|
İSLAM
kelimesi S,l,M köklerinden türemiştir. İki anlamı vardır :
1- Barış, huzur, selamet, esenlik ...
2- Teslim olmak
Bu iki anlamı tek cümlede şöyle
özetleyebiliriz.
İslam ;" barış ve huzur içinde
yaşamak için Allah’ın kanunlarına ( K.Kerim’e) teslim olmak demektir."
İslamiyet’in hakim olduğu her yerde
barış ve huzur, İslamiyet’in olmadığı veya eksik, yanlış, hatalı uygulandığı
her yerde de kan ve gözyaşı olmuştur. Buna tarihten örnekler verelim :
Yer Mekke : Mekke’ye Ehli küfür, şirk, gayri
İslami bir dünya görüşü hakimken, yönetim İslam olmayanların elinde iken ( Ebu
Leheb , Ebu Cehil ... ) Mekke’de kadın satma, içki içme, putlara tapma, halkın
inançlarını sömürme, kan davası, asabiyet (ırkçılık) ... hakim idi.
Bunlara karşı olan İslam bir din (yaşam
tarzı-şekli) olarak ortaya çıkınca çarklarının bozulacağını anlayan,
sömürülerinin son bulmasından endişe duyan gayri İslami görüşlü yöneticiler,
Müslümanlara; işkenceye, baskıya başlarlar.
Önce Müslümanlar dövülür, hakarete
maruz kalır, hapsedilir... Zamanla can - mal güvenlikleri kalmaz. Aç - susuz, yıllarca
toplu yaşamaya mecbur edilirler. İçlerinden şehit düşenler olur. Öyle ki artık
Müslümanlar ev, toprak, hatıra, anılarını... geride bırakıp Mekke’yi terk etmeye
zorlanırlar. Aile ve akrabalarından, her türlü mallarından, çocukluk, gençlik
anılarından uzaklaşıp, parasız, maddi hiçbir destekleri olmaksızın, sadece
inançları için, bir bilinmeyene doğru yolculuğa çıkarlar.
Medine : Yeni bir mekan, yeni bir çevre,
yeni şartlar... ve her şeye yeniden başlama. Ama zorluklar bu kadarla da sınırlı
değildir : Mekke’li müşrik-kafirler Müslümanların geride bıraktıkları malları
satmak için bir ticaret kafilesi kurarlar. Müslümanlar buna engel olmak için Bedir
savaşını; sayıca, silahça az olmasına rağmen göze alırlar ve sonuçta savaşı
kazanırlar. Uhud savaşı : Bedir’in intikamını almak için savaşı başlatan taraf
yine müşrikler olur... Hiç bir şekilde başarıya ulaşamayan müşrikler Medine’nin
çevresini sarıp (Hendek Savaşı) Müslümanlığı yok etmeye çalışırlar...
Mekke’deki müşrik bataklığı
kurumadıkça müşriklerin saldırılarını önlemek imkansız hale gelmiştir. Hz.
Resul Mekke’ye sefere çıkar ve Mekke’yi kan akıtmadan fetheder. Tüm müşrikler
Hz. Resul’ün mübarek ağzından çıkacak sözlere göre muamele göreceklerdir. Daha
10 yıl olmamıştır. Korkutma , sindirme, iftira, öldürme, açlık ile
yıldırılamayan bir hareketin lideri, karşısındaki yenik müşrik topluluğuna bir
konuşma yapar ve en son olarak onlara şunu sorar : Siz benden ne gibi bir davranış
bekliyorsunuz. Mekke’li müşrikler; biz seni adil biri olarak tanıdık ve senden ancak
adalet bekliyoruz derler. Hz. Resul, zalim olan bu topluluğa:
"Ve entumüttuleka", hepimiz hürsünüz,
serbestsiniz buyurur ve rahmet, peygamber olduğunu bir kere daha ispat eder.
Gayri İslami yönetimde Mekke’de kan,
zulüm ... vardır. İslami yönetimde hoş-görü, özgürlük ve af.
Yer Kudüs : Haçlı (Hıristiyan
taraftarlarının) seferleri başlamıştır... Avrupa’dan yola çıkan hapishaneden
çıkartılmış, serseri, katil insan sürüleri Kudüs’ü işgal ederler, ele
geçirirler. Haçlılarla gelen batılı bir tarihçinin cümleleri ile “Kudüs’ün
her yeri kan gölüne” döner. Kudüs’teki tüm Hıristiyan ve Yahudiler
öldürülür. Binlercesi insafsızca ve bir ibadet aşkı ile acımasızca...
Peki Müslümanlar Kudüs’ü fethetmiş
iken idareyi ele geçirmişken durum nasıldı: ... İslam orduları Kudüs’ü
fethetmişlerdir. İslam ordusu komutanı, Halife ( Hz. Resul’den sonraki İslam
devletinin yöneticisi ) Hz. Ömer’e haber gönderir Kudüs fethedildi buyrun gelin.
