|
İHLAS
İhlas,
insanın yaptığı tüm amelleri (namaz kılmadan, zikir çekmeye, sadaka
vermeden bir çocuğun başını okşamaya ... dek) Allah rızasını kazanmak için
yapmasıdır.
Riya, yapılan bir iş, ibadet, hareketin Allah
rızasını kazanmak dışında (menfaat, gösteriş... için) yapılmasıdır.
Riya, gizli şirktir, şirk ise ebedi
cehennemliklerin en büyük vasfıdır. Riya, kara gecede, kara taş üzerindeki kara
karıncanın ayak şamatasından daha gizli, daha zor fark edilebilen şeytani bir
hastalıktır.
Bir insan düşmanını iyice tanımalı ki, ondan gelebilecek tehlikelere karşı
hazırlıklı olabilsin. Şimdi bir
Müslüman'ın en büyük düşmanı olan riyayı örneklerle açıklayalım :
Konunun özetini en kısa ve öz olarak
N.F. Kısakürek bizlere aktarır: Şeriat, üç bölümdür: " ilim, amel,
ihlas". Yani bir Müslüman, ilk emrin gereği okuyacak, öğrenecek, sonra bu
öğrendiği ile amel edecek fakat bu amelini de ihlaslı yapacak. Günümüz
Müslümanları daha ilk aşamada sorunlarla karşı karşıyadır. Dinini, Onun yüce
kitabını, Onun Resulünün sözlerini (hadisler) okumamaktadır, bilmemektedir. Okuyup
bilenler ise bildiği ile amel konusunda yavaş davranmaktadırlar. En son aşamaya
gelebilen okuyup, okuduğu ile amel edebilen müminlerde bu amellerinde ihlaslı, samimi
olmakta zorlanmaktadırlar. Demek ki şeriat (Yani İslam'ın kuralları: Namaz, oruç,
zekat...gibi farzlar; faiz, içki, rüşvet ...gibi haramlar) üç aşamadan oluşur,
dolayısıyla Rızaullah'a cennete üç aşama ile ulaşılabilir:
- Okumak. Önce Kur'an ve hadis sonra tüm müspet
ilimler.
- Okunan, bilgi sahibi olunan konuyu pratiğe
geçirmek, uygulamak.
- Bu uygulamayı, ihlaslı, sadece Allah
rızasını kazanmak için yapmak .
İslam'ın kulaktan dolma, geleneksel
olarak bilindiği günümüzde, uygulamada görülen eksiklik ve aksaklıklar bir yana,
yapılan bu bilgiden uzak, eksik amellerin, ibadetlerin ne kadarı ihlas kavramının
içine girebileceği, tartışmaya açık bir konudur.
İslam'ın ilk emri, ilk şartı okumak,
bilmek, düşünmektir sonra bu bilinenin uygulanması safhası gelir. Bizim konumuz bilen
ve uygulayan insanların dikkat etmesi gereken üçüncü aşamayı oluşturan ihlas
konusudur.
Bir insan okur ve uygular, mesela namaz
kılar, oruç tutar, kurban keser, Kur'an okur, ilim öğrenir... hatta dini yolunda
şehit bile olur.
Sakın böyle bir insan kesinlikle
cennetlik diye düşünmeyelim. Eğer bu okuyup, yaptığı işleri Allah rızası için,
ihlaslı olarak yapmıyorsa, o kişi kesin ateşe atılır, cehenneme girer. İşte
ispatı :
NAMAZ : "Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki onlar namazlarından gafildirler
(bilinçsizce namaz kılarlar...
Maun : 4-5)
" Unutmayalım ki kıldığımız namaz bizi
Allah'a yaklaştırmıyor, kötülüklerden uzaklaştırmıyorsa o namazımızda bir
eksiklik var demektir.
NAMAZ:
" Muhakkak ki namaz aşırı davranışlardan ve kötülüklerden insanı men eder
uzaklaştırır."
