Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle Sitemizin Tanıtımına Katkıda Bulunun Biz Kimiz ? İlkelerimiz
İSLAM BARIŞ DİNİDİR
İSLAM  kelimesi S,l,M köklerinden türemiştir. İki anlamı vardır :

1- Barış, huzur, selamet, esenlik ,

2- Teslim olmak.

Bu iki anlamı tek cümlede şöyle özetleyebiliriz.

  İslam ;" barış ve huzur içinde yaşamak için Allah’ın kanunlarına ( K.Kerim’e) teslim olmak demektir."

  İslamiyet’in hakim olduğu her yerde barış ve huzur, İslamiyet’in olmadığı veya eksik, yanlış, hatalı uygulandığı her yerde de kan ve gözyaşı olmuştur. Buna tarihten örnekler verelim :

Yer Mekke : Mekke’ye Ehli küfür, şirk, gayri İslami bir dünya görüşü hakimken, yönetim İslam olmayanların elinde iken ( Ebu Leheb , Ebu Cehil ... ) Mekke’de kadın satma, içki içme, putlara tapma, halkın inançlarını sömürme, kan davası, asabiyet (ırkçılık) ... hakim idi.

  Bunlara karşı olan İslam bir din (yaşam tarzı-şekli) olarak ortaya çıkınca çarklarının bozulacağını anlayan, sömürülerinin son bulmasından endişe duyan gayri İslami görüşlü yöneticiler, Müslümanlara; işkenceye, baskıya başlarlar.

  Önce Müslümanlar dövülür, hakarete maruz kalır, hapsedilir... Zamanla can - mal güvenlikleri kalmaz. Aç - susuz, yıllarca toplu yaşamaya mecbur edilirler. İçlerinden şehit düşenler olur. Öyle ki artık Müslümanlar ev, toprak, hatıra, anılarını... geride bırakıp Mekke’yi terk etmeye zorlanırlar. Aile ve akrabalarından, her türlü mallarından, çocukluk, gençlik anılarından uzaklaşıp, parasız, maddi hiçbir destekleri olmaksızın, sadece inançları için, bir bilinmeyene doğru yolculuğa çıkarlar.

  Medine : Yeni bir mekan, yeni bir çevre, yeni şartlar... ve her şeye yeniden başlama. Ama zorluklar bu kadarla da sınırlı değildir : Mekke’li müşrik-kafirler Müslümanların geride bıraktıkları malları satmak için bir ticaret kafilesi kurarlar. Müslümanlar buna engel olmak için Bedir savaşını; sayıca, silahça az olmasına rağmen göze alırlar ve sonuçta savaşı kazanırlar. Uhud savaşı : Bedir’in intikamını almak için savaşı başlatan taraf yine müşrikler olur... Hiç bir şekilde başarıya ulaşamayan müşrikler Medine’nin çevresini sarıp (Hendek Savaşı) Müslümanlığı yok etmeye çalışırlar...

  Mekke’deki müşrik bataklığı kurumadıkça müşriklerin saldırılarını önlemek imkansız hale gelmiştir. Hz. Resul Mekke’ye sefere çıkar ve Mekke’yi kan akıtmadan fetheder. Tüm müşrikler Hz. Resul’ün mübarek ağzından çıkacak sözlere göre muamele göreceklerdir. Daha 10 yıl olmamıştır. Korkutma , sindirme, iftira, öldürme, açlık ile yıldırılamayan bir hareketin lideri, karşısındaki yenik müşrik topluluğuna bir konuşma yapar ve en son olarak onlara şunu sorar : Siz benden ne gibi bir davranış bekliyorsunuz. Mekke’li müşrikler; biz seni adil biri olarak tanıdık ve senden ancak adalet bekliyoruz derler. Hz. Resul, zalim olan bu topluluğa:

  "Ve entumüttuleka", hepimiz hürsünüz, serbestsiniz buyurur ve rahmet, peygamber olduğunu bir kere daha ispat eder.

  Gayri İslami yönetimde Mekke’de kan, zulüm ... vardır. İslami yönetimde hoş-görü, özgürlük ve af.

Yer Kudüs : Haçlı (Hıristiyan taraftarlarının) seferleri başlamıştır... Avrupa’dan yola çıkan hapishaneden çıkartılmış, serseri, katil insan sürüleri Kudüs’ü işgal ederler, ele geçirirler. Haçlılarla gelen batılı bir tarihçinin cümleleri ile “Kudüs’ün her yeri kan gölüne” döner. Kudüs’teki tüm Hıristiyan ve Yahudiler öldürülür. Binlercesi insafsızca ve bir ibadet aşkı ile acımasızca...

  Peki Müslümanlar Kudüs’ü fethetmiş iken idareyi ele geçirmişken durum nasıldı: ... İslam orduları Kudüs’ü fethetmişlerdir. İslam ordusu komutanı, Halife ( Hz. Resul’den sonraki İslam devletinin yöneticisi ) Hz. Ömer’e haber gönderir Kudüs fethedildi buyrun gelin. İsmi adaletle özdeşleşmiş olan bu insan, bir devlet başkanı, yeni bir şehri fetheden orduların lideri, bir deve ve bir hizmetçi ile yola çıkar. Deveye sıra ile binilmekte yürüyen kişi deveyi ve yularını tutmaktadır. Nöbetleşe binilerek Kudüs’e yaklaşılır. Deveye binme sırası hizmetçiye gelmiştir. Hizmetçi, ben sıramdan vazgeçtim buyurur siz binin der. Fakat Hz. Ömer bunu kabul etmez ve hizmetçisini deveye bindirir. Yeni fethedilen şehrin ahalisi ve İslam ordusu yaklaşmakta olan kafileyi seyretmektedir: Hizmetçi deveye binmiş, Devlet Başkanı Hz. Ömer devenin yularını tutmuş şehre doğru yaklaşıyor. Çevresinde ne muhafız alayı ve ne süslü elbiseleriyle yardımcıları ... Karşılarında sadece adil bir lider vardır,Hz. Ömer .

  Halife Ömer şehre girer. Kudüs’ün Hıristiyanları Hz. Ömer’e kompliman yarışına girerler. Buyurun kilisemiz de namaz kılın derler . Hz. Ömer ibretlik ve ince düşüncenin mahsulu bir cevap verir: “ Eğer ben sizin kilisenizde namaz kılarsam, benden sonra gelen Müslümanlar da bu kilise de namaz kılmak isterler, kilisenizi elinizden kaybedebilirsiniz .” Sonra tüm gayrimüslimleri serbest, ibadetlerinde hür bırakır.

