|
BİLİMSEL
AYETLERİ KABUL ETMEYEN MİSYONER SİTESİNE REDDİYE
Atmosferin "7 katmanlı" olmasıyla ilgili bilginin Kur'an
da verildiği iddiası
Ayetler:
Sizin için yerde olanların tümünü yaratan O'dur. Sonra göğe istiva edip de
onları yedi gök olarak düzenleyen O'dur. Ve O, herşeyi bilendir. (Bakara Suresi,
29)
"Görmüyor musunuz; Allah, yedi göğü birbirleriyle bir uyum (mutabakat) içinde
yaratmıştır?" (Nuh Suresi, 15)
Bu ayetlerle atmosferin katmanları konusunun hiçbir ilgisi yoktur...Kur'an daki
"yedi gök" ifadesinin ilgili hadislere de bakılırsa bambaşka konularla ilgisi
olduğu görülür...
Mesela aşağıdaki ayetlerde EN YAKIN GÖĞÜN YILDIZLARLA DONATILDIĞI YAZMAKTADIR:
67:5- Andolsun biz,en yakın göğü kandillerle donattık ve onları, şeytanlar için
taşlamalar yaptık. Ve onlar için alevli ateş azabını hazırladık.
41:12- Böylece Allah onları iki günde yedi gök olmak üzere yerine koydu. Her
göğe kendi işini bildirdi. Biz en yakın göğü kandillerle süsledik ve koruduk.
İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir. (görüldüğü gibi Kuran 7
gökten bahsettikten sonra en yakın göğü kandilerle donattık diyor!!!)
YILDIZLAR ATMOSFER KATMANLARINDA (hele EN YAKIN GÖKTE/troposferde) OLAMAYACAĞINA
GÖRE Kur'an'ın atmosferin katmanlarından bahsettiği iddiası çürür...
Kur'an daki 7 gök değimi bazı islam alimlerince "cennete giden 7 yol/gök" olarak
yorumlanmıştır..Ama 7 gök ile ilgili ifadeleri eski uygarlıklar da kullanmışlardır.Eski putperest Araplar güneşin, ayın,Satürnün Jupiterin, Mars'ın ve Merkür'ün ve
Venüs'ün gökteki bu 7 objenin ilahlar olduğuna inanıyorlardı(bu gezegenleri
çıplak gözle görebiliyorlardı).Haftada günler de bundan türemiştir...İngilizcelerine dikkat edelim..Saturday
Sunday to Sun (Dies Solis),
Monday to Moon (Dies Lunae),
Tuesday to Mars (Dies Martis),
Wednesday to Mercury (Dies Mercurii),
Thursday to Jupiter (Dies Jovis)Friday to Venus (Dies Veneris).Ayrıca Muhammed'in bu "7 gök" inancı Yahudilikte de bulunuyordu yani yeni birşey
değildir..
BIR KERE GOK KELIMESI HEM DUNYANIN HEM EVRENIN KATMANLARI
IFADE EDILIRKEN KULLANILIR! SADECE BIR ANLAMA OZEL KULLANILMAZ ...YANI HEM
DUNYANIN KATMANLARI HEM EVREN YEDISER KATTIR ! YANI YEDI KAT GOK KELIMESI HEM DUNYA HEM
EVREN ICIN KULLANILIR; EVREN ICIN KULLANILAN GOK KELIMESI : YEDI
KAT ANLAMI ILE ALININCA YAKIN GOKLERIN YILDIZLARLA DONATILAN , TELESKOPLA
INCELENEN KATMANIN OLDUGU ANLASILIR...TABII BU KATMAN YEDINCI KATA DEK
GIDER...! DUNYANIN KATMANLARI ISE ZATEN
BILIMSEL OLARAK KANITLANMISTIR! DETAYA GIRMIYORUZ...AMA SUNUN ALTINI CIZELIM :
NUH -15'TE RABBIMIZ " GORMUYOR MUSUNUZ " DEMESI , BIZLERE
GOREBILECEGIMIZ BIR KATMANLARDAN BAHSETMEKTE OLDUGUNA ISARET ETMEKTEDIR KI
BUNLARDA SU AN EN YAKIN I. KATMAN GOK'UN YILDIZLARLA DONATILANLARININ
DISINDAKILERI GOREMEDIGIMIZE GORE BAHSETTIGI DUNYAMIZIN KATMANLARI OLMAKTADIR
... AMA YENI GOK TABIRI DUNYA KATMANLARI DISINDA 7 KAT YARATILAN
EVRENDEN BAHSEDIYOR SEKLINDE ELE ALINACAK OLURSA, BUNUDA SOYLE
ACIKLAYABILIRIZ: KIYAMETE DEK ILERLEYECEK TEKNOLOJIDE- ARTIK 7 KATMANDAN NE
KADARINI - GOZLEMLEYEBILIYORSANIZ, BAKIN, İNCELEYİN, BİR HTA GÖREMEZSINIZ! KATMANLAR ARASINDAKI UYUMLAR ISE ZATEN GOZUMUZUN ONUNDEDIR VE HERHANGI BIR
ATMOSFER KITABINI ALAN BUNLARI " GOREBILIR "!!
ESKI KITAPLAR DA YEDI KAT ANLATILIRMIS...SORALIM
O HALDE...NEDEN BUNU INCILDE HIRISTIYAN KAYNAKLARINDA BULAMAYIZ...MADEM -
HASA - HZ MUHAMMED ONLARI CALDI (! ) O'NUN YAPTIGINI O GELENE KADAR GECEN
610 YILINA KADAR NEDEN BI TANE HIRISTIYAN YAPMAMISTIR! HZ RESUL HINTCE MI
BILIRDI ...HANGI INSANLARDAN O BILGILERI ALDIGI KANITLANDI (!) ASIL
ONEMLISI NEDEN O DONEMDEKI BI MUSRIK BOYLE BIR IDDIADA BULUNMADI ...!.HADI
CANIM ...!
ESKI PUTPERESTLER YEDI TANRIDAN BAHSEDIYORLAR...YEDI
KATMANDAN DEGIL...YANI ARADAKI 7 RAKAMININ BENZER OLMASINDAN
...ALAKASIZ IKI KONUYU NASIL BIRBIRI ILE BAGLANTILAYABILIORSUNUZ HAYRETLER
ICINDEYIM...MAAASALLAH ! YEDI GOK INANCI YAHUDILIKTE OLABILIR...O
DININ ASLI ZATEN AYNI ILAHI KAYNAKTAN GELMEKTEDIR...VE O
KITABIN BOZULMAYAN TARAFLARININ KURAN ILE AYNI OLMASI ZATEN NORMALDIR...BUNU
INKAR EDEN HIC BIR ISLAM ALIMI YOK ...HATTA BAZI ISLAM ALIMLERI " HER NE
KADAR BOZULMUS OLSADA TAHRIF EDILMEYEN YERLERI VAR " DIYEREK TEVRATA BILE
ABDESTLI DOKUNULMASI GEREKTIGINI IFADE EDERLER... AMA BOZULAN TARAFLARI
ILE O KADAR AYRINILAN YERLER VARDIR KI KURAN ILE TEVRAT ARASINDA , KIMSE -HASA- ALINTIDAN BAHSEDEMEZ.BU KONU ICINDE TIKLAYINIZ LUTFEN:TEK DIN
ISLAMDIR VE K. MUKADDES ADLI DOSYALARIMIZ
YERYÜZÜNÜN KATMANLARI
Kuran'da yeryüzü ile ilgili verilen bilgilerden biri, yeryüzünün, yedi kat
olan gökyüzüne benzerliğidir:Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini
yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah'ın
herşeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah'ın ilmiyle herşeyi kuşattığını
bilmeniz, öğrenmeniz için. (Talak Suresi, 12)
Yukarıdaki ayette dikkat çekilen bu bilgiye bilimsel kaynaklarda da yer
verilmekte ve yeryüzünün yedi katmandan oluştuğu açıklanmaktadır. Bilim
adamlarının sıraladığı bu katmanlar şöyledir:
1. Kat:
Litosfer (su)
2. Kat: Litosfer (kara)
3. Kat: Astenosfer
4. Kat: Üst manto
5. Kat: Alt manto
6. Kat: Dış çekirdek
7. Kat: İç çekirdek |
 |
Kur’an’ın bilimsel bir şekilde “yörüngelerden” bahsettiği iddiası
Ayetler:"özen içinde yollar ve yörüngelerle donatılmış" (Zariyat Suresi, 7)Ayete bakalım..Zariyat 7- “Yollara sahip göğe andolsun ki,(elmalılı)”Görüldüğü gibi Kur’an daki bu ayet bilimsel verilere yaklaştırmak/uydurmak
uğruna “yollar” ya da benzeri anlamdaki kelime, “yörünge” diye çevrilmiştir!!!Bir de şu ayetler:“Geceyi, gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı yaratan O'dur; her biri bir yörüngede yüzüp
gidiyor”. (Enbiya Suresi, 33)“14:33- Sürekli olarak yörüngelerinde hareket eden ay ve güneşi, geceyi ve
gündüzü sizin emrinize verdi”İlk önce çok çok önemli olan birşey dikkatimizi çekiyor bu ifade sayesinde
Kur’an’ın ne demeğe çalıştığına dair önemli bir ipucunu yakalıyoruz..Günaş-ay bunlar “yörüngelerinde yüzüyor” peki ya NEDEN DÜNYADAN BAHSEDİLMİYOR?!?
Eğer Kur’an dünyadan bahsetseydi gerçekten bu ayet bir mucize olurdu! Ama tabi
ki Kur’an ın hiçbir yerinde “dünya yörüngesinde hareket ediyor” diye bir bilgi
yoktur...
YAHU : GUNDUZ GECE -ENBIYA :33-
NEREDE OLUR...DUNYAMIZDA DEGIL MI...ISTE SIZE DUNYA ! YOKSA GUZDUZ GECE ILE AY
VE GUNESIN NE BAGLANTISI VAR KI AYNI FIILE BAGLANMIS OLSUNLAR ... GECE
GUNDUZUN YORUNGESI NASIL OLUR...AYRICA DIKKAT :DUNYANIN MI
YORUNGESININ OLDUGUNUN ALTINI CIZMEK BILIMSELLIK OLUR YOKSA , HALA GUNUMUZDE
GUNESIN BILE YORUNGESI OLDUGUNU BILMEYEN MILYON- MILYARLARIN OLDUGU AY -GUNESIN
YORUNGESININ OLDUGUNUN IFADESI MI DAHA BILIMSELDIR...ASLINDA BU BIR ITIRAF DEGIL MIDIR !!!BILIMSELLIK ILLA MISYONERLERIN
ISTEDIKLERINI ISPATLAYINCA MI BILIMSELLIK OLACAK ...HADI CANIM ...!
Güneş...ay...
Güneş, hakikaten de eski toplumlara göre hergün DOĞUDAN BATIYA “yörüngesinde
yüzer” ay da aynen öyle...Kur’an ın demeğe çalıştığı da budur.Aslında Kur’an da bu ayette bilimsel bir mucize olacağına bilimsel bir “hata”
olduğu bile savunulabilir.Çünkü Muhammed’in gerçekten çıplak gözle , güneşin
doğudan batıya “hareket ettiğini” düşünmüş olma olasılığı fazladır...Şu ayet bizi bu konuda şüpheye düşürür...“36:40- Ne güneşin aya çatması yaraşır, ne de gece gündüzü geçebilir; onların
her biri kendi yörüngesinde yüzerler.”Yani Muhammed’in gerçekten de güneşin dünya etrafında hareket etiğinden ve aya
çarpmaması/çatmamasından bahsettiği güçlü bir olasılıktır
Yani Muhammed’in “güneş,ay yörüngelerinde yüzüyor” sözüyle anlatmak istediği
tabi ki Ay’ın dünyanın etrafında döndüğü ya da bilimsel anlamda “yörüngesi”
olduğu değildir...Sadece, bazı hadislerde de açıkça belirttiği gibi (Taberi
Volume 1 yaratılış ve Tufan ile ilgili bölüm sayfa) ,Güneşin ” kendisi için
belirlenmiş bir alanda” periyodik olarak KENDİ YOLUNDA doğudan batıya her gün
hareket ettiğidir...Bu hareketin de “Allah tarafından kendisi için belirlenen
yörünge/kader/yol” olduğudur..Zaten Muhammed’in çıplak gözle gördüğü de bu olaydır..Aynı şey ay için de
geçerlidir...
YAHU AYETLERDE " ACIKCA " YORUNGEDEN
BAHSEDILIRKEN BUNLARI CARPITIP , YORUNGE KELIMESINI DUNYANIN
KENDI ETRAFINDA DONMESI OLARAK " NASIL CARPITABILIYORSUNUZ ANLAMAK MUMKUN DEGIL...BI
DE DEMEZLER MI - 36:20 - DONERKEN DUNYA AY'A CARPMAZ...BREH BREH ...NEDIR
ANLATILAN : DUNYA-AY VEYA GUNESIN YORUNGELERI BIRBIRI ILE CAKISMAZ ! HER
BIRININ YORUNGESI BELIRLENMIS...YUZERLER !!! HELE BIR DE BATIDAN DOGUYA DIYE
ARAYA LAF SOKUSTURMALARI YOK MU... BITIYOM BU ORYANTALISTLERE ! ISI ONCEKI AYETLERI VEREREK NOKTALAYALIM...BAKALIM KIM
ASIL ISINE GELEN YERLERI ALIP GERI KALANI BIRAKIYORMU : "
38- Güneş'te yörüngesinde akıp
gitmektedir. Bu, üstün ve bilen Allah'ın kanunudur.39- Ay içinde bir takım yörüngeler tayin
ettik. Nihayet o eğri hurma dalı gibi hilal olur da geri döner.40- Ne güneş aya erişebilir, ne de
gece-gündüzün önüne geçebilir. Hepsi belli bir yörüngede (felekte)
yüzmektedirler.
