|
Ben
bir kul'um,teb'a değil, herkes eşit rabbimin huzurunda. Zengin-fakir, avrupalı-asyalı , zenci-kızılderili, şehirli-köylü, patron-işçi... Üstün
olan sadece Allah'tır, kul olan vatandaşlar arasında ise üstünlük sadece
takva sahibi olanlardadır, yaratılan kullar içinde insani vasıfları en iyi
temsil eden, örnek şahsiyetlerdedir.
Herkes
tarağın dişleri gibi eşittir benim dünyamda. Bu sloganik, şekilci, ütopik bir
özgürlük değildir, imanımın bir gereği, yaşam tarzımın sonucudur.Vatandaş ,
birey...gibi kavramlarla uyutulup, içi boş terimlerin ardından
sürüklenmem ben.Sadece seçim zamanı hatırlanıp, en az 100 yıldır üzerinden siyaset
yapılan, vasıta olarak kullanılıp, değer veriyor gibi gösterilip sömürülen biri
olmam ben.Adına hüküm sürülüp, kendisi fakir olan, hor görülen, ezilen, sürü yeri
konan, düşünme ve karar verme yeteneği kendisine layık görülmeyen,
maddi manevi yetkilerini belli zümrelere kaptıranlardan asla olmam ben.Muhatabım bakan,
paşa, patron,...olsa da benim gibi kul olduğunu bilirim.Kim olursa olsun Allah'ın
yarattığıdır, kendisine saygı gösterir ama asla kulun kulu olmam ben.Önünde
eğilmem, kıvırmam, yalakalık yapmam, korkmam....Çünkü herkes kuldur benim
gözümde,biriz , aynıyız, eşitiz, hürüz, kardeşiz, emanetçiyiz...Önünde tek
eğileceğim, Yaratıcıdır benim.Geri kalanlar sadece kul'dur, benim gibi.Vatandaş
bırakın bakanı, cumhurbaşkanını... "vekiline " ulaşmak için araya vasıtalar
koyarken, kul olan benim vasıtaya ihtiyacım ise asla yoktur!
Ben
kul'um ; yaratılan ve eşrefi mahlukat olanım ben.Tüm insanlar ya atam Adem'den
fıtraten kardeşim ya da dinim İslam'dan dolayı din kardeşimdir benim.Aramızda
üstünlük yarışı yoktur.Mal sahibi de sadece emanetçidir, sağlıklı olanda genç
olanda...Hepsi aynı gemide aynı yere yolculuk ederler.Tek üstün vardır, kulların Hâlik'i, Azze ve celle; Allah! Bizde üstünlük kıstası para, güç, siyaset,
torpil...değildir çünkü ben kul'um.Pragmatist, egoist, benci birey değilim
ben, türlü yöntemlerle fikri, aklı, düşüncesi sömürülen vatandaş değil, her biri
bir alem olan kullar içinde eşit ama her biri iyilikte yarış içinde
olanlar içinde olanlardanım ben, çünkü kul'um ben, Hamdolsun !
Ben
kul'um, Abdal'ım Pir Sultan gibi.Benden Veliler çıkar, Hacı Bektaş'lar
gibi.Benim dünyamdan Yunus'lar çıkar, Mevlana'lar çıkar, örnek diye...Yurttaş,
vatandaş, birey...sadece slogan, elma şekeri gibi...Aslında yurdumda da ,
dünyada da ezilen onlardır,sömürülenlerde onlar.Vergisi alınan, askere çağrılan,
beş yılda bir oy kullanan, adına kanunlar çıkarılan, idamlar ,ihtilaller yapılan,
cinayetler işlenen, enformasyon ile yönlendirilen, basmakalıp kavramlarla
uyutulan, asla kendine verilen sözler tutulmayandır onlar.Tüm bunlarda edilgen konumda
olanda onların... Ama tümcelerde efendi de onlardır, yönetende ...Kul'un ise Allah'ı vardır.Cumhurbaşkanın da ,
vekilinde üstünde.Yaratan , rızık veren, tek Mâlik, yönetici.Sözünden asla
caymaz...
Seçtiğimin, patronumun, paranın, gücün... kulu olmak yerine Yaratıcıya
kul olurum ben.Benim dünyamda riya, kibir, yasaktır.Sekiz yıllık zorunlu eğitim
değil, beşikten mezara dek ilim söz konusudur benim dünyamda.Senede bir gün değil , her gün
cennet annelerin ayakları altındadır...Benim Rabbim,Malik'im bana asla yalan
söylemez,verdiği sözü bilirim ki kesin tutandır O... 3-5
anahtar sözü verip sonra aile resmi ile kazık atmaz bana, dünyaya demokrasi adı
altında sömürü düzeni getirmez.Ben aldatılmam, yalanlarla kandırılmam.Ben kul'um
, tabi olduğum ise vatandaşında , bireyinde, yurttaşında, yurdunda asıl
sahibidir Allah'tır.