İsmi adaletle özdeşleşmiş olan bu insan, bir devlet başkanı, yeni bir şehri
fetheden orduların lideri, bir deve ve bir hizmetçi ile yola çıkar. Deveye sıra ile
binilmekte yürüyen kişi deveyi ve yularını tutmaktadır. Nöbetleşe binilerek
Kudüs’e yaklaşılır. Deveye binme sırası hizmetçiye gelmiştir. Hizmetçi, ben
sıramdan vazgeçtim buyurur siz binin der. Fakat Hz. Ömer bunu kabul etmez ve
hizmetçisini deveye bindirir. Yeni fethedilen şehrin ahalisi ve İslam ordusu
yaklaşmakta olan kafileyi seyretmektedir: Hizmetçi deveye binmiş, Devlet Başkanı Hz.
Ömer devenin yularını tutmuş şehre doğru yaklaşıyor. Çevresinde ne muhafız
alayı ve ne süslü elbiseleriyle yardımcıları ... Karşılarında sadece adil bir
lider vardır,Hz. Ömer .
Halife Ömer şehre girer. Kudüs’ün
Hıristiyanları Hz. Ömer’e kompliman yarışına girerler. Buyurun kilisemiz de namaz
kılın derler . Hz. Ömer ibretlik ve ince düşüncenin mahsulu bir cevap verir: “
Eğer ben sizin kilisenizde namaz kılarsam, benden sonra gelen Müslümanlar da bu kilise
de namaz kılmak isterler, kilisenizi elinizden kaybedebilirsiniz .” Sonra tüm
gayrimüslimleri serbest, ibadetlerinde hür bırakır.
Haçlıların işgalindeki Kudüs ve İslam
ordularının fethettiği (barış ve huzura açtığı) Kudüs arasındaki fark
ortadadır. Çünkü dinleri, dünya - ahiret görüşleri, olaylara bakış açıları
farklıdır.
Yer İspanya(Endülüs) : Haçlı Avrupa
devletleri İspanya’da bulunan Endülüs Emevi İslam ülkesine saldırırlar. Üç
tarafı da deniz ile çevrili ülkenin dördüncü yönünden (Avrupa’dan)
Hıristiyanlar İslam ülkesine girerler, işgal ettikleri yerleri yakıp yıkarlar.
Akdeniz’den gemilerle Afrika’ya veya Osmanlıya kaçıp sığınan kurtulur, geri
kalan tüm Müslüman ve Yahudiler, Avrupa’lı barbar Hıristiyanlarca katledilir,
öldürülür.
Halbuki Emevi Müslümanları
İspanya’yı fethettiklerinde İspanya’yı Endülüs’e çevirirler. Ülke baştan
başa bir ilim- kültür merkezi haline getirir. Avrupa’dan öğrenciler Endülüs’e
ilim tahsiline gelirler. Avrupa ülke krallarının saray kütüp-hanelerinde var olan
kitap sayılarının katbekatı bir Müslüman alimin mütevazı evlerinde bulunmaktadır
Endülüs’te...
Haçlı işgalinde (her zaman olduğu ve
olacağı gibi ) kan ve ölüm ülkesi olan İspanya , İslam futuhatından sonra ilim,
kültür merkezi olan Endülüs. Yer aynı ama kıstas, prensip fikirler farklıdır.
Yer İstanbul : Haçlı seferleri esnasında
Avrupa’dan gelen ( Katolik) haçlılar Avrupa’dan , İstanbul kapılarına
dayanırlar. Kapılarınızı açın İstanbul’dan geçelim. Sizinde düşmanınız olan
Müslümanları ve İslam’ı yok edelim derler. İstanbul’daki Bizanslı ( Ortodoks)
Hıristiyanlar için bu teklif bulunmaz bir nimettir. Kapılar Hıristiyan ordularına
açılır ve Katolik haçlılar, Ortodoksların şehri İstanbul’a girince yağmalamaya,
çalmaya, katliama başlarlar. Kiliseleri yağmalarlar, Hıristiyanları öldürürler...
Son anda haçlıların İstanbul’u terk etmesi Bizanslılarca sağlanır. Böylece
Hıristiyanlarca, bir Hıristiyan şehrinin işgali pahalıya mal olsa da önlene-bilir.
Yıl 1453. Fatih Sultan Mehmet on binlerce
şehit vererek İstanbul’u fetheder. On binlercesi okla, kızgın yağla, taşla,
işkence ile şehit edilerek Müslümanlarca fethedilebilen İstanbul’a Fatih S. Mehmet
girerken, Hıristiyan kızlar ona çiçekler sunmaktadırlar. Fatih Sultan Mehmet kendi
dindaşlarının yaptıklarını İstanbul’lu Ortodokslara reva görmez herkesi tıpkı
atası ve önderi Hz. Resul gibi özgür ve hür ibadetlerinde serbest bırakır.Fetih sembolü olarak Ayasofya Camiye çevrilir..
