Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle Sitemizin Tanıtımına Katkıda Bulunun Biz Kimiz ? İlkelerimiz
  KUR'AN'IN  YAZILMASI- CEM'İ, ÇOĞALTILMASI
 
 

                         " SÖZLERİ İYİ  DİNLEYİP EN  GÜZELİNE UYANLARA  NE MUTLU " ( Zümer:18 )

   HZ. RESUL ZAMANINDA KUR'AN ZATEN CEM EDILMIS TOPLANMISTI.SADECE BIR KITAP HALINE GETIRILMEMIS, KAGIT,TAS, AGAC KABUKLARI UZERINDE YAZILI  OLARAK BIR ARADA BULUNUYORLARDI. TABII HAFIZLAR BIR TARAFTAN EZBERE DEVAM EDIYORLARDI...
   HZ. EBU BEKIR  DONEMINDE KUR'AN'I  İLK  KİTAP  HALINE GETİREN  HEYETİN BAŞKANI ZEYD BİN SABIT , HZ. OSMAN DONEMINDE KUR'AN'I  ÇOĞALTAN  KOMİSYONUNDA BAŞKANI IDI... ILK  KUR'AN  CEM EDILIP  KITAP HALINE GETIRILDIKTEN SONRA YILLARCA- YAKLASIK 30 YIL - HZ. RESUL'UN  HANIMLARININ BIRININ YANINDA KALIR.BU ARADA HAFIZLAR  HALA KUR'AN EZBERLEMEYE VE HAFIZ SAYISI ARTMAYA DEVAM ETMEKTEDIR.DAHA SONRA  BU YAKLASIK 30 YILIN SONUNDA YENI KOMISYON ILE ZEYD BIN SABIT KUR'AN'I  ÇOĞALTIR.ANA MUSHAF ILE ÇOĞAŞLTILAN KUR'ANLAR 10-15 SENE DAHA BIR ARADA AYNI ZAMAN BIRIMI ICINDE YUZLER, BINLER, ONBIN, YUZBINLERE HITAP ETMEYE VE HIZMET VERMEYE DEVAM EDER.TABII BU ARADA   HAFIZLAR  EZBERE DEVAM ETMEKTE, HAFIZ SAYISI HIZLA ARTMAKTA IDI...! KUR'AN'IN  ÇOĞALTILMASINDAN 10-15 SENE GEÇTIKTEN SONRA ILK KUR'AN PEYGAMBERIMIZIN ESINDEN ALINIR YAKILIR,ISTE TUM  SORU ATMA , INSAN ZIHNINE VESVESE VERME FAALIYETLERININ KOKENI BU OLAYDIR.ACABA KUR'AN'IN  ORJINALININ  ORTADA OLDUGU SONUCUNA NASIL VARACAGIZ...? KUR'AN'IN  TÜMÜNÜ EZBERE BILEN BINLERCE HAFIZI  BIR KENARA BIRAKILSA BILE , ILK KITAP YAPAN HEYETIN  BASKANI ILE KUR'AN'I ÇOĞALTANLARIN BAŞKANI AYNI KIŞI  IDI  KI BU ZAT PEYGAMBERIMIZCE OZELLILLE KURAN CALISMALARI NEDENIYLE  DAHA HAYATINDA IKEN OVGUYE MAZHAR OLMUS BIRI IDI....AYRICA ILK  KITAP  HALINE GETIRME SIRASINDA DORT HAFIZ  DORT KOLDAN HER BIRI KUR'AN'I  CEM EDER, TOPLAR , BU  DORT  MUSHAF'TAN TEK MUSHAFA ULAŞIRLAR...
     - HATTA  O KADAR YOGUN BASKI VE STRES ALTINDA KALIRLAR KI BU DORT HAFIZDAN BIRI OLAN HUZEYM  BIR AYTETI BULAMAZ VE BUNALIM ICINDE " KUR'AN 'IN TÜMÜ KIMSE ELIMDE DEMESIN " DER....TABII DIGER UC HAFIZ BU ARADA KUR'AN'I  TAMAMI ILE CEM ETMISLERDI...ONA DA BULAMADIKLARI AYETI VERIRLER !- ISIN ILGINC YONU BU SOZ BILE KUR'AN UZERINDE SUPHE DUSURMEK ISTEYENLER KULLANMAYA CALISIRLAR ! HALBUKI  DORT KISILIK ILK KOMISYONDAN BIR KISI BIR AN ICIN  YOGUN CALISMANIN TESIRI ILE O  AN ICIN BULAMADIGI AYET UZERINE BU CUMLEYI SOYLEMISTIR...! DIGER UYELERDEN BOYLE VEYA BENZERI BIR CUMLE ISITILMEZ. HUZEYM EZBERE BILDIGI AMA YAZILI KAYNAK BULAMADIGI ICIN BU SIKINTILI ANINDA BU CUMLEYI O SOYLEMISTI  VE SADECE KENDI CALISMALARI ILE ALAKALI GECICI BIR OLAY  IDI ...-
     BU DA YETMEZ GIBI BU ILK ANA MUSHAF VE COĞALTILAN MUSHAFLAR 10 15 SENE BIR ARADA AYNI ULKENIN SINIRLARI ICINDE BULUNMUS VE ONLARDAN BINLERCE HAFIZIN YETISMISTIR.ARALARINDA FARKLILIK OLDUGUNA DAIR TEK BIR OLAY , HADISE, SOZ GUNUMUZE GELMEMISTIR.ZATEN  ILK KUR'AN  CEM'I - KITAP HALINE GETIRILMESI OLAYI - UNUTMAYALIM KITAP HALINDE DEGILSE DE ZATEN KUR'AN TOPLU OLARAK BIR ARADA VAR IDI - HZ. RESUL'UN  VEFATINDAN 6 AY SONRA OLMUSTUR.

     OLAYI KISACA TOPARLARSAK :

1- HZ. RESUL VEFATINDAN ONCE HAFIZLAR KUR'AN'I EZBERLEMIS VE KITAP HALINDE OLMASA BILE KUR'AN'I  BIR ARAYA GETIRILMISTI...
2-HZ. RESULUN VEFATINDAN 6 AY SONRA KUR'AN  KITAP HALINE GETIRILIR.KUR'AN  EZBERE DEVAM EDİLMEKTE, HAFIZ SAYISI DA HIZLA ARTMAYA DEVAM ETMEKTEDIR
3-YAKLASIK 30 SENE SONRA KUR'AN ÇOGALTILIR!ANA MUSHAF ILE COGALTILAN KUR'AN'LAR  10- 15 SENE DAHA BIR ARADA BULUNURLAR.BU ARADA KUR'AN  EZBERI VE HAFIZ  SAYISI DA ARTMAYA DEVAM ETMEKTEDIR.HIC BIR SORUN, EKSIK AYET VEYA KAYBOLMA IDDIASI ORTAYA ATILMAZ, DILE GETIRILMEZ...

   ALTINI ÇİZEREK BELİRTELİM Kİ KURAN'IN YAZILDIĞI O TOPRAKLAR KURAN'IN DOĞDUĞU ANDAN İTİBAREN HEP İSLAM DEVLETİ TOPRAKLARI OLARAK VAR OLMUŞ, ASLA İŞGAL EDİLMEMİŞTİR. O NEDENLE HAFIZLARCA EZBERLENİP NESİLDEN NESİLE AKTARILAN KURAN'IN  İNCİL-TEVRAT GİBİ BOZULMA ORTAMINA ASLA SAHİP OLMADIĞINI DA İFADE EDELİM.
 

              "OSMAN'IN  ÇOĞALTTIGI  MUSHAFLARDAN BIRI  HICRI 4. ASIRDA BILINIYOR VE OKUNUYORDU "
  
                                                                                                                                            ( CASANOVA : MUHAMMED ET- LAFIN  DU  MONDE , SAYFA : 25 )

                                                

            "KUR'AN  İNSANIN  BEKLEYEMEYECEĞİ BÜYÜK BİR TİTİZLİK VE MÜKEMMELİYETLE KORUNMUŞTUR."
                                               
                                                                                ( SCHWALLY, DIE SAMMLUNG DES QORANS : 2/93 )

  
BATILI   ARASTIRMACILAR DISINDA ISLAMI BIR COK ESERDE  COGALTILAN ESERLERIN GORULUP OKUNDUGUNA DAIR  BELGELER BULUNMAKTADIR.AYRICA GUNUMUZDE DE COGALTILAN KUR'ANLARDAN UCUNUN YERI BILINMEKTEDIR;PAKISTAN, MISIR VE ISTANBUL
   TÜM BUNLAR  SOZKONUSU IKEN KUR'AN'DA EKSIK-YANLIS-HATA- ARAMAK SADECE  ONYARGI VE  TAASUP GOSTEGESIDIR !


