|
İslâm
Dîni, kadın hakları üzerinde titizlikle durmuş ve kadını, hiçbir nizâm ve
sistemin veremediği müstesnâ bir makâma sâhip kılmıştır. Nitekim Cenâb-ı
Hakk Kur’ân-ı Kerîm’inde:"Erkeklerin kadınlar üzerinde hakları olduğu gibi,
kadınların da erkekler üzerinde hakları vardır." buyurmuştur.Rasûlullâh
(s.a.v.) Efendimiz de erkekleri, kadınların hak ve hukûkunu gözetmeye dâvet
etmekte ve bu konuda: "Kadınların haklarını yerine getirme
husûsunda Allâh’tan korkunuz! Zîrâ siz onları Allâh’ın bir emâneti olarak
aldınız." buyurmaktadır.Başka bir hadîs-i şerîflerinde de: "Sizin en
hayırlınız, ehline (eşine ve çocuklarına) en hayırlı olanınızdır. Ve ben de
ehline karşı en hayırlı olanınızım." buyurur.Peygamber (s.a.v.)
Efendimiz, erkeklere, kadınlara dâimâ iyi davranmalarını tavsiye ederek:"Mü’minlerin îmân bakımından en olgunu ve en hayırlısı, hanımına karşı en
hayırlı olanıdır." buyurmaktadır.Vedâ Haccı’ndaki
meşhûr hutbesinde Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: "Ey insanlar! Kadınlar
hakkında Allâh’dan korkunuz! Sizin kadınlarınız üzerinde hakkınız vardır.Bazı
hadisler :
(Hanımlarınızı üzmeyin. Onlar, Allahü teâlânın size emanetidir. Onlara yumuşak
olun, iyilik edin!) [Müslim](Hanımının kötü huylarına katlanan erkek, belalara sabreden Hz. Eyyüb gibi
mükafatlara kavuşur. Kocasının kötü huyuna sabreden kadın da, Hz. Asiye gibi
sevaba kavuşur.) [İ.Gazali](Hanımı ile iyi geçinip şakalaşanı Allahü teâlâ sever, rızklarını artırır.)
[İ.Lâl](En üstün mümin, hanımına, en iyi, en lütufkâr davranan güzel ahlaklı kimsedir.)
[Tirmizi](En iyi Müslüman, hanımına en iyi davranandır. İçinizde, hanımına en iyi
davranan benim.) [Nesai](Hanımına güler yüzle bakan erkeğin defterine, bir köle azat etmiş sevabı
yazılır.) [R.Nasıhin](Hanımının haklarını ifa etmeyenin; namazları, oruçları kabul olmaz.) [Mürşid-ün-nisa](Hanımını döven, Allah’a ve Resûlüne asi olur. Kıyamette onun hasmı ben olurum.)
[R.Nasıhin](Kadınlara ancak asalet ve şeref sahibi kimse değer verir. Onları ancak kötü ve
aşağılık kimseler hor görür.) [İ.Asakir] (Kızlarınızı altın ve gümüş ile
süsleyin! Elbiseleri güzel olsun! İtibar kazanmaları için en güzel
hediyelerle ihsanda bulunun!) [Hakim](Kız çocuğunu güzelce terbiye edip,
Allahü teâlânın verdiği nimetlerle bolluk içinde yedirir giydirirse, o kız
çocuğu onun için bir bereket olur, Cehennemden kurtulup kolayca Cennete
girmesine vesile olur.) [Taberani] (İki kız evladına güzel muamele eden,
mutlaka Cennete girer.) [İbni Mace] (İki kızı veya iki kız kardeşi olup da,
maişetlerini güzelce sağlayanla Cennette beraber oluruz.) [Tirmizi]
(Çarşıdan aldığı şeyleri, erkek çocuklardan önce kız çocuklarına verene,
Allahü teâlâ rahmetle nazar eder. Allahü teâlâ rahmetle nazar ettiğine de
azap etmez.) [Harâiti] (Çarşıdan turfanda meyve alıp evine getiren, sadaka
sevabı alır. Getirdiğiniz meyveyi, erkek çocuklarından önce kız çocuklarına
verin! Kadınları, kızları sevindiren, Allah korkusundan ağlayan gibi çok
sevap kazanır. Allah korkusundan ağlayana Cehennem haramdır.) [İbni Adiy]
(Üç kızına, ihtiyaçtan kurtulana kadar iyi bakan, yedirip giydiren, elbette
Cenneti kazanır.) [Ebu Davud] (Üç kız veya kız kardeşinin geçim veya başka
sıkıntılarına katlananı, Allahü teâlâ Cennete koyar.) Eshab-ı kiramdan biri,
(İki tane olursa da aynı mıdır?) diye sual edince, Peygamber efendimiz
(Evet, iki tane olursa da aynıdır) buyurdu. Başka birisi, (Ya bir tane
olursa?) diye sual etti. Cevabında buyurdu ki: (Bir tane de olsa gene
aynıdır.) [Hakim, Harâiti]...
Kadınlarınızın da sizin üzerinizde hakları
vardır." buyurarak daha yedinci yüzyılda yüzyirmi dört bin müslüman hacı
namzedine karşı, kadınların haklarını ilk olarak açıklamışlardır.Başka bir
hadîs-i şerîflerinde: "Onlara yediğinizden yedirin,
giydiğinizden giydirin, onları dövmeyin, onlara çirkin demeyin, fenâ söz
söylemeyin!" buyurmuşlardır. Kadınlarla iyi geçinmek Kur’ân-ı Kerîm’in
emridir: "Kadınlarınızla iyi geçinin; eğer onlardan hoşlanmadı iseniz
bile!.. Olabilir ki bir şey, sizin hoşunuza gitmez
de, Allâh onda bir çok hayır takdîr etmiş bulunur."
Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bu konuda:
"Kadınlar hakkında birbirinize hayır tavsiye
ediniz!" buyurmaktadır. Kadınlara karşı daima hoşgörülü olmalıdır.
Nitekim bir hadîs-i şerîfte: "Mü’min bir erkek, mü’min bir
kadına kızıp darılmasın! Eğer onun bir huyundan
hoşlanmazsa, öbüründen memnûn olabilir." buyurulur.Bir insanın her işi ve her huyu hoşumuza gitmeyebilir. Fakat iyi
niyetli ve ülfet edilir insan, kendi hanımında hoşuna gidecek nice
meziyetler bulabilir.
Onlarla kendisini memnûn ve mes’ûd edebilir. Bunun için ayıp aramaya değil,
meziyet aramaya bakmalıdır.Zîrâ mârifet iltifâta tâbîdir. İltifatsız mârifet
zâyîdir.
"Cennet annelerin ayağı
altındadır. " diyen dinimiz kadına hak etmiş olduğu değeri vermiştir.
İslamiyet’in ilk şehidi bir kadındır. İlk Müslüman bir kadındır. Peygambe-rimizin
soyu kızından devam eder. Hz. Ebubekir’in kitap haline getirdiği dünyadaki
tek Kur’an-ı Kerim Hz.Ebubekir, Ömer, Osman dönemlerinde onlarca yıl bir
kadının yanında kalmıştır. O dönemde ise Hıristiyanlar şunu tartışıyordu bir
kadın İncil’e dokunabilir mi dokunamaz mı. Kur’an-ı Kerim’de Nisa
(Kadınlar), Müntehine (imtihan edilen kadın), mücadele (mücadele eden
kadın), Meryem (Hz. İsa’nın annesi )... gibi sure isimleri vardır. Fakat
mesela, rical (erkekler) süresi yoktur.

İSLAM'DA KADINA VERİLEN DEĞER
MİRAS
Mirasta erkeğe
kadına verilen miktarın iki katı verildiğini söyleyerek kadına haksızlık
yapıldığını iddia ederler. Halbuki İslamiyet’te kadın erkek mirasta eşit
pay alırlar. Anne, baba, dede, nine... kadın erkek oldukları halde eşit
pay alırlar.
Sadece kız ve erkek
kardeşlerde kız kardeşe erkek kardeşin yarısı kadar verilir. Burada sanki
bir haksızlık varmış gibi gözükmektedir. Fakat, örneğin baba vefat etse
babanın üç dairesi olsa kız kardeş bir erkek kardeş iki daire alırlar. Kız
kardeş bir erkekle evleneceği zaman kız kardeşin bir dairesiyle evleneceği
erkeğin ailesinden kendisine miras kalan iki payı bir araya gelince toplam
üç payları olur. Erkek kardeşinde kendi iki payıyla beraber bir kızla
evlenirken evleneceği kızın bir payıyla beraber onlarında toplam üç payı
olur. Ayrıca erkek kardeş evleneceği kıza mihir verir.İSLAMDA BAŞLIK
PARASI YOKTUR , MİHİR KADINA BOŞANMA VUKU BULURSA BİR SOSYAL GÜVENLİK
OLSUN DİYE - SİGORTA- VERİLİR! Böylece iki dairesi erimeye başlar. Yine erkek kardeş
hayatları boyunca evleneceği kadın ve çocuklarının nafakasını (yiyecek,
yatacak, yakacak...) karşılamak zorundadır. İki dairesi erimeye devam eder.
Halbuki kız kardeş mihir alır. Ayrıca hayatı boyunca kendisine ve
çocuklarına erkek bakmak zorundadır. Kendi bir dairesini ise ailesine
harcamak zorunda değildir. O dairesi onun harçlığıdır; satar, bağışlar,
kiraya verir... İsterse kocasına da verebilir.
Kız kardeşe erkek kardeşe
verilen miras miktarının yarısı verilmiştir. Anne, baba, dede, nine ...
eşit pay alırken kız kardeş ile erkek kardeşte sanki haksızlık varmış gibi
gözükür.
Miras : 3 daire
Erkek kardeş
Kız kardeş
2
1
1-)
Kız kardeş
Erkek
2-) Kız
Erkek kardeş
evleniyor + = 3
3= + evleniyor
Mihir, Nafaka (+)
Mihir,
Nafaka (-)
Görüldüğü gibi
erkek kardeşe çok miras payı verilmesinin sebebi onun toplum içindeki ağır
sorumluluğundan dolayıdır. Erkek kardeş aldığı iki payı hep harcayacak ,
hep eksilecektir. Kız kardeş ise aldığı bir payın yanında mihir, nafaka
alacak. Malı artacaktır. Bir payı da kendinin olacaktır. Görüldüğü gibi
ilk başta erkek kardeş fazla pay alır gibi görünürse de iş alınan payların
dağılımına kullanılmasına gelince kız kardeşin az payı ile erkek
kardeşinden daha fazla imkan olanak paya sahip hale geldiği görülmektedir.
Erkek kardeşe ailesine -Eşine - verilmesi için fazla verilmiştir. Zamanla bu oran
kız kardeş lehine değişmektedir.
EŞİTLİK
Allah kadınla erkeği eşit
yaratmamıştır. Her ikisini de insan olma yönünden, akıl, bilgi, kültür
yönünden eşit olsa da, kadın erkekten daha duygusal daha hissidir. Erkek
ise daha katı, olaylara daha sert,duygusal yoğunluğu az olan bir açıdan bakar. Bu psikolojik
yönden farklılıktır. Biyolojik yönden, erkekte kas daha fazla iken kadında
yağ daha fazladır.
Bu durum erkeğin
kadından üstün olduğunu göstermez.Kadın daha duygusal erkek daha az
duygusal, kadın daha çok acır, sevgi hayatında daha önemli bir yer kapsar, erkekte
ise daha az. Erkek daha güçlü-kaslıdır, kadın daha az güçlü ve kaslı...
Her iki cinsinde üstün-
eksik yönleri vardır. (Akılda, düşüncede ... her iki cinside eşittir ve
birbirlerini geçebilirler.)
Bu durum erkeğin
üstünlüğünü veya kadının zayıflığını göstermez. Aksine bu durum her iki
cinsin ayrı yaratılış özelliklerinin doğal sonucudur. Bunu kabul etmeli,
yaşam tarzımızı buna göre ayarlamalıyız.
İslam kadın - erkek eşitliğini değil kadın erkek adaletini savunur.
Eşitlik adalet demek değildir. Eşitlikte mesela, kadına da erkeğe de 100
kg yükte 50 şer kilo her iki cinse vermek vardır. Adalette daha kaslı olan
erkeğe daha fazla daha az kaslı kadına daha az yük vermek vardır.
Yaratılış özelliğini kabul bunu gerektirir.
İngiliz kraliyet ordusunda , kadın erkek tüm
askerlere “ aynı eğitim
proğramının “ uygulanması , kraliyet ordusu fizikçilerinden Yarbay Ian Gemmel ‘i : Fırsat eşitliği adı
altında kadın askerler eziliyor , diye isyan ettirir.
Erkek askerlerin eğitimi
sırasında yaralanma oranı
yüzde 1.5 iken ,
kadınlarda bu oran
yüzde 11.1 ‘lere kadar çıkmaktadır .Yarbay Gemmel’e göre bunun nedeni :
-
Kadın kas ve kemik yapısı erkeklere
göre daha zayıf . Aynı
eğitim kadın bedeninde erkeklere oranla % 39 daha fazla baskı oluşturuyor.
-
Belirli kas olgunluğuna ulaşmak için erkek askerlerin 3 ay çalışması yeterli iken ,
kadınların 6 ay çalışması gerekir.
-
Bu kadın askerlerden
40 tanesi ordu'yu " bize fazla yükleniliyor "
diyerek mahkemeye başvururlar ( The Sunday Times
:10.03.2002)
NASIL Kİ
OKULLARDA ÇOCUKLARI YETENEKLERİNE GÖRE YÖNLENDİRİP EĞİTMEK SAVUNULACAK BİR
DURUMSA , İSLAM'DA DA KADIN VE ERKEĞE DOĞA VE YAPILARINA UYGUN GÖREV
DAĞILIMI YAPILMAKTADIR.RESİME
YETENEKLİ BİR ÖĞRENCİYİ MATEMATİK PR.'U YAPMAK NASIL MANTIKSIZLIK
İSE KADIN VE ERKEKLERE DE MİZACLARINA TERS GÖREV YÜKLEMEK O KADAR TERSTİR.
BİR ERKEKTEN NE KADAR ANA SINIFI ÖĞRETMENİ OLABİLİR, HANIMLARLA
KIYASLARSAK...?
İngİlİz donanmasındaki kadın askerlerin dörtte biri cinsel tacize uğramış
İngiltere'de kraliyet donanmasında görev yapan kadın askerlerin
dörtte birinin, görevleri sırasında en az bir kez cinsel tacize
uğradığı açıklandı.
Donanmadaki cinsel tacizin kabul edilemez bir
düzeye -
demek kabul edılebılır Bır
duzeyı de var
...!-ulaştığını açıklayan Savunma Bakanlığı, bundan sonra
her vaka için disiplin işlemiyle yetinilmeyip adli işlem yapılacağını
duyurdu.İngiltere'de sadece 2002 yılında donanmada görev yapan
2500'e yakın kadın asker gemide ya da üste bulundukları sırada tacize
uğradıkları gerekçesiyle şikayette bulundu. 2003 yılında ise donanmada görev
yapan kadınların yüzde 22'sinin bu tür şikayetlerde bulunduğu açıklandı. Bu
rakam, 2005 yılında yüzde 25'e kadar yükselirken, donanmada görev yapan
kadınların üçte biri şikayetlerinin adil biçimde ele alınıp
değerlendirilmediğinden de yakındı.
Genel olarak İngiliz ordusunda, aynı türdeki şikayetlerin oranının ise
yüzde 12 olduğu belirtildi.
(
Milliyet :
24.06.2005 ) ya
ŞİKAYET edılmeyen, edılemeyenler...!
Kadın subay ve askerlerin yarısı cinsel tacize uğramış
İngiltere'de Kraliyet Hava Kuvvetleri içinde hazırlanan bir rapor, hava
kuvvetleri mensubu kadın asker ve subayların yarısının iş hayatları boyunca en
az bir kez cinsel tacize uğradıklarını ortaya koydu.Independent on Sunday gazetesi tarafından ele geçirilen rapora göre, son
12 ayda 1000 kadın asker üstlerine yaptıkları başvuruda bir meslektaşı hakkında
cinsel taciz suçlamasında bulundu.Kadın asker ve subayların en az iki kez karşı cinsteki üstleri tarafından
taciz edildiklerinin de rapor yazarları tarafından ortaya konulduğunu öne süren Independent, kadın asker ve subayların en azından cinsel konularda sözle
sarkıntılık edilerek rahatsız edildiklerini kaydetti.Cinsel tacize uğrayanların sadece yarısının şikayette bulunduğunu iddia
eden Independent, üç yıl önce de benzer bir raporun yayımlandığını,
karşılaştırma yapıldığında taciz sayısının büyük artış gösterdiğinin
anlaşıldığını belirtti. Independent, ''Bu durum da ordu komuta kademesini büyük
bir kaygıya sürüklüyor'' diye yazdı.Raporun, hava kuvvetlerinde sadece kadın değil erkek asker ve subayların
da tacize uğradıklarını ortaya koyduğunu duyuran Independent, erkek subayların
ayrıca bazı gruplar tarafından korkutularak sindirildiklerini de iddia etti.
( Milliyet :24
Ocak 2005 )
ABD ordusunda cinsel taciz
arttı
AMERİKAN askerleri
arasında yaşanan cinsel tacizin geçtiğimiz yıla oranla büyük bir artış
gösterdiği ortaya çıktı. ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) tarafından yayınlanan
rapora göre, 2004 yılında, Amerikan askerleri arasında yaşanan ve rapor edilen
cinsel taciz sayısı bin 700'den, 2005'te 2 bin 374'e ulaştı. Pentagon
yetkilileri askerler arasında yüzde 40'ı bulan cinsel taciz artışını yeni
uyguladıkları programa bağladı. Pentagon'un yeni programı çerçevesinde cinsel
tacize uğradığını beyan eden askerler, sağlık, rehberlik ve psikolojik destek
alıyor. ABD ordusunda cinsel tacize uğrayanlar, çeşitli nedenlerden dolayı bu
durumu rapor etmediği için cinsel taciz vakalarının pek çoğu açığa
çıkmıyordu.
