TEK SORU: TANRI İLE İRTİBATLI PAPALARIN BU ZULÜMLERİNDEN KİM SORUMLU...!?

Rönesans filozofu Giordano Bruno'ya (1548-1600) göre sonsuz evren donuk bir mekanizma değil, canlı bir organizmadır. Tanrı ve doğa iç içedir. Onların birliği uzayın her bir noktasını doldurur. Kopernikus'un sabit saydığı yıldızlar aslında güneş sistemleridir ve aralarında metabolizma ilişkileri vardır. Evren sonsuz olduğu için her bir noktası merkezdir. Kendi dünya görüşü Hristiyan dogmalarıyla çelişik olduğundan Bruno, İtalya'dan kaçmak zorunda kalır. Avrupa'nın yarısını dolaşır ve ünlü üniversitelerde filozofi ve kozmoloji dersleri verir. En sonunda engizisyonun eline düşer. Ömrünün son sekiz yılını işkenceli çeşitli sorgulamalar arasında zindanlarda geçirir. Düşüncelerinden hiçbir ödün vermediği için yakılarak ölüme mahkum edilir. Yargıçların verdiği kararı duyunca Bruno ayağa fırlar ve kardinallere dönerek Latince yüksek sesle şunları söyler: Sizler bu kararı verirken belki de benim onu dinlerken duyduğumdan daha büyük bir korku içindesiniz. Yakılmadan önce kendisine öpmesi için 'kutsal' haç uzatılınca tiksinerek yüzünü yana çevirir.
Kızgın kerpetenler, çivili sandalyeler, büyük huniler,
parmakları sıkıştıran mengeneler, ölüm askıları... Tüm bunlar, bir dönem,
Katolik Kilisesi nin vazgeçilmez yardımcılarıydı ve engizisyon mahkemelerinin
utanç dolu sayfasını oluşturuyordu.
Bu resimler ve müzelerden elde edilmiş fotoğraflarda
cidden özellikle bayanlara uygulanan işkence aletlerini midemiz kaldırmadığı
için koymadık.












Orta
Çağ Engizisyonu
Orta Çağ Engizisyonu, Valdensesler ile Katharlar'ın kurulu düzeni sarsan
öğretiler yaymaya başlamaları üzerine, 1231'de Papa IX. Gregorius tarafından
kuruldu.Engisizyon Mahkemesi'nde mahkûm suçunu kabûl edene kadar işkence
görürdü.Eğer suçunu kabul etmez ise işkenceden ölürdü, kabûl ettiğinde zâten
mahpusta çürürdü.Yâni kısacası, neresinden bakılırsa bakılsın, Engizisyona düşen
bir ölü idi.
İspanyol Engizisyonu
İspanyol Engizisyonu ise, Castilla kraliçesi I. Isabella'nın ısrarı üzerine,
Papa IV. Sixtus tarafından 1483 yılında onaylandı. Müslümanlar'la Yahudiler'in
kendi inançlarına bağlanmalarını sağlamak hedeflenmişti. Bu nedenle, 200.000'e
yakın Yahudi, 1492 yılında İspanya'yı terk etti.
Roma Engizisyonu
Roma Engizisyonu, Roma Katolik Kilisesi'nin savunduğu öğretiyi korumak için Papa
III. Paulus tarafından 1542'de kuruldu. Genel olarak Calvin ve Lutherciler'e
savaş açtı. Roma Engizisyonu, cadılık ve büyücülükle de uzun yıllar mücadele
etti. Bir manastıra ya da piskoposun sarayına yerleşen engizisyon sorgucusu,
daha sonra halkı kilisede toplayıp uzun bir vaaz veriyordu. Amaç, yerel halkla
ilişkileri sıcaklaştırmak ve onların güvenini kazanmaktı.
“İspanya’da artık ne Müslüman ne de dinsiz kaldı.”
İspanya Kralı V. Ferdinand
Zulmü,
haksızlığı, adaletsizliği ve insanı dehşete düşüren işkenceleri ifade etmek için
kullandığımız “engizisyon mezalimi” dilimize yerleşen binlerce deyimden sadece
birisidir. Her deyimin bir çıkış hikâyesi vardır. Kiminin hikâyesi öğreticidir,
kimi içinde mizahi bir unsur barındırır. Konu başlığımızın hikâyesiyse, dehşet
ve korku sahneleriyle doludur.