Yer Bosna : 1990’lı yıllar. Yugoslavya devleti
yıkılmış, üçe ayrılan devletin Hıristiyan olan Sırp ve Hırvat tarafları hem
birbirleri ile ama her ikisi birden Müslüman olan Bosnalılarla savaşa başlarlar.
Yıllarca yan yana yaşadıkları Müslümanlara hoşgörü, acımak... yoktur. İnsan
(Hıristiyan) hakları beşiği Avrupa’nın ortasında 3.5 yıl bir halk topluca
işkenceye tabi tutulurlar. Homoseksüelliğin, lezbiyenleğin, hayvanlarla cinsel
ilişkinin yaygın olduğu Avrupa’nın ortasında namus kavramını kutsal sayan
Müslümanlara, planlı bir şekilde saldırılar yapılır. 3 yaşından 70 yaşına tek
çocuk, kız, kadın, nineye ... tecavüz edilir. Erkekler boğazlanarak, kırık cam
şişeleri ile beyinleri sert cisimlerle patlatılarak ... öldürülür, çocuklar canlı
canlı doğranır...
Müslümanlar, demokratlar, hümanistler
... bakar, konuşur, kınar... Ama pratik hiçbir şey yapılmaz.
Osmanlılar ise , Yugoslavya’da 400 yıl hakimiyet sürmüşlerdir. İslami
yönetimde geçen yüzyıllar boyunca Hırvat ve Sırplar dinlerinden dönmeye
zorlanmazlar. Özgürlük-hoşgörü sınırları
çercevesinde barış içinde dinlerini yaşarlar. Bosnalılar kendi istekleri ile
Müslüman olurlar. İstenirse planlı bir çalışma ile 20-30 senede tüm Balkan
devletleri zorla Müslüman yapılabilecekken- İslam dini buna karşı olduğu için-
tüm dinler bir arada, zorlama olmadan barış içinde yaşarlar. Yüzyıllarca İslam
hakimiyetinde barış içinde yaşamış Hıristiyan toplumlar Osmanlının yıkılması
ile 1900’lü yıllarda Yugoslavya’nın baskıcı rejimin çökmesi üzerine 1990’li
yıllarda tek taraflı olarak Müslümanlara karşı savaş ve zulme başlarlar.
Güneydoğu’da günümüzde varlığını
devam ettiren yezidiler vardır. Yaklaşık bin yıldır İslam yönetiminde bulunan bu
toplulukların, kendilerini yönetenlerin inançları ile 180 derece zıt bir inanca sahip
oldukları halde yaşam ve inançlarının devamına izin verilmiştir.Ya Osmanlı yerine
bir Hıristiyan ülke olsaydı Türkiye, Yezidiler varlıklarını ne kadar süre devam
ettirebilirler di acaba ?
Yer ve topluluk örnekleri
çoğaltılabilir: İspanya’dan kurtarılan Yahudiler kendilerini kurtaran Osmanlı
İmparatorluğu’nu yıkmada etkin rol oynarlar... Ermeniler Osmanlı idaresinde barış
ve huzur içerisinde yaşarken ellerine geçen ilk fırsatta Osmanlıyı arkadan
hançerlerler...
İslam barış dinidir, barışın dinidir.
Hakim olduğu yerde huzur barış vardır. Olmadığı yerde ise kan ve zulüm.
Günümüzde dünya geneline baktığımız
zaman kanı akan tüm toplumların Müslüman oldukları görülür : Irak, Azerbaycan,
Kıprıs, Keşmir, Filistin, Kosova, Bosna, Çeçenistan, Libya, Cezayir, Tunus... kan
akıtan tarafa bakınca ülke ismi farklı olsa da dinlerinin hep aynı olduğunu
görürüz: Gayrimüslimler.
Bu böyle devam edecektir ta ki biz
Müslümanlar Kur’an’a teslim olana, dolayısıyla barışa, huzura ulaşana kadar.
|
GAYRİ-MÜSLİMLER |
YER |
İSLAMİYET |
Mekke’li
Kafirler
|
Müslümanlara; zulüm işkence, öldürme, aç bırakma |
Mekke |
Özgür ve serbest bırakma
|
Hz. Resul
|
Haçlı
Seferleri
|
Müslüman ve Yahudileri Öldürme
|
Kudüs |
Kilisede
namaz kılmama serbest bırakma |
Hz.Ömer
|
Avrupa |
Müslüman ve Yahudileri Öldürme |
İspanya
(Endülüs)
|
İlim,kitap merkezi
|
Emeviler |
Haçlı
Seferleri
|
Kiliseleri yağmalama,
Hıristiyanları öldürme
|
İstanbul |
Güllerle karşılanma
serbest bırakma
|
Fatih S. Mehmet
|
Sırp ve Hırvatlar |
Öldürme, çalma , tecavüz
|
Bosna |
Hoşgörü, özgürlük
|
Osmanlılar |
Not : İslam,
Hıristiyanlık, Yahudilik, komünizmden... üstündür. Tarihteki örnekleri
yukarıdadır.