(
Akşam
19.03.2006 )
Kadın
daha duygusal olduğu için çocuk eğitimi ve büyütülmesi görevi İslâm’da
daha çok kadına verilmiştir. Çünkü o duygusaldır. Acıma sevme... yoğunluğu
erkekten daha fazladır. Erkek çocuk bakıcısı olamaz. Çünkü erkekte acıma,
sevme, şefkat daha az yoğunluktadır. Halbuki çocuğa sevgi, anne sevgisi
lazımdır. Erkek evi dışından korur. Evin mali yönden devamını sağlar.
Kadın evin içişlerine bakar. Evin ahlaki yönden devamını sağlar. Kadın
sadece işte çalışsa daha çok yıpranır ( o nedenle de kadınlar erkelerden
daha az çalışır, daha önce emekli olur.) ve ailenin, çocuğun eğitimi ile
gereği gibi meşgul olamaz. Aile düzeni bozulur. Aile bozulunca, toplum
huzuru, devlet huzuru bozulur ve sosyal çöküntü başlar.
Eşit toplumda çalışan
kadın çocuğunu kreşte büyütür ve sevgi yerine aldığı paraya göre muamele
gören çocuk büyüyünce psikolojik sorunların içine düşer.
Kadın erkek eşit değildir
birbirini tamamlayan iki elmanın yarısı gibidirler.
Her iki cinsinde eksik ve
fazlalıkları vardır (kas, yağ, şefkat, merhamet, sert, mizaçlılık...) .
Ama her iki cinste insan olmada aklını kullanmada ilimde kul olmada
cennet-cehennem yolunda eşittir ve yarış halindedirler.
Kur’an da Allah-u Teala
erkeği kadından üstün kabul eden bir ayet vardır. Ayeti incelediğimiz
zaman üstünlüğün sorumluluk anlamında kullanıldığını yani erkeğin kadından
daha fazla sorumluluk sahibi olduğunun ayette bildirildiği anlaşılır.
Mesela müdür ile memur.
Müdürde insandır memurda. İkisi de akıllıdır. Memurun aklı daha az veya
müdürden aşağıdır diye kimse kabul etmez. Ama müdürün sorumluluğu işi
yetki alanı geniş olduğu için memurdan bir üst makamdır. Ona bazı
konularda emir verebilir. Ama her ikisi de insan, kul, akıl... yönünden
eşit canlılardır.
Kur’an da işte
sorumluluğu fazla olan erkeği kadına üstün-sorumlu kabul etmiş iş
bölümünde erkeğe daha fazla sorumluluk yüklemiş yüklenen sorumluluk
oranında onu idareci üstün kabul etmiştir.
Aynı durum Türkiye
Cumhuriyeti kanunlarında da söz konusudur. Bazı konularda kadın erkek
eşitsizliği medeni kanunda da bulunmaktadır.
1-) Medeni kanun Roma hukukuna
dayanır. Roma hukukunun temelinde eşitler arasında birinci erkektir ilkesi
vardır. Birinci eşitsizlik budur.
2-) İkinci eşitsizlik sen evli bir
kadınsın evlendirme memuru sana demiştir ki : “ evin reisi erkektir, kadın
onun muavin ve müşaviridir.” İkinci eşitsizlikte budur.
3-) Üçüncü eşitsizlik ise sen
ticaretle uğraşacağın zaman ticaret odasına kayıt olman için tüccarlığın
muteber olabilmesi için kocanın yazılı muafakatı gerekir. Kocan gider bin
türlü işle uğraşır kimse muafakatını almaz üçüncü eşitsizlik...
4-) Dördüncü eşitsizlik sen yurt
dışına gideceğin zaman kocanın mutlaka yazılı muafakatı gerekir aksi
taktirde kocan şikayet ederse gidemezsin. Dördüncü eşitsizlik
5-) Beşinci ve en kötüsü ! Kocanla
birlikte borçlanacağın zaman vesayet maka-mının yani sulh mahkemesinin
senin akıl baliğ olduğuna yani aklının başında olduğuna dair bir karar
vermesi lazım ki kocası ile birlikte borçlandığı zaman muteber olsun. Bu
da beşinci eşitsizlik.
Feminizm batı
toplumlarında başlamış bir harekettir ve o tür toplumlar için zorunlu bir
harekettir. Çünkü Avrupa’da kadın, insan mıdır ? İncil’e dokunabilir mi ?
ruhu var mı diye tartışılan, alınıp satılan, akrabaya, misafire peşkeş
çekilen, çalışınca ücreti az verilen ... bir canlı olarak görülür.
Böyle toplumlarda kadın
tabii ki hak arama yarışına girişip, reaksiyon gösterip, ileri
atılacaktır, hakkını arayacaktır.
Fakat İslam toplumlarında
kadının ne insan olma yönünün tartışılması, ne Kur’an’a dokunmaması
durumu, ne alıp satılımı- fahişelik - durumu söz konusudur. İslâm’da kadın
annelik görevini yerine getirdikten sonra doktor, hemşire, avukat,
öğretmen, ... olabilir. Hatta bazı kadınların yukarıdaki mesleklere sahip
olmaları farzı kifayedir, bir toplumda mutlaka olmalıdır.
Batıda hak arama adalet
arama mücadelesi sonunda sınırlarını zorlamış haklı mücadele aşırı uçlara
kaymıştır. Eşitlik istekleri sonunda insan olma, kadın gücünü,
hissiyatını, duygu sınırlarını zorlar hale gelmiştir. Vucud geliştiren ;
kaslı kadınlar, halter kaldıran, boks yapan ... kadınlar (hepsinde de,
yaratılış mizaçlarında olmadığı için erkeklerden daha az başarılılar).
Batıda erkeklerde de bozulma had safhada da homoseksüellerin evlenmeleri,
kültürel giyim tarzı dışında (İskoçlar gibi), erkeklerin etek giymesi...
insan cinsi olma sınırlarını zorlayan dinden uzak bu toplumlar
ahlaksızlığın had saflarını zorlamaktadırlar.
Günümüz
Türkiyesinde - 70 yıl aradan sonra , yani kadına haklarının tanındığı ( .... ) 1934’tan , 70 sene sonra yeniden kadın - erkek eşitsizliğini ( 2001 ) önleyecek yeni kanunlar çıkarılmaktadır....kadın hakları adına , kadın haklarının verildiğini iddia edilen kanunlar değiştirilirken. İşin en
ilginç
yönü ise GÜNÜMÜZ TÜRKİYE’SİNDE ARTIK ZİNA’NIN BİR SUÇ OLMAKTAN ÇIKARILMASIDIR : Yani günümüzde zina edene medeni ( ... ) kanunlarımız ceza vermez , zinayı suç saymazken , dini nikah yaptıran insanları kanunlarımız suç işlemiş kabul edip , ceza
vermektedirler.
EVLENME
Bazı
çevreler, İslâm’da her erkeğin dört kadınla evlendirildiğini kadının
görüşü-nün sorulmadığını kadının hakkının yenildiğini iddia ederler.
Dört kadınla evlilik (Teaddüt-ü
Zevcat) İslâm’da bir emir, mutlaka yapılması gereken bir farz değildir.
Belli şartlarda belli özelliğe sahip erkeklere tanınan bir olaydır.
Öncelikle şunu belirtmek
gerekir. Kur’an da Allah’ü Teala tek kadınla evliliği Müslümanlara tavsiye
etmektedir. Dolayısıyla İslam’da tek eşlilik esastır.
Peki dört kadınla evlilik
meselesi nedir ? İslâm’da bir erkeğin bir, iki, üç en çok dört kadınla
evlenmesini belli şartlar dahilinde izin vardır. Bunlar kısaca şöyledir :
1-) İlk hanımın izin vermesi : Kadın
kocası ile evlenirken, kocasına, benden sonra başka kadınla evlenmezsen
seninle evlenirim der, erkekte kabul ederse bir daha başka bir kadınla
erkek evlenmez.
Eğer hanımı izin verirse, erkek ancak
o zaman ikinci bir hanımla evlenebilir.
2-) Belli şartlarda ancak erkek ikinci
bir kadınla evlenebilir. Mesela ; bir savaş olsa erkeklerin sayısı ülke
düzeyinde azalsa (her savaşta olduğu gibi) ülkede kadın nüfusu çok, erkek
nüfusu az olsa. Medeni kanunlara göre her erkek bir kadınla evlense,
fazlalık olan eşitliğin üstünde fazla olan kadınlar ne yapacak? Zina mı,
fuhuş mu ? ( I. Dünya savaşından sonra Almanya’da, Fransa’da olduğu gibi )
Medeni kanunlar buna bir çözüm
üretemiyor. Ama İslam’ın (tek kadınla eşlilik genel tavsiyesi yanında)
Taaddüt-ü Zevcat meselesi gündeme gelir. Sorun kendiliğinden çözülür.
İlk hanımın iznini alan erkek
ikinci eşini alır ve toplumda kim kimin eşi, kim kimin çocuğu belli olur.
Toplum ahlakı bozulmamış olur. Türkiye’de çağdaş psikiyatrinin kurucusu
olan Pr. Dr. Mazhar Osman bu nedenle şunu söyler : “Ben Taaddüt-ü Zevcatı
bir kusur değil, kemali eser olduğuna inanıyorum.”
Zaten Avrupa’da tek eşle
yaşayan, zina etmeyen , çocuğu belli olan kaç toplum vardır. Kendi
toplumunun yapısını çok iyi ben Pr. Dr. Forel şunu söylemektedir :
Avrupa’da tek eş taraftarlığı etiket, riyadan başka bir şey değildir.
Erkek hanımını neden kandırsın
ki ? Ya izin alır evlenir yada asla zina yapmaz. Batı ise zina, fuhuş,
homo-lezbiyen bir toplum olma yolunda, hayvanlarla cinselliğe yönelmiş bir
çağdaş lut kavmi konumundadır. Bu nedenle Angutil, “Acele T. zevcat kabul
edilmelidir. Geçen her saat toplumsal bir suç olmaktadır.” demektedir.
Wictor Gambot, Charles Richet;
tek eşlilik, kadına hoş görünmek için uydurul-muş yalan gösteriştir
derler.
Wictor Marqveritte, Ayandan
Gogslere, Dr. Charles Richet, Binet Sanglet... batının içine düştüğü
buhranı görüp çok kadınla evliliği savunurlar.
3-) Hanımı izin verirse, ( mali,
sosyal-kültürel) şartlarda uygun olsa, erkek kendine sorar: Alacağım yeni
eş ile eski eşim arasında adaleti sağlayabilecek miyim ? ikisinin
çocuklarında da maddi-manevi adaleti gerçekleştirebilir miyim ? cevabı
hayır ise erkek yine evlenemez, hanımı izin verse de. Yani üçüncü şart
“adalet” dir.
Bu üç şartta bir arada olmalı. Biri
eksik olsa, ikinci eş yasaktır.
Özetle erkek ikinci eşle
evlenmek isterse; hanımından izin , kendisinden adalet şartına uyma,
şartlarında uygun olması gerekir.
Bir
erkeğe dört kadınla evlenme izni varda, bir kadına neden dört erkekle
evlenme izni yok ?
1- Çocuk olsa kimin olduğu nasıl belli
olacak. Neslin devamı, miras... buna bağlı. Günümüzde bu DNA testleri ile
anlaşılabilir. Ya 1400 seneden beri geçen sürede bu nasıl anlaşılacaktı ?
O dönemde de İslam, insan ve evlilik vardı.
2-) Pr. Forel’inde belirttiği gibi
erkek çok kadına temayüllüdür. Ama kadın bir erkeği sever (onunla evlenir
veya evlenemez..).
3-) Kadın gebe kalınca 4 erkek ne
yapar ?
4-) Kadın dokuz ayda, erkek bir kaç
günde çocuk sahibi olurlar.
5-) Erkek kıskançtır. (İslâm’da ikinci
eş ilk hanımın iznine bağlıdır.)
Şimdi bir örnek verelim :
Bir mümin erkek ve kadın
düşünelim. Erkek hanımına kötü yoldaki bir kadını gösterip bana izin ver
onunla evlenip onu kötü yoldan kurtaralım dese hanımda izin verse ,
şartlar uygun olsa adaletli davranacağına erkek kanaat getirirse ve o
kadınla evlenirse... boyalı basın olayı nasıl değerlendirir ?
“Erkeğe bak, eşi üzerine kuma
aldı. Bu adam aşırı dinci, yobaz der, kadın haklarını savunur rolüne
girişmez mi; araba lastiği reklamında mayolu kadınları podyumda yürüten bu
medya ?
Kadını bataklıktan
kurtarmak suç, onu her gün bir kaç erkeğe satma çağdaşlık kabul edilir.
Sanki o satılan kadınlar birinin kızı, kardeşi, annesi değil,
uzaydan geldiler...!
Metres hayatını savunanlar T.Zevcata
karşıdırlar. Genç kızları kandırıp kullanıp atmak varken evlenmeye niyetin
yoksa eline bile dokunamazsın kuralını isterler mi bazı medeni (!)lerimiz
Ayrıca istisnai bir durum olan
ve toplumun devamını amaçlayan bu tür konular hakkındaki sorular genelde
cevap almak için sorulan sorulardan değildir, art niyetli sorulardır.
İSLAM NORMALDE HER ERKEĞİN BİR KADINLA EVLİLİĞİNİ TAVSİYE EDER AMA YA
ŞARTLAR DEĞİŞİRSE?:TÜRKİYE CUMHURİYETİNDE KADIN NÜFUSU ERKEK NÜFUSUNU
GEÇTİ:
ERKEK:35.171.000
KADIN:35.362.000 ( POSTA:06.05.2003)
KAZAKİSTAN'DA VE MALEZYA'DA DURUM DAHA İLERİ BOYUTLARDA ;İKİ
ÜÇ KADINA BİR ERKEK DÜŞÜYOR NÜFUS OLARAK...ÇAĞDAŞ(!) SİSTEM DİYOR Kİ BİR
ERKEĞE BİR KADIN YA DİĞERLERİ NE YAPACAK...!?İSLAM'DA DİYOR BİR ERKEĞE BİR
KADIN AMA ŞARTLAR DEĞİŞİNCE YOLU AÇIYOR VE BELLİ ŞARTLARDA İKİNCİ EŞE DE
İZİN VERİYOR!
KAZAKİSTAN'IN %70'İ KADIN.16 MİLYONLUK KAZAKİSTAN'DA
KADIN NUFUSU 11 MILYONA YAKLAŞMIŞ DURUMDA .(
Gözcü :30.03.2006)
BOŞANMA
Bazı çevreler, İslâm’da kadının
boşanma hakkı yoktur. Erkek kadına üç kere «boş ol » dese boşanma vuku
bulur, iddasındadırlar.
Dilin kemiği yok, iftira
atışları serbest. Ama cevap hakkımız saklı.
Öncelikle İslâm’da kadınında
boşanma hakkı vardır. Evlenirken «benim de boşanma hakkım var kabul ediyor
musun ?» sorusuna evet diyen ve bunu yazılı belge haline getiren bir
erkekle evlenen her kadın kocasını boşayabilir.
Ayrıca İslâm’da «bir saniyede
üç cümle ile boşanma gibi yani boş ol » ile boşanma yoktur. En az üç ay
süren bir boşanma.
I. Ay: Kadın erkek, kadıya (hakime)
gider. Boşanmak istetiklerini söylerler. Kadı onlara bir ay mühlet verir
ve barışmalarını tavsiye eder.
II.Ay : Eşler yine gelirlerse kadı
(hakim) onları yine gönderir. Ailelerinin çağırıp onlara tavsiyede
bulunmalarını söyler. Bir ayda büyüklerinin nasihatları ile geçer.
III. Ay : Vazgeçmemişlerse kadı
onlara; son bir ay , yine gelirseniz kesin boşanma kararı verilir der.
İslami yaşam ve batı tarzı yaşam,
hangi yaşam tarzı insanı mutlu kılar, hangisinde boşanma aza indirgenir.
Cevabı batılı bir araştırmacıdan, Gibbon’dan alalım :
300 senelik Osmanlı dönemi İstanbul
arşivini inceleyen Gibbons, 300 senede İstanbul’da toplam 10 boşanma
davasının olduğunu araştırmaları sonucu bulmuştur. Ya günümüzde 3 saatte
sadece İstanbul ‘un bir mahkemesinde kaç boşanma davası görülmektedir ?
Hangi toplum huzur içinde
yaşamaktadır ? ...
Not: Seçme ve seçilme hakkı
kadınlara Hz. Resul döneminde verilmişti.Hz. resul “Akabe biatlarında “
kadınlardanda biat (kabul oyu ) almıştı fakat ilerki yıllarda iktidarı
elinde bulunduran bazı çevreler erkeklerden olduğu gibi kadınlardan da
seçme ve seçilme hakkını almışlardır... Dolayısı ile çağımız,
müslümanların (.....) hatasını yine islama mal ederek, islmda kadının
seçme ve seçilme hakkının olmadığı, gibi yanlış bir sonuca varmışlardır.
KADININ ŞAHİTLİĞİ
Şahitlik konusunda
iki kadına bir erkeği mi kabul eder İslam...?! Asla!:
İslâm hukûkunda erkeklerin vâkıf olamayacağı ve tamamen kadınların ilgi sahası
olan doğum, bekâret, emzirme ve aybaşı gibi kadınlara mahsûs hallerde, erkeğin
değil, sadece kadının hattâ tek kadının şâhidliği yeterlidir. Bu gibi
konulara, kadınların çokça şâhid olmaları ve erkeklerden fazla gözlem ve
tecrübelere sahip bulunmaları sebebiyle, tek kadının şâhidliği bile geçerli
sayılmıştır. Hattâ Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in emzirme konusunda tek
kadının şâhidliğini kabul ettiği bilinmektedir. . Nitekim:
"Erkeklerin muttalî olmadıkları şeylerde kadınların şâhidliği makbûldür."
buyurması bunun en güzel delîlidir.
