Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle Sitemizin Tanıtımına Katkıda Bulunun Biz Kimiz ? İlkelerimiz
 KOMÜNİZM

    DİN AFYON MUDUR, 15 TEMMUZ DARBESİ ESNASINDA DİNDARLAR!

https://www.youtube.com/watch?v=1VCn3Krywl8

  

                                         (     DEVAMI DERİN SOL    ve   DERİN PKK  ADLI YAZIMIZDA!     )


 
“Marxsizm insanı devlete karşı esir eder. Kapitalizm ise, sermayeye karşı. -İslam- ise insana onurunu iade eder.”  Roger Garaudy

 

 

KOMÜNİZM 

   İlk anda kapitalizme karşı ekonomik bir reaksiyon olarak doğup daha sonra bir hayat tarzı , yaşam biçimi (din) haline gelmiş devrimci bir ideolojidir. Kurucuları tarihin en büyük kahini, falcısı olan ( insanlık tarihinin en büyük kehanetinde bulunup, binlerce yıllık geleceği okuyup, insanlığın kapitalizmden komünizme geçip, geleceğin dinsiz, özel mülkiyetsiz, sınıfsız bir toplum alacağını ileri süren ) Karl Marx ile F. Engels’tir

   Marx, ezilen işçi sınıfının öncelikle batı Avrupa’da ( İngiltere, Fransa, Almanya ...) ihtilal ile üretim amaçlarını ele geçirip , iktidara geleceğini savunurken ilk yanlış kehanetinin ortaya çıkması işin 1917 yılına gelinmesi gerekmektedir. 1917 Şubat ihtilali Rusya’da kapitalizmin kötü yüzünü görüp ayaklanması teorisine dayanan işçi eylemleri yerine çarlığa karşı ayaklanan ihtilalcilerin, kapitalizm dönemini yaşamadan toplu ayaklanması ile Rusya’da başlar. ( günümüzde komünizm taraftarları Rusya’da komünizm çöküşünün, bu aşamadan, kapitalizm aşamasından geçilmeden ihtilal yapılmasına bağlamaktadırlar...). Komünizm adının geçtiği her yerde olduğu gibi Paris komünü, Rus ihtilali ... her ihtilal provasında binlerce insan öldürülür. Rus ihtilalinde de 15 milyon insanın katlettiği ileri sürülmektedir.

   Böylece ilk devrim batı Avrupa'da değil ( her konuda olduğu gibi bu konuda da) Marx’ın tahminlerinin dışında bir ülkede, Rusya’da olur.

   Rus ihtilali lideri Wlademir İlyiç Lenin hakkında, hayatının son dönemlerinde Stalin tarafından tutsak gibi bir özel bakımhanede tutulurken bağırarak, çıldırarak ölmesi dışında bildiğimiz Marx‘ın bilimsel sosyalizmini günün şartlarına göre yorumlayıp, burjuvazinın (zengin zümrenin) iktidarı yerine ploreteryanın ( emek sarf eden sınıfın) mücadelesini ve sosyalist toplumun oluşması için teorilerini ileri sürdüğüdür.

   Lenin'den sonra Stalin Rusya’nın başına geçer. Rakiplerini çeşitli hilelerle öldürtür ( başta Troçki olmak üzere, Leninin yakın dostu Zinoviev ve Kamenev... Kendine sadık olan Pavel, Yakovlev, Rikov, Leninin sağ kolu Buharin, Sirtsov , yakın dostu Lominadze, Petrovski, Demçenko, Kossior, Eikhe, kayın biraderi Redens, Lomov, Kiril Kin, Basulin, Treivas, yakın arkadaşı Sergo, Stalinci Kossior ... gibi). 1938 yazında, bir yıl önceki 86 kişilik merkez komüteden sadece 3 kişi sağ kalmıştı. 1934 merkez komitesinin üçte ikisi kurşuna dizilmişti. Parti üyesi bir milyon , üye olmayan 7 milyon kişi tutuklanmıştı...

