|
Madımak itirafı
Müslümanların üzerine
yıkılmaya çalışılan Madımak provokasyonu ile ilgili Kıdemli Üsteğmen H.Ç.’den
müthiş itiraflar geldi. Üsteğmen H.Ç., “Sivas’taki Madımak olayını Özel Harp
Dairesi’ne mensup 13 kişiyle biz gerçekleştirdik” dedi.
Müslümanların üzerine yıkılmaya çalışılan Madımak provokasyonu
deşifre oluyor. Özel Harp Dairesi üyesi Kıdemli Üsteğmen H.Ç., çirkin komployu
deşifre edecek önemli ifşaatlarda bulundu. Eylemde bizzat görev alan Özel Harp
Dairesi mensubu, kaçtığı Avrupa’da PKK’nın yayın organı ROJ TV’ye konuştu.
Önceki gece yayınlanan programda katılan, yüzünün ve isminin gizli tutulmasını
isteyen Üsteğmen H.Ç., Madımak’ın Müslümanlarla hiçbir alakasının olmadığını,
Özel Harp Dairesi tarafından tezgahlandığını, halkın galeyana getiriliğini iddia
etti. H.Ç. “Bizim Türk halkının şöyle bir özelliği var, ‘Allah, Peygamber’
dediğiniz zaman Türk halkı hemen ayağa kalkar. Ordu bunu çok iyi kullandı.
Kalabalığın içinde ikişerli guruplar halinde 6 guruptuk. Beşinci grupta bulunan
bir arkadaş ilk başta bir mermi sıktı, arkasından molotof kokteylleri geldi.
Bizim görevimiz sadece kargaşayı çıkartmaktı ama dediğim gibi kargaşa bizim
beklediğimizin üzerine çıktı” şeklinde şok itiraflarda bulundu. ABD ve İsrail’de
eğitimi aldıklarını söyleyen H.Ç., dairenin 200 kişilik beyin takımı olduğunu,
Genelkurmay’da ve daha da ilginci Anıtkabir’in altında bir birimlerinin
bulunduğunu belirtti.
İSRAİL VE ABD’DE EĞİTİM
VERİLMİŞ
Kuleli Askeri Lisesi ve Harp Akademileri mezunu
olduğunu söyleyen H.Ç., Ankara Genelkurmay Özel Takımlar Komutanlığı Direkt Özel
Harp Dairesi Başkanlığı’ndan görevli olduğunu, İsrail’de 13 kişiyle birlikte
patlayıcı üzerine eğitim gördüğünü, Kıd. Yüzbaşı Mehmet Keskin isimli şahsın
başlarında bulunduğunu, zirai gübreden bomba yapımına kadar bir çok eğitimi
burada aldıklarını belirtti. Kendilerine ABD’nin Manhattan şehrinde de 3 aylık
kontrgerilla eğitimi verildiğini söyleyen H.Ç., takımlarında Üsteğmen İlker
Özkay ve Astsubay Şahin Atmaca, Kıdemli Başçavuş Fikret Akbulut isimli
muvazzafların bulunduğunu ifade etti.
“KURT, ŞAHİN VE ATMACA
KODLU TİMLERİN AMACI KAOS ÜRETMEKTİ”
Aldıkları kontgerilla
eğitiminden sonra Kurt, Şahin ve Atmaca kodlarıyla takımlara ayrıldıklarını,
kendisinin Kurt kodlu takımda yer aldığını söylüyen H.Ç., “İşin gerçeği ne
yapacağımızı biz de tam olarak bilmiyorduk. Bizlere özel takımlarda söylenen ilk
şeyler bir bölge intikali kurulacak, daha sonra bölgede bazı olayların, bazı
insanların, Türk devleti aleyhine çalışan insanların infazları
gerçekleştirilecekti. Bizim gidiş konseptimiz bölgede ilk başta bir kaos ortamı
yaratmak, belli başlı isimleri infaz etmek, gir-böl-parçala, arkasından birimi
sok sevdir ve yönet...” şeklinde konuştu.