Doğum için de tek bir kadının şâhidliği kabûl edilmektedir. Rasûlullâh (s.a.v.)
Efendimiz:
"Doğum konusunda bir kadının şâhidliği yeterlidir.." buyurmaktadırlar.
Hz. Ömer (r.a.), boşanma konusunda yalnız başına kadınların şâhidliğini kabul
etmiştir. Hz. Ali (r.a.) da, bir çocuğun öldürülmesine şâhid olan kadınların
şâhidliğini muteber saymıştır
Aslında iki kadının şâhidliğinin bir erkeğin şâhidliğine denk
olduğu iddiâsı, gerçeklerle hiçbir ilgisi olmayan asılsız bir iddiâdır. Konu ile
ilgili olarak Bakara sûresinin 282. âyet-i kerîmesinde şöyle buyrulur:
"Ey îmân edenler! Belirli bir vâdeye kadar birbirinize borçlandığınız zaman onu
yazın. Bunu, aranızda bir kâtib doğru olarak yazsın. Erkeklerinizden iki de
şâhid tutun. Eğer iki erkek bulunmazsa, şâhidlerden kendilerine güvendiğiniz bir
erkek ve -biri unutunca diğerinin hatırlatması için- iki kadın yeter."
Yukarıda
görüldüğü gibi bir bütün olarak ele alındığında, âyetin genel olarak şâhidliği
düzenleyen umûmî bir hüküm koymadığı, âyet-i kerîmedeki hükmün sadece vâdeli
borçlanmalarla ilgili olduğu açıkça görülür.
İki kadın şâhid önerilmesinin
sebebi, birisi yanılırsa diğerinin ona hatırlatması içindir. Ancak âyette "iki
kadın şâhidden biri mutlaka yanılır veya unutur" denmemektedir. "Yanılırsa veya
unutursa" denmektedir.O halde iki kadın şâhidden birisi, şâhidlik ettiği borçlanma akdiyle ilgili
olarak yanılmaz veya unutmazsa, şâhidliğini tam olarak yaptığı için, erkek şâhid
ile kadın şâhidin şâhidlikleri yeterli, aynı zamanda eşit değerde olacaktır. Bu
ise kadının şâhidliğinin, erkeğin şâhidliğine denk olabileceğini gösterir.
Neden mi? ...Çünkü o dönemde kadınlar
ticaretle direk ilgilenmiyordu...Hatta Hz. Hatice bile kendi işlerini
erkeklere, ticaretini erkeklere yaptırıyordu...!O dönemde kendi ilgi
alanlarının dışındaki " vadeli borçlar " konusundaki bu istisnai hükümü
genelleştirmek sadece önyargı ifadesidir...Ayrıca yukarıda da ifade edildiği
gibi kendi ilgi alanlarında olan işler için - mesela doğum,emzirme... -
her kişinin tek şahitliği kabul edilmektedir...
Günümüzde ekonomi özel ilgi alanına giren -
ekonomi alanında eğitim gören kadınlar mesela - kadınlar için bu
ayet tabii kendilerini sınırlandırmaz...Çünkü "unutma ve ilgi alanı
olup olmama " temel sebep...Bu sebep ortadan kalkınca hükümde
kalkar...veya bu şartlara uyan - ilgilenmeyen, unutan,ilgi duymayan
dolayısı ile aklında tutma ihtimali daha az olan - kimsenin şahitliğinde
ilgilenen gruba göre iki kişi şartı aranır.Vadeli borçlarda
şahitlikte esas olan bunlardır - ilgi, alaka,işin içinde olup olamam
ve dolayısı ile ilgi ile paralel unutup unutmama- yoksa cinsiyet :kadın erkek
olup olmama değil ...!
MEVZU
HADİSLER VE KADIN
Hadis, peygamber
efendimizin sözlerine denir. Mevzu hadis, kendi şahsi, siyasi,...
emellerine ulaşmak için peygamberimizin ağzından uydurulan, Hz. Resül'ün
söylemediği halde kendisine mal edilen sözlerdir. Uydurma- mevzu hadisler
genellikle kadınlar, siyasi görüşler, ırkçılığa dayanan konular...
çerçevesinde dönmektedir.
Kadınla ilgili bazı
uydurma-mevzu hadisler:
" Kadınlara
okuma- yazma öğretmeyin: " İbn-i Cevzi, İbn-i Hıbban, İbn-i Adıyy hadisi
kabul etmez, uydurmadır derler. (Kitabul Mevzuat 2/268)
" Kadınlarla
istişare edin, onlara tanışın ve onların söylediklerinin zıttını yapın":
Sehavi ve İbn-i Arrak hadisi merfu görmezler. Ebu Hatim, İbn-i Adıyy , İbn-i
Cevzi, İbn-i Hıbban hadisin uydurma olduğu görüşündedirler. ( El-
Makasıdul Hasene: 248 , Tezkiretul mevzuat :128, Tenzihuş Şeria : 2-204,
Silsiletul Ehadis: 432 ) .Ayrıca, Hz. Resul Ümmü Seleme ile istişarede de
bulunmuştur (Makasıdul Ha-sene: 585, Silsile: 436, Keşful Hafa :2-3)
" Kadınlara iteat
pişmanlıktır." : Sehavi, Ukayli hadisi uydurma kabul ederler. ( Tezkiratul
Mevzuat : 128, Kitabul Mevzuat : 2, 272)
" Kadınlar olmasaydı
Allah'a hakkıyla ibadet edilirdi". Suyuti, Buhari, İbn-i Adıyy, Ebu Hatim,
İbn-i Cevzi, Muhammed Nasuriddin, İbn-i Hıbban hadisi mevzu kabul ederler.
( Silsiletul Ehadisuzzaif : 74, Tenzihuşşeria : 1/62, El-leali : 2/59)
" Kadınlar olmasaydı,
erkekler cennete girerdi." : İbn-i Arrak, Es- sakafi hadisi kabul
etmezler. ( Camiussağir: 2/113)
"Güzele bakmak sevaptır
veya ibadettir, gözü kuvvetlendirir.." : Ebu Nuaym, Durekutni, İbn-i Cevzi,
Sehavi, İbn-i Hacer, Iraki, Zehebi, İbn-i Kayyim, Muhammed İbn-i Arrak,
Nasıruddin... hadisi uydurma kabul ederler. ( El- Maka- sıd: 129,
Silsiletul Ehadissuzaif : 164, Kitabul Mevzuat: 1/63, Mevzuati Aliyyul
Kari: 124, Keşful Hafa: 2/317, Tenzihuşşeria: 201...)
"Uğursuzluk
kadın, at ve evdedir." : Peygamber Efendimiz Hz. Mö ammed 'in eşleri, Hz.
Aişe bu sözü duyunca: Kur'an-ı indirene yemin ederim ki, bunu rivayet
eden, Ebul Kasım'a (Hz. Muhammed'e) iftira etmiştir. Resulullah sadece,
"Cahiliye insanları, uğursuzluk, kadın, ev ve hayvandır" dediklerini
söylerler.
Hz. Resul bu sözü
cahiliye dönemi (İslam öncesi dönem) insanlarının bir sözü olarak nakleder
. İslam, cahiliye görüş ve adaletlerini tümden reddettiği gibi, uğursuzluk
kavramını da kabul etmemekte, reddetmektedir.
" Kadınların
akılları ferclerindedir :" : Sehavi, Aliyyul Kari, Acluni sözün uydurma
olduğunu kabul ederler. ( El-Makasıd:292, El esrarul Merfua : 246, Keşful
Hafa: 2/62))
" Döl getiren
siyah bir kadın, döl getirmeyen beyaz bir kadınla hayırlıdır". Iraki,
hadis uydurmadır der. ( Mevzuatı Aliyyul Kari : 73). İslâm'da hayırlı
olmanın ölçüsü takva (Sevgi ile karışık korku)'dur. Ayrıca Kur'an çocuk
sahibi olmanın veya olmamanın Allah'tan gelen bir imtihan vesilesi
olduğunu da bildirir . (Şura Suresi : 49-50)
Karı ve kocayı
birbirinin dostu ilan eden (Tevbe Suresi : 71), eşlerin ikisinin de
birbirine ısınıp aralarında muhabbet ve merhamet oluşturan (Rum Suresi :
21). Allah'ü Teala'nın yüce Resül'ü "Sizler (Kız-erkek) çocuklarınızı
seviniz, kız çocukları kendi kendilerini sevdirirler" buyururlar, Hz.
Ömer:" Cahiliye döneminde kadınları, hiç bir şey saymazdık. Taki İslam
geldi, Allah'u Teala onlardan bahsedince, o zaman kadınların üzerimizde
bir takım hakları olduğunu gördük" derken, iyi amel işleyen kadın veya
erkeğin cennete gideceğini bildiren (Nisa Suresi:124) dinimizin ve onun
yüce ilahının kulları arasında ayırım yapacağını kabul etmek imkansızdır.
O, rahman ve rahimdir.
İSLÂM ve AKRABA EVLİLİĞİ
Akraba evliliği
sakat doğumlara sebep oluyorsa İslâm akraba evliliğine neden izin
vermiştir?
Sakat doğuma akraba
evliliği değil, hastalık (kan uyuşmazlığı, ırsi hastalıklar...) neden
olur. Yani her arkaba evliliği sakat doğuma neden olmaz, sakat doğuma
neden olan hastalıklardır, hastalık akrabada olsun veya olmasın fark
etmez.
Akraba olmazsa
bile hastalık nedeni taşıyan her insan sakat doğuma neden olur. Ama akraba
olduğu halde hastalık nedeni taşımayan insan sakat doğuma neden olmaz. O
halde yasak olan hastalık nedenleridir (kan uyuşmazlığı...), akraba
evliliği değil.
İslam kadını sınırlar , hayattan soyutlar mı ? :
BAŞÖRTÜSÜ : kadın
saçı bir süstür ve
kadınlar
arasında sınıf ve seviye ayırımı olmaması için emredilmiştir. Günümüzde kuaförlere daha çok kadınlar gider ve perma , boyama ... gibi şeylere daha çok para harcar ... Ya parası ve imkanı olmayan aile ve kadınlar ne yapsın .? İşte islam bu süsü sadece mahreme - helale göstermeyi emredip , toplum içinde örtünme ile ayırımı ortadan kaldırmayı
amaçlar.
TOKALAŞMA :İnsanın kendi kalbi temiz olsa bile karşıdaki insanın içaleminden ve temizliğinden nasıl emin olunabilecek ki ? Ç . Çaplin ‘in ( Niçin her gördüğünüz kadının elini öpüyorsunuz diye sorana ) dediği gibi “ Bir yerden başlamak lazım “ diyen birisi ile karşılaşılamayacağını kim iddia edebilir ?
ÇALIŞMA : İslam kadının çalışmasına izin verir ( Önce Annelik görevini yapıp , gelecek nesli yetiştirdikten sonra ) amaO’nu korumak için belli şartlarla ;
Eğit–sen‘in yaptığı
bir araştırmaya göre :kadın eğitimciler arasında cinsel tacize uğrayanların oranı:% 37,7‘dir
KADIN ERKEK YALNIZ KALMASI ( haremlik selamlık ) :Namahrem kadın erkek niçin birarada yalnız kalamaz ? Kadın ve erkek belli yaştan sonra anne- babası ile niçin yalnız kalamaz ? Kaynatası ile gelin neden yalnız kalamaz...? En kısa cevabı :Estens ilişki olmasın , taciz , zina artmasın diye...Her gün okunan gazetelerdeki fuhuş , cinayet, zina olaylarına haremlik – selamlık uygulansa idi olur mu idi diye bir bakılsın lütfen ...
ÖNEMLİ NOT
Biz ( Kadın – erkek
tüm ) Müslümanlar ; “Tesettür veya kadın hakları ...” konularında diğer sistemlere göre farklı görüşleri ileri sürüyorsak , bu bizlerin kadınlara düşmanca , önyargı ile ( ... ) bir bakış açısına sahip olmamızdan ( ! ) dolayı değil , aksine biz Müslümanlar
gibi islami eğitim almayan kişilerden kadınları ve onurlarını korumak amacıyla yapılan bir iyi niyet göstergesi , nemelazımcılıktan
uzak bir sorumluluk örneğidir ve Yüce Yaratıcının biz Müslümanlara yüklediği bir görevdir!...Zaten medyada , internette ve hayatta
“ taciz , saldırı , kadın
sömürüsü “ yapanların savundukları sistem ve ideolojilere objektif bakınca kimin “ kadınları korumak , kiminde kullanma k amacına hizmet ettiği ortaya çıkmaktadır.
Kadın satan , pazarlayan ,taciz eden , sömüren KAÇ DİNCİ (! ) GAZETE ;
İNTERNET SİTESİ VEYA AŞIRI
DİNCİ GÖSTERİLEBİLKİR Kİ ? ...
Biz Müslümanlar “ O
mazlum , kurban bizim eşimiz ,akrabamız değil “ deyip kenara çekilmeyiz,
çekilemeyiz.Bize göre dünyadaki tüm kadınlar : ya annemiz , ya eşimiz , ya da kız
kardeşimizdir ( Hz. Adem’den
kardeş veya İslami
kardeşlik ) ; Anne
ve Eşimiz bellidir, geri kalan tüm kadınlar biz Müslümanların “ bacısı “,
kız kardeşidir ve biz
onlara öyle bakarız. Bu ; sapıkların ,
metresçilerin , röntgencilerin , genelevci ve ahlak abidesi gözüken içten
pazarlıkçıların hoşuna gitmese de böyledir , realite
ortadadır.
HANGİ KADIN ÖRGÜTÜ ;
GENELEVE , ARABA LASTİĞİ... REKLAMINDA
KADININ KULLANILMASINA KARŞI ÇIKMIŞTIR ?.ONLAR
GENELEVDEKİ KURBANI KURTARMAK YERİNE , “ SEX
EMEKÇİLERİNİN “ EMEKLİLİK HAKLARINI SAVUNURLAR ( TABİİ
KENDİ YAKINI AYNI YERDEN EMEKLİ OLSUN ASLA
İSTEMEZ ... ÇÜNKÜ O KADIN DA OLSA , BAŞKASININ
KIZI , EŞİ ,ANNESİDİR...! )
KİMSE
CELLATI KURTARICI GİBİ GÖSTERMEYE KALKMASIN
. HER KONUDA TEK KURTULUŞ
İSLAM’DADIR.
LOLİTA İHTİLALİ
Dünkü Milliyet'in 3. sayfasında bir haber: "12
yaşındaki kız internette tanıştığı adama kaçtı." Sayfayı çevirin:
Edirne'de sevişirken görüntülenen liseli kızın fotoğrafları... Ve
günlerdir Mardin'den Sivas'a kadar Türkiye'nin dört bir yanından 12 - 13
yaşında küçük kızlara tecavüz haberleri... Madalyonun bir yüzünde
ağzı salyalı sübyancılar var. Peki diğer yüzünde?..Alttan
alta inanılmaz bir "ergen ihtilali" yaşadığımızın farkında mısınız?Son zamanlarda bir lise mezuniyet balosunda bulundunuz mu hiç?
Gitseniz, gördüğünüz ağır makyajlı, cesur dekolteli, yüksek topuklu, cep
telefonlu kızların 16 - 17 yaşında olduğuna inanabilir miydiniz acaba? Levent'te bir estetik kliniğinde görevli bir uzmanla görüştüm.
Dinlediklerime inanamadım: "14 - 15 yaşında kızlar, ana
babalarından habersiz gelip kaşlarını kaldırmak, fazla yağlarını aldırmak,
selülit tedavisi yaptırmak istiyor"muş.Geçenlerde bir kız elinde Angelina Jolie'nin fotoğrafıyla gelmiş ve "Bununki gibi dudak istiyorum"
demiş.18'lik bir lolita da göğüslerini büyütmesi için yalvarmış. "En büyük istekleri" neymiş biliyor musunuz? Zara'nın ya da Diesel'in 34 bedenine sığmak...Bunun için yarışıyorlarmış: "Çünkü televizyonda gördükleri mankenler 34 beden giyiyor. Onu
giyebilmek için 44 kilo kalmaları lazım. Bunun için resmen aç geziyorlar.
Gün boyu yedikleri, bir kase yoğurt, iki tas salata, sigara, kahve ve
kola... 500 kaloriyle yaşamaya çalışıyorlar. O yüzden vücutlarında demir,
sodyum eksikliği var. Yanlış beslendikleri için vücutları hızla deforme
oluyor, müdahale için de bize geliyorlar."Uzman, bunun son 3
yılda gözlenen bir "patlama" olduğunu söylüyor: "Ben de anneyim,
18'lik 'lipolu' (yağ aldırmış) kızları görünce dehşete kapılıyorum.
