Çalışan Kadın
önemli not :
kadIn tabII kI
çalIşabIlIr:doktor,ogretmen,avukat...vs..ama bIzIm karsI çIktIğImIz konu "
su an dunyadakI uygulanan sIstemIn tamamen kadInlarI -gerek beden gerek
emek olarak- somuru üzerIne kurulduğu IddIasIdIr..mesela dIş görünüşün
prIm yapmasI batIdakI çalIşan kadInlarIn estetIk sektörüne
yönelmesIne neden oluyor...cağdaş
hayat-yaşam ADLI DOSYALARIMIZI okuyunca bunu daha IyI
anlayacaksInIz...!ALTINI ÖNEMLE ÇİZDİĞİMİZ DİĞER BİR KONU DA " ÇALIŞAN
KADIN KOCASINA MAHKUM OLMAZ " DİYE PROPAGANDASI YAPILAN BAKIŞ
AÇISININ ZARARLARIDIR:KOCASINA MAHKUM (!) OLMAKTAN KURTARILAN KADIN
PATRONUN, MÜDÜRÜN,AMİRİN MAHKUMU OLMUYOR MU ACABA!? AYRICA "EKONOMIK
BAĞIMSIZLIK " TERIMI BIZE KARI KOCAYI IKI AYRI BIREY GIBI ALGILAMA VE
HAYATI BUNA GÖRE TANZIM ETME YOLUNU DA AÇMAZ MI?İSLAM'DA İSE "EVLILIK
BERABERINDE SORUMLULUGU DA GETIRIR" .KADIN VEYA KOCA IKISI DE ÇALIŞSA
SORUMLULUKLAR ONLARI BIR ARADA TUTAR.BIR BÜTÜNÜN İKİ AYRI PARÇASI GİBİDİR
EVLİLİK İSLAM'DA.ÖNEMLİ OLAN DA BUDUR !
Kadın ve erkek, toplumu oluşturan iki
temel unsurdur. Fizyolojik yapı olarak kadın erkeğe oranla oldukça zayıf
ve güçsüzdür. Normal şartlar altında, ancak iki kadının kuvveti bir erkeğe
denk olabilir.
Duygusal yönden ise kadın daha yüklü
erkek ise aksine çok katıdır.Bu Özellikler sebebiyle tarih boyunca
-evrensel toplum özelliği olmayan Amazonlar dışında- kadın; umumiyetle ev
bakımı, yemek, kocaya hizmet ve çocuk eğitimi görevlerini
üstlenmiştir.Erkeğin görevleri ise kadına göre daha çok kuvvet ve katılık
istemektedir. Belli başlıları arasında, evin yiyecek ve giyecek
masraflarını karşılamak, dış tesirlere karşı aileyi ve aile yuvasını
korumak, en önemlisi neslin devamı için kadına kocalık yapmaktır.İslâmiyet
insan tabiatının gerektirdiği bu iş bölümünü kabul etmiş, düzenli yürümesi
için bir takım müeyyideler koymuştur.
Avrupadaki teknik
inkılabı müteakiben bu fıtrî özelliği kabul etmeyerek kadın erkek
eşitliğini ileri sürüp her ikisinin de tüm işlerini aynı eşitlikle
başarabileceğini öne süren bir görüş siyasi iktidarlar tarafından kabul
görmüş, hemen ardından da halifesini kaybeden İslâm alemine sızmaya
başlamıştır.Bu görüş evvela bir cemile olarak kadına seçim haklarını
tanıyor, erkeklerle ilişki kurup dilediği oranda beraber olabileceğini
müjdeleyerek nefsini tahrik ediyor ardından da oluşturduğu hür kadın
anlayışının gölgesinde sinsice faaliyetlere girişerek kadını her sahaya
itip emperyalist gayelerine alet ediyordu.