 

                                                                KUR-AN’IN YAZILMASI
Cebrail (a.s) vasıtasıyla,Allah’tan gelen ayetleri Hz. Muhammed hemen ezberlerdi. Sonra Hz- Resul bu ayetleri hem ashabına yazdırır.(tahta,taş,deri,papürüs,kağıt) hem de ezberlettirirdi. Hz-Resul vefat ettiğinde bu ayetlerin hepsi yazılı ve ezberlenmiş) olarak bir arada bulunuyordu. Hz-Ebu Bekir döneminde bu Kur’an ayetleri Zeyd bin Sabit liderliğindeki hafızlar komisyonunca toplanır,yine hafızlarca denetlenir ve bir kitap haline getirilir. Sonra bu tek ilahi kitap (Kur’an) yaklaşık 30 sene bir kadına (Ümmü Selemeye) emanet edilir. Hz-Osman döneminde İslam coğrafyası genişlediği, çeşitli lehçeler ortaya çıktığı için her bölgeye gönderebilmek üzere Zeyd bin Sabit liderliğinde bir hafızlar komisyonu toplanır ve Kur’an hafızlar kontrolünde Kur’an kopyalanıp çoğaltılır. Günümüzde de ezber ve çoğaltım devam etmektedir.Kısaca Hz. Resul’dan itibaren Kur’an hem hafızlı, hem ezbere günümüze dek kesintisiz iki kaynaktan oluşmuştur.

                                                 KUR’AN HAKKINDA BATILI AYDINLARIN BAZI SÖZLERİ

Prof. Ennest Renan:’Bu kitap dini bir inkılap kadar,edebi bir inkılaba da işarettir’.

Rene Basset:’Kur’an ebedi güzelliğin ezeli ve ebedi güzelliğin ezeli vs ebedi timsalidir. Meleklerde,insanlarda o mukaddes kitabın her hangi bir ayeti ayarında tek bir cümle bile yazmaktan acizdirler.’

Gustose Le Ban:’Kur’an ,insanlara zorla kabul ettirilmekten tamamen uzaktır. Ancak inanç ve kanaatle yeryüzüne yayılmıştır.’

Prof. Cement Huart:’Bütün Kur’an’da konuşan yalnız Allah’tır. Peygamber ise yalnız vahyin tebliğine vasıta olmuştur.’

Prof.İ. Goldziher:’Kur’an ismiyle bilinen ve Allah tarafından vahyedilmiş olan bu kitap aynı zamanda bütün cihan edebiyatının bir abidesidir.’

Prof. Nathan Södenblom: ‘Kur’an muayyen zamanlarda Hz-Muhammed (a.s.m) tebliğ edilmiş Allah kelamıdır.’

Jhon Davenport:’Bu Kur’an iledir ki Hazreti Muhammed (a.s.m) Resullüğünü doğrulamış O’na bir nazire getirmekten aciz bırakmıştır.’

Bertram Thomas:’Kur’an edebi üslübu da insanı vecde getiren bir güzelliktir.’diyor.

Prof. Reğis Blachere:’Arapça bilinmeyen avrupalı bir dinleyici bile bazı sureler okunurken heyecana gelmektedir. Dinleyicileri manevi bir tesir altında bırakır.

Emile Dermenghem: Kur’an Hazreti Muhammedin (a.s.m) en büyük mucizedir.’Kur’an mucizedir ve eşsizdir der.’

Arthur Pellegnin:’Kur-an’ın mukaddes metni,hiç şüphesiz ki bütün fikir hareketlerinin ilham kaynağıdır.’

Prof.Armand Abed:’ En basit kinayelerine varıncaya kadar,bütün üslübu ilahi olduğu için,insan bu kitaba hayran olur.’

Will Durant:’Kur’an saf ve sade ruhlara dünyada mevcut imanların en safını ,en açığını ;dini merasimi en sade alanını ve bilhassa putperestlik ve papazlıkla alakası olmayan şeklini etmiştir.’

Prof. Edouard Mantet:’Bu din kitabının güzelliği göklere çıkarılacak derecededir.’

Prof. Jacgues C. Rister:’Onun insanlara tesir kudretiyle manevi yüceliği,Hazret’i Muhammed’i (a.s.m) Allah’ın nuru ile azametine (büyüklüğüne) uymuş göstermektedir. Bunu hiç kimse inkar edemez.’

Prof. Guadefroy-Domomlaynes:’O eşsizAllah kelamının heyecan verici bir tarzda yükselmesi, ondaki kuvvet ise kudretin dinleyeni sarması yegane muciceşi demektir. Resülullah’ın peygamberliğinin doğruluğu da işte bununla sabittir.’

Raymand Charles:’Öyle tasvirleri vardır ki,onların ahenkli seslerinden hasıl olan musikinin dokunaklı güzelliği insanların zihinlerini vahyin kabulüne hazır hale getirir.’

Dominigue Soundel:’Kur’an’ın başlıca özelliği,edebi bakımdan taklidine imkan olmamasıdır,der.’

Jacgues Jamier:’Kur’an üslübune tercüme imkanı yoktur.’

Baswonth-Simith:’Gerçekliğin hikmetin ve üslüp sadeliğin mucisesi,diyor.

Prens Bismarc:’Ben kur’an’ı her bakımdan inceledim,her kelimesinde büyük bir hikmet gördüm.’

Corsel: “Kur’an bütün insanlığın tılsımını çözmekten aciz kaldığı muazzam bir sır olarak yaşamaktadır.”

Kont H. De Castri: “Kur’an sonsuza dek bir mucizedir. Bu kutsal kitabın ta kendisi kaynağının ilâhi olduğunu ispata kâfidir.” 
 

                                           KUTSAL KİTAPLARIN KAYNAĞI SÜMERLERDİR  İDDİ(İFTİR)ASI

      MEZOPOTOMYA'DA BULUNAN KİL TABLETLER 1850 YILINDA BULUNMUŞ VE ANCAK 1870 YILINDA ÇÖZÜLÜP OKUNABİLMİŞTİR. YANİ KUR'AN'IN VAHYEDİLDİĞİ TARİHTEN 1200 YIL SONRA BULUNUP OKUNABİLEN  TABLETLERİN KUR'AN'A KAYNAKLIK ETMESİ NE KADAR   BİLİMSEL  VE OBJEKTİF  BİR İDDİA OLABİLİR !

      GILGAMIŞ  DESTANINI  , KENDİSİNDEN ÇOK ÖNCEKİ   BİR TARİHDE  YAZILMIŞ OLAN  ESKİ BİR TABLETİN İÇERDİĞİ BİLGİLERİ ÇARPITAN BİR VERSİYON OLDUĞU ARTIK BİLİNMEKTEDİR.1914  YILINDA ARNO REOBEL TARAFINDAN BULUNAN ASIL TABLETTE " ÇOK TANRICILIĞIN  BULUNDUĞU İDDİA EDİLEN DÖNEMDEN ÇOK ÖNCELERİ TARİHLERDE YERYÜZÜNDE TEK TANRI İNANCININ BULUNDUĞU ,İNSANIN BALCIKTAN  YARATILDIĞI VE TUFAN KARAMANI OLAN ZİUSUDRA İSİMLİ KİŞİNİN VAHİYLERE HER ZAMAN SAYGILI  VE  DİNDAR  BİR KRAL OLDUĞU " BİLGİLERİ YER ALIR !   

NOT : Biz Müslümanlar Yahudi ve Hıristiyanların peygamberlerine (Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. Davut) ve kitaplarına (Tevrat, İncil, Zebur) inanmasak dinden çıkarız. Fakat Yahudi ve Hıristiyanlar bizim peygamberimize (Hz. Muhammed (S.A.V) ) ve kitabımıza (Kura’an-ı Kerim ) inanırsa dinlerinden çıkarlar. İşte biz Müslümanların üstün yönü burasıdır.
 KUR'AN HAKKINDA DAHA DETAYLI BILGI ICIN " KUR'AN VE BILIM " ADLI DOYALARIMIZA BAKABILIRSINIZ !
 