AY'IN YÖRÜNGESİ
Ay'a gelince, Biz onun için de birtakım uğrak yerleri takdir
ettik; sonunda o, eski bir hurma dalı gibi döndü (döner). Ne Güneş'in Ay'a
erişip-yetişmesi gerekir, ne de gecenin gündüzün önüne geçmesi. Her biri bir
yörüngede yüzüp gitmektedir (Yasin Suresi, 39-40 )

 |
Ay'ın yörüngesi diğer gezegenlerin uyduları gibi düzgün bir yörüngede
ilerlemez. Ay, yörüngesinde seyrederken Dünya'nın bazen önüne bazen arkasına
geçer. Aynı zamanda Dünya'yla birlikte Güneş'in etrafında da döndüğünden, uzayda
sürekli "S" harfi benzeri bir yörünge çizer. Ay'ın uzaydaki bu yörüngesinin
şekli, Kuran'da "eski bir hurma dalı gibi döndü (döner)"
ifadesiyle tarif edildiği gibi, kurumuş hurma ağacı dalının eğriliğine oldukça
benzemektedir. Nitekim ayette geçen "urcun" kelimesinin anlamı,
kuruyup incelmiş, bükülmüş hurma dalıdır ve hurma ağacının
meyveleri toplandıktan sonra, salkımdan geriye kalan kısmı ifade etmek için
kullanılır. Ayrıca bu salkım dalının "eski" ifadesiyle tasvir edilmesi de son
derece hikmetlidir, çünkü hurma dalının eskisi daha ince ve daha eğridir.
Kur’an ve embriyoloji...Ayetler:
“Ali İmran / 6 Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O'dur. O'ndan başka
ilâh yoktur. O mutlak güç ve hikmet sahibidir”.
“22:5. Ey insanlar! Eğer yeniden dirilmekten şüphede iseniz, şunu bilin ki, biz
sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan (aşılanmış yumurtadan), sonra
uzuvları (önce) belirsiz, (sonra) belirlenmiş canlı et parçasından (uzuvları
zamanla oluşan ceninden) yarattık ki size (kudretimizi)
gösterelim ” “Müminun / 13 Sonra onu sağlam bir karargâhta nutfe haline getirdik”
.
“Müminun / 14. Sonra nutfeyi alaka (aşılanmış yumurta) yaptık. Peşinden,
alakayı, bir parçacık et haline soktuk; bu bir parçacık eti kemiklere (iskelete)
çevirdik; bu kemikleri etle kapladık. Sonra onu başka bir yaratışla insan haline
getirdik.”“39:6- O, sizi bir nefisten yarattı. Hem sonra onun eşini de ondan var etti.
Sizin için yumuşak başlı hayvanlardan sekiz çift indirdi. Sizi analarınızın
karınlarında üç karanlık içinde yaratılıştan yaratılışa yaratıp duruyor. ”Bu bilgiler Muhammed’den yüzyıllar önce Yunanlı Galen’in yazmış olduklarıyla çok
büyük paralellikler göstermektedir..
HZ RESUL DE KAC DIL BILIRMIS...HINTCE, YUNANCA...ASAGIDA
GECECEK INGILIZCE-SURYANICE ...ALLLAAHH ...HZ RESUL UMMI - OKUMA YAZMA
BILMEYEN DEGIL SANKI BİR DE TIP UZMANI ...HEM DE ÇÖLÜN ORTASINDA ...! BIR DE BOZACININ SAHIDI SIRACI MANTIGI ILE KAYNAK
GOSTERDIKLERI KENDILERI GIBI MUSTESRIK OLMAZ MI...OH NE ALA
ONCE KENDI ADAMLARINA ISLAM'A SALDIRAN ESER YAZDIRT SONRA BAK KAYNAGIM VAR DE ,
ISLAM'A SALDIR... KEBAP WALLA... :
Aristotle’nin Hipokrat’ın Galen’in eserleri o bölgede zaten süryanice ye
çevrilmişti okunabilir olarak bulunuyordu(The Role of the Nestorians and Muslims
in the History of Medicine, Allen O. Whipple, 1967, Princeton Univ. Press, p.
16) Dr. Dr. Lucien LeClerc “Histoire de la Médecine Arabe” adlı kitabında şöyle
yazmıştır:“Harith Ben kalada Jandi Shapur’da tıp öğrenmiştir..Muhammed bu
konulardaki bilgisinin bir kısmını Harith Ben kalada’ya borçludur”
(LeClerc, op.cit.,
p. 123.)
HELE BI DE YEDI KELIMESINDE YAPILAN ONYARGININ AYNISI BURADA YAPILMAZ MI : NEYMIS EFENDIM 3 KARANLIK
KELIMESININ KAYNAGI NE IMIS :
" “Hipokrat....bazı zarlar ilk önce oluşur
diğerleri ikinci ayda diğerleri ise üçüncü ayda....demiştir " ... ZARLAR ....HADI
CANIM ....
FAKAT MUHAMMED BU ÜÇ KARANLIK İLE İLGİLİ KONUYU DA DİREK SAĞDAN SOLDAN DUYDUĞU
KİŞİLERDEN ALIP KUR’AN A KOYMUŞTUR BU BİLGİ HİPOKRAT’IN ESERLERİNDEN GELİR...
“Hipokrat....bazı zarlar ilk önce oluşur diğerleri ikinci ayda diğerleri ise
üçüncü ayda....demiştir..BU NEDENLE ALLAH “Sizi analarınızın karınlarında üç
karanlık içinde yaratılıştan yaratılışa yaratıp duruyor” şeklinde
buyurmuştur..Bu zarlardan her birinin kendi ‘karanlığı’ vardır.Allah bu
yaratılış aşamalarını/bir aşamadan diğerine geçişi ima ettiğinde bu ‘zarların
karanlığını’da ima etmiştir..Ayrıca Hipokrat ‘kulaklar açıldı,ve sıvıyla dolu
gözler’ BU NEDENLE
MUHAMMED beni yaratan işitmemi ve gözlerimi açana ibadet ederim”
ZAR VE 3 AYDA OLUSMALARI 3 KARANLIK ILE
ALAKANLANDIRMAK ICIN ANCAK MISYONER OLMAK GEREKIR! IYI KI ADAM TIP KITABINDA KULAK- GOZDEN
BAHSETMIS- BU DURUM NORMALDE MUSTESRIKLER ONU ALIP NEREYE GETIRIYOR - YAW BENDE MUSTESRIKLERI BI SI ZANNEDERDIM...TAM MANKAFA
IMISLER HA...! ESKIDEN DUYDUKLARI BI HADISI, TUTUP, " HAZIR HIPOKRATLA
SALDIRMISKEN BUNU DA ARAYA YERLESTIRELIM " MANTIĞI ILE NE HALLERE DUSUYOLAR
YAHU...CEVAP AŞAĞIDA:
İNSANLARDAKİ ORGANLARIN GELİŞİM SIRASI

Anne karnındaki bebeğin organlarının oluşumu
hakkındaki çok yakın bir dönemde edinilen bilgiler Kuran ayetlerinde
verilen bilgiler ile birebir uyum içinedir.
|
O, sizin için kulakları, gözleri ve gönülleri inşa
edendir; ne az şükrediyorsunuz. (Mü'minun Suresi, 78)
Allah, sizi annelerinizin karnından hiçbir şey
bilmezken çıkardı ve umulur ki şükredersiniz diye işitme, görme (duyularını)
ve gönüller verdi. (Nahl Suresi, 78)
De ki: "Düşündünüz mü hiç; eğer Allah sizin
işitmenizi ve görmenizi alıverir ve kalplerinizi mühürlerse, onları size
Allah'tan başka getirebilecek ilah kimdir?"... (En'am Suresi, 46)
Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan
yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık. (İnsan
Suresi, 2)
Yukarıdaki ayetlerde Allah'ın insana bahşettiği birtakım duyulardan
bahsedilmektedir. Dikkat edilirse, Kuran'da bu duyulardan hep belli bir sıra ile
bahsedilmektedir: Duyma, görme, hissetme ve anlama.
Embriyolog Dr. Keith Moore, Journal of Islamic Medical Association'da
yayınlanan bir makalesinde, embriyonun gelişim sürecinde iç kulakların ilk
halinin belirmesinden sonra gözün oluşmaya başladığını ifade etmektedir.
Hissetme ve anlama merkezi olan beynin ise, kulak ve gözün ardından gelişimine
başladığını söylemektedir.Anne karnındaki çocuk fetus halindeyken, hamileliğin yirmi ikinci günü gibi
erken bir dönemde kulaklar gelişir ve hamileliğin dördüncü ayında kulak tam
olarak fonksiyonel hale gelir. Fetus bundan sonra annenin karnındaki sesleri
duyabilir. Dolayısıyla yeni doğan bir bebek için işitme duyusu, diğer yaşamsal
fonksiyonlardan önce oluşur. Kuran ayetlerindeki öncelik sırası bu bakımdan
dikkat çekicidir. Dr.Mazhar U. Kazi, 130 Evident Miracles in the Qur'an, Crescent Publishing House, New York,
ABD,1998, ss.78-79.
İNSANIN DOĞUMU
Kuran'da insanlar iman etmeye çağrılırken oldukça farklı
konulardan bahsedilir. Allah, kimi zaman gökleri, kimi zaman yeryüzünü, bazen
hayvanları ve bitkileri insana delil olarak gösterir. Yine birçok ayette insanın
bizzat kendi yaratılışına dönüp bakması öğütlenir. İnsanın nasıl yeryüzüne
geldiği, hangi aşamalardan geçtiği ve temel maddesinin ne olduğu sık sık
hatırlatılır. Örneğin aşağıdaki ayetlerde şöyle buyrulmaktadır:
Sizleri Biz yarattık, yine de tasdik
etmeyecek misiniz? Şimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi gördünüz mü? Onu
sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa yaratıcı Biz miyiz? (Vakıa Suresi, 57-59)İnsanın yaratılışındaki mucizevi yönler, daha pek çok ayette
vurgulanır. Ancak bu vurgular arasında öyle bilgiler vardır ki, bunlar 7.
yüzyılda yaşayan insanların asla bilemeyeceği detaylardır. İşte bunlardan
bazıları:
1) İnsan, meni sıvısının tamamından değil, aksine çok küçük
bir parçasından (spermadan) yaratılır.
2) Bebeğin cinsiyetini erkek belirler.
3) İnsan embriyosu ana rahmine adeta bir sülük gibi
yapışır.
4) İnsan ana rahminde üç karanlık bölge içinde gelişir.
Yukarıda sıraladığımız bilgiler Kuran'ın indirildiği dönemde,
bilinmesi mümkün olmayan ve gözlemlenemeyecek detaylardır. Bunların
keşfedilmesi, ancak 20. yüzyıl teknolojisinin kullanılmasıyla mümkün olmuştur.Şimdi bu bilgileri sırasıyla inceleyelim.
Meniden Bir Damla

Üstteki resimde rahme dökülen meni görülmektedir. Erkekten atılan 250
milyon kadar spermden çok az bir miktarı yumurtaya ulaşmayı başarır.
Yumurtayı dölleyecek olansa, sağ kalmayı başaran 1000 kadar spermden
sadece bir tanesidir. İnsanın bütün meniden değil, meninin içindeki çok
küçük bir parçadan oluştuğu, Kuran'daki "akıtılan meniden bir damla su"
tanımlaması ile haber verilmiştir.
|
Spermler yumurtaya ulaşana kadar annenin vücudunda bir yolculuk geçirirler.
Bu yolculukta 250 milyon spermden ancak bin kadarı yumurtaya ulaşmayı başarır.
Beş dakika sonra sona erecek yarışın sonunda, yarım tuz tanesi büyüklüğündeki
yumurta, spermlerden yalnızca birini kabul eder. Yani insanın özü, meninin
tamamı değil, ondan küçük bir parçadır. Kuran'da bu gerçek Kıyamet Suresi'ndeki
ayetlerde şöyle açıklanmıştır:
İnsan, 'kendi başına ve sorumsuz' bırakılacağını mı
sanıyor? Kendisi, akıtılan meniden bir damla su değil miydi? (Kıyamet Suresi,
36-37)
Dikkat edilirse Kuran'da, insanın meninin tamamından değil,
onun içinden alınan küçük bir parçadan oluştuğu haber verilmektedir. Bu ayetteki
özel vurgunun, ancak modern bilim tarafından keşfedilen bir gerçeği açıklaması
ise, Kuran'ın Allah sözü olduğunun delilidir.
Menideki Karışım
Meni olarak adlandırılan ve spermleri taşıyan besleyici sıvı,
sadece spermlerden oluşmaz. Aksine meni, birbirinden farklı sıvıların
karışımından oluşur. Meni; sperm kanallarından, seminal keseciklerden, prostat
bezinden, idrar yollarına bağlı salgı bezlerinden salgılanan maddelerin bir
bileşimidir. Meni diye adlandırılan sıvının detaylı analizi yapılırsa bu
sıvının; sitrik asit, prostoglodinler, flavinler, askorbik asit, ergotionein,
fruktoz, fosforilkolin, kolesterol, fosfolipidler, fibrinolizin, çinko, asit
fosfataz, fosfaz, hiyolurinadaz ve spermler gibi birçok ayrı bileşenden
oluşmaktadır. Bu sıvıların, spermin gerek duyduğu enerjiyi karşılayacak olan
şekeri bulundurmak, baz özelliğiyle ana rahminin girişindeki asitleri nötralize
etmek, spermin hareket edeceği kaygan ortamı sağlamak gibi görevleri vardır.

Kuran'da erkeklik ve dişiliğin, "rahme dökülen meniden" yaratıldığı
bildirilmiştir. Oysa yakın zamana kadar cinsiyetin anne hücreleri
tarafından belirlendiği sanılıyordu. Kuran'da verilen bu bilgiyi bilim
20. yüzyılda keşfetmiştir. Kuran'da insanın yaratılışı ile ilgili olarak
buna benzer pek çok detay asırlar öncesinden haber verilmiştir.
|
Kuran'da meniden söz edilirken, modern bilimin ortaya çıkardığı bu gerçeğe
de işaret edilmekte ve meni "karmakarışık" bir sıvı olarak tarif edilmektedir:
Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir
damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören
yaptık. (İnsan Suresi, 2)
Başka ayetlerde ise yine meninin karışım olduğuna işaret
edilir, insanın ise bu karışımın "özünden" yaratıldığı vurgulanır:
Ki O, yarattığı herşeyi en güzel yapan ve
insanı yaratmaya bir çamurdan başlayandır. Sonra onun soyunu bir özden,
basbayağı bir sudan yapmıştır. (Secde Suresi, 7-8)
Burada "öz" diye çevrilen Arapça "sulale" kelimesi, öz ya da
bir şeyin en iyi kısmı demektir. Hangi şekilde alınırsa alınsın "bir bütünün bir
kısmı" anlamına gelir. Bu durum, Kuran'ın, insanın yaratılışını en ince detayına
kadar bilen Allah'ın sözü olduğunu açıkça göstermektedir.