Halbuki kadının iş
hayatına atılması gerek kadın, gerek erkek gerekse toplumun ekonomik ve
ruhi istikran açısından -tehlikesi tüm boyutlarıyla ortada- korkunç bir
intihardan farksızdır.İlk ele alacağımız konu, kadının fizyolojik
zaaflarıdır. Bu zaaf dolayısıyla kadının çalışması hem vücudunda büyük
tahribatlara yol açar hem de iş hayatını felce uğratabilir.İş sahalarının
büyük bir bölümünü oluşturan ve kaba kuvvet gerektiren alanlarda kadının
başarısı sıfırdır, istisnalar dışında hiç bir kadın kaba kuvvetle iş
yapmaya muktedir olamaz. En kısa zamanda bedenî ve ruhî hastalıklara
düşerek dünyaya, en azından sağlığına veda etmek zorunda kalır.
Modernistler bu gereği, "— O halde kadınlar da kendilerin uygun iş
alanlarında çalışsınlar." sözüyle örtbas etmek isterler. Fakat bu sözü
mukabil bir yandan geçinme imkanlarını daraltıp öte yandan da kadının her
sahada çalışabileceği inancını topluma empoze ederek en yorucu iş
sahalarına çekenler de yine onlardır.
Hakim
idareci görüşün uyguladığı bu art niyetli politika sonucu sahipsiz
kadınlar ve geçinemeyen ailelerin kadınları iş aramaya koyulurlar. Kendine
uygun iş sahasında çalışma önerilmişse de, ikinci sınıf kadınlar
kendilerine uygun işlerin çoktan genç ve güzel kadınlar tarafından işgal
edilmiş olduğunu görürler. Böylece bedeni kuvvet gerektiren işler
karşısında zorunlu seçmen durumuna düşerler. Açlık ve sefaleti tercih
edemeyeceklerine göre tek seçenekleri yaşayabilmek için, sağlıklarını ve
canlarını, dolaylı olarak da namuslarını piyasaya sürmektir.Diğer
alanlarda da kadın, fizyolojik zaafları ve kadınlık hasletleri sebebiyle
gerekli başarıyı gösteremez. Memurluk yaşamında da çoğu kez, içinde
bulunduğu dairede nahoş olayların meydana gelmesine isteyerek veya
istemeyerek meydan verir. Bu kişilerin niyetlerini ve kadının karakterini
çok aşan bir problemdir. Her ne olursa olsun tabiat olarak erkeğin kadına
karşı engellenemez bir meyli vardır.
Batılılar
toplumun olgunlaşmasıyla bu gibi problemlerin tamamıyla ortadan
kalkacağını söyleyerek bizi avutmaya çalışırlar. Fakat onların bizi
böylece avutmalarına rağmen kendi olgunlaşmış toplumlarında (!) hâlâ en
yüksek derecedeki bakanlarının bile sekreterleriyle olan ilişkileri sonucu
doğan skandallar sona ermemiştir. Yine pek yakın bir zamanda Avrupalı
büyük memurların sekreterlerini cariyeleri gibi kullandıklarından yakınan
da kendi üst derecedeki yetkililerinden birisidir. Bu sekreter kızcağızlar,
görevlerine olan sadakatlerini patronlarının çocuklarını karınlarında
taşımakla ispatlamaktadırlar. Evlerinde kocalarına maaşla birlikte bir
bakan, bir patron çocuğu takdim etmektedirler.Bu aile yapısına, toplum
yapısına olduğu gibi kadın kişiliğine de vurulan korkunç bir darbedir.
Kadına iş sahalarının açılması ona iyilik olmamış bilakis onu sorumsuz
kullanılan orta malı durumuna getirmiştir.
Sözlerim belki
çalışan bacılarımızı üzebilir ama bütün bunlar bize modern yaşantının
yollarını gösteren medeni Avrupalıların hayatlarında her gün cereyan eden
olağan şeylerdir. Aynı durum eskiden kalma ata ahlakının tüm
engellemelerine rağmen toplumumuzda da süratle çoğalmaktadır.Görüldüğü
gibi kadının çalışmasında, normal sınırlar içinde bir çalışma olayı değil,
kadının kadınlığının sömürülüşü söz konusudur. Bu kadınlık açısından
hakikaten üzülmeye değer bir acıdır.Öte yandan kadının çalışması iş
hayatındaki dengeyi alt üst eder.Toplumdaki iş kapasitesi daima belli bir
oranda sabittir. Bu da umumiyetle erkek sayısına eşittir. Bu sahaya
kadınlar da el atınca işe giren kadın sayısınca erkek açıkta kalır. İşe
giren kadınlar umumiyetle aileye ek gelir sağlama sevdasındadırlar.
