|
BİR
" ...
Aynı vatanın evlatlarını, sağ-sol, Alevi-Sünni, Kürt-Türk diye birbirine
kırdırıp, onların kanları ve gözyaşları üzerine kimler kendilerine iktidar
ve servet ürettiler ... Bugün büyük işadamı
sandığınız, yanında emekli paşaların görev yaptığı holdinglerin arkasında
kimler var?
Yoksa bunlar derin
devletin, kayıt dışı KİT’leri mi? Kayıt dışı ekonominin arkasında kayıt dışı
siyaset güçleri mi var?
Bu soruları sormak kolay da cevabını vermek zor. 40.
odada saklı sır küpünde saklı bu soruların cevabı.Bugün laiklik, irtica,
başörtüsü, şeriat diye yaygara koparanlar, değişime ayak direyenler aslında
40. odanın sırrının bekçiliğini yapıyorlar..
Medya, mafya, sermaye,
siyaset ve bürokrasi arasındaki karanlık ve
kanlı ilişkiyi çözmeden bir yere gidemezsiniz..
Kim bunlar? Bu kişiler arasındaki akrabalık ilişkileri,
uluslararası bağlantılar neler? “Efendi”lerin sırrını çözmek için,
aralarındaki “X ilişkileri” ya da “Boğazdaki Aşiretin sırrı”nı çözmek
gerek..
Hayim Nahum Efendi, Osman Nuri Çerman’ın ‘Dinde Reform
Projesi’ni, Tekinalp, Aleksandr Pavrus ve Lazaro Franko’ları, İbrahim
İhsan’ları, Güsberg’leri, bunlar arasındaki “Derin gerçek” ve “Derin aile
bağları”nı tanımadan bazı şeyleri anlamak mümkün değil.Türkçe bilmeyen
Yahudi çocuklarını haham yetiştirmek üzere açılan Kabbala okulu mezunları
nasıl Türk Milliyetçileri yetiştirdi araştırın bakalım! Abdulhamid’i kim,
niçin, nereye,kimin evine,sürgün gönderdi?...
Abdurrahman Dilipak(Vakit :07.08.2004)
" 1980 öncesi ...Kontrgerilla; sağ eliyle
solcuları, sol eliyle de sağcıları öldürüyor, kanlı kutuplaşma zirveye
çıkıyordu...."
( Tamer KORKMAZ: Zaman :
14.09.2004 )
CAN ALICI İKİNCİ BİR SORU
MİLLİ SAVAŞ YAZILIMI : ...Ama burada çok önemli bir soru
var:Türkiye bu silahlarla nasıl
savaşacak?Yani kimin düşman silahı kimin
dost olduğunu ayırabilecek mi? Kısaca
özetlersek. Bugün kullandığımız savaş jetlerinde
bir görev bilgisayarı var. Bu bilgisayar karşıdan
gelen uçağın dost mu düşman mı olduğunu
belirliyor. NATO gücüyse dost diye algılıyor ve
ateş edemiyorsunuz. Buna karşılık tanımlanamayan
cisim olarak algılarsa silah sistemleri
açılıyor.Bu durumda ABD'nin size verdiği
tanımlara göre savaşacaksınız
demektir.İşte bu da bizi yaralıyor.
Türkiye bundan kurtulmak, kendi dost düşman
tanımlamalarını milli konsepte göre yapmak için
defalarca ABD'ye müracaat etti. Hiçbirinden olumlu
yanıt çıkmadı.Bu yüzden bizim jetlerin
kimle savaşacağına, kiminle dost olacağına ABD
karar vermiş oluyor. (Hürriyet:Fatih
ÇEKİRGE:2 Nisan 2007)
VE ÜÇ !