İslam iman esaslarında da üstündür
(Hıristiyan ve Yahudilerin Allah, peygamber .... inançları, İslam’dan çok
farklıdır). İslam prensip, kurallarında da
üstündür. ( Hıristiyanlıkta ,içki, faiz ... Yahudilikte ırkçılık,zina ...
vardır.)
İnne’d- dine indellahi’l -
İslam
Allah’ın kabul ettiği ( insanları
dünyada huzur ve barış içinde kılacak . Ahirette de cennete götürecek ) tek din,
tek yol, hak yol olan İslâm’dır.
Not :
İslâm’da
Savaş Üç Nedenle Yapılır
1- Nefsi Müdafaa : Düşman tarafı
çarpışmayı başlatırsa onlarla savaşmak. “ size harp açanlarla Allah yolunda,
sizde dövüşün. Ancak aşırı gitmeyin. Şüphesiz ki Allah aşırı gidenleri sevmez
.(Bakara 190 )”
2- Anlaşmayı bozan düşmanla çarpışmak :
Beni Kureyza-Nadir Yahudileri Müs-lümanlarla yaptıkları anlaşmayı bozarak arkadan
vurmaya çalışıp, entrikalar yapınca onlarla savaş yapılır. (Enfal :58)
3- Düşman grup saldırmamış fakat, saldırıya
hazırlık için toplanıp, gruplaşma yaptıkları zaman ( Tevbe : 36 , Bakara : 194 )
Özetle ;
a- Nefsi Müdafaa
b- İslam davasını sağlamlaştırmak ve onun
yolunda duran ve İslâm’ı kabul etmek isteyenlere engel olanı uzaklaştırmak için
İslam savaşa cevaz vermiştir.
Bunlar dışındaki savaş halleri;
siyasi, menfaat savaşlardır. Yüce dinimizle bir alakası yoktur.
Din adına yapılan iktidar
mücadeleri dini savaşlar değildir ve dini bağlamazlar.yapanlar ise dünyada ve ahirette suçlu konumdadırlar.
BARIŞ ZAMANI SAVAŞ KURALLARI UYGULAMAYACAĞI
GİBİ , SAVAŞ AYETLERİNİDE
BARIŞ ZAMANINDA GÜNDEME GETİRMEK VE BU TÜR YAKLAŞIMLAR ÖNYARGI İFADELERİ OLMAKTAN İLERİ GİTMEZLER .TERSİ
İÇİNDE AYNI DURUM SÖZ KONUSUDUR ; SAVAŞ ŞARTLARINDA BARIŞ CÜMLELERİ VE BARIŞ MESAJLARI YERSİZ VE SEVİYESİZ BİR DURUMU ORTAYA ÇIKARIR.
ÖZETLE
; SAVAŞ ZAMANINDA UYGULANACAK AYETLERİ BARIŞ ANINDA DEĞERLENDİRİRKEN SAMİMİ VE ÖNYARGISIZ OLUNMALIDIR. NORMALDE İSLAM = BARIŞ DİNİDİR . TABİİKİ SAVAŞ TA İNSANLAR İÇİNDİR VE SAVAŞ ESNASINDA UYGULANACAK
AYETLERDE VARDIR.
SAVAŞLARIN ÇOĞU DİN SAVAŞI MIDIR ?
SAVAŞLARI DİNİ- DİNSİZ DİYE AYIRMAK NE KADAR
DOĞRUDUR?UNUTMAYALIM Kİ 20.YY.’DA DİNSİZLİK ADINA SOSYALİZM ADINA , FAŞİZM ADINA
YAPILAN SAVAŞ VE KATLİAMLARDA ÖLENLERİN SAYISI BİNLERCE YILLIK İNSANLIK TARİHİNDE
ÖLEN İNSAN SAYISINDAN DAHA FAZLADIR!AYRICA STALİN İLE TROÇKİ , LENİNİZM İLE
MAOİZM , MİHRİ BELLİ İLE HİKMET KIVILCIMLI,BEYAZ PLORETAR İLE KIRMIZI PLORETAR
...MÜCADELELERİNİ HANGİ KEFEYE VE HANGİ ADLA KOYACAĞIZ?!BAZI İNSANLARIN DİN ADINA
VEYA DİNSİZLİK ADINA RANT İÇİN , İKTİDAR HIRSI İÇİN YAPTIKLARI SAVAŞLARI DİN
ADINA YAPIYORMUŞ GİBİ GÖSTERMELERİ DİNİN DEĞİL O İNSANLARIN SORUNUDUR.AYRICA
DİN ADINA YAPILDIĞI İDDİA EDİLEN “BATIL DİNLERİN “ SAVAŞLARIDA İSLAMİYETİ
İLGİLENDİRMEZ! YİNE AYRICA İLGİNÇTİR SOSYALİZMİNDE , ONUN ZIDDI OLDUĞU İDDİA
EDİLEN FAŞİZMİNDE TEMEL DAYANAK NOKTASI DARWİNİZMDİR!
