|
Tevhid, vahdet... Allah'ü Teala'nın tek ve bir olduğunu
ifade eden kelimelerdir. Allah'ü Teala, kainattaki her şeyi birden çok (Ağaçlar,
insanlar, dağlar, hayvanlar, güneşler, melekler...) yaratmıştır. Her cins, birden
fazla olarak yaratılmıştır. Evrende tek ve bir olarak sadece Allah'u Teala vardır.
Allah'u Teala'nın
evrende yarattığı tüm canlı-cansız (Toprak,su,hayvan,bitki...) maddeler, insana
hizmet için yaratılmışlardır. Hava, insanın oksijen alması, toprak beslenmesi,
yürümesi, bitki yemesi, havayı temizlemesi... için yaratılmışlardır. Birden çok
yaratılan insan-ve cinler- de Allah'a ibadet etmek amacıyla yaratıl-mışlardır.
Yani evrendeki tüm canlı-cansız maddeler, insan ve cinin Allah'a daha rahat
ve uygun bir ortamda kul olma bilincini yerine getirmeleri için yaratılmışlardır.
Özetle tevhid
kelimesi, çoklar aleminde yer alan insanın tek ve bir olan Allah'a kulluğunu, sadece
O'na boyun eğmesini simgelemektedir.
Kelime-i Tevhid; "La- ilahe-
illa- Allah" kelimesine kelime-i tevhid denir. "La" olumsuzluk, inkar (
Hayır, reddediyorum, kabul etmiyorum ) anlamını taşır. "İlahe" kelimesi
bünyesinde dört anlamı barındırır. İlah;
-İbadet edilen,
-Kanun koyan,
-Rızası gözetilen,
-İyiliği beklenen, anlamlarına gelir. "İlla"
istisna edatıdır (Sadece, ancak kabul ediyorum anlamına gelir). "Allah" ,
(Allah...).
Kelime-i Tevhid,
günümüzde genel anlamı ile "Allah'tan başka ilah yoktur" diye Türkçe'ye
çevrilir. Peki ilah ne demektir. İlah'ta Arapça bir kelimedir. İlahtan kastedilen mana
nedir ?
İlah kelimesinin dört
anlamı vardır dedik. Şimdi her bir anlam ile K.Tevhid'i Türkçe'ye çevirelim :
Allah'tan başka ilah yoktur.
1- Allah'tan başka
"ibadet edilecek" yoktur : Biz Mü'minler ineklere ( Hindular gibi...), putlara,
heykellere (Hıristiyanlar gibi...), dünyaya, paraya... vs değil, sadece Allah'a kul
olur, ona ibadet ederiz.
2- Allah'tan başka " kanun
koyucu " yoktur : Biz Mü'minler Allah'ın kanunları dışında başka bir
kanunu kabul etsek, kanun koyan; ilah demek olduğuna göre bizlerde o kanunları kabul
edersek, onu (Allah'ın dışında kanun koyanı) ilah kabul etmiş oluruz. Bu da şirk
olur, Allah'a ortak koşmak olur. Bu da Allah'ın affetmediği, ebedi cehennemlik yapan
iki büyük günahtan biridir (Allah'ü Teala, kendine ortak koşanları ( müşrikleri)
ve kul hakkını ( yetim malı yiyeni, iltimasçıyı...) asla affetmemektedir. Diğer
günahları isterse af eder, isterse etmez...)
Allah'u Teala'nın
kanunları : Namaz kıl, oruç tut, zikir çek... gibi emirler ve içki içme rüşvet
yeme, şirk koşma, gıybet etme... gibi haramlardan ( yasaklardan) oluşur. Kim ki
emredilen farzı yasaklar, yasaklanan haramı serbest bırakırsa, Allah'ın kanunlarını
beğenmeyip, kendisi o ilahi kanunların muhalifine, zıttına kanun koyarsa, o kişi
ilah, o kişinin kanunlarını kabul edende müşrik olur...
3- Allah'tan başka "rızası
gözetilecek" yoktur. Bir Mü'min bir eylemini, bir fiilini yapar,
gerçekleştirirken tek bir amaca yönelmelidir : Allah'ın rızasını kazanmaya ...
Yapılan bir iyilik ( sadaka vermeden, birine söylenen tatlı bir söze kadar...) veya
kılınan bir namaz... gösteriş, kula yaranma hevesini... güdüyorsa, kişi " La
İlahe İlla Allah" değil, "La İlahe İlla Ali, Veli..." demiş olur, en
azında ağzı ile olmasa bile niyeti, fiili ile. Bu ise şirk olur.