Ortaçağ Batı
Avrupa’sında din adamlarının İncil’den vazettikleriyle tezat oluşturan
yaşantıları, halk sefalet içersinde yüzerken, sefahate ve lükse olan
düşkünlükleri halkı kiliseden iyice uzaklaştırmıştı. Aydınlar, kilisede olup
bitenleri eleştirerek, halka aktarıyordu. Haçlı seferleri ve İslam dünyasından
yapılan tercümeler, halkın ufkunu genişletmiş; Kilise kurumu, halk arasında
güvenilirliğini iyiden iyiye yitirmiş, tepki toplamaya başlamıştı. Dinde reforma
gidilmesi inancı kuvvet kazanmıştı ve yeni yeni mezhebi cereyanlar hayat
buluyordu. Katolik kilisesi 1184 senesinde Verona Konsili’nde elinden kayıp
giden gücünü koruyabilmek için toplandı. Katolik inancına sırt çevirerek, Kilise
ve Tanrı’ya düşmanlık ve ihanet edenlerin bulunup, cezalandırılması böylelikle
reformun engellenmesi, düzeni muhafaza ve inanç birliğinin temini amacıyla özel
yetkili dini mahkemelerin kurulması kararı alındı. İlk defa İtalya’da kurulan
mahkeme başta özellikle İspanya olmak üzere Fransa ve diğer Katolik ülkelerde
Papalığa bağlı olarak örgütlendi.
Piskoposlara kent kent dolaşarak ( seyyar mahkeme ) din sapkınlarını bulup,
cezalandırma yetkisi tanınmıştı. ( Kont, baron ve kent meclisi üyeleri vs. tüm
mahalli idareciler piskoposa, “dinsiz avında” yardımcı olmak zorundaydı. )
Vardıkları kentin kilisesinde, halka vaaz verip, Katolik inancına aykırı hareket
ederek saygısızlığın, Tanrı’ya ihanetin bir suç olduğu bildirilir, insanlar
Tanrı yoluna çağrılırdı. Vaaz, kiliselerin kapılarına asılarak halka ilan
edilirdi. Vaaz gününden itibaren bir aylık af süresince suçunu itiraf edenler
bağışlanırdı. Mahkemeye yapılan ihbar başvuruları, noter tarafından kayda
geçirilir, ihbarlar değerlendirilir, ciddi görülenler hakkında soruşturmaya
başlanırdı.
Sanık, korkunç
kostümlü ve maskeli muhafızlar eşliğinde, duvar, perde, koltuk ve kürsünün
simsiyah olduğu salona alınır ve haç şeklindeki sandalyeye oturtulurdu. Bütün
işlemlerin gizlilik esasına göre yapıldığı yargılamada, tüm hakları
kısıtlanmıştı. Duruşmalar genellikle halka kapalı olarak yapılırdı. Sanık,
masumsa, endişe duymasını gerektirecek bir durum olmadığından, kendisini bir
avukat aracılığıyla savunma hakkına da sahip değildi. Yokluğunda yapılan
işlemler hakkında, bilgi verilmezdi. Sanık; muhbirin ( Ana baba, çocuk ve
kardeşlerin birbirini ispiyonlayabildiği çok sıkı bir istihbarat ağı kurulmuştu.
) ve şahitlerin adını öğrenme hakkına da sahip değildi. Diğer davalarda şahit
olarak dinlenmeyenlerin ifadesine engizisyon başvurabilirdi. İkrarın tek başına
kesin delil sayıldığı, diğer delillerle desteklenmesinin aranmadığı
engizisyonda, sanık istenilen şekilde konuşmak, suçunu itiraf etmek zorundaydı.
Başka şekilde konuşması yasaktı. Suçlu psikolojisinde uzman hâkimler, ikrarı bir
an önce elde etmek için hileye başvurur, tuzak sorularla sanığı çelişkiye
düşürmeye çalışırdı.
Yargılama
usulünün bir parçası olarak, ikrarı temin için işkenceden yararlanılırdı. Sanık
kademe kademe her kademede şiddet ve dehşetin arttığı, ağır ve dayanılmaz
çeşitli işkencelerden geçirilirdi. İşkence, suçunu kabul edene kadar
uygulanırdı. Kızgın kerpetenlerle kalçaları kıstırma, çekiçle kemik kırma, özel
düzenekle bedeni germe ( Bu yolla boyu 30 cm uzayanlar olmuştur. ), ayağa ateşe
duyarlı merhem sürerek ayağı ateşe yaklaştırma, iple sarkıtarak aniden taş zemin
üzerine salma vs… İşkenceyle istenildiği gibi konuşmayan sanığın kaldığı
zindana, casus gönderilerek, delil elde edilmeye çalışılırdı. ( İşkence
esnasında gözü çıkarılan bir sanığın gözü, işkence heyeti başkanın yüzüne
fırlayınca, başpapazın korkudan ölmesi üzerine, hazır bulunanlara kukuleta ve
cübbe giyme mecburiyeti getirilmiştir. )
Sanık, işlediği
suçun ağırlığına göre çeşitli cezalara çarptırılırdı. İşlediği suçtan pişmanlık
duyanlar ömür boyu hapis cezasına çarptırılırken, nedamet duymayanlarsa kazığa
bağlanıp yakılırdı. Mahkûmun yakılmasından umulan maksat bedenin yok edilmesi ve
günahlardan arındırılmasıydı. Ölüm cezaları, büyük meydanlarda ve toplu şekilde
infaz edilirdi. Verilen ölüm cezalarını yerine getirmek, sivil ( laik )
makamlara aitti. Ölen sanığın suçlu bulunması halinde, cesedi mezardan
çıkarılarak yakılırdı. Geçici süreli hapis, para, müsadere, halk arasında veya
ayin sırasında kırbaçlanma, sarı haç taşıma, haç dikilmiş kıyafet giyme, Haçlı
seferine katılma, kiliseleri ziyaret, hacca gönderilme, sürgüne yollanma, yoksul
kimselere yardım, aforoz edilme diğer uygulanan cezalar arasında yer işgal
ediyordu. ( Günümüzdeyse kiliseden uzaklaştırma yaptırım olarak uygulanmaktadır.