İSLAM’A GÖRE SAVAŞ “ YA NEFSİ MÜDAFAA İÇİN , YA ANLAŞMA ŞARTLARININ TEK
TARAFLI BOZULMASININ ANLAŞMA HÜKÜMLERİNE GÖRE CEZASI OLARAK YA DA MÜSLÜMANA YAPILAN
DİNİ BASKILARA ENGEL OLMAK İÇİN YAPILIR ( İSLAM'DA BAŞKA DİNDE OLANLARA ZORLAMA
YASAKTIR ! ” LA İKRAHE Fİ’-DİN “)
İSLAM’A GÖRE SAVAŞLAR DİN – RANT – IRK..SAVAŞLARI DEĞİL ,” HAK – BATIL
“ SAVAŞLARI OLARAK İKİYE AYRILIR. BİR TARAF HAKLIDIR DİĞER TARAF İSE
HAKSIZ!BATILI MÜSLÜMAN BİLE DİLE GETİRMİŞ OLSA FARKETMEZ O HAKSIZDIR.
PEYGAMBERİMİZDEN HAKKI OLDUĞUNU İDDİA ETTİĞİ ŞEYİ YÜKSEK SESLE İSTEYEN BİR
ADAMA SAHABİ MÜDAHALE ETMEK İSTEYİNCE , HZ. RESUL O İNSANLARA ENGEL OLUR VE “ DURUN
! O HAKKINI ARIYOR” BUYURURLAR.
HAK
;DOĞRU ,İYİ, GÜZEL , YARARLI , FAYDAL I OLANDIR.O DA BOZULMAMIŞ
YAHUDİLİK-HIRİSTİYANLIK İLE İSLAM DİNİDİR.BATIL İSE DİĞER TÜM İDEOLOJİ ,
SİSTEM ,UYDURMA DİNLERDİR.AMA İSLAM ASLA İNSANLARI MÜSLÜMAN OLMAYA ZORLAMAZ (
DİNDE ZORLAMA YOKTUR ! ) BAŞKA DİNDE OLANLAR İSLAM TOPRAKLARINDA YAŞARSA CAN , MAL ,
NAMUS , AKIL VE DİNLERİ MÜSLÜMANLARCA KORUMA ALTINDADIR , İSLAM TOPRAKLARI DIŞINDA
İSELER ONLARLA ANLAŞMA YAPILIR VE ANLAŞMAYI BOZAN TARAFTA ASLA MÜSLÜMANLAR OLAMAZ!
İSLAM BARIŞ DİNİDİR . O'NUN OLDUĞU YERDE CAN-MAL-NAMUS-AKIL VE DİN KORUMA
ALTINDADIR AMA BARIŞI KORUMAK İÇİN GEREKTİĞİNDE YUKARIDA SAYILAN NEDENLERLE DE
SAVAŞ CAİZDİR .
İSLAM TERÖRLE
BAĞDAŞMAZ
Batılılar, umumiyet itibarıyla, İslam’ı saldırgan,
savaşçı bir din, Müslümanları da inançlarını silah zoruyla yaymaya
çalışan zorbalar olarak tanıtmaktalar.
Böyle bir Müslüman tasavvuru, çok eskiden beri vardır.
Bu anlayışın yerleşmesinde de Hıristiyan din adamları başrolü
oynamışlardır ve oynamaktadırlar...Bir defa İslam, adıyla sanıyla barış ve sükun dinidir.
Kelime olarak “İslâm”, sulh, selamet, kurtuluş demektir. İnsanların neye
inanırsa inansın inancı çerçevesinde huzura kavuşmalarını hedefler.
İnanmayanları kendi inancına zorlamaz. Çünkü bilir ki zorlamayla
kazanılan inanç, içe işlemez ve ilk fırsatta geldiği yere gider. Halbuki
İslam, “Önce düşün, sonra inan.” der. Nitekim Peygamberimiz Mekke’nin
fethinden sonra kendisinden tekrar Müslüman olmak için bir ay düşünme
mühleti isteyen bir mürtede dört ay düşünme süresi vermiştir. Buna
karşılık Hıristiyanlıkta, “Önce inan sonra düşün.” ilkesi geçerli olduğu
için birtakım kilise babaları, “Saçma da olsa inanırım.”
diyebilmişlerdir.
İslam, barış ve selamet dinidir
İslam’ın insana verdiği yüksek değeri, hiçbir din ve
felsefe verememiştir. Kur’an, bir insanın veya bir grup insanın haksız
yere ve kasten öldürülmesini, bütün insanların öldürülmesiyle özdeş
görmüştür: “Kim bir cana veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya karşılık
olmaksızın (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibi
olur. Her kim de bir canı kurtarırsa bütün insanları kurtarmış gibi
olur” (Maide: 5/32) Demek ki bir insanın hayatının değeri, altı milyar
insanın değerine eştir. Bundan dolayı bir insanın hayatının kurtarılması
da bütün insanların toptan ölümden kurtarılmasına eşdeğer sayılmıştır.