  Haçlıların işgalindeki Kudüs ve İslam ordularının fethettiği (barış ve huzura açtığı) Kudüs arasındaki fark ortadadır. Çünkü dinleri, dünya - ahiret görüşleri, olaylara bakış açıları farklıdır.

Yer İspanya(Endülüs) : Haçlı Avrupa devletleri İspanya’da bulunan Endülüs Emevi İslam ülkesine saldırırlar. Üç tarafı da deniz ile çevrili ülkenin dördüncü yönünden (Avrupa’dan) Hıristiyanlar İslam ülkesine girerler, işgal ettikleri yerleri yakıp yıkarlar. Akdeniz’den gemilerle Afrika’ya veya Osmanlıya kaçıp sığınan kurtulur, geri kalan tüm Müslüman ve Yahudiler, Avrupa’lı barbar Hıristiyanlarca katledilir, öldürülür.

  Halbuki Emevi Müslümanları İspanya’yı fethettiklerinde İspanya’yı Endülüs’e çevirirler. Ülke baştan başa bir ilim- kültür merkezi haline getirir. Avrupa’dan öğrenciler Endülüs’e ilim tahsiline gelirler. Avrupa ülke krallarının saray kütüp-hanelerinde var olan kitap sayılarının katbekatı bir Müslüman alimin mütevazı evlerinde bulunmaktadır Endülüs’te...

  Haçlı işgalinde (her zaman olduğu ve olacağı gibi ) kan ve ölüm ülkesi olan İspanya , İslam futuhatından sonra ilim, kültür merkezi olan Endülüs. Yer aynı ama kıstas, prensip fikirler farklıdır.

Yer İstanbul : Haçlı seferleri esnasında Avrupa’dan gelen ( Katolik) haçlılar Avrupa’dan , İstanbul kapılarına dayanırlar. Kapılarınızı açın İstanbul’dan geçelim. Sizinde düşmanınız olan Müslümanları ve İslam’ı yok edelim derler. İstanbul’daki Bizanslı ( Ortodoks) Hıristiyanlar için bu teklif bulunmaz bir nimettir. Kapılar Hıristiyan ordularına açılır ve Katolik haçlılar, Ortodoksların şehri İstanbul’a girince yağmalamaya, çalmaya, katliama başlarlar. Kiliseleri yağmalarlar, Hıristiyanları öldürürler... Son anda haçlıların İstanbul’u terk etmesi Bizanslılarca sağlanır. Böylece Hıristiyanlarca, bir Hıristiyan şehrinin işgali pahalıya mal olsa da önlene-bilir.

  Yıl 1453. Fatih Sultan Mehmet on binlerce şehit vererek İstanbul’u fetheder. On binlercesi okla, kızgın yağla, taşla, işkence ile şehit edilerek Müslümanlarca fethedilebilen İstanbul’a Fatih S. Mehmet girerken, Hıristiyan kızlar ona çiçekler sunmaktadırlar. Fatih Sultan Mehmet kendi dindaşlarının yaptıklarını İstanbul’lu Ortodokslara reva görmez herkesi tıpkı atası ve önderi Hz. Resul gibi özgür ve hür ibadetlerinde serbest bırakır.Fetih sembolü olarak Ayasofya Camiye çevrilir..

Yer Bosna : 1990’lı yıllar. Yugoslavya devleti yıkılmış, üçe ayrılan devletin Hıristiyan olan Sırp ve Hırvat tarafları hem birbirleri ile ama her ikisi birden Müslüman olan Bosnalılarla savaşa başlarlar. Yıllarca yan yana yaşadıkları Müslümanlara hoşgörü, acımak... yoktur. İnsan (Hıristiyan) hakları beşiği Avrupa’nın ortasında 3.5 yıl bir halk topluca işkenceye tabi tutulurlar. Homoseksüelliğin, lezbiyenleğin, hayvanlarla cinsel ilişkinin yaygın olduğu Avrupa’nın ortasında namus kavramını kutsal sayan Müslümanlara, planlı bir şekilde saldırılar yapılır. 3 yaşından 70 yaşına tek çocuk, kız, kadın, nineye ... tecavüz edilir. Erkekler boğazlanarak, kırık cam şişeleri ile beyinleri sert cisimlerle patlatılarak ... öldürülür, çocuklar canlı canlı doğranır...

  Müslümanlar, demokratlar, hümanistler ... bakar, konuşur, kınar... Ama pratik hiçbir şey yapılmaz.

  Osmanlılar ise , Yugoslavya’da 400 yıl hakimiyet sürmüşlerdir. İslami yönetimde geçen yüzyıllar boyunca Hırvat ve Sırplar dinlerinden dönmeye zorlanmazlar. Özgürlük-hoşgörü sınırları çercevesinde barış içinde dinlerini yaşarlar. Bosnalılar kendi istekleri ile Müslüman olurlar. İstenirse planlı bir çalışma ile 20-30 senede tüm Balkan devletleri zorla Müslüman yapılabilecekken- İslam dini buna karşı olduğu için- tüm dinler bir arada, zorlama olmadan barış içinde yaşarlar. Yüzyıllarca İslam hakimiyetinde barış içinde yaşamış Hıristiyan toplumlar Osmanlının yıkılması ile 1900’lü yıllarda Yugoslavya’nın baskıcı rejimin çökmesi üzerine 1990’li yıllarda tek taraflı olarak Müslümanlara karşı savaş ve zulme başlarlar.

  Güneydoğu’da günümüzde varlığını devam ettiren yezidiler vardır. Yaklaşık bin yıldır İslam yönetiminde bulunan bu toplulukların, kendilerini yönetenlerin inançları ile 180 derece zıt bir inanca sahip oldukları halde yaşam ve inançlarının devamına izin verilmiştir.Ya Osmanlı yerine bir Hıristiyan ülke olsaydı Türkiye, Yezidiler varlıklarını ne kadar süre devam ettirebilirler di acaba ?

