|
N
EVANGELİSTLER
N
Sayıları sadece
Amerika'da 70 milyona ulaşan, Başkan George W. Bush'un da en büyük
takipçisi olduğu Evangelistler, İncil'de yer alan kehanetleri
gerçekleştirmek için çalışıyor. Bu koyu Hıristiyanlar'a göre kıyamet
2000'li yıllarda Ortadoğu'da kopacak ve onlar da İsa Mesih sayesinde
dünyaya hakim olacak.
Evangelistlerin hayallerinde kıyamet var
Dünyadaki pek çok insan
Amerikan
politikalarını artık İncil'deki kehanetlerin şekillendirdiğine
inanıyor. Bush'a seçimi kazandıran Evangelistler ise Ortadoğu'da
kıyameti hızlandırmak için çalışıyor. Tanrı ve Başkan bize İsa'yı Ortadoğu'ya getirme
şansı doğurdu. Bu bana verilen bir emir!"... Bu sözlerin sahibi kan
ve ateş altındaki Irak'ta Evangelistler için çalışan misyoner Tom
Craig. Evangelistlerin Bağdat'ta şimdiden 9 kilisesi ve yüzlerce
müridi var. Amaç Irak'ı Ortadoğu'da Evangelizm'in merkezi yapmak ve
tıpkı İncil'de sözü edildiği gibi dünyanın bütün kavimlerini bu
Kilisede toplamak. Evangelistlerin "Kilisesi" var ama aslında
Protestanlığa ait küçük inanç farklarıyla bir araya gelen büyük bir
ittifaktan söz etmek daha doğru. Genel olarak liberal Protestanların
ve Baptistlerin dışında kalan tüm Protestanlar Evangelist adını
alıyor. Kökleri Yunanca'da "Müjde" anlamına gelen "Evangelion"dan
gelen bu isim İncilci tanımına denk düşüyor. Ancak kast edilen
elbetteki "Eski Ahit" ve Mesih inancı. Protestanlığın bu yorumunda
pek çok şey gizleniyor. Amerikan İsrail ilişkilerinden Büyük
Ortadoğu Projesi'ne kadar kimi zaman "komplo" teorilerine boyanan
kavramların altında 70'li yıllarda yeniden dirilen "Evangelizm"
yatıyor. Evangelistleri bu aralar önemli hale getiren iyi ve kötü
arasında kaçınılmaz olarak gerçekleşecek o yıkıcı savaşa, yani
Armageddon'a olan inançları ya da insan eliyle yaratılacak kıyamet
fikrini destekliyor olmaları ve dünyayı ele geçirmek istemeleri
değil. 70 milyonluk nüfuslarıyla ABD seçimlerini etkilemeleri ve bu
fikre inanan güçlü politikacılarının Beyaz Saray'da etkili olması.
Durum böyle olunca ABD'nin Ortadoğu'daki etkinliği, İsrail sorunu ya da
Büyük Ortadoğu Projesi gibi kavramların izi
politikanın dinamiklerinde değil, kutsal kitapların satır aralarında
sürülüyor. Ve dünya başkentlerinde Amerikan politikalarının,
özellikle de Irak'ın işgalinin kaynağını "Eski Ahit"den aldığı
şüphesi hızla yayılıyor. Ezici bir üstünlükle yeniden seçilen Bush
1985 yılından beri sık sık diz çöküp dua eden ve "Yaradan" sözcüğünü
ağzından düşürmeyen bir Evangelist.
Seçimlerde pek çok
Amerikalı politik kaygılardan çok, Bush'un yeniden seçilip
"İncil'deki kehaneti gerçekleştirmesi" için oy verdi. Özellikle 11
Eylül saldırılarından sonra sık sık "Haçlı Seferi" ya da "İyi-Kötü"
gibi kavramları kullanan Bush'un bir politikacıdan çok dünyanın dört
bir yanına yayılmış olan Evangelist vaizlerden biri gibi konuşması
bu şüpheyi daha da belirginleştiriyor. Önceki Amerikan başkanları
Carter ve Reagan da benzer cümleler kullanıyor, İsrail devletinin
kutsallığından ve kıyametten söz ediyordu. Ancak Bush açık bir
biçimde "Mesihçi" ve "kıyametçi" bir başkan olarak hepsini geride
bırakıyor. 11 Eylül saldırısı da Evangelistlerin yükselişinde etkili
oldu. ABD'de saldırıdan hemen sonra yapılan kamuoyu araştırmalarına
göre kendisini "Evangelist" olarak tanımlayanların oranı yüzde 46'ya
yükseldi. Irak'ın işgalinden sonra ise yüzde 50'nin altına düşmedi.
Irak'taki Amerikan tanklarının üzerlerine asılan haçlar, çarpışmadan önce
vaftiz olan askerler ve birbiri ardına açılan Evangelist Kiliseler
işte bu gelişmelerin bir sonucu.