(Ankebût: 45
)
ORUÇ : " Nice oruç tutanlar vardır ki,
orucundan kendisine aç ve susuz kalmaktan başka bir şey yoktur. "
(İbn-i Mace, Sıyam:21; No:1690; 1/539; Hakim,
Müstedrek, 1/431
)
KURBAN : " Onların ne etleri nede kanları Allah'a ulaşır. Fakat Allah'a
sadece sizin takvanız ulaşır.
( Hac : 37)"
KUR'AN OKUMA: " Nice Kur'an okuyucuları
vardır ki Kur'an onlara lanet eder "
MÜMİN MÜSLÜMAN OLMA : " İman ettim
demeyim, müslüman oldum deyin "
(Hucurat: 14)
İMAN: " Ey iman edenler, Allah'a ve Resuluna iman
edin ve Allah'tan korkun."
(Nisa:136 )
"Ey iman edenler Allah'tan korkun ve ancak
Müslüman olarak can verin."
(Ali İmran:102)
Allah'ü Teala bizlerin dış
görünüşüne, sakalımıza, sarığımıza veya başörtü-müze... değil, bizlerin
kalbinde bulunan takvanın ( Allah'tan hem korkup hem de en çok O'nu sevmenin) derecesine
bakar : " Allah sizin giyinişinize veya dış görünüşünüze değil, kalbimize
bakar.". Tabi bu hadis, namaz kılmasam da kalbim temiz , dedem hacıydı ...
diyenlere asla bir delil teşkil etmez. ( Kimse dedesinin yemesiyle doymadığı gibi onun
ibadetiyle de cennete gidemez...).
Kıyamet günü cehenneme ilk girecek
olanlar şehitler, alimler ve zekat verenlerdir.
Şehitler; Allah'ü Teala'nın, sana
can verdim, kuvvet verdim, bunu nerede harcadın sualine, dünya şehidi şu cevabı
verir: Canımı senin yoluna verdim, kanımı akıttım. Kendisine "Yalan
söylüyorsun" denir. " Sen ne kadar cesur insan denilsin diye, ne kadarda
kahraman biri denilsin diye savaştın ve öldün. Sana cesur, kahraman denildi de.
". Sonra onun için "cehenneme dek yüzüstü sürükleyin" denilir ve bu
kişi cehenneme atılır.
Alimler ; alim kişi ilmini Allah rızası için anlatmadığından, ne kadar da
alim, nede güzel vaaz ediyor, ne çok bilgisi var denilsin diye gösteriş için
ilmini anlattığından dolayı cehenneme dek yüzüstü sürüklenir ve cehenneme
atılır.
Zekat ; zekat, bağış veren
zenginde Allah için değil,kulların, nede cömertmiş demesi için malını
dağıtmasından dolayı cehenneme dek yüzüstü sürüklenir ve cehenneme atılır.
Ne kadar alim, namazında, zikrinde, cihadında... biri olursak olalım,
yaptıklarımızı, ihlaslı olarak
yapmıyorsak, sevap yerine günah kazanırız, belki de şirke düşmüş, ebedi
cehennemliklerden olmuş oluruz. " Ameller niyetlere göredir". Bizler
niyetlerimizi salih, ihlaslı tutabilirsek, amelimizin karşılığında cenneti
kazanabiliriz.
Tabi ki riya korkusu ile tam
ihlaslı yapamıyorum diye düşünerek ibadetlerimizi terk etmek en büyük hata olur.
Şeytanın istediği zaten budur. Bize bu vesveseyi (ihlasın yoksa şirke düşersin,
amelini terk et), şeytanın verdiğini unutmamalıyız.