  Yer ve topluluk örnekleri çoğaltılabilir: İspanya’dan kurtarılan Yahudiler kendilerini kurtaran Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkmada etkin rol oynarlar... Ermeniler Osmanlı idaresinde barış ve huzur içerisinde yaşarken ellerine geçen ilk fırsatta Osmanlıyı arkadan hançerlerler...

  İslam barış dinidir, barışın dinidir. Hakim olduğu yerde huzur barış vardır. Olmadığı yerde ise kan ve zulüm.

  Günümüzde dünya geneline baktığımız zaman kanı akan tüm toplumların Müslüman oldukları görülür : Irak, Azerbaycan, Kıprıs, Keşmir, Filistin, Kosova, Bosna, Çeçenistan, Libya, Cezayir, Tunus... kan akıtan tarafa bakınca ülke ismi farklı olsa da dinlerinin hep aynı olduğunu görürüz: Gayrimüslimler.

  Bu böyle devam edecektir ta ki biz Müslümanlar Kur’an’a teslim olana, dolayısıyla barışa, huzura ulaşana kadar.

                    GAYRİ-MÜSLİMLER

    YER

               MÜSLÜMANLAR

Mekke’li
müşrikler

Müslümanlara; zulüm işkence, öldürme, aç bırakma

 
   Mekke


Özgür ve serbest bırakma


    Hz. Resul
 

Haçlı
Seferleri


Müslüman ve Yahudileri Öldürme

 
   Kudüs

Kilisede namaz kılmama serbest bırakma


    Hz.Ömer
 

Avrupa

Müslüman ve Yahudileri Öldürme

  İspanya
 (Endülüs)


   İlim,kitap merkezi


     Emeviler
 

Haçlı
Seferleri

Kiliseleri yağmalama,
Hıristiyanları öldürme


   İstanbul

   Güllerle karşılanma
     serbest bırakma


  Fatih S. Mehmet
 

Sırp ve Hırvatlar

Öldürme, çalma , tecavüz

 
    Bosna


     Hoşgörü, özgürlük


    Osmanlılar
 

  
     ABD

Öldürme, Yeraltı zenginliklerini yağmalama, sömürme, tecavüz

    Irak
Afganistan


     Hoşgörü, özgürlük

  Gazneliler,  
  Osmanlılar
 

  Not : İslam, Hıristiyanlık, Yahudilik, komünizmden... üstündür. Tarihteki örnekleri yukarıdadır.

  İslam iman esaslarında da üstündür (Hıristiyan ve Yahudilerin Allah, peygamber .... inançları, İslam’dan çok farklıdır).  İslam prensip, kurallarında da üstündür. ( Hıristiyanlıkta ,içki, faiz ... Yahudilikte ırkçılık,zina ... vardır.)

İnne’d- dine indellahi’l - İslam

  Allah’ın kabul ettiği ( insanları dünyada huzur ve barış içinde kılacak . Ahirette de cennete götürecek ) tek din, tek yol, hak yol olan İslâm’dır.

Not : İslâm’da Savaş Üç Nedenle Yapılır

1- Nefsi Müdafaa : Düşman tarafı çarpışmayı başlatırsa onlarla savaşmak. “ size harp açanlarla Allah yolunda, sizde dövüşün. Ancak aşırı gitmeyin. Şüphesiz ki Allah aşırı gidenleri sevmez .(Bakara 190 )”

2- Anlaşmayı bozan düşmanla çarpışmak : Beni Kureyza-Nadir Yahudileri Müs-lümanlarla yaptıkları anlaşmayı bozarak arkadan vurmaya çalışıp, entrikalar yapınca onlarla savaş yapılır. (Enfal :58)

3- Düşman grup saldırmamış fakat, saldırıya hazırlık için toplanıp, gruplaşma yaptıkları zaman ( Tevbe : 36 , Bakara : 194 )

    Özetle ;

a- Nefsi Müdafaa

b- İslam davasını sağlamlaştırmak ve onun yolunda duran ve İslâm’ı kabul etmek isteyenlere engel olanı uzaklaştırmak için İslam savaşa cevaz vermiştir.

   Bunlar dışındaki savaş halleri; siyasi, menfaat savaşlardır. Yüce dinimizle bir alakası yoktur.

  Din  adına  yapılan iktidar  mücadeleri  dini  savaşlar  değildir  ve  dini  bağlamazlar.yapanlar  ise   dünyada  ve ahirette  suçlu  konumdadırlar.

    BARIŞ  ZAMANI  SAVAŞ  KURALLARI  UYGULAMAYACAĞI   GİBİ  , SAVAŞ  AYETLERİNİDE   BARIŞ  ZAMANINDA  GÜNDEME  GETİRMEK  VE  BU   TÜR YAKLAŞIMLAR  ÖNYARGI  İFADELERİ  OLMAKTAN  İLERİ  GİTMEZLER .TERSİ   İÇİNDE  AYNI  DURUM  SÖZ  KONUSUDUR ; SAVAŞ ŞARTLARINDA  BARIŞ  CÜMLELERİ  VE  BARIŞ    MESAJLARI  YERSİZ VE  SEVİYESİZ  BİR  DURUMU  ORTAYA  ÇIKARIR.

   ÖZETLE ; SAVAŞ  ZAMANINDA  UYGULANACAK  AYETLERİ  BARIŞ  ANINDA  DEĞERLENDİRİRKEN SAMİMİ  VE   ÖNYARGISIZ  OLUNMALIDIR. NORMALDE  İSLAM = BARIŞ DİNİDİR . TABİİKİ  SAVAŞ  TA  İNSANLAR  İÇİNDİR  VE  SAVAŞ  ESNASINDA  UYGULANACAK AYETLERDE  VARDIR.
 

