|
İslam
Bilim ve Teknolojiye Nasıl Yön Verdi?
Dünyanın bugünkü
medeniyet seviyesinde büyük payı olan bilim ve teknolojinin tarihi
gelişimi de son derece hızlı oldu. Peki, bilim ve teknolojinin
önderliğini üstlendiği uygarlık ve kültür alanındaki bu değişimin
tarihsel başlangıcı hangi dönemlerde başlamıştır? Yukarıda
saydığımız keşiflerin tamamı, dokuzuncu yüzyıldan on dördüncü
yüzyıla kadar uzanan dünya tarihinde, dönemin en ileri uygarlığı
olan "İslam Uygarlığı"nın ürünüdür. Tüm yaşamlarını, dolayısı ile
bilime dair tüm çalışmalarının temelini Kuran ayetlerine dayandıran
Müslümanlar o dönemde bile bilime sahip çıkmışlardır. Akıla ve
bilgiye dayanan uygarlıkları, dünyanın bugün sahip olduğu pek çok
değere de kaynaklık etmiştir. Kuran'da, evrenin yaratılışı ve
kainatın düzeni ile ilgili ayetlerin bildirilmesi, bilgi sahibi
olmaya büyük önem verilmesi, doğada Allah'ın varlığının delillerinin
görülmesi, evrendeki her nesne ve varlığın birbirine olan uyum ve
bağlılığı; söz konusu dönemde bilimin ilerlemesine yol göstermiştir.
Teknik ilimler, tıp, astronomi, cebir ve kimya gibi birçok
alanda önemli neticeler elde eden Müslüman bilim adamları, medeniyet
ve kültür sahasında kısa zamanda kendilerini tüm dünyaya
kanıtlamışlardır. Buluşlarıyla uygarlığın ilk adımlarının atılmasına
vesile olan Müslümanlar, ilerlemenin yolunu açmışlardır. İslam
tarihinde, bilim dallarını tek tek incelediğimizde, hepsinin
kaynağının Kuran-ı Kerim olduğunu, bilimin maddi-manevi herşeyin
Allah'ın yarattığı sistemin bir parçası olduğunu defalarca ispat
ettiğini görmekteyiz. Müslüman bilim adamları öncelikle, Batı'da
Roma ve Doğu'da başta Çin olmak üzere, diğer devletlerde
geliştirilen bilim ve teknolojiyi rehber almışlar ve önemli
kaynakları tercüme etmişlerdir. Bu bilgi birikiminin içinden imanî
ve teknik anlamda yanlış ve tutarsız olan noktaları çıkartarak,
kendilerine fayda sağlayacak duruma getirmişlerdir. İlk adım
niteliğindeki çalışmalarının ardından, elde ettikleri bilgileri
değerlendirip yorumlayarak bilim ve teknolojiye katkıda bulunmaya
başlamışlardır. Beşinci yüzyılın ikinci yarısında doğup gelişen
İslamiyet, deneye ve gözleme dayalı bilimin gelişmesinde önemli bir
rol oynamıştır. İslam dünyasında yetişen bilim adamlarından
Cabir Bin Hayyan, 'Kimyasal maddeleri, uçucu maddeler, uçucu olmayan
maddeler, yanmayan maddeler ve madenler' olarak dört grupta toplar.