Erkeklerin yüzde yüze varan bir çoğunluğu ise geçimi için çalışmak
zorundadır.
Görüldüğü
gibi kadına çalışma kapısı açıldığında, bir zümreye daha geniş imkânlar
sağlama uğrunda diğer bir zümre açlığa itilmektedir.Tehlikenin en büyüğü
bundan sonra başlar. Aç veya işsiz kalan bir kişinin yapacağı tek şey
anarşidir.Nitekim yaşadığımız dönemde bu uygulamanın ibret verici bir
sonucu olarak, anarşi tüm baskılara rağmen her on yılda bir patlak
vermekten geri kalmamaktadır.Terörizm ve anarşinin
kökleri, anarşistleri yakalayıp hapse atmakla
veya öldürmekle kurutulamaz. Bu,
sıtmayı gidermek için sivrisinekleri öldürmeye başlatmak gibi mantıksızca
bir iştir.Sıtmayı önlemek için nasıl ki
bataklığı kurutmak gerekiyorsa, anarşiyi önlemek ve toplumsal huzuru
sağlayabilmek için en etkin maddi reçete, erkeklere iş bulmak, insanların
ceplerini ve boş vakitlerini doldurmaktır. Manevi olarak ise ruhi ve fikri
boşluklarını doldurup onları tatmin etmektir.
"Toplumun çekirdeği ailedir."
sloganı, modernistlerin bilimsel çalışmalarından çıkarttıklarını övüne
övüne anlattıkları cafcaflı bir laftır. Evet, onların daha yeni
anlayabildikleri ve İslâm'ın on dört asırdır söylediği gibi toplumun temeli
ailedir. Aile fertleri huzurlu ve yapısı tutarlı olursa toplumda huzurlu
ve tutarlı olur. Ailenin esası karı- koca ve çocuklardır.
Aile
kurmanın ve bir kadınla hayatı birleştirmenin şehevî arzuları tatminden
öte cihanşumul bir ehemmiyeti vardır. Bu da yarınları yaşayacak olan yeni
neslin dünyaya getirilmesi, eğitilmesi ve yetiştirilmesidir. Çocuğun
dünyaya gelmesinde kadın ve erkek eşit rol oynarlar. Çocuk dünyaya
geldikten sonra ise erkeğe onun ihtiyaçlarını karşılamak, kadına da
eğitmek ve büyütmek vazifeleri düşer. Çalışan kadın ise bir çok yönlerden
bu görevi yerine getiremez.
Evvela onu en
temel besin maddesi olan ana sütünden mahrum bırakır. Ana sütü, yeri
hiçbir besin maddesi tarafından doldurulamayacak mühim bir gıdadır. Yeni
doğan bir çocuğu ana sütünden mahrum bırakmak kadar büyük bir hata
düşünülemez. Böyle bir çocuğun bedenî ve ruhî yapısında yeri doldurulamaz
boşluklar belirir.İkinci olarak onun eğitim ve terbiyesiyle de meşgul
olamaz. Tabi olarak hizmetçilere veya kreşlere teslim etmek zorunda
kalacaktır. Çocuk, amacı sadece para kazanmak ve geçimini sağlamak için bu
işi seçen ve çocuğa bir eşyadan öte hiç bir değer vermeyen bakıcıların
elinde bedenen ve ruhen hırpalanacaktır.