Şeytan bir vesvese ile insanı
bırakmaz. İnsanın amelinden ne eksiltebilirse, sevabından ne azaltabilirse kendince
onu kar sayar. Mesela, namaz kılmak isteyen bir gençle şeytan arasındaki mücadeleye
bakalım :
Şeytan önce genci ibadetten uzak
tutmaya çalışır. Genç kararlı ise, şeytan bu defa ibadete başlama yaşını ileri
atmaya çalışır : Daha gençsin biraz gez, dolaş, hayatının tadını al sonra
başlarsın der. Genç yine kanmazsa, namaz kılmaya yönelirse, şeytan bu defa: Namaz
abdestini şimdi alma, ezan yeni okundu diye vesvese verir. Genç abdestini alsa bu defa ,
daha vaktin var sonra kılarsın otur, sohbetini... bitir diye vesvese verir. ( Şeytanın
amacı, mesela ikindiyi geç kıldırtıp, sünnetini terk ettirmektir, böylece genç
sünnet sevabından uzak kalır, buda şeytan için bir kardır...). Eğer genç namaza
başlarsa bu kere onun zihnini, unuttuğu, önemli-önemsiz şeylerle meşgul etmeye
başlar, namazından gafil olmasına sebep olmaya çalışır veya namazı " tavuğun
yemini toplaması gibi" acele acele kıldırtır, böylece tadil-i erkan'a uymasına
engel olur... Her şeye rağmen genç namazını ihlaslı, huşu içinde kılarsa, şeytan
son bir hileye başvurur. Genci etrafına baktırır ve "Benim gibi huşu içinde
namaz kılan var mı ?" diye düşünmeye sevk eder, gencin kibirlenmesine sebep
olur. Böylece amel yine boşa gitmiş, sevap kaybedilmiş, şeytan kazanmış olur.
Bu örnekleri
genelleştirebiliriz. Kim yaptığı dini bir emri, diğer mü'minlere karşı üstünlük
vesilesi yaparsa, o kişinin ameli boşa gitmiş olur. Kıyamet günü de cenneti umut
ederken, cehenneme sürüklenebilir.
Bir gün Hz. Resül'ün bulunduğu
bir mecliste, bir şahıs hakkında övgü ile bahsedilir. O kişi o sırada yüzünden
abdest suyu damlar, elinde nalınları, alnında secde izi bulunduğu halde, uzaktan
gözükür. Hz. Resul'e işte o adam denilir. Hz. Resul "Bunun yüzünde şeytani bir
leke görüyorum " der. Ashab şaşırır. Adam gelir, selam verir, oturur. Hz. Resul
" Sana Allah'a yemin verdiriyorum, doğru söyle, buraya gelirken bunlar arasında
benden iyisi yoktur diye hatırına geldi mi? Adam "evet" der. Hz. Resul "
Allah'ım bildiğim, bilmediğim hatalarımdan sana istiğfar ederim" der. Sahabi
"Sizde mi korkuyorsunuz Ya Resulallah" der. Hz. Resul : "Beni hangi kuvvet
emin edebilir. Halbuki insanların kalpleri Allah'u Teala'nın kabze-i kudretindedir.
Onları dilediği tarafa çevirir." buyurur.
Kamil bir zat ile şeytan
karşılaşır. Şeytan kamburdur. Bu zat sebebini sorar. Şeytan : " Kulun son
nefesinde iman-ı kamille dünyadan ayrılmak isterim" diye yalvarması beni bu hale
getirdi. Bende vay bana, ben bunu nasıl düşürüp, amelini kendisine beğendireceğim
derim ve benim bu şekil çalışacağımı anlamasından korkarım... Beni bu düşünce
kambur etti der.
Şehit Abdullah Azam:"
Okuduğunuz kitaplar, yaptığınız nafileler sizi aldatmasın" diyor. Yani okur ama
uygulamaz, uygular ama riya yaparsanız, hiç bir şey elde edemezsiniz, karda değil
zararda olursunuz, demek istiyor büyük şehit.
İbn Mübarek :" Alim okumaya
devam ettiği müddetçe alimdir. Ne zaman ki alim olduğunu zanneder ve ilmini
artırmaktan vazgeçerse işte o zaman cahil olur" demektedir.