Biriktirdiği 300 - 500 milyonla gelip 'Dudağımızı şişir' diyenleri
'Bırakın dudağınızı da gidin kafanızı şişirin' diye geri yolluyorum." Genelde üst gelir grubundan hastaları bulunan bir jinekoloğun gözlemleri daha da çarpıcı: "Genç nüfusta müthiş bir
uyanma var" diyor. 17 - 18 yaşlarında lise öğrencilerinin kürtaj için
başvurduğunu söylüyor ve bazı gözlemlerini aktarıyor:Batı'da
ergenlik yaşı 16 - 17'den 11 - 12'ye geriledi. Amerika'da 10 yaşa
kadar düştü.Genç kızlar annelerinden çok daha erken adet görüyor
artık...Bunun, iklimden beslenmeye kadar pek çok nedeni olabilir
ama en önemli nedenlerinden biri "psiko - seksüel uyarımın artması"...Yani, okulda, çevrede ve özellikle de medyada cinsel teşhirin
yaygınlaşması... Baştan çıkarıcı klipler, uyarıcı filmler, cinsellik yüklü
diziler, çıplaklığa çağıran reklamlar, beyinde ergenliği erken
uyandırıyor, cinselliğin keşfini hızlandırıyor. Özellikle varlıklı
kesimden gençler, lise çağında, özentiyle büyük ve seksi görünme derdine
düşüyor. Karşı cinsi de sadece bir seks nesnesi olarak görüyor.Anneleri mi? Onlar da kızlarının ponponlu çorapları ve lastik
ayakkabılarıyla genç görünme çabasında... Küçükler büyük, büyükler
küçük görünmek için yarışıyor adeta... Kimseyi
suçlamayalım; bu tablo bizim eserimiz: İyi bir kalça sahibi
olmanın, iyi bir kafa sahibi olmaktan daha fazla prim yaptığı bir ülkeden
ne bekliyordunuz ki? Kafasını çalıştıranların kafasını koparırken,
kalçasını çalıştıranları baş tacı eden bir toplumda nasıl çocuklara
"Göğsünü değil, kütüphaneni büyüt" öğüdü verebiliriz ki? Yasak
çare değil... Beyin faaliyetine itibar kazandırmaya ve öncelikler
konusunda topyekün bir hesaplaşmaya ihtiyacımız var.
( MİLLİYET : Can Dündar )
SANAT (!) DÜNYASINA KÜÇÜK BİR BAKIŞ :
Medyada yer bulmayana ekstra işlerde ekmek yok. Adına kısaca ekstra
denilen; düğün, bayi toplantısı, açılış-kapanış ve festival konserlerine
çağrılabilmek için medyada ortalarda olmak gerekiyor. Ekstranın güzelliği
de dolarla verilmesi ve sıfır vergi verilmesi. Düğünde tuvalette elinize
sokuşturulan bir tomar dolardan maliyenin haberi nereden olacak ki...
Veren zaten ben verdim demiyor ki.Alan razı veren razı... 5 bin dolardan
başlıyor (en kıytırığı bu kadar para almadan şehir dışına çıkmaz), 50 bin
dolara kadar çıkıyor. En fazla alanlar ise Tarkan, Sezen Aksu ve Hülya
Avşar... Önemli olan şu sıralar en çok ekstra işe giden yani
dolarları çuvalla toplayan Gülben'i zayıflatıp yok etmek... Ve yerine
Petek Dinçöz'ü getirmek....Gülben şimdi hem acemi hem de sahipsiz. Bir
süre böyle kurda kuşa yem olarak atılacak. Tabii iki yıla kalmadan da
anasının evine gönderilecek. Yerine de başka bir hatun getirilecek. Sakın
acımayın. Bu doğanın kanunu. Gülben de arkasına iş adamı Erol Evcim'i
aldığı zaman İbrahim Tatlıses ve Kadir İnanır'ı kullanmış,
Hülya'ya rakip gösterilmişti. Bu sayede 'star' olmuş, kaç daha
yetenekli akranı şarkıcıyı sollamıştı.Ekstra kraliçelerini! incelemeye
devam edelim.
Petek Dinçöz galiba bu şansını yitirdi.
En büyük hamisi Star'ın patronu Hakan Uzan, bu kadar işinin
arasında onunla uğraşamaz. Aşkın Nur Yengi de kendi kendini bitirdi....
Son aylarda müthiş bir atak yapan Ebru Gündeş çok popüler. Ebru'nun
sahnesi de iyi. Ama konuşup, gülünce sanki... Birden çocuk oluyor. Oysa
ekstra işinde seksi olmak çok önemli. Özellikle de sadece erkeklerin
katıldığı bayiler toplantılarında... Ebru'yu sadece zevkle dinliyorlar ama
o sahnede iken hayal kuramıyorlar.
Ayrıca yanına gelip fotoğraf çektirmek de var değil mi? Sonra amca gidip
karısına hava atacak.
Öyle veya böyle sahnede seksi. Estetikli göğüsleri işe yarıyor.
( Aykut Işıklar : TERCÜMAN :04.09.2003 )
Bu habere para karşılığı satılan
mankenleri ( örtülü ifade ile ;evlere özel defile yapanları
...!...)...vs ekleyebilirsiniz...!
ÇAĞDAŞ HAYAT ( !) VE KADIN :
Çağdaş olduğu iddia
edilen hayat tarzında kadınlar ,kendilerinin dış görünüşleri ile değer
kazanacakları konusunda ikna edilmiş durumda
bulunmaktadırlar.Bilgi,görgü,zeka'dan önce uzay çağının ,21. yüzyılının
kadınının (!) değeri sarı (bazen kızıl...! ) saçlar ,ikide bir
değişen vücut ölçüleri daralıp bollaşan, bazen yırtık, bazen sökük ...ama
daima modacılarla kumaş tröstlerinin anlaşması ile çoğu da cinsel
tercihini tuhaf şekilde yapan kreasyoncularca hazırlanmış moda
elbiselerini giyen ,kendince karar vermesine izin verilmeyen makyaj,
giyim, ...hatta hayat tarzına, yaşam tarzına ( yani dinine) başkalarının
karar verdiği evlendiği kocasının yanında yüzünde salatalık maskesi ,
saçlarında bigudi ...vs ile dolaşan ve kocası ile yatağa bu halde iken
girerken sabah evden çıkarken , kocasından ayrılırken makyaj yapmaya
çalışan süslenen, kokular sürünen kadın ne kadar hayatında hür ve
doğru karar verme hakkına sahip olabilmektedirler acaba...?Örneğimize
devam edelim ;her çağdaş kadın aynı şeyi yapsa, eşinin yanında savaş
boyalarını sürünmüş gibi dolaşırken dışarıya çıkarken süslense eşleri
,hayat arkadaşları hanımından uzaklaşıp gözü dışarıya kaymaz mı ?Öyle ya
eşine değilde dışarıdaki insanlar için süslenen kadın eşini ne kadar
kendine bağlayabilir...? Kocasıda tıpkı kendi eşi gibi ,eşi için
süslenmeyen ,başkaları için farkında olmadan süslenen diğer kadınlara ilgi
duysa ,aynı şeyi başka erkek kendi eşine karşı hissetse toplumda aile
,ahlak ne hale gelir ,öyle değil mi!Flörtle başlayıp ,aşkla alevlenen
,evlilikle sonuçlanan çağdaş evlilikler ;ihanet,kısa süren evlilikler ,
boşanmalar asrı olan asrımızın temel kaynağı bu ters mantık olmasın
sakın...! Hatalı olan ne kadın ne de kocadır, hata iki cinsede modern
hayat diye bu tuhaf ve ters mantığı kabul ettirenlerdir!
İslam'da ise kadın dışarıda örtünür , süsünü ,çekiciliğini evde eşine
saklar.Tabiiki aynı durum erkek içinde söz konusudur!
Yine acaba
neden hostes bacılar onlarca erkeğe hizmet ederken , yemek ikram edip
,yastık kabartıp , kemer bağlarken... medeni olurlar da evlenip işini
terkedip sadece eşine hizmet etmeye karar verince tenkide
uğramaktadır."Hayatını güvence altına almak,ekonomik özgürlük..."
sözlerinin arkasında doğru ve güvenilebilen bir eş ,hayat arkadaşı
bulunamaması gibi bir mantık yatıyor olmasın sakın?
Sokakta kızımızın beline bir erkek kolunu dolasa ona kızarız da adı " dans
" olunca bu harekete neden tepki göstermeyiz acaba !!?? Adı "Moda "
olunca yırtık,çıplak,tuhaf elbiseleri neden doğal karşılarız !
Kızımız veya oğlumuz " don " ile dışarıda dolaşsa buna
karşı çıkarız da adı " mayo veya şort " olunca neden buna
karşı çıkmayız !
SUNUCU -MANKEN İPEK TENOLCAY : "
MİNİ ETEK GİYİP , İNCE ÇORAPLA GEZİYORSAN BAŞKALARIYLA FLÖRT
EDİYORSUNDUR.İLTİFATLAR , BAKIŞMALAR ALDATMA DEĞİL Mİ ?" ( MİLLİYET
:11.01.2003)
Eğitimli kadınlar cinsel şiddet
mağduru
(Milliyet:12.06.2003)
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Adli Tıp Enstitüsü'nce, üniversite öğrencisi ve
mezunu kadınlarla yapılan bir araştırma, katılımcıların büyük bir
bölümünün cinsel şiddet türlerinden en az birisine maruz kaldığını ortaya
koydu. İÜ Adli Tıp Enstitüsü'nden Prof. Dr. Mustafa Fatih Yavuz ile yüksek
hemşire Zehra Kayı, 591'i üniversite öğrencisi olan 700 kadınla, ''Kadın
üniversite gençliği ve mezunlarına yönelik cinsel saldırı'' konulu
araştırma yaptı. Araştırma sonucunda,
katılımcıların yüzde 84'ünün laf atma, açık-saçık konuşma,
röntgencilik, teşhircilik, sarkıntılık, ırza geçme gibi ''sözel, görsel,
dokunsal'' cinsel şiddet türlerinden en az birisine maruz kaldığı
belirlendi. Bunlardan yüzde 44.8'inin, basit cinsel içerikli
dokunuştan zorla cinsel ilişkiye kadar uzanan ''dokunsal şiddet''
türlerinden birini yaşadığı tespit edildi.
Cinsel şiddet türleri arasında ilk sırayı yüzde 81.3 ile sözel ve dokunsal
olanlar aldı. Araştırmaya katılan yaklaşık her 5 kadından birinin
teşhircilik eylemiyle karşı karşıya kaldığı ortaya çıktı. Cinsel
saldırı boyutundaki eylemlerin yaklaşık yarısında fiziksel şiddet
kullanıldı. Yine eylemler sırasında korkutma-tehdit ile kandırma da ilk
sıralarda yer aldı.
İLK SIRADA SEVGİLİLER VAR
Araştırma,
sanılanın aksine, cinsel şiddet eylemlerinin yabancılar değil, çoğunlukla
tanıdık kişiler tarafından gerçekleştirildiğini ortaya koydu. Buna
göre, saldırganların yüzde 95'inden fazlası tanıdık.
Çalışmaya göre, ilk sırada
sevgili düzeyindeki erkek arkadaş, ikincisi sırada nişanlılık ve
sözlülük ilişkisi geliyor. Üçüncü sırada ise ensest ilişki türleri
var. Araştırmada, sevgili düzeyindeki
erkek arkadaşların daha çok görsel ve dokunsal cinsel şiddet türü
uyguladığı dikkat çekti. Saldırganların
çok büyük çoğunluğunu ise ortalama 25 yaşındaki erkekler oluşturdu.
Eylemin gerçekleştirildiği yerler arasında ilk sırayı saldırganın evi
aldı. Çalışma, eylemler nedeniyle adli
makamlara başvuru oranının ise hemen hemen yok denecek kadar az olduğunu
da ortaya koydu. Buna göre, adli makamlara iletilen cinsel şiddet türleri
teşhircilik, cinsel içerikli dokunma ve cinsel birleşmeye teşebbüs eylemi
ile sınırlı kaldı ve oranı yüzde 2-3'ü geçmedi.
Bu tür eylemleri yaşayanların, çaresizlik ve suçluluk hissiyle utanma
duygusunu yaşadığı da belirlendi.
TAHMİN EDİLENİN DAHA ÖTESİNDE...
Araştırma sonuçlarını değerlendiren Prof. Dr. Yavuz, cinsel şiddetin
toplumdaki tüm bireyler için bir sorun ve tehlike olduğuna işaret etti.Prof. Dr. Yavuz, ''Bu çalışma, toplumumuzda cinsel şiddet boyutlarının
tahmin edilenlerin de daha ötesinde olduğunu ortaya koyuyor'' dedi.
Mağdurların adli makamlara başvurmama nedenleri arasında ilk sırayı
toplumun olumsuz yaklaşımının aldığına işaret eden Prof. Dr. Yavuz,
bunu; ispatlayama ve saldırganın misilleme yapma korkusunun
takip ettiğini ifade etti. Prof. Dr. M.
Fatih Yavuz, ''Cinsel şiddet eylemlerine maruz kalma oranının yüksekliği,
karşı karşıya olduğumuz sorunun büyüklüğünü de gösteriyor. Adli makamlara
yansıma oranlarının çok düşük olması da, bu soruna hukuksal, sosyolojik ve
medikal açıdan ciddiyetle ve yoğun bir şekilde önem verilmesi gerektiğini
ortaya koyuyor'' diye konuştu.
NOT :
AŞAĞIDAKİ YAZI BİR İSLAM ALİMİNİN YAZISI
DEĞİL,AKSİNE BİR YABANCI YAZARIN EVLİLİĞİN HAYAT BOYU MUTLU ŞEKİLDE
SÜRMESİ İÇİN YAZDIĞI EŞLERE TAVSİYELERDEN OLUŞAN BİR KİTAPTAN ALINMIŞTIR
!
KARŞI CİNSTEN İNSANLARLA ARKADAŞLIK
… Karşı cinsten insanların uzun süreli çalışma
ilişkilerinde olaylar genellikle sinsice gelişir.Kişi ”Karşı cinsten
filanca kişiyle sadece arkadaşız” dediklerinde kesinlikle
kendilerini aldatmaktadırlar.Bazen doğru gelebilir yada ilişkinin başında
doğru gelebilir. Oysa pek çok durumda karşı cinsle kurulan arkadaşlık bir
süre sonra, diğerinin zekası yada mesleki yeteneğine duyulan saygıya bağlı
olarak arkadaşlıktan öte bir şey haline gelmeye başlar.İlişki adım adım
daha açık ve güvenilir bir nitelik kazanır.Küçük şeyler paylaşıldıkça bir
takım tesadüfler ve ortaklıklar sonucunda daha yakınlaştığınızı fark
edersiniz.
Eğer evliyseniz eşinizle aranızdaki farklılıklar yavaş yavaş su yüzüne
çıkmaya başlar. Bir bakmışsınız ki yeni arkadaşınızla her şeyde uyuşurken
,eşinizle hiçbir konuda uyuşmaz hale gelmişsiniz.Tabii sonunda diğer
insanla (arkadaşınızla) uyum faktörü yada fiziksel çekicilik nedeniyle
hormonlar faaliyete geçer ve kaçınılmaz olay nihayet gerçekleşir.Olmasını
asla tasarlamadığınız şeyler olur. Konunun trajik
yanı Çoğu cazip şeyin zamanla felaket getireceğinin başta inkar
edilmesidir.
Karşı cinsten biriyle gözlerin SANİYENİN ONDA BİRİ KADAR BİR
ZAMANDA uzunca birleşmesi , koridorda yanından geçerken özel bir itina
göstermek,herhangi bir yerde tesadüfen çarpışmak,TOKALAŞIRKEN veya bir şey
alıp verirken ellerin bir iki saniye daha uzun tutulması,… bunlar ve bunun
benzeri ipuçlarını görmemezlikten gelmek … bu gibi şeyler kırmızı
bayraklardır böyle durumlarda kendinize “zararsız flört “ olamayacağını
hatırlatın.
Eğer evli iseniz olan şeyi dürüstçe kabul edin – mazeret aramayın –
ve eşinize bağlılığınızı hatırlayın. İş yerinizdeki arkadaşınızla
veya sekreterinizle bir kere yemeğe çıksam ne olur , demeyin :
Boşanmaların yüzde yetmişi aynı iş yerinde veya yakın iş birliği halinde
çalışan şahısların yakınlaşması sonucu oluşuyor.yüzde ellisi de eşlerden
birinin bir alış veriş merkezinde veya otoparkta karşı cinsten biri ile
tanışması ve o kişiye karşı ilgi duyması ile gerçekleşiyor.
Kısacası sekreterinizle veya işbirliği içinde olduğunuz karşı cinsle iş
yemeğine veya bir yerde buluşmanızın size hiçbir kazancı olmaz
, ama kaybedeceğiniz çok şey olur!
İşin gerçeği bu konuda duyarlı öğütler vardır :” evlilikten önce iffet ,
evli iken sadakat gerekir.”
Karşı cinsten biri ile çalışmanız gereken durumlar olacaktır. Bu durumu
önleyemeyebilirsiniz ama kendi düşünce ve konuşmalarınızı pekala
denetleyebilirsiniz.
Temel sorun , dostluk ile flört arasındaki çizgiyi aştığınız
zaman sonuçta bir şeylerin yaşanabilecek olmasıdır.yaşananlarda kötü
sonuçlar doğurur.
(
Z. ZİGLAR : HAYAT BOYU FLÖRT )
REKLAMLAR VE KADIN
HAKLARI :
-
BIR PARTIDESINIZ ,SIZI NASIL FARKETMELERINI SAGLARSINIZ ? ...GÜLÜMSEMENIZE
GÜVENEREK ( DISLERINIZLE ! )
-
FARKEDECEKLER (SAÇLARINIZI ...)
- BAKALIM
ILK KIM BIRISININ DIKKATINI ÇEKECEK ?
... ( TABII KI EN DEKOLTE GIYINIP, SAÇLARINI AHENKLE
DANSETTIRENLER...)
KRAVAT
RAKLAMINDA BUZ PATENI YAPAN MINI ETEKLI , KRAVATLI ( ! )
BAYAN, MAYO ILE GÖZLÜK REKLEMI YAPAN
MANKEN ( ! ) LER , ...; GÖZLER BAYRAM ETTI , ÜRÜN DEGIL , MANKEN
ILGI TOPLADI HABERLERI ...
Sömürülmek isteyen "çağdaş(!) yaşamı savunmaya
devam etsin ...taki GERÇEK yüzünmüze
çarpana kadar.
HA
SAHI ! ! , HIÇ KADIN SÖMÜRÜSÜ YAPAN SAHIBI ASIRI DINCI BIRI
OLAN MAMÜL REKLAMI GÖRDÜNÜZ MÜ ?...