) Mirasçıları, kamu hizmetinde bulunmaktan men edilirdi. Portekiz engizisyonu (
soykırım olarak ), çocukları, ana ve babalarından ayırarak, Katolik inancına
göre yetiştiriyordu. Sanık düşük bir ihtimal beraat etse dahi malları
müsadereden kurtulamazdı. Müsadere edilen mallardan sanığın ailesi,
alacaklıları, hapishaneler ve kilise papazları da pay almaktaydı. Kilisenin pay
alması kurumun yozlaşarak, çürümesine neden olmuştur. Zenginler, basit bahane ve
iftiralarla engizitör ( hâkim ) huzuruna çıkarılarak, malları bu suretle talan
edilmiştir. Ayrıca engizitörlerin birbirlerini suiistimallerde affetme yetkileri
bulunmaktaydı.
İspanya
Engizisyonu, Kral Ferdinand’ın emriyle Müslümanlara ait tüm kitapları yakmıştır.
( Sadece Gırnata şehrinde bir milyon cilt kitap yakılmıştır. ) Roma Engizisyonu,
kitap basımını ve hangilerinin alınıp, satılabileceğini kilisenin iznine tabi
tutmuş, üniversitelerde okutulanları sansürlemiş, Katolik inancına aykırı
bulunanları yaktırmıştır. “Tehlikeli düşüncedeki” bilim, fikir ve din
adamlarının kâbusu olan Engizisyon, Rönesans’ı sekteye uğratmıştır. Müslüman
bilim adamlarından öğrenerek, Dünyanın yuvarlak olduğunu ve Güneşin etrafında
döndüğünü söylediği için İtalyan bilim adamı Galileo Galilei, “Allah dünyayı bir
daha hareket etmemek üzere durağan bir temel üzerine oturtmuştur.” tahrif
edilmiş İncil’de yer alan bu cümleye muhalefetten hakkında mahkeme şu kararı
alır: “Dünyanın evrenin merkezi olmadığına ve hareket ettiğine ilişkin tez
abestir. Felsefe açısından yanlıştır ve iman bakımından insanı yanılgıya
sürükler.” Galilei: ““Ben, Güneş evrenin merkezindedir.” Dediğim için
yargılanıyorum ve bu tür aykırı görüşleri nefretle kınıyorum, lanetliyorum. Aynı
zamanda Kutsal Katolik Kilisesi’ne yapılan tüm yanlışları da…” sözleriyle
fikirlerini resmen inkâr ederek, yakılarak öldürülmekten kurtulmuştur. Ömrünün
geri kalan son sekiz yılını evinde gözetim altında geçirmiştir. Ünlü gökbilimci
ve felsefeci Giordano Bruno, kainatın sonsuz olduğu, dünya dışında başka
gezegenlerin de bulunduğu ve dünyanın kainatın merkezi olmadığı fikirleri
İncil’e aykırı bulunup, yakılarak ölüme mahkum edilmiştir. Jean Dark da Bruno
ile aynı kaderi paylaşan meşhurlar arasındadır. Müzisyen Paganini’nin senelerce
cesedine defnedilecek yer gösterilmemiştir.
Putperestler,
Calvinist ve Protestanlar, zâniler, ensest ilişkiye girenler, satanistler,
simyacı, büyücü, cadıların da hisselerine engizisyon mezaliminden pay düşmüştü.
İspanya Engizisyonu sömürgelerine de mahkemelerini taşımış, Amerika kıtasında
Kızılderilileri imha için örgütlenmiş, Batı Hint adalarında da Tanrı için adalet
dağıtmıştı!