Bebeğin Cinsiyeti
Yakın bir zamana kadar insanlar, bebeğin cinsiyetinin anne
hücreleri tarafından belirlendiğini sanıyorlardı. Ya da en azından, anne ve
babadan gelen hücrelerin birlikte cinsiyet belirledikleri zannediliyordu. Ancak
Kuran'da bu konuda farklı bir bilgi verilmiş ve erkeklik ve dişiliğin, "rahime
dökülen meniden" yaratıldığı bildirilmiştir:
Doğrusu, çiftleri; erkek ve dişiyi, yaratan
O'dur. Bir damla sudan (döl yatağına) meni döküldüğü zaman. (Necm Suresi,
45-46)
Kendisi, akıtılan meniden bir damla
su değil miydi? Sonra bir alak (embriyo) oldu, derken (Allah, onu)
yarattı ve bir 'düzen içinde biçim verdi.' Böylece ondan, erkek ve dişi olmak
üzere çift kıldı. (Kıyamet Suresi, 37-39)
 |
X kromozomu dişilik, Y kromozomu ise erkeklik
özelliklerini taşır. Anne yumurtasında yalnızca dişi cinsiyeti belirleyen
X kromozomu bulunur. Babadan gelen menide ise hem X hem de Y kromozomu
taşıyan spermler bulunur. Dolayısıyla bebeğin cinsiyeti annenin
yumurtasını dölleyen spermin X ya da Y kromozomu taşımasına bağlıdır. Yani
ayette belirtildiği gibi bebeğin cinsiyetini belirleyen etken, babadan
gelen menidir. Kuran'ın indirildiği asırda kesinlikle bilinemeyecek olan
bu bilgi, Kuran'ın Allah sözü olduğunu kanıtlayan delillerden biridir. |
Kuran'da verilen bu bilginin doğruluğu, genetik ve
mikrobiyoloji bilimlerinin gelişmesiyle birlikte bilimsel olarak da ispatlandı.
Cinsiyetin tümüyle erkekten gelen sperm hücreleri tarafından belirlendiği,
kadının ise bu işte hiçbir rolünün olmadığı anlaşıldı.
Cinsiyet belirlenmesindeki etken, kromozomlardır. İnsan yapısını belirleyen
46 kromozomdan iki tanesi cinsiyet kromozomu olarak adlandırılır. Bu iki
kromozom erkekte XY, kadında ise XX olarak tanımlanır. Bunun sebebi söz konusu
kromozomların bu harflere benzemesidir. Y kromozomu erkeklik, X kromozomu ise
kadınlık genlerini taşır.
Bir insanın oluşması, erkek ve kadında çiftler halinde yer alan bu
kromozomların birer tanesinin birleşmesi ile başlar. Kadında yumurtlama
sırasında ikiye ayrılan eşey hücresinin her iki parçası da X kromozomu taşır.
Oysa erkekte ikiye ayrılan eşey hücresi, X ve Y kromozomları içeren iki farklı
sperm meydana getirir. Kadında bulunan X kromozomu, eğer erkekteki X kromozomunu
içeren spermle birleşirse doğacak bebek kız olacaktır. Eğer Y kromozomu içeren
spermle birleşirse, bu kez doğacak çocuk erkek olur.
Yani doğacak çocuğun cinsiyeti, erkekteki kromozomlardan
hangisinin kadının yumurtasıyla birleşeceğine bağlıdır. Kuşkusuz genetik bilimi ortaya çıkıncaya dek, yani 20.
yüzyıla kadar bunların hiçbiri bilinmiyordu. Aksine pek çok kültürde, doğacak
çocuğun cinsiyetinin kadın bedeni tarafından belirlendiği inancı yaygındı. Hatta
bu nedenle kız çocuk doğuran kadınlar kınanırdı. Oysa Kuran'da, insanlara
genlerin keşfinden 14 yüzyıl önce bu batıl inanışı reddeden bir bilgi verilmiş,
cinsiyetin kökeninin kadın değil, erkekten gelen meni olduğu bildirilmiştir.
Rahme Asılıp Tutunan "Alak"
Kuran'ın insanın oluşumu hakkında verdiği bilgileri
incelemeye devam ettiğimizde, yine çok önemli bazı bilimsel mucizelerle
karşılaşırız.
|
|
Anne karnındaki bebek, gelişiminin ilk
aşamasında annesinin kanından beslenebilmek için rahim duvarına yapışıp
tutunan bir zigot halindedir. Yukarıdaki resimde bir et parçası görünümünde
olan zigot görülmektedir. Modern embriyolojinin tespit ettiği bu oluşum,
Kuran'da "asılıp tutunan" anlamına gelen, deriye yapışıp kan emen sülükler
için de kullanılan "alak" kelimesiyle 14 yüzyıl önceden mucizevi bir biçimde
bildirilmiştir. |
Erkekten gelen sperm ve kadındaki yumurta birleştiğinde,
doğacak bebeğin ilk özü de oluşmuş olur. Biyolojide "zigot" olarak tanımlanan bu
tek hücre, hiç zaman yitirmeden bölünerek çoğalacak ve giderek küçük bir "et
parçası" haline gelecektir.
Ancak zigot bu büyümesini boşlukta gerçekleştirmez. Rahim
duvarına asılıp tutunur. Sahip olduğu uzantılar sayesinde toprağa yerleşen
kökler gibi, buraya yapışır. Bu bağ sayesinde de, gelişimi için ihtiyaç duyduğu
maddeleri annenin vücudundan emebilir.88İşte burada çok önemli bir Kuran mucizesi ortaya çıkmaktadır.
Allah Kuran'da, anne rahmine tutunarak gelişmeye başlayan zigottan söz ederken,
"alak" kelimesini kullanmaktadır:
Yaratan Rabbin adıyla oku. O, insanı bir "alak"tan
yarattı. Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir. (Alak Suresi, 1-3)
"Alak" kelimesinin Arapçadaki anlamı ise, "bir yere asılıp
tutunan şey" demektir. Hatta kelime asıl olarak deriye yapışarak oradan kan emen
sülükler için kullanılır.Kuşkusuz, anne karnında gelişmekte olan zigotu bu özelliğiyle
tarif eden bir kelime kullanılması, Kuran'ın alemlerin Rabbi olan Allah'ın sözü
olduğunu bir kez daha ispatlamaktadır.
Kemiklerin Kasla Sarılması

Anne karnında gelişimini tamamlayan bebeğin kemikleri tam olarak
Kuran'da haber verildiği gibi belli bir dönem sonra kaslarla
sarılmaktadır.
|
Kuran ayetlerinde haber verilen bir diğer önemli bilgi ise, insanın anne
rahmindeki oluşum aşamalarıdır. Ayetlerde, anne karnında önce kemiklerin
oluştuğu, daha sonra ise kasların ortaya çıkarak bu kemikleri sardığı şöyle
haber verilmektedir:
Sonra o su damlasını bir alak (hücre
topluluğu) olarak yarattık; ardından o alak'ı bir çiğnem et parçası olarak
yarattık; daha sonra o çiğnem et parçasını kemik olarak yarattık; böylece
kemiklere de et giydirdik; sonra bir başka yaratışla onu inşa ettik.
Yaratıcıların en güzeli olan Allah, ne yücedir. (Müminun Suresi, 14)
Anne karnındaki gelişimi inceleyen bilim dalı embriyolojidir.
Ve embriyoloji alanında, yakın zamana kadar kemiklerle kasların birlikte ortaya
çıkarak geliştikleri sanılmıştır. Ancak gelişen teknoloji sayesinde yapılan daha
ileri mikroskobik incelemeler, Kuran'da bildirilenlerin eksiksiz bir şekilde
doğru olduğunu ortaya koymuştur.
Bu mikroskobik incelemeler göstermektedir ki, anne karnında,
tam ayetlerde tarif edildiği gibi bir gelişme gerçekleşir. Önce embriyodaki
kıkırdak doku kemikleşir. Daha sonra ise kas hücreleri kemiklerin etrafındaki
dokudan seçilerek biraraya gelir ve bu kemikleri sarar. Bu durum, Developing Human (Gelişen İnsan) adlı
bilimsel bir yayında şöyle tarif edilmektedir:
6. haftada kıkırdaklaşmanın devamı olarak ilk kemikleşme
köprücük kemiğinde ortaya çıkar. 7. hafta sonunda uzun kemiklerde de
kemikleşme başlamıştır. Kemikler oluşmaya devam ederken kas hücreleri kemiği
çevreleyen dokudan seçilerek kas kitlesini meydana getirirler. Kas dokusu bu
şekilde kemiğin etrafında ön ve arka kas gruplarına ayrışır.89
Kısacası insanın Kuran'da tarif edilen oluşum aşamaları,
modern embriyolojinin bulgularıyla tam bir uyum içindedir.
 |
İnsanın anne karnındaki gelişiminin pek çok aşaması Kuran'da haber
verilmiştir. Müminun Suresi'nin 14. ayetinde bildirildiği gibi anne
karnındaki embriyonun ilk aşama olarak kıkırdak dokusu kemikleşir. Ve
daha sonra bu kemikler kas hücreleri tarafından sarılmaya başlanır.
Allah bu gelişimi Kuran'da, "... daha sonra o çiğnem et parçasını
kemik olarak yarattık; böylece kemiklere de et giydirdik..."
ifadesiyle en açık şekilde tarif etmiştir.
|
|
Bebeğin Rahimdeki Üç
Karanlık Evresi
|
Kuran'da insanın anne karnında üç aşamalı bir
yaratılışla yaratıldığı bildirilmektedir:
... Sizi annelerinizin karınlarında, üç
karanlık içinde, bir yaratılıştan sonra (bir başka) yaratılışa (dönüştürüp)
yaratmaktadır. İşte Rabbiniz olan Allah budur, mülk O'nundur. O'ndan başka
İlah yoktur. Buna rağmen nasıl çevriliyorsunuz? (Zümer Suresi, 6)
Yukarıdaki ayette Türkçeye "üç karanlık içinde"
olarak çevrilmiş olan Arapça "fi zulumatin selasin" ifadesi embriyonun gelişimi
sırasında bulunduğu üç karanlık bölgeye işaret etmektedir. Bu bölgeler
sırasıyla:
a) Batın karanlığı
b) Rahim karanlığı
c) Döl yatağı karanlığıdır.
Görüldüğü gibi bugün modern biyoloji, bebeğin
embriyolojik gelişiminin yukarıdaki ayette bildirildiği şekilde, üç farklı
karanlık bölgede gerçekleştiğini ortaya koymuştur. Ayrıca embriyoloji alanındaki
gelişmeler bu bölgelerin de üçer katmandan oluştuğunu göstermiştir. Batın duvarı
üç tabakadan oluşur: Dış kas plakaları, iç kas plakaları, çapraz kaslar.90Benzer
bir şekilde rahim duvarı da üç katmandan oluşur: Epimetrium, miyometrium ve
endometrium.91Aynı
şekilde embriyoyu saran kese de üç katmandan oluşur: Amniyon (rahimde fetusu
saran en iç zar- amnion), koryon (orta amniyon zarı- chorion) ve
desidüa (dış amniyon zarı- decidua).92Ayrıca
ayette, insanın anne karnında, birinden diğerine farklılaşan üç ayrı evrede
meydana geldiğine işaret edilmektedir.Gerçekten de bugün modern biyoloji,
bebeğin anne karnındaki embriyolojik gelişiminin üç farklı devrede
gerçekleştiğini de ortaya koymuştur. Bugün tıp fakültelerinde ders kitabı olarak
okutulan bütün embriyoloji kitaplarında bu konu en temel bilgiler arasında yer
alır. Örneğin, embriyoloji hakkında temel başvuru kitaplarından biri olan
Basic Human Embryology (Temel İnsan Embriyolojisi) isimli kaynakta bu
gerçek şöyle ifade edilmektedir:
Rahimdeki hayat 3 EVREDEN oluşur; preembriyonik (ilk 2,5
hafta), embriyonik (8. haftanın sonuna kadar) ve fetal (8. haftadan doğuma
kadar).93
|
Zümer Suresi'nin
6. ayetinde insanın anne karnında, birinden diğerine farklılaşan üç ayrı
bölgede meydana geldiğine işaret edilmektedir. Gerçekten de bugün modern
embriyoloji bilimi, bebeğin anne karnındaki embriyolojik gelişiminin üç
farklı bölgede gerçekleştiğini ortaya koymuştur.
|
Bu evreler bebeğin farklı gelişim aşamalarını
içerir. Bu üç gelişim safhasının belli başlı özellikleri kısaca şöyledir:
- Preembriyonik evre:
Bu ilk evrede zigot bölünerek çoğalır, bir hücre
kitlesi haline geldikten sonra kendini rahim duvarına gömer. Hücreler çoğalmaya
devam ederken 3 tabaka halinde organize olurlar.
- Embriyonik evre:
İkinci evre toplam 5,5 hafta sürer ve bu süre
boyunca canlı "embriyo" olarak adlandırılır. Bu evrede hücre tabakalarından
bedenin temel organ ve sistemleri ortaya çıkar.
- Fetal evre:
Bu döneme girildiğinde, embriyo artık "fetus" olarak adlandırılır. Bu dönem
gebeliğin 8. haftasından itibaren başlar ve doğuma kadar sürer. Bir önceki
dönemden ayırt edici özelliği fetusun yüzü, elleri ve ayaklarıyla belirgin,
insan dış görünümüne sahip bir canlı olmasıdır.
Dönemin başında 3 cm boyunda olmasına rağmen tüm organları ortaya çıkmıştır. Bu
dönem 30 hafta kadar sürer ve gelişme doğum haftasına kadar devam eder.
Anne rahmindeki gelişim ile ilgili bu bilgiler,
ancak modern teknolojik aletlerle yapılan gözlemler sayesinde elde edilmiştir.