                  AYNI KONUYU DAHA DETAYLI İŞLEYEN   hakikat.net  ADRESİNDEN ALDIĞIMIZ YAZI AŞAĞIDADIR :

                 ÂYETLERİN BİR MUSHAFTA TOPLANMASINDAKİ YÖNTEM ve TİTİZLİK   ve TEVBE SÛRESİ’NİN SON ÂYETİ

 Misyoner Gılchrıst’ın, Kur’an’ı hedef alan kasdi iddialarından biri de şudur: “Buhari, hadis kitabında Zeyd’in şu sözlerine yer veriyor; ‘Tevbe suresinin son ayetini buluncaya dek, hurma ağaçlarından, beyaz taşlardan ve derilerden toplayarak Kur’an için aradım’. Kur’an’ın ilk derlenişinin nasıl bir gevşeklikle yapılmış olduğu sırf bu hadisten bile kolayca anlaşılmaktadır. Kur’an’ın, bugün İslam dünyasınca kabul edilen metni, tek ve tam bir nüsha haline sadece Zeyd b.Sabit tarafından getirilmiştir. Bu sadece tek bir kişinin çalışması ve anlayışıyla olmuştur. Son ayetlerin sadece tek bir kaynaktan derlenişi ve bunlardan başka bir kimsenin haberinin olmayışı, Zeyd’in meydana getirdiği Kur’an’ın son metinsel şeklinin Kur’an’ın ilk ortaya çıktığı günlerde herkes tarafından bilinen şekliyle tamamen aynı olmadığını açıkçı göstermektedir.”

     Kur’an’ın, Peygamber Efendimizden hemen sonra, daha ilk halife döneminde ne büyük bir titizlikle bir kitap haline getirilip muhafaza edildiğini bilenler açısından bu iddia çok garip ve boşlukta durmaktadır.

      Zeyd’in; ‘Tevbe Sûresi’nin son ayetini buluncaya dek aradım’ şeklindeki sözü; bir gevşekliğin değil, ciddiyet ve gayretin işaretidir. Demek ki, Zeyd ve onun gibi ayetleri ezberlemiş hafızlar, Tevbe Suresi’nin son ayetini kesinlikle biliyorlardı; ancak belgelenmesi için şahitli yazılı belge aranıyordu. Nitekim, mezkur ayet de, bir sahabinin yanında yazılı olarak bulunarak belgelenmiş ve mushafa alınmıştır. Bu ayetin yazılı olarak sadece bir sahabi de bulunması, bu ayetten başka bir kimsenin haberinin olmaması anlamına gelmez. Dikkat edilirse; bu iddiada bile, bilinen bir ayetin araştırıldığı itiraf ediliyor. Yoksa, tesadüfen ele geçmiş bir yazının derlenmesi söz konusu değil.

       Kur’an’ın bugünkü haline gelişinin, sadece tek kişinin çalışmasıyla olduğu iddiası da yanlıştır. Çünkü Zeyd b. Sabit; Ömer, Osman, Ali, Ubey b. Ka’b, İbnu Mesud, Abdullah b. Abbas, Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Ez-Zübeyr, Abdullah b. Said, Talha, Sa’d, Huzeyfe, Amr b. el-As, Ebu Hureyre, Halid b. el-Velid, Ebu Musa el-Eş’ari, Ebu Zeyd ve Ebu Derda’dan oluşan, gerçekten her biri bir zirve olan keyfiyetli onsekiz kişilik bir komisyonun başkanıydı (Ö.N.Bilmen, Tefsir Tarihi, Ank.1955, s.22).

        Hz.Ebubekir, ashabdan sika(güvenilir) ve zabt(ezber) ile meşhur olan hafızları Hz.Ömer’in evinde toplamış ve ayetleri toplama işinin nasıl olacağı ve bunu kimlerin yapacağı hususunda karar almıştı(Tarih-i Kur’an, s.:11, Sebilü’r-Reşad Mec., c.7, sayı:168; s.:276-277). Ve mezkur komisyonun başına, işin manevi sorumluluğunu yüklenmek istememesine rağmen Hz.Zeyd b. Sabit seçilmişti. Kimdi Zeyd?

        Zeyd, Allah Resulünün, Medine’deki hayatı süresince vahy katipliğini yapmıştı.

       Ashab içinde Kur’an’ın tamamını ezberleyenlerden ve en iyi okuyanlardan birisildi. Tebük seferinde Malik b.Neccar oğullarının bayrağı Amâra b. Hazm’ın elinde iken, Resulullah onun elinden alarak Zeyd’e vermiş ve; “Zeyd, Kur’an’ı çok iyi bilir; Kur’an mukkadem (evvel, önde) dir”, buyurmuşlardır.

        Zeyd, aynı zamanda çok zeki bir sahabiydi. Resulullah’a Süryanice mektuplar gelmeye başlayınca, Resulullah’ın emri ile en kısa zamanda Süryanice’yi öğrenmişti.

          Hz.Ebubekir, onu, Kur’an’ı toplamakla görevlendirdiği zaman Zeyd’in çekingen davranması üzerine; “Ey Zeyd, sen akıllı ve yetişkin bir gençsin. Seni biz, hiçbir kusur ile itham edemeyiz”, diyerek Zeyd’in güvenirliğini vurgulamıştı.

        Peygamber Efendimizin vefat edeceği yıl, Resulullah, Kur’an’ı, Cebrail’e nasıl arzetmiş ise Zeyd  de, yazdığı bütün ayetleri Hz.Peygambere arz eylemiş, böylece; “arza-i ahire”yi yani son arzolunanı yazmış idi(el-İbane, s.58; Tecrid-i Sarih Tercemesi, VIII, 317-318; Tarih-i Kur’an, s.10; Ebu Amr Osman b. Said ed-Dâni, el-Mukni fima’rifeti  Mersûmi Mesahif-i Ehli’l-Emsar ma’a Kitabın-Nukad-Tahkik: M.A.Dehman- Dimeşk 1940, s.121-122, Menahil, I-243 ).

         Böyle bir şahsiyetteki Zeyd’in, Kur’an ayetlerini bir kitapta toplamaktaki titizliğini anlamamak mümkün müdür?

Kaynakların ittifakla bildirdiğine göre, Hz.Ebubekir; Zeyd’e, hafızasına asla güvenmemesini, her ayet için iki delil olmak üzere, iki şahıstan yazılı nüsha aramasını emretti. Kendilerinde Kur’an’dan yazılı parça bulunan herkesin bunları Zeyd’e getirmesini şehirde ilan etti. Bu ilan,camide yapılmıştı. Hz.Ömer de, şahitlerin ellerindeki nüshaların, Hz.Peygamber tarafından kontrol edilmiş olup olmadığını yeminle tahkik ve tesvik ediyordu(Kur’an ayetlerinin bir kitapta toplanması teklifi de ilk önce Hz.Ömer’den gelmişti.Hicretin 12.senesi vuku bulan Yemame Harbinde birçok hafız sahabi şehid düşmüştü. Kurra sahabilerin zamanla daha da azalabileceği Hz.Ömer’i, Kur’an’ın kaybolabileceği hususunda endişeye sevk etmişti). Zaten Zeyd, vazifeyi ilk kabulü sırasında, Hz.Ömer’in kendisine yardımını şart koşmuş, o da ciddi bir şekilde yardım etmişti(Süyuti,Itkan, I/73).

                İbnu Hacer(852/1448) demiştir ki:             

                “Zeyd, iki şahidden aşağısını kabul etmiyordu. Bu iki şahidden maksad, hıfz(ezber) ve kitabet(yazı)dır. Yahut, Resulullah’ın huzurunda yazıldığını iki kişinin görmesi demektir. Veyahut, Kur’an’ın nazil olduğu vecihleri(okuma şekillerini) gören iki kişi demektir. Bütün bunlardan gaye de; yalnız ezbere dayanmayıp, bizzat Resulullah(sav)’in huzurunda yazıldığını görme zaruretidir”(Fethu’l-Bârî, IX/12).

                Buhari’nin, Zeyd b. Sabit’ten rivayet ettiği hadiste, Tevbe Suresinin son iki(128,129) ayetini “Ebu Huzeyme el-Ensari’den başkasının yanında bulamadım” demesi, “yazılı nüsha olarak” demektir. Çünkü sahabeden birçoğu, bu ayetleri ezbere biliyordu. Zeyd de, bunlardan biriydi(Tarih-i Kur’an, s.11; Menahil, I/ 245; Mebahis, s.74).