4- Allah'tan başka "iyiliği
beklenecek" yoktur: Mü'min, müdür, amir, patronundan... değil, iyiliği sadece
Allah'tan bekler. Eğer bu kişilerin bize iyiliği dokunmuşsa unutulmamalıdır ki bu
Allah'ın bize iyilik yapmak için bu kulları vasıta olarak kullandığı anlamına
gelir yani iyiliği yapan Allah, vasıta kılınan müdür, vali, başkan, doktor ...
olmuş olur.
K. Tevhid çok genel anlamları
içerir ve hayatımızın her alanını, her fiilimizi, eylemimizi ve niyetimizi kapsar.
Cennete girmenin formülü o nedenle K. Tevhid kabul edilmiştir. K. Tevhid'e göre
yaşamalı ki sonunda ilahımız olan, tek ve bir olan mabudumuzun cennetine girebilelim.
KUL HAKKI
Allah’ı
Telâla kur-anın tüm emirlerini kabul eden (iman eden) insanların bazıları
yapamasalar bile yapanlarla alay etmedikleri zaman Allah’ı Telâla onları af edip
cennete koyabilir.Af etmese bile cehennemde cezasını çektirip sonra cennete koyar. Yani
iman edenlerin günahları olsa bile sonunda cennete girerler. Fakat Allah’u Teala iki
günahı asla affetmez.
Kul Hakkı:Allah’u
Teala kur-an’la tüm insanların can,mal,akıl,namus ve dinini koruma altına
almıştır. Eğer bir insan başka bir insanın (Hristiyan,ateist,Yahudi bile olsa) bu
beş hakkından birine saldırırsa Allah’u Teala onu asla affetmez. O saldırılan
insan af ederse o zaman Allah’u Tealada affeder.
Şirk:Allah’a ortak
koşmak demektir. Bir insan Allah’a ortak koşarsa cehenneme gider. Bir insan Allah’a
ibadet etmek yerine bir insanın ‘Ben sana tapıyorum veya seni kendime ilah etmişim
veya geleceği bilirim’ dese Allah’ın yanına bir ilah daha kabul etmiş olduğu
için Allah’a ortak koşmuş olur.(Çünkü geleceği sadece Allah bilir ve sadece
Allah’a ibadet edilir.)Veya Allah’ın bir kural-kanununun zıttına bir kural (kanun)
koyan ile bu kuralları kabul edenlerde şirke düşmüş (müşrik olmuş) olurlar.
Kısaca; Kur-an’a zıt,muhalif ,aleyhine her kanun şirktir. Koyanda kabul edende
müşriktir. Allah ise şirki asla affetmez. Müşrikler ebedi cehennemliklerdir.
CENNET-CEHENNEM
İman
etmek,kabul etmek demektir. Örneğin,Allah’a iman ettim demek ,Allah’ın varlığına
ve O’nun emirlerini kabul ettim manasına gelir.Müslüman'ım
diyen insan, İslam'ın tüm emirlerini kabul eden (iman eden) ,reddetmeyen (inkar
etmeyen,kafir olmayan) insandır. Bir Mü’min (iman eden) İslam’ın,Kur-an’ın her
emrine önce iman etmeli,sonra bu iman edilen (kabul edilen işi) yapmalı,onunla amel
etmelidir.(Amelinde de samimi,ihlaslı olmalıdır). Demek ki bir mümin için iki aşama
vardır. İman etmek,amel etmek önce Mü’min olmak (kabul etmek) sonra Müslüman
olmak.(Tatbik etmek). Bu iki aşama karşısında toplam dört grup insana muhatap oluruz.
- Hem iman etmez (Kur-an’ın bir
ayetini bile inkar imansızlıktır),hem amel etmez (Cehenneme gidecek bir grup).
- İman edip (Kur-an’ın tümüne)
amel etmeyen (Cehennemde cezasını çekip cennete gidecek grup).
- İman etmeyip,amel eden (Cehenneme
gidecek ikinci grup:Çünkü İslam’da öncelikle önemli olan ,ilk sırada olan
imandır. (kabuldür). Yoksa İslam’ın bir amelini yapan ,mesela soğuktan başını
örten .sağlık nedeniyle içkiyi bırakan insanın niyeti,Allah rızasını kazanmak (ki
zaten her Allah rızasını kazandıracak amel insana da yararlı amel,iştir) değil,
şartların gerektirdiği bir sonuçsa niyetlere göre karşılık alındığında
örnekler için söylersek kişi sağlığına kavuşur ama cennete giremez.
- Hem iman hem amel eden (amelinde
ihlaslı ise) direkt cennete gider.
TEVHİD NE DEMEKTİR ?