Özetle; kullukta herkes eşittir.Herkes Allah'ın huzurunda
sınıf-makam-zümre-soy-sop farkı gözetilmeden sadece kuldur.Ama vatandaşlıkta
kanun önünde, pratikte, uygulamada, ...mutlaka farklılık
olmaktadır.Kanunlar örümcek ağı gibidir, sinek- vatandaş- takılır, arı -
zengin, güçlü- deler geçer.İnsanı içten güdüleyecek bir motivasyon kaynağı
yoktur vatandaşlıkta.kanun bir yere kadar, polis yoksa çal, yolsuzluk yap,
rüşvet ver, saldır...! Kul ise "ahiret, melek, basir Allah, kul hakkı, ...gibi
kavramlar ve güdü kaynakları buna engel olur...!
Bende
tabii ki yurttaşım, bireyim.Vatanım, kişiliğim, iradem var.Ama kula kulluktan
kurtaracak tek çözümün adının Allah'a kulluk olduğunun da bilincindeyim. Evrenselim,
eşitim, özgürüm, hürüm...Çünkü kulum ben.Allah'a kul olan kula kulluktan
kurtulur. Ben de o kurtulanlardanım ,bi-iznillah, El-hamdü-l'illah.
Kul Erenler
Kul oldum!.. Hür oldum!..
Tamamen bedenî bir varlık haline gelen ve her zaman iştihalarını tatmin
peşinde koşanlar, hürriyeti, herhangi bir sınırlama ve engelle karşılaşmadan her
türlü isteği gerçekleştirmek şeklinde anlamış ve tarif etmişlerdir. Bu çarpık hürriyet mülâhazasıyla, ahlâk ve faziletin yerine cismaniyeti
yerleştirmişlerdir. Ölçüsüz serbestliği hayat felsefesi haline getiren bu
talihsizler, özgür olduklarını ve serbestçe yaşadıklarını iddia ettikleri aynı
anda hiç farkına varmadan bedenin, cismânî arzuların, dünyevîliklerin ve
bohemliğin ağına takılmış; makam ve mansıbın, servet ve şehvetin
kulları-köleleri olmuşlardır. Böyle bir esaretin neticesinde, Allah'la
irtibatsızlıktan kaynaklanan tatminsizlikler yaşamış, çeşit çeşit illetlere
yakalanmış ve anarşiye açık yığınlar haline gelerek toplumu bunalımdan bunalıma
sürüklemişlerdir. Dinimizde, insanın her aklına geleni ve arzu ettiği her şeyi yapması demek
olan "mutlak hürriyet" yoktur. Günümüzün Batılı anlayışına göre hürriyet,
"Başkasına zarar vermeyen her şeyi yapabilmek" şeklinde tarif edilse de;
bizim hürriyet telakkimiz, "insanın, ne kendisine ne de başkasına zarar
vermemek şartıyla meşru dairede istediğini yapması" şeklindedir. Ayrıca, biz, İslam'ın kalbî ve ruhî yanı açısından,
hürriyeti "insanın
Allah'tan gayri hiçbir şey ve hiçbir kimsenin boyunduruğu altına girmemesi,
hiçbir şey karşısında baş eğmemesi" olarak anlarız. Hayatını, cismanî hazlarının
arkasında sürüm sürüm sürünerek geçiren, nimetler karşısında şükredeceğine iyice
küstahlaşan ve kazandıkça biraz daha hırsa kapılıp şımarıklaşan ama diğer
taraftan da elindeki imkanları yitireceği korkusuyla tir tir titreyen bir
zavallıyı -dünyaya hükümdâr bile olsa- hür kabul edemeyiz. Çünkü, bize göre
gerçek hürriyet ancak, insanın dünyevî endişelerden, mal-menâl gibi gâilelerden
kalben sıyrılıp, Hakk'a yönelmesi sayesinde gerçekleşebilir. Bundan dolayıdır
ki, Allah Rasûlü (aleyhi ekmelü't-tehâyâ) gönlünü dünya metâına kaptıran ve
sürekli onu düşünen kimseleri, "dinarın, dirhemin, kadife ve kumaşın kulları"
olarak tavsif etmiş ve kınamıştır. Bir Hak dostu da, talebesine nasihat ederken,
"Oğul, kölelik bağını çöz ve azat ol; daha ne kadar altın ve gümüşün esiri
olarak kalacaksın?" demiştir. Evet, değişik arzu, istek ve beklentilere bağlanmış olan bir kalbin sahibi
kat'iyen hür sayılamaz. Ömrünü bir kısım dünyevî çıkarlar ve cismanî hazlar
karşılığında başkalarına ipotek eden ve sürekli onlara bedel ödemek zorunda olan
birisi hür kabul edilemez. Aksine, dünyanın nefis ve hevesâta bakan yanlarına karşı kapanan, kalbini
dünyadan, dünyayı da kalbinden uzaklaştıran bir insan, zindanda dahi olsa gerçek
hürriyeti bulmuş demektir. Yaratıcı'ya yönelen, gerçek kıblesine dönen, sadece
Hakk'a kul olmak suretiyle arzulara kulluk, kuvvete kulluk, şehvete kulluk,
şöhrete kulluk gibi çeşit çeşit kulluklardan kurtulan böyle bir insan gerçek
hürdür. O boynuna hiçbir kementin geçirilmesine razı olmaz; ihtiraslar onun
ufkunu kirletemez; heva, heves ve şehvet ona boyun eğdiremez. O, Hazreti Mevlânâ
edasıyla, "Kul oldum, kul oldum, kul oldum... Her köle, hürriyete erince mesut
ve bahtiyar olur. Ben Sana kulluğumla saadet ve sevinci buldum." der; kulluğuyla
beraber bir çeşit sultanlığa erer.