Anne sevgisinden
ve himayesinden yoksun çocuklar umumiyetle pısırıklaşır, köleleşir ve
insani birçok duygularını; haysiyet, ciddiyet, namus gibi hasletlerini
kaybederler.Bu bakımın aile bütçesinde oluşturduğu hasar ise hiç de
küçümsenmeyecek kadar büyüktür. Çoğu kez, akşama kadar çalışmak zorunda
kalan kadın ay sonunda kazandığı paranın büyük bir kısmını bakıcıya
yatırmak zorunda kalır.
Üçüncü ve en
mühim mahzur, çocuğun ana şefkatinden mahrum kalmasıdır. Çocuğunu akşam
uyuduktan sonra, sabah da uyanmadan önce görür. Bazen uyanıkken görse bile
bu görüşmeleri ihtiyaçların en yoğun olduğu saatlere rastlayacağı için
birbirleriyle ilgilenmeleri mümkün olmaz. Kadın, çocuğunun gün boyu neler
yaptığından habersizdir. Çocuk ise anneye, kendisinin dünyaya gelmesine
vesile olan bir canlıdan öte herhangi bir yakınlık duymaz.Bunun sonucu
toplumda sevgi ve acıma duygularından yoksun taş yürekli, zalim ruhlu,
korkunç insan tipleri çoğalır. Bir de toplumun kaderi bu taş yürekli
insanların eline geçerse artık o toplumdan bir hayır beklemek
imkansızdır.Bu hayırdan faziletleri kastetmiyoruz. Yalnızca klasik
hakların verilmesini, insanların apaçık zulme uğratılmamasını anlatmak
istiyoruz. Kadın çalıştığında ailede erkek kadın arasında da bir anarşi
meydana gelir.
Kadın
da kocası gibi akşama kadar çalışmıştır. Akşamleyin yemek yapılmasında,
çamaşır ve diğer işlerde, kocasından eşit olarak yardımcı olmasını
istemeye hakkı vardır. Bu ihtiyaç bazan ağır basar ve her ikisi de yemek
yemeden yatmayı, kirli elbiselerle işe gitmeyi veya her elbise
kirlenişinde kuru temizleyiciye koşmayı yahut da elbiselerini yenilemeyi
isterler. Bu ise hem ruhi hem de ekonomik yönden bir yıkımdır.Toplumda iş
bölümünün oluşması, insanların kiminin imalatçı, kiminin satıcı kiminin
hizmet verici olmasının sebebi de bu ruhi ve ekonomik anarşiyi önlemek
içindir. Kadının da iş hayatına atılmasıyla ailedeki iş bölümü tamamen
ortadan kalkar ve insanlık ilkel çağlarda olduğu gibi yalnız başına kalmak
ve kendi kendine yetebilmek zorunda bırakılır. Bu ilkel bir kafa yapısının
ürünüdür. Kadının çalışmasını cafcaflı laflarla bir zorunluluk gibi
göstermeye çalışan modernistler aslında kafaları asırların gerisinde
kalmış taş devri insanlarından pek farklı bir düşünceye sahip değillerdir.
Halbuki
kadın evinde dursa, dinç kalarak ev işlerini görse kocasının hizmetini,
çocuklarının bakımını ve eğitimini yapsa ruhi bütünlüğünü korumuş, hem
sıhhatim muhafaza etmiş, hem kocasını memnun ve mutlu etmiş, hem de
çocuklarını ideal bir şekilde büyütüp eğitmiş olacaktır.Bütün bu mutlu sahneler basit bir
heves ve tutarsız bir sebeple yıkılmaktadır. Kadının hür olması, toplum
içine çıkabilmesi ve para kazanabilmesi.
Halbuki o,
hür olacağına iş sahalarına hapsedilmekte toplum içine dilediğim gibi
çıkacağım derken en mühim değerlerini kendini kadın yapan özelliklerini
harcamakta, para kazanmaya çalışırken kazandığı paradan daha fazlasını
sokağa çıkmasıyla zaruri olan uydurma masraflara ve evindeki çocukları
için tuttuğu hizmetçilere ödemektedir.