Hadiste ismi geçen Ebu Huzeyme, Resulullah tarafından, şahitliği iki kişi yerine geçmesi hususunda müjdelenmiş bir kimsedir(Tefsir-i İbni Kesir Zeyli, s.9: Bir kere Resulullah, A’rabi Seva İbni Kays’dan bir at satın almıştı ve A’rabiye; ‘gel de bedelini vereyim’ diye yürümüştü. Resulullah yürüyordu, fakat Bedevi daha yağlı bir müşteri bulurum ümidiyle olsa gerektir ki, Peygamberi takip etmiyor, ayağını sürüyordu. Nihayet aradığını da buldu. Resulullah’ın akdinden haberi olmayan bazı kimseler fazla para vermişlerdi. Resulullah geri dönüp geldiğinde Bedevi; ‘ben sana satmadım’ diye alış-verişi inkar etti ve ‘sattımsa şahid göster’ dedi. Bu sırada oraya gelen Huzeyme, Resulullah’ın lehine şahidlik ederek Bedevi’nin  atı sattığına kanaati bulunduğunu söylemiştir. Bunun üzerine Resulullah, Huzeyme’ye;

-Bu alış verişte bulunmadığın halde hangi kanaatin seni bu şehadete sevk etti, dediğinde Huzeyme;

-Ya Resulellah; ben seni, tebliğ ettiğin semavi haberle tasdik etmiş bulunuyorum. Şu şehadet de nedir ki! diye cevap vermiş. Resulullah, Huzeyme’nin şehadetini kabul ederek;

-Her kimin lehinde veya aleyhinde Huzeyme şehadet ederse, onun şehadeti kafidir, buyurmuş ve onun münferiden şehadetini iki kişinin şehadetine eşit kılmıştır./Tabakat-i İbn-i Sa’d, c.4, s.90-91; Üstü’l-Gâbe).

                Bir mushafta toplanan ayetler hususunda İsmail Hakkı İzmirli şu tesbiti yapıyor: “Kur’an-ı Mübin tamamıyle toplandıktan sonra, Hz.Ömer, Ashab-ı Kiramı toplattı. Onlara okudu. Ashab-ı Güzin, tamamıyle tasdik ettiler. İçlerinden hiçbir itiraz vaki olmadı.”(Tarih-i Kur’an,s.11).

                Toplanan bu sayfalar, vefat edinceye kadar Hz.Ebubekir’in yanında kalmış, o vefat edince Hz.Ömer’e intikal etmiştir. O vefat edince de, kızı ve Peygamber Efendimizin zevcesi Hz.Hafsa’ya geçmiştir. Hz.Osman’ın hilafetinde ise, aynı nüshadan birkaç nüsha çoğaltılarak İslam ülkesinin çeşitli merkezlerine gönderilmiştir.

                   HZ.OSMAN ZAMANINDA İSTİNSAH EDİLEN (ÇOĞALTILAN) MUSHAFLAR ŞİMDİ NEREDEDİR?

         Prof. M.Tayyib Okiç ( Allah rahmet eylesin ), şu bilgileri vermektedir:

         “Hz. Osman tarafından muhtelif bölge merkezlerine gönderilen mushaflardan üçü hakkında bilgi vermek mümkündür:
 
     
Şam’a gönderilen mushaf:  Yedinci ve sekizinci (Hicri) asırlarda görülmüştür. Bu nüshayı bizzat gören sekizinci asrın meşhur alimi İbnu Kesir (774/1373), bunun 518 hicri (1124) tarihlerine doğru Taberiyye şehrinden Dımaşk’a (Şam’a) nakledildiğini söylemektedir (Tefsir-i İbnu Kesir Zeyli, s.15 / Yaklaşık 700 yıl önce yaşamış, İbnu kesir(1301-1373)’in meşhur tefsiri bugün elimizde olduğuna ve mevcut Kur’an’daki aynı ayetleri kelimesi kelimesine tefsir ettiği bilindiğine göre demek ki; Kur’an bize kadar müteselsilen ulaşmıştır ve hiçbir şüpheye asla mahal yoktur). Şibli Numani(1914), bu nüshanın Sultan II.
Abdülhamid (1918) zamanında bir yangın esnasında yandığını söylüyorsa da ez-Zencani ve Abdülvahab Hamuda’ya göre; bunun evvelce Petersburg’da olup da şimdi İngiltere’ye nakledilmiş  bulunan nüshanın aynı olduğunu kuvvetle tahmin etmektedirler. Diğer taraftan meşhur Türk mütefekkiri merhum Musa Carullah (1369/1949), merhum Ömer Rıza Doğrul’a gönderdiği bir mektupta; evvelce Semerkant’ta iken sonradan Petersburg’a nakledilen bu nüshanın, 1923’de Taşkent’teki Beylerbeyi Camiine kaldırıldığını yazmaktadır.

   Medine’de ‘el-Mescidü’n-Nebevi’de bulunan nüsha:Bu nüshanın ise, (654/1356) tarihinde vuku bulan yangından kurtulduğunu es-Samhudi’den öğreniyoruz. Musa Carullah’a göre; bu nüsha, orada bugüne kadar muhafaza edilmiştir. Osman Keskioğlu, aynı mushafla ilgili olarak: “Musa Carullah Bilgi, 1930’da Bolşeviklerin Rusyasından kaçtıktan sonra yakın ve uzak şarkta dolaşırken Kur’an ve mushafa ait epeyce tahkikat yapmış, bunları Hindistan’da neşretmiştir. Mezkur nüshanın Medine’de Ravza-i Mudahherada mahfuz bulunduğunu, Medine-i Münevvere’de mücavirliği esnasında eseri orada gördüğünü söylemektedir”(O.Keskioğlu, Kur’an Tefsiri,s.247) demektedir.

     Basra Mushafı:  Şibli tarafından zikredilen bir rivayete göre; Kurtuba’ya, oradan Portekiz’e ve daha sonra Fas’a getirilmiş ve burada uzun zaman kalmıştır. Bu mushafın, şehadetine tegaddüm eden anlarda bizzat Hz.Osman tarafından okunan nüsha olduğu ve hatta üzerinde kan lekeleri bulunduğu hakkında da bazı rivayetler vardır. İbnu Batuta(779/1377)’nın ifadesine göre, bu kan lekelerini havi nüsha, sekizinci asra kadar mevcut idi”(İlahiyat Fak.Usul-ü Tefsir Notları,s.51).

           Bütün bu bilgilerden şu sonuca varıyoruz: Demek ki; Kur’an’ın derlenip çoğaltılan ilk nüshaları, asırlar boyu titizlikle muhafaza edilmiş ve o nüshalara uygun olarak milyonlarca çoğaltılıp dünyanın dört bir yanına yayılmıştır. Sayıları her geçen yıl katlanarak artan ve milyonları bulan hafızlarca ezberlenmiş, hem metin olarak hem de dilden dile/gönülden gönüle günümüze kadar gelmiş ve ilanihaye aynı metodla devam edeceğine şüphe yoktur.Bugün yeryüzünde baskısı bulunan milyonlarca Kur’an’ın tek bir harfine kadar aynı olması, onun asla değiştirilemediği hakkında bize bir kanaat vermiyor mu? Böyle bir sağlamlık ve yücelik, insanlık tarihi boyunca hiçbir kitaba nasip olmamıştır ve olmayacaktır da!.  
 

                             

 

                        KUR’AN’IN  ‘YEDİ HARF’ ÜZERE NAZİL OLMASI ve KUREYŞ LUGATI İLE YAZILIP ÇOĞALTILMASI
    Misyoner Gılchrıst, Kur’an-ı Azimüşşan hakkında şüphe yaymak amacıyla, yine kitapçığının bir yerinde şunu söylüyor:
“Hz.Osman, Buhari’nin kayıtlarına göre, yanındakilere şöyle demiştir: ‘Zeyd b.Sabit ile siz Kur’an üzerinde herhangi bir noktada ayrılığa düşerseniz, o zaman bunu Kureyş lehçesindekine göre yazın. Çünkü (Kur’an), onların lehçesinde vahyolunmuştur’. Kur’an’ın birbirinden farklı ayetlerinin mevcut olduğu bu  ifadeden açıkça anlaşılıyor”.

                Ne aciz ve garib bir iddia!..Kur’an’ın ‘yedi harf’ üzere nazil olduğunu ve kıraat farklarındaki hikmetleri anlamadan böyle bir iddianın zayıflığı ve geçersizliği anlaşılamaz.

