir aldatmaca olduğu açıkça
görülmektedir.
Üzüm suyu kalbi koruyor !
Doç. Dr. Aysun Çetin, ''Üzüm suyu mu? Şarap mı?'' konusundaki tartışmaları
sonlandırdı...
Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Biyokimya
Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Aysun Çetin, serbest radikaller,
antioksidanlar, kanser biyokimyası, kök hücre biyolojisi, fitoterapi ve anti-aging
konularında yaptığı bilimsel çalışmalar
sonucunda yazdığı ''İyileştirir, güzelleştirir:
üzüm'' isimli kitabında üzümün faydalarını anlattı.Bilimsel çalışmalarıyla 2004 yılında Türk Hematoloji Derneği
Genç Araştırmacı Ödülü, 2008 ve
2010 yıllarında ise Gevher Nesibe Bilimsel Araştırma Teşvik Ödülü'nü
kazanan Çetin, kitabında ''güzellik,
gençlik ve
sağlık iksiri
olarak nitelendirilen üzümün insan hayatındaki
önemini'' ele aldı.Çetin, son yıllarda şarabın özellikle kalp hastaları için çok faydalı olduğu
yönündeki görüşlerin arttığına işaret ederek, ''Üzüm suyu mu? Şarap mı?''
konusundaki tartışmalara kitabında yer verdiğini belirtti.Yapılan bilimsel çalışmalarla faydaları
açık bir şekilde ortaya konan üzümün bilinen
en önemli özelliğinin ''doğal antioksidan olarak
kansere karşı koruyuculuğu olduğunu'' vurgulayan Çetin, üzümün kabuğunda,
çekirdeğinde ve suyunda bulunan ''resveratrol'' maddesinin kanserin pek çok
safhasında durdurucu etkiye
sahip olduğunun bilimsel olarak kanıtlandığını
dile getirdi.Bazı araştırmacıların
kırmızı şarabın kalp hastalıklarından koruyucu
bir
içecek olduğunu ileri sürdüklerini anımsatan
Aysun Çetin, şunları söyledi:
''Bazı araştırmacılar, kırmızı şarabın kalp hastalıklarından koruduğunu
söyleseler de, pek çok araştırmacı
farklı sonuçlara ulaşmıştır. Gerçekte kalp-damar
hastalıklarından koruyucu etkiye sahip olan şarap değil, üzüm suyudur. Mor üzüm
suyunda bulunan flavonoid madde miktarı litrede 500 miligramdan fazladır. Üzüm
suyu, şarap ve etil alkolden arındırılmış şaraba göre çok daha yararlı bulunmuş
ve tüm yararlı etkilerin üzüm suyunda bolca bulunan polifenolik bileşiklere ait
olduğu gösterilmiştir. Üstelik son yıllarda yapılan birçok araştırma ile az
miktarda bile olsa alkolün insan vücudu için son derece zararlı olduğu
kanıtlanmıştır.'' (22 Aralık 2010)




ALKOLLÜ İÇKİLER
Alkol kelimesi, Arapça asıllı bir kelimedir. Arapça
da, kirpikleri boyamak için kullanılan pudra şeklindeki toz manasına
gelen “el-kühul (el-küûl)” kelimesi, hemen bütün batı lisanlarına
geçmiş, Türkçe ye de batı kaynaklı lisanlardan, Türkçe okunuşu şekli
olan alkol halinde gelmiştir.Alkollü
içkilerde, kimyevî yönden bir çok çeşit alkol olmasına rağmen, en
önemli olanı etil alkol dur. Bu madde kimyasal olarak etanol, yaygın
olarak ta, hububat ispirtosu (grain alcohol) olarak adlandırılır.İçkilerde
bulunan diğer alkol çeşidi metil alkol veya metanol dur. Bu alkolde,
halk arasında daha çok odun ispirtosu olarak bilinir. Metil alkol
antifrizlerde ve yakacaklarda olduğu gibi bazı mamullerde ticari
maksatla kullanılmaktadır. Metil alkol öldürücü bir zehirdir. Çok az
miktarları dahi körlüğe ve ölüme yol açar. Kaçak olarak yapılan
içkilerde bazen metil alkol bulunur ve bu bir çok ölümlere yol
açmıştır.Bir
diğer alkol çeşidi de izopropil alkoldür. Bu alkol çeşidi de
kesinlikle zehirlidir. Fakat alkol deyince kast edilen mana daha çok etil
alkoldür.
Alkollü
İçki Nedir? Dinimizce Haram Edilmiş Olan Alkollü İçki Tabirinden Ne
Anlamalıyız?
Alkollü
içkiler, hangi içki tipinde olursa olsun, meyve ve tahılların
fermantasyonu, mayalandırılması neticesinde elde edilir. İçkinin
tamamı alkol değildir. İçerisinde su, şekerli maddeler ve benzeri
şeyler bulunur. Fakat hangi tipte olursa olsun, içkilerde vücuda
asıl zararlı olan, sarhoşluk yapan madde etil alkol dediğimiz
kimyevî maddedir. Etil alkol değişik içkilerde farklı nisbetlerde
bulunur. Meselâ etil alkol birada %5-7, şarapta %15-20 nisbetinde
iken; cin, likör ve rakıda %45-50, votka ile viskide ise %65-70
nisbetinde bulunur.
Alkollü
içkilerin muhtevasında, mineraller, vitamin, proteinler ve yağlar
gibi vücuda faydalı olan maddeler bulunmaz. Onun için, alkollü
içkilerin hiçbir besleyici değeri yoktur.
Peygamber
(s.a.v.) efendimiz, bir hadis-i şeriflerinde, “Bir şeyin çok
miktarda alınması insana sarhoşluk veriyorsa onun azıda haramdır”
(Ebû Dâvûd, Sünen, c.II, s.294; Tirmizi, Eşribe 3) diye
buyurmuşlardır. Bu hükme göre az miktarlarda da olsa, terkibinde
etil alkol bulunan her madde dinen haram demektir.
Alkol Bir İlaç Olarak Kullanılabilir mi?
Bilhassa Kalb Hastalıklarına Faydalı Ciheti Var mıdır?
Alkolün ilaç olarak kullanılması fikri
kesinlikle kabul edilmemektedir. Buna misal olarak Amerikan Tıp
Birliği’nin (American Medical Association) bu konudaki kesin
ifadelerini verebiliriz. Yani tıp yönünden Amerika’da yetkili bir
heyet şöyle diyor: “Alkollü içkilerin tedavi edici bir ilaç gibi ve
vücuda faydalı bir gıda gibi kullanılmasının hiç bir ilmî temeli,
esası yoktur.” (The Journal of American Medical
Association, 68: 1837, 1917) Ayrıca
aynı teşkilât kalb krizinin tedavisinde alkolün faydalılığını kabul
etmemektedir. Yapılan çalışmalar, koroner kalb hastalığında bir
bardak viskinin, dil altına konulan bir tek nitrogliserin tabletinin
1/150 (yüz ellide bir)’i kadar dahi tesiri, faydası olmadığını
göstermiştir.
Viskinin,
kalb hastalığı geçirenlere iyi geldiği kanaati kesinlikle yanlıştır.
Bu fikirler içki imal eden firmaların reklâmlarından
kaynaklanmaktadır. Söylenenin tam aksine, içki içtikten sonra
enfarktüs geçiren pek çok hasta vardır. Alkol alan şahısta cilt
damarlarının genişlemesi alkolün vücuttan atılması için meydana
gelen bir reaksiyondur. Cilt damarlarının bu genişlemesine kalbin
kendisini besleyen damarlar refakat etmediği gibi, alkol alan
şahısta dokuların oksijenlenmesi tehlikeli şekilde azalır ve bu da
enfarktüs riskini arttırır. (
1-
The Journal of The American Medical Association, 143:355, 1950. 2-
Circulation, 1:700, 1950, 3-
American Heart, 3:5, 1953, 4-
The Lancet, 346:716, 1995. )
Bir
hadis-i şerifte şöyle buyurulmaktadır: “Şu muhakkak ki içki deva
değildir. Bilâkis marazdır. Yani hastalık vericidir.” (İbn-î Mâce,
Tıp, 27; Müslim, Eşribe, 12) İşte belirttiğimiz, içkinin hangi
çeşidi olursa olsun ilaç gibi kullanılamayacağı tarzındaki ifadeler,
bu hadis-i şerifin açık bir teyidinden ibarettir.
İçki
Tansiyonu Düşürür mü, Yüksek Tansiyonlularda Az Miktarda İçki
Kullanılmasının Faydası Olur mu? Yoksa Zararı mı Olur?
Alkollü
içkilerin az miktarda kullanılmasının bilhassa kalbi besleyen
damarlarda vozadilatasyon yani damar genişlemesi yaparak faydalı
olabileceği fikri mevcuttu. Bu kanaatin yanlışlığı yapılan yeni
çalışmalarla çok daha iyi bir şekilde anlaşılmıştır. Alışkanlığı
olan veya daha önce hiç içki kullanmamış şahıslarda, tansiyonları
normal veya yüksek olsun, şahısların hepsinde az miktarlarda bile
alkol kullanılması tansiyonu arttırmaktadır.(10), (11)
15-80
yaşları arasındaki 80.000 şahısta yapılan çalışma, günde normal
büyüklükte bir bardak içki kullanan şahsın tansiyonu (sistolik
basınç) ortalama 1 mmHg artmaktadır. Günde iki bardak veya daha
fazla miktarda içki kullananlarda, içki içmeyenlerle mukayese
edilince, tansiyon âdeta ikiye katlanarak artmaktadır.(12), (13)
Alkollü içkiler, batı memleketlerinde erkeklerde görülen bütün
yüksek tansiyonların takriben %10’nun sebebidir. Bazı memleketlerde
bu nisbet %33’e kadar çıkar.(14)
Alkol
Gıdaların Hazmına veya Sindirilmesine Faydalı mıdır?