   Stalin iktidara gelince Lenin adını silmeye, kendini çok okuyan kültürlü biri gibi göstermeye çalışır. Leninin karısı Nadezda’yı kötüleyen, yemekte dosta sohbet ettiği kişileri az sonra tutukladan ( Yakovlev gibi...) iyi bir örgütçü fakat hileçi, despot, açımasız yalnız kalmaktan nefret edip bunalan, doğuştan vahşi yaratışlı (danstan yorulmuş kızını dansa davet edip “yoruldum” cevabı üzerine eli ile saçlarını kavrayıp çeke çeke salonun ortasına getirmesi ... gibi) kızı Suetlanka’nın ülkesinden kaçıp ABD’ye iltica ettirecek kadar soğuk, duygusuz. Kimseye güvenmeyen, iyi içki içen, hayatının sonlarına doğru hafızası zayıflayan, tek korktuğu kişi olan kendisinden sonra casuslukla suçlanan Beria’dan aşırı çekinen, yanlış kollektif-leşme politikaları ile (1928- 1933) tüm rusyadaki tarım ve hayvancılığın yarı yarıya azalıp, milyonlarca Rusun açlıktan ölmesini özellikle Ukrayna’da yamyamlık olaylarının görülmesine sebep olan, halka baskı ve takip uygulayan başına sansür, işçiyi sarhoş, köylüyü aç bırakan, politbüroyu rantçıların merkezi yapan Stalin, hayatının son zamanlarında felç olur, 1953 yılında olur.

   Stalin’den sonraki sosyalist Rusya'nın tarihinin tek şansı olan Krusçev, Rusya’nın lideri olur. Her yönü ile ülkede bir reforma girişir. Fakat, Kruşcev’den sonra ülke yeniden Stalinizm çizgisine döner ve 1991 yılında sosyalizm - komünizm Rusya’da çöker.

   Marxist- leninist çizgi dışında birde Maoist bir çizgi Çinde ortaya çıkar. İhtilalin ilk yıllarında sosyalist Rusya ile arası iyi olan Mao liderliğindeki sosyalist Çin, zamanla aralarındaki köprüleri atar. Mao Ze Dung ikinci Lenin rölünü oynar ve Rus komünizmini beğenmeyenlere ikinci bir alternatif sunar: Maoizm ve küçük kırmızı kitabı...

   Moskova- Leninizm : Tarihi mücadele, sosyalizmle kapitalizm arasındadır ve emperyalizmi (sömürüyü) sosyalist ülkeler ( ve onların lideri (!) Rusya) ve batının ploreteryası ( emekçi - işçi sınıfı...) yenecek görüşünü ileri sürer.

   Pekin - Maoizm : Tarihi mücadeleyi işçi sınıfı değil milli bağımsız hareketler kazanacak ( köylü - işçi - tüm milli sınıflar , kendi ülkelerini sosyalist yapacak) ve devrim batı ülkelerinde değil. (Çünkü batı ülkelerindeki sosyalist hareketi Rusya yönlendirmekte idi..) Asya , Afrika, Latin Amerika’da... olacaktır.

   Sorunda birleşen iki akım ( Leninizm , Maoizm) çözümde ayrılır ve birbirlerine düşman hale gelirler.

   Sosyalist bir gözle bakıldığında, sonunca Leninizm’den bir adım daha önde olan maoizim, Leninistlerince, Leninizm’e karşı kapitalist sistemlerce çıkarılmış sosyalist hareketin önüne çekilen bir set olarak görünür.

   Mao, tıpkı Stalin gibi ülke genelinde bir baskı rejimi uygular fakat Stalinden farkı bu baskıyı, kadife bir eldivenle, daha demokrat bir görünümde yapmasıdır... Aynı zülüm, sürgün, ölüm, açlık... Sadece görüntü daha ılımlıdır. Fakat öz ve sonuç aynı idi. Maoizmde Çin’de 2000 yılların girmeden ardında gözyaşı, açlık, kan bırakarak biter.

  Sosyalizm, ilk başlarda komünizme geçişte bir ara basamak kabul edilirken, zamanla komünizmin yaşam bulma imkanı, pratiğe geçme olasılığı azaldıkça sosyalizm, sosyal demokrasi ve daha sonra demokratik sosyalizm araç olmadan amaç olmaya yükselir.