Allah'ı birlemek ve Allah'ın dışında İla lık ya da Rabb'lik arzeden tüm
otorite, kurum, din, gelenek, şahıs, fikir ve alışkanlıkları reddetmek ve
terk etmektir. Tüm güç ve değerlerin Allah'a hasredilmesi, her şeyin Allah'tan
beklenmesi ve bütünüyle ilahi olana bir yöneliştir. Yine tevhid, tüm
siyasi,içtimai ve ilmi görüşlerin de birleştirilerek ilahi bir eksende ifade
edilmesidir.Allah'ın birliğine, hükümlerine hiçbir benzer, denk, eş ve ortak
koşmaksızın katıksız olarak iman etmek. Allah'ı tek yaratıcı, rızık verici,
terbiye edici, tedbir edici, emir ve hüküm koyucu, hesap sorucu ve karşılık
verici olarak bilmek ve kabul etmek Kullukta Allah'tan başka hiçbir gücü, hiçbir
şahsı, hiçbir kurum ve nesneyi pay sahibi kılmamaktır.İslam da en temel kaide
Tevhid'dir.
"BİZ SENDEN EVVEL HİÇBİR PEYGAMBER GÖNDERMEDİK Kİ, ONA ŞÖYLE VAHYETMİŞ OLMAYALIM
:BENDEN BASKA İLAH YOKTUR .ÖYLEYSE BANA İBADET EDİN" (Enbiya -25)
Şirk, Allah'a inanmakla birlikte Uluhiyet (Allah'ın tek İlah oluşu, Allah'ın Tek
Rabb oluşu) özelliklerinden her hangi birini Allah'a rağmen kullanmaktır. Bu
Allah'a ait iradenin herhangi bir kimsede mevcud olduğuna inanmak şeklinde yada
hayat nizamının tamamı nı yada bir kısmını Allah'ın dışında başka
kişi,kurum,ideoloji,izm vs.. den almak şeklinde de olabilir. Bunların hepsi de
şirk in çeşitlerindendir. Kur'an-ı Kerim bunların hepsine şirk demekte; şirkin,
müşriklerin(şirk koşan) bu hususla ilgili sahnelerini gözler önüne sermektedir.
Şirk sıfatını bunlardan yalnız birine tahsis etmemekte, gerek dünyada ve gerekse
ahiretteki cezaları bakımından müşriklerin çeşitleri arasında hiç bir fark
gözetmemektedir.
"Unutma o günü ki- onları hep birden toplayacağız; sonra da, Allah'a ortak
koşanlara: Nerede boş yere davasını güttüğünüz ortaklarınız? diyeceğiz. Sonra
onların mazeretleri, "Rabbimiz Allah hakkı için biz ortak koşanlar olmadık!"
demekten başka bir şey olmadı. Gör ki, kendi aleyhlerine nasıl yalan söylediler
ve (tanrı diye) uydurdukları şeyler kendilerinden nasıl kaybolup gitti!" (Enâm
22-23-24)
"Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz; bundan başkasını,
(günahları) dilediği kimse için bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse büyük bir
günah (ile) iftira etmiş olur" (Nisa- 48)
"Allah, çekişip duran birçok ortakların sahip olduğu bir adam (köle) ile yalnız
bir kişiye bağlı olan bir adamı misal olarak verir. Bu ikisi eşit midir? Hamd
Allah'a mahsustur. Fakat onların çoğu bilmezler" (Zümer-29)
Bütün yaşam normlarınızın kaynağı tek olan, ortak kabul etmeyen, Allah a
dayanmalıdır. Bunun bir bölümü Allah'a bir bölümü başka bir hayat düzenine ait
ise biliniz ki, Tevhid üzre değil Şirk üzeresinizdir.
"Dikkat et, hâlis(Katışıksız,saf) din yalnız Allah'ındır. O'nu bırakıp
kendilerine bir takım dostlar edinenler: Onlara, bizi sadece Allah'a
yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler. Doğrusu Allah, ayrılığa düştükleri
şeylerde aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve inkârcı kimseyi
doğru yola iletmez." (Zümer-3)
Ayrı ayrı mezheplere, tarikate , cemaate ,meşreblere sahip olsalar da Müslümanım
diyen her insanın bütün gün boyunca söyleyip durduğu bu sözler bu kadar aktüel
ve popüler olmasna rağmen aynı derecede harekete geçirici ve ayağa kaldırıcı
değildir. Bunun tek nedeni bu sözü (LÂ İLAHE İLLALLAH) ilk indiği günlerdeki
tazeliği ile anlayamamış olduğumuzu söyleyebiliriz.