Ne
ilginçtir , " sevgilinizin çıplak resmini gönderim , yayınlayalım"
diyen genel yayın yönetmeni , kendi eşinin çıplak
resminin yayınlamayı reddediyordu bir özel kanaldaki sohbette...!!!
15 YAŞINDA ÇAĞDAŞ HAYATIN KURBANI OLDU !
MERSİN'de evlenme
vaadi ile kandırılan liseli 15 yaşındaki N.Ö., sevdiği gencin kendisini
terk etmesinin ardından fuhuş batağına düştü. N.Ö.'yü ïpara karşılığı
pazarlamak, zorla cinsel ilişkiye girmek, oral ve grup toplu seks yapmağı
iddialarından aralarında sendikacı, öğretmen, işadamı, muhasebeci,
muhtar ve eski bir bürokrat eşinin de bulunduğu 11 kişi yakalandı. 2
kişi ise aranıyor.
Olay, Yeni Mahalle'de oturan 46 yaşındaki anne Hamide Ö.'nün Cumhuriyet
Savcılığı'na verdiği şikayet dilekçesi ile ortaya çıktı. Dilekçenin
Emniyet Müdürlüğü'ne havale edilmesi üzerine Ahlak Masası operasyon
başlattı. İfadesini gözyaşları içinde veren N.Ö., başından geçen olaylar
zincirini tüm ayrıntısına kadar anlattı. `EVLENECEKTİK'
Genç kız geçen aralık ayında komşuları olan Gökhan Nayman'la tanışıp
arkadaşlık yapamaya başladığını belirterek, ``Gökhan ile arkadaşlığımızda
evine gittik. Burada bir süre oturduktan sonra bana evleneceğimizi, mutlu
bir yuvamızın olacağını söyleyerek benimle sevişmeye başladı. Ben de
evleneceğimiz için sesimi çıkarmadım. Daha sonra benimle evlenmeyeceğini
söyleyerek ayrıldı. Ben de korktuğum için kimseye bir şey söylemedim. Daha
sonra beni terk edip ortada bıraktı. Bu olaydan sonra barda tanıştığım
Garip Öztürk benimle evleneceğini söyledi. O da bir süre benimle olduktan
sonra kayıplara karıştı'' dedi. Yaşamı kararan genç kız ifadesinde öz
teyzesi N.'nin evinde de eski İl Daimi Encümen Üyesi, Selüloz-İş Sendikası
Silifke Şube Başkanı ve MHP milletvekili aday adaylarından İ.Y. ile
tanıştığını ifade ederek, ``Bir gün Silifke'ye gittiğimde İ. ile
karşılaştım. Beni bürosuna çıkarttı. Orada ilişkiye girdikten sonra bana
30 milyon lira para verdi'' diye konuştu. ....... İşçi Nejat Ö. ile
evli olan anne Hamide Ö.'nün şikayeti üzerine başlatılan soruşturma
kapsamında N.Ö.'nün verdiği ifadelerden sonra polis, genç kızla ilişkiye
giren sendikacı, öğretmen, işadamı, emlakçı, muhasebeci, muhtar ve aracı
kadınları yakalayarak gözaltına aldı. Garip Öztürk ile İ.Y., T.K., M.A.,
B.K., G.T., H.K., M.T., O.T., R.Y., M.A. gözaltına alınırken; polis N.Ö.'yü
evlenme vaadiyle kandırıp birlikte olan Gökhan N. ile ilişki kurduğu B.A.'yı
ise arıyor. ( Milliyet :20 Eylül 2003 )
BİZLER GAZETELERDEKİ BU TÜR
İĞRENÇ OLAYLARA , HABER NİTELİKLİ YAZILAR GÖZÜYLE BAKMAYIZ,BAKAMAYIZ
!AKSİNE AYNI OLAYLAR BAŞKA GENÇ KIZLARIN- SİSTEMİN KURBANLARININ - BAŞINI
GELMESİN DİYE HAREMLİK-SELAMLIK'I TAVSİYE ETMEKTE, SAVUNMAKTAYIZ!!!
AYRICA YUKARIDAKİ MAĞDUR AİLE DE BİR GÜN BAŞLARINA BÖYLE BİR ŞEY GELECEK
DİYE BEKLEMİYORLARDI. AYNI OLAYIN BAŞINA GELMESİNİ İSTEMEYEN TÜM TOPLUMA
HAREMLİK-SELAMLIK'I SAVUNMALARINI TAVSİYE
EDİYORUZ...SENDİKACI,ÖĞRETMEN,MUHTAR,İŞADAMI,ASKER,POLİS...HEPSİ OKUMUŞ
İNSANLAR AMA EĞİTİM ,NEFSE UYMAYA-ZİNA ETMEYE HATTA
ZALİMLİĞE-SAPIKLIĞA-SÜBYANCILIĞA ENGEL DEĞİL...!
KISACA
"HANGİ ÇAĞDAYIZ , 21.YY , ...VS LAFLARININ İÇİ BOŞ , HEDEFİ KADIN-KIZLARI
ERKEKLERİN SOFRASINA YEM YAPMAKTAN BAŞKA BİR İŞE YARAMIYOR !
KADIN
YÜZÜNDEN CENNET'TEN KOVULMA !
BU TEVRATTAN
MÜSLÜMANLARIN ARASINA SOKULMUŞ BİR İNANIŞTIR( GENESİS:3/1-14)KUR'AN
ŞEYTANIN HEM HZ. ADEM HEM HZ. HAVVA ANNEMİZE VESVESE VERDİĞİNİ
BELİRTİR!( A'RAF:20). HATTA TAHA SURESİ 120. AYETTE ŞEYTANIN SADECE HZ.
ADEM'İ ETKİLEDİĞİ BİLDİRİLİR.
KADINLARIN OY KULLANMASI:
MÜMTEHİNE SURESİ 12. AYETTE KADINLARIN BİATLARININ
- O YILLARIN OY KULLANMA ŞEKLİ - KABUL EDİLECEĞİ BELİRTİLMİŞ VE BU HAK
KUR'AN İLE 1400 SENE ÖNCE KADINLARA BİR HAK OLARAK TANINMIŞTIR !HZ.
RESUL'DE AKABE BİATLARINDA KADINLARDAN BİAT - OY - ALMIŞTIR.AMA DAHA SONRA
PADİŞAHLIK ,EMİRLİK GİBİ MAKAMLAR İLE OY -BİAT SİSTEMİ KULLANILMADIĞI İÇİN
, HEM ERKEK HEM KADIN OY HAKLARINDAN MAHRUM KALMIŞTIR!
KADIN DÖVÜLÜR MÜ?:
HZ. EYYÜB ( AS) KENDİSİNE ASİ
OLAN HANIMINI DÖVMEYE KARAR AHDEDER.İYİLEŞİNCE ALLAH AYET İNDİRİR:" ELİNE
BİR DEMET ÇİMEN SAPI AL VE ONUNLA VUR ! "( SAD :44).DEĞNEK YERİNE ÇİMEN.!
KUR'AN'DA KADINLARIN
SERKEŞLİK ETME TEMAYÜLLERİ HALİNDE , AİLE HAYATINI BİTİRECEK BİR AHLAKİ
ZAAFİYET DURUMU HASIL OLUNCA SIRA İLE ÜÇ AŞAMALI BİR AİLEYİ - DOLAYISI İLE
TOPLUMU - KURTARMA OPERASYONUNDAN BAHSEDİLİR ( NİSA : 34 ) :
( SERKEŞLİK
;AHLAKİ ZAAFİYET OLDUKTAN SONRA ZATEN BOŞANMA VUKUU
BULACAKTIR;DOLAYISI İLE AİLELERİN DAĞILMASININ , FERT ÇOCUK,TOPLUM
ÜZERİNDEKİ YIKICI ETKİLERİ ORTAYA ÇIKABİLECEKTİR ! )
İSLAM AİLE
PARÇALANMADAN ,AİLEYİ KURTARMA UMUDU VARKEN ÖNLEM OLARAK ŞU
TAVSİYELERDE BULUNUR:
*" NASİHAT ET " : HANIMIN
ADININ KÖTÜYE ÇIKMASINDAN,ÇOCUĞUN ANNE ŞEFKATİNDEN MAHRUM
KALMASINA,AİLENİN DAĞILMASINA,...OLAYLARA GENEL BAKMASI İÇİN KADINA
NASİHATTE BULUNUR ÖNCELİKLE EŞİ...!
* " YATAKLARI AYIRMA " :
KADININ KÖTÜ EĞİLİMLERİNİ ENGELLEMEK İÇİN , PSİKOLOJİK OLARAK , AYRI
KALMANIN ,YAPTIKLARINI DÜŞÜNMENİN , KÖTÜ EYLEMLERİN SONUCUNU
KAVRAYABİLMESİ İÇİN BİR ORTAM HAZIRLANIR.KADIN YALNIZ KALINCA
DÜŞÜNÜR,HATASINI ANLAMASI İSTENİR.
* " AİLE DAĞILMASIN
,KADIN-ERKEK-ÇOCUK VE GELECEĞİN TOPLUMU İÇİN SON OLARAK YÜZE OLMAMAK ŞARTI
İLE , BELKİ DE OT SAPI İLE ( KADIN DÖVÜLÜR DEMİYORUZ , BU DÖVME DEĞİLDİR
VE İSLAM'DA YDÖVME YOKTUR,... ) KADININ AHLAKİ ZAAFİYET GURURU , KÖTÜLÜĞE
YÖNELMİŞ NEFSİ , ,İSTEKLERİ KIRILIR VE AİLE DAĞILMADAN SON KURTARMA
OPERASYONU GERÇEKLEŞTİRİLMİŞ OLUNUR!
HALA DURUM
ÜMİTSİZ İSE BOŞANMA GERÇEKLEŞTİRİLİR!
NOTLAR: KADIN HAKLARI :
"Birisine bir kız çocuğu müjdelenirse, üzüntüsünden
yüzü simsiyah kesilir..." (Kur'ân-i Kerîm 16 (en-Nahl)/58 ) Bu âyette
Allah (c.c.) cahiliyet insanının kadina bakışını anlatır ve takbih eder.
Halbuki, "Allah diledigine kız, dilediğine erkek, dilediğine ikisini
birden verir, dilediğini de kısır yapar."(Kur'ân-i Kerîm 42 (es-Sûrâ)/49)
Kadın da tıpkı erkek gibi doğar, erkek gibi insan
yavrusudur. Sefkatte ve hediyede aralarını ayırırlarsa, anne baba sorumlu
olurlar. Peygamberimizin vasiyetini gözetmemiş olarak şefaatten
mahrumiyeti hak ederler. Cahiliyet duygularının insanlarda zaman zaman
depreşeceğini bildigi için, Efendimiz kız çocuklarının, egitimini
özellikle vurgular ve "üç, iki, hattâ bir kız çocuğunu, haklarını
koruyarak yetistiren babanin, Cennette kendisiyle beraber olacağını" (Ibn
Mâce, edep3) duyurur. Çocugun kız doğmasında da erkekte oldugu gibi,
"Şükür" olarak "akîka" kurbani kesilir. İsmi güzel verilir, zorunlu
egitimi yaptırılırr. Gerekli cinsel bilgileri anneden alır. Kur'ân'da ve
Sünnette ilme teşvik eden hiç bir nas, kadınları bundan ayırmaz. Tersine,
ihmale ugrayacaklarını bildigi için, Peygamberimiz özellikle kadın
eğitimini tavsiye etmiş. haklarının korunmasını emretmiştir. Onun devrinde
"müctehid" olan kadınlar yetişmiştir. (Meselâ Resûlüllah'in (s.a.)
zevceleri Âişe validemiz bunlardan biridir.)
Kadın hiçbir konuda erkekten ayrı tutulmadan
büyütülmüş ve yetiştirilmiş, sira evlenmesine gelmiştir. Damat adayını
görmesi bir hakkı ve ayni zamanda bir sünnettir. Beğenmezse reddeder,
velîlerin ve damat adayının ısrarı hiçbir şeyi değiştirmez.
Evlenirken ağırlığını koyar, damat adayından istediği kadar
"mihir" alir. Mihir onun Allah'ça belirlenmiş en tabii hakki ve hayat
garantisidir. Harcama sahasi, mesru çerçevede tamamen kendi iradesine
bağlıdır. Mihrini, ya da varsa diğer mal varlığını, hayir yolunda
harcayabileceği gibi ticarî işletmelerde kullanabilir, şirketler kurar,
şirketlere hisse senetleriyle ortak olur, kazanır ve kazandığını da
istediği yerde harcar. Çünkü kendi sosyal güvenliği, kocaya varmakla
garanti altına alınmıştır. Ev için ve kendisi için gerekli bütün zarûri
harcamalar erkegin sırtınadır. Erkek, elbiseni ya da süs malzemeni kendi
kazancınla al, diyemez. Kendi varlığı ölçüsünde kadının nafakasını
sağlamak zorundadır. Sağlayamayacaksa evlenemez. Evlendikten sonra
sağlamazsa kadının boşanma talebi olumlu sonuçlanır.
Kocası onu tahkir edemez, onun hayat arkadaşı olduğunu
unutmamak zorundadır, darılıp evinde yalnız bırakamaz. Erkeğin en
hayırlısı, kadına en iyi davranandır. (Bk. Buhâri, nikâh 43; Müslim,
fedâil 68)
Evde hanımıyla şakalaşmak, eğlenmek ve onu eğlendirmek
kocanın görevlerindendir.
Kadının hak-hukuk tanımayıp isyan etmesi dışında, sudan
bahanelerle erkek karısını dövemez, (Karının dövülmesi konusunda Kur'ân-ı
Kerîm 4 (en-Nisâ)/34 âyeti ve tefsirlerine bakılabilir. Örnek olarak bk.
Ibn Kesîr N/257; Kurtubî NI/170,172,173; Elmali N/1351; Ebû Dâvûd, menâsik
56; Ibn Mâce, menâsik 84; Müslim hac 147; Tirmizi, Rada'11; Ebû Dâvûd,
menâsik 56; Halebî Sagîr s. 395; Halebî Kebîrs. 621; Canan, Terbiyes.
391;) hastalık kıskançlığından kaynaklanan süphesinden ötürü karısını anî
baskınlarla rahatsız edemez. Peygamberimiz (s.a.s.) bir hadîslerinde
ailesinden uzun zaman ayrı kalan birisinin, haber vermeden gece ansızın
eve gelmesini yasaklamıstır. Bunda ayrıca koltuk altı, etek tıraşı ve
süslenip taranmayla kocasına hazirlik yapabilme imkâni bulması da, sebep
olarak zikredilmiştir. (Bu konuda bir hadîs-i serîfin meâli söyledir:
"(Uzaklardan) geceleyin geldiginde hanımın yanına girme ki, bıçak kullanıp
tıraş olsun, dağınıksa tarasın. (gelişine hazırlansın)" Buhârî, nikâli
121,122; Müslim, radâ' 58, imâret 181,182; Dârimî, nikâh 32, cihâd 163;
Müsned NI/298. Hadîs serhleri buna sebep olarak bir de, eve geceleyin
aniden girmesinin, hanımının ihanetinden süphelendiği anlamına
gelebileceği ihtimalini gösterirler.)
Kocanın karısını cinsel yönden tatmin görevi de vardır.
Peygamberimiz, karısını düsünmeden, işini bitirerek hemen inen insanları
horoza, yani hayvana benzetmiş ve sevişip oksama olmadan cinsel iliskiye
geçilmemesini tavsiye etmistir. (Deylemî'den, Gazâlî, Ihyâ N/52 (Terc.
N/129); Ayrıca bk. Suyutî, el Camiu's-sagîr (Fethu'I-Kadîr ile) VI/323)
Çünkü erkek bakmakla hemen tahrik olabilir, ama kadın cinsel iliskiye
ancak uzun bir okşama döneminden sonra hazır hale gelir. Iyi bir erkek,
karısını bu işe hazırlamayı başarabilen ve kendi doyduğu gibi onu da
doyurabilen erkektir. Cinsel iliskide sadece kendisini düsünen erkekler,
karşısındakine zulmettiklerini ve işkence ederek zevk aldıklarını
unutmamalıdırlar.
Evlendikten sonra bir yıl içerisinde hiç cinsel iliski
yapamayan erkekten kadının ayrılma hakkı vardır. Kadın "peşin mihrini"
almadan kendisini erkeğe teslim etmeyebilir.
Kadının nafakası gibi, tedavisi ve ilâç harcamaları da
kocaya aittir. Kadın ekmek yapamayan birisi ise, erkek hazır ekmek almak
zorundadır. Süslenmesini istiyorsa, süs malzemeleri ve koku masrafı erkeğe
aittir. Yılda en az yazlık ve kışlık olmak üzere iki takim
elbise erkeğe aittir. Anlaşmazlık söz konusu olursa elbisenin nitelikleri
mahalli idarelerce tesbit edilir. Kadın, kocası sefere çıkarken, gelmediği
günler için nafakasına, ondan kefil alabilir. Âdetli günlerinde kocasından
ayrı yatmak isterse, ayrı bir yatak istemek hakkıdır.
Durumuna göre kadın kocasından hizmetçi isteyebilir.
Hizmetçinin ücreti kocasina aittir. Örfe göre kadınların yapmaması
ayıplanan ev işleri dışında kadın, hiçbir is yapmak zorunda değildir.
İhtiyaç duyarsa kocasıyla aylık nafaka miktarında
anlaşırlar. Yetmediğini anlarsa artırmasını ister, koca kabul etmezse
mahkemeye başvurabilir.
Kadın kocanın yakınlarını istemediği takdirde,
kocası onu müstakil bir evde oturtmak zorundadır. Buna sebep olarak,
kocasıyla oynaşmak ve yararlanmak arzusuna, onların bulunmasının engel
olacağı gösterilmistir. Hattâ cinsel iliskiyi bilmeyecek kadar küçük olan
çocugu dışındakiler için de aynı sebeble ayrı odalar istemek, kadının
hakkıdır.