MADIMAK OPERASYONUNA
BİZZAT KATILDIM
Madımak operasyonuna bizzat katıldığı belirten
Üsteğmen H.Ç., beklentinin Alevi-Sünni çatışmasını körüklemek olduğunu ifade
etti. H.Ç. “Yönetmek istiyorsanız ilk başta bölersiniz. Oradaki amaç Alevileri
Sünnilerle birbirine düşürmek, kaos ortamı yaratmaktı. Çünkü kritik bir bölge,
Erzurum, Erzincan ve Sivas askeriye için stratejik öneme sahip bir bölge.. Bizim
Türk insanının böyle nasıl diyim belli bir zaafı var. Yani ‘Allah, Peygamber’
dediğin zaman Türk insanı ayağa kalkar. Ordu bunu çok güzel kullandı. Sivas’ta
bir otel yangınına sebep olduk, 3 tane yazar vardı başta da Aziz Nesin, Nesin’in
askeriye ile ilgili çok yazıları vardı. Bize yapılan açıklama orda da bazı
belgeleri basınla paylaşacağıydı. Bu belgelerin basına intikal etmesi demek, o
zaman o bölgede faaliyette bulunan Jitem ve Ordu İstihbarat Teşkilatı’nın bu iki
birimin ortaya çıkması demekti. Belgelerin uçakla gelen bu 3 yazardan bir
tanesinde olduğu söyleniyor ama hangisinde olduğu bilinmiyor. Arama da
yapılamadı çünkü intikal esnasında medya da yanlarında oldu. Düşünün üç aydın
bir yere gidiyor, medya da yanlarında ve siz arama yapmak istiyorsunuz. Bunun
basında yaratacağı olaylar askeriyeyi iyice zan altında bırakacaktı. Belgeler
bizim birimimizin kuruluş bilgileri ve bir çok kişinin bahsettiği derin devlet
ile ilgili belgelerdi” diye konuştu.
ORDU KOMUTANININ BİZZAT
KENDİSİ SİVAS’A GİDİLMESİNİ SÖYLEDİ
H.Ç., operasyonla ilgili ise
şunları söylüyor: “İsimler, mevkiler ve giriş çıkış saatleri... Biz
Erzincan’daydık, Poligon Birliği’nde... Ordu Komutanlığı’nın arkasında o zaman
Teoman Koman vardı. Ordu komutanın bizzat kendisi bir gün önce gelip Sivas’a
gidilmesi gerektiğini söyledi. Sadece bize belgelerin imha olması gerektiği
söylendi. Benim oradaki görevim ordu istihbarat teşkilatının işine yarayabilecek
görüntüleri almak, kişileri tespit etmek ve iletişimi sağlamaktı. 2 gün
öncesinde oradaydık, 2 gün içinde örgütleme yapılamaz, iki gün içinde daha
önceden örgütlenmiş insanlar faaliyete sokulur, Sivas’a 14 kilometre kala bir
mezraya indirildik. Otobüslerle alındık. Bizi oradan iki tane otobüs aldı.
Birinci tim şehir merkezinin dışında bırakıldı. Herkes ikişerli guruplara
ayrıldı, bir kişi geride bırakıldı.
DİNDAR KESİMİN YAŞADIĞI
ALANDA FAALİYET
6 grup halinde dağılımımız yapıldı. Halkın
arasında bayağı bir dolaştık. Otogarda kontroller yapıldı. Otogarın üst
tarafında İslâmcıların bulunduğu bir bölge, amaç insanları oraya adapte
edebilmekti. İslâmcıların arasına girmek çok basit, iki kullvallah çekersiniz
bir bismillah çekersiniz İslâmcıların içine girersiniz. Alevlendirmek çok kolay
oldu.