   Fakat genel hatlarıyla sol akım, ekonomideki emeğe verilen değer ile, faizi red etmesi, paylaşım ve ortak değer bilincine ulaştırmadaki teorileri ile olumlu yönleri bulunsa da, Tanrı- Ahireti red etmeleri (dolayısıyla kişilerin vicdanlarını dinlemeden uzaklaştırması ile) karı ret edip ( insanı sömürmeyecek, kar elde etme yolları vardır: Aşırı kar, faizi red etme ile... ), kadına bakış açıları ile ... eleştirilecek ve pratiği asla yaşayamayacak bir düşünce-yaşam tarzı ( batıl bir din) olarak tarihin tozlu rafları arasına girmeye başlamıştır.

   Kelime-i Tevhit’in La ilahe ( Hiçbir tanrı yoktur, bir bakıma ateizm) bölümünü söyleyen komünistler İlle-Allah ( Allah’tan başka ibadet edilecek, kanunları kabul edilecek ... hiçbir tanrı yoktur.) bölümüne gelemeden kalmışlardır. Bilimsellik adına yüz sene öncesinin eskimiş bilgilerini ileri süren komünistler, modernizmi savunurken post-modernizimden, psikiyatriyi savunurken anti-psikiyatriden, psiko-lojiyi savunurken parapsikolojiden, tıpbı savunurken alternetif tıptan... habersiz görünerek çağın gerisinde kaldıklarını göstermektedirler.

                              
 

                                                     TÜRKİYE’DE SOSYALİST HAREKET
   Kurtuluş savaşı esnasında M.K.Atatürk Rusya ile aralarını iyi tutmaya çalışır. Rusya’dan silah, para yardımı almak için yakın çevresine (Bayar, İnönü, Adıvar, Kılıç Ali... ) bir komünist parti (TKP) kurdurtur. Rusya ve Leninde bu yakınlık girişimini karşılıksız bırakmaz, silah ve para ( Hindistan Müslümanlarının topladığı 10 milyon altın paranın 3 milyonunu milli kurtuluş savaşına verip, geri kalanına el koysa da ) yardımı yapar. Fakat kurulan komünist partisine güvenmediği için Lenin kendi yetiştirdiği bir mason olan Mustafa Suphi’ye 10 Eylül 1920’de TKP’yi kurdurtur ve onu Anadolu’ya göndertir. Rus Yahudi eşi ile doğudan Anadolu’ya giren M.Suphi, kuzeyden deniz yoluyla Anadolu’dan kaçmak zorunda kalır. Fakat siyasal ortam onu Karadeniz’de ölümlü biten bir sonuca sürükler. M.Suphi öldürülünce Selanik’li bir Yahudi dönmesinin oğlu olan Dr. Sefik Hüsnü TKP’yi toparlar. Yıllarca TKP kapatılır, illegal devam eder, taraftarları ( Belli, Kıvılcımlı, Hikmet, Sevim Tarı, Serteller, Törler, Tunalı Hilmi, Boranlar...) hapis-takip cezalarına uğrarlar. Zamanla “Tan” kurulur, TKP’nin legal yayın organı olarak.

  Legal bir parti ( TİP) kurulana tek TKP yurt içinde (illegal), yurt dışında (Bulgaristan , merkezli- legal) devamlılığı sürdürür.

  TKP yurt içinde Ş. Hüsnü, Belli, Kıvılcımlı ile temsil edilir. Yurt dışında ise S.S.C.B destekli olarak (İsmet Bilen) Marat, Zeki Baştımar (Yakup Demir) ... başkanlığında kapanana kadar hayatını sürdürür.

  TKP’nin gerek iç, gerek dış temsilcilerinin bilmediği en önemli nokta, S.S.C.B’nin kendini yönetici, birinci lider kabul etmeyen hiç bir sol mücadeleye ( istedikleri kadar devrimci, dört dörtlük komünist olsunlar ...) izin vermeyip acımasızca onları ezip geçtikleri idi. Bu insanlar ( Hüsnü, Belli, Kıvılcımlı...) kendilerini davalarına adamışlardı ama destek göreceğini zannettikleri Rusyaca, sadece bir piyon olarak (sadece kendi ülkelerinin -Rusya’nın- çıkarları için ) kullanıldıklarının farkında değil idiler. Farkına vardıklarında ya eski tüfek olmuşlardı yada dünyada komünizm çökmüş idi.