İlk indiği günlerdeki tazelik nasıldı. Bir Ebu Zer... Gizlene saklana Mekke'ye
geliyor. Resulullah (s.a.v)'ı buluyor ve bana İslam 'ı anlat müslüman olacağım
diyor. Ona sadece bu kelime söyleniyor. İşte İslam bu demektir deniliyor.
Müşriklere(şirk koşan, Allah'a ortaklık) hitaben bağırmaya başlıyor. "Dinleyin
beni... Ben Gıffar kabilesinden Ebu Zer'im. Sizin ilahlarınızı reddediyorum. En
büyük Allah'tır. Siz ve putlarınız bir hiçsiniz...." Üzerine çullanıyorlar. Ebu
Zer, kanlar içinde komalık oluyur. Burda Ebu Zer'in yaptığından ziyade bu
kelimeden anladığı ve ona sözü öğreten kişinin verdiği ruh önemlidir. Nasıl bir
söz ki kabul eden kişinin üzerindeki etkisi fırlayıp ayağa kalkarak şehrin
meydanına koşmak oluyor. Zapt edilmez bir enerjiyle doluyor. İliklerine kadar
devrim ateşiyle dopdolu hale geliyor. İşte 23 yılda dünyayı sarsan bir devrimin
temelinde yatan ruh budur.
Bir çocuk, Ali... İlk duyduğunda bu sözü gidip babasına danışmak, onun iznini
almak istiyor. Ancak sonradan düşünyor ki, müslüman olmak için izin almak
gereksizdir. Nasıl bir sözdür ki, ilk kabullenen bir çocuktaki etkisi, korkarak
endişeye kapılmak ve odasına çekilip kara kara düşünmek oluyor. Düşündüren,
odalara kapattıran, ayağa kaldıran, haykırkan bir söz. Là ilahe illallah.
Bu durum onun zulme,haksızlığa, tuğyan'a(Azgın,taşkınlık yapan) karşı
muhalefetçi, karşı koyucu, başkaldırıcı özelliğinden kaynaklanıyor. Bu söz
insanlar tarafından kabullendiğinde daha ne hacc, ne zekat, ne örtünme emri, ne
içki yasağı, ne ramazan hiç bir şey yoktu. İnsanlar sadece hayır demeye,
başkaldırmaya çağrılıyordu.HAYIR diyemeyen EVET diyemez.
Kelimedeki la ve illa sözleri başkaldırı ve boyun eğmenin ikisini de
içermektedir. Müslüman lâ diyerek "başkaldıran insan" olurken illa diyerek te
"evet Yalnızca ve yalnızca Allah'a boyun eğen" insan olmaktadır. Böylece
başkaldırıyı kutsayan anarşizim ile boyun eğmeyi meslek haline getiren mazoşizm i
de dışlamaktadır.
Bu kelime yani Kelime-i Tevhid (Lâ ilahe illallah) birleştirici teke indirici
özelliğinden dolayıdır ki, çok kısa bir süre içerisinde bir topluluk
baş döndürücü bir insanlık numunesi haline gelmiştir. Peygamber tümüyle ahlak
olarak çökmüş, kız çocuklarını diri diri toprağa gömen, zenginin zayıfı ezdiği,
haklının hakkını değil almak arayamadığı aşiret ve kabilelerin birbirleriyle
kıyasıya çekiştiği bir cahili toplumu sadece bu kelime etrafında
birleştirmiştir. O ne bir ahlak öğreticisi, ne aşiret,kabile taassubu güden bir
önder, ne sabahtan akşama kadar namaz kılıp tesbih çeken ruhani bir lider dir. O
bütün insanlık tarihi boyunca da tekrarlanan bir sünnetullah'ın son
tekrarlayıcısı oldu. Bundan sonra bunu tekrarlamak bize düşüyor. Bu gün bölük
bölük fırkalara ayrılmış her kesin kendisine İSLAM dediği, gayrısını da tevil
ettiğini bu kelimeden başkası birleştirmeyecektir.
"İşte onun için sen (tevhide) dâvet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların
heveslerine uyma ve de ki: Ben Allah'ın indirdiği Kitab'a inandım ve aranızda
adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de
Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz de sizedir.
Aramızda tartışılabilecek bir konu yoktur. Allah hepimizi bir araya toplar,
dönüş de O'nadır.(ŞURA -15)
Duvar da ki yada kolunuzdaki saatinize bakın. birçok parçadan oluşmuş saatin
herhangi bir parçasının yerine dikiş makinasıdan söküp çıkardığınız bir parçayı
saate taksanız da saat artık zaman ı gösterme işlevini yerine getirmeyecektir,
dikişte dikmeyecektir. Allah'a inansanız da ,hayatınızın bir bölümü O'nun, bir
kısmını O'nun rızası dışındakilerle sürdürüyorsanız biliniz ki; dikiş
makinesinden sükülüp parçası değiştirilmiş saat gibisinizdir.