Üç intihar vakası.Hepsi ODTÜ mezunu.Aselsan’da
onur ve gurur verici bir milli projenin kilit taşlarıydılar.Görünüşte ‘bizim’
olan, parasını ödeyerek aldığımız elektronik sistemli silahların ABD tarafından
uydu ve uzaktan kumanda benzeri yollarla kontrol edilmesini önlemek
istiyorlardı.Tank, top, radar, uçak, helikopter...Bir savaşta kullanılacak en
önemli unsurlar olan bu silahlar; kablolar, devreler, çipler, ekranlarla
donatılmış bir odada tek bir ‘Coni’ tarafından devre dışı
bırakılabiliyor. Kolunuz kanadınız kırılıyor.Ama kimin dost, kimin düşman
olduğunu siz belirlemiyorsunuz. Bunu sizin adınıza ABD
belirliyor.Elektronik sistem yazılımları onların elinde. Ve o bölüme bir Türk
subayı ya da mühendisi giremiyor. Bunun anlamı şu: Diyelim Türk Ordusu Kuzey
Irak operasyonunu başlattı. Birlikler bir direnişle karşılaştı ve hava desteği
istedi. Bir Türk F-16 filosu bölgeye ulaştı.Tam o sırada -geçenlerde
olduğu gibi yanlışlıkla(!)- Amerikan savaş uçakları ortaya çıktı. Ve -Muavenet
Zırhlısı olayındaki gibi yanlışlıkla(!)- ateş açtılar.Türk F-16’ları da korunma
amaçlı karşılık vermek istedi. Pilotlar hedefe kilitlenmek istiyor.
Düğmelere basıyorlar; ama nafile. Hedefe kilitlenemiyorlar. Sistem çalışmıyor.
Manuel kullanıma geçip ateşe karşılık verecekler. Ateşleme sistemleri donup
kalmış. Çünkü uçaktaki elektronik sistemler yanlışlıkla(!) ateş açan uçakları ‘dost’
görüyor...Maç başlamadan bitiyor.Birlikler tank desteği istiyor. Geç ve güç de
olsa tanklar bölgeye ulaşıyor. Koordinatlar telsizle bildirilebilirse
bildiriliyor.Sonra? Sonrası acıklı. Sistem çöküveriyor. Silahlar çalışmıyor.
Hedefe giden tanklar kendileri hedef oluyor...Gözüne ışık tutulmuş tavşanlar
gibi kalıyor beheri milyonlarca dolar olan savaş araçlarımız.‘Coni’ uygun
görürse düğmeye basıyor, kullanıyorsunuz. Uygun görmezse içinde
ölüyorsunuz.Şüpheli intiharlarından önce savaş uçaklarındaki bağımlılığı
kırdıkları söyleniyor...Sıra uydu müdahalesi ve ilgili elektronik sistemlere
gelince de -her ne hikmetse- ‘Bu kadar yeter artık; biz bu dünyadan
gidelim’ dedikleri ve canlarına kıydıkları ileri sürülüyor. Ben
inanmıyorum. Ya siz?Nasıl olacak bu iş? ...Geçmişteki silah alımlarına mı,
hükümet politikalarına mı, silah tüccarlarına mı, kışkırtıcılara mı, emperyalizm
simsarlarına mı? Fatura kimlere kesilecek? ... (Star:Fatih
BÖHÜRLER :02.06.2007)

Kodlamanın Önemi!

DÖRT :
Kafalara 'tank' eden ihale!
MHP İzmir Milletvekili Erdal Sipahi, 2000 yılında Kara Kuvvetleri
Komutanlığı’nda tümgeneraldi.O yıl açılan 170 adet M60 tankının modernizasyon
ihalesinin işleyiş süreci ve akıbetini yeniden tartışmaya açtı. Sipahi’nin
Yeni Şafak Gazetesi’ne anlattıklarına göre, ihale yukarıdan gelen bir emirle
İsrail’e veriliyor. İş 2003 sonuna yetişmeyince süre 2007’e uzatılıyor. Sadece
10 tank teslim edilmiş, gerisi nasipse (!) 2009 Ekimi’ne yetişecekmiş.
Sipahi, “Bir tankın maliyeti bize 4,5 milyon dolar. Almanya’dan aldığımız
Leopard-2 tanklarının maliyeti ise 1 milyon dolar. Garabet abidesi
tanklar teslim edilse bile işe yaracaklarını zannetmiyorum.” diyor.
(26.01.2009)
TANK
MODERNİZASYON İHALESİ KIVRIKOĞLU VE ERUYGUR'UN ISRARI İLE İSRAİL'E VERİLMİŞ !