Hz. İsa (A.S) : " Amel
için değil de, yalnız başkasına anlatmak için ilim öğrenen, nasıl alimlerden
olabilir" der.
" İnsanlar hep helaktadır, alimler
müstesna,Alimler de helaktadır, ilmi ile amil olanlar
müstesna,İlmi ile amil olanlarda helakta yalnız ihlas
sahipleri müstesna,İhlas sahipleri de büyük tehlikededir"
buyurulur.
Gururlu helakta, gururdan kaçan ihlaslı
tehlikededir. Her an gururun pençesine düşebilme tehlikesi ile karşı karşıyadır.
Bişr-i Hafi :" Nefsim konuşmamı
arzu ediyor (bunun için anlatmak istemiyorum). Nefsimin bu isteğini yenebilirsem o zaman
anlatırım" der.
Dünya malında kendisinden
üstekilere, dini yaşayışta kendinden aşağıdakilere bakan, ziyandadır, denilir.
Bazı alimler; kendisini nifaktan
uzak zannedenler, nifağa en yakın olan kimselerdir derler.
Kendisinde münafıkların listesinin
bulunduğu tek sahabi olan Ebu Huzeyfe'ye bir kişi "ben nifaktan korkuyorum"
der. Hz. Huzeyfe (R.A) :"Eğer münafık olsaydın, nifaktan korkmazdın. Çünkü
münafık nifaktan emindir" der.
Mesele, bu soruyu kendimize
sorabilmemizdir. Ben tam manasıyla iman sahibi miyim ? Unutmayalım ki emin olmak
şeytandandır ve küfürdür. Hz. Ömer(R.A) bile münafıkların listesinde bulunup
bulunmadığını yıllar sonra, korka korka Hz. Huzeyfe'ye sormuştur.
"Ümmetimin şirke düşmesinden
korkuyorum. Gerçi onlar, puta, aya, taşa tapmazlar. Ancak amelleri ile riyakarlık
yaparlar" buyuruyor Hz. Resul (İbn-i Mace)
Ebu Süleyman Darani : "Amelde takva,
amelden daha zordur" der.
Ebu Derda (R.A) : İmanının selbinden
korkmayanların imanı selp olur der. Yani amellerimizden şüphe etmeliyiz ama bu şüphe
amelin kendisinden değil ( bu vesvesedir), amelin kabul olup olmayacağı konusunda
olmalıdır. Bu da takvadır.
Şabi : Fakirin sadakaya ihtiyacından
fazla, kendisinin sadaka sevabına muhtaç olduğunu bilmeyen zengin, sadakasını iptal
etmiş ve ecrini kaybetmiştir demektedir. Amellerimizde bu duygu ve düşüncede
olmalıyız. İhlas budur.
Unutmamamız gereken diğer bir konu
da aşırı tevazununda bir riya olduğudur. "Ben cahil birisiyim, ben Allah'ın aciz
bir kuluyum..." gibi Müslümanda bulunması gereken vakara
(kimseye kibirlenmemek , kimseyi kendine kibirlendirtmemek )
aykırı olan bu tür aşırı tevazulü cümleler riyakarlığın göstergesidirler.
İhlaslı bir insanın camide
kıldığı namaz ile evde kıldığı namaz aynı olmalıdır. İki mekan arasındaki
namaz kılma hızında, süresinde ... bir farklılık varsa, iki mekanda da aynı
şekilde ( her ikisinde de yavaş ve ihlaslı olarak) kılmaya özen göstermelidir.
Fiillerde Riya : İlah kelimesi; kendisine
ibadet edilen, kanunları kabul edilen, yardımı beklenen, rızası gözetilen
anlamlarına gelir.