Bunun
tersi doğrudur. Yani değil alkollü içkilerin hazma faydalı olması,
bilakis hazmı geciktirdiği gösterilmiştir. Çünkü alkol sindirim
kanalı duvarlarında tahriş edici sebebi ile fazlaca mukus ve
hidroklorik asit salgılanmasına vesile olur. Bu ise sindirime menfî
tarzda tesir eder. Alkolün hangi çeşidi olursa olsun, ne miktarda
olursa olsun, sindirimi tembih edici bir madde olarak kabul
edilemez. Bira ve şarapta bu prensibin haricinde değildir.(15) (Bu
konu için 78. sahifeye de bak.)
Alkollü
İçkiler Vücudu Isıtır mı, Yani Vücut Sıcaklığını Arttırmak İçin
Soğuklarda Kullanılabilir mi?
Alkol,
bırakalım vücut sıcaklığını yükseltmek, bilakis vücut sıcaklığını
düşürücü tesire sahiptir. Şöyle ki, alkol kullanan şahsın cilt
damarlarını genişletir. Bu ise vücuttan hararetin kaybına vesile
olmaktadır. Hatta sarhoş şahsın hisleri azaldığı için, şiddetli
soğuklarda sokakta kaldığını bile fark etmeyebilir. Donma tehlikesi
dahi geçirebilir.(16) Rus İnterfax Ajansı’nın haberine göre
1995-1996 kışında sadece Moskova’da toplam 600 kişi soğuktan
donmuştur. Bunların tamamı alkolik kişilerdir.
Alkol
Direkt Olarak Ölüme Yol Açabilir mi? Yani Âdeta Bir Zehir Gibi Tesir
Edip Ölüme Sebep Olabilir mi?
Bilineceği
gibi, alkollü içkiyi kullanan şahısta, kanındaki alkol seviyesi,
belli miktarların üstüne çıkacak olursa (400-700 mgr/mlt) direkt
zehir tesiri yapar. Şahsın solunum felcinden ölümüne vesile olur.
Alkolden direkt zehirlenme ile meydana gelen ölümler, alkolden ileri
gelen bütün ölümlerin 1/3’ini teşkil eder.
Alkol
zehirlenmesi, A.B.D.’de karbon monoksitten sonra, ölümle neticelenen
zehirlenme sebeplerinin ikincisidir. Alkol ve karbon monoksitin her
yıl sebep olduğu ölümler, diğer bütün zehirlenmelerin hepsinin
toplamından çok daha fazla miktardadır. (Hofmann FG: A Handbook on
Drug and Alcohol Abuse. 2nd ed, Oxford University Press, 1983,
s.115)
Bir
Bardak Viski Yılan Isırmasına Faydalı mıdır? Yoksa Zararlı mıdır?
İçkilerdeki
alkol hiçbir zaman yılan zehirini nötralize etmez, yani tesirini
önlemez. Yılan zehirlenmesine karşı yapılabilecek en kötü şey, belki
de şahsa içki içirtmektir.Bir
kimseyi yılan sokunca vücudun normal bir reaksiyonu vardır ki,
vücutta bir gerginlik teşekkül eder. Bu damarların büzülmesine yol
açar. Böyle bir durum vücut için o anda faydalıdır. Genellikle yılan
ısırmasında kan dolaşımına zehirin yayılmasına mani olmak için, elde
ve ayaklarda zehirlenen kısmın üstü kalınca bir bantla bağlanır.
İşte bu esnada şahsa viski içirmek veya herhangi bir içkiyi içirmek,
ciltteki kan damarlarının genişlemesine ve yılan zehirinin vücuda
daha rahat yayılmasına imkân verir. Böyle bir durum meseleyi daha da
kötüleştirir.Yılan
zehiri genellikle kan basıncının düşmesine sebep olur. Bira, şarap
veya herhangi bir içkide kan basıncını düşürür. Yılan zehirinin kan
basıncını yani tansiyonu düşürmesi, içkinin kan basıncını düşürmesi
ile birleşince hâdise ölümle neticelenebilir.
İçki
İçenlerde Kurşun Zehirlenmesi Görülür mü?
Bir
çok araştırmalar, bilhassa bira ve şarapta olmak üzere belli
miktarlarda kurşun bulunduğunu göstermiştir.(17) İçki kullanan
şahısların kanları bu yönden incelendiği zaman, bu kimselerde içtiği
içkinin artmasına bağlı olarak nisbeti artan miktarda, kanlarında
kurşun bulunduğu tesbit edilmiştir.(18) Sigaranın kandaki kurşun
miktarını arttırdığı, şahıs hem içki, hem de sigara içiyorsa
kanlarındaki kurşun miktarı, hiç içki ve sigara içmeyenlere göre %44
nisbetinde arttığı görülmüştür.(19)
Bunun
manâsı gayet açıktır. İçki içen şahıslar hem alkolden zehirlenmekte,
hem de bir manada kurşun zehirlenmesine uğramaktadırlar. Buna bağlı
olarak ta, başta böbrek hastalıkları ve yüksek tansiyon olmak üzere
çeşitli hastalıklara yakalanmaktadırlar.
Alkollü
İçkiler Bir Gıda mıdır?
Tek
bir cümle ile ifade etmek gerekirse, alkol ne maksatla alınırsa
alınsın bir gıda değildir.(20) Bunu birkaç maddede özetlemeye
çalışalım;
1-Bir
maddenin gıda özelliği taşıması için vücudun gelişmesine, büyümesine
faydalı olması lâzımdır. Yıpranan ölen hücrelerin yenilenmesi için
kullanılmalıdırlar. Proteinler, yağlar, karbonhidratlar ve ayrıca
mineraller, vitaminler ve su vücudun ihtiyacı olan maddelerdir.
Alkolün ise vücudun tamirinde, büyümede, gelişmede hiçbir faydalı
tesiri yoktur. Bir gıda olarak kabul edilmez.
2-
Gıdalar vücutta parçalandığı zaman enerji verirler. Alkol de vücutta
yandığı zaman belli miktarda enerji verir. Ancak gıdalar vücuda
enerji ve sıcaklık verdiklerinde vücuda hiçbir zararları söz konusu
değildir. Halbuki alkol vücuda girdiği andan itibaren, vücuda toksik
(zehirli) ve zararlı tesirleri söz konusudur. Vücuda giren her damla
alkol, vücutta zarara sebep olur. Vücuda alınan alkol miktarı
arttıkça, zararı da o nisbette artacaktır.
3-Gıda
maddeleri icabında kan olan, adaleye değişen, kemik olan kimyevî
birleşikler demektir. Vücudun büyümesi, gelişmesi için lüzumludur.
Adalelerin kasılması, sinir hücrelerinin faaliyeti için ihtiyaç olan
enerjinin kaynağıdır. Hastalıklara karşı vücudu korumada yardımcı
olur. Yüksek beyin merkezlerini tahrip etmez, uyuşturmaz.
İçkilerdeki
alkol gıdaların aksine adale kuvvetini azaltır, sinir merkezlerini
uyuşturur. Hastalıklara karşı vücudun mukavemetini düşürür. Doku
yenilenmesine faydalı olmak bir yana, canlı dokuları bile öldürür.
4-
Gıdalar vücutta değişik şekillerde depolanıp ihtiyaç anında
kullanılırlar. Alkol gıdaların aksine vücutta depolanmaz. Vücuda
girer girmez, vücut bir an evvel âdeta alkolden kurtulmaya çalışır.
5-
Hematoloji yani kan ile alakalı hastalıkların emektar hocası olan
sayın Prof.Dr.Şınasî Özsoylu, çok iddia edilen, şarabın kan yapıp
yapmadığına dair şunları söylemektedir; “Ben yıllardır kan ile
alakalı bahisleri okurum. Şarabın kan yaptığına dair bir neşriyat
okumadım. Şahısta demir eksikliği fazla değilse, karaciğer, dalak
yemesi tavsiye edilir. Dana eti, ızgara şeklinde az pişirilerek
yemesi tavsiye edilir. Kanın kırımızı kürelerinin yani alyuvarların
eksikliğinde, bazı demirli preparatlar, folik asit, B12 vitamini ve
eritropoietin verilebilir. Kan yapımı için şarap tavsiye edilmez.
Fransızların bordo şarabını, İngilizlerin İskoç viskisini ve
Rusların da Rus votkasını tavsiye etmeleri manidar değil midir?”
Netice
olarak şunu tekrarlayabiliriz ki, değişik çalışmalar göstermektedir
ki alkol bir gıda değildir.
Alkollü
İçkilerin Azı Faydalı mıdır?
1-Alkolün
çok cüzî miktarları dahi (bir veya iki kadeh) vücudun reaksiyon
zamanını, yani ışık ve ses ikazlarına olan cevabını %5-10 nisbetinde
düşürmektedir.Daktiloda
yazı yazmaktan tutun da, herhangi bir cihazı kullanmaya kadar şahıs
ne miktar alkollü içki almış olursa olsun, içkiyi içtikten sonra
öncekine göre çok daha fazla sayıda hatalar yapmaya başlar. Böyle
bir neticenin, otomobil kullanan, saatte 1000 km. süratle giden
uçağı kullanan için ne kadar önemli olduğunu düşünelim.
2-
Az da olsa içki kullananlarda karaciğer sirozundan ölüm artmaktadır. Yüksek tansiyona
yol açmakta, sarhoş araba kullanmanın yol açtığı
kazalara, yaralanma hadiselerine, ani ölümlere sebep olmaktadır.