ŞİRK NEDİR?
Şirk kelime manası olarak "ortaklık" demektir. Şirk terimi, türkçe Kuran
meallerinde, yer yer Allah'a "eş koşmak", "ortak koşmak" olarak da tercüme
edilmiştir.
Kuran'da şirk, herhangi bir şeyi veya herhangi bir kimseyi ya da herhangi bir
kavramı, değerlendirme, önem verme, kıymet verme, üstün tutma, tercih etme
bakımından Allah'la eşit veya daha ileri bir düzeyde görmek ve bu çarpık bakış
açısıyla hareket etmek anlamında kullanılır. Kuran bu tutumu Allah'tan başka
ilah edinmek olarak tanımlar.
Kuran'ın temel mesajı ise Allah'tan başka ilah olmadığıdır. Bu mesaj, Kurani
ifadeyle, "La ilahe illallah"tır. Bu ifade Kuran'da pek çok kereler önemle
tekrarlanır ve imanın birinci şartı olarak vurgulanır. Yine Kuran'a
baktığımızda, bu temel gerçeğin aksine bir inanç, tutum ve davranışın şirk
olduğunu görürüz. Bu nedenle şirki en genel anlamda, "La ilahe illallah"
gerçeğinin aksine, Allah'tan başka ilah olduğu gibi yanlış bir tavır ve anlayışa
saplanmak şeklinde tanımlayabiliriz.
Burada ilah teriminin ne anlama geldiğini bilmek elbette konunun özünü anlamak
açısından oldukça önemlidir. Bu kelimenin anlamını Arap dilinin derinliklerinde
aramaya gerek yoktur. Bizim için önemli ve geçerli olan tanım Kuran'ın tarif
ettiğidir. Kuran bize Allah'ı birçok sıfatıyla tanıtmış ve O'ndan başka ilah
olmadığını bildirmiştir. Buradan da anlaşılmaktadır ki ilah, Allah'ın Kuran'da
bildirilen bu sıfat ve özelliklerine sahip olan varlıktır. Dolayısıyla yegane
ilah Allah'tır. Allah'ın sıfatlarına veya herhangi bir sıfatına sahip olan başka
hiçbir varlık yoktur ve olamaz. Bu yüzden Allah'ın herhangi bir sıfatına
başkasının sahip olduğunu iddia etmek 'Allah'tan başka ilahlar edinmek', diğer
deyimle 'şirk koşmak' anlamına gelir.
Ancak burada ince bir ayrımı belirtmek yerinde olacaktır. Örneğin, Allah'ın
sıfatlarından biri olan "Gani" yani "Zengin" terimi insanlar için de kullanılır.
Elbette bu vasfı kullanmanın, bu kişinin mali durumunu tarif etmek açısından
hiçbir sakıncası yoktur. Ancak, şirke yol açan durum bu zenginliğin kişinin
kendisinden kaynaklandığını zannetmektir. Durum böyle olunca zenginliğin gerçek
sahibinin Allah olduğu unutulur. Bu kişinin sahip olduğu her şeyi ona Allah'ın
verdiği, Allah'ın Gani sıfatıyla bu kişide tecelli ettiği, verdiği her şeyi
dilerse bir anda geri alabileceği göz ardı edilmiş olur. Dolayısıyla Allah'tan
başka herkesin mutlak fakir ve aciz olduğu, ancak dilediği kulları üzerinde
dilediği sıfatlarıyla tecelli edebileceği düşünülmemiş olur. Bunun sonucunda o
kişi sahip olduğu mal, mülk ve zenginliğin gerçek sahibi olarak görülerek, onun
kendiliğinden böyle bir sıfata sahip olduğu, zenginliğinin kendisinden
kaynaklandığı sanılır. İşte o kişiyi bu bakış açısına göre değerlendirmek ve ona
göre davranmak şirkten başka birşey değildir. Böyle cahilce bir yaklaşım, o
kişiye hakkı olmayan bir ilahlık vasfı vermek anlamına gelir.
Bir başka örnek verecek olursak, Kuran'da Allah'tan başka güç ve kuvvet sahibi
olmadığı bildirilir (Kehf, 39). Yarattıklarının sahipmiş gibi göründükleri güç
ve kuvvet ise gerçekte Allah'a ait olan sonsuz gücün onlardaki bir yansımasıdır.