Peki nedir Evangelizm?
Bu
Hıristiyanlık yolunun kökenleri Martin Luther'e ve Protestanlığın
kuruluşuna kadar gidiyor. Luther kendi kurduğu kiliseye "Evanjegelik
Kilise Hareketi" diyordu. Protestanlık faizi reddeden Katoliklere
karşı faizi serbest bırakıyor, "ahiretten" çok bu dünya ile ilgili
düzenlemelere vurgu yapıyor, çalışmayı, ticareti ve üretimi
kutsuyordu. Protestanlığın bu görece modern girişimleri bir reform
hareketi olarak değerlendirildi. Ancak Protestanların en önemli
farkı ilk beş kitabını Tevrat'ın oluşturduğu 39 kitaptan oluşan Eski
Ahit'e inanmalarıydı. Eski Ahit, özellikle ABD'nin kuruluşunda
farklı yorumlara ve anlayışlara yol açtı. Bu, bakış açılarında
"kıyamete" ve "Mesihçiliğe" ayrı bir değer vermelerini sağlıyordu.
Özgür iradenin "Tanrı" tarafından çizilen kaderin dışına
çıkamayacağını öngören Evangelistler, bu kaderi hızlandırmak için
Hıristiyanların ellerinden geleni yapması gerektiğini savunuyor. Ve
Armageddon'la, yani "iyi" ile "kötü" arasındaki o büyük savaşla
gelecek olan kıyameti ve Mesih'i hızlandırmak için ellerinden geleni
yapıyorlar. Seçilmiş insanlar olduklarına inandıkları Yahudilerin,
bir kıyamet koşulu olarak desteklenmesi gerektiğini düşünüyorlar.
70'li yıllardan itibaren yeniden dirilen ve muhafazakarlaşan Evangelizm aradan geçen otuz yıl içinde Hıristiyanlığın en hızlı
büyüyen "Kilisesi" oldu. Ve Ortadoğu'da yaşanan gelişmeler pek de
yabana atılmamaları gerektiğini gösteriyor.
2004 yılında toplam sayıları 500 milyona ulaştı. Hıristiyan
nüfusun 4'te birini oluşturuyorlar. 2050 yılında tüm Hıristiyan
nüfusunun yarısı olacakları tahmin ediliyor. 70
milyon kişilik nüfusla en çok Amerika'da yaşıyorlar.
Amerika'nın ardından en yoğun bulundukları ülke Brezilya (30
milyon). Evangelistlerin şu anki güçlü durumu 1970'li yıllarda
ortaya çıkan yeni-Evangelizm akımıyla oldu. Şili'de
Hıristiyanlar'ın 4'te biri Evangelist. Fas'ta halkı Evangelist
yapmak için çalışan 150 misyoner var. Kaliforniya'da
ünivesitede ders olarak okutuluyor.
Onlara göre İncil Tanrı'nın kitabı, İyi ve Kötü arasındaki
savaş (Armageddon) dünyanın dengesini oluşturuyor,
dünyanın sonu geliyor, dünyada yaşanan her şey, yapılan her
savaş Tevrat'taki efsanelerde, İncil'de anlatılıyor, İsrail vadedilmiş toprak ve günün birinde tüm Museviler İsrail'e
dönüp Evangelist olacak... Onlar protestanlığın Evangelist
mezhebine bağlılar...
Irak Savaşı aslında hiç de görüldüğü gibi değil, ardında
birçok dini etken olan bir savaştı. Ve olup bitenleri sadece Evangelistler anlıyordu. Evangelistler Amerika'yı
tamamen ele geçirdikten sonra asıl hedefe yani dünyayı evangelistleştirmeye yönelmişti. Bu da onların inanışına göre
durdurulamaz bir dönemdi. Bu dönem tamamlanacak, bu uğurda
ölünerek de İsa'nın yanına yükselinecekti. ( Sabah
:03.07.2004 )
BUSH
ABD Başkanı George W. Bush, sabahın erken saatlerinde
kalkıp dini kitaplar okuyor. Kabine toplantıları da
dualarla başlıyor. Bush kendisine sorulan basit soruları bile
İncil'den örnekler vererek cevaplıyor. "Yaradan"
kelimesini dilinden düşürmeyen Başkan, görevinin kendisine
Tanrı tarafından verildiğine inanıyor.Fransız Le Nouvel Observateur Dergisi Amerika
Başkanı George W. Bush'un dünya üzerinde yaşayan 500 milyon
"Evangelist"in en önemli dini liderlerinden biri
olduğunu yazdı. ( SABAH : 7-11 Mart 2004 )

... Vallik dönemlerinde Bush'u tanıyanlar onun kendisi hakkında
"kutsal bir görev aldığını" söylediğini anlatıyorlardı.