Göğüs ve kalın bağırsak kanserleri, az da olsa içki kullananlarda,
içmeyenlere göre daha sık olarak görülmektedir.(21)
3-
15-20 yaşları arasındaki gençlerde yapılan bir araştırmaya göre, bu
yaşlardaki gençlerde, intiharlar, trafik kazalarından ölüm gibi,
şiddete bağlı ölümler, çok az miktar diye tarif edilen günde birkaç
bardak alkollü içki kullananlarda dahi normale göre %75 daha fazla
olarak bulunmuştur.Adölesan
dediğimiz, reşit olmanın yani gençliğin başlangıç yılları, içkiye
alışma yönünden belki de en tehlikeli yaşlardır. Bu yaşlarda alınan
birkaç kadeh içki bile bağımlılığın teşekkülüne sebep olabilmekte,
bu da belirtilen menfi halleri netice verebilmektedir.(22)
4-
Amerikan Kanser Cemiyeti’nin 276.000 erkek üzerinde yapmış olduğu
çalışmanın neticelerine göre, günde sadece tek kadeh içki kullanan
şahıslarda ölüm nisbeti, içki kullanmayanlara göre açık bir şekilde
artmıştır.(23)
5-
Avrupa’da geniş çaplı yapılan bir istatiskî çalışmanın neticelerine
göre, belli nisbette içki kullanan şahısların, haftada evet haftada
sadece bir kadeh fazladan içki kullanmaları, bütün nüfusta
alkoliklerin sayısını %10 arttırmıştır.(24) Netice olarak koroner
kalb hastalığını önleyeceğiz diye içki kullanmayı tavsiye etmek
ancak içki tüccarlarının işine yarar.
6-
Her kadeh içki beyinde 2000 kadar sinir hücresinin ölümüne yol
açmaktadır.
7-
Ve unutulmaması gereken önemli noktalardan biriside şudur ki,
alkolün azı daha fazlasına alıştırmaktadır. Buna tıpta tolerans adı
verilir. Yani vücudun sarhoşluk için daha fazlasına meyletme
özelliğidir. Alkolik olan şahısların da bir zamanlar bir iki
bardakla içkiye başlamış olduklarını unutmayalım.
Alkollü
İçkiler ve Kalb ve Damar Hastalıkları İle Olan Alakası
Şarap
içmek hatta bir kısmının iddia ettiği gibi, bilhassa kırmızı Fransız
şarabını içmek acaba koroner kalb hastalıkları riskini azaltıyor mu?
Bunu son neşriyatların ışığında anlamaya çalışalım.
1.
En başta, şarap dahil hangi içki çeşidi olursa olsun, tek kadeh bile
kullanıldığın da, şahısta muhakemeyi, otomobil sürme maharetini
bozduğu, otomobil kazalarına, yaralanmalara yol açabildiğini
hatırlayalım. Tek kadeh içkinin dahi, hamilelikte kullanılırsa,
doğmamış bebeğe zarar verdiğini, tek kadeh içki dahi, kullanan her
kişide, içkinin 2000-3000 kadar beyin hücrelerini tahrip edip,
hücrelerin ölümlerine yol açtığını unutmayalım. Gene kullanılan
içkinin, yüksek tansiyona, inmelere (felç), kalbin anormal
çalışmasına yol açtığını bilelim. Ayrıca, ne miktar kullanılırsa
kullanılsın, içki kullanan şahıslarda, belli kanser çeşitlerinin
daha çok ortaya çıkmış olduğunu da hatırlayalım.
Adölesan
dediğimiz ve henüz erginlik çağına basan gençlerde bir tek kadeh
içkinin dahi bağımlılık (iptila) yapabildiğini göz önünde
tutalım.(25) İsterse tek kadeh içki kullansın, devamlı içki kullanan
her bir insanda, zamanla alışkanlık riski söz konusu olduğunu
düşünelim. Ondan sonra şarabın kalbe olan faidesinden söz edelim.
2.
Her şeye rağmen, şarabın koroner kalb hastalıklarında faideliliği
söz konusu olsa bile, bir maddenin bin zararı var, sadece bir
faidesi varsa, biz o maddeyi faideli kabul etmeyiz, zararlıdır diye
hüküm veririz.
3.
Şarabın, bilhassa Fransızların ileri sürdükleri gibi, kırmızı
Fransız şarabının koroner kalb hastalığına faideliliği
münakaşalıdır.(26) Şarapta mevcut ve antioksidan olarak ifade edilen
ve damar sertliğine mani olduğu kabul edilen malvidin-3-glukozid
adlı madde, kırmızı üzüm suyunda çok daha bol miktarda
bulunmaktadır. Bu konuda yapılmış olan mukayesede, şarap yerine aynı
miktar, kırmızı üzüm suyu içen şahısların kanında, antioksidan madde
olan malvidin-3-glukozid’in daha yüksek seviyelerde bulunduğu
anlaşılmıştır.(27) Onun için, damarlara faidesi olacak diye, birçok
zararı olan şarabı insanlara tavsiye etmenin bir manâsı yoktur.
4.
Günde 1-2 kadeh şarap içmenin, şahısta koroner kalb hastalıklarına
mani olucu te’siri varmıdır? Bunu bugün açık olarak söyleyebilmek
mümkün değildir. Şayet şarabın böyle bir faidesi varsa, içerisinde
çok daha bol miktarda anti oksidan madde ihtiva eden üzüm suyunun,
daha faideli biyolojik te’siri vardır.(28), (29) Şarabın faideli
olduğunu söyleyebilmek için, yaş, ırk, cins, sigara içip içmeme,
genellikle kullanılan gıda çeşidi vs. gibi daha birçok faktörün
nazara alınıp, çok daha geniş çapta istatistikî çalışmaların
yapılması lazımdır. Çok geniş çalışmalar yapılmadan, klinik
tecrübelere konulmadan, şarabın kalb ve damar hastalıklarına mani
olucu tesiri olduğunu söylemek zordur.
5.
İspanya’da 20.000 kadar yetişkin insanda yapılan araştırma da,
devamlı olarak günde 1-2 kadeh veya 3-4 kadeh şarap veya bira içen
insanların sıhhatlerini, hastalıklara yakalanma nisbetlerini
incelemişlerdir.(30) Bu insanların, içki içmeyen aynı yaşlardaki
insanlara göre, daha sık olarak hastalıklara yakalandıkları
anlaşılmıştır. Bilhassa şarabı tercih edenlerin sağlıkları,
içmeyenlere göre çok daha bozuk olarak bulunmuştur.(31)
Bira
Nedir? Ne Değildir?
1-Bira
çimlendirilmiş arpanın özel muameleden geçirilmesi, mayalanması
sonucu elde edilir. Muhtevasında %5-7 nisbetinde etil alkol bulunur.
Kesinlikle alkollü içki sınıfına dahil edilir. Bir şişe bira bile
kazalara sebep olabilecek derecede sarhoşluk yapabilmektedir. Kendi
zamanının en tanınmış kimyacısı olan Dr. Harvey Wiley (Encyclopedia
Britannıca’dan) “%3 nisbetinde dahi etil alkol ihtiva eden bira,
sıklıkla onu kullanan bir şahsı sarhoş edecek kadar alkol miktarına
sahiptir.” (Hearing Ways and Means Committee, 72 Congress, s. 21)
2-
Alkolsüz bira diye piyasaya sürülen bira, içerisinde %5-7 nisbetinde
etil alkol bulunan biranın, etil alkol oranının vakumla
azaltılmasıdır. İçerisinde kesinlikle %1-1,5 nisbetinde etil alkol
bulunur. (Gıda Bilimi ve Teknolojisi. AÜ Ziraat Fak Teksir No: 113,
s.173, Ankara, 1983)
3-
Merhum Ord. Prof. Dr. Fahrettin Kerim Gökay: “Almanya’daki
alkoliklerin hemen hepsi bira içerek tımarhanelere, ya da
hapishanelere girmişlerdir. Bu memleketin bira bayramlarında bira
içerek, sarhoş olanlar açıkça görülebilir.” (Bira ve Alkolizm
Raporu. Türkiye Yeşilay Cemiyeti, İstanbul, 1983, s. 11)
4-
Bira bir gıda değildir. Bira ve şarap A, Bı, D, C vitaminlerini
ihtiva etmez. Bunlar ise beslenme için lüzumludur. Mukayese edilirse
süt tam bir gıdadır. Birada bulunan çok düşük gıda değeri olan
karbonhidrat (dekstrin), ufak miktarda protein ve çok düşük miktarda
iki tip B vitamini bulunur. Ancak, çoğu bildiğimiz alelâde
yiyeceklerde dahi bu maddeler ve vitaminler çok daha fazla
miktarlarda bulunur. Bu bakımdan gerek bira olsun, gerekse bütün
diğer alkollü içkiler olsun besleyici değerleri yoktur. (Lennan RM:
Propaganda Facts. Sane Press, Oklahama City, 1982, s. 46)
5-
Bira Taş Düşürür mü? Nedense bu yanlış kanaat içimize girmiştir.
Biranın diüretik yani idrarı arttırıcı bir tesiri olduğu herkesin
malumudur. Ancak aynı netice menba suyu, ıhlamur içenlerde de olur.
Bu konuda kendileri ile görüştüğümüz üç ayrı üroloji yani bevliye
profesörü, biranın taş düşürmek bir yana, içerisinde etil alkol
bulunduğu için ödem yani idrar yolunun civarında sıvı birikmesine
yol açtığı için, taş düşürme değil bilakis taşın düşmesini
zorlaştırıcı, geciktirici tesiri olduğunu belirtmişlerdir.
Taş
kırma gibi modern tekniğin geliştiği asrımızda, artık bu gibi yanlış
bilgilere itibar etmemek gerekiyor.