ATEŞ EDEN İNSANLARDAN BİRİSİYİM
Otelin
yanmasından önceki sahneleri görüyorsunuz silah çeken üç dört kişi var.. Olay
olduğu gün ateş eden insanlardan birisiydim. Bir çatışma esnasında ele geçen 9
milimetrelik silahla ateş edildi. Hatta Madımak Oteli’nin camlarından da
kurşunlar çıkartıldı. Balistik incelemede yine kayboldu. Hayalet silahı tespit
etmeniz mümkün değil. Silah ordu içinde kullanıma geçti. Hatırladığım kadarıyla
silah başka eylemlerde de kullanıldı. 6’lı guruba ayrıldığımız timde, beşinci
grupta bulunan bir arkadaş ilk başta bir mermi sıktı, arkasından molotof
kokteylleri geldi. Bizim görevimiz sadece kargaşayı çıkartmaktı ama dediğim gibi
kargaşa bizim beklediğimizin üzerine çıktı. Yani böyle bir kargaşayı biz bile
beklemedik”
HASAN ATİLLA UĞUR VE TOLON’LA
İRTİBATLI
Yayında konuşan H.Ç.’nin irtibatlı olduğu isimler
ilginç. Olay sonrası Ergenekon sanığı Hasan Atilla Uğur ve Hurşit Tolon’un
bölgeye intikal ettiğini vurgulayan H.Ç., “Bu isimler buzdağının üstü. Altında
bulunan isimler de var. Sizin medyada tanıdığınız insanlar buzdağının üst
yüzüdür. Başta bulunan insan, Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanı dahil kimseyi
tanımazlar” dedi. 200 kişilik birimden bahseden H.Ç., ‘Türkiye’ olarak
tanımladığı bu kişilerin Genelkurmay Başkanlığı’nda bir birimi, Anıtkabir’in
altında bir birimi ve İstanbul’da Birinci Ordu Komutanlığı binasının arka
tarafında bir birimi olduğunu söylüyor. H.Ç. “İstanbul’daki binaya izin
günlerinde geliyordum. Beni Kurmay Albay Faik Ataman kapıdan gelip alıyordu.
Birime girdiğimiz zaman zaten girişte cep telefonlarımız dahil herşey
kapatılıyordu. İçerde gerekli konuşmalar yapılıyordu, rapor vereceksek raporumuz
veriliyordu ve sorularımız cevaplanıyordu” şeklinde konuşuyor.
(3
Temmuz 2011)
İşte Madımak’ın perde arkası
Şu gök kubbenin altında; hiçbir olay “sır” olarak
kalmaz... Zamanı gelen “tohum” gibi, toprağı yarar ve günyüzüne çıkar. “Madımak
olayları” da öyle...
Hemen
her zaman deriz ya; “gerçeklerin, er veya geç ortaya çıkmak gibi bir huyları
vardır.”
Şu gök kubbenin altında; hiçbir olay “sır” olarak kalmaz...
Zamanı gelen “tohum” gibi, toprağı yarar ve günyüzüne çıkar.
“Madımak olayları” da öyle...
2 Temmuz 1993’te meydana gelen ve “37 kişi”nin hayatını kaybettiği olayların;
“İslâmi bir kalkışma” değil, “derin bir tezgâh” olduğunu yıllardır söyledik...
Ama, bu “tezgâh”ı kuranlar, “Hayır” dediler; “Bu olay, bir Sünni-Alevi
çatışmasıdır!”
18 YILDIR SORULAN SORULAR
Bu iddiaya kesinlikle inanmadık ve 18 yıldır hep şu “soru”ları sorduk:
1- Sivas kamuoyunda “ispiyon tahtası” olarak bilinen
“tahta”yı Ali Baba Mahallesi’ne kim yerleştirdi?.. O tahtadaki isimlerin, daha
sonra bugün Ergenekon Terör Örgütü sanığı olan Doğu Perinçek’in sahibi olduğu
Aydınlık adlı gazetede yayınlanması ve ardından o “tahta”da adı geçen kişilerin
tutuklanarak, bazıları hakkında “idam” kararı verilmesi tamamen bir tesadüf mü,
yoksa kapsamlı bir araştırma ürünü müdür?..
2- SHP’nin eski genel başkanı Erdal İnönü’nün
kontenjanından Sivas’a tayin edilen Vali Ahmet Karabilgin’in ataması, sadece bir
“rastlantı” olarak görülebilir mi?.. “Aşırı sol” eğilimleri ile tanınan
Karabilgin’in, “devrim şehitleri” adına “saygı duruşu”nda bulunması suç değil
miydi?..