Zaten konuşmalarından bir kısmı da Evangelist kilisesinin
ateşli savunucularından Michael Garson tarafından yazılıyordu.
Vali olarak başarı kazanan Bush için yeni adımlar atma zamanı
gelmişti. "Yaratan beni seçti" diyen Bush, Evangelist
kilisesinin desteğiyle başkanlık yarışına da büyük bir hızla
geldi. Başarısız olması hemen hemen imkansızdı çünkü Bush'a
yapılan maddi yardımların dışında medya desteği de inanılacak
gibi değildi.
Evangelist televizyon kanalı "The Family Channel"
(Aile Kanalı) da rahipler, "Yaratanın bana 2004
seçimlerinin tam bir patlama olacağını söylediğini duyuyorum.
Bush çok kolay bir şekilde seçimleri kazanacak... Yaradan onu
destekliyor çünkü o iyi bir Hıristiyan. Yaratan onun dünyanın
başına gelmesini istiyor..." şeklinde konuşuyorlardı.
Dedikleri de oldu ve ülkede yaşayan yaklaşık 70 milyon
Evangelist Bush'a destek verdi, Bush da Beyaz Saray'ın
kapılarını fazla zorlanmadan aralamış oldu. Fakat Bush'un
başkan seçilmesi onun söylemini değiştirmedi, aksine daha da
belirginleştirdi.

Fransa'yı "iyi-kötü" savaşı için yanında isteyen Bush,
Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'a yazdığı mektupla
Cumhurbaşkanı'nı tam anlamıyla şoke etmeyi başarmıştı! "Magog
ve Gog" kavramlarından yani İyi-Kötü savaşından bahsetmişti.
Chirac, bu felsefeyle bir savaş başlatılamayacağını söyleyip Bush'un yanında yer almayacağını kati bir dille ifade etti.
Bush daha gün doğmadan kalkıyor. Tek başına Beyaz Saray'ın
sakin bir köşesine çakiliyor. İstihbarat raporlarını ya da
haber özetlerini okuduğunu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. O dini
kitaplar okuyarak güne hazırlanıyor. En çok okumayı sevdiği
kitap ise İskoç asıllı gezici rahip Oswald Chambers'in
"Dini Nasihatler" isimli kitabı. Chambers din
dünyasında Haçlı düşüncesini öven düşünceleriyle tanınıyor.
Peki Beyaz Saray'daki kabine toplantıları sizce nasıl geçiyor?
Kabine toplantıları tahmin edeceğiniz gibi dualarla başlıyor.
Kabine üyeleri Eski ve Yeni Ahit'ten seçtikleri pasajları
okuyup, tartışıyor. Toplantılarda sigara ya da içki
kullanılmıyor. Güne bu şekilde başlayan Bush, kendisine
sorulan basit devlet konularına bile verdiği cevapları
İncil'den verdiği örneklerle destekliyor. Bush ve Evangelist düşünceyi medyada ilk inceleyenlerden
biri hiç kuşkusuz Amerikan Newsweek Dergisi oldu. "Bush ve
Yaradan" isimli bir dosya hazırlayan dergi, Bush'un vaaz
kitapları okuduğunu, en çok sevdiği kitabın yazarı Oswald
Chambers'ın "1917 yılında Mısır'da Türk askerlerine karşı
savaşan Anzak 'lara moral verdiğini yazmıştı. Bush'un aldığı
politik olsun ya da olmasın tüm kararlarının ardında Billy
Graham ve oğlu Frank Graham'ın olduğunu belirten dergi, "Bush,
Başkan olmasını da, Irak Savaşı'nı da Allah'ın iradesine
bağlıyor. Bu görevleri yerine getirmek için Başkan olduğuna
inanıyor" diye yazmıştı.(
Sabah: 03.12.2004 )
  
Kitabın adı "Forcing God's Hand" (Allah'ın elini zorlamak). Kapağında, milyonlarca
insanın yeryüzünün bir an önce yokolması için dua ettiği iddiası bulunan
bir kitap bu. Okuyunca, sarıklı-cüppeli, ya da sakallı-bıyıklı olmayan
tipik Amerikalıların, İncil ve Tevrat'ta karşılarına çıkanları
yorumlayarak dünyanın sonuna yaklaşıldığına inandıklarını ve 'kıyamet'
gecikir diye endişelendiklerini öğrendim... "Allah'ın elini zorlamak" da öncekiler gibi kapsamlı bir
proje. İnanmış bir mürit gibi görünüp liderlerden sıradan üyelere kadar
herkesle diyalog kurmuş. Kitapta vardığı sonuç tek cümleyle şu: "Amerika