Allah dilediği anda bu gücü kendilerinden geri alabilir. Bu nedenle bir kimseyi,
Allah'ın kendisine bu dünyada geçici olarak ve imtihan için verdiği —fiziki,
siyasi, askeri, mali...— güç ve kudret nedeniyle gözde büyütmek, ona hayran
olmak, bu gücü ona aitmiş, kendisinden kaynaklanmış gibi görmek onu
ilahlaştırmak olur. Gerçekte büyük görülmesi, hayran olunması, kendisinden medet
umulması gereken yegane mutlak güç Allah'tır. Aynı mantık Allah'ın
yarattıklarında tecelli eden, yani yansıyan diğer tüm sıfatları için de
geçerlidir.
"Benlik verme": Şirkin çıkış noktası
Şirk zihniyetinin temeline inersek, en başta Allah'ın yarattıklarına "benlik
verme", yani etrafındaki kişilere ve eşyalara Allah'tan bağımsız, müstakil
varlıklarmış gözüyle bakma gibi çarpık bir yaklaşımla karşılaşırız. İşte bir
kere bir kimseye veya bir eşyaya bu gözle bakınca, ondaki diğer bütün
özellikleri de kendisinden kaynaklanıyor gibi görmek kişiye doğal gelecektir.
Kurani bilgi ve tefekkür eksikliğinden kaynaklanan bu çarpık bakış açısı da
şirkin çıkış noktasını oluşturur. İleriki bölümlerde de inceleyeceğimiz gibi her
türlü şirk çeşidinin, müşrik tavrının ardında bu benlik verme yanılgısı vardır.
Oysa samimi bir mümin olma yolundaki herkes, önce imanını "muvahhid", yani
Allah'ı birleyen, O'na hiçbir şeyi şirk koşmayan bir temel üzerine kurmalıdır.
Bunun için de herkesin ve her şeyin varlıklarını Allah'a borçlu olduğunu her an
hatırlaması gereklidir. Onlar Allah'ın dilemesiyle var olmuşlardır. Varlıklarını
Allah ayakta tutmaktadır ve dilediği an yok edip ortadan kaldırabilir. Allah'a
iman eden bir insanın, hiçbir şeyin Allah'tan bağımsız müstakil bir varlığı
olmadığını kalbine iyice yerleştirmesi gereklidir. Ancak bu gerçeğe uygun bir
inanç, düşünce ve davranış biçimi içerisinde bulunduğunda şirke düşmekten
kendini kurtarabilir.
Şirkin, tevhidin, ilahın, putun, kulluğun, ibadetin ne olduğunu bize en güzel,
en doğru olarak Kuran tarif eder, açıklar. Bu nedenle, her konuda yalnızca
Allah'ı ilah edinen bir tavır ve anlayışa, inanç ve davranışa sahip olabilmek ve
şirkten korunabilmek, ancak ve ancak Kuran'ı okuyup anlamakla ve ona kusursuz
bir biçimde uymaya çalışmakla gerçekleşir.
Dolayısıyla, inanç, düşünce, ahlak anlayışı, yaşam tarzı ve değer yargıları
bakımından Allah'ın Kuran'da bildirdiği ölçülerden ve mutlak doğrulardan farklı
kıstaslar edinmek ve hayatını bu kıstaslara göre düzenlemek, insanın her yönden
şirkin derinliklerine saplanmasına sebep olur. Böyle davranan bir kişi her şeyden
önce, benimsediği bu kıstasları koyanı Allah'ın dışında bir kural koyucu olarak
görüyor, yani onu Allah'a şirk koşuyor demektir. Bu kıstasları koyan kişi,
kendisi, babası, dedesi, ataları, içinde yaşadığı toplum, çeşitli felsefe ve
ideolojilerin kurucuları ve uygulayıcıları, vs. olabilir. Bu açıdan
bakıldığında, hak dinin, yani İslam'ın çizdiği yoldan farklı bir yolu benimseyen
kimse şirkin içine girmiş demektir. Bu kişi kendisini dinsiz, ateist, hıristiyan,
yahudi vs. olarak tanımlayabilir. Hatta Müslüman bile geçinebilir. Namaz
kılıyor, oruç tutuyor, İslam'ın birçok şartını yerine getiriyor da olabilir.
Fakat tek bir noktada bile Kuran'a muhalif bir anlayışı, düşüncesi, değer
yargısı varsa o kişi şirke düşmüştür. Çünkü Allah'tan başka kural koyucu(lar)
edinmiştir.
Şirkin mantığı içinde genelde Allah'ın mutlak bir inkarı söz konusu değildir.
