|
Daha önce İsmail Hakkı Karadayı'ya ait olduğu iddia edilen
üç ses kaydı video paylaşım sitelerine düşmüştü.
Yeni ses kaydı da yine gündemi sarsacak nitelikte... Eski
Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı'ya ait olduğu iddia
edilen ve Haber7.com'da yayınlanan ses kaydındaki konuşmalar
yakın tarihle ilgili oldukça çarpıcı bilgiler veriyor. İşte
tüm metin:
Ben tabi 27 Mayıs'a iştirak ettim fiilen. 27 Mayıs'ta
Davutpaşa'daydım ben, Orhan Erkanlı falan vardı. O zaman 27
Mayıs, bana hemen ertesi gün görev verdiler. Davutpaşa'daki
işleri bitirdik, o Zeki Şahin, Bümin Yamanoğlu, ondan sonra
neydi. Kemal Binatlı bunlar merkez komutanı, onları aldık
oraya Davutpaşa'ya bir sürü insanlar alındı. Onları biz oradan
Yassıada'ya gönderdik. Yeşilköy Havalimanı'ndan onlar gelirdi
toplanırdı, gönderirdik.
Şimdi bir de üniversiteler faaliyete geçerdi, bağırır şey
yapardı, o zaman üniversitelerde muazzam bir kaynama vardı.
Bunlar, üniversiteler partiye karşı çok şeydi, biliyorsunuz
555K falan vardı. Üniversiteler hükümete karşıydılar.
Nümayişler yapıyorlar bilmem ne yapıyorlardı. Polis onlardan
yakalarlardı. Kamyon kamyon bize adam gönderirlerdi.
Davutpaşa'yı hapishane zannediyorlardı herifler.
Biz çocuklarla akşam otururduk, top oynardık yemekler
yedirirdik, akşam arka kapıdan gönderirdik. Bu kolayı ben
anlattığım zaman, orada şey vardı, Alemdaroğlu dedi "Komutanım
ben onların içindeydim beni de saldınız" dedi. Kemal
Alemdaroğlu onu da almış gelmişler, ondan sonra biz akşam arka
kapıdan göndermişiz.
Şimdi tabi, ondan sonra Davutpaşa'da iş bittikten sonra
irtibat bürosuna aldılar. İrtibat bürosunda Yassıada ile
irtibattayız. Gittim geldim devamlı, işte o davalara falan
girerdim. Ara sıra Yassıada'da ormanın içinde dahi otururdum
sabaha kadar, gelen geçirdik. hiç uyumadan koltuk altında
silah, ondan sonra şeyden sonra ayrıldık tabi, akademiyi
kazandıktan sonra ayrıldık.
12 EYLÜL'DEKİ ROLÜ
12 Eylül'de de vardım, ben planlama grubundaydım, bizim
sabıkamız fazla. 12 Eylül'de ben Mamak Tugay Komutanı idim.
Ankara'daki operasyonu yapan adamdım. Ki oraya gelirlerdi
hapishaneye. Recep Ergün vardı
Allah rahmet eylesin. Orda da biz daha evvel planlama
grubuyduk, tayin dairesindeydim, beni oraya vereceklerdi
ihtilal hazırlanırken. Biliyordum ben, benim planlamam şöyle
oluyordu, belirli şahısları kritik yerlere atıyordum, çünkü
tayin daire başkanıydım.
Tayin daire başkanıydım, oraya ben şeyle atıyordum. Kim
biliyordu, Nurettin Ersin biliyordu, Mehmet paşa biliyordu
Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı, Kenan Evren biliyordu
tayinleri, bir de ben cebimde şey yapıyordum, katiyen kimse
bilmezdi onu. Ondan sonra yalnız ben oraya gideceğim. Mamak'a
gidecektim. Mamak'ta o Kırıkkale de bana bağlı. Kırıkkale'de
işçiler var, fabrika var, oradan da bazı sesler geliyor. 12
Eylül'de biz bundan da endişe ettik.
Oraya Kırıkkale'ye alay komutanı bir alayımız vardı orda.