Ancak görüldüğü gibi bu bilgilere de, diğer pek çok bilimsel gerçek gibi,
mucizevi bir biçimde Kuran ayetlerinde dikkat çekilmiştir. İnsanlığın tıbbi
konularda hiçbir detaylı bilgiye sahip olmadığı bir dönemde, Kuran'da bu derece
ayrıntılı ve doğru bilgiler verilmiş olması, elbette Kuran'ın Allah'ın sözü
olduğunun açık bir delilidir.
(Detaylı bilgi için bkz. Harun Yahya,
İnsanın Yaratılış Mucizesi,
Araştırma Yayıncılık)
88. Keith L. Moore, E.
Marshall Johnson, T. V. N. Persaud, Gerald C. Goeringer, Abdul-Majeed A. Zindani,
Mustafa A. Ahmed, Human Development as Described in the Qur'an and Sunnah,
Commission on Scientific Signs of the Qur'an and Sunnah, Makkah, 1992, s. 36.
89. Keith L. Moore, Developing Human, 6. baskı, 1998.
90. http://anatomy.med.unsw.edu.au/cbl/embryo/Notes/git4.htm
91. http://virtual.yosemite.cc.ca.us/uyeshiros/AP50/Repro.htm
92. Dr. Mazhar U. Kazi, 130 Evident Miracles in the Qur'an, Crescent Publishing
House, New York, ABD, 1998, s. 84.
93. Williams P., Basic Human Embryology, 3. baskı, 1984, s. 64.
TOPRAK VE
SUDAN YARATILMA
İnsanı çamurdan
oluşan bir özden yarattık. 23 Müminun Suresi 12
O yarattığı her şeyi güzel yaratmıştır. Ve insanın yaratılışına çamurdan
başlamıştır. 32 Secde Suresi 7
Sizi topraktan yaratması O'nun delillerindendir... 30Rum Suresi 20
Ve O sudan bir insan yarattı ve ona soy sop verdi. Efendin her şeye gücü
yetendir. 25 Furkan Suresi 54
 
Kuran, insan
yaratılırken kullanılan ham maddelerin toprak ve su olduğunu ortaya koymaktadır.
Kuran, bazen bu ham maddeleri ayrı ayrı vurgulamakta, bazen de insanın çamurdan
yaratıldığını söyleyip toprak ve suyun bileşiminden insanın yaratıldığını
açıklamaktadır.
İnsanın
topraktan yaratılması üzerine çok spekülasyonlar yapılmıştır. Biyoloji ve kimya
gibi bilimlerin ilerlemesiyle; hem toprağın, hem de insan vücudunun analitik
incelemesi yapıldı. Bu incelemeler sonucunda insan vücudunun içerdiği maddeler
ile toprağın içerdiği maddelerin tamamen aynı olduğu anlaşıldı. Bu maddeler
alüminyum, demir, kalsiyum, oksijen, silikon, sodyum, potasyum, magnezyum,
hidrojen, klor, iyot, manganez, kurşun, fosfor, bakır, gümüş, karbon, çinko,
kükürt ve azottur. Amerika'daki bir kimya bürosunun yaptığı analize göre insan
vücudunun %65'i oksijen, %18'i karbon, %10'u hidrojen, %3'ü azot, %1.5'u
kalsiyum, %1'i fosfor, geri kalanı da diğer elementlerdir. Yaratılış denilen
Allah'ın muhteşem sanatı işte bu cansız, şuursuz atomları belli bir şekilde
birleştirip insanı meydana getirmektedir. Bu maddeler sırf ham madde olarak çok
düşük değerlere alıcı bulmaktadır. Oranlarını verdiğimiz temel maddelerin New
York Borsasındaki değeri 4.5 Dolar'dır. Evet, tam tamına 4.5 Dolar. İşte insanın
temel malzemesinin fiyatı. Allah 4.5 Dolar'lık malzemeden insan mucizesini
yaratmaktadır. Görülüyor ki beceri, bu 4.5 Dolar'lık malzemede değildir. Bütün
övgü, bu ham maddeleri de, bu ham maddelerden insanı da yaratan Allah'adır.
Övgü
Alemlerin Efendisi Allah içindir.
1 Fatiha Suresi
2
TOPRAĞIN ÖZÜ
Müminun Suresi
12. ayette dendiği gibi insan bir “özden” yaratılmıştır. Allah topraktaki
elementleri, çok ince bir şekilde ayarlayarak insanı yaratmıştır. İnsan
vücudunda gerekli her element belli değer aralıklarında var olabilmektedir. Bu
değer aralığından sapmalar olduğunda hastalıklar, ölümler ortaya çıkabilir.
Vücutta baştan bu maddeler dengeli bir şekilde dağıtıldıkları gibi, vücut
sonradan bu maddeleri dengeli bir şekilde kullanacak, fazlalıkları dışarı atacak
biçimde de yaratılmıştır. İnsan vücudunda yaklaşık 2 kg kalsiyum vardır. Eğer bu
kalsiyum azalırsa bir elmayı ısırmamız dişlerimizin parçalanmasıyla
sonuçlanabilir. Vücudumuzun 120 gr kadar potasyuma ihtiyacı vardır. Bu maddenin
eksikliği kas ağrıları, kramplar, yorgunluk, bağırsak rahatsızlıkları, kalp
çarpıntısı olarak kendini gösterir. çinkoya olan ihtiyacımız ise sadece 23 gr
kadardır. Bu düşük miktarın eksikliği hafıza kaybı, cinsel yetersizlik, hareket
gücünün azalması, koku ve tad alma duyusunun zayıflamasıyla kendini gösterir.
100 mikrogramlık selenyumun eksikliği kas zayıflığı, kalp ve damarlardaki esneme
kabiliyetinin bozulmasıyla kendini gösterir...
Tüm bu veriler
bize Allah'ın insanı topraktan rastgele yaratmadığını, aynı ayette söylendiği
gibi; toprağın içindeki elementleri belli ölçüyle belirleyerek insanı toprağın
belli bir özünden yarattığını göstermektedir. Görüldüğü gibi Kuran'da hiçbir
kelime boşu boşuna geçmemektedir.
İnsan
vücudundaki bu elementlerin incelikle ayarlanması Allah'ın mükemmel
tasarımcılığını gözler önüne sermektedir. Secde Suresi'nde Allah'ın güzel
yaratışına dikkat çekilmektedir. Gerçekten de çamur gibi basit görünümlü bir
maddeden insan gibi bir eserin yaratılması Allah'ın delillerindendir. Nitekim
Rum Suresi'nin 20. ayeti topraktan yaratılışın Allah'ın delillerinden biri
olduğunu vurgulamaktadır.
SU NASIL CANLANIYOR?
... Her canlıyı
sudan yarattık. Hala inanmayacaklar mı? 21 Enbiya Suresi 30
Allah hareket
eden her canlıyı sudan yarattı. 24 Nur Suresi 45
Furkan
Suresi'nde insanların, Enbiya ve Nur Sureleri'nde ise tüm canlıların sudan
yaratıldıkları söylenmektedir. Su, biyolojik olarak yaşayan maddenin temel
unsurudur. İnsan hücrelerden oluşmuştur. Hücreleri incelediğimizde % 60 ile % 80
arasında sudan oluştuğunu görürüz. Temel maddesi su olan hücre, canlı bir
maddedir. Canlılığın temeli olan su olmadan canlılık mümkün değildir.Suyu
incelediğimizde suyun iki hidrojen ve bir oksijen atomundan meydana geldiğini
görürüz. Kimyasal olarak her özelliği mükemmel ayarlanmış olan su, tamamen
cansız olan, %99'u boşluk olan atomlardan oluşur. Nasıl oluyor da %99'u boşluk
olan cansız atomlardan oluşan sudan yaratılan hayvanlar, insanlar canlanıyorlar?
Bu noktayı iyice düşünen, becerinin cansız atomlarda değil, bu cansız atomları
canlandıran Allah'ta olduğunu anlar. O Allah'tır. Yaratandır, kusursuzca var
edendir, biçim verendir. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanların
hepsi O'nu yüceltir. O üstündür, bilgedir. 59 Haşr Suresi 24

bIg
bang
21:104
-" Göğü, kitab dürer gibi dürdüğümüz zaman, yaratmaya ilk başladığımız gibi,
katımızdan verilmiş bir söz olarak onu tekrar var edeceğiz. Doğrusu biz bunları
yaparız."Kur'an da geçen "göklerle yer bitişik iken onların
ayrılması" cümlesinin Big Bang ile ilgisi olduğu tam olarak açık değildir...
Farzedelim ki gerçekten bu ayet Big Bang'i anlatıyor(varsayım)
Kur'an'dan çok çok önce yazılmış Hindu kutsal kitapları Brahmana’larda ve
Upanishad'larda "KOZMİK YUMURTANIN BÖLÜNÜP PARÇALANMASI/yarılması" ve sonrasında
evrenin oluştuğu ifadesi aynen bulunmaktadır..Üstelik "kozmik yumurta" kelimesi
aynen bugün bazı bilimsel çevrelerde de kullanılmaktadır...Yani herşey “bitişik”
iken ayrılmıştır .Sümer metinlerinde de üstü biraz kapalı olmakla
beraber
bu herşeyin"ayırıp,bölünüp yaratılması" ifadesi aynen kullanılmıştır...Bu
"ayrılma" konusu çok açık olmamakla beraber Tevrat'ta da
bulunur...Sonuçta Kur'an'daki bu düşünce orijinal değildir..Kur'an'dan çok çok
önce başka "kutsal kitaplarca da dile getirilmiştir...Sözde" big crunch" ı ifade eden ikinci ayete baktığımızda ayetin Big crunch
olayına yorumlamak için oldukça uğraşıldığını görüyoruz....
Yine de bu ayetin "big crunch" ı ifade ettiğini varsayalım...
Big Crunch HİPOTEZİ (evet sadece bir hipotez) bilimsel çevreler tarafından artık
ciddiye alınmamaktadır...Çünkü son yıllarda yapılan deneyler göstermiştir ki
evren "bir kitap ya da kitabın sayfalarının dürülmesi gibi" "big crunch" a
uğramayacak TAM AKSİNE genişlemeye devam edecektir..Çeşitli bilim adamlarının
görüşü budur...Big Crunch hipotezi 2002'den beri, çoğu bilim adamına
göre geçerliliğini yitirmiştir..Ayrıca Enam suresi 110’da söz edilen evrenin “yoktan var olduğu” ayeti değişik
çevirmenlerce değişik şekillerde çevrilmiştir..(bkz.Y.N. Öztürk çevirisi)..zaten
bu “yoktan var olma” konusu da yine Kur’andan çok çok önce yazılan Hint
metinleri Rig-Veda’da ve upanishad’larda bulunur
CESITLI BILIM ADAMLARI MI COGU
BILIM ADAMI MI ...AYRICA ZATEN BIG BANG EVREN HEMEN KITAP GIBI BUZULECEK DEMIYOR..GENISLEME
DEVAM EDIYOR, EDECEK AMA BIR GUN...ISTE O ZAMAN BUZULME BASLAYACAK!... SONUC TA BU OLACAK DIYOR...BU BİR SÜREÇ ...AYRICA ALLAH HER KAVIME
PEYGAMBER GONDERMISTIR...ONLARA AYNI SEYLERI ANLATTIRMISTIR...AMA BOZULAN ILAHI
HUKUMLERIN YERINI EFSANELER ALIRKEN ELBETTE ARALARINDA BAZI OLAYLAR
DEĞİŞEREK TE OLSA YER ALIR
..ZATEN HER EFSANENIN TEMELI BIR
GERCEK OLAY DEGIL MIDIR !!! AMA ZANNEDILMESIN YUKARIDA YAZANLARLA KURAN AYNI
SEYI SOYLUYOR:
BRAHMANLAR:KURAN
YOKTAN VAR EDILEMDEN BAHSEDER, BIG BANG'DE. YUMURTANIN PARÇALANMASI ILE ARADA BI
BAGLANTI YOK.YUMURTLAMAYALIM YANI! KOZMIK YUMURTA EVRENIN OLUSUMUNDA SONRAKI
EVREDE BAHSEDILIR, ILK YARATILIS ICIN DEGIL!
SÜMERLER: MISYONER ZATEN IDDIASIZ, USTU KAPALI DIYO, ZORLANMA MISYONER,
ZORLANMA!
TEVRATTA: ACIK OLMAMAKLA BIRLIKTE. E BI SIYIN DE TAM OLSUN BE MUBAREKSIZ ADAM!
EVRENİN SONU VE BIG CRUNCH
|

Big Crunch
teorisi, Big Bang'le başlayarak genişlemekte olan evrenin, gittikçe
hızlanarak içine çökeceğini öne süren bir teoridir. Teoriye göre
evrendeki bu çöküş, evren tüm kütlesini kaybedip sonsuz yoğunluktaki
bir noktaya dönüşene dek sürecektir. |
|
Evrenin yaratılışı,Big Bang denilen büyük bir
patlama ile başlamıştır ve o zamandan beri evren genişlemektedir. Bilim
adamları evrenin kütlesi yeterli miktara ulaştığında, çekim kuvvetleri
nedeni ile bu genişlemenin duracağını ve bunun evrenin kendi içine çökmeye,
büzülmeye başlamasına sebep olacağını bildirmektedirler.3
Büzülen evrenin de, sonunda "Big Crunch" (Büyük Çöküş) denilen çok yüksek
bir ısı ve sıkışma ile sonuçlanacağını ifade etmektedirler. Bu ise,
bildiğimiz tüm yaşam şekillerinin yok olması anlamına gelmektedir. Stanford
Üniversitesi'nde fizik profesörü olan Renata Kallosh ve Andrei Linde'nin bu
konu ile ilgili yaptığı açıklamalar ise şöyledir:
Evrenin akıbeti küçülmeye ve yok olmaya doğru
gidiyor. Gördüğümüz ve daha uzaklardaki göremediğimiz herşey bir protondan
bile küçük bir nokta şeklinde küçülecek. Sanki kara delik içindeymişsiniz
gibi.... Kara enerjinin en iyi tarifinin şu açıklama olduğunu bulduk:
Aşama aşama negatif hale gelen bu kara enerji, evrenin dengesinin
değişmesine sebep olacak ve büzülüp çökecek... Fizikçiler kara enerjinin,
negatif enerjiye dönüşeceğini ve evrenin yakın bir gelecekte büzüleceğini
biliyorlar... Fakat bugün görüyoruz ki, biz bu olayın başlangıcında
değiliz, ama evrenimizin hayat sirkülasyonunun ortasında olabiliriz.4
Big Crunch olarak ifade edilen bu bilimsel varsayıma, Kuran'da şöyle işaret
edilmektedir:
Bizim, göğü kitabın sahifelerini katlar
gibi katlayacağımız gün, ilk yaratmaya başladığımız gibi, yine onu (eski
durumuna) iade edeceğiz. Bu, Bizim üzerimizde bir vaiddir. Elbette,
Biz yapıcılarız. (Enbiya Suresi, 104)
Bir başka ayette ise göklerin bu durumu şöyle tarif edilmektedir:
Onlar, Allah'ın kadrini hakkıyla takdir
edemediler. Oysa kıyamet günü yer, bütünüyle O'nun avucu (kabzası)ndadır;
gökler de sağ eliyle dürülüp-bükülmüştür. O, şirk koştuklarından
münezzeh ve yücedir. (Zümer Suresi, 67)
Big Crunch teorisine göre başlangıçta olduğu gibi önce yavaşça, fakat
gittikçe hız kazanarak evren çökmeye başlayacaktır. Tüm bunların devamında
ise, evren sonsuz yoğunluk ve sonsuz ısıda, sonsuz küçüklükte bir nokta
haline gelecektir. Tarif edilen bu bilimsel teori, Kuran ayetleri ile
paralellik içindedir. (En doğrusunu Allah bilir.)