Hatta müşriklerin büyük bir bölümü kendilerinin müşrik olduklarını açıkça
kabullenmek, kendilerine böyle bir vasfı kondurmak istemezler. Vicdanlarını
örttükleri ve kendilerini kandırdıklarından ötürü ahirette bile şirklerini inkar
ederler. Onların bu durumları ayette şöyle bildirilir:
Onların tümünü toplayacağımız gün; sonra şirk koşanlara diyeceğiz ki: "Nerede (o
bir şey) sanıp da ortak koştuklarınız?" Sonra onların: "Rabbimiz olan Allah'a
and olsun ki, biz müşriklerden değildik" demelerinden başka bir fitneleri
olmadı. Bak, kendilerine karşı nasıl yalan söylediler ve düzmekte oldukları da
kendilerinden kaybolup-uzaklaştı. (En'am Suresi, 22-23)
Allah'a ortak koşan birisinin, mutlaka ortak koştuğu şey için, "bu da bir
ilahtır", "ben bunu Allah'tan başka bir ilah ediniyorum, buna da tapıyorum"
demesi veya bu şekilde düşünmesi gerekmez. Şirk her şeyden önce kalpte olur, daha
sonra düşünce ve hareketlere yansır. Kuran'dan anladığımıza göre bir kişinin
şirke girmesinin temelinde Allah'tan başka herhangi bir şeyi Allah'a tercih
etmesi yatar. Örneğin bir kimsenin hoşnutluğunu Allah'ın hoşnutluğuna tercih
etmek demek ayrı bir ilah edinmek demektir. Bir kimseden Allah'tan korkar gibi
hatta daha fazla korkmak da aynı anlamdadır. Bir kimseyi Allah'ı sever gibi
sevmek, o kimseyi Allah'a ortak koşmak, onu Allah'ın yanısıra başka bir ilah
mertebesinde görmek anlamına gelir.
TAĞUT
Tağut:Put Şeytan. Allah'a isyan eden ve insanları isyana davet eden. Allah'ın
hükmünü tanımayarak, büyüklük taslayan, insanları Allah'a kulluktan engelleyen
ve dolayısı ile kendisine kulluk ettiren her kişi, kurum, kuruluş, ideoloji.
Hikmet sahibi yaratıcının iradesi, insanoğlunun hem hidayete hem de dalalete
müsait olarak yaratılmasını istedi. İki yoldan hangisine gideceğini kendisinin
hür iradesiyle seçmesini irade buyurdu. Bilahare bu iki yoldan hangisine
gideceğini kendisinin serbestçe seçebilmesi için akıl verdi. Ve insanoğlunun
çevresinde bulunan kainata göze, kulağa, kafaya, gönle ve duyguya hitap eden
deliller serpiştirdi, gece ve gündüz hangi yöne yönelirse yönelsin bu delillerle
karşılaşmasını temin etti... Bütün bunlara rağmen yine de rahmeti ilahi
kullarının sadece beş duyu organı ve aklın eline terk edilmemesini irade buyurdu
ve bunun için akla da ölçü olacak değişmez prensiplerini peygamberleri
vasıtasıyle gönderdi. Bunları şeriatında açıkladı. Akıl her ne zaman zor şeyle
karşılaşsa o kaynağa başvurur ve yaptığı şeyin iyi mi kötü mü olduğunu, doğru
mu, eğri mi hareket ettiğini bu sabit ölçeğe göre ölçer. Ve o zaman değişen
arzuların peşinde koşarak bocalayıp durmaz. Bunun ötesinde Allah peygamberleri
herkesi zorla imana getiren birer zalim kılmadı, sadece tebliğ vazifesi ile
mükellef kıldı.
"Dinde zorlama yoktur. Artık doğrulukla eğrilik birbirinden ayrılmıştır. O halde
kim tâğutu reddedip Allah'a inanırsa, kopmayan sağlam kulpa yapışmıştır. Allah
işitir ve bilir." (Bakara-256)
Peygamberlerin vazifesi tebliğden ibarettir. Bir tek Allah'a ibadeti emreyler,
geriye kalan her türlü putperestlikten, şehvet ve arzuların mahkumiyetinden
sakınmalarını bildirir.