Kimi atayayım kimi diye günlerce düşünmüşümdür. Sonra Atilla
Ateş'e atadım. Allah razı olsun çok iyi oldu. Yalnız şöyle bir
terslik oldu. 10 Eylül günü Atilla oradan bana geldi.
Kırıkkale'den, dedi "komutanım annemi kaybettim" dedi. O şeyli
Kastamonulu, ondan sonra Taşköprülü "oraya gideceğim" dedi,
"müsaade eder misiniz" dedi. Atla git dedim yarın gece saat
11'de burada olacaksın dedim en geç, ama anlamış,
söyleyemiyorsun da...
Kim vardı orada, yarbay, yarbay vardı. Yardımcısı yarbaya
da özel bir mektup yazdım. Dedim ki; "bu mektup Atilla
gelmezse, Allah korusun olabilir ki gelemeyebilir, bu mektup
benim emrimle, benden müsaade olmadan açılmayacak, ben oku
dediğim zaman açacaksın. Gelince alay komutanına vereceksin
bunu. Atilla Paşa gelirse alay komutanına vereceksin bunu,
bana soracak, öyle açacak" dedim. Allah korusun yani, ondan
sonra gece tabi oturuyorum 11 Eylül akşam, gece oturuyorum.
Ben zaten 2 ay evvel çocukları gönderdim Antalya'ya 1 sene
evvel zaten, 6-7 ay evvelinden. Seçim başladı, o zamanlar
çıktı ortaya 2-3 ay evvel 4 ay evvel. Ertelendi biraz. Şimdi
tabi günleri unuttum. Ben, hanım, Mamak'a gittim Mamak
kışlasında kalıyordum, çocukları gönderdim Antalya'ya kampa
gönderdim. ama hanıma bile söylemedim. Siz kalın dedim. Bazı
sıkıntılar var. Mamak'ta çalışıyorum, anladılar onlar da tabi.
Artık şehirle alakamı kestim ben. Oraya gittim. Orda
yatıyorum, orda kalkıyorum. Allah rahmet eylesin Eşref Bitlis,
Bolu'daydı, oradan da 2 tabur getirdik, o da bana misafir
oldu. Komando taburu getirdi. Sabıkalı adamız, sicili bozuk
bir adamım.
28 ŞUBAT
Hocayı, Demirel ile konuştum, dedim mutlaka gitmesi lazım,
biliyorsunuz dev gazeteler verdi, nizamiyeden döndük dedim.
Nizamiyeden döndük lafı enteresandır yani, bu demektir ki bir
halt olmasaydı biz... Ne dersem onu yaparlardı, hocaya ayrıl
dedim, ayrıldı. Daha ne olsun?
Bunu Cumhurbaşkanı şey, herkes bunu kabul etti. Biz bunu
yapacağız. Ben onu neden yayınladılar bilemiyorum. Bir sebebi
olmalı onun bir sebebi olmalı. Bir de şimdi burada
Genelkurmay'ın diri durması lazım. Bir partiyi kapattık yav.
Valla aynı kafadan gidiyorlar kafaların değişmesi lazım.
ONUR ÖYMEN, BİZDEN HABERSİZ SİYASİ ADIM ATMAZ
Onur Öymen gelecek bana, bakalım, buluşacağız. Telefon etti
Ankara'dan görüşmemiz lazım dedi. Peki dedim. Görüşeceğiz
konuşacağız. Dürüst, kafası çalışır. Ben Genelkurmay
başkanıyken o Dışişleri Bakanı Müsteşarıydı. Devamlı birlikte
çalışırdık. Son derece o karargahta, bizim gizli karargahta
bizim 2. Başkan oradaydı. Gider gelirlerdi. İrtibat sağlardık
ve birbirimizden haberimiz olmadan hiçbir siyasi şeyler
yapmaz. O zaman çok iyi işledi işler.
MESUT YILMAZ'A ALTIN TEPSİDE İKTİDAR TESLİM ETTİK
Ben Mesut Yılmaz'la 28 Şubattan sonra Bodrum'a gitmiştim
hatta gazeteler yazdı, manşet attılar. Karadayı yoruldu da
Bodrum'a gitti falan diye, o zamanın gazetelerine bakarsan.