Tiryakilerin Esareti
Aslında, bağımsızlığı daha umumi manada ele almak gerekir. Mesela,
adetleri,
alışkanlıkları ve tiryakilikleri terk etmek ve bir manada tam bağımsız yaşamak
da hürriyetin ayrı bir yanını meydana getirir. "Terku'l-âdât mine'l-mühlikât –
Âdet ve tiryakilikleri terk etmek de öldüren faktörlerden biridir." sözünde
ifade edildiği gibi insanın alıştığı ve adeta bağımlısı haline geldiği şeylerden
uzaklaşması çok zordur. Yeme-içme bağımlısı, uyku düşkünü, rahat tutkunu ve yuva
meftunu olan insanların bunları muvakkaten de olsa terk etmeleri neredeyse
imkânsızdır. Oysaki bir Müslüman, en zor şartlarda yaşamaya dahi kendisini alıştırmalı ve
hasbelkader öyle bir şeye maruz kalırsa çarçabuk pes etmemelidir. Bir insanın
yuvasını sevmesi ve onu bir cennet otağı olarak görmesi tabiîdir; ama yuvasına
bağımlı hale gelmesi ve onu olmazsa olmaz kabul etmesi doğru değildir.
Çanakkale'de şehit olanlar kendi yuvalarına, hayata ve dünyevî güzelliklere
bağımlı olsalardı, bugün biz hürriyeti hiç tadamazdık. Dolayısıyla, insan,
gerekirse din, iman, vatan ve millet uğruna sımsıcak hanesini de terk edecek ve
kafasından bile silip atacak kadar bütün kayıtlardan azâde olmalıdır ki bazı
mahrumiyetler sebebiyle büyük sarsıntılar yaşamasın.
Allah'adır tevekkülümüz, itimadımız...
Hürriyetin diğer bir buudunu ise kuvvetin hakta olduğu prensibine göre
hareket etmek, zalim kuvvetlerin dayatmaları karşısında asla "pes" dememek ve
başka güçlerin boyunduruğuna razı olmamak teşkil eder.
"Baş eğmeyiz edânîye dünyâ-yı dûn içün;
Allah'adır tevekkülümüz, itimadımız"
diyen Bâkî böyle bir hürriyet düşüncesini seslendirir.
Evet, şayet Allah'a
tevekkül etmişsen ve O'na tam güveniyorsan üç-beş günlük dünya için sen de
aşağılık kimselere baş eğmez, boyun bükmezsin. Aksi halde, her güçlüye kul
olur, her kaba kuvvet sahibine kölelik yapmak zorunda kalır; bugün buna, yarın
şuna ve ertesi gün de bir başkasına temenna durursun; daha güçlü ve kuvvetli
birileri dayattıkları zaman da bu defa onlara serfürûda bulunursun. İşte bu
açıdan, nice kimseler vardır ki, baş döndüren bir ihtişam içinde yaşamalarına
rağmen, gerçek hürriyeti bir türlü duyup tadamaz ve esir hayatı sürerler;
niceleri de vardır ki, mahrumiyetler içinde olsalar bile, Allah'tan başka hiç
kimseye diyet ödeme durumunda bulunmadıklarından dolayı bir lâhza olsun esaret
ve mahkûmiyet hissetmezler. Hazreti Bediüzzaman bu hakikati ne güzel ifade
eder: "O'nu tanıyan ve itaat eden, zindanda dahi olsa bahtiyardır. O'nu
unutan, saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır."
1 -
Hayatını bedenî ihtiyaçları etrafında geçirenler, hürriyeti,
herhangi bir sınırlama ve engelle karşılaşmadan her türlü isteği
gerçekleştirmek şeklinde anlamışlardır.
2 -
Bizim hürriyet telakkimiz, "insanın, ne kendisine ne de
başkasına zarar vermemek şartıyla meşru dairede istediğini yapması"
şeklindedir.
3 -
Allah'ı tanıyan ve O'na itaat eden, zindanda dahi olsa hür
sayılır. Onu unutan ise saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır, esirdir.
( Fetullah GÜLEN:18.03.2011 )
|