Cabir Bin Hayyan'ın bu çalışması, modern kimyanın kurucusu olarak
bilinen Lavoisier'e öncülük eder. El-Kindi, Einstein'dan 1100
yıl önce 800 yılında, izafiyet teorisi ile uğraşır. El-Kindi, 'Zaman
cismin var olma süresidir, zamanla bilinebilen ve ölçülebilen hız ve
yavaşlık da hareketin sonucudur. Zaman, mekan ve hareket birbirinden
bağımsız değildir, göğe doğru çıkan bir insan ağacı küçük görür,
inen insan ise büyük görür' der. Tıp ve eczacılıkta İbn-i Sina
ve Razi gibi alimler, anatomi ve tedavi alanına pek çok yeni bilgi
eklerken; tarih ve coğrafya bilimlerinde Idrisi, Hamevi ve Taberi ve
adını bu satırlara sığdıramayacağımız pek çok İslam âlimi, bilimsel
teorilerde önemli ilerlemeler kaydetmişlerdir. Özellikle optik
alanında, on birinci yüzyılda İbn-i Heysem, bu bilim dalını tek
başına yeniden inşa etmiştir. Dokuzuncu yüzyılda yaşamış olan Sabit
bin Kurra, astronomi alanındaki ilk büyük yeniliği gerçekleştirmiş,
Batlamyusçu sisteme dokuzuncu yıldızsız küreyi eklemiştir. Onüçüncü
yüzyılda, bu sistemin karşılaştığı güçlükleri fark eden yine
Müslüman astronomlar olmuş ve Batlamyusçu olmayan gezegen
modellerini geliştirmişlerdir. Bunlar, gerçekten zamanlarının çok
ilerisinde çalışmalardır. Söz konusu çalışmaları ile bilim tarihine
adlarını yazdıran Müslüman bilim adamları, devlet tarafından
maddi-manevi destek görmüş, teşvik edilmiş, halk arasında itibar
kazanmışlardır. Aynı dönemin Avrupa'sında ise durum tamamen
farklıdır. Bilime hizmet eden Avrupalı bilim adamları, pek çok
engelleme ile karşılaşıp kısıtlanmakta, hatta çalışmaları tamamen
durdurulmak istenmekteydi. (Harun Yahya, Kuran Bilime Yol Gösterir)
Dünyanın Eğimini Hesaplayan Fergani
Harezmi, Hint
rakamlarına sıfır rakamını ekleyerek bugün kullandığımız rakamları
oluşturuyor; fen bilimlerinde, deneyle sabit olmayan bilgilere
itibar edilmemesi gerektiğini söyleyen Ahmet Fergani, enlemler
arasındaki mesafeyi hesapladığı gibi, Dünya'nın eksenindeki eğimi en
doğru şekilde hesaplıyordu. Trigonometrik bağlantıları bugünkü
kullanılan şekliyle formülleştiren El-Battani, 877 yılından 929
yılına kadar sürekli astronomik gözlemler yapar; Tanjant ve
Kotanjant'ın tanımını yaparak Sinüs, Tanjant ve Kotanjant'ın
sıfırdan doksan dereceye kadar tablosunu hazırlar. Ebubekir
er-Razi, cerrahide dikiş malzemesi olarak ilk kez hayvan bağırsağını
kullanır; tıp biliminde deney ve gözlemin çok önemli olduğundan
bahseder ve başhekimi olduğu hastanede görev alacak olan doktorların
uzmanlaşmaları gerektiğini söyler. Ebü'l-Vefa trigonometriye
Sekant ve Kosekant kavramlarını kazandırır. Gözün görülebilir
cisimler doğrultusunda ışınlar yaydığını söyleyen Öklid ve
Batlamyus'a karşı; 'Görülecek cismin şekli, ışık vasıtasıyla gözden
girer ve orada mercekler vasıtası ile nakledilir' diyerek, yaptığı
sayısız denemelerle 'göze gelen uyarıların görme sinirleri ile beyne
iletildiğini' söyleyen İbnü-l-Heysem ise optik biliminin öncüsüdür.
Çeşitli maddelerin birbirinden ayırt edilme yollarından birinin,
maddelerin özgül ağırlıkları olduğunu söyleyerek, sıcak su ile soğuk
su arasındaki özgül ağırlık farkını tespit eden el-Beyruni; 973
yılında 'Bilimsel çalışmaların, deneylerle ispat edilmesi
gerektiğini ve belgelere dayanmasının zorunlu olduğunu' söyler.
İbnu'n-Nefis, 1200'lü yıllarda, küçük kan dolaşımını keşfeder.