Şimdi orada Mesut Yılmaz ile beraber bir araya geldik. Hanım,
Berna Hanım, Benim hanım dördümüz oturduk. Şeye şunu söyledim
Mesut Bey'e dedim ki: Mesut Bey, size altın tepside bir
iktidar teslim ediyoruz. Altın tepside önünüze kondu.
Bunu iyi değerlendirin dedim, kimin yanında eşinin yanında,
Berna Hanım'ın yanında gayet dikkatli dinliyorlar. Biz sizin
arkanızdayız, sizi sonuna kadar destekleyeceğiz, ama dedim
benim bazı taleplerim var. Bu taleplerim:
1- Siyasi Partiler Kanunu'nu değiştireceksiniz.
2- Seçim Kanunu'nu mutlaka değiştireceksiniz.
3- Sekiz yıllık eğitimi mutlaka sağlayacaksınız.
4- Milletvekili dokunulmazlığını kürsü dokunulmazlığına
çevireceksiniz.
Ondan sonra 7 tane şey saydım. Siyasi Parti Kanunu, Seçim
Kanunu, milletvekili dokunulmazlığı, 8 yıllık eğitim kanunu,
unuttum notlarımda var, 8 tane, 7 tane şey söyledim, hepsini
sırıtarak dinledi.
Sonra Cumhurbaşkanı dedi ki bana, bize, ikimize bir arada
otururken. Sayın Genelkurmay Başkanının bazı fikirleri var
dedi. Bunu dedi 3'ümüz bir araya gelelim de dedi, konuşalım.
Basından gizli, zaman zaman toplandık biz, görüştük. 8 yıllık
eğitim konusu açıldı, çocuklara ilkokul talebelerine Kur'an
kursu yarışması yaptırıyorlar, hanginiz iyi okuyacak hanginiz.
Öyle şey olur mu yav. Çocuk o zaman Kur'an düşecek Kur'an
ezberlemeye kalkacak. Elinde bir dosya var, şu kadar ince bir
şey, dosya şöyle, boyuna çeviriyor ben konuşurken, dedi ki,
bunu yaparsak şu kadar dersliğe ihtiyaç var, şu kadar şeye
dershaneye ihtiyaç var. Yapmayacaksanız dedim Hoca'dan ne
farkınız var...
Ondan sonra neyse geldik. 8 yıllık eğitime karar verdik. 8
yıllık eğitime değişecek diye komisyondan geçti. Bana dediler
ki, istihbarattan geldiler, efendim bunlar 8 yıllık eğitimi
5+3 yapacaklarmış, önerge vermişler, sahtekar bunlar, burada
karar veriyoruz. Bir milletvekili kalkıyor önerge veriyor,
hemen onu Meclis'te ayarlıyorlar, Yaşar Tüycü.
Allah biliyor ya inanmadım, ya dedim olmaz öyle şey
Cumhurbaşkanı ile konuştum, Başbakanla konuştum, komisyona
sevk ettirdim, komisyon kabul etti, yani hükümet, onun başında
Başbakan var, inanmadım, sonra Meclis'e gelindi. Hakikaten 5+3
dendi, adamlar kabul etti. Sonra 8 yıla zor çektik. Onlar bu
kadar adi adam, şimdi, Mesut Yılmaz da kaypak.
BENİ GÖREVDEN ALMAYA KALKTILAR
Beni emekliye ayırmaya kalktılar, 28 Şubat olmadan önce,
bunların bende belgeleri var. Bir gün şeydeyim Pazar günü,
oturuyorum ben, köşkün bahçesinde, hava gayet güzel,
nizamiyeye bir şey gelmiş. Köşkün nizamiyesi var ya sivil bir
adam gelmiş. Ahmet'e demiş ki, Ahmet benim emir subayım, ben
demiş ki, ben komutanı çok seviyorum, ben demiş Tansu hanımın
yanında çalışıyorum, onun korumasıyım. Komutana Tansu Hanım'ın
masasını karıştırırken, gözünden şöyle bir mektup buldum, yazı
buldum. O yazıya da çok üzüldüm, komutana bunu getiriyorum.