Erkeğin haklarına bir zarar vermeyen meşru işlerde;
kadının meşru çerçevede çalışmak hakkıdır.
Âdet ve lohusalıktan ötürü
hamama gitmek istediği takdirde, hamam parasını erkek verir, ancak hamamda
avret yerlerinin açılmamasına riayet edilmediği biliniyorsa, kadın hamama
gönderilmez.
"Ric'î" (dönülebilir) ya da "bâin" talakla boşanan karısının
her türlü nafakasını, iddeti içerisinde erkek verir.
Bu söylediklerimiz bütün fıkıh kitaplarında kadının erkek
üzerindeki hakları sayılırken açıklanan konulardan sadece birkaç örnektir.
Sonra bunlar birer tavsiye niteliğinde değil, yaptırımı olan kanûni
haklardır. Karadeniz'de, Anadolu'da. şurada-buradâ kadınlar çalıştırılıyor
ve ancak erkeğin yapabileceği zor işler altında eziliyorlarsa, bunun suçu
İslam'ın değil, İslâmı onların hayatından uzaklaştıranların olsa gerektir.
Bir seçim söz konusu
olduğunda kadının seçme hakkının bulunduğunu çoğu İslâm bilginleri
söylemişlerdir. Çünkü onların böyle bir hakkının olmadığına dair hiçbir
delil yoktur. Kaldı ki seçme, "bey"at"tan ibarettir. Halbuki,
Peygamberimiz kadınlardan da bey'at almıştır. (bk. Kur'ân-ı Kerîm 60/12
âyeti ve tefsirleri.) Hz. Ömer'den sonra seçilecek halife için, evlenmemiş
genç kızlar dahil, herkesten fikir alınmıştır.(bk. Muhammed Hamîdullah,
Islâm Müesseselerine Giriş Ist.1981, s. 112 (Ibn Kesîr'den nakil))
Nihayet kadın
öldüğünde kefeni de kocasına aittir. (Özet olarak sunduğumuz bu maddelerin
daha geniş bir açıklaması için bk. Ibn Âbidîn, Reddü'l-muhtâr, Mısır 1380
(1960) NI/571 vd. Ayrıca bütün fıkıh kitaplarının nafaka bölümleri ve
özellikle Serahsî, Mebsût V/180 vd.)
Görüldüğü
gibi kadın geçim konusunda hiçbir derdi ve endişesi olmayan, yani
alabildiğine sosyal güvenliği bulunan bir insandır. Ve bütün bunlar bir
anlaşmazlık söz konusu olduğunda mahkeme kararı ile belirlenecek olan
kanunî haklardır. Yoksa İslâm'da karı-koca birbirinden devamlı hak
koparmak için çekişip duran iki düşman kutup değildirler. Birbirlerini
tamamlayan, birbirlerine yardım eden, destek olan, huzur ve moral kaynağı
oluşturan, bir bütünün iki yarım parçasıdırlar. Tıpkı
Peygamberimiz'in ev işlerine yardım etmesi, Hz. Ali ile eşi Fatıma
arasında iş bölümü yapması gibi.
BASINDAN...!
TÜRKLER
4 YIL FUHUŞ YAPMASA IMF BORCUNU KAPATIR
Son olarak tmamen farklı bir not, bu da önceki günkü Ankara
sohbetlerimden aslında; Amerika’nın yıllık “İnsan Ticareti” raporunda
Türkiye 2. sırada gözüküyor, inanılmaz, utanç verici, beyaz kadın
ticaretinde Türkiye’nin ürkütücü namı önceki hafta New York Times’a da
konu olmuş. Şu halimize bir bakın ey duyarlı okur, ne denebilir?!
Türkiye beyaz kadın ticaretinde 2.sırada. Konuyu aktaran dostum dedi
ki; ‘Türkiye’de kadın ticaretinde yılda dönen para 3 milyar 600 milyon
dolar. Necip Türk milleti fuhuş yapmasa-yaptırmasa 4 yıl içinde buraya
harcadığı parayla IMF ye olan borcunu ödeyebilir.’ Necip Türk milleti
fuhuş ve yan sanayi için 3.6 milyar dolarlık bütçe yaratıyor, Vah
Türkiyem vah.
( Akşam :
23.02.2006)
*Dekolte
hasta eder!
Göbeği açıkta bırakan üstler
ve sırtı açık elbiselerle dolaşan kızlar uyarıldı: Bu kıyafetler
hipotermiye (vücut ısısının normalden düşük olması) yol açar, hasta
olursunuz!Büyük Britanya Temel Bakım Vakfı'ndan Catriona Logan, "Genç
insanların giyim tarzını, modanın belirlediğini biliyoruz. Ancak şu
kanıtlanmış bir gerçektir ki, eğer insanlar üşürse enfeksiyonlara çok
daha çabuk yakalanırlar" diyerek genç kızlara şöyle seslendi:"Şu anda
moda, kızları göbeklerini açıkta bırakmaya ya da sırtı açık elbiseler
giymeye teşvik ediyor. Florida ya da İbiza'da yaşıyorsanız sorun yok
ancak, Britanya'da soğuk gecelerde, özellikle bar gibi sıcak
ortamlardan dışarı çıkmadan önce mutlaka sıkıca sarınmalısınız. Ancak
yine de kızların bu uyarıları dikkate alacağını pek sanmıyorum."(
Milliyet :22 Aralık 2005 )
*Hastalarına
tecavüz eden jinekoloğa ağır ceza
ABD'de hastalarına tecavüz ettiği
iddiasıyla yargılanan jinekolog 20 yıl hapis cezasına çarptırıldı.ABD
Yüksek Mahkemesi Yargıcı Michael Trickey, yaklaşık 3 aydan beri
yargılanması devam Charles Momah adlı jinekologu, jürinin tecavüzle
ilgili 2, hastalarına ahlaksız davranışta bulunmakla ilgili 2 iddiadan
suçlu bulduğunu ilan etmesinin ardından 20 yıl hapis cezasına
çarptırdı.İddia makamı, Momah hakkında hastalarına eldiven giymeden
jinekolojik muayenelerde, cinsel temaslarda bulunmak, hastalarının
cinsel organlarını gereksiz yere ultrason çubuğuyla muayene etmek ve
hastalarıyla uygunsuz şekilde flört etmek suçlamalarında
bulundu.Savcılar aynı zamanda doğum uzmanı olan Momah'ın hastalarına
hiçbir tıbbi gerekçe olmamasına karşın bağımlılık yapıcı ağrı
kesiciler yazdığı, cerrahi müdahalede bulunmak amacıyla baskı yaptığı
ve sigorta şirketlerine ameliyatlar için çifte fatura çıkardığını
belirttiler. Momah aleyhine dava açan kadın hastaların sayısı ise 44
olarak açıklandı.(
Milliyet :07 Şubat 2006)
BOYLE OLAYLAR HER AN
OLABILIR...ERKEK NEFSINE YENILEBILIR, KADINLARI KADIN DOKTOR MUAYENE
ETSIN DENINCE DE NE GERICILIGIMIZ KALIR NE KADIN -BILIM DUSMANLIGIMIZ...!
*ELLE
TACİZİN BAŞKENTİ: TOKYO
JAPONYA'NIN
BAŞKENTİ TOKYO'DA 20-30 YAŞ ARASI KADINLARIN YÜZDE 64'ÜNÜN
TRENLERDE, METRO TRENLERİNDE VE İSTASYONLARINDA ELLE TACİZE UĞRADIĞI
BİLDİRİLDİ.YOMİURİ GAZETESİNİN HABERİNE GÖRE, TOKYO BELEDİYESİ VE
TRENYOLLARI İDARESİ'NİN YAPTIĞI ANKETE KATILAN KADINLARIN YAKLAŞIK
ÜÇTE İKİSİ TRANSİT SİSTEMLE YOLCULUK YAPARKEN TACİZE UĞRADIĞINI
SÖYLEDİ.ELLE TACİZ TOKYO'NUN KALABALIK BANLİYÖ VE METRO TRENLERİNDE
UZUN YILLARDIR ÖNEMLİ BİR SORUN OLARAK YAŞANIYOR. ÖZELLİKLE ARALIK
AYINDA YIL SONU PARTİLERİNDEN DÖNEN SARHOŞ VE SERKEŞ ERKEKLERDEN
KADINLARI KORUMAK İÇİN SADECE KADINLARIN BİNEBİLDİĞİ VAGONLAR
BULUNUYOR.
(MİLLİYET:
23 KASIM 2004
)
*JAPONLARDAN
HAREM SELAMLIK METRO VAGONU
TOKYO METROSUNDA KADINLARI CİNSEL TACİZDEN KORUMAK AMACIYLA AYRI VAGON
TAHSİS EDİLDİ. UYGULAMA, HAFTANIN YEDİ GÜNÜ 07.30 İLE 09.30 SAATLERİ
ARASINDA YÜRÜTÜLECEK.
BU UYGULAMA, AYNI HATTA 2002 YILINDAN BERİ GECELERİ SÜRDÜRÜLÜYOR.
BÜTÜN ÜLKENİN EN YOĞUN YOLCU TRAFİĞİNE SAHNE OLAN ŞİNJUKU GARIYLA
MERKEZ TOKYO GARI ARASINDAKİ GÜZERGAHTA, DURAKLAR ARASI ÇOK UZUN
OLDUĞU İÇİN KADINLARIN TACİZDEN ŞİKAYETÇİ OLDUKLARI VE BU NEDENLE
HAREM SELAMLIK VAGONUN HİZMETE SOKULDUĞU BELİRTİLDİ. (Hürriyet
: 05.04.2005 )
*KADINBANK
AÇILDI
KADINLARA ÖZEL İLK BANKA KURULDU... HAYIR, BİR İSLAM ÜLKESİNDE DEĞİL,
ALMANYA'NIN MÜNİH KENTİNDE... ADI FRAUENBANK... HANIM MÜŞTERİLERE BU
BANKADA HANIM ELEMANLAR HİZMET VERECEK, TASARRUFLAR, YATIRIMLAR
VS. KONUSUNDA YOL GÖSTERECEKLER. KADINBANK'A NASIL KARAR VERİLDİĞİNİ
KURUCUSU BAYAN ASTRİD HASTREİTER ŞÖYLE İZAH EDİYOR:- BANKALAR
ERKEKLERE ÖNEM VERİYOR, KADINLAR BANKALARDA KENDİLERİNİ RAHAT
HİSSETMİYOR, O YÜZDEN BÖYLE BİR BANKA DÜŞÜNDÜK...BÖYLE BİR BANKA
BİZDE DE İŞ YAPAR MI? SORUYU HANIMLAR YANITLASIN
(MİLLİYET :
27.11.2004 )
*'HIRİSTİYAN
JİMNASTİK SALONU' MODASI
İNANCIN FORM
TUTMAK KADAR ÖNEMLİ OLDUĞU, EGZERSİZLE BİRLİKTE İNCİL'İN, DUA ETMENİN
VE DİNİ YOGANIN DA ÖĞRETİLDİĞİ, AYRICA SÜREKLİ ''NEW-AGE'' TARZI
HIRİSTİYAN MÜZİĞİNİN ÇALINDIĞI SPOR SALONLARI, ÖZELLİKLE FLORİDA VE
CALİFORNİA EYALETLERİNDE GİDEREK ARTIYOR...BU TÜR SALONLARDAN, FLORİDA
CLERMONT'TAKİ LORD JİMNASTİK SALONUNUN SAHİBİ PAUL SORCHY, KIYAFET
UYGULAMALARI BULUNDUĞUNU BELİRTEREK, GELEN MÜŞTERİLERDEN KILIK
KIYAFETLERİNE DİKKAT ETMELERİNİ İSTEDİKLERİNİ SÖYLÜYOR.
MÜŞTERİLERİNDEN VÜCUTLARINI FAZLA SERGİLEMEMELERİNİ İSTEDİKLERİNİ
BELİRTEN SORCHY, ''BİZİM SALONDA G-STRİNG GİYİLMEZ. KADINLARIN
KALÇALARINI KAPATACAK UZUNLUKTA TİŞÖRT GİYMELERİ GEREKİR'' DİYOR. ''SADECE
ET PAZARI MANTIĞI GÜDEN LAİK JİMNASTİK SALONLARINA GİTMEK
İSTEMEYENLERE YENİ BİR FIRSAT SUNDUKLARINI'' SÖYLÜYOR.
(
MİLLİYET
: 26 MART 2004 ) ...
DEVAMI
Çalışan Kadın
Kadın ve erkek, toplumu oluşturan iki temel unsurdur.
Fizyolojik yapı olarak kadın erkeğe oranla oldukça zayıf ve güçsüzdür.
Normal şartlar altında, ancak iki kadının kuvveti bir erkeğe denk
olabilir.
Duygusal yönden ise kadın daha
yüklü erkek ise aksine çok katıdır.
Bu Özellikler sebebiyle tarih boyunca
-evrensel toplum özelliği olmayan Amazonlar dışında- kadın; umumiyetle ev
bakımı, yemek, kocaya hizmet ve çocuk eğitimi görevlerini üstlenmiştir.
Erkeğin görevleri ise kadına göre daha çok
kuvvet ve katılık istemektedir. Belli başlıları arasında, evin yiyecek ve
giyecek masraflarını karşılamak, dış tesirlere karşı aileyi ve aile
yuvasını korumak, en önemlisi neslin devamı için kadına kocalık yapmaktır.
İslâmiyet insan tabiatının gerektirdiği
bu iş bölümünü kabul etmiş, düzenli yürümesi için bir takım müeyyideler
koymuştur.
Avrupadaki teknik inkilabı müteakiben bu
fıtrî özelliği kabul etmeyerek kadın erkek eşitliğini ileri sürüp her
ikisinin de tüm işlerini aynı eşitlikle başarabileceğini öne sürenbir
görüş siyasi iktidarlar tarafından kabul görmüş, hemen ardından da
halifesini kaybeden islâm alemine sızmaya başlamıştır.
Bu görüş evvela bir cemile olarak kadına
seçim haklarını tanıyor, erkeklerle ilişki kurup dilediği oranda beraber
olabileceğini müjdeleyerek nefsini tahrik ediyor ardından da oluşturduğu
hür kadın anlayışının gölgesinde sinsice faaliyetlere girişerek kadını her
sahaya itip emperyalist gayelerine alet ediyordu.
Halbuki kadının iş hayatına atılması
gerek kadın, gerek erkek gerekse toplumun ekonomik ve ruhi istikran
açısından -tehlikesi tüm boyutlarıyla ortada- korkunç bir intihardan
farksızdır.
İlk ele alacağımız konu, kadının
fizyolojik zaaflarıdır. Bu zaaf dolayısıyla kadının çalışması hem
vücudunda büyük tahribatlara yol açar hem de iş hayatını felce
uğratabilir.
İş sahalarının büyük bir bölümünü
oluşturan ve kaba kuvvet gerektiren alanlarda kadının başarısı sıfırdır,
istisnalar dışında hiç bir kadın kaba kuvvetle iş yapmaya muktedir olamaz.
En kısa zamanda bedenî ve ruhî hastalıklara düşerek dünyaya, en azından
sağlığına veda etmek zorunda kalır. Modernistler bu gereği, "— O halde
kadınlar da kendilerin uygun iş alanlarında çalışsınlar." sözüyle örtbas
etmek isterler. Fakat bu sözü mukabil bir yandan geçinme imkanlarını
daraltıp öte yandan da kadının her sahada çalışabileceği inancını topluma
empoze ederek en yorucu iş sahalarına çekenler de yine onlardır.
Hakim idareci görüşün uyguladığı bu
art niyetli politika sonucu sahipsiz kadınlar ve geçinemeyen ailelerin
kadınları iş aramaya koyulurlar. Kendine uygun iş sahasında çalışma
önerilmişse de, ikinci sınıf kadınlar kendilerine uygun işlerin çoktan
genç ve güzel kadınlar tarafından işgal edilmiş olduğunu görürler. Böylece
bedeni kuvvet gerektiren işler karşısında zorunlu seçmen durumuna
düşerler. Açlık ve sefaleti tercih edemiyeceklerine göre tek seçenekleri
yaşayabilmek için, sağlıklarını ve canlarını, dolaylı olarak da
namuslarını piyasaya sürmektir.
Diğer alanlarda da kadın, fizyolojik
zaafları ve kadınlık hasletleri sebebiyle gerekli başarıyı gösteremez.
Memurluk yaşamında da çoğu kez, içinde bulunduğu dairede nahoş olayların
meydana gelmesine isteyerek veya istemeyerek meydan verir. Bu kişilerin
niyetlerini ve kadının karekterini çok aşan bir problemdir. Her ne olursa
olsun tabiat olarak erkeğin kadına karşı engellenemez bir meyli vardır.
Batılılar toplumun olgunlaşmasıyla
bu gibi problemlerin tamamıyla ortadan kalkacağını söyleyerek bizi
avutmaya çalışırlar. Fakat onların bizi böylece avutmalarına rağmen kendi
olgunlaşmış toplumlarında (!) hâlâ en yüksek derecedeki bakanlarının bile
sekreterleriyle olan ilişkileri sonucu doğan skandallar sona ermemiştir.
Yine pek yakın bir zamanda Avrupalı büyük memurların sekreterlerini
cariyeleri gibi kullandıklarından yakınan da kendi üst derecedeki
yekililerinden birisidir. Bu sekreter kızcağızlar, görevlerine olan
sadakatlerini patronlarının çocuklannı karınlarında taşımakla
ispatlamaktadırlar. Evlerinde kocalarına maaşla birlikte bir bakan, bir
patron çocuğu takdim etmektedirler.