                               

                       
 

                                                   SAVAŞLARIN ÇOĞU DİN SAVAŞI MIDIR ?
        SAVAŞLARI DİNİ- DİNSİZ DİYE AYIRMAK NE KADAR DOĞRUDUR?UNUTMAYALIM Kİ 20.YY.’DA DİNSİZLİK ADINA SOSYALİZM ADINA , FAŞİZM ADINA YAPILAN SAVAŞ VE KATLİAMLARDA ÖLENLERİN SAYISI BİNLERCE YILLIK İNSANLIK TARİHİNDE ÖLEN İNSAN SAYISINDAN DAHA FAZLADIR!AYRICA STALİN İLE TROÇKİ , LENİNİZM İLE MAOİZM , MİHRİ BELLİ İLE HİKMET KIVILCIMLI,BEYAZ PLORETAR İLE KIRMIZI PLORETAR ...MÜCADELELERİNİ HANGİ KEFEYE VE HANGİ ADLA KOYACAĞIZ?!BAZI İNSANLARIN DİN ADINA VEYA DİNSİZLİK ADINA RANT İÇİN , İKTİDAR HIRSI İÇİN YAPTIKLARI SAVAŞLARI DİN ADINA YAPIYORMUŞ GİBİ GÖSTERMELERİ DİNİN DEĞİL O İNSANLARIN SORUNUDUR.AYRICA DİN ADINA YAPILDIĞI İDDİA EDİLEN “BATIL DİNLERİN “ SAVAŞLARIDA İSLAMİYETİ İLGİLENDİRMEZ! YİNE AYRICA İLGİNÇTİR SOSYALİZMİNDE , ONUN ZIDDI OLDUĞU İDDİA EDİLEN FAŞİZMİNDE TEMEL DAYANAK NOKTASI DARWİNİZMDİR!

           İSLAM’A GÖRE SAVAŞ “ YA NEFSİ MÜDAFAA İÇİN , YA ANLAŞMA ŞARTLARININ TEK TARAFLI BOZULMASININ ANLAŞMA HÜKÜMLERİNE GÖRE CEZASI OLARAK YA DA MÜSLÜMANA YAPILAN DİNİ BASKILARA ENGEL OLMAK İÇİN YAPILIR ( İSLAM'DA BAŞKA DİNDE OLANLARA ZORLAMA YASAKTIR ! ” LA İKRAHE Fİ’-DİN “)

        İSLAM’A GÖRE SAVAŞLAR DİN – RANT – IRK..SAVAŞLARI DEĞİL ,” HAK – BATIL “ SAVAŞLARI OLARAK İKİYE AYRILIR. BİR TARAF HAKLIDIR DİĞER TARAF İSE HAKSIZ!BATILI MÜSLÜMAN BİLE DİLE GETİRMİŞ OLSA FARKETMEZ O HAKSIZDIR.

        PEYGAMBERİMİZDEN HAKKI OLDUĞUNU İDDİA ETTİĞİ ŞEYİ YÜKSEK SESLE İSTEYEN BİR ADAMA SAHABİ MÜDAHALE ETMEK İSTEYİNCE , HZ. RESUL O İNSANLARA ENGEL OLUR VE “ DURUN ! O HAKKINI ARIYOR” BUYURURLAR.

        HAK ;DOĞRU ,İYİ, GÜZEL , YARARLI , FAYDAL I OLANDIR.O DA BOZULMAMIŞ YAHUDİLİK-HIRİSTİYANLIK İLE İSLAM DİNİDİR.BATIL İSE DİĞER TÜM İDEOLOJİ , SİSTEM ,UYDURMA DİNLERDİR.AMA İSLAM ASLA İNSANLARI MÜSLÜMAN OLMAYA ZORLAMAZ ( DİNDE ZORLAMA YOKTUR ! ) BAŞKA DİNDE OLANLAR İSLAM TOPRAKLARINDA YAŞARSA CAN , MAL , NAMUS , AKIL VE DİNLERİ MÜSLÜMANLARCA KORUMA ALTINDADIR , İSLAM TOPRAKLARI DIŞINDA İSELER ONLARLA ANLAŞMA YAPILIR VE ANLAŞMAYI BOZAN TARAFTA ASLA MÜSLÜMANLAR OLAMAZ!

         İSLAM BARIŞ DİNİDİR . O'NUN OLDUĞU YERDE CAN-MAL-NAMUS-AKIL VE DİN KORUMA ALTINDADIR AMA BARIŞI KORUMAK İÇİN GEREKTİĞİNDE YUKARIDA SAYILAN NEDENLERLE DE SAVAŞ CAİZDİR . 
 

                                                             İSLAM TERÖRLE BAĞDAŞMAZ
Batılılar, umumiyet itibarıyla, İslam’ı saldırgan, savaşçı bir din, Müslümanları da inançlarını silah zoruyla yaymaya çalışan zorbalar olarak tanıtmaktalar.

Böyle bir Müslüman tasavvuru, çok eskiden beri vardır. Bu anlayışın yerleşmesinde de Hıristiyan din adamları başrolü oynamışlardır ve oynamaktadırlar...Bir defa İslam, adıyla sanıyla barış ve sükun dinidir. Kelime olarak “İslâm”, sulh, selamet, kurtuluş demektir. İnsanların neye inanırsa inansın inancı çerçevesinde huzura kavuşmalarını hedefler. İnanmayanları kendi inancına zorlamaz. Çünkü bilir ki zorlamayla kazanılan inanç, içe işlemez ve ilk fırsatta geldiği yere gider. Halbuki İslam, “Önce düşün, sonra inan.” der. Nitekim Peygamberimiz Mekke’nin fethinden sonra kendisinden tekrar Müslüman olmak için bir ay düşünme mühleti isteyen bir mürtede dört ay düşünme süresi vermiştir. Buna karşılık Hıristiyanlıkta, “Önce inan sonra düşün.” ilkesi geçerli olduğu için birtakım kilise babaları, “Saçma da olsa inanırım.” diyebilmişlerdir.

İslam, barış ve selamet dinidir

İslam’ın insana verdiği yüksek değeri, hiçbir din ve felsefe verememiştir. Kur’an, bir insanın veya bir grup insanın haksız yere ve kasten öldürülmesini, bütün insanların öldürülmesiyle özdeş görmüştür: “Kim bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi olur. Her kim de bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi olur” (Maide: 5/32) Demek ki bir insanın hayatının değeri, altı milyar insanın değerine eştir. Bundan dolayı bir insanın hayatının kurtarılması da bütün insanların toptan ölümden kurtarılmasına eşdeğer sayılmıştır. Bu sebeple Kur’an ve Hz. Peygamber, çocukların, kadınların, hastaların ve ihtiyarların öldürülmelerini menetmiştir. Buna binaen birçok komutan savaş esnasında karşı tarafın çocuklarını kurtarmış ve hatta onların okumalarını dahi sağlayanlar olmuştur. Kur’an bir mü’mini haksız yere öldürenin cezasının ebediyen cehennemde kalmak olduğunu bildirmiştir. (Nisa: 4/93) Kur’an keyif için ve sebepsiz yere savaş çıkarılmasına da karşı çıkmıştır. (Hac: 22/39) Ancak Müslümanlara saldırıldığı zaman savaşmaya izin verilmiştir. Haksız yere saldırmak ve savaş açmak, Müslümanlara da yasaklanmıştır. (Bakara: 2/190)