"Ortak koşanlar dediler ki: "Allah dileseydi ne biz ne de babalarımız ondan
başkasına tapardık. Onun emri olmadan hiçbir şeyi de haram kılmazdık." Onlardan
öncekiler de böyle yapmışlardı. Peygamberlerin üzerine açık seçik tebliğden
başka bir şey düşer mi! "(Nahl-35)
"Eğer (size tebliğ edileni) yalan sayarsanız, bilin ki sizden önceki birçok
milletler de (kendilerine tebliğ edileni) yalan saymışlardır. Peygamber'e düşen,
yalnız açık bir tebliğdir."(Ankebut-18)
Peygamberlerin getirdiklerine iman ve itaat etmemekle kalmayıp, Allah'a ve
peygamberlerine düşmanlık etmek, dinden uzaklaştırmak ve insanları buna
zorlamak. Kendi koyduğu kanun, yaşam düzenine insanları iteate zorlayan, Allah'ın
şeriatının üzerinde kaim olmayan her türlü hüküm. Allah'ın hakkına tecavüz eden
her çesit düşmanlık. Allah'ın uluhiyetine(Allah'ıh Tek İLAH oluşu), rububiyitine (Allah'ın
Tek RAB oluşu) hakimiyetine ve sulta hakkına karşı gelmek ise zulmün ve haddini
bilmezliğin en çirkin ve şeni şeklidir. Ve bu hareket hem lafız itibariyle , hem
de mana itibariyle tamamen tağut kelimesinin muhtevası içerisine girer.
"Allah, inananların dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr
edenlere gelince, onların dostları da tâğuttur, onları aydınlıktan alıp
karanlığa götürür. İşte bunlar cehennemliklerdir. Onlar orada devamlı
kalırlar."(Bakara-257)
"Andolsun ki biz, "Allah'a kulluk edin ve Tâğut'tan sakının"
diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik. Allah, onlardan bir kısmını doğru yola
iletti. Onlardan bir kısmı da sapıklığı hak ettiler. Yeryüzünde gezin de görün,
inkâr edenlerin sonu nasıl olmuştur! "(Nahl-36)
Ehli Kitap a gelince(Kitap verilen Yahudi ve Hırıstiyanlar) bunlar hahamlarına
ve rahiplerine ibadet ediyor değildiler. Ancak Allah'ın şeriatını bırakıp
onların koydukları prensiplerin peşinde gittikleri için Allahü Teala onları
peşinde gittikleri kimselerin kulları olarak isimlendiriyor. Ve müşrik
kelimesiyle kastedilen mana da budur. Yani onlar haddini aşan zalim tağuta
kulluk etmektedirler. Allah'ın hakkına tecavüz eden zalim idarelerin
kullarıdırlar. Haddi zatında onlar idare eden kimselere secde ve rüku manasıyla
birlikte ibadet etmiyordular. Ancak taat (itibar etmek, itaat) ve ittiba(tabi
olmak) şekli ile kulluk ediyorlardı. Ve bu hareket de sahibini Allah'a kulluk
hududundan ve Allah'ın dininin çerçevesinden dışarıya çıkarır.
"Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandıklarını ileri sürenleri
görmedin mi? Tâğut'a inanmamaları kendilerine emrolunduğu halde, Tâğut'un önünde
muhakemeleşmek istiyorlar. Halbuki şeytan onları büsbütün saptırmak
istiyor."(Nisa-60)
"Kendilerine Kitap'tan nasip verilenleri görmedin mi? Putlara ve bâtıla
(tanrılara) iman ediyorlar, sonra da kâfirler için: "Bunlar, Allah'a iman
edenlerden daha doğru yoldadır" diyorlar! "(Nisa-51)
"Halbuki onlara ancak, dini yalnız O'na has kılarak ve hanifler olarak Allah'a
kulluk etmeleri, namaz kılmaları ve zekât vermeleri emrolunmuştu. Sağlam din de
budur. "(Beyyine-5)
Tağuta kulluktan insanı ancak onu reddetmesi ve yanlızca ve yanlızca Allah'a
kulluk kurtarır. İşte asıl kurtuluş ve işte güzel son da budur.
"Allah, inananların dostudur, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr
edenlere gelince, onların dostları da tâğuttur, onları aydınlıktan alıp
karanlığa götürür. İşte bunlar cehennemliklerdir. Onlar orada devamlı
kalırlar."(Bakara-257)
Şunu da belirtmek gerekir ki; İslam, dini hususunda Müslümanlarla muharebe
etmeyen devlet ve şahıslarla güzel muamele edilmesini kat'iyyen menetmez. Velev
ki, başka bir dine inansalar da... Fakat Allah'ın dini ile harbeden, düşmanlık
besleyen, insanları Allah'a kulluktan menederek parası, gücü, kudreti,
yardımcıları ile kendisine kulluk ettiren her kişi ve kuruluş Müslümanın dostu
olamaz. İnanan ve İnanmakla kalmayıp İnandığı gibi yaşayan Müslümanlara düşen
onların zulüm düzeni yıkmak, Allah'ın adaletini getirmektir.
"İman edenler Allah yolunda savaşırlar, inanmayanlar ise tâğut (bâtıl davalar ve
şeytan) yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarına karşı savaşın; şüphe yok
ki şeytanın kurduğu düzen zayıftır." (Nahl-76)
|