3- Cuma hutbesi okunduğu sırada, cami etrafında bulunan
“güruh”un davul-zurna çalmasına niçin göz yumulmuştur?.. Camiden çıkan öfkeli
kalabalığın büyüme ihtimalini göz önünde bulunduran Emniyet Müdürü Doğukan
Öner’in, “dağıtalım mı?” önerisine, Vali Ahmet Karabilgin, niçin “gerek yok”
demiştir?.. Vali Karabilgin, bu “ihmal”inden dolayı herhangi bir kanunî takibata
uğramış mıdır?
4- Her yıl Banaz’da yapılan şenliklerin, 1993’te aniden
“Sivas merkezi”ne alınması bir tesadüf müdür?.. Banaz köyündeki şenliklerin
Sivas merkezine alınması için Vali Ahmet Karabilgin ve İl Kültür Müdürü “özel
gayret” göstermişler midir?.. Aralarında, zamanın SHP Milletvekili Azimet
Köylüoğlu’nun da bulunduğu birçok Sivaslı’nın, “Bu şenlikleri Sivas kaldırmaz!”
şeklindeki uyarıları niçin dikkate alınmamıştır?.
5- Özellikle Aziz Nesin, Sivas’a niçin davet edilmiş ve
Peygamber Efendimiz’e yönelik saldırgan ifadelerle, kitleleri kışkırtmasına
niçin göz yumulmuştur? Aziz Nesin, henüz şehre gelmeden, Sivas’ın dört bir
yanına dağıtılan “bildiri”leri kimler, “nerede” hazırlamış ve “kimler”
dağıtmıştır?
6- Sivas olaylarının başlamasından iki gün önce; Sivas
Numune Hastanesi personelinin tamamına yakınının çevre illere gönderilmesi bir
tesadüf müdür?..
7- Devrin Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü; Madımak
Oteli’nde bulunanlara, niçin “şehri terk etmeyin!” tavsiyesinde bulunmuştur?
8- Madımak Oteli’nin kâtibi Ahmet Öztürk, tanık
ifadelerine göre “içeriden” ve hem de “camdan dışarısını seyrediyor” olmasına
rağmen “ensesinden” vuruldu!... Onu vuran “kurşun” kimin silahından çıktı?..
Ahmet Öztürk’ü “otel içinden” vuran kurşunun çıktığı silah veya silahlar
konusunda niçin hiçbir balistik inceleme yapılmadı?..
9- Sivas Belediye Başkanlığı’nı Refah Partisi’nden Temel
Karamollaoğlu’nun kazanmasının ardından Sünni-Alevi ilişkilerinin düzelmesini
hazmedemeyen kesimler, tahriklerini sürdürerek, yıllar öncesinden beri Banaz
Köyü’nde yapılan Pir Sultan Abdal etkinliklerini Sivas’ın merkezine taşıyarak
olaylara zemin hazırlamıştı. Etkinliklere bir hafta kala İstasyon Caddesi’ndeki
direklere asılan, “Cumhuriyet şehrini yobazlara mezar edeceğiz” şeklindeki
pankart ve afişlerle halkı tahrik edenler kimlerdi acaba?..
10- Kalabalık birikmiş Madımak’ın önünde... İş,
çığırından ha çıktı, ha çıkacak... Dışarıda bekleyenler, Aziz Nesin’i istiyor...
O an; Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu müracaat ediyor Vali Ahmet
Karabilgin’e: “İsterseniz; kepçe ile yakalım otelin arka duvarlarını...
İçeridekileri oradan kaçıralım!”
Bu talep, Vali Ahmet Karabilgin tarafından niçin reddedildi?..
11- Polis ve asker, her tarafı kontrol altında tutmasına
rağmen, çevre yollardan Madımak Oteli’nin bulunduğu yere gelmek “serbest” idi...
Peki; işlerin sarpa sardığını görüp de, otelin önünden ayrılmak isteyenler niçin
engellendi?