İslam barış ve selamet dini olduğu için sulh, daima öncelik kazanmıştır. Hz. Peygamber, savaşmadan önce daima sulh teklif etmiş, arkadaşlarının muhalefetine rağmen karşı tarafın kabulü halinde derhal sulh anlaşması imzalamıştır. Bu hal İslamî bir gelenek teşkil ettiği için Sultan Alparslan, Malazgirt Ovası’nda Romen Diyojen’e sulh teklif etmiş, fakat karşı taraftan kabul görmemiştir. Bu geleneği Osmanlı sultanları da devam ettirmiştir. İslam, her türlü işkenceyi yasakladığı gibi, kuduz bir köpeğe bile kötü davranılmasını istememiştir.

Bu sulh anlayışı bağlamında Mekke’nin fethinde müşrikler katliam beklerken Hz. Peygamber, kimsenin burnunun kanamasını istememiş ve onları serbest bıraktığı gibi emniyetlerini de sağlamıştır. Resmî sözleşme yapılmasına rağmen bu sözleşmeyi çiğneyip düşmana yardım eden Yahudilere sadece şehirden çıkarma cezası vermiştir. Belgrad’ın fethinde halka zarar verilmesini isteyen padişahın karşısına şeyhülislam dikilmiş ve halka verilecek zararın hesabını Allah’a veremeyeceğini, halkın kendisine Allah’ın emaneti olarak verildiğini söyleyerek padişahın yanlış bir iş yapmasını önlemiştir.Müslümanlar birtakım devletler ve din adına katliam yapan haçlılar gibi davransalardı, Müslümanların idare ettiği yerlerde başka din mensuplarından eser kalmazdı. Müslümanlar başka din mensuplarını daima himaye etmişler ve onların inançlarını yaşamaları için her türlü yardımı yapmışlardır. Hâlâ günümüzde Balkanlarda tek Müslüman kalmaması için Miloseviç gibiler toplu katliamlar yaparken Müslümanlar, kendilerini bile korumak imkanından mahrum bırakılıyor.

Dinî toleransın örnekleri: Osmanlı ve Endülüs

Bu vesile ile şunu aktarmakta fayda var: 1978’de Zagrep’te “Dünya Şiir Günleri” tertip edildi. Bu toplantının son günündeki müşterek yemekte bir Sırp tiyatro artisti,Yavuz Bülend Bakiler’e bakarak misafirlere şu mealde konuştu: Ben hesap ettim, siz Türkler bizi 550 sene idare ettiniz. Yine hesap ettim ki bu süre zarfında Osmanlı idaresi, her gün bir Hıristiyan aileyi ortadan kaldırsaydı, 20. asra Balkanlardan bir Hıristiyan bile gelemezdi. Üstelik bunu yapsaydı kimsenin ruhu bile duymazdı. Fakat Osmanlıların yapmadığını Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Birinci Dünya Harbi’nde üç buçuk sene içerisinde yaptı.(Yavuz Bülend’in “Üsküp’ten Kosova’ya” adlı eserine bakılabilir.) Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin 1993’te 1-5 Şubat tarihleri arasındaki toplantısında “Demokratik Toplumda Dinî Toleransa Dair” aldığı 16 maddelik tavsiye kararları var. Bunun 6. maddesinde teokratik idarelerde bile dinî toleransın olabileceğini tarihin bize gösterdiği söylenmekte, örnek olarak Osmanlı idaresi ile Endülüs İslam Devleti’nin tutumları gösterilmektedir. Çünkü Hıristiyan dünyasında bunun örneği yoktur.

Papa cenapları, “Muhammed ne getirdi?” diye buyurmuş. İnsan sevgisi, varlık sevgisi, adalet, merhamet, yardımlaşma, paylaşma, ortak yaşayabilme, birbirine tahammül ve hoşgörü getirdi. Bunları hayatında uyguladı ve uygulanmasını sağladı. Batı dünyası toleransı filozof J. Locke’un “Tolerans” adlı risalesiyle daha üç yüz sene evvel tanıdı. Ne gariptir ki bu büyük filozof, tolerans risalesinde ateistlerin ve Katoliklerin şahitliğinin kabul edilemeyeceğini söylüyor. Başka söze hacet var mı? Aydınlanmanın babası sayılan bir filozof Katoliğin şahitliğine tahammül edemiyor? Papa cenapları buna ne buyurur?.. Papa cenapları İslam’da Allah ile akıl arasında bir bağ olmadığını söylemiş. İslam akıl dinidir. Aklı olmayanın dini olmayacağı esası vardır. Kur’an aklını iyi kullanamayanların karşılaşacakları kötü akıbetleri bildiren ayetlerle dolu. İslam, ergenlik çağına ermeyen çocukları günahsız kabul eder. Ergen olmadan ölen bütün çocuklar cennetliktir. Neden? Çünkü akılları yeterince gelişmemiştir. İslam, Hz. Adem’in işlediği ve affedilmiş olan hatanın bütün insanlara geçtiği inancını kabul etmez. Babanın günahı çocuğuna geçmez. Bundan dolayı İslam’da yeni doğmuş, dünyadan haberi olmayan bir çocuğun günahkar sayılıp da onun günahtan arındırılması yoluna gidilmez; çünkü bunların akılla bir ilgisi yoktur.