6-
Bira alkollü içki olduğundan, diğer bütün alkollü içkilerin sebep
olduğu hastalıklara sebep olabilecektir. Misaller verelim;
Cerrahpaşa
Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Bilim Dalı Karaciğer Seksiyonu Öğretim
Üyelerinden Prof.Dr.Muzaffer Gürakar: “Biranın zararsız olduğunu
düşünmek yanlıştır. İçinde alkol olan her türlü içki, belli
miktarlarda siroz yapmaktadır.” demektedir. (Bira ve Alkolizm
Raporu, s. 12)
7-
Norveç Frederikstad hastanesi psikiyatri doktoru, Dr. Otto Haug
kendi geliştirdiği metodu ile, alkolün beyin dokusunda yaptığı
tahribatı açıkça göstermiştir. Hayret verici netice şu idi ki, bira
içenlerde beyin hasarının alkol yüzdesi en fazla içki olan viski
içenlerdeki kadar, hatta bazı vakalarda daha yüksek olması idi.
(Everett G: Brain Damage Starts With the First Drink, Listen, Vol:
22, No: 12)
8-
Alkolün kalb kası (miyokard) üzerinde doğrudan doğruya zehirli
(toksik) tesir yaptığı kesindir.Uzun müddet içki kullananlarda
alkolün kalb ve iskelet kaslarında bozukluklara yol açtığı
bilinmektedir. Sadece bira içmekle meydana gelen kalb kası hasarları
çok gösterilmiştir. Bu alışkanlığın sürdürülmesi kalb kasında
meydana gelen hasarın artmasına sebep olur. (Alkolizm ve Diğer
Uyuşturucular. Prof. Dr. Faruk Öner, Haziran, 1983).
9-
Bira içmenin bayanlarda göğüs kanseri riskini %60, erkeklerde ise
böbrek, mesane ve rektum (kalın bağırsağın son kısmı) kanseri
riskini daha yüksek nisbetlerde arttırdığı gösterilmiştir. (Breslow
NE: A High Correlation Beer Drinking and Cancer. J Of the National
Cancer İnstitute, 53: 631, 1974)
10-
Bira aynen diğer içkiler gibi iptilâya yani alkolizme sebep
olabilmektedir. İstanbul Tıp Fakültesi Psikiyatri Bölümü’ne alkolizm
sebebi ile müracaat eden veya klinikte yatırılan 70 alkolik hastada
bira yönünden şu incelemeler yapılmıştır;
A-
Bira genellikle alkolizme başlangıç teşkil etmektedir. 70 hastanın
ekseriyeti içkiye bira ile başladıklarını belirtmişlerdir.
B-
Bu alkoliklerin %20’si bira müptelâsıdır. %80’i ise, yine bira ile
içkiye başlamış, daha sonra bira kifayet etmediğinden, daha yüksek
konsantrasyonlu içkilere meyletmişlerdir.
C-
Bira müptelâlarının, diğer içki müptelâlarından ruhî özellikler ve
yan tesirler bakımından açık bir farkları yoktur. (Bira ve Alkolizm
Raporu, s.19)
11-
Bütün bu hakikatleri gören Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nden, Ankara
Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden 106
öğretim üyesi bira ile alâkalı şu raporu neşretmişlerdir: “Alkolizm
bütün dünyada en önemli sağlık problemlerinden birisidir. 1982 Mayıs
ayında Cenevre’de toplanan Dünya Sağlık Asamblesi’nde teknik
tartışma konusu olarak seçilen alkolizm problemine karşı, yalnız
gelişmiş memleketlerde değil, gelişmekte olan memleketlerde de
müessir tedbirler alınması zarurîdir. Alkolizm şahsı bedenî ve ruhî
yönden çökerten bir hastalık olduğu gibi, aileleri yıkan,
mutsuzluklara ve büyük iş gücü kaybına yol açan, trafik kazalarının
en başta gelen sebepleri arasında bulunan bir toplum ve sağlık
meselesidir.
Gençleri
alkolizme götüren yolun önemli bir başlangıç noktası serbest bira
satışı ve reklâmlarıdır. Henüz lise seviyesinde birçok genç, birayı
alkollü içki görmeyen bir kanunî uygulama ortamında, okul
çevrelerine yakın birahaneleri doldurmaktadırlar. Alkoliklerin
tedavisinde de, alkoliği aldatan ve tedaviyi aksatan içki, biradır.
Gençlere alkol kapısını ilk açan ve bir çoklarını alkole alıştıran,
toplumsal yönde memleketimizde alkolizmin artmasında önemli katkısı
olan ve ilmî yönden alkollü bir içki olduğunda şüphe bulunmayan
biranın; kanunî olarak ta alkollü içki sayılması, pazarlama ve satış
şartlarının diğer alkollü içkilerle bir tutulması, içkili
lokantalarda 18 yaşından küçüklere verilmemesi, devlet radyo ve
televizyonunda reklâmının yasaklanması, gerekli görülecek başka
idari tedbirlerin acilen ele alınarak, müessir bir şekilde tatbikata
geçilmesi dileğimizi saygılarımızla sunarız.” (Bira ve Alkolizm
Raporu, s.14)
Haziran
1982 yılında neşredilen bu rapordaki temenniler bilahare kanun
haline gelmiştir. 9.7.1984 tarih ve 18453 sayılı Resmi Gazete’de
neşredilen 8/8100 no’lu kanun ile bira alkollü içkilere dahil
edilmiştir.
Bugün
dahi bira Türkiye’de toplam alkollü içki sarfiyatının maalesef 3/4
(dörtte üçü)’nden de fazlasını teşkil etmektedir. Bu mevzudaki hafif
bir ihmâl telâfisi imkânsız problemlere yol açabilir. Hem Cenab-ı
Hak’kın helâl dairesi çok geniştir. İnsanın keyfine kâfi gelir.
Bunca helâl nimetler varken, bunca zararları olan içkiyi kullanıp
harama girmeye hiç lüzum yoktur.
Alkol
Tüketimini Nasıl Azaltabiliriz?
Bütün
dünyada bir çok memlekette yapılan araştırmaların neticesine göre,
bir memlekette alkol tüketimi arttıkça, alkole bağlı trafik
kazaları, iş ve uçak kazaları, tren kazaları artmakta, suç işleme
sayısı, boşanmalar, cinayetler gibi sosyal problemler
yükselmektedir. İçki tüketimi arttıkça, başta siroz olmak üzere,
pankreas iltihabı, beyin kanamaları, tansiyon yükselmesi gibi daha
birçok hastalığın cemiyetlerde görülme yüzdesi de çoğalmaktadır.
Öyle ise, içki imalatını ve kullanılmasını yasaklamak, en azından
asgariye indirmek için gayret göstermek icap eder. Bugün tam yasak
olmasa bile, dünyanın bütün memleketlerinde, alkollü içkilerle
alakalı yasaklar vardır. Bu konuda bilinenleri şöylece
toparlayabiliriz:
1.
İçkinin imâlâtının ve kullanılmasının tamamen yasaklanması. Bu yasak
1919-1932 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri(A.B.D.)’nde
tatbik edilmiş ve sonra vazgeçilmiştir. A.B.D.’de yasağın olduğu
yıllarda, sirozdan ölüm nisbetinin yarı yarıya azaldığı, alkolle
alakalı problemlerde azalma olduğu bir gerçektir.(32) Şu anda, Suudî
Arabistan’ da tam alkol yasağı vardır.
2.
Dünya’da İtalya, Küba, Sovyetler Birliği ve Türkiye gibi mahdut
sayıdaki memleketlerde, devlet alkollü içkileri imâl etmektedir.
Dünya
devletlerinin büyük ekseriyetinde olduğu gibi, bizzat devletin içki
imâlâtını yapmaması, özel sektörün imâl ettiği içkilere de çok
yüksek miktarlarda vergi tatbik edilmesi lazım gelir. Çünkü içki
fiyatlarının yüksek tutulması, daima tüketimi aşağı çekmektedir.(33)
3.
Kanuni olan içki içme müsamaha yaşının yüksek tutulması lazım
gelir.Türkiye’ de bu yaş sınırı 18 yaş ve üstüdür. A.B.D.’de çoğu
eyaletlerde bu yaş sınırı 21 yaş ve üstüdür. Bu yaş sınırının yüksek
tutulması, birçok araştırmanın neticesi göre, daima trafik
kazalarını azaltmakta, şiddet eylemlerini düşürmektedir.(34)
4.
İsveç ve Norveç’te tatbik edilen, hafta sonları içki satış yasağının
getirilmesidir. Ayrıca
belli saatlerden sonra, meselâ saat 23.00 ten sonra içki satışının
yapılmaması, bir şahsa bir seferde belli miktarın üstünde içki
satılmaması, belli yaşın altındakilere meselâ 21 yaşın altındakilere
kesinlikle içki satışının yapılmaması, akla gelebilecek diğer belli
başlı tedbirlerdir.
5.
Rast gelen her yere içki satış müsaadesinin verilmemesi, içkinin
ancak belli yerlerde satılması, kesinlikle büyük marketlerde
satılmaması bu yasaklara dahil edilebilir. Okul ve cami
civarlarında, en azından 100 metre mesafe içerisindeki büfe, dükkan,
lokanta vs. gibi yerlerde, kesinlikle içki satışına müsaade
edilmemelidir.(35)
6.
Trafikte kan alkol seviyesinin sıfır değerde olması lazım gelir.
Çünkü, şahıs ne miktar alkol alırsa alsın, otomobil sürme mahareti,
iş yapma tecrübesi, aldığı alkol miktarına bağlı olarak
bozulacaktır.Şüphesiz kör kütük sarhoş olanla, bir bardak içki
kullanan, aynı seviyede sarhoş olmaz. Ancak, bilhassa trafikte, uçak
kullanmada en ideal olanı şahsın hiç içki kullanmamış olmasıdır. İçkili
olarak otomobil kullananlara ağır cezalar verilmesi, hatta
ehliyetinin elinden alınmasına kadar gidilmesi lazımdır.