3)Philip Ball, "Black Crunch Jams Universal Cycle", Nature, 23 Aralýk 2002;
Dr. David Whitehouse, "Universe is 'doomed to collapse'", BBC News Online,
22 Ekim 2002, http://news.bbc.co.uk/1/hi/sci/tech/2346907.stm; Mark Schwartz,
"Cosmic 'big crunch' could trigger an early demise of our universe",
Stanford Report, 25 Eylül 2002.
4) Mark Schwartz, "Cosmic 'big crunch' could trigger an early demise of our
universe", Stanford Report, 25 Eylül 2002.
Zamanın izafiliği 1400 yıl önce mi
açıklandı?Ayetler
32:5-" O, gökten yere, (yukarıdan aşağıya) işleri düzenler, sonra da o işler,
sizin saydıklarınızdan bin yıl kadar olan bir günde O'na yükselir"
70:4- "Melekler ve Ruh miktarı ellibin yıl süren bir gün içinde ona çıkar."
ZAMANIN GÖRECELİĞİ
Zamanın
göreceliği konusu bugün ispatlanmış bilimsel bir gerçektir. Ancak bu gerçek,
yüzyılın başlarında Einstein'ın görecelik kuramı ile ortaya çıkmıştır. O
döneme dek insanlar zamanın göreceli bir kavram olduğunu, ortama göre
değişkenlik gösterebileceğini bilmiyorlardı. Ama ünlü bilim adamı Albert
Einstein, görecelik kuramı ile bu gerçeği açık olarak ispatladı. Zamanın,
kütleye ve hıza bağımlı bir kavram olduğunu ortaya koydu. İnsanlık tarihi
boyunca hiç kimse bu konuyu açıkça dile getirmemişti.
Tek bir istisnayla; Kuran'da, zamanın izafi olduğunu gösteren bilgiler
veriliyordu. Bu konuyla ilgili bazı ayetleri şöyle sıralayabiliriz:
... Gerçekten, senin Rabbinin katında bir
gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir. (Hac Suresi, 47)
Gökten yere her işi O evirip düzene koyar.
Sonra (işler,) sizin saymakta olduğunuz bin yıl süreli bir günde
yine O'na yükselir. (Secde Suresi, 5)
Melekler ve Ruh (Cebrail), O'na, süresi
elli bin yıl olan bir günde çıkabilmektedir. (Mearic Suresi, 4)
Kur'an ve evrenin genişlemesi iddiası
SÜREKLİ GENİŞLEYEN BİR EVRENDE YAŞIYORUZ
Ve Evren'i (Göğü) kuvvetimizle kurduk, muhakkak ki onu genişletmekteyiz.
51 Zariyat Suresi 47
Ayette "Evren, gök" diye çevirdiğimiz kelime Arapça "sema" kelimesidir. Bu
kelime aynı Türkçe'deki "gök" kelimesi gibi hem Evren'i, hem Dünya'nın
tavanını ifade eder. Yeryüzünün üstünün tümü "sema" diye adlandırılır.
Evren sonsuz mudur? Yoksa Evren sınırlarla çevrili durağan-sonlu bir yapıda
mıdır ? İşte size insanlığın büyük dehalarının tarihin en başından beri en
hararetli tartıştıkları konulardan biri.
Diyebiliriz ki insanlık tarihinde çok az konu bu kadar hararetle tartışılmış
ve tüm uğraşlara rağmen bu konuda işin içinden çıkılamamıştır. İlk önce
felsefenin içinde, daha sonra ise felsefeden bağımsızlığını ilan eden
fizikte, Evren'in sınırlarının sonsuz olup olmadığı tartışılmıştır. Tarihin
en parlak simalarının bir kısmı Evren'in sonsuz olduğunu, buna karşın birçok
ünlü düşünür de Evren'in sınırlarla çevrili bir şekilde sonlu olduğunu
söylemiştir. Oysa Kuran bu iki görüşün dışında sürekli genişleyen dinamik
bir Evren modeli çizmiştir. Kuran'ın çizdiği model, Evren'in her an bir sonu
olmakla sonsuz Evren modelinden, sürekli genişlemekle ise durağan sınırlı
Evren modelinden ayrılmaktadır. Böylece insanlığın bu en büyük tartışmasında
Kuran tüm düşünürlerin dışında üçüncü bir modeli tarif etmiştir.
İşte Kuran'ın Allah tarafından indirilip indirilmediğini anlamak isteyenler
için bir test imkanı. Bir tarafta ne felsefe, ne fizikle uğraşmış çöldeki
Muhammed. Diğer tarafta felsefenin, fiziğin ünlü düşünürlerinin iddiaları.
İşte Aristo, işte Ptolemy, işte Giordano Bruno, işte Telesio Patrizzi, işte
Galieo Galilei, işte Isaac Newton... Dünya tarihinin bu en büyük dehaları
gözlemleriyle, formülsel uğraşlarıyla Evren'in sınırlı, sonlu veya sonsuz
olduğunu iddia etmişler, fakat hiçbiri genişleyen dinamik Evren modelini
çizememişlerdir. Ancak 20. yüzyılda Edwin Hubble'ın gelişmiş teleskobuyla
gözlemleri, tüm yıldız kümelerinin hızla birbirlerinden uzaklaştığını tespit
etmiş, böylece genişleyen dinamik Evren modeli doğrulanmıştır.
Evren'in genişlediği ilk kez 1900'lü yıllarda ortaya atılmıştır. 1900'lü
yıllardan önce Kuran dışında bu iddiayı ortaya koyan tek bir kaynak bile
yoktur. Tek bir kaynak bile!..
MUHAMMED'İN ÇÖLDE SAKLADIĞI TELESKOP
Kuran'ın Allah tarafından indirildiğini inkâr edenler, Muhammed Peygamber'in
Kuran'ı uydurduğunu söylemektedirler. Peki bunu söyleyenler Muhammed
Peygamber'in Evren'in genişlediğini, 1900'lü yıllardan önce bilen Dünya
tarihindeki tek kişi olmasını nasıl açıklayacaklar? Acaba Muhammed Peygamber
1900'lü yıllarda yapılmış olan teleskobun bir benzerini 600'lü yıllarda icat
etmişti de, bu teleskobu kumlar altında mı gizliyordu? Acaba Muhammed
Peygamber teleskobu kullanmayı, yıldızların hareketlerini yorumlayacak
astrolojik bilgiyi biliyordu da, bunu insanlardan mı saklıyordu? Eğer
Muhammed Peygamber deli olduğu için Peygamber olduğunu iddia etti denirse;
bu nasıl bir deliliktir ki kendi döneminin insanlarının hiçbirinin bilmediği
ve bilmesine imkan olmayan, kendisinden 1300 yıl sonra ancak anlaşılacak
olan bir gerçeği biliyordu? Eğer Muhammed Peygamber kendi menfaatleri için
dini uydurdu denirse; bu nasıl bir menfaat uydurmadır ki bu kişinin
uydurdukları ancak 1300 yıl sonra tam anlaşılıyor; fakat kendi döneminde bu
ayeti söylemesi kendisine hiçbir menfaat sağlamıyor, hatta gözleriyle
Evren'in genişlediğini fark edemeyen düşmanlarına belki koz bile vermiş
oluyordu. Menfaat için hareket eden kişi, kendi yaşarken kendisine faydası
olmayan, hatta kendi döneminde anlaşılmadığı için eleştirilmesine yol açacak
bir şeyi söyler mi? Eğer tüm bu gerçeklere karşın hâlâ bir kişi "Muhammed
Peygamber kendi aklıyla bunu bildi" derse; bu nasıl bir akıldır ki kimsenin
bilemediğini biliyor fakat bunları kendi bildiğini kabul edeceğine, Allah
bana bildirdi diye yalan söylüyor! Toplu iğneyi bulan bir kişi bile bu
buluşuyla övünme eğilimindeyken, Muhammed Peygamber niye aklıyla övünmüyor
da "Bu (Kuran) benden değildir, bu Allah'tandır." diyor. Tevazudan mı? Bir
yandan Peygamber olduğunu söylerken inanılamayan, yalancılıkla itham edilen,
böylece ahlâken düşük bir mertebede gösterilen kişiyi, tevazu sahibi diye mi
yüceltecekler? Evet inkâr etmekte ısrar edenlere bir soru da biz soralım:
“Siz neyi savunduğunuzun, ne dediğinizin farkında mısınız?”
EVRENİN
GENİŞLEDİĞİ NASIL ANLAŞILDI?
Büyük deha Newton'un fiziğinde bir eksik vardı. Newton, sonsuz genişlikte ve
değişmeyen bir Evren modeline inanıyordu. Newton'un yerçekimi yasaları bir
sorunla karşılaşıyordu. Nasıl oluyordu da Evren'in başlangıcından beri geçen
çok uzun zaman sürecinde tüm madde birbirini çekip tek bir bileşime
dönüşmüyordu? Oysa Einstein'ın Newton'dan sonra ortaya koyduğu formüllerde
kütlenin varlığıyla zaman ve mekan değişiyordu.
Bilimsel platformda Evren'in genişlediğini ilk kez Lemaitre ortaya attı.
Resimde Lemaitre ve Einstein birarada görülüyor.
Einstein'ın formüllerinden yola çıkan Rus fizikçi Alexander Friedmann en
ufak bir etkide Evren'in genişleyeceğini veya daralacağını keşfetti. Bu
keşfin değerini anlayıp Evren'in genişlemekte olduğunu ise açıkça, iddialı
bir şekilde ilk savunan, Belçikalı papaz ve bilim adamı Georges Lemaitre
oldu. Lemaitre, Evren'in genişlemesini geri sardığımızda Evren'in tek bir
birleşimden patlayarak oluştuğunu, daha sonra Evren'in genişlediğini; bir
meşe palamadundan bir meşe ağacının büyümesi gibi Evren'in bu tek atomdan
ortaya çıktığını söyledi. Bu o kadar inanılmaz gözüküyordu ki, başta bu
iddiaya kendi formüllerinden ulaşılan Einstein bile inanamadı. Lemaitre'nin
fizikten pek anlamadığını söyleyerek, Evren'in sonsuz genişlikte ve değişmez
olduğunu söyledi.
İlk başta, Evren'in
genişlediği kuramsal olarak ortaya konmuştu. Hiçbir felsefecinin tarihin
uzun zaman diliminde ortaya koyamadığı bir açıklama, Kant gibi bir
felsefecinin "Saf Aklın Eleştirisi" eserinde, zihinsel çatışkılardan (zihnin
çözemeyeceği sorunlardan) biri olarak gördüğü ve "Zihin bu sorunu çözemez"
dediği konuda ortaya konmuştu. Bu kuram her şeye uyuyor ve Evren'in neden
yerçekimine rağmen çökmediğini açıklayarak Newton ve Einstein formüllerinin
bir birleşimini veriyordu. Alternatifi yoktu. Doğru anahtarın kendi kilidine
uyması gibi, doğru açıklama Evren'sel tabloya uymuştu. Fakat bilim
dünyasında ilk defa duyulan bu açıklama klasik tepkiyle karşılaşmıştı:
Hayır, olamaz!
Aynı yıllarda Amerikalı astronom Hubble, tüm bu kuramsal tartışmaların
dışında, Mount Wilson gözlemevinde son derece gelişmiş teleskobu ile
gözlemler yapıyordu. Hubble tüm galaksilerin birbirinden uzaklaştığını,
böylece Evren'in genişlediğini gözlemsel olarak buldu. Böylece görmediğimize
inana-mayız diyenlere Hubble; "Gördüğünüze inanmalısınız" dercesine
genişlemeyi ispatladı. (Hubble bu tespitini Doppler etkisiyle yaptı. Buna
göre uzaklaşan cisimlerin dalga boyları ışık dalgalarının spektrumunda uzar;
böylece kırmızıya kayar, cisimler yaklaşıyor ise dalga boyu kısalır, böylece
maviye kayar.) Tüm galaksilerden gelen ışığın, spektrumda kırmızıya kayması,
tüm galaksilerin uzaklaştığını gösteriyordu. Hubble bu gözlemiyle beraber
çarpıcı bir yasa da buldu, galaksilerin uzaklaşma hızları, galaksiler
arasındaki uzaklıkla doğru orantılıydı. Galaksi ne kadar uzakta ise, o kadar
hızlı uzaklaşıyordu. Bu sonuç tekrar tekrar test edildi. 1950'de ABD'de
Mount Palamar'da Dünya'nın en büyük teleskobu inşa edildi. Tüm testler,
yeniden kontroller hep bu gözlemi doğruladı. Hatta ölçümler yapılıp Evren'in
ilk yaratılış anının yaklaşık 10-15 milyar yıl önce olduğu iddia edildi.