Bütün İslam ülkelerinde matematik, tıp, uzay bilimleri ve daha
birçok ilimin okutulduğu eğitim kurumları, rasathaneler; dönemin en
gelişmiş teçhizatları ile donatılmış hastaneler, herkese açık
kütüphaneler bulunmaktaydı. Bağdat, Harran ve Endülüs başta olmak
üzere Mısır, Kuzey Afrika ve Doğu Fırat çevresindeki birçok İslam
şehrinde, eğitim sistemi ve ilim, söz konusu döneme örnek teşkil
edecek düzeyde geliştirilmişti. Müslümanlar, yaşadıkları şehirleri
uygarlık merkezleri haline getirmişlerdi. Bunlardan biri olan
Kurtuba, hastaneleri, kütüphaneleri ve Orta Avrupa'dan öğrencilerin
eğitim görmek üzere geldiği okulları ile Avrupa'nın en modern şehri
olarak bilinmekteydi.
Bilimin
Müslüman Öncüleri Ebul İz El Cezeri
XIII. yüzyılın başında,
Diyarbakır Artuklu Sarayı'nda 32 yıl başmühendislik görevi yaptı. El
Cezeri, su saatleri, otomatik kontrol düzenleri, fıskiyeler, kan
toplama kapları, şifreli anahtarlar ve robotlar gibi, pratik ve
estetik birçok düzeni tasarlayan ve bunların nasıl
gerçekleştirileceğini anlatan "Kitab-el Hiyal" adlı kitabın
yazarıdır. Cezeri, tarihte sibernetiğin kurucusudur. Sibernetik;
haberleşme, denge kurma ve ayarlama bilimidir. İnsanlarda ve
makinelerde bilgi alışverişi, kontrolü ve denge durumunu inceler. Bu
bilim, zamanla gelişerek bilgisayarların ortaya çıkmasına imkan
tanımıştır. Sibernetik ve otomatik sistemlerin başlangıcı
konusunda; Fransızlar Descartes ve Pascal'ı; Almanlar Leibniz'i,
İngilizler de R. Bacon'ı öne sürseler de, aslında Cezerî bunu ortaya
koyan ve i-lim dünyasına sunan ilk bilgindir.
Hazini
Hazinî, ölçü ve tartı teorilerine yaptığı katkı ile tanınır.
Bilime yaptığı diğer bir önemli katkı da yerçekimi hakkındaki
görüşleridir. Hazinî, Newton'dan 500 yıl önce, "her cismi yer
kürenin merkezine doğru çeken bir güç" olduğunu söylemiştir. Roger
Bacon'dan yüzyıl önce de, dünyanın merkezine doğru yaklaştıkça,
suyun yoğunlaştığı fikrini ortaya atmıştır. Hazinî, kimyasal
maddelerin yoğunluk ve özgül ağırlıklarını ölçmek amacıyla icat
ettiği hassas terazilerle, kimya bilimine de önemli katkılarda
bulundu. Öyle ki, icat ettiği ve "Mizanü'l-Hikme" (Hikmet Terazisi)
adını verdiği bu hassas terazi ile yaptığı yoğunluk ve ağırlık
ölçümleri, günümüz teknolojisi kullanılarak yapılan ölçümlerden pek
farklı değildir. Elementler ** **** Altın 19.05 19.26
Civa 13.56 13.59 Bakır 8.66 8.85 Pirinç 8.57 8.40
Demir 7.74 7.79 Kalay 7.32 7.29 Kurşun 11.32 11.35
** Hazini'ye göre ** Modern kimyaya göre Hazinî, Zîc-i
Sanacarî (Yıldız Kataloğu) adlı eserinde, yıldızlar ve gezegenlerle
ilgili bilgilere ve Selçuklu Devleti'nin enlem ve boylamlarına da
yer vermiştir. ‘Risale fi'l-Âlât' (Aletler Bilgisi) adlı
kitapçığında ise gözlem aletlerini konu almıştır.
Musaoğulları
Benu Musa kardeşler, Abbasi Halifesi
Memun (M.S. 813-833) ve onu izleyen halifeler zamanında,
matematiksel bilimlerin gelişmesi yönünde etkin rol oynamış
kişilerdi. Topkapı Sarayı III. Ahmed Kütüphanesi'nde bulunan
eserlerinde (A3474), sihirli kaplar, fıskiyeler, kandiller, bir
dansimetre, bir körük ve bir kaldırma düzeninden bahsedilmektedir.