(13.03.2010)
ASIL GERİCİLİK BU, VATAN SATMA BU, HAİNLİK BU ! SAKALLI 1.000.000
TARİKATÇI BİR ARAYA GELSE, SADECE BU İHALENİN DEVLETİMİZE VERDİĞİ ZARARI
ÜLKEMİZE VEREMEZ ...! OYUNU ANLAYALIM, BÖLÜNMEYELİM.ASIL MÜCADELE EKONOMİDE ...!
BEŞ :
Telefonla konuşup şehit düştüler
|
Bir telefon cihazı var. Ticari nedenlerle bir tartışmanın içine
düşmemek için adını vermiyorum. Özelliği şu: Santrali Türkiye'de değil.
Sabit yörüngeli haberleşme uyduları sahibi ve işletmecisi olan çok uluslu
bir telekomünikasyon şirketi.Hiçbir doğal afetten etkilenmiyor.
Kesintiye uğramıyor. Yani bir ülkedeki telefon operatörleri bir şekilde
çökse o telefon yine çalışıyor. Bu telefon üzerinden Türkiye dahil, kapsama
alanındaki 140 ülkede kesintisiz ve önlenemeyecek şekilde görüşme
yapılabiliyor. Şimdi sorulara geçelim: PKK hiçbir operatöre gerek
duymayan bu telefonları kullanıyor mu? Türkiye'de Emniyet Genel
Müdürlüğü İstihbarat birimi, Diyarbakır Valiliği, Sivil Savunma gibi
kuruluşlar bu telefonlardan aldı mı? En önemlisi Genelkurmay, PKK'nın
kullandığı bu telefonları dinlemek için hem bu telefonlardan hem de dinleme
cihazlarından aldı mı? Bu telefonlara 0522 gibi bir telefon kodu verildi
mi? Verildiyse Türkiye'de operatörü olmadan nasıl verildi? ...Şimdi can
alıcı soruya geçiyorum: Siz de hatırlayacaksınız. Son dönemde uzaktan mayın
patlamasıyla şehit olan askerlerimizle ilgili haberlerde hep şöyle bir ifade
vardır: “Şehit olmadan bir gün önce babasını aramıştı!”...Şehit düşen bu
çocuklar hangi telefonlarla konuşuyorlar.Kışlalarda ve operasyon
bölgelerinde telefonla konuşmak yasak olduğuna ve jammerle engellendiğine
göre bu çocuklar hangi telefonlarla konuşuyorlar. Askeri kantinlerde hiçbir
operatöre bağlı olmadığı için engellenemeyen bu telefon sözünü ettiğim
telefon olabilir mi? PKK'nın elindeki benzeri telefonlarla ailesini
arayan bu çocukları dinliyor olabilir mi? Yani aynı telefonları internet
üzerinden dinleme olanağı var mı? PKK militanları saatlerce yollarda
beklemediğine göre uzaktan kumandalı mayınları ne zaman patlatacaklarını
bu telefon konuşmalarına göre mi belirliyorlar? Çocukların ailelerine
açtığı “Hakkınızı helal edin gidiyoruz” telefonu sözünü ettiğim bu
telefonlardan mı yapılıyor? PKK o konuşmalara göre tuzak kuruyor olabilir
mi? (Fatih
ÇEKİRGE-Hürriyet:06.09.10) |
|


|
BİSMİLLAH !





 



Göz bebeğimiz milli projeler
1- İnsansız Hava Araçları (İHA): Türkiye, İsrail’den aldığı
Heron’ların teslimatında yaşanan gecikmenin ardından kendi istihbarat uçaklarını
üretmeye başlamıştı. TAI tarafından yürütülen proje kapsamında 2012’ye kadar
ANKA adı verilen 3 adet Türk İnsansız Hava Aracı (TİHA) üretilip Hava Kuvvetleri
Komutanlığı’na teslim edilecek. Daha sonra ise seri üretime geçilmesi
hedefleniyor. Türk mühendislerinin çalışmalarının ürünü olan ANKA, 24 saat
havada kalıp 30 bin feet yüksekliğe kadar çıkabilecek. Üzerindeki gelişmiş
kameralarla, gece gündüz her türlü hava koşulunda, keşif gözetleme ve istihbarat
görevlerini yerine getirebilecek. Özel şirketler arasında da bu uçakların daha
küçük boyutundan üretip TSK’ya teslim edenler var. Şu anda operasyonlara katılan
bu insansız hava araçlarının ismi ise Gözcü.