Hubble'ın çalışmalarıyla Einstein da, Lemaitre de ilgileniyordu. Daha önce
Lemaitre'ın görüşlerine katılmayan Einstein, bir konferansta Lemaitre'e
haklı olduğunu beyan etti. Bu düşünceye inanmamasına yol açan görüşlerinin
hayatının en büyük hatası olduğunu itiraf etti. Böylece Evren'in dinamik,
sürekli genişleyen yapısı gözlemlerle doğrulanmış bir şekilde anlaşıldı,
dönemin en büyük fizikçisi Einstein da bu sonucu kabul etti.

Edvin HUBBLE teleskobuyla gözlem yaparken.
Hubble'ın ve Lemaitre'ın örneklerinde bir fizikçinin gerek kuramsal, gerek
gözlemsel yolla bir sonuca ulaştıklarında o sonucu nasıl sunduklarını
görüyoruz. Lemaitre kuramsal olarak ulaştığı sonuca dayanak olarak
Einstein'ın formüllerinden nasıl çıkarım yaptığını gösterirken, Hubble
yaptığı gözlemlerin verilerini ve sonuçlarını sunmaktadır. Böylece
fizikçilerin vardığı sonuç bir kitap dolusu altyapıyla bir arada ortaya
konmaktadır. Fizik kural-larının Yaratıcısı tarihteki en büyük
tartışmalarından birinin cevabını Kuran'da vermektedir. Kuran, bilim
adamlarından farklı olarak doğrudan sonucu verir, bu sonuca gidiş yolları,
bu sonuca nasıl ulaşıldığı önemli değildir. çünkü bu bilgiyi veren bu
araçları kullanmadan bu bilgiyi bilmektedir. Evet, Kuran doğrudan sonucu
verir. çok emin, çok kısa, çok net, çok açık bir şekilde.
Herhangi birimiz Evren'e üstten bakma şansına sahip olsaydık ve biri bize
"Evren'i tarif et" deseydi, herhalde ilk söyleyeceğimiz şeylerden biri
Evren'in genişlediği olurdu. Ancak bilimsel birikim ve gelişmiş
teleskoplarla farkedebildiğimiz bu gerçeği, Kuran'ın 1400 yıl önce söylemesi
ne müthiş bir olaydır. Bazıları "Hz. İsa körleri iyileştirecek şekilde
mucizeler gösterdiyse, niye çevresindeki herkes iman etmedi?" diye
sormaktadır. İşte dine bilimle karşı çıkılmaya çalışıldığı bir ortamda,
Kuran, bilimin en zor birkaç sorusundan birine bir cevap vermekte ve tarihte
bu cevabın aynısına rastlanmamaktadır. Gelişmiş teleskopların icadıyla
yapılan gözlemler Kuran'ı doğrulamakta, Kuran'ın bu mucizesinin benzerini
hiç kimse gösterememekte, fakat inanmaya niyetli olmayanlar yine
inanmamaktadır. Zaten Kuran bazı insanların hangi mucizeyi görürlerse
görsünler inanmayacaklarını belirterek insan psikolojisinin bu yönünü
açıklamada da mucize göstermiştir. Sanırız bu örneği gören kişi, İsa'nın ve
diğer Peygamberlerin gösterdiği mucizelere karşı kendilerine niye
inanılmadığını anlayacaktır. Mucizelerin şekli, zamana göre değişmekte,
fakat, hep açık arayan, gerçeği bulmaya çalışmak yerine, ben nasıl inkâr
ederim diye düşünen bazı insan tipleri hiç değişmemektedir.
MADDENİN
KÖKENİNDE KUVVET OLMASI
Evren'in genişlediğini söyleyen ayetin başında Evren'in kuvvetle yaratıldığı
açıklan-maktadır. Bu ayette "kuvvet" diye çevirdiğimiz kelime "Eyd" kelimesi
olup "yed" kökünden gelir ve "el" anlamına geldiği gibi, Kuran'ın birçok
yerinde "kuvvet" anlamında da kullanılır. örneğin aynı kelime 38-Sad
Suresi-17. ayette geçer ve "...Davud'u, kuvvet verdiğimiz kulumuzu
hatırla..." diye bu ayet tercüme edilir. Ayetin kuvvete dikkat çekmesinin
önemli bir nok-tayı vurgulama olasılığı vardır (Kuran'daki bilimsel
mucizelerin bazısı açıkça söylenerek gerçekleşmektedir. Evren'in
genişlediğinin söylenmesi gibi... Bazı bilimsel mucizeler ise işaretle
belirtilmişlerdir ki, bu mucizelere ancak yorumla varılabilir. Biz
kitabımızda açık gördüğümüz bir çok mucizeyi seçerek açıklıyoruz. Fakat
yorumla çıkabilecek bazı mucizeleri ise ana bir başlık açmadan, bir alt
başlıkla, bu şekilde dikkatlerinize sunmak istiyoruz). Bu "kuvvet" bir
atomun çekirdeğine kuvvet veya gücün yığıldığı veya çekirdeğin bu güç ve
kuvvetin üzerine inşa edildiği gerçeğine denk gelmektedir. Einstein'ın E=mc2
şeklinde formüle ettiği denklem, tüm Evren'in kuvvet üzerine bina edildiğini
göstermektedir (Enerji = Kütle x Işık Hızının karesi). Bu formül belki de
fiziğin en önemli formulüdür. Stephen Hawking satış rekorları kıran kitabı
"Zamanın Kısa Tarihi"nde matematiksel denklemler kullanmaktan kaçınmış fakat
bir tek Einstein'ın bu formulünü kullanmıştır. Bu formülle kütle veya
maddenin, enerjinin bir biçimi olduğu, maddenin enerjiye dönüşebilirliği
ortaya konmuştur. Böylece madde ile kuvvetin ayrımı yerine, maddenin kuvvet
olarak tarifi mümkün olmaktadır. Buradan da Evren'deki maddenin kuvvet ile
yaratıldığının söylenmesinin ne kadar önemli fiziksel bir gerçekliğe işaret
ettiği anlaşılabilir. Güneş'ten sayısız galaksilere, süpernovalara kadar her
şey aslında kuvvetten oluşmuştur.
Büyük Patlamadan sonra bu kadar çok maddenin,
yerçekimi kuvvetinin etkisiyle birbirinin üzerine kapanmadan, bu kadar geniş
bir alanda, bu kadar büyük bir hızla birbirinden uzaklaşması, Büyük
Patlama'da uygulanan kuvvetin olağanüstülüğünü göstermektedir. Bu kuvvet
sayesinde Evren genişlemekte ve madde birbirini çekip yeniden kapanmaktan
kurtulmaktadır. Bu kuvvet hem çok büyüktür, hem de Allah'ın üstün bilgisiyle
çok ince bir şekilde ayarlanmıştır. Bu kuvvet eğer daha zayıf olsaydı
gezegenler oluşmadan madde birbirini çekerek kapanacak ve ne galaksiler, ne
dünyamız, ne de hayat oluşacaktı. Eğer patlamada uygulanan kuvvet daha
şiddetli olsaydı; madde o kadar büyük bir alana yayılacaktı ki, yine ne
galaksiler, ne dünyamız, ne de hayat olacaktı. Bir fizikçinin çok güzel bir
benzetmesine göre; bu patla-manın galaksilerin, dünyamızın, hayatın
oluşacağı şekilde ayarlanmasının olasılığı; bir kurşun kalemi havaya
attığımızda, sivri ucu üzerinde durması kadar bile değildir. Allah, bu
patlamayla hem kudretinin büyüklüğünü, hem kendisinin bilinçli olarak ilk
andan itibaren nasıl her şeyi ayarladığını göstermekte, ayrıca mesajı
Kuran'da bu oluşumları anlatarak Kuran'ın kendi mesajı olduğunu da ispat
etmektedir.

Böylece Kuran tek bir ayette, 1900'lü yıllardan önce Evren'in genişlediğini
söyleyen tek kitap olma mucizesini göstermekte, aynı zamanda aynı ayetle
maddenin kuvvetle yaratıldığına da işaret ederek büyük mucizesini daha da
güçlendirmektedir.
E=mc2 formülünden, ışığın hızının büyüklüğünden dolayı atomun içinde
depolanmış olağanüstü enerjinin varlığı anlaşılmış ve atom santrallerinden,
atom bombalarına kadar yeni buluşlar bu formulün mantığına dayanılarak
yapılmıştır. Einstein'a kadar düşünürler maddeyi hareketsiz ve hareketi ise
bu hareketsiz maddenin bir tür itme sağlayarak neden olduğu bir etkinlik
olarak görmüşlerdir. Leibniz (1646-1716), Allah'ın hareketi maddeye içkin
yarattığını (hareketin maddenin iç yapısından kaynaklandığını) söyleyerek
maddenin enerjiye indirgenebilir olduğu fikrine yaklaşmıştır; ama bilim
dünyasında bu buluşun tam anlamıyla ortaya konuşu formulüyle Einstein'a
aittir.
Kur’an ve “duman
”
KISACA; EVRENIN 6 GUNDE YARATILMASI MESELESI MISYONERLERCE GUNDEME
GETIRILIYOR, CEVAP İÇİN
TIKLAYINIZ
EVRENİN GAZ AŞAMASI
Bir de
duman (gaz) halinde bulunan Evren'e (Göğe) yöneldi, ona ve yeryüzüne
"isteyerek veya istemeyerek gelin." dedik. İkisi de "İsteyerek geldik"
dediler. 41-Fussilet Suresi 11
Ayette
duman, gaz diye çevirdiğimiz kelimenin Arapça'sı ise "duhan"dır. Duhan genel
olarak gaz halinde bir madde ile havada az çok sabit bir biçimde duran küçük
taneciklerden oluşur. Ayetten, Evren'in gaz halinde bir aşamadan geçtiği ve
Allah'ın iradesi sonucu bu aşamadan sonra Evren'in ve yeryüzünün bugünkü
şeklini alacak şekilde ayrı bir aşamaya geçirildikleri anlaşılıyor.

Büyük
Patlama'dan (Big Bang) sonra Dünya'mızın, Güneş'in, yıldızların hemen
oluşmadığını biliyoruz. Evren hiçbir yıldız oluşmadan önce bir gaz bulutu
şeklindeydi. Bu gaz bulutunun ana maddesi Hidrojen'di. Hidrojen'den sonra
ise en çok var olan madde Helyum'du. Bu gaz bulutunda daha sonra oluşan
sıkışmalar ve yoğunlaşmalar yıldızların, gezegenlerin oluşumunu sağladı.
Bugünkü Dünya'mız, Güneş'imiz, gece görebildiğimiz yıldızlar hep bu gaz
bulutunun bir alt kümesiydi. Bugün bunları keşfedebilmemiz bilim tarihinde,
arka arkaya yapılan birçok buluşun, gözlemin, laboratuvar çalışmasının
sonucudur. Bir yandan sözlerle taciz edilen, bir yandan kılıçlarla
öldürülmeye çalışılan, aynı zamanda Allah'a ortak koşulmadan iman edilmesi
gerektiğini anlatan Muhammed Peygamber'in ne çağının tüm insanlarının
bilgisinin toplamı, ne de şahsi gözlemleri Evren'in daha önceden gaz halinde
olduğunu söylemeye yeterdi. Zaten Muhammed Peygamber'in iddiası da
kendisinden konuşmadığı, Evren'in yaratıcısının sözlerini ilettiğidir.
Bunlar
sonra vahyettiğimiz duyu organlarıyla algılanamayanın haberlerindendir.
Bunları sen de, toplumun da daha önce bilmiyordunuz. Şu halde sabırlı ol.
Şüphesiz sonuç sakınanlarındır. 11-Hud Suresi 49
UÇUŞAN GAZLAR BİR GÜN
MANOLYALARA DÖNÜŞECEK
Kuran'ın
bilimsel mucizelerinin sadece, bir mucize oluşsun, Kuran'ın dediğinin
doğruluğu birgün anlaşılsın diye söylenmediğini görüyoruz. Evet, tüm bu
mucizelerle Kuran'ın Allah tarafından gön-derildiği, Kuran'la hiçbir kitabın
yarışamayacağı ispat ediliyor. Aynı zamanda mucizeyi oluşturan ayetler çok
önemli bilgiler veriyor, Allah'ın yaratışındaki inceliklere,
olağanüstülüklere dikkat çekiyor.
Hiçbir Kuran ayeti "Bir gün Bush diye bir Amerikan başkanı olacak, onun oğlu
da..." şeklinde haberler vermiyor. Kuran'ın, indiği dönemde bilinemeyecek
olan bir bilgiyi, mucizevi bir şekilde söylemesi tek önemli nokta değildir.
Aynı zamanda bu sözün Dünya'mızda gördüğümüz tüm güzellikler daha kendisi de
insanlara önce gaz bulutu aşamasından geçmiştir. önemli bir bilgi
vermektedir. Bu ayeti (41- Fussilet 11) örnek alırsak, Kuran'ın 1400 yıl
önceden Evren'in daha önce gaz halinde olduğunu açıklaması bir mucizedir.
Fakat bir patlamayla tüm maddenin sürekli
genişleyen bir şekilde Evren'i oluşturduğu bir ortamda Evren'in gaz haline
mahkum olmaması, Allah'ın maddenin içine koyduğu yasalar çerçevesinde bu
gazdan yıldızların, gezegenlerin, insanların, manolyaların oluşması da
Allah'ın yaratılış mucizesidir. Yani Kuran mucizelerine bakarken hem bu
ayetlerin söylendiği yıllardaki bilgi seviyesine göre bu ayetlerin
söylenmesinin mucizeliğini düşünelim, hem de bu ayetlerin ifadesindeki
anlamları da göz ardı etmeyelim.