Hârizmi
9. Yüzyıl'da Hârizm'de dünyaya geldiği
için Hârizmî adıyla tanınan ve büyük bir olasılıkla Türk olan
Muhammed ibn Musa, Memun'un Bağdat'ta kurduğu Bilgelik Evi'nde
bulunmuş ve bu kurumun kütüphanesinde matematik ve astronomi
alanlarında araştırmalar yapmıştır. Aritmetik ve cebirle ilgili iki
yapıtı, matematik tarihinin gelişimini büyük ölçüde etkilemiştir.
Hârizmî'nin cebirle ilgili bu yapıtı, 12. Yüzyıl'da Chesterlı
Robert ve Cremonalı Gerard tarafından Latinceye tercüme edilmiştir.
Yapıtların en ilginç yönlerinden biri, açıların, trigonometrik
fonksiyonlarla ifade edildiğini gösteren bir takım tablolar ihtiva
etmesidir. Bunların dışında, Hârizmî'nin yön bulmada kullanılan
usturlabın biri yapımını ve diğeri de kullanımını anlatan iki eseri
daha mevcuttur. Hârizmî, Batlamyus'un Coğrafya adlı yapıtını,
‘Kitâbu Sureti'l-Ard' (Yer'in Biçimi Hakkında) adıyla Arapça'ya
tercüme etmiş ve böylece, Yunanlıların matematiksel coğrafyaya
ilişkin bilgilerinin İslâm dünyasına girişinde önemli bir rol
oynamıştır..
Ali Kuşçu
Semerkant Rasathanesi'nin
Müdürlüğü'nü yaptığı sırada, Akkoyunlular adına Osmanlılarla barış
görüşmelerinde bulunmak için İstanbul'a geldi. Fatih Sultan
Mehmet'in büyük desteğini gördü ve Ayasofya Medresesi'nde
görevlendirildi. Burada, Mirim Çelebi, Sarı Lütfü, Sinan Paşa gibi
değerli bilim adamlarını yetiştirdi. Bilhassa, astronomi ve
matematik konularında çağının sınırlarını aşacak kadar önemli eğitim
ve öğretim çalışmalarında bulunan Ali Kuşçu; Ayasofya Medresesi'nin
çalışma programlarını da yeniden düzenlemiştir. Semerkant
Rasathanesi'nde iken ‘Zic-i Uluğ Bey' (Uluğ Bey'in Yıldız Kataloğu)
adlı eserin hazırlanması için gerekli gözlem ve hesaplamaları yaptı.
Söz konusu eser, çağının en ileri kurumsal matematik bilgilerini
içerir. ‘Risaletü'l-Fethiye' adlı eseri ise 19. yüzyılda,
İstanbul Mühendishanesi'nde (İstanbul Teknik Üniversitesi) ders
kitabı olarak okutulmuştur. Bu eserde, gök cisimlerinin yere olan
uzaklığına yer vermiş; ayrıca dünya haritasını da kitabının sonuna
eklemiştir. Burada yer kürenin eksenindeki eğikliği 23o30'17" olarak
tespit etmiştir. Bu, günümüz modern astronomi verilerine oldukça
yakın bir tespittir.
Şerafeddin Sabuncuoğlu
Fatih
Sultan Mehmet döneminin ünlü doktoru ve tıp bilginidir.
‘Mücerrebname' adlı eserinde, kendi deney ve gözlemlerine yer
vermiştir. Asıl çalışma alanı cerrahlık ve deneysel fizyolojidir.
‘Cerrahiyatü'l-Haniye' isimli eserinde, cerrahlıkla ilgili
çalışmalarına yer vermiş ve yaptığı cerrahi müdahaleleri resimlerle
tasvir etmiştir.
Bursalı Ali Münşi
Tıp bilimine
yaptığı en önemli katkılardan biri ‘Kınakına' hakkındaki
çalışmasıdır. Burada bu ağacın kabuklarının humma, sıtma gibi
hastalıklara iyi gelmesi ile ilgili gözlemlerine yer vermiştir.
|