2- AselPod Projesi: ABD, İsrail ve Fransa’nın ardından Türkiye bu kritik sistemi
üreten 4. ülke olacak. Bu sistem sayesinde de F-16’ların gece görüşü, lazerle
işaretleme, hedef bulma ve bombalama kabiliyetleri en üst düzeye çıkarılacak.
Burada istihbarat toplama uçaklarına Aselsan üretimi ASELFLIR 300 kamera ve
gözetleme sistemleri monte ediliyor. Bu projeyle uçaklara milli keşif ve
gözetleme sistemi kazandırılacak. F-16’ların gece şartlarında ‘gündüz gibi’
operasyon yapmasına imkân veren ve Türk mühendislerin buluşu olan AselPod şu
anda üretim aşamasında. Ayrıca bu sistem ANKA’ya da monte edilebilecek. İlk
AselPod’un 2011’in Haziran ayında Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın 100. kuruluş
yıldönümünde TSK’ya teslim edileceği bize gelen bilgiler arasında.
3- Ses Emniyet Cihazları: TÜBİTAK tarafından geliştirilen bu cihazlar sayesinde
Türk subayları operasyon bölgelerinde aralarında kriptolu konuşmalar
yapabilecek. Cihazların kripto algoritmaları ise tamamen yerli.
4- X-Band Uydu Haberleşme Sistemleri: Şu anda Savunma Sanayii Müsteşarlığı’nın
yürüttüğü bir proje. Uydu Haberleşme Projesi kapsamında Türksat-2A uydusunda
bulunacak ve askerî haberleşme için tahsis edilecek iki adet X-band
transponderleri ile haberleşecek yer terminalleri ve şebeke kontrol
merkezlerinin tedariki hedefleniyor.
5- Göktürk Uydusu: Coğrafî kısıtlama olmaksızın dünya üzerinde herhangi bir
bölgeden askerî istihbarat amaçlı yüksek çözünürlüklü görüntü elde edilmesine
imkân tanıyacak bir proje. Sözkonusu proje için 2009’da İtalyan Telespazio
S.p.A. ile sözleşme imzalandı. Projede görev alacak yerli ortaklar ise TÜBİTAK,
TAI ve Aselsan.
6- Güvenli Veri ve Görüntü İletimi: Bu proje de yine hava ve yer haberleşmesinde
bilgilerin kriptolanmasını sağlayacak. Milli yazılımların kullanılacağı proje,
düşman unsurların harekât konuşmalarını dinlemesini ve ele geçirmesini
engelleyecek. Yine insansız hava araçlarından elde edilen görüntülerin yer
kontrol istasyonlarına aktarımı sırasında da şifreleme yapılacak.
(Yener
Dönmez
- Yeni Akit:16.11.2010
)
Cehaletin böylesi
Bazı insanlar
vardır, bilmez, bilmediğini de bilmez. öğrenmek de istemez.. Kendine gerçeği
söyleyenlere ise öfkelenir.. Onların bilgiden arındırılmış ön yargıları vardır..
Bilgi sahibi olmadan kanaat sahibidir çoğu.. Sonuçta, gözleri var görmez,
kulakları var duymaz, kalpleri var hissetmezler.. Gözlerine yaklaştırdıkları
kibrit çöpünün arkasında bir ormanı kaybederler de fark etmezler..
Söylediklerinin nasıl anlaşıldığı umurlarında değildir çoğunun.. Bir iletişim
kaygıları da yoktur.. Kesin bir kanaata dönüşmüş zanlarını, ya da bir dine
dönüşmüş ideolojilerini, sloganlarını haykırmak için fırsat kollarlar
sadece...Cehaletin bu türü ancak eğitimle mümkündür..