Terör ve türleri hakkında kısa bir tasnif

Terör, şiddetten ve anarşiden farklıdır. Şiddet terörün alt basamağı ve hazırlayıcısı olabilir. Şiddet, insan vücuduna, kişinin zihnî ve duygusal yapısına zarar veren ve fertte derin tahribat meydana getiren muhtelif eylemlerdir. Anarşi, doğrudan doğruya devleti hedef alan ve ferdin üstünde hiçbir otorite tanımayan, belli ilkelere dayanarak bireyi mutlak hürriyete kavuşturmak için siyasî bir düzen kurma eylemlerini içerir. Terör ise çeşitli amaçlar doğrultusunda örgütlü bir tarzda, sistemli olarak grup veya gruplar halinde uygulanan öldürme niyetli şiddet eylemleridir. Demek ki insana, topluma, devlete ve bütün insanlığa yönelik eylemler, terörün kapsamı içindedir. Bu üç hareket de akrabalık bağlarıyla sımsıkı birbirine bağlı hareketlerdir. Terör siyasî amaçlı olursa bunun altından devlet terörü çıkmaktadır. İsrail’in, zaman zaman Rusya’nın, ABD ve diğer Batılı ülkelerin Asya’da, Afrika’da ve Güney Amerika ülkelerinde uyguladıkları eylemler bu türdendir. Terör eylemlerini gerçekleştirenlere göre çeşitlere ayırmak gerekirse karşımıza şöyle bir tablo çıkacaktır: 1. Kişilerin veya bazı grupların gerçekleştirdiği eylemler. Carlos’un 1975’te OPEC toplantısını basıp şahısları rehin alması, Kızıl Tugaylar’ın 1978’de eski İtalyan başbakanı Aldo Moro’yu öldürmeleri gibi. 2. Başka gruplara ve kişilere karşı uygulanan terör eylemleri. ASALA’nın 1983’te Orly baskını gibi. 3. Devletlerin gerçekleştirdiği terör eylemleri: ABD’nin Libya’ya, İsrail’in Irak’a, Filistin’e ve Lübnan’a karşı uyguladığı terör hareketleri gibi. Bu, bazen kişilere ve gruplara yönelik olabilir: İsrail’in 1988’de Tunus’ta Ebu Nidal’i öldürmesi ve 1982’de Sabra ve Şatilla kamplarını basarak Filistinli mültecileri katliama tabi tutması gibi. Teröre muhatap veya hedef olmuş kurbanlar açısından da sınıflama yapmak mümkündür. Bunun çeşitlerini ve örneklerini saymaya lüzum görmüyoruz.

Terör eylemleri yapmayı meslek edinenlerin gerekçeleri de bir hayli farklı. Bunların bazıları çaresizlikten, bazıları cezalandırmak, bir kısmı karışıklık çıkartıp bunalım yaratmak, bazıları kendi propagandalarını yaparak seslerini duyurmak ve sorunlarına dikkati çekmek için bu eylemlere girişmekteler. Devlet terörü bahis konusu olunca devlet çıkarlarının kollanması ve devletin bekasının temin edilmesi esastır.

Hangi esbab-ı mucibe ile yapılırsa yapılsın ABD gibi dünya siyasetine istikamet veren büyük devletler, terörü cephesiz ve sınırsız bir savaş biçimi olarak kabul etmekteler. Terör eylemleri kime yönelikse ona göre değerlendirilmektedir. İster iktisadî, ister siyasî, ister dinî, ister ideolojik sebeplerle veya bunların hepsiyle birden olsun, Batılı devletler ve kuruluşlar (AB gibi), terör eylemleri kendilerine veya uzak da olsa, menfaatlerine yönelik olursa, onları hemen terör olarak nitelemekteler, hatta dünyayı ayağa kaldırmaktalar. Ama az gelişmiş ülkelerdeki terör hareketlerini, kendilerine zarar vermezse terör hadisesi olarak görmedikleri gibi, onları desteklemekte bir beis görmemekteler. Batılıların, Yunanlıların, Suriye’nin ve benzerlerinin PKK’yı desteklemeleri gibi.

İslam bütün insanlığın kurtuluşu için geldi...

Kendisi de bir Yahudi olan Noam Chomsky, “Devlet terörü” başlıklı uzun yazısında devletleşmeden önce Siyonist hareketin Filistinlilere karşı ideolojik bir silah şeklinde kullandığı “terörizm endüstrisi”nin anayurdu olarak İsrail’i göstermektedir. 1943’te, sonradan başbakan olan İzak Şamir, kurdukları terör örgütünün başındadır. Sivil Araplara, İngilizlere ve hatta bir kısım Yahudilere kapsamlı bir terör hareketi yürütmüş, Birleşmiş Milletler arabulucusunu bile öldürmekten çekinmemişlerdir. Bu örgütün Lehi adlı yayın organında terör başlıklı bir yazı yazan Şamir, bakınız neler buyuruyor: “Ne Yahudi ahlakı ne de Yahudi geleneği, terörü bir savaş aracı olmaktan alıkoymak için kullanılabilir.”, “Ulusal savaşım söz konusu olduğunda hiçbir ahlakî duraksama tanımıyoruz.” İsrail’in ilk devlet başkanı olan Chaim Weismann da Yahudi terörünün eylemlerini ve bunları gerçekleştirenleri kamu önünde suçlamayı ahlakî bakımdan doğru bulmadığını söylemiştir. (a.g.e., s. 242-243) Bizzat Yahudilere karşı da uygulanabilen bu eylemlerin Filistinlilere, Lübnanlılara veya daha başkalarına uygulamaları, Batılı devletlerin de kınamayıp destek verdikleri eylemlerdendir. Zaten terör en çok hoşgörü ve gizli veya açık desteklerle palazlanıp serpilmekte değil midir? Biraz da Hıristiyanlığa ve Hıristiyanlara temas edelim: Bir Hıristiyan İncil’deki şu ayetleri okursa ne olur?: “İsa yanlarına geldi ve onlara söyleyip dedi: Gökte ve yeryüzünde bütün hakimiyet bana verildi. İmdi, siz gidip bütün milletleri şakirt edin, onları Baba ve Oğul ve Ruh’ul-Kudüs ismiyle vaftiz eyleyin; size emrettiğim her şeyi tutmalarını onlara öğretin; ve işte ben bütün günler, dünyanın sonuna kadar sizinle beraberim.” (Matta, 28:18-20, Kitab-ı Mukaddes Eski ve Yeni Ahit/Tevrat ve İncil/Kitab-ı Mukaddes Şirketi, İstanbul, 1988) Bir de şu ayete bakarsa metodunu da bulabilir: “Yeryüzüne selamet getirmeye geldim sanmayın; ben selamet değil, fakat kılıç getirmeye geldim; çünkü ben adamla babasının ve kızla anasının ve gelinle kaynanasının arasına ayrılık koymaya geldim; ve adamın düşmanları kendi ev halkı olacaktır... Canını bulan onu zayi edecektir; benim uğruma canını zayi eden onu bulacaktır.” (Matta, 10:34-36, 39)