Gizlice oradan getirdim, demiş.
Baktım okudun, şöyle yazıyor. Cumhurbaşkanı'na teklif
ediyor. Diyor, Cumhurbaşkanını test ediyor. Genelkurmay
Başkanı'nı emekliye ayıralım, kararname hazırlayalım,
Cumhurbaşkanı'na götürelim. Cumhurbaşkanına diyelim ki, sen
askerden yana mısın, sivilden yana mısın, demokrasiden yana
mısın, onu zorlayalım imzalatalım, Cumhurbaşkanına çünkü
Genelkurmay başkanının tayinine Cumhurbaşkanı karar veriyor.
Onun üzerine ben bunu okudum, Çevik Paşa'yı çağırdım
aşağıda, köşkte oturuyor, 50 metre aşağıda köşkte oturuyor.
Otur şöyle Çevir, hemen okuttum okudu. Dedim, Çevik, bunlar
tehdit, bana vız gelir dedim kesinlikle. Sen dedim mantık şu
mu, var mı, bir Başbakanlık koruması, Başbakan'ın masasında
ona ait evrakı bulacak. Dedim ki, bunun bir fotokopisini alın,
fakat o gün de pazar, evde fotokopi yok, Ahmet fırladı
nizamiyeye gitti, oradan Muhafız Alayı'na gidecek, Muhafız
Alayı'nda tabii herkes izinli. Zaten adam orada bekliyormuş,
demiş ki benim hemen almam lazım, beni mahvederler. Aradan bir
dünya zaman geçti, o Meclis toplandı, AKP grubu ne diyorlar
ona en küçük grup onların. Ondan sonra bu kararında içerdiği
2'şer sayfalık bir karar alıyorlar. Onların içinden bir tek
Necmettin Cevheri karşı geliyor. Bu diyor çok tehlikeli bir
şey diyor, biz bunu 12 Eylül'de yapamadık diyor. Bu bakımdan
böyle bir şeye kesinlikle ben taraftar değilim diyor Necmettin
Cevheri.
GENELKURMAYIN GİZLİ ELİ: BAŞBAKANLIKTAN NASIL EVRAK
ÇALINMIŞ VE YERİNE KONMUŞ
Ondan sonra bunu merkez karar yönetim şeyinden sonra 2 saat
sonra bana rahmetli Güven Erkaya telefon etti. Komutanım sizi
dedi, bana bunu getirdiler ama el altından bizim de istihbarat
çalışıyor, tabii hemen o şeyi masanın içine koydum.
Komutanım dedi böyle böyle, ziyaret edeceğim dedi. Ben,
hemen gel dedim, oturdu biraz durgun şey, üzüntülü. Çıkarttı
kağıdı önüme koydu, ona da gelmiş, iki sayfa belge, ondan
sonra ben de önüne koydum bana da geldi şimdi dedim. Dedim
bunları ver bana.
Bunların hepsi gözdağı, ne yapabilirler, bir halt
yapamazlar, yani bizim alternatiflerimiz var, Bir şey yaparken
alternatifsiz şey yaparken, alternatifsiz bir şey yapmam. Onun
üzerine sonra Tansu Çiller beni ziyarete geldi, gelmek istedi,
fakat kabul etmedim.
On gün sonra tekrar eve telefon etti, bizim hanım çıktı.
Tansu Hanım dedi, ondan sonra ben çıktım dedi ki, sayın
Genelkurmay Başkanım sizinle görüşmek istiyorum dedi. Ondan
sonra peki dedim ben size haber veririm dedim. "Çok önemli bir
şey söyleyeceğim" dedi, "çok önemli bir şey söyleyeceğim size"
dedi, "peki" dedim ertesi günde kuvvet komutanları tesadüfen
bir araya geleceğiz. İşte yemek yedik, yemekten sonra, dedim
ki arkadaşlar bu Tansu Hanım'ı birinci sefer kabul etmedim
biliyorsunuz, basın da yazdı bunu.