Mesela bunlar Avrupa'nın tek laik ülkesi olan Fransa'da bile laikliğin Alsas-Loren
bölgesinde, yani mesela Strasbourg’da geçerli olmadığını bile bilmezler..
Laiklikle sekülerizmin farkının bile farkında değillerdir. Laikliği
din-devlet ayrılığı sanırlar.. Yok böyle bir şey! Laikliğin objesi din ve
devlet değildir. Ayrılığı hiç değildir!. Kilise-devlet ilişkisini, diyalog,
işbirliği, uzlaşma, çatışmama ilkesi ve paylaşım esasına göre düzenleyen,
kaynağını İncil'den (Tanrı'nın hakkı Tanrı'ya, Sezar'ın hakkı Sezar’a hükmünden)
alan, Katolik toplumlardaki kilise-iktidar ilişkisi çözmeye yönelik bir kurum
olduğunu, dünyada sadece bir elin parmakları kadar ülkede laiklik olduğunu
bilmezler.. Yani laikliğin Katolik teolojisindeki ikilemi (Kilise ile
iktidar otoritesi sorunu) çözmeye yönelik, yine çözümün Hıristiyanlığın temel
referansına dayalı bir çözüm olduğunun farkında değillerdir..
Bugün bu anlamda AB ülkeleri içinde, bütün ülkede geçerli laiklik uygulaması
olan tek ülke yoktur..Unutmamak gerekir ki, Katolik kilisesi, dünyadaki
tek din devletidir ve tüm dünyadaki Katolikler aynı zamanda bu devletin
teb’asıdır. Ve tüm dünyadaki Katolik kilisesine ait mal varlıkları ve toprak,
Vatikan'ın toprağıdır. Yine bu anlamda Vatikan evrensel bir devlettir.Fransız
laiklerinin karşısında işte bu kilise vardır ve eşit konumdadırlar...
Kemalistlerin hoşuna gitmese de, bilmek istemeseler de, Türk
ulusçuluğunun temelinde din vardır. “Anasırı İslâm, Türk Milletinin üssül esası”
sayılmıştır. Müslüman halklar Türk sayılırken, gayrimüslimler azınlık kabul
edilmiştir. Onun için Araplık, Kürtlük meselesi; çerkez, Arnavut, Boşnak,
Gürcü meselesi o gün gündeme gelmemiştir.. Bakmayın siz, “Hacı” “Hoca”
lakaplarının bile kaldırılmasına, Hilafet makamını ilga eden yasaya göre,
“Hilafet Büyük Millet Meclisi'nin şahsı manevisinde mündemiçtir..” Açın bakın!
Ve devletimiz hâlâ Hac yönetmelikleri yayınlar.. İmamlar devlet memuru, camiler
devlet dairesidir. Yani kamusal alan!
Bakın Hilafet ilan edilmeden, yani, dindarları temsil edecek bir dini otorite
ve makam ortaya çıkmadan laiklikten söz edemezsiniz.. Halife, laiklerin
sandığı gibi, Allah’ı (CC) ya da dini temsil etmez. Dindarları temsil eden
yercil bir kurumdur.. Bugün dünyada evrensel temsilciliği bulunmayan tek din
İslâm'dır.. İşte böyle bir mekanizma oluştuğu zaman, devlet/ler bu mekanizma
ile görüşerek, adalet, barış, özgürlük temelinde, paylaşım, işbirliği, çatışmama
ilkesine dayalı olarak bir model oluşturabilirler. Laikliğin amacı budur,
Hıristiyan teolojisinde, hukukunda, toplumunda.. 1789 tecrübesine dayalı bir
anlayışın ürünü olan ve kaynağını yine Hıristiyanlıktan alan laiklik, toplumsal
barış amacının aracıdır. Laiklik doğrudan amaç değildir..
Mesela bu gençler “Millet”in Arapça bir kelime olduğunu ve “Millet”in din
anlamında kullanıldığını bilmezler. Cumhuriyetin Arapça bir kelime olduğunu da.
Bunun Res-publicas’ın tam karşılığı olmadığını ve İmamı Biruni tarafından
“çoğunluğu” ifade eden bir kavramdan yola çıkarak üretildiğini de bilmezler..