  Mihri BELLİ: M. Mimoğlu, E. Tüfekçi müstear isimlerini de kullanan Belli. Türk solu, dergisi çevresinde bir grup toplar. Her zaman S.S.C.B çizgisinde bir sol hareketi savunur. İdeali için Yunanistan’da komünist gerillalarda, Yunan devletine karşı savaşır, yaralanır. ABD’de eğitim görür. Çeşitli gazetelerde yazılar yazar. Fakat bir türlü S.S.C.B tarafından müspet bir not olamaz dolayısıyla, her hangi bir zamanda gençlere bir lider gerektiğinde Belli S.S.C.B’ce daima listede alt sıralarda yer alır. Bunda onun Gözü pek ve hunharca biri olması ( 1968’e tek) Çin sosyalizmine meyilli, İstanbul Koleji mezunu ve ABD’de yaptığı Yüksek Lisansın tesiri büyüktür. Hatta Bulgar kökenli komünist “Bizim Radyo”, Belli için “CIA ajanı” suçlamasında bile bulunmuştur.

  S.S.C.B, illegal TKP’nin dış koluna Zeki Baştımar’ı, Uysal, temkinli, Rus komünist üniversitesini bitirmiş olması nedeniyle Belli yerine lider seçer. M.Belli TKP’nin lider ve teorisyenlerinden 1971’de Belgrad’ta ölen Dr. Hikmet Kıvılcımlı için Dev Genç imzalı bir broşüründe 18 yaşındaki bir gence (Şükrü) cezaevinde tecavüz ettiği için TKP’den atıldığını yayınlar.

  M.Belli parti ile sosyalist bir oluşuma, dolayısıyla TİP’e karşıdır. Aynı olumsuz tutumu TKP’nin yurt dışı koluna karşı gösterir. Belli’nin belleyemediği, anlayamadığı dış TKP’yi eleştirmenin S.S.C.B’yi eleştirmek demek olduğu idi. (Çünkü firansör ve genel emir merkezi Rusya idi). Dolayısıyla ne kadar samimi sosyalist olsa da ve ne kadar çalışsa da S.S.C.B’nin desteğini sağlayamaz. Belli, eşi Dr. Sevim Tarı ile cezaevindeki mektuplaşmalarının ele geçirilip bir çok arkadaşının deşifre olmasına sebep olduğu için uzun süre eleştirilmiştir. Belli’nin en büyük hatalarından biri S.S.C.B’ye şirin görünmek için 1968’de Çekoslavakya’yı Rusya’nın işgal etmesi üzerine Rus politikasını destekleyip , YÖN-MDD ( Maoist bir oluşum: Milli Demokratik Devrim ) çizgisini terk etmesidir.

Yön Dergisi : Parti (TİP) hareketine karşı, Asker-sivil aydınları temel güç kabul edip, sınıf farkı gözetmeksizin belli bir kalkınma felsefesinin etrafında birleşmeyi savunurlar. TİP içindeki liderliği ele geçirme faaliyetleri olumsuz sonuçlanır. Sosyalist bir devlete yukarıdan aşağıya, askeri kuvvet aracılığı ile ulaşılabileceğini savunurlar.Lideri  Doğan Avcıoğlu   idi.

MDD : Emperyalizmden zarar gören tüm sınıflar ( işçi, köylü, emekçi...) ortak mücadele etmeli görüşünü ve milli kapitalizmi savunurlar. Devrim için asker; halk beraber olmalı derler. En büyük özelliklerinden biri de kendilerine görebir Kemalizmi savunmalarıdır. YÖN ile beraber hareket ederken zamanla aşırı maoist olurlar. lideri Doğu Perinçek günümüzde islam düşmanlığı ve istihbaratlarla arasının iyi olması ile meşhurdur !

TİP : Sosyalist devlet ne askeri ihtilalle (YÖN-MDD’nin görüşü) nede işçi ayaklanması ( S.S.C.B ) nede köylü ayaklanması ( Çin ) ile oluşturulabilir görüşündedir. Legalizmi savunan bir grubun oluşturduğu bir partidir. Türkiye İşçi Partisi, işçi sınıfı ön plana çıkarırlar. Fakat zamanla onları oy deposu olarak kullanmakla suçlanırlar. Sosyalizm, Kemalizmin ileri bir yorumudur ( MDD’ciler gibi) görüşünü savunanlar. MDD akımını partiden dışlayıp onları küçük burjuva akımı ( Milli kapitalizmi savundukları için ) olmakla suçlarlar. Zamanla legal meto-da karşı eski tüfeklerde partiden ihraç edilir.