Buhari ve Müslim’in naklettiği bir hadisin tercümesi şudur:

“Ömer b. el-Hattab(r.a)’ın hadisidir. Dedi ki: Hişam b.Hakim b.Hizam’ın, Fürkan Sûresini, Resulullah’ın bana okutmuş olduğu, benim okuduğumdan başka bir şekilde okuduğunu duydum. Nerede ise (kızgınlığımdan) üzerine atılacaktım. Sonra (Namazı, bitirip) dönünceye kadar bekledim, sonra ridasını göğsünün üzerinde topladım, onu Resulullah (s.a.v)’in yanına götürdüm ve dedim ki: ‘Ben, bunu, Fürkan Sûresini sizin bana öğrettiğinizden başka türlü okurken duydum.’ Bana (Resulullah) dedi ki: ‘Hişamın yakasını bırak.’ Sonra, ona; ‘oku!’ dedi. O da okudu. (Resulullah) dedi ki: ‘Böylece nazil oldu.’ Sonra bana dedi ki: ‘Oku!’. Ben de okudum. (O zaman da) buyurdular ki: ‘Böylece nazil oldu. Muhakkak ki Kur’an, yedi harf üzerine nazil olmuştur; bunlardan hangisi kolayınıza gelirse onu okuyunuz.”(el-Lü’lüü, I/175-176, Hds.nu.:448).

                Yine ‘müttefegun aleyh’ bir hadis şudur:

                “İbnü Abbas(r.a.) hadisidir. Muhakkak Resulullah (s.a.v.)buyurdu ki: ‘Cibril bana (Kur’an’ı) bir harf üzerine okuttu. Ben yedi harfe varıncaya kadar artırmasında ısrar ettim.” (A.g.e.,Hds. nu.: 469).

                ‘Yedi harf, yedi Arap lehçesi veya yedi vecih demektir.Resulullah’tan işitmiş olmak şartıyla Kur’an’ın değişik vecihlerde okunmasına izin verilmiştir.

                Bunun hikmeti, hadislerden de anlaşıldığına göre, Kur’an okumayı kolaylaştırmaktır. “Kur’an’ın ilk muhatapları, kabileler halinde dağılmış olduklarından aralarında telaffuz farkları vardı. Bu özür sebebiyle onlara bir ruhsat verildi. Yedi farklı vecihle okuma(kıraat) izni verilmişse de, kitabet(yazı,hat) sadece Kureyş lehçesi üzere olmuştur. Bu da, ihtilafı asgariye indirmiştir. Zira kolaylaştırmayı gerektiren özrün zail olmasından sonra, asli harfin kitabeti, tilavet için de esas olmuştur: Özrün zail olmasıyla yedi harfe verilen muvakkat müsaade sona ermiştir. Zira lehçeler arasındaki ayrılık ve yaygın ümmilik, Kur’an’ın toplayıcılığı ve ümmiliğin azalmasıyla giderilmiştir.”(Prof.Dr.S.Yıldırım, a.g.e., s.73).

Kadi İyad’a(544/1149) göre; “Yedi harf hakkındaki bütün rivayetler, başkasının okuyuşunu kınamaktan menetmek gayesini ortaya koymaktadır” (Adil Kemal, Ulumu’l-Kur’an,s.85,86).

                Şunu açıklıkla söyleyebiliriz ki; Kur’an’ın yedi harf üzere nazil olması ve Cenab-ı Hakk’ın rahmetinin bir tecellisidir. Zira Cenab-ı Hak “kullarına asla zorluk dilemez, daima kolaylık diler.”

                Hz.Osman’ın, Zeyd b.Sabit’e verdiği talimata gelince: Buhari’nin rivayet ettiği hadiste, Hz.Osman’ın, istinsah heyetinde bulunan Kureyşli üç kişiye: “Siz ve Zeyd b.Sabit, Kur’an’dan herhangi bir şeyde ihtilaf ederseniz, onu Kureyş’in lügatı ile yazınız. Çünkü (Kur’an) onların diliyle inmiştir” (Buhari,VI.99), dediği belirtilmiştir.

Bu hadiste belirtilen husus; Kur’an’ın birbirinden farklı ayetlerinin mevcut olduğu anlamına gelmez. Buradaki talimat, Kur’an istinsah edilirken lehçe bakımından bir ihtilaf olursa, hemen Kureyş lugatine göre düzeltilmesi ve yazılması şeklindedir. Çünkü, değişik okuyuşlara müsaade olsa da Kur’an, Kureyş lehçesi üzerine nazil olmuştu. “Çünkü Kureyş’in lehçesi, Arap lehçelerinin en fasihi, en kolayı, Nebi(s.a.v.)’in dili; lugatların seçilmesi ve kıraatların birbirinden ayırt edilmesi esnasında üzerinde icma olunan lugat da o idi”(el-Mukni,s.120,121)
   OLAYA PRATİK BAKALIM.LAH ŞİVE- LEHÇESİ- İLE İSTANBUL ŞİVESİ AYNI MIDIR...AMA  " GELİYORUM " KELİMESİNİ " ÇELEYRUM " DİYE OKUMAK NE YAZILISI NE DE ANLAMINI BOZAR, DEĞİŞİKLİK SADECE OKUMADA -LEHÇEDEDİR...!

                     Hz.OSMAN, MUSHAF’I NİÇİN İSTİNSAH ETTİRDİ ve ÖZEL MUSHAFLARI NİÇİN YAKTIRDI?
   Genişlemiş İslam devletinin önemli merkezlerine dağılan Sahabe, kendi bildiği kıraati halka öğretiyordu. Bunun neticesinde şehirler arasında kıraat farklılıkları ortaya çıkmıştı. Çünkü Hz.Ebubekir döneminde yazılan ‘İmam Mushaf’ yedi harf (lehçe) gözönünde bulundurularak, bazı kelimeler, lehçelere göre farklı telaffuzları gösterecek şekilde yazılmıştı. İmlası aynı olsa da telaffuzları farklı olabiliyordu.

                Yeni müslüman olmuş Arap olmayan halklar, diğer lehçeleri bilmediği için öğrendikleri kıraatin tek doğru olduğuna inanıyorlardı. Bu sebepten münakaşalar çıkıyor, birbirine ‘kâfir ‘diyecek kadar ileri gidenler oluyordu. Ebu Kılabe’nin rivayetine göre, sonu tekfir etmeye varan bir münakaşaya Hz. Osman da şahid olmuş, onlara; ‘Siz, benim yanımda bile ihtilaf ediyorsunuz. Daha uzak yerlerde bulunanlar elbette daha fazla ihtilafa düşerler’ deyip Mushaf’ı çoğaltmak gereğine kanaat getirmişti.

                Bardağı taşıran son damla, Buhari’nin rivayetine göre şu hadise idi: Hicri 25 senesinde vuku bulan Ermenistan Gazasında, Suriye ve Irak askerleri birlikte savaşmışlardı. İki bölgenin askerleri, kıraat hususunda ihtilaf ederek birbirlerini tekfir edenler dahi oldu. Ordu komutanı Huzeyfe İbnü’l-Yeman, bu duruma çok üzüldü ve Medine’ye döner dönmez, daha evine gitmeden Hz.Osman’a varıp; “Ne olur, mahvolmadan önce şu ümmetin imdadına yetiş!...” diyerek meseleyi anlattı ve yahudi ve hıristiyanlar gibi Kitapta ihtilaf edilmesinden endişe ettiğini arzetti.

Bunun üzerine Hz.Osman, Muhacirun ve Ensarla istişare ederek Hz.Hafsa’daki Mushaf’ın tek bir lehçe üzerine çoğaltılmasına ve önemli merkezlere gönderilmesine karar verildi ve huzurundaki seçkin heyete; “Ben, halkı bir tek(tek lehçe üzerine yazılmış) Mushaf’ta toplayacağım. Böylece ihtilafların önünü almak istiyorum” demiştir(el-Mukni, s.119-120; el-Bürhan, I.235; Tarih-i Kur’an; s.12 ).

                Hz.Osman(r.a.), bu Kur’an hizmetinde Allah’ın lütfuyla kesin başarıya ulaşmıştır.

                Bu büyük halifenin, aynı meyanda bir hizmeti de, değişik lehçelerde yazılmış, hatta bazıları eksik de olabilen şahsi(özel) Kur’an nüshalarının imha edilmesini(yakılmasını) emretmesiydi. İbnü’l-Cezeri, (v.833/1429), şahsi Kur’an’lar hakkında şu tesbiti yapıyor:

“Bazan izah maksadıyla, metin arasına kıraatler hakkında açıklamalar koyarlardı. Çünkü onlar, Hz.Peygamber(s.a.v.)’den öğrendikleri Kur’an’ı iyice biliyorlardı.”