Hatta bu çocuklara sorun “Demokrasi” ile “Cumhuriyet” arasındaki farkı da
bilmezler.. Bakmayın Kemalizmi bu kadar savunuyor gözüktüklerine, “6 ok”u say
deseniz sayamaz çoğu..Bunlar Şeriatın ne demek olduğunu da bilmiyorlar.. Şeriata
hakaretin suç olduğunu da, Şeriatın anlamını da bilmiyorlar. Şeriat; hukuk,
meşruiyet, geniş yol ve bir dinin emir ve yasakları demek.. Ama onlar bunu
bilmiyorlar ve Şeriattan korkuyorlar.. Anlaşılan ömürlerinde hiçbir dini metni
baştan sona okumamışlar ve çevrelerinde bunu okuyan da yok!Türkiye laik
değildir, tekrar söylüyorum.. Türkiye 46 TDK sözlüğüne göre Kemalist
teokrasidir. Eğer laiklik din devlet ayrılığı ise, o zaman Kemalizmi devletten
ayırmanız gerek. çünkü o da bir dindir. Değilse devletin dine / dindarlara hakim
olduğu rejimin adı Bizantinizmdir. O zaman Türkiye yine laik değil, Bizantinist
bir ülkedir.Bakın laik, dinsizlik ya da din özgürlüğü anlamı içermez. Laik
dediğiniz kişi, din dışı değil, kilise hiyerarşisi içinde yer almayan kişi
demektir. Mesela Vatikan'da seküler senyörler vardır.. Bir laik çok dindar
olabilir. Kiliseye vergisini de öder.. Kilise iradesini her şeyin üstünde de
tutabilir. Ama kilise hiyerarşisinden bağımsız konumda ise bu kişi laiktir..
Şunu unutmamak gerek, 1789'da ayaklanan halk, dine karşı değil, İncil'e göre
Sezar'ın hakkı olan servet, silah ve iktidarı zorla ele geçiren kiliseye karşı
halkın öfkesinin eseridir.. çünkü kilise Tanrı'nın rızasının aksine hareket
etmiştir..Laiklik, tolerans, hoşgörü filan da değildir. Tolerans ve hoşgörü için
laik olmaya da gerek yok. Laiklik daha dünkü bir durum, Hıristiyan bir
toplumda Fransız tecrübesi ile sınırlı bir konu.. Biz, bin yıldır bu
topraklarda Melek-i Tavus diye bizim Şeytan diye lanetlediğimiz bir yaratığı
takdis eden insanlarla birlikte yaşıyoruz. O zaman laiklik de yoktu.. 1000
yıldır kavimler kapısındaki barışın sırrı laiklik değildi. Kendi tarihine bu
kadar yabancı ve tabancı tarih tecrübesini, bu kadar çarpıtarak kendi tarihine
karşı bu içi boşaltılmış ve saptırılmış ideolojileri böylesine bu gençlerin
kafasına sokanlara karşı biz ne yapıyoruz diye düşünüyorum bazan!.A benim
yurdumun laikleri siz bu işin neresinde duruyorsunuz?...“Ulu önder”, “Führer”
demektir aslında, ama bizim Kemalistler onu “Ulu önder” olarak
selamlarlar...“Dini devlete sokacak” diyorlar, ya hu Diyanet nerede.. Hadi
Diyanet'i özerkleştirin, Dini Vakıflarımızı geri verin, zekatlarımızı
toplayalım.. Niye ses yok! İslâm'ın şartı değil mi kulluk, “Abduhu ve resûluhu”
derken, Peygamber'in bile kulluğuna gönderme yapmıyor muyuz?..Kulluktan
yurttaşlığa çıkartmışlar, ama rejime kulluk yapmamızı istiyorlar.. öte
yandan biz Allah'ın kullarıyız ve kula kulluk etmeyiz.. Bunlar
bırakın Amentü'yü, Kelime-i Tevhid'i bile bilmiyorlar. Bunlar Kurtuluş
Savaşı'ndaki bayrağın, bugün irtica sembolü dedikleri Kelime-i Tevhid bayrağı
olduğunu bile bilmezler. İlk Meclis nasıl açıldı bilmezler.. İlk Meclis'in
kapısında hangi bayraklar asılı ildi bilmezler.. Hiç özel harpten,
kontrgerilladan, çetelerden söz ettiklerini duydunuz mu? Sivas ve Başbağlar'ı
birlikte anmazlar nedense; oysa ikisi de tek bir olay, tetikçiler farklı olsa
da, örgütleyen aynı merkez.. Aslında iki davanın birleştirilmesi gerekirdi.