   Mehmet Ali Aybar 1962’de TİP başkanlığına getirilir. Rusya’nın Çekoslo-vakya’yı işgaline tek Aybar’in S.S.C.B ile ilişkileri iyidir. Fakat 1968 işgalinden sonra S.S.C.B’yi eleştirir. Bunun üzerine TİP içindeki Rus güdümlü-beslemesi olan dış TKP taraftarı grup tarafından ( Behice Boran, Nihat Surgın...) eleştirilir. 1969 ‘da Boran TİP başkanı olur. Böylece dış TKP gibi, TİP’de Rus güdümüne girer ve kısa sürede dağılır.

  Kruşcev şansını değerlendiremeyen Rusya gibi, Aybar şansını da TİP değerlen-diremez. Kemalizm, parlamento ile iktidarı ele geçirmeyi savunan Aybar çatışmadan uzak Rusya veya Çinin güdümüne girmeyen Türkiye sosyalizmini savunur. Fakat 4. TİP kongresinde Boran’a yenilir.

  TİP başarısız olunca sol akım 1960’lı yılların sonu ile 1970’li yılların başında aşırı uçlara, cephelere bölünür. THKP, DHKP... ortaya çıkar. Deniz geçmiş, İbrahim Kaypakkaya... liderliğinde çeşitli yeraltı örgütleri-cepheleri kurulur. Ülke aynı silahla sabah solcu, akşam sağcının öldürüldüğü bir karışık bunalım ortamına sokulur... sonunda. Uluslararası ajan ( CIA, MOSSAD, KGB...) ve çetelerin elinde, derin devletin gözetiminde ülke 12 Eylül 1980 ihtilali yeni bir döneme başlar.

  Komünist sol ideolojiye genel hatları ile baktığımızda kapitalizme karşı ekono-mik bir alternatif olarak ortaya çıkan bu ideolojinin Darwin’in evrim teorisi ile biyolojik, S. Freud’un libido eksenli görüşleri ile psikolojik acıdan bir şeytan üçgenini oluşturduğu görülür. İnsan, zihnen marxizme, bedenen darwinizme, ruhen freudizme imana (inanmaya) yönlendirilir. Böylece bu üç görüş birbirini tamamlar. Artık bir ekonomik reaksiyon değil bir yaşam tarzı ( Din-batıl bir din ), bir dünya görüşü haline gelmiştir. Peygamberleri Marx, Lenin, Mao Tse Tung... kitapları, Das kapital, kırmızı kitap...Tanrıları, komünist ideoloji ve o yolda yaşayıp ölmek ... olmuştur.

   Ama tüm batıl dinler gibi komünizm de, hak din (İslam) karşısında hem ideolojik hem de dinsel, hem ahlaki... boyutlarıyla çökmüştür, arkasında milyonlarca ölü insan, kan, gözyaşı, umut, bırakarak,... geleceği ise ölüm sonrası ebedi azaba muhatap yüz milyonlarca zavallı, kendilerine yazık etmiş insanlar yığını.


 

                                                                      Sol

                         1960'larda Mihri Belli'nin başlattığı Milli Demokratik Devrim (MDD) ayrışma yaratmıştır.

  İşin özünde İttihatçı geleneği vardı. M. Belli, ordu (ve aydınlarla bürokrasi) olmaksızın Türkiye'de sol bir dönüşüm gerçekleşmeyeceğini vurguluyordu. Bu görüş kısmen dönüşerek daha sonra Doğan Avcıoğlu tarafından önce YÖN sonra Devrim dergisinde savunuldu. (Belli, Türk Solu'nda yazıyordu.) Bu durumun önemli bir nedeni Türkiye solunun özgün ve yerel bir görüş geliştirememesidir deyip devam edeyim. Oysa Türkiye'de sol, özgünlük ve gerçeklik bağlamında bir şey söylenecekse Mehmet Ali Aybar anılmalıdır. Aybar'ın iki 'mücadelesi' vardır. Birincisini daha 1940'lı yıllarda öne sürmüştü. Sovyet modelinin, Leninist parti anlayışının yanlış olduğunu dile getirdiği bu düşüncesinde sonuna kadar diretti. İkincisi, 'bey, paşa, kodaman' yani 'ordu-aydın -bürokrasi' solculuğuna karşı çıktı. Bu işin bir işçi hareketi olduğunu, sosyolojiye ve ekonomiye dayandığını, öyle darbeyle 'şanlı ordu' retoriğiyle gerçekleşmeyeceğini vurguladı. 27 Mayıs'a da karşı çıktı. TİP buydu.