Tekrar
tekrar söylüyoruz, kadının iş hayatına sürülmesinin sebebi ne onu hür
yapmak ne de kocasının ekonomik sultasından kurtarmaktır. Bir işin yegane
sebebi vardır. O da emperyalistlerin kadını daha rahat sömürebilme ve
vücudundan sınırsızca yararlanabilme arzulan!Bunun böyle olduğunu büyük
küçük bütün işverenler de bilir. Fakat, hiç birisi kendilerin cömertçe
vücudunu sunan genç memurelerinden, sekreterlerinden daha açıkçası
cariyelerinden vazgeçmek istemezler.
Bunların
içinde gayrı müslimler olduğu gibi müslüman olduğunu söylemekten bir an
bile geri durmayan sapıklar da vardır. Halbuki kadının, daha
doğrusu geçim sıkıntısı çeken ailelerin daha değişik yollarla yan gelir
sağlamaları daima mümkündür.Ülkemiz büyük oranda tarım ve hayvancılık
Ülkesidir. Kapısının önünde küçük bir bahçesinde küçük de olsa bir inek
besleyen, küçük de olsa bir bahçe eken kadın ailesinin tüm ihtiyaçlarını
karşılayabilir.
Yine evin
içinde çeşitli el sanatlarıyla meşgul olan, halı dokuyan, kilim ören,
elişi yapan, elbise diken kadınlar vardır. Bunlar örnek alınabilir.Yine
çeşitli iş sahalarında işçinin işyerine gelmeden yapabileceği bir çok
işler vardır. Ki bu basit işler çoğu kez işin büyük bir bölümünü teşkil
ederler. Bu işlerin evlerde yapılması hem kadını evinden ayırmadan
geçindirmesi, hem bu işlerin atölyelerden çekilmesiyle iş sahalarının
genişlemesi hem de kirasız bir yere sevk edilmesi sebebiyle çok yönlü bir
fayda sağlar.
Elinden iş
gelen ve hakikaten sadece geçinmek için çalışmayı isteyen, şehevi
art niyetleri olmayan bir kadın evinde hiç bir zaman boş kalmaz. Mutlaka
gelir getirecek bir takım işler bulur. Evin maddi şıkırtılarını giderdiği
gibi fazladan maddi refah sağlar.
Sanayi kentlerinde
(İstanbul, Ankara, İzmir) ve bazı el sanatlarının ileri gittiği Ege
illerinde ve hayvancılığın yaygın olduğu güney ve doğu Anadolu
bölgelerinde bir çok evin atölye gibi çalıştığı görülür. Evlerde, kadının
çocukların ve misafirlerin harıl harıl bir şeyleri monte ettikleri, kesip
biçtikleri görülür. Veya evlerde sütlerin kaynatıldığı, yayıkların
yayıldığı, yağ ve peynir yapıldığı görülür.
İşte bu kadınlar
da çalışırlar ve para kazanırlar. Fakat evlerinden çıkmazlar, ahlaklarını
ve namuslarını feda etmezler. Çocuklarını sefil bırakmazlar, kocalarını
ihmal etmezler. Esasında bizim toplumumuzda kadınların illa da erkeklerin
arasına karışarak çalışmasını zorunlu kılan bir şey yoktur. Kadınımızın
evinde yapacağı işler sayılamayacak kadar çoktur.Kadınımızı iş sahalarına
çeken emperyalistler yine de ona kolay kolay elindeki bu parayı yeme veya
hayırlı bir işe harcama imkanı vermezler. Topluma yaydıkları eve sokağa
çıkan bir kadın için adeta vazgeçilmez olarak empoze ettikleri süs, makyaj
ve sükseli giyim kuşam alışkanlıklarıyla onu büyük bir harcama içine
sokarlar.