İmdi, asırlardır süren Haçlı terörü, Haçlıların sadece Konstantinapolis’te yüz binlerce Ortodoks Hıristiyan’ı, Kudüs’te yüz binlerce Müslüman’ı ve Hıristiyan’ı kılıçtan geçirmelerinin esbab-ı mucibesi anlaşılmaktadır. Bunlara engizisyon terörünü, filozof Jordano Bruno’nun, vaiz Savanoral gibi birçok Hıristiyan’ın Roma meydanında diri diri yakılma merasimlerini; Endülüs’te öldürülen milyonlarca Müslüman’ı ve Yahudi’yi, Güney Amerika’da yok edilen yerli halklarla tarihten silinen medeniyetlerin ortadan kaldırılmasında uygulanan terörü, “Otuz Yıl”, “Yüz Yıl” din savaşlarındaki cinayetleri de ilave edebilirsiniz. O zaman kimlerin terörü teşvik ettiği, kimlerin onu temellendirerek munis gösterdiği ve dünyayı kana bulamaya devam ettiği daha iyi anlaşılmaz mı?                                                                                          PROF. DR. SÜLEYMAN HAYRİ BOLAY ( Zaman :18-19.09.2006 )


                                                              İSLAM VE HOŞGÖRÜ

                  " Şeriat sistemi tabiatı gereği diğer düşüncelere, inançlara, ve adetlere müsamahasızdır."
                                                                 
                   YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu (The Guardian'a verdiği röportaj'dan-26.08.08)

   İslam hoşgörü dinidir; insanı en kıymetli varlık olarak kabul eder; masum insanlara karşı yapılan tecavüz ve hücumları büyük günahlar arasında sayar: ’Kim bir başka canı öldürmek veya yeryüzünde anarşi çıkarmak gibi bir suçu bulunmadan haksız yere bir cana kıyarsa, bütün insanlığı öldürmüş gibi olur. Kim bir canının kurtuluşuna vesile olursa, bütün insanlığı ihya etmiş gibi olur.'
   Gerçek şu ki, Müslüman ölüme değil, sadece hayata hizmet eder.İslam'ın koyduğu iki temel hukuk prensibini asla unutmamalıyız: Birincisi: Kur’an’ın ’Bir suçlu bir başka suçlunun yükünü yüklenemez’
(6: 164).Yani bir cani yüzünden bir başka insan asla cezalandırılamaz. Hukukta cezalar ve suçlar şahsîdir. İkincisi ise, berâat-i zimmet esastır. Yani suçluluğu ispat edilinceye kadar kimse suçlanamaz. Delil olmadan kimseyi cezalandırmak adalet değildir. Aksi ispat edilmedikçe insanlar masum kabul edilmelidir. Gelelim konumuza;

 
      Savaş Hukuku ve Barış Hukuku Hükümlerinin Kasten Birbirine Karıştırılması Asla Kabul Edilemez !

   Bundan birkaç sene önce Twente Üniversitesinde bir konferansa katıldım. 600 kişiyi bulan dinleyiciler arasından birisi, Kur’an’ın şiddet içerdiğini ve insanları şiddete teşvik ettiğini iddia etti ve bana Kur’an’dan bir ayet okudu. Meali şöyleydi: ‘küfrün önderlerine karşı savaşın. Çünkü onlar yeminleri olmayan adamlardır. (Onlara karşı savaşırsanız) umulur ki küfre son verirler.’ Ben ise ayetin baş tarafını okumasını söyledim Okumak istemedi. Ben tamamladım. ‘Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozarlar, ve dininize saldırırlarsa,….’ (Kur’an, Tevbe, Ayet 12).Bildiğiniz gibi, her devletin Savaş Hukuku kuralları ayrıdır ve barış hukuku kuralları ayrıdır.İslam Hukukunun birinci kaynağı Kur’an-ı Kerimdir. Kur’an-ı Kerimde hem barış dönemine ve hem de savaş dönemine ait ayetler vardır.İşte Wilders ve benzerleri, Kur’an’ın savaş dönemine ait bazı ayetlerini alarak sanki genelmiş gibi göstermektedirler. Doğrudur; Kur’an’da 109 tane Savaş Hukuku ile alakalı hükümler vardır. Mesela Hz. Peygamberin Medine’yi müdafaa ederken inen bazı savaş hükümleri bunlara misaldir. ‘190. Size karşı savaş açanlara, siz de Allah yolunda savaş açın. Sakın aşırı gitmeyin, çünkü Allah aşırıları sevmez. 191. Onları (size karşı savaşanları) yakaladığınız yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne, adam öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Haram'da onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Eğer onlar size karşı savaş açarlarsa siz de onları öldürün. İşte kâfirlerin cezası böyledir.192. Eğer onlar (savaştan) vazgeçerlerse, (şunu iyi bilin ki) Allah gafûr ve rahîmdir.193. Fitne tamamen yok edilinceye ve din (kulluk) de yalnız Allah için oluncaya kadar onlarla savaşın. Şayet vazgeçerlerse zalimlerden başkasına düşmanlık ve saldırı yoktur.’ (Bakara Suresi)
   Şimdi siz bu ayetleri okur da barış zamanına uygularsanız, o zaman hata yapmış olursunuz. Maalesef mesela Washington Times’ın yazarlarından Cal Thomas tıpkı Wilders gibi davranmış ve bu ayetin sadece ‘Onları yakaladığınız yerde öldürün’ ayetini alarak İslamı ve Kur’anı suçlamıştır.Eğer siz ayetlerin niçin nazil olduğunu veya hangi münasebetle Peygambere indirildiğini bilmezseniz, manayı anlayamazsınız.

  Savaş Zamanında Şiddete Karşı Çıkan İslam Barış Zamanında şiddete müsaade eder mi?