12- Gösteriler başlayıp da kalabalık Madımak Oteli’ne
doğru yürürken, Aziz Nesin neredeydi?.. Hafik Gölü kenarında bir grupla birlikte
içki içtiği iddiaları niçin araştırılmadı?.. Aziz Nesin’in; tepkiler zirveye
ulaşıp, işler çığırından çıktığında; “içki meclisi”nden apar-topar kaldırılıp,
Madımak Oteli’ne getirildiği doğru mu?..
13- Sivas’ta; 2 Temmuz olaylarından sonra, kimi
iddialara göre toplam 16 kişi “faili meçhul” cinayetlere kurban gitti...
Bunlardan ikisi Ahmet Alan ve Hakan Türkoğlu... Bu ikisi gibi, diğer faili
meçhuller de, Sivas’ın değişik noktalarında kurşunlara hedef oldular!...
Öldürülenlerin saat ve değerli eşyalarının Alevi mahallelerinde bulunması neyin
ifadesidir?..
Birileri; “37 ölü” ile yetinmeyip, Sünni-Alevi gerginliğini körükleyerek, halkı
birbirine kırdırmayı mı amaçlamıştı?..
14- Faili meçhul cinayetlere kurban giden ve tamamı
“Sünni” olan bu kişilerin cesetleri, aradan 3 gün geçtikten sonra Numune
Hastanesi morgunda çıktı... Oysa; adı geçen kişilerin kaybolması üzerine ilk
başvurulan yer Numune Hastanesi idi...
Cesetler, ilk sorulduğunda niçin “yok!” denildi de, 3 gün sonra morgta çıktı?..
Bu süre içinde cesetlerin üzerinden kurşunlar çıkarıldığı ve kurşun yaralarının
dikildiği doğru mudur?..
15- Gösteriye katılanlardan “biri”, gözaltına alındıktan
3 gün sonra serbest bırakıldı...
Adı, mahkeme zabıtlarına da geçen bu şahsın; Hollanda’daki PKK gösterilerinden
birinde “Türk bayrağını yakarken” görüldüğü şeklindeki sanık-tanık ifadelerine
rağmen, o şahıs niçin aranmadı ve “görevi” üzerinde niçin durulmadı?..
ASTSUBAY-ÜSTEĞMEN TARTIŞMASI
16- Olaylardan sonra gözaltına alınıp, tutuklanarak
hakim karşısına çıkarılan “sanık” hakkında “tanıklık” yapan polise, hakim şöyle
sordu:
“-Bu şahsı ne zaman teşhis ettin?”
Tanıklık yapan polis şu cevabı verdi:
“Olaydan bir gün sonra teşhis ettim ve gözaltına aldım efendim!”
Hakim, önündeki zabıtlara baktı ve tekrar sordu tanık polise:
“İyi ama evlâdım; bendeki belgelere göre; bu şahıs olaydan 17 gün sonra
gözaltına alınmış, 19 Temmuz’da da tutuklanmış... Bu zaptın altında senin de
imzan var!.. Peki; nasıl oluyor da; 19’unda gözaltına aldığın şahsı, 3 Temmuz’da
yakalamış oluyorsun?..”
“Hık, mık!”
Böyle olduğu halde; bu şahıs 146/3’ten nasıl yargılandı ve ona niçin ceza
verildi?..
17- Adına “Şeriatçı kalkışma” denilen gösteriyi
yapanların arasında, bir Dev-Sol militanı da var mıydı?.. O Dev-Sol militanı ki;
tartıştığı “dindar” insanlara, “Kanla da olsa, Sivas’ı geri alacağız sizden!”
diyordu... Ama, Sivas Valisi Ahmet Karabilgin’e “gıcık”tı... Sırf onu protesto
etmek için katıldı kalabalığın arasına... Ve, o da “Şeriatçı kalkışma” suçlusu
olarak yargılandı, “idam” cezası aldı!...
Peki, bu şahıs, hangi “idamlık” suçu işledi?..
18- Olay yerine gönderilen bir grup askerin başındaki
“astsubay”, emri altındaki erlere, “ateşe hazır ol” emri verdi mi?.. O
astsubayın amacı, kalabalığı “tarayıp”, bir “katliam” yapmak mıydı?..