Bazen de metnin devamına tefsir mahiyetinde notlar yazıyorlardı. Mesela İbnu Mesud, kendi Kur’an’ına, Bakara Sûresi 198. ayetin(Rabbimizin lutuf ve kereminden nasibinizi aramanızda size bir günah yoktur ) hemen devamına; “fî mevâsimi’l-hacci: hac mevsiminde” diye yazmıştı. İşte bütün bunlar, resmi bir Kur’an’ın ortaya çıkmasını ve diğerlerinin imha edilmesini zaruri kılıyordu.

                Böylece Hz.Osman, ileride doğabilecek büyük fitnelerden ümmetin korunmasında çok büyük bir hizmeti başarmıştı.

“Fakat Hz.Osman’ın emrine rağmen, öyle anlaşılıyor ki, şahsi mushaflar, geniş İslam dünyasına yayıldığından büsbütün ortadan kalkmadı. H.3. ve 4. asırda Kur’an Tarihine dair eser yazanlar; İbn Mesud, Ubey gibi zevatın mushaflarını gördüklerini bildirirler. Bu da iyi olmuştur. Kaybolsalardı, muarızlar tarafından, aralarında fazla bir fark olduğu iddia edilebilirdi” (Prof.Dr. S. Yıldırım, a.g.e., s. 69-70).

Böylece J.Gılchrıst’ın mezkur kitabındaki; “Hafsa’nınkinin dışında kalan diğer bütün nüshaların yakılışı(Gerekli istinsah yapıldıktan sonra Hafsa’nın nüshası da yakılmıştır. O da resmi bir mushaftı ama, sûrelerin sıralanması konusunda üzerinde çalışılmamıştı ve yazısı da o kadar mükemmel değildi. Bunun için onun da yakılması gerekmişti. Bütün gayret, Allah’ın kitabı hususunda hiçbir ihtilafa meydan vermemek içindi)   bunların aralarındaki farklılık gösteren tüm delilleri ortadan kaldırmıştır. Bizce bu nüshaların böyle bir müdahaleye maruz kalarak yakılmaları, bu farklılıkların çok ciddi ve aşırı olduklarına ışık tutmaktadır”(Bkz: a.g.e., s.27) şeklindeki aşırı ve maksatlı iddiası da suya düşmektedir.

 

ÇARPIK BİR İDDİA ve AHZAP SÛRESİ’NİN YİRMİ ÜÇÜNCÜ AYETİ
YA DA KUR’AN NE EKSİK NE DE FAZLADIR

Ayet’ ve ‘sûre’nin ne anlama geldiğini bilemeyecek kadar Kur’an cahili olan(ya da iddiasını kasten abartan) J.Gılchrıst’ın bir tutarsız iddiasını daha cevaplarken Kelamullah’a imanımızı iyice kavileştirmiş olalım. Cahil misyoner Gılchrıst diyor ki:

                “Hafsa’nın nüshasının kopyaları, çoğaltılıp çeşitli yerlere dağıtıldıktan sonra, bu metni ilk yazan ve sonra bundan yapılan kopyalar üzerinde çalışan aynı Zeyd İbn-i Sabit, bu son metinlere aktarılması unutulmuş bir sûre(!) hatırlar. Diğer bütün elyazısı metinler yakılıp ortadan kaldırıldıktan sonra Hafsa’nın nüshası tüm dünyaya Kur’an’ın doğru, mükemmel ve sağlam tek metni olarak dağıtıldı. Ama şimdi aradan epey bir zaman geçtikten sonra Zeyd, bu Kur’an’a kaydedilmemiş bir sure(!) hatırlıyor. Bu da doğal olarak bizi Hafsa’nın nüshasının her ayrıntısında tam ve sağlam  bir Kur’an olmadığı sonucuna götürüyor. Kur’an’ın bugün kabul edilen Arapça metni bile Hz.Osman’ın, Zeydi bütün İslam dünyasında okunacak gerçek bir Kur’an metni hazırlamakla görevlendirdiği zaman mevcut olan, Hafsa’nınki de dahil olmak üzere bütün Kurán nüshalarından farklıdır... Kur’an’ın bugünkü metninin her ayrıntısında gerçek, güvenilir ve tam olduğuna inanılıyorsa, o zaman Hz.Ebubekir, Ömer’in yönetimleri döneminde tam bir Kur’an’ın mevcut olmadığı da kabul edilmelidir. Ya da, ilk iki halife dönemlerinde Kur’an’ın gerçek, güvenilir ve tam bir nüshası mevcut idiyse, o zaman Kur’an’ın bugünkü metnine ilaveler yapılmış olmalıdır. Çünkü sure 33:23, birbirleriyle çelişkili Kur’an’ların yakılmasından sonra, Hz. Osman’ın yönetimi döneminde epey bir zaman Hafsa’nın nüshasında kesinlikle yer almıyordu”.

                Bu iddiada ‘sûre’ diye söz edilen, Ahzab Sûresi’nin 23.ayetidir. Öte yandan; söz konusu ayetin Mushafa yazılması, istinsah işinden, yani Hafsa’nın nüshasının çoğaltılıp “tüm dünyaya gönderilmesi”nden öncedir. Yani, Kur’an’ın mükemmel ilk nüshası henüz oluşma safhasındadır. Zikredilen iddia, misyonerce ve ustaca yapılan büyük bir çarpıtmadır. Kur’an’ı iyice tanımayanların zihinlerinde bu gibi iddiaların ne büyük ve acı bir tesir bırakabileceğini düşünebiliyor musunuz?..Öyleyse misyonerler, işlerini iyi biliyorlar? Ya bizler, iman ettiğimiz kitabımızı ne kadar tanıyoruz? O Kitab’a ne kadar yakınız? Kur’an, hayatımızın ne kadarına yön veriyor? Bunların iyi bir muhasebesini hala yapmayacak mıyız?..

                Evet, biz yine sadede dönelim. Önceden de belirttiğimiz gibi; Hz.Ebubekir döneminde cem’ edilen ve daha sonra Hafsa'ya intikal eden ilk nüsha, tek harf(vecih, kıraat) üzere yazılmış değildi ve surelerin tertibi yapılmamıştı. Uzun süre muhafaza edilen bu nüshanın yazılarında dökülme ve silinme de olabilirdi. Onun için çoğaltma kararı verilince, Zeyd’in başkanlığındaki seçkin heyet, Hafsa’nın nüshasını ciddi bir tetkikten geçirdiler. Nitekim, Ahzab suresinin 23.ayetinin yerinde yazılı olarak durmadığı tesbit edildi. Dikkat edilirse, bu ayetin varlığı yeni keşfedilmiş değil; hafızalarda mevcut ve yıllardır ezbere okunuyor. Bu ayetin, daha sonra ilk nüshada bulunamaması, zaten ezberlere yerleşmiş Kur’an’ın varlığına ve mükemmelliğine hiçbir zarar verememiştir.

                Bu konudaki rivayet şöyledir: “Zeyd b. Sabit demiştir ki; ‘(Kur’an’ı istinsah ederken) ben, (Hafsa’nın yanındaki Kur’an’ın yazılı) sahifeleri (nin suretlerini) mushaflara naklettim de, el- Ahzab (suresin)den bir ayet ki, Resulullah(sav)’den onu okuduğunu her zaman işittiğim halde kaybetmiştim. Ve o ayeti (yazılı olarak) bulamamıştım; yalnız, Peygamberimizin, tek başına şehadetini iki kimsenin şehadetine denk tuttuğu Ensardan Huzeyme’nin yanında buldum. (En son onu  da, heyetin kararıyla mushaftaki suresine koyduk) O ayet de,  Allah’ın; mine’l-mü’minine ricalün... kavlidir’”(Tecrid-i Sarih  Tercemesi, VI-II, 273 /Buhari, c.6, s.98-99).

Bu hadisin zahirinden, zikredilen ayetin istinsah esnasında yerine konduğu anlaşılsa da, Hz.Ebubekir zamanındaki ilk nüshada yerleştirildiğini savunanlar da vardır. Mesela, Ebu Cafer et-Taberi’den, İbnu Atiyye; “O, son toplamada kaybolmuştur; fakat birinci cem’de kaybolmuş olması da daha sahihtir” dediği rivayet ediyor(Mukaddimetân, s.274). Kitabü’l-Mebani’de de aynı görüş hakimdir.