Müslümanın tek bir ilahı (iyilik
beklediği, rızasını kazanmak istediği ...) vardır o da Allah'ü Teala'dır. Eğer
kişi yaptığı bir fiil, ibadet, namaz, söz... ile müdürünün, amirinin,
babasının, hocasının, eşinin... rızasını kazanmak için, ondan bir iyilik elde
edebilmek için, bir amel yapıyorsa o kişi, o niyeti ile "fiili şirke ",
küfüre düşebilir. Kişi, dini bir eylemi sadece Allah için yapmalı, bu yönde gayret
göstermelidir. Aksi o insan için hüsran olur...
Kur'an da bir ayet-i kerime'de
:" Şeytan sizi Allah'ın affı ile aldatmasın " buyruluyor. Büyüklerimizin,
küçüklere durmadan söylediği, şimdi küçüksün oruç tutma, namaz kılma... Allah
görüyor, affeder... sözlerine karşı, yukarıdaki ayet bizlere bu tür sözlerin
şeytandan gelebileceği yönünde uyarıda bulunmaktadır. Mü'min, ümit etmeli ama
korku içinde de bulunmalıdır. Hz. Ebu Bekir (R.A)'ın buyurduğu gibi " Bir kişi
cennete girecek dense o kişinin ben olduğumu umarım. Bir kişi cehenneme girecek dense,
o kişinin yine ben olacağından korkarım."
Alimler: Tevhidde sadakat demek,
hediye alındığı vakit vasıtaya bakılmadan nimetin Allah'tan olduğunu bilerek O'na
şükretmek demektir, derler
Hz. Resul : Kalbinde hardal tanesi
kadar kibir bulunan cennete giremez buyurur
(Müslim, Îmân, 148, 149
). Nuh(A.S) oğullarına :Sizi iki şeyden nehy ederim: "Şirk ve kibir " der . (Müslim)
Süleyman Darani: "Bazı
amirlerden duyduğum yanlış şeyleri düzeltmek isterdim. Beni öldürürler korkusu ile
nazar ederdim. Fakat korkum ölümden değil, bu vesile ile ölüm anında bana gelecek
gururdan idi." demektedir.
İnsan kendine baktıkca kibirden
uzak durur:
Mü'sab : İki defa sidik yolundan meydana gelen
insanların böbürlenmesine şaşarım der.
Hasan-ı Basri : Ademoğullarına
şaşarım. Günde en az iki defa eli ile pisliğini yıkadığı halde, sonra dönerde
yer ve göklerin cebbarı olan Allah ile muaraza eder.
Mitraf , kibirli birini görünce : "
Evvelin nutfe, ahirin toprak. Bu iki hal arasın-da ise karnını yarsak
bağırsaklarından bir sepet pislik çıkar bu kibir neden ?" diye söylenir.
Ömer
b. Abdülaziz, halifeliği sırasında bir gece vakti, bitmekte olan lambanın
yağını kendisi tazeler. Bunu ne o sırada hazır bulunan misafirine, nede
uyumakta olan hizmetçisine yaptırır. Ömer b. Abdülaziz, misafirinin
şaşırdığını görünce, giderken de Ömer'dim, gelirken de Ömer, hiç bir şey
değişmedi. İnsanların hayırlısı tevazu gösterendir buyurur.
Bazıları ibadetlerini gizli yapar. Ama amellerinin çevresince bilinmesini
ister ve bu ikilem arasında dönüp durular. Bazıları ise amel eder, bu
amellerinin çevresince duyulmasını istemez ama herkesin kendisine hürmet
göstermesini ister. Meclislerde kendilerine yer vermelerini, hizmet
etmelerini... ister. Çevresinden hürmet görmeyince de çevresine kızar, darılır.
Namaz kılan kişinin aklına birden
bir yerden bir şey alması gerektiği gelir. Yalnız olsa namazı bozacaktır. Ama
görenlerden utanarak namaza devam eder. Eğer kıldığı farz ise edası gerekir...
Yalnız kılan kişinin arkasına cemaat toplansın eğer namazı daha güzel şekilde
kılmaya devam ederse, niyetine bakılır. Riya, niyetine galebe çalarsa namazı ifsad
olur.