Günümüze birçok
mahkemenin kayıtları ulaşmadığından, Engizisyon kararıyla kaç kişinin yakıldığı
bilinememektedir. Müslüman ve Yahudileri tasfiye maksadıyla İspanya’da kurulan
engizisyon 18 yıl zarfında 24.000 Müslüman’ın idamına karar vermiştir.
Başengizisyoncu Tomas de Torquemada 2.000, küçük bir mahkemeyse 28.000 kişiyi
yaktırdı. Bu rakamlar bize, milyonlarca insanın yakılmış olabileceği konusunda
bir fikir verebilir. 5.000.000 insan engizisyon zulmünden göç etmiştir. (
Hıristiyanlaştırılmak istenen 200. 000 Yahudi İspanya’dan göç etmiştir. )
Ruhunu şeytana
satmışlarla kutsal cihat maksadıyla engizisyon Hollanda’ya kurulmak istendiğinde
halk isyan etmişti. Roma’da bir mahkeme yakılıp yıkılmış ve papanın heykeli
parçalanmıştı. Engizisyon görevlilerinin öldürüldüğü dahi olmuştu.
Uygulamalarıyla insanlar arasında tiksinti ve dehşet uyandıran Engizisyon
sonsuza dek süremezdi ve ilk defa İspanya’da 1807 senesinde, 1. Napeleon
Boneopart tarafından bir emirnameyle kaldırılmıştır. Katolik Hıristiyan
tarihinin kara lekesi mahkemeler 1834 senesinde tüm Avrupa’da lağvedilmiştir.
Ek :
İlhan Bardakçı’nın “İşkence” adlı yazısında yer alan alıntılar, “engizisyon
mezalimini” en iyi şekilde özetlemektedir:
“İnsanlık adına
utanç verici bir edebiyat türü de doğmuştu. Şahit olarak hazır bulunduğu işkence
sahnelerini anlatmak ve hatta en etkili anlatana ödül vermek genel bir edebiyat
sahası haline gelmişti. İlgililer işkencenin nasıl başladığını, sanıkların nasıl
ve en çok hangi uzuvlarına uygulandığı zaman bağırdıklarını ve hatta nasıl
yalvardıklarını ballandıra ballandıra anlatmaktaydılar. Krallık makamı sadece
işkenceye yatırılanların direnişlerini ve Engizisyon’a edilen küfürlerin
anlatılmasını yasaklamıştı. İspanya’nın ünlü kraliçesi ( Katolik İsabella )
uyumadan evvel, kendisine bu itirafların ninni gibi okunmasını emrediyordu.
Verdiği ziyafetlerde, o hafta yapılan işkenceleri en ince ayrıntısına kadar
anlattırır ve son derece zevk aldığı zaman bol keseden ihsanlarda bulunurdu.” (
Prof. H.C. Lee, Ortaçağda Engizisyonun Tarihi, 1955 basım )
“Daha 17.
yüzyılda işkence, ceza hukukunun bir parçası olarak kabul edilmekteydi. Bilhassa
Fransa ve İngiltere, eski Yunan ve Roma hukukunun, maznun ve esirlere işkence
uygulanmasına cevaz vermeleri sebebiyle bu yüksek kültürün ( ! ) aynen
muhafazasını benimsemişlerdi. Eritilmiş kurşunun kulaklar ve boğazdan aşağıya
akıtılması, kızdırılmış zeytinyağı içirilmesi veya parası ailesinden alınan
zeytinyağında zavallıların kızartılması. Avrupa’da 17. yüzyılın ortalarına kadar
en geçerli soruşturma usulleri budur. İngiltere ve Fransa’da zanlıların
bağırsaklarına boru ile tazyikli su verilmesi, işkencenin en medeni olanlarından
sayılıyordu. Bu arada özel hazırlanan bıçaklarla derinin yüzülmesi ve deriyi
koparmadan vücuttan sıyırmak konularında “virtüöz” mertebesinde cellât ve
işkence üstatları peydahlanmıştı.” ( Enciclopedia Americana, c. 1, sayfa 869,
Prof. Norman J. G. Pounds )
Av. Hüseyin
ATEŞ
Kaynakça :
1 - Kısıtlı Demokrasi Sancılı Hukuk, Sami Selçuk, Truva Yayınları, s.
391, 1. Baskı, Ocak 2009 İstanbul,
2 -
Tarih ve Medeniyet Dergisi, sayı 31, sayfa 23, Ekim 1996 İşkence, İlhan
Bardakçı,
3 -
İslam Ansiklopedisi, Türkiye Diyanet Vakfı, c. 11, sh. 238 vd. İstanbul
1995, Engizisyon maddesi,
4 - Yeni
Rehber Ansiklopedisi, Türkiye Gazetesi Yayınları, Engizisyon maddesi ve muhtelif
ansiklopedi ve dergiler.