19- Durumu son anda fark eden “üsteğmen” ile “astsubay” arasında
nasıl bir tartışma yaşandı?.. Üsteğmen; biraz da küfürle karışık bir emirle,
“gözlerini kan bürümüş” bu astsubayı nasıl engelledi?.. Bu olay, tutanaklara
niçin geçirilmedi?..
20- Elektriklerin, tam saat 19.00’da kesilmesi bir
“tesadüf” mü, yoksa “plânlı” bir kesinti mi?
21- Daha çok; Madımak Oteli’nin “yan” veya “arka” duvarlarına
doğru esen “rüzgâr”, o gün, nasıl oldu da otelin “ön” cephesine doğru ve
“perdeleri tutuşturacak” kuvvette esti?..
22- Ya da; “rüzgâr” zaten esmiyordu da, perdeleri tutuşturması
için rüzgâr mı “imal” edildi?..
23- Bu olay “Ergenekon tezgâhı” değil miydi?..
ÜSTEĞMENDEN İTİRAFLAR
Tam 18 yıl boyunca, hep bu “soru”ları sorduk ve “cevap” aradık.
Bir-iki yıl önce, bu “katliam”ın bir “Ergenekon tezgâhı” olduğu ortaya çıkmış
ama “nasıl” olduğu müphem kalmıştı...
Ama şimdi;
“İtiraf” da geldi...
Muhabirimiz Murat Alan’ın, bugün manşetten yayınladığımız haberinde de
okuyacağınız gibi; bir “televizyon kanalı”na konuşan Özel Harp Dairesi Mensubu
Kıdemli Üsteğmen H.Ç., 18 yıl önceki “tezgâh”ı deşifre ederek demiş ki;
“Madımak’ın Müslümanlarla hiçbir alakası yok... Olay; Özel Harp Dairesi
tarafından tezgahlandı... Bizim Türk halkının şöyle bir özelliği var; Allah,
Peygamber dediğiniz zaman Türk halkı hemen ayağa kalkar... Ordu bunu çok iyi
kullandı... Helikopterle geldik ve Sivas’a 14 km kala bir mezraya indik. 13
kişiydik, herkes ikişerli gruplara ayrıldı. Önce istasyonda tur attık.
Kalabalığın içinde ikişerli gruplar halinde 6 gruptuk. Beşinci grupta bulunan
bir arkadaş ilk başta bir mermi sıktı, arkasından molotof kokteyleri geldi.
Bizim görevimiz sadece kargaşa çıkarmaktı ama kargaşa bizim beklediğimizin
üzerine çıktı.
Yani böyle bir kargaşayı biz bile beklemedik. 9 milimetrelik tabancayla ateş
ettim. Halkı galeyana getirip kalabalığın dışına çıktık. Yapılmaması gereken
şeyler yapıldı.”
DOSYA YENİDEN AÇILMALI!
En başta dedik ya;
“Gerçeklerin er-geç ortaya çıkmak gibi bir huyları vardır.”
Olaydan sonra “Avrupa’ya kaçan” H.Ç. adlı bu “üsteğmen”in anlattıkları, “Gladio
tezgâhı”nın perdesini aralamıştır.
Şimdi yapılması gereken;
“Madımak dosyası”nı yeniden açmaktır... Evet, bu dosya yeniden açılmalı ve “olay
anında Sivas’ta olmadıkları” halde “idama mahkûm” edilen kişilerin de aralarında
bulunduğu insanlar yeniden yargılanmalıdır.
Sadece “Madımak Dosyası” değil, “Başbağlar Dosyası” ve “Danıştay Dosyası” da
yeniden açılmalı ve “derin devlet” denilen Ergenekon’un “kirli ve kanlı yüzü”
gözler önüne serilmelidir.
Devlet, geçmişiyle yüzleşmelidir!..
Yüzleşmelidir ki;
Hiç kimse, “katil”leri “yanlış adres”te arayıp da, boşa nefes tüketmesin!..
Katiller, “Ergenekon’un içinde”dir!..
(
HASAN KARAKAYA - YENİ AKİT :
3 Temmuz 2011)
|