  A) Yasak fiiller: Zulüm ve işkence ile öldürmek; muhârip sınıfına girmeyen kadınları, küçükleri , sahiplerine hizmet için gelmiş köleleri, sakat ve müzminleri, yaşlıları, hastaları, akıl hastalarını ve dünyadan el etek çekmiş din adamlarını öldürmek yasaktır. İnsan ve hayvanların uzuvlarının kesilmesi (müsle) de yasaktır. Verilen söze veya muâhedeye aykırı hareket yasaktır. Savaş zarureti bulunmadan ziraî mahsuller, orman ve ağaçlar yakılamaz. Zina ve gayr-i meşrû münasebetler yasaktır. Rehineler öldürülemez; ölülerin başı ve uzuvları kesilemez ve katliam yapılamaz. Başta baba olmak üzere yakın akraba, savaşla ilgisi olmayan esnaf ve tüccarlar öldürülmez.
  B) Normal zamanlarda yasak olduğu halde savaş sebebiyle serbest hale gelen fiiller iki gruba ayrılır: Birinci grup; düşman şahıslara karşı yapılması caiz olan fiillerdir. Savaşa katılan düşman askerlerini öldürmek, yaralamak, takip etmek ve esir almak caizdir. Öldürülmemesi gerekenleri daha önce belirtmiştik. Hz. Peygamber’in “Harp hiledir” hadisi gereği, düşmanı şaşırtmak, moralini bozmak ve yanlış taktik ve stratejilere sevk etmek amacıyla savaşta hile yapılabilir. Bunun hazırlayıcısı demek olan soğuk harp yani propaganda da caiz görülmüştür. Düşmana her çeşit silahla hücum edilebilir. Ancak zehirli silahların kullanılması, hukukçular tarafından reddedilmiştir. Gece baskını ve pusu da harbin sevk ve idaresinde caiz görülen harb vasıtaları arasındadır. Düşmana haber sızdıran casuslar ölüm cezasına çarptırılırlar.İkinci grup ise; düşman mallarına karşı harp esnasında yapılabilecek fiillerdir. İslâm hukuku, temelde sulh veya harp halinde her çeşit mal telefini yasaklar. Ancak harp zarureti gereği bu kaidenin istisnaları ortaya çıkmış ve düşmana ait binaların yıkılması, ağaçların kesilmesi ve ziraî mahsullerin telef edilmesi caiz görülmüştür.

   Harp halinde bile bu sınırlamaları getiren bir dinin şiddete, insan öldürmeye, katliama ve soykırıma müsaade etmesi mümkün değildir.Bize düşen güzellikle uyarmaktır. “Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır; onlarla en güzel şekilde tartış. Çünkü Rabbin, kendi yolundan sapanları daha iyi bilir. O, doğru yolda olanları da çok iyi bilir.” (Nahl 16/125).Lokman, oğluna öğüt verirken şöyle demişti: "Yavrucuğum, namazı kıl, güzeli iste, fenalığı önle, başına gelene katlan, bunlar gerçekten kararlılık gösterilecek işlerdendir.İnsanları küçümseyip dudak bükme, yeryüzünde kasılarak yürüme; Allah, kendini beğenip övünen hiç kimseyi sevmez."   "Yürüyüşünde sade ol; sesini alçalt. Seslerin en çirkini şüphesiz eşeklerin sesidir."(Lokman 31/13-19). "Dinde zorlama yoktur; artık doğru ile eğri birbirinden iyice ayrılmıştır. Bundan böyle kim zorbaları tanımaz da Allah'a inanırsa kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa yapışmış olur. Allah işitendir, bilendir." (Bakara 2/256) ."Rabbin dileseydi, yeryüzünde bulunanların hepsi inanırdı. Öyle iken insanları inanmaya sen mi zorlayacaksın? " (Yunus 10/99) ."Kim yola gelirse sadece kendi için gelmiş olur. Kim de yolunu kaybederse sadece kendi aleyhine kaybeder. Hiç bir günahkar başkasının günahını çekmez. Biz de bir elçi gönderinceye kadar azab etmeyiz." (İsrâ 17/15) ."Allah'tan başka yalvardıklarına sövmeyin. Sonra onlar da taşkınlık edip bilmeyerek Allah'a söverler." (En'am 6/108) . "Onları doğru yola çağırsan duymazlar. Sana baktıklarını görürsün ama seçemezler. Sen bağışlamadan yana ol, uygun olanı emret, kendini bilmeyenlere de aldırma. Şeytan seni dürtecek olursa Allah'a sığın. Çünkü o işitir ve bilir. (A'raf 7/198-200)."Ey İnananlar! Allah rızası için, eğilmeyen, dürüstçe şahitlik yapan kimseler olun. Bir topluluğa olan öfkeniz sakın sizi adaletsizliğe sürüklemesin. Adil olun; takvaya en yakın olanı budur.Allah'a karşı korunun, çünkü Allah işlediklerinizden haberdardır."(Maide 5/8)

    İman bir kalp işidir. “Dinde zorlama yoktur; artık doğru ile eğri birbirinden iyice ayrılmıştır. Bundan böyle kim zorbaları tanımaz da Allah'a inanırsa kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa yapışmış olur. Allah işitendir, bilendir.” (Bakara 2/256)

    Herkesin dini kendinedir. “De ki: "Ey kafirler!Tapmam sizin taptıklarınıza. Siz de tapmazsınız benim taptığıma.Ben de işte tapmam sizin taptığınıza.Siz de tapmazsınız benim taptığıma.Sizin dininiz size, benim dinim de bana.”
(Kafirûn 109/1-6) .“De ki: "Doğru olan Rabbinizden gelendir." Dileyen inansın, dileyen tanımasın.” ( Kehf 18/29) . “Kim yola gelirse sadece kendi için gelmiş olur. Kim de yolunu kaybederse sadece kendi aleyhine kaybeder.Hiç bir günahkar başkasının günahını çekmez. Biz de bir elçi gönderinceye kadar azab etmeyiz.” (İsrâ 17/15)

    “ Allah, din hakkında sizinle savaşmayan, sizi yurdunuzdan çıkarmayan kimselere iyilik yapmanızı ve onlara adil davranmanızı yasaklamaz; doğrusu Allah adil olanları sever.Allah sadece, sizinle din hakkında savaşanlara, sizi yurtlarınızdan çıkaranlara ve çıkarılmanıza yardım edenlere yakınlık göstermenizi yasaklar.Kim onlara yakınlık gösterirse, işte onlar zalimlerdir.
“(Mümtahine, 60/7-9)

    
Bu konu ile ilgili alakalı detay için " İslam'da Savaş Hukuku " isimli dosyamıza bakılabilir.