Bu sebeple Kur’an ve Hz. Peygamber, çocukların, kadınların, hastaların
ve ihtiyarların öldürülmelerini menetmiştir. Buna binaen birçok komutan
savaş esnasında karşı tarafın çocuklarını kurtarmış ve hatta onların
okumalarını dahi sağlayanlar olmuştur. Kur’an bir mü’mini haksız yere
öldürenin cezasının ebediyen cehennemde kalmak olduğunu bildirmiştir.
(Nisa: 4/93) Kur’an keyif için ve sebepsiz yere savaş çıkarılmasına da
karşı çıkmıştır. (Hac: 22/39) Ancak Müslümanlara saldırıldığı zaman
savaşmaya izin verilmiştir. Haksız yere saldırmak ve savaş açmak,
Müslümanlara da yasaklanmıştır. (Bakara: 2/190)
İslam barış ve selamet dini olduğu için sulh, daima
öncelik kazanmıştır. Hz. Peygamber, savaşmadan önce daima sulh teklif
etmiş, arkadaşlarının muhalefetine rağmen karşı tarafın kabulü halinde
derhal sulh anlaşması imzalamıştır. Bu hal İslamî bir gelenek teşkil
ettiği için Sultan Alparslan, Malazgirt Ovası’nda Romen Diyojen’e sulh
teklif etmiş, fakat karşı taraftan kabul görmemiştir. Bu geleneği
Osmanlı sultanları da devam ettirmiştir. İslam, her türlü işkenceyi
yasakladığı gibi, kuduz bir köpeğe bile kötü davranılmasını
istememiştir.
Bu sulh anlayışı bağlamında Mekke’nin fethinde
müşrikler katliam beklerken Hz. Peygamber, kimsenin burnunun kanamasını
istememiş ve onları serbest bıraktığı gibi emniyetlerini de sağlamıştır.
Resmî sözleşme yapılmasına rağmen bu sözleşmeyi çiğneyip düşmana yardım
eden Yahudilere sadece şehirden çıkarma cezası vermiştir. Belgrad’ın
fethinde halka zarar verilmesini isteyen padişahın karşısına şeyhülislam
dikilmiş ve halka verilecek zararın hesabını Allah’a veremeyeceğini,
halkın kendisine Allah’ın emaneti olarak verildiğini söyleyerek
padişahın yanlış bir iş yapmasını önlemiştir.Müslümanlar birtakım devletler ve
din adına katliam yapan haçlılar gibi davransalardı, Müslümanların idare
ettiği yerlerde başka din mensuplarından eser kalmazdı. Müslümanlar
başka din mensuplarını daima himaye etmişler ve onların inançlarını
yaşamaları için her türlü yardımı yapmışlardır. Hâlâ günümüzde
Balkanlarda tek Müslüman kalmaması için Miloseviç gibiler toplu
katliamlar yaparken Müslümanlar, kendilerini bile korumak imkanından
mahrum bırakılıyor.
Dinî toleransın örnekleri: Osmanlı ve Endülüs
Bu vesile ile şunu aktarmakta fayda var: 1978’de
Zagrep’te “Dünya Şiir Günleri” tertip edildi. Bu toplantının son
günündeki müşterek yemekte bir Sırp tiyatro artisti,Yavuz Bülend
Bakiler’e bakarak misafirlere şu mealde konuştu: Ben hesap ettim, siz
Türkler bizi 550 sene idare ettiniz. Yine hesap ettim ki bu süre
zarfında Osmanlı idaresi, her gün bir Hıristiyan aileyi ortadan
kaldırsaydı, 20. asra Balkanlardan bir Hıristiyan bile gelemezdi.
Üstelik bunu yapsaydı kimsenin ruhu bile duymazdı. Fakat Osmanlıların
yapmadığını Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Birinci Dünya Harbi’nde
üç buçuk sene içerisinde yaptı.(Yavuz Bülend’in “Üsküp’ten Kosova’ya”
adlı eserine bakılabilir.) Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nin
1993’te 1-5 Şubat tarihleri arasındaki toplantısında “Demokratik
Toplumda Dinî Toleransa Dair” aldığı 16 maddelik tavsiye kararları var.
Bunun 6. maddesinde teokratik idarelerde bile dinî toleransın
olabileceğini tarihin bize gösterdiği söylenmekte, örnek olarak Osmanlı
idaresi ile Endülüs İslam Devleti’nin tutumları gösterilmektedir. Çünkü
Hıristiyan dünyasında bunun örneği yoktur.
Papa cenapları, “Muhammed ne getirdi?” diye buyurmuş.
İnsan sevgisi, varlık sevgisi, adalet, merhamet, yardımlaşma, paylaşma,
ortak yaşayabilme, birbirine tahammül ve hoşgörü getirdi. Bunları
hayatında uyguladı ve uygulanmasını sağladı. Batı dünyası toleransı
filozof J. Locke’un “Tolerans” adlı risalesiyle daha üç yüz sene evvel
tanıdı. Ne gariptir ki bu büyük filozof, tolerans risalesinde
ateistlerin ve Katoliklerin şahitliğinin kabul edilemeyeceğini söylüyor.