                Rivayetlerde ve yorumlarda ifade edilen her ne olursa olsun; bütün tarihi belgelerden, bugünkü elimizde bulunan Kur’an-ı Azimüşşan’ın ne eksikliğinin, ne de fazlalığının olmadığı kesinlikle anlaşılmaktadır.

 

                                                                        SÖZÜN ÖZÜ
               Kur’an;-Tevrat ve İncil’in aksine-nazil olmaya başladığı andan itibaren zapt u rapt altına alınmış ve muhafaza edilmiştir. Bu gerçek, inkarcılarca da malumdu. Buna işaret eden bir ayetin meali şöyledir:

                “Dediler ki; ‘(Bu Kur’an) evvelkilerin masallarıdır, onları yazdırmış, sabah-akşam onlar kensine okunuyor”(Furkan Sûresi,5).

                Hicretten önce 8.yılda Hz.Ömer, kız kardeşi Fatıma’nın evinde ‘Tâh⒠ve ‘Tekvir’ sûrelerinin yazılı olduğu sahifeleri bulmuş, okunan ayetler karşısında ürpermiş ve sonra da müslüman olmuştu. Bu hadise de, Kur’an’ın başlangıcından beri yazıldığını gösteren tarihi bir belgedir.

Peygamberimiz(Hz.Muhammed), meleğin(Cebrail) tebliğ ettiği vahyi ezberliyor, sonra vahiy katiplerinden birini çağırarak(Vahiy katipleri, 26 veya 42 kişi idi /Ali b.Bürhanü’d-Din el-Halebi,  es-Siretü’l-Halebiyye, 1320, III.326) gelen kısmı, ait olduğu yeri de tayin ederek yazdırıyordu (Zerkeşi, Burhan, I.238).

Nakillerden iyice anlaşıldığı üzere; Peygamber Efendimiz, muhtemel bir yanlışlığı düzeltmek için, gelen vahyi yazdırdıktan sonra katipten okumasını istiyordu. Kendisine okunarak mukabele görmüş bu metin, Resulullah’a teslim edilip hane-i saadette muhafaza ediliyordu. Ashaptan isteyenler, sonra kendileri için, onlardan şahsi nüshalar istinsah ediyorlardı(M.Hamidullah, Kur’an-ı Kerim Tarihi, s.43).

Hz.Peygamber, yeni indirilen her vahiy metnini önce erkekler, müteakiben de kadınlar cemaatine okuyup tebliğ ederdi(A.g.e. s.43, n.1’de İbn İshak, Sire’den).

Kur’an metnini yazanlar da, parçayı, hem ezberliyor, hem de yazılı olarak evlerinde bulunduruyorlardı. Yazma bilmeyen ve şahsi nüshası olmayan mü’minler; Hz.Peygamberin namaz, vaaz ve sair vesilelerle devamlı surette Kur’an okuması sayesinde, kulak yoluyla belliyorlardı(A.g.e.,s.45).

                Peygamberimiz, İslam’a yeni girenleri, Kur’an’ı iyi bilen sahabeye gönderirdi.

Mescidde, Kur’an öğretip öğrenenlerin çıkardığı seslerden dolayı birbirlerini şaşırmamaları için, Hz.Peygamber ashabına seslerini kısmalarını emretmişti. Gecenin karanlığında, ashabın meskenlerinin yanından geçenler, arı kovanı uğultusu gibi Kur’an sesi işitirlerdi(Zerkani, Menahil, I.241).

                Sahih hadis kaynaklarının nakillerine göre; Allah Resulü, her yılın Ramazan ayında, o zamana kadar vahyedilmiş bütün ayetleri Cebrail aleyhisselama okuyordu. Ömrünün son Ramazanında bu mukabele iki defa  olmuştu.

Kızı Fatıma, babasının o Ramazan kendisine gizlice şöyle fısıldadığını daha sonra Hz.Aişe’ye naklediyordu: “Cibril, Kur’an’ı her sene benimle bir defa karşılaştırırdı. Bu sene iki defa mukabele etti. Bundan, artık ecelimin geldiğini anladım.”      

Bu mukabele geleneği, asırlardan beri her Ramazan devam etmektedir.

Allah Resulünün ahirete irtihali üzerine Hz.Ali(r.a.), derhal evine kapanmış; “Kur’an’ı cem’ etmedikçe, Cuma namazına çıkmak hariç, ridamı giymemeye yemin ettim” diyerek, sözünü yerine getirmiş, Kur’an’ı cem’ etmedikçe Hz.Ebubekr’e biat etmemişti(Prof.Dr.S.Yıldırım, a.g.e., s.60).

Kur’an’ın, bir heyet tarafından resmen cem’i de, yine ilk halife Hz.Ebubekir zamanında yapılmıştı.

                Şu bir gerçek ki; bu derece titiz ve sağlam korunarak asırlardan asırlara noksansız bir intikal, sadece “kendinde hiçbir şüphe olmayan”(el-Bakara,2)  Kur’an’a nasib olmuştur.

Bütün bu tarihi belgelere rağmen Kur’an’dan şüphesi olanlar; akl-ı selimin ışığında onun ölümsüz mesajını tetkik etsinler. O zaman, ilahi ve mu'cizü'l-beyan bir kitap olduğunu hemen fark edeceklerdir. Onlar da, ilim- araştırma ve şüphe çağı olan yirminci asırda Kur’an’ı inceleyerek ona teslim olmuş ve İslam’ı seçmiş Prof.Dr.Maurice Bucaille(Tıp Fakültesinde Cerrahi bölümü başkanlığı yapmış bir Fransız doktoru. Yıllarca süren incelemelerini, ‘Kitab-ı Mukaddes-Kur’an ve Bilim’ adlı kitapta yayınlayarak Müslüman oldu-1976-) gibi şöyle haykıracaktır: “Kur’an’ın bildirdiklerinden hiçbiri, bilimsel bakış açısından herhangi bir itiraza mahal vermez...Onda her şey, insanlar tarafından kolayca anlaşılabilecek sade bir dille ve çok sonralar keşfedilecek bilgilere son derece uygun olarak ifade edilir.”

Ya da, yine çağımızın başka bir zirve talihlisi Roger Garaudy(Fransız Ü.Öğretim üyesi. Siyaset adamı ve düşünür. Fransız Komünist P.eski üyesi.Parlamenter ve senatör/1945-1962. Marksist Araştırma ve İncelemeler Merkezi eski müdürü. 1981 yılında İslam’ı seçti ve ‘İslam’ın Va’dettikleri’ adlı kitabını yayınladı) gibi şunu söyleyeceklerdir:

                “Ne İslamiyetle ilmin, ne de vahiyle mantığın arasında bir aykırılık yoktur. İlmi engelleyenler, soysuzlaşmış bilimcilerdir.”

                Daha önceleri de Prof. Carlyle; “Benim fikir ve kanaatime göre Kur’an, baştan sona samimiyet ve hakkaniyetle doludur” dememiş miydi?

Meşhur Goethe de; “Kur’an yaratılmış mıdır, bilmiyorum; ama kitapların kitabıdır; buna bir müslüman gibi inanıyorum”, diyordu.

                Öyleyse; her asırda olduğu gibi bugün de, insanlığın maddî ve manevî kurtuluşu; kitapların kitabı olan, ‘zaman ihtiyarladıkça gençleşen’ ve daima tek ‘hidayet kaynağı’ olan Kur’an-ı Azimüşşan’a bağlanmakla, onu hayata hakim kılmakla mümkün olacaktır.    
 