Bu aile yapısına, toplum yapısına
olduğu gibi kadın kişiliğine de vurulan korkunç bir darbedir. Kadına iş
sahalarının açılması ona iyilik olmamış bilakis onu sorumsuz kullanılan
orta malı durumuna getirmiştir.
Sözlerim belki çalışan bacılarımızı
üzebilir ama bütün bunlar bize modern yaşantının yollarını gösteren medeni
Avrupalıların hayatlarında hergün cereyan eden olağan şeylerdir. Aynı
durum eskiden kalma ata ahlakının tüm engellemelerine rağmen toplumumuzda
da süratle çoğalmaktadır.
Görüldüğü gibi kadının çalışmasında,
normal sınırlar içinde bir çalışma olayı değil, kadının kadınlığının
sömürülüşü sözkonusudur. Bu kadınlık açısından hakikaten üzülmeye değer
bir acıdır.
Öte yandan kadının çalışması iş
hayatındaki dengeyi alt üst eder.
Toplumdaki iş kapasitesi daima belli bir
oranda sabittir. Bu da umumiyetle erkek sayısına eşittir. Bu sahaya
kadınlar da el atınca işe giren kadın sayısınca erkek açıkta kalır.
İşe giren kadınlar umumiyetle
aileye ek gelir sağlama sevdasındadırlar. Erkeklerin yüzde yüze varan bir
çoğunluğu ise geçimi için çalışmak zorundadır.
Görüldüğü gibi kadına çalışma
kapısı açıldığında, bir zümreye daha geniş imkânlar sağlama uğrunda diğer
bir zümre açlığa itilmektedir.
Tehlikenin en büyüğü bundan sonra başlar.
Aç veya işsiz kalan bir kişinin yapacağı tek şey anarşidir.
Nitekim yaşadığımız dönemde bu
uygulamanın ibret verici bir sonucu olarak, anarşi tüm baskılara rağmen
her on yılda bir patlak vermekten geri kalmamaktadır.
Terörizm
ve anarşinin kökleri, anarşistleri yakalayıp hapse atmakla
veya öldürmekle kurutulamaz. Bu, sıtmayı gidermek için
sivrisinekleri öldürmeye başlatmak gibi mantıksızca bir iştir.
Sıtmayı önlemek için nasıl ki bataklığı kurutmak
gerekiyorsa, anarşiyi önlemek ve toplumsal huzuru sağlayabilmek için en
etkin maddi reçete, erkeklere iş bulmak, insanların ceplerini ve boş
vakitlerini doldurmaktır. Manevi olarak ise ruhi ve fikri boşluklarını
doldurup onları tatmin etmektir.
"Toplumun çekirdeği ailedir." sloganı, modernistlerin
bilimsel çalışmalarından çıkarttıklarını övüne övüne anlattıkları cafcaflı
bir laftır. Evet, onların daha yeni anlayabildikleri ve İslâm'ın ondört
asırdır söylediği gibi toplumun temeli ailedir. Aile fertleri huzurlu ve
yapısı tutarlı olursa toplumda huzurlu ve tutarlı olur.
Ailenin esası karı- koca ve
çocuklardır.
Aile kurmanın ve bir kadınla
hayatı birleştirmenin şehevî arzuları tatminden öte cihanşumul bir
ehemmiyeti vardır. Bu da yarınları yaşayacak olan yeni neslin dünyaya
getirilmesi, eğitilmesi ve yetiştirilmesidir.
Çocuğun dünyaya gelmesinde kadın ve
erkek eşit rol oynarlar. Çocuk dünyaya geldikten sonra ise erkeğe onun
ihtiyaçlarını karşılamak, kadına da eğitmek ve büyütmek vazifeleri düşer.
Çalışan kadın ise bir çok yönlerden bu görevi yerine getiremez.
Evvela onu en temel besin maddesi olan
ana sütünden mahrum bırakır. Ana sütü, yeri hiçbir besin maddesi
tarafından doldurulamayacak mühim bir gıdadır. Yeni doğan bir çocuğu ana
sütünden mahrum bırakmak kadar büyük bir hata düşünülemez. Böyle bir
çocuğun bedenî ve ruhî yapısında yeri doldurulamaz boşluklar belirir.
İkinci olarak onun eğitim ve
terbiyesiyle de meşgul olamaz. Tabi olarak hizmetçilere veya kreşlere
teslim etmek zorunda kalacaktır. Çocuk, amacı sadece para kazanmak ve
geçimini sağlamak için bu işi seçen ve çocuğa bir eşyadan öte hiç bir
değer vermeyen bakıcıların elinde bedenen ve ruhan hırpalanacaktır.
Anne sevgisinden ve himayesinden yoksun
çocuklar umumiyetle pısırıklaşır, köleleşir ve insani birçok duygularını;
haysiyet, ciddiyet, namus gibi hasletlerini kaybederler.
Bu bakımın aile bütçesinde
oluşturduğu hasar ise hiç de küçümsenmiyecek kadar büyüktür. Çoğu kez,
akşama kadar çalışmak zorunda kalan kadın ay sonunda kazandığı paranın
büyük bir kısmını bakıcıya yatırmak zorunda kalır.
Üçüncü ve en mühim mahzur, çocuğun
ana şefkatinden mahrum kalmasıdır. Çocuğunu akşam uyuduktan sonra, sabah
da uyanmadan önce görür. Bazen uyanıkken görse bile bu görüşmeleri
ihtiyaçların en yoğun olduğu saatlara rastlayacağı için birbirleriyle
ilgilenmeleri mümkün olmaz. Kadın, çocuğunun gün boyu neler yaptığından
habersizdir. Çocuk ise anneye, kendisinin dünyaya gelmesine vesile olan
bir canlıdan öte herhangi bir yakınlık duymaz.
Bunun sonucu toplumda sevgi ve acıma
duygularından yoksun taş yürekli, zalim ruhlu, korkunç insan tipleri
çoğalır. Bir de toplumun kaderi bu taş yürekli insanların eline geçerse
artık o toplumdan bir hayır beklemek imkansızdır.
Bu hayırdan faziletleri kasdetmiyoruz.
Yalnızca klasik hakların verilmesini, insanların apaçık zulme
uğratılmamasını anlatmak istiyoruz.
Kadın çalıştığında ailede erkek
kadın arasında da bir anarşi meydana gelir.
Kadın da kocası gibi akşama
kadar çalışmıştır. Akşamleyin yemek yapılmasında, çamaşır ve diğer
işlerde, kocasından eşit olarak yardımcı olmasını istemeye hakkı vardır.
Bu ihtiyaç bazan ağır basar ve her ikisi de yemek yemeden yatmayı, kirli
elbiselerle işe gitmeyi veya her elbise kirlenişinde kuru temizleyiciye
koşmayı yahut da elbiselerini yenilemeyi isterler. Bu ise hem ruhi hem de
ekonomik yönden bir yıkımdır.
Toplumda iş bölümünün oluşması,
insanların kiminin imalatçı, kiminin satıcı kiminin hizmet verici
olmasının sebebi de bu ruhi ve ekonomik anarşiyi önlemek içindir. Kadının
da iş hayatına atılmasıyla ailedeki iş bölümü tamamen ortadan kalkar ve
insanlık ilkel çağlarda olduğu gibi yalnız başına kalmak ve kendi kendine
yetebilmek zorunda bırakılır. Bu ilkel bir kafa yapısının ürünüdür.
Kadının çalışmasını cafcaflı laflarla bir zorunluluk gibi göstermeye
çalışan modernistler aslında kafaları asırların gerisinde kalmış taş devri
insanlarından pek farklı bir düşünceye sahip değillerdir.
Halbuki kadın evinde dursa, dinç kalarak ev işlerini görse
kocasının hizmetini, çocuklarının bakımını ve eğitimini yapsa ruhi
bütünlüğünü korumuş, hem sıhhatim muhafaza etmiş, hem kocasını memnun ve
mutlu etmiş, hem de çocuklarını ideal bir şekilde büyütüp eğitmiş
olacaktır.
Bütün bu mutlu sahneler basit bir
heves ve tutarsız bir sebeple yıkılmaktadır. Kadının hür olması, toplum
içine çıkabilmesi ve para kazanabilmesi.
Halbuki o, hür olacağına iş
sahalarına hapsedilmekte toplum içine dilediğim gibi çıkacağım derken en
mühim değerlerini kendini kadın yapan özelliklerini harcamakta, para
kazanmaya çalışırken kazandığı paradan daha fazlasını sokağa çıkmasıyla
zaruri olan uydurma masraflara ve evindeki çocukları için tuttuğu
hizmetçilere ödemektedir.
Tekrar tekrar söylüyoruz, kadının
iş hayatına sürülmesinin sebebi ne onu hür yapmak ne de kocasının ekonomik
sultasından kurtarmaktır. Bir işin yegane sebebi vardır. O da
emperyalistlerin kadını daha rahat sömürebilme ve vücudundan sınırsızca
yararlanabilme arzulan!
Bunun böyle olduğunu büyük
küçük bütün işverenler de bilir. Fakat, hiç birisi kendilerin cömertçe
vücudunu sunan genç memurelerinden, sekreterlerinden daha açıkçası
cariyelerinden vazgeçmek istemezler.
Bunların içinde gayrı müslimler
olduğu gibi müslüman olduğunu söylemekten bir an bile geri durmayan
sapıklar da vardır.
Halbuki kadının, daha doğrusu
geçim sıkıntısı çeken ailelerin daha değişik yollarla yan gelir
sağlamaları daima mümkündür.
Ülkemiz büyük oranda tarım ve
hayvancılık Ülkesidir. Kapısının önünde küçük bir bahçesinde küçük de olsa
bir inek besleyen, küçük de olsa bir bahçe eken kadın ailesinin tüm
ihtiyaçlarını karşılayabilir.
Yine evin içinde çeşitli el
sanatlarıyla meşgul olan, halı dokuyan, kilim ören, elişi yapan, elbise
diken kadınlar vardır. Bunlar örnek alınabilir.
Yine çeşitli iş sahalarında işçinin
işyerine gelmeden yapabileceği bir çok işler vardır. Ki bu basit işler
çoğu kez işin büyük bir bölümünü teşkil ederler. Bu işlerin evlerde
yapılması hem kadını evinden ayırmadan geçindirmesi, hem bu işlerin
atelyelerden çekilmesiyle iş sahalarının genişlemesi hem de kirasız bir
yere sevkedilmesi sebebiyle çok yönlü bir fayda sağlar.
Elinden iş gelen ve hakikaten
sadece geçinmek için çalışmayı isteyen, şehevi artniyetleri olmayan bir
kadın evinde hiç bir zaman boş kalmaz. Mutlaka gelir getirecek bir takım
işler bulur. Evin maddi şıkırtılarını giderdiği gibi fazladan maddi refah
sağlar.
Sanayi kentlerinde (İstanbul, Ankara,
izmir) ve bazı el sanatlarının ileri gittiği Ege illerinde ve
hayvancılığın yaygın olduğu güney ve doğu Anadolu bölgelerinde bir çok
evin atelye gibi çalıştığı görülür.
Evlerde, kadının çocukların ve
misafirlerin harıl harıl birşeyleri monte ettikleri, kesip biçtikleri
görülür. Veya evlerde sütlerin kaynatıldığı, yayıkların yayıldığı, yağ ve
peynir yapıldığı görülür.
İşte bu kadınlar da çalışırlar ve para
kazanırlar. Fakat evlerinden çıkmazlar, ahlaklarını ve namuslarını feda
etmezler. Çocuklarını sefil bırakmazlar, kocalarını ihmal etmezler.
Esasında bizim toplumumuzda
kadınların illa da erkeklerin arasına karışarak çalışmasını zorunlu kılan
bir şey yoktur. Kadınımızın evinde yapacağı işler sayılamayacak kadar
çoktur.
Kadınımızı iş sahalarına
çeken emperyalistler yine de ona kolay kolay elindeki bu parayı yeme veya
hayırlı bir işe harcama imkanı vermezler. Topluma yaydıkları eve sokağa
çıkan bir kadın için adeta vazgeçilmez olarak empoze ettikleri süs, makyaj
ve sükseli giyim kuşam alışkanlıklarıyla onu büyük bir harcama içine
sokarlar.
Sonuçta öyle bir an gelir ki kadının aldığı para daha eve gelmeden
tükenir. Bu durumda kadın biraz daha para kazanabilmek için bazı şeylerini
feda etmek zorunda kalır. Hem iş arkadaşlarını tatmin eden hem de ailesini
razı edebilenler toplum içinde yaşar giderler. Ama bunu beceremeyen ve
arkadaşları arasındaki avcıların eline düşenleri bir çoğu hayat kadını
olarak umumhanelere sürüklenirler. Umumhane patronlarının en mühim
kaynaklarından birisi de çalışan fakat süs
eşyalarına para yetiştiremiyen genç kız ve kadınlardır.
Bunlar tümüyle iğrenç manzaralardır.
Toplumumuzu batıya adapte etmeye başladığımız yirminci yüzyıl
başından itibaren üzerimize yığılan bela bulutlarıdır.
Bu bölümü bitirirken son olarak müslüman
kardeşlerimize şunları söylemek isteriz:
İslâm'ın bir takım prensipleri
vadır ki bunları öğrendiğimizde bu problem kendiliğinden halledilir. Yine
müslümanlar kendilerini bu prensiplerin sınırlarına uydurmak
zorundadırlar.
Birinci olarak İslâm, zina
yollarından biri olan kadın erkek beraberliğini katiyyetle yasaklar. Şayet
kadının çalışması zorunluysa erkeklerin bulunmadığı bir yerde çalışabilir.
Bir müslüman kadınının erkekler arasında hele hele İslâmi giyimden
tavizler vererek çalışması bütünüyle islâm'a aykırıdır.
İkinci olarak, islâm, ailede
erkeği kadının ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlü tutmuştur. Kadının para
kazanma hususunda herhangi bir sorumluluğu yoktur. Evlenme akdi yapılırken
erkeğin onu kabullenmesi bir nevi onun bütün maddi giderlerini karşılamaya
razı olduğu anlamına gelir. Kadının kocasının getirdiği parayla yaşamını
sürdürmesi onun için bir zillet veya alçalış değil Öz malı derecesindeki
hakkını almasıdır. Şayet erkek hanımının maddi ihtiyaçlarını
karşılayamıyorsa kadına ayrılma hakkı doğar. Yok eğer iki taraf da ailenin
devamını istiyorlarsa onların geçimini üstlenmek, en azından erkeğe bir iş
sahası bulmak devletin görevidir. Zaten devlet İslâm'ın kendisine has
vergi toplama ve dağıtma usulünü uyguladığı zaman İslâm toplumunda hiç bir
ailenin aç kalması mümkün değildir.
İslâm anlayışına göre kadının
vazifesi ailenin mali giderlerini karşılamak değil, ev kadını, kocasının
hanımı ve çocuklarının anası olmasıdır. Diğer vazifeler ikinci
derecededir. Kadın ailesini muhafaza etmekle toplumun temel taşını sağlam
tutmuş olacak, kocasını mutlu etmekle toplum huzuruna direkt olarak tesir
edecek, çocuğunu düzenli bir şekilde yetiştirip eğittiğinde istikbal için
hayırlı temeller atmış olacaktır.
Bu büyük vazifelerin ve
sonuçta kazanılan faydaların yanında toplum içinde iş hayatına atılması
sonucu elde edeceği faydalar oldukça cüce kalırlar.
Bir
müslüman hatta aklı selim normal bir insan bile tercih esnasında terüddüt
etmeden doğru olanı
tanıyabilecektir.
MEVZU HADİSLERE
( HZ. MUHAMMED'İN MÜBAREK AĞZINDAN ÇIKMADIĞI
HALDE ,O'NA İZAFE EDİLEN, UYDURMA HADİS-SÖZ-,HZ. RESÜL'E
ATILAN İFTİRA CÜMLELERİNE ) VE İSLAM'A BAŞKA DİNLERDEN
GİRMİŞ
( BAŞTA YAHUDİLİK VE HIRİSTİYANLIKTAN OLMAK ÜZERE ) ,İSLAM'IN
REDDETTİĞİ ,İSLAM'IN RUHUNA VE EVRENSEL MESAJINA UYMAYAN AMA
CAHİL MÜSLÜMAN HALK TABAKASINDA İSLAM'IN GÖRÜŞÜ İMİŞ
GİBİ KABUL GÖREN CÜMLE-SÖZ - FİKİRLERE DİKKAT ...!
Cennet'ten kovulma
İslam, daha önceki
din adamlarının kadına yapıştırdıkları lanetlik durumunu tamamen bertaraf
etti. Adem peygamberin cennetten çıkarılmasına neden olan suçu yalnız
kadına yüklemedi. Her ikisini de sorumlu gösterdi.
İslam'da kadın
kötülüklerin ve şeytani iğvaların kaynağı olarak görülmez. İslam'da Hz.
adem'i kadının baştan çıkarttığına inanılmaz. İslam bu bâtıl düşünceleri
tamamen yıkmıştır. İslam'da Hristiyanlıkta kabul edildiği gibi ne ilk
günah ne de insanın yaradılışında günah işleme temayülü diye bilinen asli
günah iddialarına yer yoktur.
Cenab-ı Hak buyuruyor: "Derken
şeytan onların ayağını oradan kaydırdı. İçinde bulundukları cennetten
çıkardı." (Bakara Suresi : 36) Kur'an tevbeleri hakkında da şöyle der:
"Her ikisi, Rabbimiz! Kendimize yazık ettik; bizi bağışlamaz ve bize
merhamet etmezsen biz kaybedenlerden oluruz, dediler"(Araf suresi :24)
Hatta Kur'an bazı ayetlerinde olayın sorumluluğunu Hz.Adem'e yükler
: "Ama şeytan Adem'e vesvese verip : "Ey Adem! sana sonsuzluk ağacını
ve çökmesi olmayan bir saltanatı göstereyim mi?" Adem Rabbine baş
kaldırdı ve yolunu şaşırdı" (Taha Suresi : 120 -121)
Kadının Aklı ve Dini Yarım mı?