Başka söze hacet var mı? Aydınlanmanın babası sayılan bir filozof Katoliğin şahitliğine tahammül edemiyor? Papa cenapları buna ne
buyurur?.. Papa cenapları İslam’da Allah ile akıl arasında bir bağ
olmadığını söylemiş. İslam akıl dinidir. Aklı olmayanın dini olmayacağı
esası vardır. Kur’an aklını iyi kullanamayanların karşılaşacakları kötü
akıbetleri bildiren ayetlerle dolu. İslam, ergenlik çağına ermeyen
çocukları günahsız kabul eder. Ergen olmadan ölen bütün çocuklar
cennetliktir. Neden? Çünkü akılları yeterince gelişmemiştir. İslam, Hz.
Adem’in işlediği ve affedilmiş olan hatanın bütün insanlara geçtiği
inancını kabul etmez. Babanın günahı çocuğuna geçmez. Bundan dolayı
İslam’da yeni doğmuş, dünyadan haberi olmayan bir çocuğun günahkar
sayılıp da onun günahtan arındırılması yoluna gidilmez; çünkü bunların
akılla bir ilgisi yoktur.
Terör ve türleri hakkında kısa bir tasnif
Terör, şiddetten ve anarşiden farklıdır. Şiddet
terörün alt basamağı ve hazırlayıcısı olabilir. Şiddet, insan vücuduna,
kişinin zihnî ve duygusal yapısına zarar veren ve fertte derin tahribat
meydana getiren muhtelif eylemlerdir. Anarşi, doğrudan doğruya devleti
hedef alan ve ferdin üstünde hiçbir otorite tanımayan, belli ilkelere
dayanarak bireyi mutlak hürriyete kavuşturmak için siyasî bir düzen
kurma eylemlerini içerir. Terör ise çeşitli amaçlar doğrultusunda
örgütlü bir tarzda, sistemli olarak grup veya gruplar halinde uygulanan
öldürme niyetli şiddet eylemleridir. Demek ki insana, topluma, devlete
ve bütün insanlığa yönelik eylemler, terörün kapsamı içindedir. Bu üç
hareket de akrabalık bağlarıyla sımsıkı birbirine bağlı hareketlerdir.
Terör siyasî amaçlı olursa bunun altından devlet terörü çıkmaktadır.
İsrail’in, zaman zaman Rusya’nın, ABD ve diğer Batılı ülkelerin Asya’da,
Afrika’da ve Güney Amerika ülkelerinde uyguladıkları eylemler bu
türdendir. Terör eylemlerini gerçekleştirenlere göre çeşitlere ayırmak
gerekirse karşımıza şöyle bir tablo çıkacaktır: 1. Kişilerin veya bazı
grupların gerçekleştirdiği eylemler. Carlos’un 1975’te OPEC toplantısını
basıp şahısları rehin alması, Kızıl Tugaylar’ın 1978’de eski İtalyan
başbakanı Aldo Moro’yu öldürmeleri gibi. 2. Başka gruplara ve kişilere
karşı uygulanan terör eylemleri. ASALA’nın 1983’te Orly baskını gibi. 3.
Devletlerin gerçekleştirdiği terör eylemleri: ABD’nin Libya’ya,
İsrail’in Irak’a, Filistin’e ve Lübnan’a karşı uyguladığı terör
hareketleri gibi. Bu, bazen kişilere ve gruplara yönelik olabilir:
İsrail’in 1988’de Tunus’ta Ebu Nidal’i öldürmesi ve 1982’de Sabra ve
Şatilla kamplarını basarak Filistinli mültecileri katliama tabi tutması
gibi. Teröre muhatap veya hedef olmuş kurbanlar açısından da sınıflama
yapmak mümkündür. Bunun çeşitlerini ve örneklerini saymaya lüzum
görmüyoruz.
Terör eylemleri yapmayı meslek edinenlerin gerekçeleri
de bir hayli farklı. Bunların bazıları çaresizlikten, bazıları
cezalandırmak, bir kısmı karışıklık çıkartıp bunalım yaratmak, bazıları
kendi propagandalarını yaparak seslerini duyurmak ve sorunlarına dikkati
çekmek için bu eylemlere girişmekteler. Devlet terörü bahis konusu
olunca devlet çıkarlarının kollanması ve devletin bekasının temin
edilmesi esastır.
Hangi esbab-ı mucibe ile yapılırsa yapılsın ABD gibi
dünya siyasetine istikamet veren büyük devletler, terörü cephesiz ve
sınırsız bir savaş biçimi olarak kabul etmekteler. Terör eylemleri kime
yönelikse ona göre değerlendirilmektedir. İster iktisadî, ister siyasî,
ister dinî, ister ideolojik sebeplerle veya bunların hepsiyle birden
olsun, Batılı devletler ve kuruluşlar (AB gibi), terör eylemleri
kendilerine veya uzak da olsa, menfaatlerine yönelik olursa, onları
hemen terör olarak nitelemekteler, hatta dünyayı ayağa kaldırmaktalar.