Sonuçta öyle bir an gelir ki kadının aldığı para daha eve gelmeden
tükenir. Bu durumda kadın biraz daha para kazanabilmek için bazı şeylerini
feda etmek zorunda kalır. Hem iş arkadaşlarını tatmin eden hem de ailesini
razı edebilenler toplum içinde yaşar giderler. Ama bunu beceremeyen ve
arkadaşları arasındaki avcıların eline düşenleri bir çoğu hayat kadını
olarak umumhanelere sürüklenirler. Umumhane patronlarının en mühim
kaynaklarından birisi de çalışan fakat süs
eşyalarına para yetiştiremeyen genç
kız ve kadınlardır.Bunlar tümüyle iğrenç manzaralardır.Toplumumuzu batıya
adapte etmeye başladığımız yirminci yüzyıl
başından itibaren üzerimize yığılan
bela bulutlarıdır. Bu bölümü bitirirken son olarak
müslüman kardeşlerimize şunları söylemek isteriz:
İslâm'ın bir
takım prensipleri vardır ki bunları öğrendiğimizde bu problem kendiliğinden
halledilir. Yine müslümanlar kendilerini bu prensiplerin sınırlarına
uydurmak zorundadırlar.Birinci olarak İslâm, zina yollarından biri olan
kadın erkek beraberliğini katiyyetle yasaklar. Şayet kadının çalışması
zorunluysa erkeklerin bulunmadığı bir yerde çalışabilir. Bir müslüman
kadınının erkekler arasında hele hele İslâmi giyimden tavizler vererek
çalışması bütünüyle islâm'a aykırıdır.
İkinci
olarak, İslâm, ailede erkeği kadının ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlü
tutmuştur. Kadının para kazanma hususunda herhangi bir sorumluluğu yoktur.
Evlenme akdi yapılırken erkeğin onu kabullenmesi bir nevi onun bütün maddi
giderlerini karşılamaya razı olduğu anlamına gelir. Kadının kocasının
getirdiği parayla yaşamını sürdürmesi onun için bir zillet veya alçalış
değil Öz malı derecesindeki hakkını almasıdır. Şayet erkek hanımının maddi
ihtiyaçlarını karşılayamıyorsa kadına ayrılma hakkı doğar. Yok eğer iki
taraf da ailenin devamını istiyorlarsa onların geçimini üstlenmek, en
azından erkeğe bir iş sahası bulmak devletin görevidir. Zaten devlet
İslâm'ın kendisine has vergi toplama ve dağıtma usulünü uyguladığı zaman
İslâm toplumunda hiç bir ailenin aç kalması mümkün değildir.
İslâm
anlayışına göre kadının vazifesi ailenin mali giderlerini karşılamak
değil, ev kadını, kocasının hanımı ve çocuklarının anası olmasıdır. Diğer
vazifeler ikinci derecededir. Kadın ailesini muhafaza etmekle toplumun
temel taşını sağlam tutmuş olacak, kocasını mutlu etmekle toplum huzuruna
direkt olarak tesir edecek, çocuğunu düzenli bir şekilde yetiştirip
eğittiğinde istikbal için hayırlı temeller atmış olacaktır. Bu büyük
vazifelerin ve sonuçta kazanılan faydaların yanında toplum içinde iş
hayatına atılması sonucu elde edeceği faydalar oldukça cüce kalırlar.Bir Müslüman hatta aklı
selim normal bir insan bile tercih esnasında terüddüt etmeden doğru olanı
tanıyabilecektir.
MEVZU
HADİSLERE
( HZ. MUHAMMED'İN MÜBAREK
AĞZINDAN ÇIKMADIĞI HALDE ,O'NA İZAFE EDİLEN, UYDURMA
HADİS-SÖZ-,HZ. RESÜL'E ATILAN İFTİRA CÜMLELERİNE )
VE İSLAM'A BAŞKA DİNLERDEN GİRMİŞ ( BAŞTA YAHUDİLİK VE
HIRİSTİYANLIKTAN OLMAK ÜZERE ) ,İSLAM'IN REDDETTİĞİ
,İSLAM'IN RUHUNA VE EVRENSEL MESAJINA UYMAYAN AMA CAHİL
MÜSLÜMAN HALK TABAKASINDA İSLAM'IN GÖRÜŞÜ İMİŞ GİBİ
KABUL GÖREN CÜMLE-SÖZ - FİKİRLERE DİKKAT ...!