"Allah Resulü Ramazan veya Kurban
Bayramında musallaya gitmek üzere yola çıktığında kadınlara rastladı ve
şöyle dedi: " Ey kadınlar topluluğu sadaka veriniz, zira cehennem ehlinin
çoğunluğunu sizlerin oluşturduğunu gördüm. Kadınlar neden ya Resullullah
diye sorduğunda Allah Resulü "Çünkü kadınlar çok lanet ettiler ve
kocalarına karşı da nankör oldular, cevabını vermiş ve devamla sizin kadar
eksik akıllı ve eksik dinli birinin akıllı ve dini sağlam bir kimsenin
aklını çelebildiğini görmedim" demiştir.
Kadınlar: "Aklımızın ve dinimizin
eksikliği nedir ya Resullullah" diye sorduğunda Allah Resulu : "İki
kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliği yerine geçmesi kadının aklının
noksanlığı, hayızlı olduğu zaman namaz kılmaması ve oruç tutmaması da
dininin noksanlığıdır, cevabını vermiştir."
Mutevelli , akla uygun olmaması,
Kur'an-ın açık hükümlerine ve tarihi geçeklere ters düşmesi sebebiyle bu
hadisin mevzu olduğunu söylemektedir.İbn-i Hazm, Saidi , Kasım emin...gibi
alimler İslam'ın kadına her türlü tasarruf ve mülk edinme ehliyetini
verdiğini ayrıca tarihi geçeklerin de kadına akli bir eksiklik
atfedilmesine mani olduğunu söylemektedir.
Hz.Aişe'nin ilmi sahada gösterdiği
başarı ancak akli yeterliliğine sahip bir kişinin gösterebileceği bir
başarıdır. Sahabeden en büyük fakihler bile, fıkhı meselelerde "Hz.Aişe'ye
danışıyordu. Urve'nin Hz.aişe hakkında; Hz.Aişe'nin şiir bilgisine hayret
etmiyorum, çünkü Ebu Bekir'in kızıdır. Fıkıh konusundaki ilmine de hayret
etmiyorum, çünkü Hz.Peygamber'in zevcesi idi. Fakat tıp konusunda ki
bilgisi beni hayrete düşürüyor." dediği nakledilmektedir.
İslam toplumunda kadınlar sadece
Hz.Peygamber konusunda değil, bütün devirlerde önemli roller üstlenmiştir,
hatta erkeklere hocalık yapacak seviyeye ulaşmışlardır. Hz. Ömer
halifeliği esnasında kadınlarla istişare de bulunuyor, onların görüşlerini
alıyordu. Hz. Ömer kızı Hafsa'ya kadınların kocalarından ne kadar sure
ayrı kalmaya sabredeceklerini sormuş, kızının ona verdiği cevaba uygun
olarak bu süreyi dört ay olarak belirtmiştir.
Açıklanan bu örneklerin kadın için
aklı ve dini açıdan herhangi bir eksikliğin söz konusu olmadığını açıkça
göstermektedir. Kadının aklının eksik olduğu kabul edilirse, yükümlülük
için aklının sihhatinin şart olduğunu, akli yönden eksik olan bir varlığın
herhangi bir dini sorumluluğunun olmaması gerekirdi. Halbuki kadın ve
erkek her müslümanın Allah'ın emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından
kaçınmak konusunda aynı derece yükümlü oldukları Kur'an-ı Kerim'de açıkça
belirtilmiştir.
Kadınlara Danışılmaz mı?
Bu konuda uydurma hadis şöyledir:
"Kadınlara danışın, fakat söylediklerinin aksini yapın."
Aliyyu'l Kari ve el-Acluni bu hadisin
uydurma olduğunu Kur'an ve sünnete ters düştüğünü söylemiştir. Yine İmam-ı
Ebu İshak el-İsferayini kadınların rivayet ettikleri hükümler ve hadisler
erkeklerin rivayet ettiklerine zıt düşerse kadınlarınkini erkeklerinkine
tercih etmiştir.
Cenab-ı Hak Peygamberine çevresindeki
müslümanları kastederek der kı: "Yapacağın işler hakkında onlara danış."
(Al-i İmran Suresi:159) buyurarak peygamberine çevresine danışma emri
veriyor. Allah Resulunun hanımlarına danışıp da tersini yaptığına dair
elimizde bir tek örnek yoktur.
Bu sözün uydurma olduğunun en güzel
örneği Allah Resulunun Hudeybiye savaşının önemli bir anında hanımı Ümmü
Seleme'nin söylediği fikri doğru bularak onun sözüne uygun karar
vermesidir.
Hz.Ömer Şifa Hatunun fikrine çok önem
verirdi. Yine mehir konusunda dörtyüz dirhemden fazla verilmemesini
tavsiye eden Hz.Ömer'in mescitte cemaat huzurunda Nisa Suresi'nin
20.ayetini delil gösteren bir kadın tarafından ikaz edildiğini ve kadının
gösterdiği delil karşısında Hz.Ömer'in fikrinden vazgeçtiği, hatasını
itiraf ettiği, kadına dönerek "Kadın Ömer'den daha iyi bildi" dediği
bilinmektedir.
Hz.Ömer halifeliği esnasında,
kadınlarla istişare de bulunuyor, onların görüşlerini alıyordu. Hz.Ömer
kızı Hafsa'ya kadınların kocalarından ne kadar süre ayrı kalacağını
sormuş, kızının ona verdiği cevaba uygun olarak Hz.Ömer bu süreyi dört ay
olarak belirtmişdir.
BUNLAR UYDURMA HADİSLER OLUP
PEYGAMBERİMİZE, DİNİMİZE VE KADINLARA İFTİRADIR. .. ve ne yazık ki
halkımız arasında söylene gelmektedir
-
Kadınların akılları
şehvetlerindedir.
-
Kadınlara itaat
pişmanlıktır.
-
Kadınları Allah geride
bıraktığı gibi sizde geri bırakın
-
İnsanın insana secde etmesi
caiz olsaydı, kadınların kocalarına secde etmelerini emrederdim
-
Eğer kocanın tepesinden
ayağına kadar bütün bedeni irinler içinde kalıp hanımı o irinleri
diliyle silerse,yine de ona karşı teşekkür etmek vazifesini eda etmiş
sayılmaz.
-
Namazı katleten şeyler
köpek, eşek, domuz ve kadındır
-
Uğursuzluk kadında, evde ve
attadır
Son söz olarak yabancı kültürlerle
temasa geçilme sonucu, bu kültürlerin etkisinde kalınarak Kur'an-ı
Kerim'den kopulmuş, kadını aşağılayıcı birçok görüş İslam toplumuna
girmiştir.
Kadınlar uğursuz mudur?
Bu konuda uydurma hadis şöyledir:
" Uğursuzluk kadında, evde ve attadır."
Bu hadis-i şerifi Hz. Aişe duyduğu
zaman itiraz ederek şöyle demiştir. "Kur'an-ı Hz.Muhammed'e indiren
Allah hakkı için, bu hadisi aktaran yalan söylemiştir. Rasululah ancak
şöyle buyurdu: "Cahilliyet ehli - İslam öncesi toplumlar -
şöyle derlerdi : Uğursuzluk; kadın, at ve evdedir."

KADIN

İslâm'da erkekle kadın bir bütünün parçalarıdır. Biri diğeri için
vazgeçilmez hayat arkadaşıdır. İbadet ve muamelelerde cinsiyet
ayrılığından doğan önemsiz bazı farklar dışında, dinî görev ve
sorumluluklarda kadın-erkek eşitliği esastır. İslâm'ın gelişinden önce
toplumda hak ettiği yeri alamayan kadın, İslamiyet'le insana yakışır
haklara sahip olmuştur. Kadının durumundaki bu önemli değişikliği bizzat
Kur'ân-ı Kerîm getirmiş ve Hz. Peygamber bunu tamamlamıştır.
Hz. Peygamber'e ilk inanan, başka bir
deyimle ilk müslüman olan Hz. Hatice'dir. İlk İslâm kadınları Mekke ve
Medine'de ağır ve büyük hizmetleri yüklenmekten kaçınmamışlar, askerî ve
siyasî işlerde erkeklere yardımcı olmuşlar, hemşirelik mesleğini ilk defa
kurarak, yaralı mücahidleri tedavi etmek, su taşıyıp içirmek, yaralarını
sarmak ve hatta yaralıları Medine'ye kadar taşımak gibi fedakârlıklarda
bulunmuşlardır. Mücahidlerin yanında onlara destek ve cesaret veren bu
hanımların kahramanlıkları hadis mecmualarında kaydedilmektedir.
Kadınlara karşı iyi davranmak, tatlı
ve yumuşak dille konuşmak, kaba ve sert hareket etmemek Allah Rasûlünün
ahlâkındandır. O şöyle buyurmuştur: "Dikkat ediniz, sizin kadınlarınız
üzerinde, kadınlarınızın da sizin üzerinizde hakları vardır. Kadınların,
üzerinizde olan hakkı günün şartlarına göre onların yiyecek ve
giyeceklerini sağlamanızdır" (1) "Sizin en hayırlınız kadınlarına
karşı huyu en iyi olanlarınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı
olanınızım" (2) "Kadınlarınız hakkında Allah'tan korkunuz. Şüphesiz,
onlar sizin yanınızda yardımcılarınızdır. Onları Allah'ın emâneti olarak
aldınız ve cinsiyet uzuvlarınız Allah'ın kelimesi ile helâl edindiniz" (3)
Hz. Peygamber evlenilecek bir kadında
aranacak vasıfları şöyle belirlemiştir: "Bir kadınla dört özelliği
için evlenilir; Malı, asaleti, güzelliği ve dindarlığı. Sen dindar olanı
tercih et" (4)
Ana-babaya itaat etmek, iyilik yapmak,
şefkat ve merhamet göstermek, tatlı ve yumuşak davranmak gibi hususlar
âyet ve hadislerle emir buyurulmuştur. Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurulur:
"Rabbin, yalnız kendisine kulluk etmenizi, ana ve babaya iyilik etmeyi
emir buyurmuştur. Eğer onlardan biri veya her ikisi senin yanında
ihtiyarlarsa, onlara öf bile deme, onları azarlama, onlara güzel ve tatlı
söz söyle. Onlara merhametle tevazu kanatlarını indir. Onlar için,
"Rabbim onlar beni küçüklüğümde yetiştirirken nasıl merhametli
davrandılarsa, sen de onlara öylece merhamet eyle" diye dua et" (İsrâ,
17/23, 24).
Hz. Peygamber en çok kime saygı,
şefkat ve bağlılık göstermek gerektiğini soran bir sahabiye "anana" diye
cevap vermiştir. Bu soru üç defa tekrar edilmiş, üçünde de aynı cevabı
vermiş, ondan sonra kime sorusuna ise, "babana" demişlerdir. (5) Anne
müslüman olmasa bile, çocukları üzerindeki saygınlığını korumaktadır.
Buna şu hadiseyi örnek gösterebiliriz.
Hz. Ebû Bekr'in kızı Esma'nın, babasından boşanmış ve müşrik olarak kalmış
annesi, bir gün kızını görmeye gelmişti. Esma, Hz. Peygamber'e, 'Müşrik
olan annem' bana geldi. Onunla görüşeyim mi?" dedi. Hz. Peygamber,
"annenle görüş" buyurdu. (6) Başka bir hadiste; "Cennet annelerin
ayakları altındadır" buyurulur. (7)
Bu duruma göre, İslâm'da anneliğin
yeri, değeri ve şerefi çok yüksektir. Ebeveyne itaatsizlik şirkten sonra
en büyük günah sayılmış, bunun kapsamı sadece "Allah'a isyanda kula itaat
yoktur" prensibi ile sınırlandırılmıştır (8) ...
Hz. Peygamber devrinde kadın sahabîler
ilme büyük katkıda bulunmuşlardır. Allah Rasûlü'nün kızı Hz. Fatıma
duygulu bir şâir olduğu gibi Hz. Peygamber'in bazı hadislerini de rivâyet
etmiştir (10). Hadis rivâyet eden kadın sahabilerin sayısı çoktur.
Bazıları şunlardır: Ümmü Habibe binti
Ebu Süfyan, Ümmü Abd, Esmâ binti Ebu Bekr, Zeyneb binti Cahş, Meymûne
binti Hâris, Fâtıma binti Kays, Dürre binti Ebı Leheb, Ümmü Haram binti
Milhan vd. Bu son sahabi hanım Kıbrıs'ta vefat etmiş olup. Larnaka
civarında medfundur. Kıbrıs müslümanlarınca türbesi bir ziyaret
yeridir.(11)
Hz. Peygamber kadınların eğitimine
büyük önem vermiştir. Kadınlar mescide geliyor, hadisleri dinliyorlardı.
Umumî toplantılara katılır ve bayram namazlarında da hazır bulunurlardı.
Hz. Peygamber bayram hutbesini erkeklerin saflarına irad ettikten sonra,
kadınların saflarına geçer, onlara da talim ederdi. Ancak hanımlar her
zaman mescidde hazır bulunmadıkları için bir sahabî kadın Hz. Peygamber'e
gelerek; "Ya Rasûlüllah, erkekler geliyor, senin sözünü dinliyorlar. Bizim
için de bir gün tahsis et. O günde gelelim, Allah'ın sana öğrettiklerini
bize öğret" dedi. Hz. Peygamber de onlara haftada bir gün ve yer tahsis
ederek orada toplanmalarını söyledi, belirlenen günde onların eğitim ve
öğretimleri ile meşgul oldu (12). İslâm özellikle Hz. Peygamber'in
ailelerine mahrem meseleleri tebliğ etme görevini yüklemişti. Kur'ân-ı
Kerîm'de şöyle buyurulur: "Evlerinizde okunup duran Allah'ın
ayetlerini ve hikmeti hatırlatın ve nakledin" (el-Ahzâb, 33/34).
Sahabe hanımlarının haya ve utanması
dini konuları sorup öğrenmelerine bir engel değildi. Özellikle bir fikıh
ve hadis âlimi olan Hz. Aişe'nin (ö. 58/677) bu konuda sayısız
hizmetleri olmuştur. O, yalnız kadınların değil, sahâbe büyüklerinin bile
bir çok meselede başvurdukları kimse idi (13). Hz. Aişe, verdiği hüküm ve
fetvalar bir cilde ulaşan yedi sahabe müctehidinden (Fukaha-i seb'a)
birisidir (14). Urve b. Zübeyr (ö. 94/712) "Fıkıh ilmini Hz.
Aişe'den daha iyi bilen kimse görmedim" der.(15) Ebû Mûsa el-Eş'ârî'de
(ö. 44/664) şöyle demiştir: "Muhammed'in ashabının bize sorduğu
herhangi bir hadisin içinden çıkamadığımızda onu Hz. Aişe'ye sorardık ve
onun yanında sorulan hadise ait muhakkak bir şeyler bulurduk". İbn
Hazm (ö. 456/1064) sahabe devrinde yetişen hanım fakih ve hukukçular
olarak şu isimleri zikretmektedir: Ümmü Seleme, Ümmü Habîbe, Hafsa binti
Ömer, Hz. Fâtıma, Fâtıma binti Kays, Esma binti Ebî Bekr, Havlâ binti
Tüveyt, Ümmü Şerîk, Sehle binti Süheyl, Ümmü Eymen, Âtike binti Zeyd,
Ümmü'd-Derdâ, Zeyneb binti Ümmü Seleme ve Ümmü Yûsuf (16). İslâm tarihinde
çeşitli alanlarda büyük hizmet ve yararlılıklar göstermiş müslüman
kadınların sayısı az değildir. Tefsîr, Hadîş Fıkıh, Tasavvuf, Şiir,
Hüsnühat, güzel sanatlar, çeşitli hayır işleri vb. İslâm kadınının ilgi
alanları olmuştur.
Sonuç olarak, İslâm kadınla erkek
arasında genel anlamda bir görev bölümü yapmış, kadına evin iç işlerini,
çocukların yetiştirilmesini, ihtiyaç ve zaruret bulunduğunda da dışarıda
çalışma işini yükleyerek, onu kocasının en yakın yardımcısı kılmıştır.
Koca, evin dışında ağır işleri, eşinin ve çocuklarının yeme içme, barınma
ve giyim ihtiyaçlarını karşılama görevini yüklenmiştir.
 |
|
 |
1) Tirmizî,
Sünen, V, 111; İbn Mâce, Sünen, l, 594, No: 1851 2) Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 472 3) Ebû Dâvud, Menâsik, 56; İbn Mâce, menâsik, 84; Dârimî,
menâsik, 34 4) Buhârî, Nikâh, 15; Ebû
Dâvud Nikâh, 2; Nesâî, Nikâh, 13; Ahmed b. Hanbel, II, 428
5) Buhârî, VII, 69 6) Buhârî, III, 142 7) El-Aclûnî, Keşfu'l-Hafâ, Kahire, 1351/1932, I, 335, No:
1078 8) Buhârî, Ahkâm, 4; Müslim, İmâre,
39 9) Buhârî, Sahih, IV, 136, 137 10) İbn Sa'd, Tabakât, VIII, 19, 30
11) İbn Hayyât, et-Tabakât, Dimaşk 1968, II, 859, 884;
M. Tayyib Okiç, İslâmiyet'te Kadın Öğretimi, Ankara 1979, s. 22, 23
12) Muhammed Ebû Zehv, el-Hadîs ve'l Muhaddisûn,Mısır
1958, s.55; Buhârî,Sahih,I, 36 13) Nevzat
Aşık, Sahabeye Hadis Rivayeti, İzmir 1981, s. 78, 79 14) İbn Kayyim, İ'lâm, I, 14 vd. 15) El-Mekkî,
Fethu'l Mübîn, s. 157 16) İbn Hazm, Cevâmiu's-Sıre,
s. 319, 323
|
|