Ama az gelişmiş ülkelerdeki terör hareketlerini, kendilerine zarar
vermezse terör hadisesi olarak görmedikleri gibi, onları desteklemekte
bir beis görmemekteler. Batılıların, Yunanlıların, Suriye’nin ve
benzerlerinin PKK’yı desteklemeleri gibi.
İslam bütün insanlığın kurtuluşu için geldi...
Kendisi de bir Yahudi olan Noam Chomsky, “Devlet
terörü” başlıklı uzun yazısında devletleşmeden önce Siyonist hareketin
Filistinlilere karşı ideolojik bir silah şeklinde kullandığı “terörizm
endüstrisi”nin anayurdu olarak İsrail’i göstermektedir. 1943’te,
sonradan başbakan olan İzak Şamir, kurdukları terör örgütünün
başındadır. Sivil Araplara, İngilizlere ve hatta bir kısım Yahudilere
kapsamlı bir terör hareketi yürütmüş, Birleşmiş Milletler arabulucusunu
bile öldürmekten çekinmemişlerdir. Bu örgütün Lehi adlı yayın organında
terör başlıklı bir yazı yazan Şamir, bakınız neler buyuruyor: “Ne Yahudi
ahlakı ne de Yahudi geleneği, terörü bir savaş aracı olmaktan alıkoymak
için kullanılabilir.”, “Ulusal savaşım söz konusu olduğunda hiçbir
ahlakî duraksama tanımıyoruz.” İsrail’in ilk devlet başkanı olan Chaim
Weismann da Yahudi terörünün eylemlerini ve bunları gerçekleştirenleri
kamu önünde suçlamayı ahlakî bakımdan doğru bulmadığını söylemiştir. (a.g.e.,
s. 242-243) Bizzat Yahudilere karşı da uygulanabilen bu eylemlerin
Filistinlilere, Lübnanlılara veya daha başkalarına uygulamaları, Batılı
devletlerin de kınamayıp destek verdikleri eylemlerdendir. Zaten terör
en çok hoşgörü ve gizli veya açık desteklerle palazlanıp serpilmekte
değil midir? Biraz da Hıristiyanlığa ve Hıristiyanlara temas edelim: Bir
Hıristiyan İncil’deki şu ayetleri okursa ne olur?: “İsa yanlarına geldi
ve onlara söyleyip dedi: Gökte ve yeryüzünde bütün hakimiyet bana
verildi. İmdi, siz gidip bütün milletleri şakirt edin, onları Baba ve
Oğul ve Ruh’ul-Kudüs ismiyle vaftiz eyleyin; size emrettiğim her şeyi
tutmalarını onlara öğretin; ve işte ben bütün günler, dünyanın sonuna
kadar sizinle beraberim.” (Matta, 28:18-20, Kitab-ı Mukaddes Eski ve
Yeni Ahit/Tevrat ve İncil/Kitab-ı Mukaddes Şirketi, İstanbul, 1988) Bir
de şu ayete bakarsa metodunu da bulabilir: “Yeryüzüne selamet getirmeye
geldim sanmayın; ben selamet değil, fakat kılıç getirmeye geldim; çünkü
ben adamla babasının ve kızla anasının ve gelinle kaynanasının arasına
ayrılık koymaya geldim; ve adamın düşmanları kendi ev halkı olacaktır...
Canını bulan onu zayi edecektir; benim uğruma canını zayi eden onu
bulacaktır.” (Matta, 10:34-36, 39)
İmdi, asırlardır süren Haçlı terörü,
Haçlıların sadece Konstantinapolis’te yüz binlerce Ortodoks Hıristiyan’ı, Kudüs’te yüz
binlerce Müslüman’ı ve Hıristiyan’ı kılıçtan geçirmelerinin esbab-ı
mucibesi anlaşılmaktadır. Bunlara engizisyon terörünü, filozof Jordano
Bruno’nun, vaiz Savanoral gibi birçok Hıristiyan’ın Roma meydanında diri
diri yakılma merasimlerini; Endülüs’te öldürülen milyonlarca Müslüman’ı
ve Yahudi’yi, Güney Amerika’da yok edilen yerli halklarla tarihten
silinen medeniyetlerin ortadan kaldırılmasında uygulanan terörü, “Otuz
Yıl”, “Yüz Yıl” din savaşlarındaki cinayetleri de ilave edebilirsiniz. O
zaman kimlerin terörü teşvik ettiği, kimlerin onu temellendirerek munis
gösterdiği ve dünyayı kana bulamaya devam ettiği daha iyi anlaşılmaz mı?
PROF. DR. SÜLEYMAN HAYRİ BOLAY
( Zaman :18-19.09.2006
)
|