MÜKEMMEL ÇALIŞTIRILAN
KANUNLAR
Gaz bulutu
sıkışarak yıldızları oluştururken yaratılış kanunlarının çok ince bir
şekilde çalıştırıldığını görüyoruz. çekim kuvveti sayesinde gaz bulutu
içinde büzülme oluşur, yıldızlar yaratılır. çekim kuvveti öyle bir
çalıştırılır ki yıldızlar oluşur, fakat çekim kuvveti sonuna kadar işi
götürüp yıldızı bir kara deliğe çevirmez. Yerçekimini böylesine ölçülü
hareket ettiren nedir? Bu ölçü, bu denge, bilinçli bir Yaratıcıyı açıkça
göstermez mi? Evrende yaratılan kanunlar yıldızların da oluşumuna izin
verecek şekilde yaratılmıştır. Böylece Yaratıcının, yaratılışta hedeflediği
gayeleri ortaya çıkacaktır. çekim kuvveti; akıllı, bilinçli, şuurlu bir
nesne değildir ki tüm bu mükemmel oluşumlara kendisi sebebiyet versin. Acaba
Yaratıcı çekim kuvvetini yaratmasaydı da yıldızlar, gezegenler, Ay kalın
zincirlerle bağlanmaya, yerinde tutulmaya kalkışılsaydı nasıl bir israf,
nasıl bir çirkinlik, nasıl bir kargaşa hüküm sürerdi? Yaratıcı yerçekimi
kanununu yaratarak olayı ne de güzel çözmüştür. Yerçekimini Allah'ın,
Evren'e koyduğu bir yasa olarak gören Isaac Newton (1642-1724) yerçekimini
ilk keşfeden kişidir. Fakat o da, birçok fizikçi de Evren'in en başta bir
gaz aşaması geçirdiğini bilememişlerdir. Ne Kuran'dan önce, ne de Kuran'dan
bin yıl sonra…
Newton'dan
sonra Güneş'in bir gaz bulutunun sıkışmasıyla oluştuğu fikirleri ortaya
atıldı. örneğin Laplace "Dünya Sistemlerinin İzahı" adlı 1796 yılında
basılan kitabında Güneş'in gaz bulutlarının çekim gücüyle sıkışması
sonucunda oluştuğunu ve Dünya'nın Güneş'ten koptuğunu ileri sürdü. Daha
sonra İngiliz fizikçi Clerk Maxwell Dünya'nın Güneş'ten koptuğuna
matematiksel yaklaşımlarıyla itiraz etti. 1943 yılında Weizsocker, sonra
Ter-Haar, Chandiosekhor ve Kuiper teoriler geliştirdiler. Mount Wilson ve
Palamar'da teleskoplar ile yapılan gözlemler de tartışmaya dahil
oldu(Dünya'nın Güneş'ten ayrılıp ayrılmadığına dair Kuran'da bir açıklama
yoktur.) Dünya'nın Güneş'ten kopup kopmadığı tartışma konusu olmuştur ama
Evren'in daha önce gaz şeklinde olduğu hususunda bir tartışma yoktur. Allah
bizi ısıtan Güneş'i de, mavi okyanusları da, müziğin notalarını da,
yemeklerin lezzetini de birbirinden hızla ayrılan gaz bulutundan
yaratmıştır.
Artık
dileyen O'nu (Kuran'ı) düşünüp öğüt alsın. 80-Abese Suresi 12
Su
döngüsü:
Su döngüsünün Kur’an’da ifade edilen ve edilmeyen bazı evrelerini şu şekilde
açıklayabiliriz..
a)Denizlerden ve okyanuslardan buharlaşan sular,(Bilinmesi en zor olan budur ve
Kur’an’da geçmez)
b)Bulut
c)yağmur
d)Toprağın böylece ürün vermesi
7:57- Rahmetinin önünde müjdeci olarak rüzgarları gönderen O'dur. O rüzgarlar,
yağmur yüklü bulutları yüklenince, onu kurak bir memlekete gönderir, sonra
onunla yağmur yağdırır ve onunla her çeşit ürünü yetiştiririz. İşte Biz, ölüleri
de böyle diriltiriz. Gerekir ki düşünür, ibret alırsınız.
Ayeti b,c ve d aşamalarını içerir...
Herhangi bir insan bile hiçbir bilimsel bilgisi ya da araştırması olmaksızın
b,c,d aşamalarını bilebilir/anlatabilir.Ama a aşamasını yani okyanuslardan,denizlerden,göllerden buharlaşma olup bulut
oluşturma aşaması Kur’an’ın hiçbir ayetinde yoktur...
YAĞMURUN
OLUŞUMU
Yağmurun nasıl oluştuğu uzun süre insanlar için bir sırdı. Ancak hava
radarlarının keşfedilmesinden sonra, yağmurun hangi evrelerden geçerek
oluştuğu kesinlik kazandı. Buna göre, yağmur üç evreden geçerek oluşur: Önce
rüzgar yoluyla yağmurun "hammaddesi" havalanır. Ardından bulutlar meydana
gelir ve en son olarak da yağmur damlacıkları ortaya çıkar. Kuran'da
yağmurun oluşumu ile ilgili aktarılanlarda ise, tam da bu süreçlerden söz
edilmektedir. Bir ayette bu oluşum hakkında şöyle bir bilgi verilir:Allah,
rüzgarları gönderir, böylece bir bulut kaldırır da onu nasıl dilerse gökte
yayıp-dağıtır ve onu parça parça kılar; nihayet onun arasından yağmurun akıp
çıktığını görürsün. Sonunda Kendi kullarından dilediğine verince, hemen
sevince kapılıverirler. (Rum Suresi, 48)
Şimdi ayette ifade edilen üç evreyi teknik olarak inceleyelim:
1. EVRE:
"Allah rüzgarları gönderir..."
Okyanuslardaki köpüklenme ile oluşan sayısız hava kabarcığı sürekli ortaya
çıkmakta ve su zerreleri sürekli olarak gökyüzüne fırlamaktadır. Tuzca
zengin olan bu zerreler daha sonra rüzgarlarla taşınır ve atmosferde
yukarılara doğru yol alırlar. Aerosol adı verilen bu küçük parçacıklar "su
tuzağı" adı verilen bir mekanizmayla yine denizlerden yükselen su buharını
kendi çevrelerinde minik damlalar halinde toplayarak bulut damlalarını
oluştururlar.
2. EVRE:
"... böylece bir bulut kaldırır
da onu nasıl dilerse gökte yayıp dağıtır ve onu parça parça kılar..."
Tuz kristallerinin ya da havadaki toz zerrelerinin etrafında yoğunlaşan su
buharı sayesinde bulutlar oluşur. Bunların içindeki su damlacıkları çok
küçük olduklarından (0.01 ile 0.02 mm çapında) havada asılı kalırlar ve göğe
yayılırlar. Böylece gökyüzü bulutlarla kaplanır.
|
|
Yandaki çizimde
okyanuslardaki köpüklenme ile oluşan su zerreciklerinin gökyüzüne
fırlaması görülmektedir. Bu, yağmurun oluşumundaki ilk aşamadır.
Bundan sonra oluşan bulutlardaki su damlacıkları havada asılı kalacak
ve bunlar yoğunlaşarak yağmuru oluşturacaktır. Bu aşamaların tümü
ayetlerde eksiksiz olarak bildirilmektedir.
|
3. EVRE:
"... nihayet onun arasından
yağmurun akıp çıktığını görürsün."
Tuz kristallerinin ve toz zerreciklerinin etrafında biraraya gelen su
parçacıkları iyice yoğunlaşarak yağmur damlalarını oluştururlar. Böylece
havadan daha ağır bir konuma gelen damlalar, buluttan ayrılarak yağmur
biçiminde yere düşmeye başlarlar.
Görüldüğü gibi yağmurun oluşumundaki her aşama, Kuran ayetlerinde
bildirilmektedir. Üstelik bu aşamalar doğru sıralama ile açıklanmıştır.
Dünyadaki birçok doğal olayda olduğu gibi, bunda da Allah en doğru
açıklamayı yapmakta, üstelik bu açıklamayı keşfedilişinden asırlar önce
Kuran'la insanlara duyurmaktadır.
Yağmurun oluşumu ile ilgili olarak başka bir ayette şu bilgiler
verilmektedir:

(A) Ayrı ayrı
küçük bulut parçaları (kümülonimbüs bulutları) (B) Küçük bulutlar
biraraya geldiğinde oluşan daha büyük bulutun içindeki yukarı
çekilmeler artar, böylece bulutlar yukarıya doğru yığılır.
|
Görmedin mi ki, Allah bulutları sürmekte,
sonra aralarını birleştirmekte, sonra da onları üst üste yığmaktadır;
böylece, yağmurun bunların arasından akıp-çıktığını görürsün. Gökten
içinde dolu bulunan dağlar (gibi bulutlar) indiriverir, onu dilediğine
isabet ettirir de, dilediğinden onu çevirir; şimşeğinin parıltısı
neredeyse gözleri kamaştırıp götürüverecektir. (Nur Suresi, 43)
Bulut tipleri üzerinde araştırma yapan bilim adamları yağmurun oluşumu ile
ilgili şaşırtıcı sonuçlarla karşılaşmışlardır. Yağmur bulutları belirli bir
sistem ve aşamalar dahilinde oluşmakta ve şekillenmektedir. Yağmur
bulutlarından biri olan kümülonimbüs türü bulutların oluşum aşamaları
bilimsel olarak şöyledir:
|
|
Yukarıya doğru genişleyerek üst üste yığılan bulutlar dikey olarak
büyüdükleri için atmosferin daha serin yerlerine doğru ulaşırlar.
Atmosferin serin bölgelerinde ise su ve dolu damlaları büyümeye
başlar. Ağırlaşan su damlaları buluttan yağmur, dolu vs. şeklinde
düşmeye başlar. İşte bu bilimsel gerçek Nur Suresi'nin 43. ayetinde 14
asır önce: "... sonra da onları üst üste yığmaktadır; böylece,
yağmurun bunların arasından akıp çıktığını görürsün..." ifadesi
ile bildirilmiştir.
|
1. AŞAMA, Sürülme:
Bulutlar rüzgarlar tarafından bulundukları yerden itilir yani sürülürler.
2. AŞAMA, Birleşme:
Rüzgar tarafından itilen bu küçük boyuttaki bulutlar (kümülonimbüs)
sürüklendikleri yerde birleşip yeni büyük bulutları oluştururlar.
58
3. AŞAMA, Yığılma:
Küçük bulutlar birleştikten sonra büyük bulutun içindeki yukarı doğru çekiş
kuvveti artar. Bulutun merkezindeki yukarı çekiş kuvveti kenarlardaki
çekişten daha güçlüdür. Bu yukarı çekişler bulutun gövdesinin dikey olarak
büyümesine neden olur. Böylece bulutlar yukarıya doğru genişleyerek üst üste
yığılmış olur. Bu, dikey olarak büyümüş bulutun gövdesinin atmosferin daha
serin yerlerine doğru uzamasına sebep olur. İşte bu noktada atmosferin serin
bölgelerinde bulutta su ve dolu damlaları büyümeye başlar.
Bu aşamaların sonucunda, su ve dolu damlaları
-yukarı çekiş gücünün onları destekleyemeyeceği kadar- ağırlaştıkları zaman
da bulutlardan yağmur, dolu vs. şeklinde düşmeye başlarlar.
59
Unutmamak gerekir ki meteorologlar bulut oluşumu, yapısı ve fonksiyonu ile
ilgili detayları gelişmiş ekipmanlar (uçak, uydu, bilgisayar vs.) kullanarak
yakın zamanda öğrenmişlerdir. Görülen odur ki, Allah bu ayetlerinde de bize
1400 sene öncesinde bilinmesi mümkün olmayan bir bilgi vermiştir.
58. Richard A. Anthes, John J. Cahir, Alistair B. Fraser, Hans A. Panofsky,
The Atmosphere, 3. baskı, Columbus, Charles E. Merrill Publishing Company,
1981, ss. 268-269; Albert Millers, Jack C. Thompson, Elements of Meteorology,
2. baskı, Columbus, Charles E. Merrill Publishing Company, 1975, s. 141.
59. Richard A. Anthes, John J. Cahir, Alistair B. Fraser, Hans A. Panofsky,
The Atmosphere, 1981, s. 269; Albert Millers, Jack C. Thompson, Elements of
Meteorology, 1975, ss. 141-142.
BULUTLARIN AĞIRLIĞI
Bulutların ağırlığı çok şaşırtıcı rakamlara ulaşmaktadır. Örneğin,
kümülonimbüs türü fırtına bulutunda, 300.000 ton ağırlığa ulaşan miktarlarda
su toplanmaktadır.
Gökyüzünde 300.000 tonluk bir kütlenin durabileceği bir düzenin "kurulmuş"
olması kuşkusuz hayranlık uyandıran bir durumdur. Kuran'daki diğer bazı
ayetlerde de bulutların ağırlığına şu şekilde dikkat çekilmektedir:
Rahmetinin önünde rüzgarları bir müjde olarak
gönderen O'dur. Bunlar ağırca bulutları kaldırıp yüklendiğinde,
onları (kuraklıktan) ölmüş bir şehre sürükleyiveririz ve bununla oraya su
indiririz de böylelikle bütün ürünlerden çıkarırız… (Araf Suresi, 57)
O size şimşeği korku ve umut olarak gösteren,
(yağmur yüklü) ağırlaşmış bulutları (inşa edip) ortaya çıkarandır. (Rad
Suresi, 12)
Elbette Kuran'ın indirildiği dönemde insanların bulutların ağırlıkları ile
ilgili bu bilgiye sahip olmaları mümkün değildir. Kuran ayetlerinde dikkat
çekilen ve yakın geçmişte keşfedilen bu bilgi, Kuran'ın Allah'ın sözü
olduğunun delillerinden bir diğeridir.
YAĞMURDAKİ ÖLÇÜ
Kuran'da yağmur hakkında verilen bir diğer bilgi ise, yağmurun belli bir
ölçü ile indirildiğidir. Zuhruf Suresi'nde şöyle buyrulur:
Ki O,
belli bir miktar ile gökten su indirdi de, onunla ölü bir memleketi
'diriltti (ve her yanına hayat) yaydı'; siz de böyle (kabirlerinizden
diriltilip) çıkarılacaksınız. (Zuhruf Suresi, 11)
Yağmurdaki bu ölçü de, yine çağımızdaki araştırmalarla tespit edilmiştir.
Ölçümlere göre, yeryüzünden bir saniyede 16 milyon ton su buharlaşmaktadır.
Bir yılda bu miktar 505 trilyon tona ulaşır. Bu, aynı zamanda bir yılda
Dünya'ya yağan yağmur miktarıdır. Yani su, sürekli bir denge içinde, "bir
ölçüye göre" dönüp durmaktadır. Yeryüzündeki hayatın devamı da, bu su
döngüsü sayesinde sağlanır. İnsan sahip olduğu tüm teknolojik imkanları
kullansa dahi bu döngüyü asla yapay olarak gerçekleştiremez.