İşler bu yönde ilerlerken Mihri Belli'nin görüşleri nereden çıktı, neden çıktı sorusu ciddi bir sorudur. Spekülasyonuna girmem. O tartışma malumdur. Fakat bu hareket sadece solu bölmekle, 1970'lerin gençliğini silahlı mücadeleye itip kırdırmakla kalmamıştır. Sonradan dalga dalga büyüyecek şekilde Kemalizmi ve orduyu Türk 'sol' siyasetinin ayrılmaz parçası haline getirmiştir. 1971, 1980, 1997, 2007 hareketleri ve hatta bugün o cephede olanlar bütünüyle bu ulusalcı sol dalganın serpintileridir. Ulusalcılık Türkiye'de başka hiçbir yerde eşi menendi görülmemiş açık bir sağ, askerci ideoloji halinde yükseldi. O hareket içinde 'sol', sol olmaktan çıkıp 'sos' haline geldi: ulusalcı, askerci, Kemalist hareketin sosu. Bütün o Baykal- Kılıçdaroğlu- CHP çizgisi de aynı yolda ilerledi. Ne sosyal demokrasi kaldı ne bir şey. Ulusalcılığın türleri halinde süren bir siyaset söz konusu. Bugünkü dünyada sadece 'işçi sınıfı' diyerek sol hareket daha fazla üretilemez. Marksizm kolay bir felsefi düşünce değildir. Yeniden yorumlanması gerekir. Belki de aşılması, yeni bir düşünceyle ikame edilmesi zorunludur. ( Hasan Bülent Kahraman, Sabah, 28 Ağustos 2017) http://www.sabah.com.tr/yazarlar/kahraman/2017/08/28/soldan-sosa-bir-ayrisma-ihtiyaci


 

                                                                      1 Mayıs: Değişim mi Bağnazlık mı?

 Lenin ‘Yaşasın işçilerin kardeşliği!’ dediğinde, 14 October 1917 Devrimi’nin mimarlarındanSultan Galiyev itiraz etmişti. Çünkü Avrupalı işçilerin konumuyla Asyalı, Afrikalı ezilenlerin konumu bir değildi. Çünkü Avrupalı işçilerin zincirlerinden başka kaybedecekleri çok şeyleri vardı ve kapitalizmin dünya sömürüsüne onlar da ortaktı ve edindikleri yüksek maaşlarla bu sömürüden pay alıyorlardı. Yaptıkları grevler işçiler ve ezilenler arasında adaleti paylaşmaktan öte, daha iyi tüketmeleri, daha kaliteli tatil yapmaları, mülk sahibi olmaları içindi. 1920 Bakü I. Doğu Halkları Kurultayı, Galiyev’in tezlerini gündemleştirmişti. Bakü Kurultayı’na katılan Enver Paşa da Türki iller-İslam dayanışması için bu tezlerden yana bir eğilim içinde olmuştu. Bu tezleri savunan Mustafa Suphi ise, daha sonra İzmir İktisat Kongresi’nde ‘Yabancı sermayeye hürmetkâr olacağız’ diyen Atatürk’ün çeteleri tarafından 1921 yılında Trabzon sahillerinde öldürüldü. Sultan Galiyev’de Stalin tarafından 1940’ta hapishanede kurşuna dizilerek öldürtüldü. Niçin komünist Mao’nun ülkesi Çin, eski kurumsal ritüellerini devam ettiriyor görünse de, ekonomisini liberalizmin akımına açtı ve nasıl oluyor da komünist bürokrasiyle irtibatlı 300 milyonluk bir nüfuz ABD halkından daha kapitalistçe yaşayabiliyor?