Hikaye olunur ki :
Şeytan dört kişiyi yoldan
çevirmek ister. Birinci kişi ilim meclisine giderken, şeytan önüne çıkar. Şeytan
onu kendi meclisine davet eder. Adam bunu kabul etmez ve şeytanla mücadeleye başlar. Bu
artık o kişi için bir vazifedir. O kişi hakkında şeytan gayesine ulaşmıştır. Onu
yolundan alıkoymuş, lüzumsuz şeylerle oyalamaktadır.
İkinci kişiyi biraz oyalar, fakat adam
yoluna devam eder. Şeytan bir sürede olsa o kişiyi yolundan alıkoyduğu için
memnundur.
Üçüncü kişi ona hiç iltifat etmez.
Aynen yoluna devam eder.
Dördüncü kişi de şeytana hiç
yüz vermez, yürüyüşüne hız verir, yoluna devam eder.
Şeytan bir dahaki sefere ilk üç
kişiden ümitlidir. Ama sonuncu için ümidi kalmaz. Hatta hızlanmasından korkarak
karşısına çıkmaz. Bizim görevimiz dördüncü adam gibi olmaktır. Namaz kılmamıza
engel olmak isterse, bir an önce kılmalıdır, zekatı vermelidir... iyi niyetimizi bir
an önce pratiğe geçirmelidir.
Abid biri, bir ağaca
tapıldığını duyar. Allah rızası için onu kesmek için yola çıkar. Şeytan
karşısına çıkar. Ona engel olmak ister. İbadetine dön, sana ne, der. Abid :
Bu da benim ibadetimdir, der.
Şeytan,o ağacı kesme her gün bir altın yastığının altına bırakayım, der . Abid
kişi kabul eder. Altınları bir süre alır. Fakat sonra yastığının altında altın
bulamaz. Yine baltasını alır, yola çıkar. Şeytan yine karşısına çıkar,
dövüşürler. Bu defa adam yenilir. Adam şaşırır, şeytan : İlk seferinde Allah
rızası için buraya gelmiştin, beni de yenmiştin. Ama şimdi nefsin için geldin. Ben
de seni yendim, der.
Kaynağını Allah'tan alan kuvvet asla
hüsrana uğramaz. Fakat araya menfaat girerse, niyetimize göre karşılık alırız.
Unutmamalıdır ki şeytanın her
seviyedeki insanlar için oyunları, tuzakları vardır. Bizler bunları öğrenip,
tedbirlerini almalıyız ki bu tuzaklara düşmeyelim.
"Ey Allâh yolunda güzel ameller işlemek isteyen kişi! İhlâslı olmalısın.
Aksi hâlde, boşuna yorulmuş olursun."
Abdülkadir Geylânî
"Dinde ihlaslı ol böyle yaparsan az amel bile sana kafi gelir."
( Hâkim, Müstedrek, IV, 341 )
“İhlâs,
ameli mânevî bulanıklıktan tasfiye etmektir.” Cüneyd-i
Bağdâdî
İslam'ı yaşayarak örnek olanlar...
İnsanın imanda ve ihlasta mesafe alıp inkişaf etmesi
çok değerli duygu ve davranışlara sahip olmasına sebeptir.
Maneviyatta ilerleyen insan, çevrenin etkisinden kurtulur,
sadece Allah rızasına kilitlenir. Davranışlarını da buna göre
düzenleyerek örnek bir hayat yaşar.Bugün sizlere imanda ve ihlasta inkişaf ederek dinde
derinleşmiş bu örnek hayatlardan çeşitli davranış misalleri
sunmak istiyorum. Muhtemelen siz de benim gibi bu misalleri
ibretle okuyacak, tefekkür edeceksiniz.