Eğer bu miktarda çok küçük bir değişiklik olsa bile, kısa bir zaman sonra
büyük bir ekolojik dengesizlik ortaya çıkacak ve bu da hayatın sonunu
getirecektir. Fakat hiçbir zaman böyle olmaz; yağmur, Kuran'da bildirildiği
gibi, yeryüzüne her sene aynı miktarda inmeye devam eder.
|
Her yıl gökyüzüne buharlaşan ve tekrar yeryüzüne yağmur olarak düşen su
miktarı "sabit"tir: 16 milyon ton. Bu sabit miktar Kuran'da "belli bir
miktar su"yun gökten indirilmesi olarak haber verilmektedir. Ekolojik
dengenin ve dolayısıyla hayatın devamlılığının sağlanmasında bu miktarın
sabit olmasının önemi son derece büyüktür. |
Yağmurdaki ölçü sadece miktarında değil, aynı zamanda yağmur damlalarının
düşüş hızında da söz konusudur. Yağmur damlası ne kadar büyük olursa
olsun, yeryüzüne düşme hızları belli bir limitin üzerine çıkmaz.
Nobel ödüllü Alman fizikçi Philipp Lenard,
çalışmaları sonucunda yağmur damlalarının çapları genişledikçe, düşme
hızlarının arttığını tespit etmiştir. Ancak düşme hızındaki bu artış, yağmur
damlasının çapı 4.5 mm olana kadar devam etmekteydi. Daha büyük yağmur
damlalarında ise, düşme hızları saniyede 8 m'yi geçmemektedir.57
Bunun sebebi damlaların düşerken aldıkları şekildir. Yağmur damlalarının bu
özel şekli, atmosferin sürtünme etkisini artırır ve damlaların belli bir hız
limitini aşmalarını önler.
Görüldüğü gibi Kuran'da, yağmurun indirilişi ile ilgili, 1400 sene önce
bilinmesi mümkün olmayan hassas bir ayara dikkat çekilmektedir.
KURAN'DAKİ BİLİMSEL GERÇEKLERİN ESKİ MEDENİYETLERİN BİLGİLERİNDEN
DERLENDİĞİ YANILGISI
Kuran'ı akılsızca değerlendirenler tarafından öne sürülen bir diğer iddiaya
daha değinmek gerekir. Kuran'da yer alan bilimsel konulardaki haberlerin,
dönemin bilim anlayışından yüzyıllarca ileride olduğunu önceki bölümlerde de
ifade etmiştik. Bu başlı başına Kuran'ın çok büyük bir mucizesidir. Bu
gerçeği açıkça görmelerine rağmen inkarda ısrar edenler, bu ilahi mucizeyi
insanlardan saklama çabasıyla Peygamber Efendimiz'in Kuran'daki bilimsel
bilgileri dönemin ileri medeniyetlerinin kaynaklarından derlediğini öne
sürerler.
Söz konusu iddiaya göre Peygamberimiz, Kuran içinde bahsedilen astronomi,
embriyoloji, tıp gibi kavramları eski medeniyetlerin bilgilerinden almıştır.
Örneğin astronomi ile ilgili bilgileri Sümer kayıtlarında bulmuş, tıp
bilgisini ise eski Mısır papirüslerinden alarak Kuran'a geçirmiştir.Bu
iddianın birçok yönden geçersiz olduğu açıktır. Öncelikle, Hz. Muhammed'in
tüm hayatı boyunca böyle bir araştırmaya girmediği herkesçe bilinmektedir.
Bunun aksini iddia eden de çıkmamıştır. Peygamberimizin tarihteki gelişmiş
uygarlıkların lisanlarını bilmediği bellidir.
Öte yandan, o dönemde böyle bir araştırmanın içine girmek isteyen herhangi
bir kişi, büyük zorluklarla kaşılaşırdı. Şüphesiz ki 7. yüzyıl
Arabistanı'nda büyük kütüphaneler, yazılı basın, kitapçılar veya internet
ağı gibi bilgiye erişimi kolaylaştıran imkanlar mevcut değildi. Bugünün
şartlarında bile, örneğin eski Mısır'ın embriyoloji bilgisini araştırmak
isteyen bir insanın işi kolay değildir. Mısır uygarlığının kuruluşu
günümüzden yaklaşık 5000 yıl öncelerine dayanır. Eski zamanlardan bugüne
ulaşan yazılı kaynaklar kısıtlıdır, üstelik bunların hepsinin tercümeleri de
mevcut değildir. Tercüme edilebilenler ise, son derece özel bilgiler
içerdiklerinden her yerde bulunmazlar. Ayrıca bu tercümeleri kavrayabilmek
ve yorumlayabilmek için çok detaylı bir tarih bilgisine de vakıf olmak
şarttır. Kısacası böyle bir araştırma günümüz şartlarında bile son derece
zordur.
Kaldı ki, eski medeniyetlerden miras kalan tüm bilgilerin hepsinin doğru ve
sağlıklı oldukları gibi bir durum da söz konusu değildir. Aralarında pek çok
yanlış bilgiler, batıl inanışlar, hurafeler de bulunmaktadır. Eğer
akılsızların iddia ettikleri gibi Kuran'ın bilimsel ayetlerinin eski
medeniyetlerin kültürlerinden derlenmesi gibi bir durum olsaydı, elbette
aralarında yanlış ya da tutarsız bilgilerin de bulunması gerekirdi. Oysa,
Kuran bu tür eksikliklerden münezzehtir. İçindeki bilimsel ayetlerin
hepsinin modern bilim tarafından yüzde yüz doğru oldukları ortaya konmuştur.
Bu gerçek, "Onlar hâlâ Kur'an'ı iyice düşünmüyorlar
mı? Eğer o, Allah'tan başkasının katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok
aykırılıklar (çelişkiler, ihtilaflar) bulacaklardı." (Nisa Suresi, 82)
ayetinde de vurgulanmaktadır.Bu nedenle Kuran'daki bilimsel ayetlerin,
Peygamber tarafından başka medeniyetlerin kaynaklarından alındığı iddiası
da, diğer iddialar gibi tamamen dayanaksızdır. Böyle insanların varlığı ve
onlara verilmesi gereken cevap Kuran'da şöyle bildirilmiştir:İnkar edenler
dediler ki:
"Bu (Kur'an) olsa olsa ancak onun uydurduğu bir
yalandır, kendisi düzüp uydurmuş ve ona bir başka topluluk da yardımda
bulunmuştur." Böylelikle onlar, hiç şüphesiz haksızlık ve iftira ile
geldiler. Ve dediler ki: "Bu, geçmişlerin uydurduğu masallardır, bir
başkasına yazdırmış olup kendisine sabah akşam okunmaktadır." De ki: "Onu,
göklerde ve yerde gizli olanı bilen (Allah) indirmiştir. Doğrusu O, çok
bağışlayandır, çok esirgeyendir." (Furkan Suresi, 4-6)
KURAN'I DİĞER İLAHİ KİTAPLARIN BİR KOPYASI, TAKLİDİ SANMA
Kuran, Allah'ın tüm insanlara uyarıcı ve öğüt verici olarak indirdiği,
kıyamete kadar geçerli olan tek hak kitaptır. Kuran'dan önce gönderilen
kitaplar insanlar tarafından tahrif edilmiştir. Ancak Kuran, Allah
tarafından korunmuştur. Bu gerçek "Hiç şüphesiz, zikri
(Kur'an'ı) biz indirdik biz; onun koruyucuları da gerçekten biziz." (Hicr
Suresi, 9) ayetiyle haber verilmiştir.Kuran hakkında akılsızların öne
sürdükleri asılsız iddiaların en yaygınlarından birisi de, Hz. Muhammed'in,
Kuran'ı Kitab-ı Mukaddes'ten (Tevrat ve İncil) esinlenerek yazdığı
yalanıdır. Bu, tamamen hayali ve hiçbir dayanağı olmayan iddianın temeli ise
Kuran ile Kitab-ı Mukaddes arasındaki bazı benzerliklerdir.
Benzerliklerin bulunması son derece doğal bir durumdur. Çünkü sonuçta hepsi
(Tevrat ve İncil'in tahrif edilmiş bölümleri ayrı tutarsak) Allah'ın
sözüdür, hepsinin mesajı aynıdır. Allah'ın varlığı, birliği, Allah'ın
sıfatları, ahiret inancı, iman edenlerin, inkar edenlerin, münafıkların
özellikleri, geçmiş ümmetlerin durumu gibi temel konular, öğütlenen ve
sakındırılan hususlar, ahlaki ölçüler hiçbir devirde köklü olarak değişmeyen
evrensel gerçeklerdir. Dolayısıyla önceki kitaplarda yer verilen bu
konularla Kuran'da anlatılanlar arasında benzerlik ve paralellik bulunması
hiç de yadırganacak bir durum değildir. Zaten Kuran'da da İslam dininin
diğer dinlerden apayrı bir din olduğu iddiası yoktur. Benzerlik Kuran
ayetlerinde de belirtilir:
Ve hiç şüphesiz, o (Kur'an), geçmişlerin
kitaplarında da vardır. İsrailoğulları bilginlerinin onu bilmesi onlar için
bir delil (ayet) değil mi? (Şuara Suresi, 196-197)Göklerde ve yerde ne varsa
Allah'ındır. Andolsun, biz sizden önce kitap verilenlere ve sizlere:
"Allah'tan korkup-sakının" diye tavsiye ettik... (Nisa Suresi, 131) Dahası
Kuran'ın kendisinde, gerçek Tevrat ve İncil'i doğrulayıcı bir kitap olduğu
bizzat bildirilmektedir:
Sana da (Ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı
doğrulayıcı ve ona 'bir şahid-gözetleyici' olarak Kitab'ı (Kur'an'ı)
indirdik. Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen
haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Sizden her biriniz
için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık. (Maide Suresi, 48)Kendinden önceki
kitapları doğrulama özelliği sadece Kuran'a değil, diğer hak kitaplara da
verilmiştir. Hz. İsa'ya gönderilen İncil de, kendisinden önce Hz. Musa'ya
indirilen Tevrat'ı doğrulamaktadır. Bu gerçek Kuran'da şöyle haber verilir:
Onların (peygamberleri) ardından yanlarındaki
Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa'yı gönderdik ve ona içinde
hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat'ı doğrulayan ve muttakiler için yol
gösterici ve öğüt olan İncil'i verdik. (Maide Suresi, 46)Bu, Allah'ın bir
kanunudur ve bu kanun elbette ki Kuran için de geçerlidir. Kuran'da, diğer
semavi dinlerin kitaplarında yer alan ortak konuların bir kısmından
bahsedilmiştir. Hac Suresi'nin 26. ve 27. ayetlerinde hac ibadetinin Hz.
İbrahim'le başladığı, Enbiya Suresi 72. ve 73. ayetlerinde namaz ve zekatın
Peygamberimizin döneminden önce de farz olduğu, Mü'minun Suresi 51. ayette
diğer elçilere de salih amellerde bulunmalarının emredildiği bildirilmiştir:
Hani biz İbrahim'e Evin (Kabe'nin) yerini
belirtip hazırladığımız zaman (şöyle emretmiştik:) "Bana hiçbir şeyi ortak
koşma, tavaf edenler, kıyam edenler, rükua ve sücuda varanlar için Evimi
tertemiz tut." "İnsanlar içinde haccı duyur; gerek yaya, gerekse uzak
yollardan (derin vadilerden) gelen yorgun düşmüş develer üstünde sana
gelsinler." (Hac Suresi, 26-27)Ona İshak'ı armağan ettik, üstüne de Yakub'u;
her birini salihler kıldık. Ve onları, kendi emrimizle hidayete yönelten
önderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri, namaz kılmayı ve zekat
vermeyi vahyettik. Onlar bize ibadet edenlerdi. (Enbiya Suresi, 72-73)Ey
elçiler, güzel ve temiz olan şeylerden yiyin ve salih amellerde bulunun;
çünkü gerçekten ben yapmakta olduklarınızı biliyorum. (Mü'minun Suresi,
51)Buraya kadar anlattıklarımızdan, niçin Kuran'la önceki kitaplar arasında
birtakım konu ve içerik benzerliklerinin bulunduğu ve bunun ne kadar doğal
bir durum olduğu rahatlıkla anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu benzerliklerin
bulunması Kuran'ı Peygamberimizin yazdığını değil, tam tersine bütün semavi
dinlerin kitaplarının aynı kaynaktan geldiğini, yani Allah'ın sözü olduğunu
kanıtlar. Bu da hem Kuran'ın bildirdiği, hem de akıl ve mantığın tasdik
ettiği bir gerçektir.
Allah, Kuran'ın kendi katından indirilmiş hak kitap olduğunu ve bu gerçeği
anlayamayan insanların durumunu ayetlerinde şöyle haber vermiştir:Bu Kur'an,
Allah'tan başkası tarafından yalan olarak uydurulmuş değildir. Ancak bu,
önündekileri doğrulayan ve kitabı ayrıntılı olarak açıklayandır. Bunda hiç
şüphe yoktur, alemlerin Rabbindendir. Yoksa: "Bunu kendisi yalan olarak
uydurdu" mu diyorlar? De ki: "Bunun benzeri olan bir sûre getirin ve eğer
gerçekten doğru sözlüyseniz Allah'tan başka çağırabildiklerinizi çağırın."
Hayır, onlar ilmini kuşatamadıkları ve kendilerine henüz yorumu gelmemiş bir
şeyi yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı.
Zulmedenlerin nasıl bir sonuca uğradıklarına bir bak. (Yunus Suresi,
37-39)Ayrıca, konunun bir diğer yönü daha vardır: Hz. Muhammed, hayatında
Tevrat'ı veya İncil'i okumuş ya da araştırmış, onlar hakkında bilgi sahibi
olmuş bir kimse değildi. Peygamberimizin daha önce bu kitapları okumaması,
yazmaması, bir inceleme, hazırlık ya da çalışma yapmaması, kavminin de
yakından şahit olduğu bir gerçekti. Bu konuda hiç kimsenin bir şüphesi
yoktu. Öyle ki Kuran'da, inkarcılar için de çok açık ve bilinen bir gerçek
olan Peygamberimizin bu özelliği, onlara karşı bir kanıt olarak
belirtilmiştir:
Bundan önce sen hiç kitap okuyan değildin ve
onu sağ elinle de yazmıyordun. Böyle olsaydı, batılda olanlar kuşkuya
kapılırlardı. (Ankebut Suresi, 48)
|