7.
Alkollü içki şişelerinin üzerine, şu anda A.B.D.’de tatbik edildiği
gibi, içkinin yol açabileceği, kaza, hastalık vs. gibi ikaz
yazılarının yazılması lazım gelir.
8.
İçki ile alakalı reklâm yasağı devamlı ve kesin olmalıdır.
9.
İlk, orta, lise ve üniversite seviyesindeki talebelere, ders
müfredatı içerisinde, içkinin zararları öğretilmelidir. Radyo, TV ve
diğer yayın vasıtalarında içkinin sebep olduğu kazalar, hastalıklar,
sosyal problemler anlatılmalıdır. Camilerde, gerek vaazlarda,
gerekse hutbelerde, içkinin haramiyeti ve haram edilmesinin
hikmetleri, zararları izah edilmelidir.
10.
Şüphesiz en önemli tedbir, insanlarımızın, bilhassa gençlerimizin
zararlı maddelere heves etmeyecek ruh olgunluğunda olacak şekilde
yetiştirilmesi lazım gelir. Kuvvetli bir imanla yetiştirilen genç,
Allah’ın (C.C.) kesin haram ettiği zararlı alışkanlıklara heves
etmeyeceği gibi, öyle şeyleri tecrübe etmeyi bile düşünmeyecektir.
11.
Türkiye Yeşilay Cemiyeti’nin gayesi, Yeşilay adlı aylık mecmuanın
ilk sahifesinde şöylece özetlenmiştir; “Gayemiz: Yurdumuzda, ahlâki
ve kültürel kalkınma atmosferi içinde, içki ve uyuşturucu madde
istihlâkını (tüketimini) yok etmektir.”
Memleketimizde
biranın 1984 yılında, alkollü içki hükmüne alınması ile birlikte,
bira tüketiminde açık bir şekilde azalma olduğu bilinen bir
gerçektir. Benzer şekilde, Yeşilay’ın gayesinde de belirtildiği
gibi, imâlât ve kullanma yasağının olması, herhalde en müessir çare
olacaktır. Bu kesin tedbir, içki içme heveslilerini bile koruyacak
olan en kesin hal çaresidir.
ALKOLÜN
VÜCUTTAKİ AKIBETİ
Bir
yudum bira veya şarap içen bir şahsı en çok etkileyen unsur, içkinin
yapısında mevcut bulunan ve suda süratle eriyen alkol, daha önce de
söylediğimiz gibi etil alkoldür. Etil alkol o kadar süratle erir ki,
sarhoşta her yudum alkolün bir kısmı daha yutmadan önce, dil ve diş
etleri arasından doğruca kana karışır. Alkolün geri kalan kısmı da
ne parçalanır, ne de normal yiyecekler gibi hazmolur. O da mideden
ve ince bağırsaklardan süratle kana karışır. İçki içen şahsın aldığı
alkolün kalın bağırsaklara geçişi pek enderdir. Bu emilim o kadar
çabuk olur ki, içki ile doldurulan bir midedeki alkolün %90’ı bir
saatte kanın içerisindedir. Kanda erimiş olan alkol kısa bir
zamanda, dolaşım sistemi vasıtasıyla vücuttaki bütün organlara,
bilhassa beyin gibi yüksek su ve kan muhtevâsı olan organlara gider.
100 trilyonla ifade edilen bütün vücut hücrelerini alkol istisnasız,
teker teker çevirir. Yani bir kadeh içki içen şahısta vücudun bütün
hücreleri zarar görür.
Alkol
vücuda alınan bir zehir gibi olduğundan, vücut kendisine verilmiş
olan kapasite ile bu zehiri telâfi etmeye çalışacaktır.(36) Bu
bakımdan kana geçen alkolün bir kısmı direkt olarak akciğerlerden,
böbreklerden ve deriden atılacaktır. Bu yolla sarhoş şahsın içtiği
alkolün ancak %5’i vücuttan atılır. Bu bakımdan içkili şahısların
nefesleri son derece kötü kokar ve çok miktarda idrara çıkma
ihtiyacını hissederler. (Şekil 2)
Geri
kalan %95’i teşkil eden alkol, karaciğerde okside olur, yani bir
cihette yanar. Karaciğer hücrelerinde, alkol önce asetaldehide,
bilahare asetik aside değiştirilir.
Etil
alkolün (etanol) metabolizmasında ilk safha, alkol dehidrogenaz
enzimi vasıtası ile etanolun aset aldehide değiştirilmesidir. Aset
aldehid sonra aldehid dehidrogenaz enziminin tesiri ile asetik asiti
verir. Asetik asitin teşekkülü hem sitoplâzmada, hemde
mitokondriyonlarda olur. Etil alkolün bizzat kendi toksik tesiri ile
mitokondriyonların içindeki asetik asit teşekkülü düşer.
Sitoplâzmadaki aset aldehid artar. Artan aset aldehid karaciğer
hücresini tahrib etmeye başlar, neticede siroz başta olmak üzere
bildiğimiz kötü neticeler meydana gelir.(37)
Karaciğer
hücrelerinde etil alkolün aset aldehide değiştirilmesinin bir diğer
yolu daha tarif edilmiştir. MEOS (Mikrozomal Etanolu Okside Eden
Sistem) diye bilinen bu kimyevi yol bilhassa yüksek dozda alkol
alanlarda devreye girmekte ve netice olarak aynı zararlara sebep
olmaktadır.(38) Hücrelerin içerisinde mitokondriyon diye
adlandırdığımız organcığa, sitrik asit sıklusu dediğimiz kimyevî
değirmene, Asetil-CoA (Asetil Koenzim-A) diye adlandırdığımız
birleşik halinde girer. Bu kimyevî değirmende karbondioksit ve suya
kadar parçalanır. (Şekil 3) Alkolün bu şekilde oksidasyonu, yani
yanmasının sürati, 70 kiloluk normal bir şahısta, bir saatte 10 cm3
(santimetreküp) kadardır (Ancak bir çorba kaşığını dolduracak
miktar). Bu yanma hızı, vücuda alınan alkol, yahut ta şahsın içtiği
içki ne kadar çok olursa olsun artmamaktadır. Şöyle ki, bir su
bardağı içerisinde bulunan şarapta mevcut olan 15 cm3 alkolün
yanması için 1,5-2 saatlik bir müddetin geçmesi gerekir. Bu
miktardan fazla içkiyi alan şahısta fazla alkol kanda deveran etmeye
devam eder. İcabında şahsın zehirlenmesine kadar gidebilir.
İçki
Kullananlarda Alkolün Vücuttaki Zararı Birkaç Saat Sonra Tamamen
Geçer mi? Yoksa Günlerce Devam mı eder?
Alkolün
vücuttaki zararı değil bir kaç saatte, birkaç günde bile
kaybolmamaktadır. Alkolün yanma sürati olarak 70 kiloluk bir şahısta
bir saatte 10 cm3 diye tarif edilmektedir. Ancak yapılan yeni
çalışmalar alkolün vücuttaki zararının, şahsın içkiyi kullanmasından
sonra 21. güne kadar devam ettiğini göstermiştir.(39) İçki
kullananlarda alkolün hücrelerde yanmasının neticesinde meydana
gelen bir ara ürün olan asetaldehit, kanda normalde bulunan bir
protein olan albumin ile birleşir. Bu yeni birleşik olan
asetaldehid-albumin birleşiği kanda dolanmakta, albuminin yarılanma
ömrüne bağlı olarak 21 gün şahsın vücudunda kalabilmektedir.
Asetaldehid-albumin birleşiğinin sitotoksik yani hücrelere zararlı
bir madde olduğu, bu şekilde dokuların tahribine yol açtığı, geniş
ve ciddî çalışmalarla gösterilmiştir.(40)
İçki
Kullananlar Niçin Sık Sık Hasta Olurlar?
Sözü
geçen ve içki kullananlarda meydana gelen asetaldehid-albumin
birleşiğinin, insanda lenfosit (muafiyet, yani bağışıklıkla alâkalı
hücre) farklanmasını bozduğu, bunun neticesinde de alkoliklerde
mikroplara, vücuda yabancı maddelere karşı bağışıklığın yani
muafiyetin büyük zarar gördüğü isbatlanmıştır. Bunun neticesi olarak
içki kullananlar, alkolikler sık sık hasta olurlar.(41), (42)
Amonyak
(NH3) gibi vücutta meydana gelen zararlı birleşikler karaciğer
hücrelerinde zehirsizleştirilir. Amonyak böbreklerden daha kolay
atılabilen üreye değiştirilir. Siroz gibi kronik karaciğer
hastalıklarında amonyağın üreye değiştirilmesi düşer. Kanda amonyak
artar. Neticede amonyak zehirlenmesi, karaciğer koması olur. (Şekil
4).
Alkolün
parçalanması neticesinde meydana gelen fazla hidrojen karaciğer
hücrelerinin metabolik faaliyetlerini bozar. Bu meyanda yağların
yanmasıda bozulur, karaciğer hücrelerinde yağ damlacıkları birikir,
karaciğerde yağlanma olur. (Şekil 4)
SARHOŞLUK
NEDEN İLERİ GELİR?
Sarhoş
şahsın içtiği içki miktarı arttıkça, kandaki alkol miktarının
artacağı şüphesizdir. Bilineceği gibi, vücudun alkolü yakma sürati
bir saatte ancak 5-10 santimetreküptür. Bu miktardan fazla alkol
vücuda girerse kandaki alkol nisbetide artacaktır. İşte şahısta
görülen sarhoşluk belirtileri kandaki alkolün beyine olan
tesirlerinden ileri gelmektedir. Kana karışan alkol miktarı ile,
beyinde tesir altında kalan saha arasında bir alâka mevcuttur.