Ama bunu tek başına ele alıp, karşı tarafı suçlamaya kalkanlar, aslında bu
cinayet örgütü ile eylem birliği içinde hareket etmektedirler.. Yoksa ne
Başbağlar'dan dolayı sokaktaki Alevi yurttaşı, ne Sivas'tan dolayı Sünnileri
suçlamak mümkün değildir. Bunlar bizi birbirimize düşürüp, bizim kanlarımız ve
gözyaşlarımız üzerine kendilerine iktidar ve servet üretmek isteyen çevrelerin
piyonlarıdır sadece. Farklıdırlar, ya da değiller, onu bilmem ama sonuç bu...Laiklik,
demokrasinin şartı da değildir.. “Laiklik olmadan Cumhuriyet, Cumhuriyet olmadan
Demokrasi olmaz” lafı, içi boş bir safsatadır.. Laikçi bir rejim efsanesidir..Bir
gençlik nasıl bu kadar kendi halkının inanç, tarih ve kültür değerlerine
yabancı, hatta ona karşı olabilir.. İşte asıl mesele bu..Gençlerin, insan
haklarından, hukuk devletinden, Anayasa ve yasaların varlık ve meşruiyet
temelinden, tarihten haberleri yok.. Dünyayı da tanımıyorlar.. Ahiret kaygıları
zaten yok.Gay club onlara göre normal ve çağdaşlık ama, koca üniversitede
mescide yer yok.Bu iş, dinsizlik ötesi bir durum, adeta din düşmanlığına
dönüşüyor sanki. Ellerinden gelse kamudan dini kovacaklar. Dini, mabetlere ve
vicdanlara hapsedecekler..Din hürriyetinden söz edemeyince, felsefi ve vicdani
kanaat özgürlüğüne sıra hiç gelmiyor tabi..Kafalarında zaman, 1900'lerin sonunda
donup kalmış..Bu çocukların peşine düştükleri adamlar, Ortaçağ diye binlerce
yıllık bir zaman dilimini mahkûm ederken, kimse “Ne diyorsun ya hu, ağzından
çıkanı kulağın duyuyor mu?..” demiyor? “Kimin Ortaçağ'ı?..” sorusunu sormuyor..
O, Ortaçağ diye İslâm'ı ve Müslümanları, İslâm dünyasını suçlama gayretinde,
zavallı, bilmiyor ki; Ortaçağ dediği zaman diliminde doğu aydınlıktır ve
karanlıkta olan batıdır.. Yeniçağ'ı başlatan , Batı'da aydınlanma düşüncesinin
arkasındaki itici gücün İslâm uygarlığı olduğunun farkında değil. Singrit Hukne,
ya da Gustav Le Bon’unun adını bile duymamıştır. Ya da Montaigne'yi okumamıştır
mesela, Goethe’yi okumamıştır. O Amerika'yı Kristof Coloumb’un keşfettiğini
sanır, ümit Burnu'nu dolananın ise Vasco da Gama olduğu öğretilmiştir, o da
ezberlediğini aynen tekrar eder. Bilimsel şüphecilik sadece lafta. Batı'dan
gelen bilgi, hakikat derecesinde doğrudur, onlar için.. Hani gençleri
eleştiriyorum da emekli olmuş yargıçları, STK ve kanaat önderleri, bilim
adamları ya da siyaste adamları bu işi ne kadar biliyor ki? Hani İslâm üzerine
bu kadar ahkâm kesen kaç yazar, bilim adamı acaba bir defa olsun Kur’an-ı
Kerim'i okumuştur..
Keşke okusalar. Keşke düşünseler.. Keşke bu kadar kolay oyuna gelmeseler.. (
Abdurrahman
Dilipak: 18-19.02.08 )
|