                         KURANIN CEMI KONUSUNUN ÜSTAD HAYRETTIN KARAMAN'IN YAZISININ KISA ÖZETİ
a) Kur'an'ın, Hz. Peygamber ve bir kısım ashabı tarafından tamamı, diğerlerince de çeşitli kısımları ezberlenmiştir.
b) Hz. Peygamber ile Cebrail, Peygamberimiz ile bazı sahabiler ve bir kısım sahabe kendi aralarında Kur'an'ı karşılıklı okumuşlar, birinin ezbere okuduğunu diğeri dinlemiş ve gerektiğinde yanlış okumaları düzelterek doğru ve sağlam ezberlemeyi sağlamışlardır.
c) Âyetler geldikçe Peygamberimiz tarafından vahiy katiplerine, ileride mushaflaştırılırken riâyet edilecek sıra bildirilmek sûretiyle yazdırılmış ve yazılan metin Resûlullah'ın hanesinde muhafaza edilmiştir. Ayrıca sahabenin de ellerinde yazılı parçalar bulunmuştur.
d) Kur'an'ın nüzûlu tamamlandıktan kısa bir müddet sonra (Hz. Ebû-Bekr'in halifeliğinde), Peygamberimiz tarafından bildirilen nihai sıralamaya göre bütün parçalar birleştirilmiş ve yeniden yazılarak muhafaza altına alınmıştır.
e) Hz. Osman'ın halifeliği devrinde, ana metinden, gerektiği kadar yeni nüsha kopya edilmiş ve İslâm dünyasının çeşitli bölgelerine gönderilmiştir.
  Hicri 25. yılda Hz. Osman'ı bu faaliyete iten sebep, Ermenistan ve Azerbaycan fetihlerinde bulunan Huzeyfe b. el-Yemân'ın kendisine başvurması ve orada olup biteni anlatmasıdır. Çeşitli bölgelerden savaşa iştirak eden Müslümanlar bu savaş esnasında, Kur'an'ı farklı okuma yüzünden birbirlerine düşmüşler, sert tartışmalara girmişler, hatta bazıları, kendilerinden farklı okuyanları ağır bir şekilde suçlamışlardı. Farklı okuma sebebi, Hz. Ebû Bekir zamanında yazılan nüshada "yedi harf"in (lehçenin) bulunması, bu bakımdan bölgeler ve kabileler arasında farklı okumalara imkan hasıl olması ve bazı sahâbîlerin özel nüshalarında -Kur'an'dan olmayan- bir kısım açıklayıcı kelimelere yer verilmiş olması idi. Huzeyfe bu ihtilafın tefrikaya, bölünüp parçalanmaya, mukaddes Kitabımız üzerinde şüphelerin oluşmasına sebep olacağından korkmuş, Halife'den duruma müdahale etmesini rica etmişti. Halife, daha önce de Kur'an'ın toplanıp yazılmasında görev almış olan Zeyd b. Sâbit başkanlığında dört kişiden oluşan bir heyet kurmuş, heyete "ana Mushaf"ı ve Kureyş lehçesini esas alıp diğer harflere yer vermeden birkaç nüsha mushaf yazmaları; yani ana nüshadan birkaç kopya çıkarmaları emrini vermiştir. Heyet yedi nüsha yazmış ve Halife Osman bunları İslâm ülkesinin yedi bölgesine göndermiş, bundan sonra Kur'an'ın bu nüshalardaki şekle ve lehçeye göre yazılıp okunmasını, buna uymayan, farklı lehçelerden kelimeler ile açıklamaları ihtiva eden özel yazmaların yok edilmesini istemiştir.Allah Teâlâ'nın Kur'an-ı Kerim'i koruma vadinin bir tecellisi olmalıdır ki, bu yedi nüshadan üçü günümüze kadar gelebilmiştir. Bu üç nüshadan biri, Osmanlılar'ın Medine'den çıkarken yanlarında getirdikleri ve halen Topkapı Sarayı'nda bulunan nüshadır. İkincisi Timur'un Şam'dan alıp götürdüğü nüshadır ve halen Taşkent'te bulunmaktadır. Üçüncüsü ise İngilizlerin Moğol hükümdarlarının sarayından alıp Londra'ya götürdükleri ve İndia Offica kütüphanesine koydukları nüshadır. Araştırmacılar bu üç nüsha üzerinde yaptıkları inceleme sonunda hem muhteva hem de şekil bakımından tam bir uygunluk ve birlik bulunduğunu tespit etmişlerdir.
 
(Yenisafak: 2000/agustos/27)


         

                              
              Hicretin 4. yılında vahiy olunan Kur'an-ı Kerim'in ayetlerinin yazıldığı taşlar -Mekke Müzesi, Mekke-

 

                                        Kur'an-I Kerim'in mucizesi bir kez daha ispatlandI
  Eski Diyanet İşleri Başkanı Dr. Tayyar Altıkulaç, 10 yıllık çalışma sonucunda orijinal 4 mushaf ile günümüz Kur'an-ı Kerim'ini kelime kelime ve harf harf kontrol ederek, aralarında herhangi bir değişikliğin olmadığını kanıtladı.
  Altıkulaç, AA muhabirine, günümüz Kur'an-ı Kerim'i ile dünyadaki 4 orijinal mushaf üzerinde IRCICA ve Türkiye Diyanet Vakfı'nın katkılarıyla yürüttüğü çalışmalar hakkında bilgi verdi. Yıllardır ''Kur'an-ı Kerim'in hiç değişmediği, tahrife uğramadığı''nın ifade edildiğini ancak kanıtlanamadığını dile getiren Altıkulaç, IRCICA ve Türkiye Diyanet Vakfı'nca basılan orijinal mushafların özel faksimile nüshalarının, Kur'an-ı Kerim'in herhangi bir değişikliğe uğramadan günümüze ulaşmış bir kitap olmasıyla ilgili olduğunu söyledi. Mushafların en eski belgelerinin kütüphanelerde saklı bulunduğunu ve kimsenin bunların kapağını açıp inceleme fırsatı bulamadığını anlatan Altıkulaç, teknolojik gelişmelerin sonucu dijital çekim sayesinde kütüphanelerdeki mushafları dijital ortama aktardıklarını ve kitap haline getirdiklerini kaydetti. Orijinali Topkapı Sarayı Müzesi'nde bulunan ve Halife Hz. Osman'a izafe edilen Mushaf-ı Şerif'in IRCICA tarafından hazırlanan özel faksimile nüshası ile bugün dünyanın her yerinde okunmakta olan Kur'an-ı Kerim'i kelime kelime, harf harf, hatta diş diş kontrol ettiğini ve arada herhangi bir değişikliğin olmadığını tespit ettiğini anlatan Altıkulaç, aynı çalışmayı Kahire'de bulunan ve yine Hz. Osman'a ait olduğu söylenen El-Meşhedü'l-Hüseyni mushafı üzerinde de yaptığını kaydetti.
                                                   ''MÜSLÜMANLAR İÇİN ÇOK ÖNEMLİ BİR SONUÇ''
  Taşkent, Türk ve İslam Eserleri Müzesi'nde bulunan mushaflar üzerinde de aynı çalışmayı yürüttüğünü belirten Altıkulaç, ''Bunlar hep ayrı ayrı coğrafyalarda henüz hicretin birinci asrı içinde yazılmış mushaflar. Mushaflar birbirleriyle tam bir paralellik içinde oldukları gibi, dünyanın her yerinde okunan Kur'an-ı Kerim'lerle de aynı paralelliği gösteriyorlar. Küçük, basit esasıyla ilgisi olmayan imla farklılıkları var ama esası ilgilendiren hiç bir şey yok. Ne fazla, ne eksik. Bu çok muhteşem ve huzur verici... Müslümanlar için çok önemli bir sonuç olarak değerlendiriyorum'' dedi. Altıkulaç, çalışmalarının San'a mushafı üzerinde devam ettiğini belirterek, ''O da bitmek üzere, yakında matbaaya göndereceğiz'' diye konuştu. Tayyar Altıkulaç, çalışmalarının 10 yıldır devam ettiğini ifade etti.               
                                                  ''YAKINDA SAN'A MUSHAFI DA NEŞREDİLECEK''
  İslam Konferansı Teşkilatı (İKT) Genel Sekreteri Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu, çalışmanın çok önemli sonuçlar ortaya çıkardığını belirterek, ''Çalışmalar sonucunda Kur'an-ı Kerim'in vahyedildiği andan bugüne olduğu gibi ulaştığı, bir harfinin, bir kelimesinin ne fazla ne az olduğu tespit edildi'' diye konuştu. Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, Türkiye'de Hz. Osman dönemine ait 3 önemli mushaf bulunduğunu, bunların birini Diyanet Vakfı'nın, diğer ikisini de IRCICA'nın neşrettiğini belirterek, 'San'a Mushafı'nın da yakında neşredileceğini bildirdi. Mushaflar üzerindeki çalışmaları Tayyar Altıkulaç'ın yaptığını ifade eden Bardakoğlu, ''4 neşir ortaya çıkardı ki, indirildiği andan bu yana Kur'an-ı Kerim mushafları arasında en küçük bir değişiklik yoktur ve Müslümanlar Allah'ın da bir korumasının sonucu olarak, Kur'an-ı Kerim'i gözleri gibi korumuşlardır'' dedi.
  (14.08.2010)

 

                    EK : HZ RESUL DÖNEMİ KURAN YAZMALARI VE HZ OSMAN MUSHAFLARI İÇİN TIKLAYINIZ