Meselâ 70 kiloluk bir adam, şayet aç karnına iki şişe bira içecek
olursa, kanında mevcut olan alkolün miktarı %0,05 (on binde beş)
olur. Kandaki bu miktar alkol ile beynin dış cidarlarının, bilhassa
endişe ve merakla alâkalı merkezlerin normal faaliyeti zarar görür.
İçki içen kimseye yalancı bir iyilik hali verir. Her şeyi sanki toz
pembe görmeye başlar. Utanma hissi kaybolur. Tıpta buna öfori denir.
Bu durumda şahsın kendi kendisini kontrol mekanizması kaybolmuştur.
Sarhoş gelişigüzel ve abuk sabuk sözler söylemeye başlar. Yaptığı
her işin en iyisini yaptığına emindir. Meselâ bir sarhoşa daktiloda
yazı yazdırsanız, sarhoş olmadan önce iyi yazı yazsa da, hatalarla
dolu bir yazıyı önünüze getirecektir. Buna rağmen kendisi en hatasız
bir yazı yazdığını ileri sürer. Sarhoşu bir atış taliminde atış
yaptırsanız, hep karavana atış yapan sarhoş, hep on ikiden vurduğunu
zanneder. Ayrıca böyle bir halde vasıta kullanan veya bir işte
çalışan kimsenin araba kazası veya iş kazası yapma ihtimâlide
artmıştır. Bu ihtimâl sarhoşluk arttıkça daha da artacaktır. (Şekil
5)
Şayet
bir sarhoş, kanındaki alkol nisbeti %0,1’e (binde bir) yükselecek
kadar içki kullanmışsa, beynin arkasında bulunan motor merkezlerdeki
faaliyetler bastırılacaktır. Bu ise şahsın adalelerine hâkim
olabilme kabiliyetinin yavaş yavaş kaybolmasına yol açacaktır. Şayet
kanındaki alkol nisbeti %0,2(binde iki) ye yükselirse, orta beynin
daha derin kısımları tesir altında kalacak ve sarhoşu bir rehâvet
basacaktır. Alkol nisbeti %0,5 (binde beş)’i geçerse, beyin sapı
diye adlandırılan kısımdaki solunum merkezi felce uğrayacak ve
sarhoş baygınlığı müteâkip sessizce hayatını kaybedecektir. Bu
şekilde çok sarhoşlar içki masasında hayatlarını kaybetmişlerdir.
(Şekil 5 ve 6)
Alkolün
%97’si karaciğerde okside olur, yani yanar. Burada su ve karbon
diokside kadar parçalanır. Geri kalan %3’ü böbreklerden idrarla,
deriden ter vasıtasıyla ve akciğerlerden solunum vasıtası ile
atılır. Onun için içki içen şahsın ağzı alkol kokar. Ayrıca çok sık
idrara çıkmak ihtiyacını hisseder.
Karaciğerde
saatte ancak 10 cm3 kadar alkol yanabilir. Bunun haricinde hiçbir
şey, yani ne açık hava ve egzersiz, ne sıcak kahve, ne de soğuk
banyo, vücuttan alkolün atılmasına faydası yoktur. Sadece zamanın
geçmesi ile alkolün vücuttan tasfiyesi mümkün olur. Şahsın içtiği
içki artsa da alkolün vücuttaki yanma sürati artmaz. Bu neticeye
göre bir şişe biranın tesirinin geçmesi ortalama 2,5-3 saatte mümkün
olabilir.
Şekil
6’da görüleceği gibi, içkiden dolayı kanındaki alkol yüzdesi %0,50
(binde beşe) çıkan şahıslar etil alkolün zehirleyici tesiri ile
ölürler. Böyle çok insanlar, bir seferde fazla miktarda alkollü içki
aldıklarından dolayı zehirlenip ölmüşlerdir.
Promil
(%) Olarak 100 mlt’de Miligram Olarak
Olarak
(5)
0.50 (Binde beş) 500 mgr/100 mlt (Öldürücü doz)
(4)
0,40 (Binde dört) 400 mgr/100 mlt
(3)
0,30 (Binde üç) 300 mgr/100 mlt
(2)
0,20 (Binde iki) 200 mgr/100 mlt
(1.5)
0,15 (Binde bir buçuk) 150 mgr/100 mlt
(Bu
miktar alkol yüzdesi altı
kadeh
rakı veya altı şişe bira
içende
görülür.)
(1)
0,10 (Binde bir) 100 mgr/100 mlt
(0.50)
0,05 (On binde beş) 50 mgr/100 mlt
(Bu
miktar alkol yüzdesi iki
kadeh
rakı veya iki şişe bira
içenlerde
görülür.)
Şekil:
6. Şahsın İçtiği İçkiye Bağlı Olarak Kanındaki Alkol
Nisbetinin
Artması
Ancak
bazı neşriyatlar, insanların maddî kapasitelerinin farklı olarak
yaratılması sebebi ile, kandaki alkol nisbeti %0,35 (on binde otuz
beş) olanlarda dahi ölüm görüldüğünü belirtmektedirler. Sarhoşluk
arazları ise, ne miktar alınırsa alınsın ortaya çıkar. Ancak az
miktarda alkol kullanan şahısta az sarhoşluk görülür. Fazla miktarda
içki kullananda ise fazla sarhoşluk görülür.
ALKOLÜN
TESİR BASAMAKLARI
1-
Zihnî Faaliyetler
Kandaki
alkol nisbeti %0,05 (on binde beş) ise, (ki bu miktar alkol, aç
karnına içilen iki şişe biradan da ileri gelebilir) önce sadece
insana has olan, davranışların en yüksek seviyesi sayılan zihnî
faaliyetlere zararı olur. Matematik hesapları yanlış yapar.
Kararları ve hükümleri hatalıdır. Dikkati azalmıştır. Hafızası
bozuktur. Duyduğu sesler hakkındaki hükümleri yanlıştır. Edep hissi
azalmıştır. Kalabalıkta utanmadan idrarını açıkta yapabilir.
2-
Fizikî Faaliyetler
Kandaki
alkol yüzdesi %0,1 (binde bir) olunca, beynin alt kısmına ve
arkadaki motor merkezlere tesir eder. Beyinciğe tesiri olur.
Kasların intizamlı çalışması bozulmuştur. Şahıs bunun için düzenli
yürüyemez, yalpalar. Dil kaslarının intizamlı çalışması
olmadığından, boğuk ve anlaşılmayacak tarzda konuşur. Şahısta görme
bulanıktır. Yürüme yanında, koşma ve diğer atletik kabiliyetler de
bozulmuştur.
3-
Hayatî Faaliyetler
Kandaki
alkol yüzdesi %0,5 (binde beş) veya daha fazla olursa, alkol beyin
sapına tesir eder. Solunum felç olur, kalb durur. Şahıs alkol
zehirlenmesinden ölür gider.
Beyin
Hücrelerindeki Tahribat İlk Kadeh İçki İle Başlar.(43)
Herkes
çok içki içmenin vücuda zararlı olduğunu kesinlikle kabul eder.
Ancak bazı içkiye alışık olanlar; “Evet, şüphesiz içki içmek
zararlıdır. Ancak bu çok fazla içilirse meydana gelir. Az içilirse
zararı olmaz” derler. Bu sözlerle o şahıslar ancak kendilerini
aldatırlar. Bugün kesin deliller göstermiştir ki, içki az miktarda
alınsa da kesinlikle vücutta kalıcı zararlar bırakmaktadır. Hatta
beyin hücrelerindeki tahribat ilk kadeh içki ile başlamaktadır.
Kılcal
Damarların Tıkanması
Alkolün
beyin üzerindeki zincirleme tesirlere nasıl sebep olduğu meselesi
fizyoloji âlimlerini uzun zamandan beri uğraştırıyordu. 1940
yılından bu yana sayıları çoğalan âlimler, alkolün bu tesirlerinin
direkt değil de, dolayısı ile olduğunu anladılar. Şöyle ki, beyin
hücreleri normal faaliyetlerinin devamı için, bütün vücud
hücrelerinde olduğu gibi, oksijene muhtaçtırlar. İşte alkol, beyin
hücrelerini oksijenden mahrum ederek, beynin farklı kısımlarına
tesir eder. Bu teori kuvvetli desteğini şu misâlde bulur: Çeşitli
çalışmalar göstermiştir ki, bir pilot 2700 metrenin üzerine çıkanca
âdeta sarhoş bir şahsın haline benzer uyuşukluk halini hissedebilir.
Aynı pilot, oksijen maskesi takmadan 5400 metrenin üzerine çıkacak
olursa, oksijensizlikten solunum merkezinin faaliyeti duracak ve
pilot hayatını kaybedecektir.
Güney
Corolina (Karolin) Tıp Fakültesinden Prof.Dr. Melvin Knisely ve
çalışma arkadaşları, yaptıkları çeşitli tecrübelerle alkolün beyin
hücrelerini nasıl oksijenden mahrum ettiklerini göstermişlerdir.
Normal ve sıhhatli bir insanda, kalb, kanı atardamarlardan
geçirerek, vücudun bütün organlarına yayılan fevkalâde ince kılcal
damarlara kadar pompalayacak biçimde yaratılmıştır. Kılcal
damarlarda seyreden alyuvarların taşıdığı oksijen dokulara verilir
ve dokularda birikmiş artıklar ve karbon dioksit kana geçer. Bu
oksijen ve karbondioksit alışverişinin davamı ile dokuların
hayatiyeti devam eder. Sıtma, tifo gibi elliden fazla hastalık
tipinde ise bazı sebeplerden dolayı alyuvarların kümeler halinde
pıhtılaşmasından, ince olan kılcal damarlar tıkanır. Neticede
dokular oksijensiz kalır ve dokulardaki hücreler ölürler.