Şam'ın ileri gelen âlimlerinden İbn-i Muhayriz (vefatı:
99), alışveriş için kimsenin dikkatini çekmeden bir dükkana
girmiş, alacağı malları seçiyordu. Geriden biri kendisini fark
edince hemen dükkan sahibinin kulağına eğilip haber verdi:
- Şu mallara bakan zat Şam ve Kudüs'ün büyük din
âlimlerinden İbni Muhayriz'dir. Ona ucuz fiyata ver.
Bu tanıtımı duyan İbni Muhayriz ,kitaplık çapta bir ikazda
bulunur;
- Biz buraya paramızla mal almaya geldik, dinimizle,
ilmimizle değil! Bizim ilmimiz İslam'ı doğru yaşamak içindir,
menfaatimize alet etmek için değildir. Lütfen bizi ilmini
menfaatine alet eder hale getirmeyin! Herkese nasıl
satıyorsanız bize de aynı fiyattan satış yapın, bir ayırım
yapmayın.Böyle ilim adamı örneğine ne kadar muhtacız bugün değil mi?
Büyük müctehid Ahmed bin Hanbel (H. 241) Bağdat'ta pazardan
dönüyordu. Onu elinde çantasıyla gören biri koşarak gelip
çantasını taşımak istedi. Vermek istemeyince de ısrar etti:
- Efendim bizim vazifemizdir büyüklerimize hizmet!..
Ahmed bin Hanbel ise:
- Biz kendimizi çantası taşınacak büyüklerden bilirsek bu
kibir olur, küçüklerden biri olduğumuzun delilini teşkil
eder... Bu sebeple bizi büyüklerden bilmek size sevap getirse
bile bize günah kazandırır. En iyisi, kendimi çantası
taşınacak büyüklerden biri saymayıp yükümü kendim taşımalıyım.
Çünkü mahşerde de herkes kendi yükünü kendisi taşıyacak, kimse
kimsenin yükünü yüklenmeyecektir...
Yahya bin Muaz'a biri şöyle sordu:
- Ben ihlasta ilerlemek istiyorum. Nasıl anlarım ihlasta
ilerlediğimi?
Şöyle cevap verdi Yahya bin Muaz: - Seni övenle yeren,
nazarında eşit oluyorsa ihlasta ilerliyorsun demektir. Öyle
değil de seni öveni seviyor, yerene kızıyorsan ihlasta yerinde
sayıyorsun, ilerleme yok demektir.
Gerçekten de insanların ne övmesi kurtarır ne de yermesi
batırır. Mühim olan Allah'ın övmesidir.
Hz. Aişe'ye sorarlar:
- İnsan kendinin iyilerden olduğunu nasıl anlayabilir?
Şöyle cevap verir:
- Ne zaman kendini kötülerden bilirse o zaman!
- Kötülerden olduğunu ne zaman anlar?
- Ne zaman iyilerden biri olduğunu düşünmeye başlarsa, o
zaman kötülerden olduğu anlaşılır!
Gönenli Mehmet Efendi (vefatı: 1991) elini öpmek isteyene
asla el öptürmez, üstelik çıkışarak söylenirdi:
- Benim elimi öpeceğine kendi elini öp! Çünkü derdi, benim
elimi öpme tevazuuna sahip olanın eli öpülür. Öyle ise sen
kendi elini öp!
- İyi ama dediler, biz büyüklerimizin elini öpmek isteriz.
- Siz dedi, bizi büyüklerden bilirseniz sevap alırsınız;
ama biz kendimizi büyüklerden bilirsek günaha gireriz. Çünkü
kendini büyüklerden bilen adam kibirleniyor demektir,
kibirlenen adam büyüklerden olamaz.
İşte size iman ve ihlasta ilerleyenlerden düşünce ve
davranış örnekleri... Bunlar İslam'ı sözle tebliğden önce
halle yaşayarak örnek olmaktalar. Bugün aradığımız da bunlar
olsa gerektir. Sözle tebliğden önce, yaşayarak temsil etme
örnekleri... (Ahmet ŞAHİN:
Zaman :27/02/2007
)
* İmam-ı
Gazali'nin İhya'sından özet
|