İkinci sefer, dün akşam bana telefon etti, böyle böyle
dedi, ne diyorsunuz. Şimdi bazıları dedi ki, komutanım bu
kahpe, bu kahpe dedi. Yani kamuoyuna ordu bize ihtilal
yapamaz, darbe yapamaz efendim havasını yaratmak için geliyor,
söyleyeceği bir şey yok.
Mesela bunlardan bir tanesi Allah selamet versin, Hikmet
Köksal. Onun üzerine bazıları evet dedi. Bazıları Güven Paşa
dedi ki, "komutanım çok önemli bir şey söyleyeceğim dediğine
göre, bu Başbakan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı kabul etmeniz
lazım" dedi.
İşte dedim ben Genelkurmay Başkanıyım dedim, kabul ediyorum
dedim. Geldi, yani geldi oturdu, ben kapıda karşılamadım.
Yüzbaşı, nöbetçi subayla karşıladım, odamın içerisinde
karşıladım. Ondan sonra otururken bana dedi ki, "beni çok
rencide ettiniz" dedi. Daha otururken daha "beni çok rencide
ettiniz" dedi. "Siz de dedim, bizi çok üzdünüz" dedim.Ben
dedim size, bu parti ile iktidar olmayın, çünkü ANAP'ta şeyden
olmuştu. ANAP'ın şeyin kitabında vardır dedim benim
söylediklerim. Meclis Başkanı vardı ya o zamanlar, doktor, son
dakikada ben ona haber gönderdim, gazeteler yazdı bunu bazı
kitaplarda da var. Geldi bana işte kesinlikle bu akşam iptal
edin dedi. Ben iptal ettirdim, program hazırlandı, imza
edecekler. O akşam Mesut Yılmaz'a şey yapılacak. Fakat ben
Brüksel'e gittim. Brüksel'deydim. Bükreş'e gittim zaman bunlar
böyle anlaştılar, bu sefer şeyle Tansu Hanım'la hâlâ daha
Tansu Hanım'a dedim ki, bunlarla koalisyon yaparsanız partiniz
biter dedim. Şimdi bana ne dedi biliyor musunuz, "şimdi ne
yapmamız lazım" dedi.
Şimdi dedim, istifa etmezi lazım dedim. Ondan sonra şimdi
deniz bitti istifa etmeniz lazım dedim. Sonra kalkacaktı, ben
dedim hepsini söyledim şimdi şeyiniz yok, istifa etmeniz lazım
dedim, bundan sonra masadan şeyi aldım. Bir dakika, kalkıyordu
masadan, bir dakika dedim Merkez Karar Yönetim Kurulu'nun
verdiği kararı, şöyle tuttum buna ne diyorsunuz dedim. Daha
okumadan şöyle baktı, "bu yanlış" dedi, bu yalan dedi,
okumadan bu yalan dedi.
DEMİREL, BEN NE DERSEM YAPARDI, BİRBİRİMİZDEN BİR ŞEY
SAKLAMAZDIK
Okumadan tabii, bunu kaçırmadım, hemen gittim
Cumhurbaşkanına telefon ettim, görüşmek istiyorum.
Cumhurbaşkanı'na hepsini aynen anlattım, birinci sefer ne
dediyse anlattım, Cumhurbaşkanı kalktı ben dedi, "deli miyim"
dedi, böyle bu adamların saçma saçma şeyiyle sizin emeklilik
şeyinizi nasıl onaylarım falan dedi. Demirel,
Cumhurbaşkanlığı'nı fevkalade iyi yaptı, ilişkilerimiz de
fevkalade iyiydi. Hatta bir gazeteye beyanat verdi.
Darbeyi Karadayı önledi, falan diye. Tabi çok iyi ilişkilerimiz vardı,
ben ne dersem onu yapardı. Mesela, Adana'ya gidecek efendim şu
mesajı verirseniz iyi olur, kesinlikle, bir de bir birimizden
hiçbir şeyi saklamazdık. |