İçki
ve Göz Küresi
Alkol,
yukarıda bahsi geçen hastalıklardakine benzer mekanizma ile
kapillerler de yani kılcal damarlarda tıkanmaya, dolayısı ile
oksijensiz kalan o bölgelerdeki hücrelerin ölümüne yol açmaktadır.
Dr. Knisely, çalışmasında, göz küresi saydam tabakasının hemen
altında yayılmış bulunan kılcal damarları ışıklandırmıştı. Böylece,
bu araştırmacı, insanda görülen elliden fazla değişik hastalıklarda,
kanda pıhtılaşma ve kılcal damarlarda tıkanma olduğunu müşahede
etti. Araştırıcının en enteresan müşahedesi ise, alkolle alâkalı
idi. Dr. Knisely, alkol verdiği hayvanlarda da bu pıhtılaşmayı
gördü. Öyle ki hayvana verilen alkol yüzdesi arttıkça, gözdeki
kılcal damarlardaki alyuvarlarda da, pıhtılaşma oranı artmakta idi.
Dr.
Knisely ve arkadaşları, özel bir hastanede yatan alkol ile
zehirlenmiş olan hastaları 17 ay gibi uzun bir zaman müddetince
incelemeye tâbi tuttular. Hasta yatırıldığı zaman müşahedelerinde
objektif olabilmek ve sonra kandaki alkol yüzdesini ölçmek için,
hastadan kan aldılar. Gruptan iki kişi, hastanın göz kılcal
damarlarını dikkatle incelediler. Netice olarak ta kandaki alkol
miktarı arttıkça, gözdeki kılcal damarlarda kan akış hızının
yavaşladığını buldular. Kandaki alkol yüzdesi arttıkça, tıkanmış
kılcal damarlar sayısı da artmaktadır. Alkol yüzdesi en yüksek
olanlarda, önemli sayıda kılcal damarlar tahrip olmakta ve gözde
kanlanmalar teşekkül etmektedir.
Beyin
Ne Durumda?
Normal
olarak bir insan beyninde, milyarlarca sinir hücresi (nöron)
bulunur. Bu hücrelerin bir özelliği doğumdan sonra, ölüme kadar
sayılarının sabit kalmasıdır. Yani sinir hücreleri doğumdan sonra
sayıca çoğalmazlar. İşte, yukarıda bahsedildiği gibi, alkol göz
yuvarlağındaki kılcal damarları tıkayıp hücrelerde ölüme sebep
olduğu gibi, beyinde de aynı neticeye sebep olmaktadır. İlk kadeh
içkiyi içen şahısta dahi alkol beyinde bazı kılcal damarlarda
tıkanmaya, dolayısı ile de birkaç bin sinir hücresinin
oksijensizlikten ölümüne yol açmaktadır. Bu içki alışkanlığı devam
ederse, beyinde telâfisi kesinlikle mümkün olmayan milyonlarca sinir
hücrelerinin ölümüne yol açacaktır.
Alkoliklerdeki
belirtilen beyin hasarından dolayı, beyinle alakalı bütün
fonksiyonlarda gerileme ve hasar vardır. Daha önce normal olan
şahıslarda, içkiden ileri gelen beyin hasarından sonra, öğrenme,
anlama, kavrama, hafıza, problem çözme, tecrit yani ayırt etme,
dikkat ileriye dönük plan yapma vs. gibi, insanın insan olma
özellikleri diyebileceğimiz beyinle alakalı bütün faaliyetlerde,
aksama, gerileme ve kayıp söz konusudur.(44) Her içki içen şahıs,
içtiği içkinin miktarına göre, az çok, belli nisbetlerde bu
kayıplardan hissedardır.(45)
Ancak
son yıllarda yapılan araştırmalardan anlaşıldığına göre, içkilerde
bulunan alkol, nörotoksik bir maddedir. Yani sinir hücrelerine zehir
gibi tesir eder. Bizzat sinir hücrelerine zarar verip ölümlerine yol
açar.(46)
Beyinde
nöron diye adlandırılan sinir hücrelerinden başka, nöronların
desteklenmesinde, beslenmesinde vasıta olan ve gliya hücreleri diye
adlandırılan ikinci bir hücre grubu daha vardır. Alkol kullanan
şahısta, sinir hücrelerinden başka, bu destekleyici gliya hücreleri
de ölür, dejenere olurlar.
Dr.
C.B. Courville isimli meşhur bir nöropatolog, alkolün sinir sistemi
üzerindeki tesirlerini, “Effects of Alcohol on the Nervous System of
Man” isimli kitabında neşretmiştir.
Bu
araştırıcı, kendi otopsi müşahedelerine dayanarak, uzun seneler
alkol almış şahısların beyinlerinin, âdeta içine su çekilmiş sünger
gibi ödemli (sıvı birikmiş) olduğunu söylemiştir. Ayrıca aynı
şahısların beyinlerinde çok sayıda küçük kanama odakları olduğunu,
damarlarda fazlaca bir kan birikimi bulunduğunu da belirtmiştir. Dr.
Courville, alkolik şahısların beyinlerinin kanamaya daha müsait
olduğunu, normal şahısları öldürmeyecek kadarki darbelerde bile
alkoliklerin öldüğünü kaydediyor.
Alkolizm
ve Delilik
Norveçli
psikiyatrist Dr. Otto Haugh, kendi geliştirdiği çalışmaları ile
alkolik şahısların beyinlerindeki tahribatı açıkça göstermiştir. Bu
şahıs pneumoencephalography (pnömo ensefalografi) diye
adlandırıldığı metoduna göre, lokal anestezi altında omurilikten az
miktarda beyin omurilik sıvısı almakta ve bunun yerine beyine zarar
vermeyen hava verilmektedir. Hava, beyin boşluklarındaki sıvının
yerini almakta, beyin hudutları görülmektedir. Alkolik şahıslarda
beyindeki bu boşlukların büyüdüğü, röntgen filminde fark
edilmektedir. Bu alkolik şahsın beyninin yenmesi değildir de nedir?
Şaşırtıcı bir sonuç, bira içenlerde beyin hasarının, alkol yüzdesi
en fazla olan içkilerden olan, viski içenlerdeki kadar, hatta daha
fazla olması idi.(47)
Amerika
Birleşik Devletleri’nde akıl hastanelerine yatırılan hastaların
büyük ekseriyetinde, orta veya uzun müddet içki içtiklerine dair
hikâye vermektedirler. Psikiyatrik hastalardan, alkolizm hikâyesi
olanlar kesinlikle bilinmemekle beraber, %25-33 olarak tahmin
edilmektedir. Alkol alanlar, kendi kendilerini delilik tehlikelerine
attıklarını unutmasınlar.
Karaciğer
ve Diğer Organlar
Hekimler,
karaciğerde siroz hastalığının alkoliklerde, içki içmeyenlere göre
sekiz misli daha fazla görüldüğünü çoktan beri biliyorlardı. Ancak
bunun sebebi Dr. Knisley’in grubunun çalışmaları ile anlaşılmıştır.
Alkol beyinde yaptığı gibi, karaciğer ve diğer organlarda da kılcal
damarların tıkanmasına yol açmaktadır. İşte devamlı içki kullanan
şahısların organları oksijen yokluğundan dolayı hücrelerin ölmesine
sebep olmakta, buda çeşitli bozukluklar halinde kendisini
göstermektedir.
Netice
Bütün
bunlar ara sıra veya az da olsa içki içenlere ne ifade edecek? Bu
hakikatler “damlasından da olsa kendinizi koruyunuz” diye
özetlenebilecek olan dinimizin hükmünün hak ve doğru olduğuna delil
olmaz mı? Alkolik şahıslarda beyinde kanamaya olan meyil artmıştır.
Normal şahısları öldürmeyen darbeler alkolikleri öldürebilir.
BİRA KANSER NEDENİ
Biranın akciğer kanserine yakalanma riskini artırdığı ortaya çıktı.
1980'li
ve 1990'lı yıllarda elde edilen veriler ışığında yapılan araştırmaya
göre, haftada 6 adet ya da daha fazla bira içen kişilerin akciğer
kanserine yakalanma riski, içmeyenlere göre yüzde 20 ila 50 oranında
artıyor. Bira içen, ancak evinde düzenli olarak meyve ve sebze
tüketenlerde ise bu oran azalıyor.
Şarap içmenin ise akciğer
kanserine yakalanma riskini erkeklerde yüzde 40, kadınlarda yüzde 70
oranında azalttığını belirten araştırmacılar, bunun, bira ve şarabın
farklı maddeler içermesine ve şarap içenlerin genellikle daha sağlıklı
yaşam biçiminin olmasına bağlı olabileceğini savundular.
McGill
Üniversitesi'nden araştırmacıların, araştırmaya katılanların tütün
alışkanlığı hakkında kesin bilgi edinmeleri sayesinde, tütüne bağlı
akciğer kanserinin gelişimine neden olan faktörleri alkol tüketiminin
neden olduğu faktörlerden ayrı tutmayı başardıkları ve bu sonuca
ulaştıkları belirtildi.