Örneğin 1 Mayıs’ta şu temel ve çağdaş sorunlarla ilgili aşağıdaki konulara tekabül eden döviz ve pankartlar taşınacak mı?

1) Faiz, kapitalist sermaye oluşumunun en şeytani gücüdür.

2) Yeni Çin kapitalizmi milyonlarca işçiyi kapalı bölgelerde 80-100 Dolar’a daha açık bölgelerde 200-250 Dolar’a çalıştırıyor; taşeron işlerini ayda 40-60 Dolar’a Bangladeş gibi sömürgeleştirilmiş ülke işçilerine yaptırıyor. Bu sömürücü düşük işçi maliyetleri, diğer ekonomilerdeki emeğin hakkını da etkiliyor.

3) İngilizlerin Hindistan işgalini ve sömürüsünü ilerlemecilik adına onaylayan Karl Mark’ın ve Marksistlerin, Avrupa dışı ezilenlere karşı hegemonik ve doktrinel tutumu hala devam ediyor.

4) 2007 Cumhuriyet Mitinglerinde ya da 2013 Taksim Gezi Parkı olaylarında  TÜSİD Bloğu ile DİSK Bloğunu yan yana getirip birbirlerini ‘Kahrolsun Şeriat’ ulumalarıyla paralelleştiren Batılı paradigmanın ilerlemeci felsefesi değil mi?

Ayrıca Batılı paradigmanın zulümlerine karşı çıkmak kadar, bu zulümlerin kaynağına karşı çıkmak asıl değil mi? (Hamza Türkmen: haksozhaber: 29.04.2015)  " Nişantaşı'ndaki, Cihangir'deki, Çankaya'daki veya Karşıyaka'daki kentsoylular "Yeni Türkiye" solu, Ümraniye'deki, Sultanbeyli'deki, Altındağ'daki proleterler de sağı mı temsil ediyorlar? " ( Mehmet Barlas: Sabah:29.04.2015 )

 
 

                                                 "ALLAH KATINDA TEK DİN İSLAM'DIR"
 

   NOT: Türk solunun en büyük yanılgısı Türkiye tarihine ve gerçeğine Batı orjinli klasiklerden öğrenilen şablonlarla yaklaşmalarıdır. Fakat  Türkiye Batı’lı bir ülke değildir. Marks - Engels düşüncesinin kaynağı ise Batı orijinliydi. Batı mantalitesinin temelinde sömürü, kan, emperyalizm vardır. Metafizik bakışları ise tamamen akıl dışı olan İncil'dir ve insanı akli olarak tatmin etmekten uzaktır. Müzikten kültüre, yaşam tarzından hayat felsefesine farklı olan iki kültür-medeniyet için aynı insan kaynaklı reçete önerisinin uygulama safhasında başarılı olma şansı sıfırdır.Zaten batılı anti emperyalist olması gereken işçi sınıfının dünyayı sömürmekle elde edilen paraları maaş olarak almaları ve sömürü çarkı ile hiç ilgilenmemeleri, Türk toplumunda sol denince İslam'a uzak duranlar - hadi mesafeli duranlar diyelim-  akla gelirken, Müslüman Arap dünyasında ise İslam'ı savunanların sol partilerin olması... gibi tarihi realitelerde teorimizi desteklemektedir.Kısaca - Bilime önem veren ve hatta öncülük eden (Detay sitemizde!) -İslam'dan uzak ne sol ne felsefe ne müzik toplumda kabul görür ve yaşar. Artık anlayana...!

 

                                                       "Komünizm din değildir." diyenlere
                 

 
                                                    Herkes bir şeye tapar. Ateist ideoloji sahipleri bile...!

 

                         

 

                “ Dünya dinlerini ortadan kaldıracak kadar güçlü bir din mevcut değildir. ”   Friedrich  Nietzsche

 

                      

 

                                

 

                                
                                               Komünizm ve yanılmaz olan - ismet sıfatlı - peygamberleri!

 

 

                                         

                                                                      Köylü işçi de el atmış!!!

 

 

 

                                           BUNLAR MI DÜNYAYA ÇARE OLACAK, DAHA İSİMDE ANLAŞAMIYORLAR!

 

                                  

 

 


                                                                              
J