Alkol kullananların genellikle sigara
da içtiğini söyleyen araştırmacılardan Andrea Benedetti, alkol ve akciğer
kanseri konusunda daha önce yapılan araştırmalarda karşılaşılan en
önemli sorunun tütünün oynadığı rolü belirlemek olduğunu ifade etti (
İnternet Haber :13 Nisan 2006
)
EMNİYETİN BİR İSTATİSTİĞİ
TRAFİK KAZALARININ
%61’İ
GENEL SUÇLARIN %85’İ
TECAVÜZLERİN % 50’Sİ
EŞİNİ DÖVENLERİN
%70’İ
İŞE GİTMEYENLERİN
%60’I
CİNAYETLERİN %85’İ
ŞİDDET OLAYLARININ
%50’Sİ
GENEL TUTUKLAMALARIN
%50’Sİ
AKIL HASTANELERİNE
YATANLARIN %40’I İÇKİ YÜZÜNDEN OLMAKTADIR .
Cinayetlerin
yüzde 85'i alkollüyken işleniyor
Son
dönemde alkollü içki bulunan mekanlarda meydana gelen cinayet
ve yaralama olaylarında büyük artış görülüyor. Dünya Sağlık
Örgütü (DSÖ) verileri de bunu
kanıtlıyor. İstatistiklere göre dünyada işlenen her 100 cinayetten 85'i,
intiharların yüzde 90'ı boşanmaların yüzde 80'i ve aile içi şiddet
olayları ile trafik kazalarının yüzde 70'inin sebebi alkol.
Türkiye'de 9-17 yaş arası öğrencilerin yüzde 16'sının devamlı
sigara, yüzde 13'ünün devamlı alkol, yüzde 2,9'unun ise devamlı
uyuşturucu kullandığına dikkat çeken Yeşilay Genel Başkanı Mustafa
Necati Özfatura, gençlerin kötü alışkanlıklardan uzak tutulması için
ailelere büyük görev düştüğünü vurguluyor. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Bağımlılık Araştırma
Merkezi Bağımlılık Psikiyatri Uzmanı Dr. Zeki Yüncü, alkol ve
uyuşturucu maddelerin beyindeki kontrol merkezini devre dışı
bıraktığına dikkat çekerek, "Bu durumda insan, olumsuz davranışları
daha dürtüsel, sonunda ne olacağını hesap etmeden yapabiliyor."
diyor. Bazı kişilerin, mutlu veya kederli olduklarında alkol
aldıklarını anlatan Yüncü, 'duygu durumunu düzenlemek' amacıyla bu
yola başvurmanın yanlış olduğunu dile getiriyor. Yeşilay Başkanı Özfatura da alkolün yol açtığı 60'tan fazla
hastalık olduğuna değinirken, "Türkiye'de 1930'da kişi başına düşen
alkol miktarı 1 litreyken 2004'te 20 lt'ye çıktı. İsveç'te yapılan
bir araştırmaya göre kanında 1,5 gr alkol olanın hiç bulunmayana
göre trafikte kaza yapma riski 24, 2 gr bulunanın ise 60 kat daha
fazla." bilgisini veriyor. Bu yükselişe rağmen Yeşilay ve diğer
kurumların çalışmalarıyla Türkiye'de alkol kullanımının düşme
trendinde olduğunu aktaran Özfatura, "Bir belediye başkanı veya
kaymakam kanuni bir tedbir alınca, hemen 'Kırmızı sokak yapılıyor'
diye haberler çıkıyor. Oysa bunların dinî konularla ilgisi yok.
Konuyu hemen o tarafa çekip tedbirleri etkisizleştirmek istiyorlar."
diye konuşuyor. Özfatura, çocuk ve gençlerin alkol, sigara ve
uyuşturucu gibi kötü alışkanlıklardan uzak tutulması için öncelikle
anne ve babalara büyük görev düştüğünü vurguluyor: "Aileler, eğitime
ayırdıkları paranın iki katını alkol ve sigaraya harcıyor. Çocuk ve
gençlerin kötü alışkanlıklardan uzak tutulması için anne ve
babaların, 'İçme evladım' demesi yeterli değil. Önce kendileri
kullanmayarak örnek olmalı. Çocuk ve gençlerle ilgilenilmeli, sevgi
gösterilmeli." DSÖ'nün Türkiye'nin de aralarında bulunduğu 30'dan fazla ülkede
yaptığı araştırmaya göre dünyada işlenen cinayetlerin yüzde 85'i,
boşanmaların yüzde 80'i, aile içi şiddet olaylarının yüzde 70'i,
mala yönelik suçların yüzde 77'si, tecavüz suçlarının yüzde 50'si,
intihar ve intihara teşebbüslerin yüzde 90'ı, trafik kazalarının ise
yüzde 70'i alkolden kaynaklanıyor.
(13 Mart 2010)
DÜNYA MERSİNE, BİZİMKİLER... :(
İÇKİYE HAYRAN, NAMAZA DÜŞMAN!
Kebapçıda namaz metroda namaz
ÖYLE sıradan bir lokanta değil. Hürriyet'in ekinde bir ara en iyi on
kebapçı arasında yer almış, Ankara'daki kebapçılardan biri.İki katlı. Lokanta
sahibi ikinci katı içki servisinin verildiği bir yer haline getirmek istiyor. Ne
mümkün. O mümkün olmadığı gibi, başka garip şeyler mümkün hale geliyor.Kebapçı
revaçta, çok kalabalık, yemekleri lezzetli olduğu için, buraya sık sık bazı
bakanların da yer aldığı AKP'li guruplar geliyor. O bakanların da yer aldığı
guruplar, her sefer, "lokantada mescit nerede" diye soruyor. Yemeğe geliyorlar,
namaz kılmak için mescit soruyorlar.Lokanta sahibi bakıyor ki, olmuyor,
içkili hale getirmek istediği ikinci kat, bırakın içkiyi, lokanta olmaktan
çıkıyor ve mescide dönüşüyor.Gelen AKP'li guruplar, sofradan kalkıyor, önce
erkekler, arkadan kadınlar, lokantanın mescidinde gurup ve sıra halinde namaz
kılıyor. Yemek yerken namaza gitmek, daha önce böyle bir adet var mı, sırf
gösteri.( ADAMIN GÜNLÜK 5 VAKİT NAMAZDAN HABERİ YOK
TABİİ) Bu farklı bir tarz-ı hayat,
farklı bir yaşam biçimi.
TUNALI'DA MESCİT:Ankara'nın en büyük camii Kocatepe Camii. O camiye açılan en
büyük cadde, Tunalı Hilmi Caddesi.Cami bir kaç yüz metre ilerde, yine de, Tunalı
Hilmi'nin kavşağına mescit yapılıyor. Dün cuma. Cuma nedeniyle, Tunalı'daki
mescitte namaz kılınıyor. Her cuma olduğu gibi, namaz kaldırımlara taşıyor,
insanlar yürüyecek yol bulamıyor. Oysa, cami işte hemen şurada.Bu farklı bir
tarz-ı hayat, farklı bir yaşam biçimi.(CUMA'NIN EZAN SAATİ BELLİ, İŞ
GÜÇ..İNSANLAR EZAN OKUNUNCA EN YAKINDAKİ YERDE KILIP YOLA DEVAM EDİYOR, AMA
KILMAK, HAYATIN BİR YERİNDE CUMA NAMAZININDA OLMAS LAZIM ANLAMAK İÇİN !)...(Yalçın
DOĞAN-Hürriyet:1 Eylül 2007 )
’İçki’ korkusu
ANKARALILARIN da keyfi yok...İçkili mekánlar, korkudan ’rağbet’ görmemeye
devam ediyor. Bunların gözden düştüğü de söylenebilir.Bunun en somut göstergesi,
AKP Genel Merkezi’nin yakınındaki Laila’nın içkiyi kaldırarak ’beyaz bayrak’
çekmesi...Yalçın Doğan’ın dün yazdığı gibi bir kebapçının, alkollü yapmayı
düşündüğü ikinci katı mescide dönüştürmesi gibi bazı yemekli yerlerin de ’içki
vermemeyi’ düşünmeye başladığı, bu gibi işyerlerinin sayısının önümüzdeki
günlerde giderek artacağı konuşuluyor. Kendisini laik olarak tanımlayan bir
bürokrat, "Ankara’da açık açık içki içmek artık zorlaşıyor" derken, bazı
işyerlerinin de dolaylı baskı hissetmeye başladıklarını birçok kişiden
dinledik.Gül’ün Cumhurbaşkanlığı’nın çıktığı gün ’göstermelik’ olarak verilen
şampanyadan kaç kişi içti acaba?Hiç kimse!
( Yalçın BAYER-Hürriyet:
2 Eylül 2007 )
Yargıtay, 156 promil alkollü çıkan sürücünün cezasını “doktor raporu yok”
diyerek iptal etti
Yargıtay, 156 promil alkollü çıkan sürücüye verilen para cezasını
“emniyetli bir şekilde araç kullanamayacağına dair doktor raporu yok” diyerek
iptal etti . (Vatan:05.09.2007)
TÜM GÜÇ ODAKLARI MİLLETİ İLLA "KANSER, TRAFIK
CANAVARI, KATİL, DAYAKÇI KOCA...(İÇKİNİN YAN (!) TESİRLERİ ) YAPMAK İSTİYOR
ANLAŞILAN!






Adamı tefe koyup çalmadıkları kaldı bi tek!
MİLYONLARCA ÖRNEĞİNDEN BİR KAÇ TANESİ

























Kimsenin dindar olmasına gerek yok! Sadece tek başına akıl,tecrübe
bile bizi içki yasağına götürmeye yeter.Sadece sarhoş olaylarında
ölenlerin yakınları ayağa kalksa yeterdi ama demek insanlık olarak
başımıza gelenler hala yetmedi... Demek daha çekeceğimiz var. Akılsız
kafanın sonu hiçte iyi değildir; hem dünyada hem ahirette
!

ÇAĞDAŞLIK OLMUŞ ÇIPLAKLIK VE AYYAŞLIK !