için gelecek yıllarda en ciddi tehlike, dünyanın sonunun geldiğine inanan
ve o sonu kendi hayatlarında görebilmek için herşeyi yapabilecek bu
tarikat..." Grace Halsell, "Her on Amerikalı'dan biri bu tarikatın
mensubu; bayağı fanatik insanlar bunlar" uyarısında bulunmakta...Bu tiplerin bazı temsilcileri tanınıyor; sözgelimi Jerry
Falwell 'Moral Mojority' (ahlâkî çoğunluk) adlı bir grubun lideri, başka
gruplar da var. Bunların elindeki tv ve radyo sayısının ikibinin üzerinde
olduğunu yazıyor Halsell. İlginç olan, köktenci birer Hıristiyan
olmalarına rağmen, bu insanların, Eski ve Yeni Ahid'te anlatılan her
olayın geçtiği kutsal mekânlara sahip olduğu için İsrail'e özel ilgi
duymaları....Esasen, dünyanın sonunun gelişinde İsrail oğullarının en
önemli rolü oynayacağına da inanıyor bu köktenci Hıristiyanlar...Bizde "Kafayı dinle bozmuş" denir ya, ABD'de kimse en aşırı
fikirlerini bile rahatlıkla ifade eden bu köktenci Hıristiyanlar için o
tür hisleri beslemiyor. Dindar bir aileden gelen Halsell, araştırmasına
başlamadan önce, ülkenin ve dünyanın geleceği açısından bu denli
'tehlikeli' olduklarını düşünemediğini itiraf ediyor. Ancak, işin içine
girip literatürü karıştırmaya başlayınca, tarikat mensuplarıyla
görüştükçe, olaya yaklaşımı bütünüyle değişmiş. Şimdi, "Dünyanın sonunun
kendi nesillerinde geleceğine o kadar inanıyorlar ki" diyor, "Bunu
sağlamak için gerekiyorsa olayları zorlamaktan geri durmazlar..." Zaten
süratle silâhlanıyorlarmış... 1999 yılında kaleme alınmış kitapta,
dünyanın bir yerlerinde, bir kaç yıla kadar, 'kıyamet savaşı'na yol açacak
çapta terör eylemleri beklentisi yer alıyor...İkiz kuleler ve Pentagon'a yönelik terörist saldırıları ilk
duyduğunda Grace Halsell'in ilk tepkisi ne olmuştur acaba? O da "Üsame bin
Laden" mi demiştir, yoksa "Bizimkiler harekete mi geçtiler yoksa?"
kuşkusunu mu dışa vurmuştur? (Fehmi
Koru-Yeni Şafak:30 Eylül 2001
)
Hıristiyan Siyonistler, bizzat konunun uzmanlarına göre Siyonistlerden daha
çok İsrailcidir. Tanrı’yı Kıyamet’e Zorlamak adıyla Türkçe’ye çevrilen Forcing
God’s Hand: Why Millions Pray for a Quick Rapture and Destruction of Planet
Earth isimli kitabın yazarı ve Hıristiyan Siyonizmi’nin bizzat Amerika’nın
varlığını tehdit ettiğini belirten müteveffa Grace Halsell şöyle der:
“Hıristiyan Siyonistlere göre, İsrail’in her isteğine yeşil ışık yakılmalı ve
bu, Amerikan halkından gizli tutulmalıdır. İsrail istediği sürece yalan da,
soygun da, gasp ve cinayet de haklı hale gelir. Çünkü İsrail’in isteği,
Tanrı’nın isteğidir.”Hıristiyan fundamentalistlerin liderlerinden Jerry
Falwell de şöyle yazar: “Kuvvetle inanıyorum ki, Tanrı Amerika’yı kutsamıştır;
çünkü Amerika, Yahudileri kutsamaktadır. Bu millet tarlalarının
ekinle beyaz, bilimsel araştırmalarının ilgi çeken ve özgürlüğünün
sağlama alınmış olarak devam etmesini istiyorsa, İsrail’i
desteklemeye devam etmelidir.”(Ali
Ünal,Yeni Ümit Dergisi )

J.Falwell 16.05.2007
tarihinde öldü |
Kitabın
girişinde, ele alınan konuyu özetleyen şu soru göze çarpar: "Jerry Falwell gibi bir Hıristiyan, niçin
dünyanın sonu için dua ediyor?" (s. 12) Bu soruyu cevaplamak
amacıyla kitapta ele alınan konu, ABD merkezli Hıristiyan
fundamentalist akımların, dünyanın son dönemi (ahir zaman)
olduğunu düşündükleri, içinde yaşadığımız dönemde İsa
yeryüzüne gelmeden önce gerçekleşmesini bekledikleri olaylar
ve bu olayların bir an önce gerçekleşmesi amacıyla
yaptıkları faaliyetlerdir. Ayrıca eser, Hıristiyan sağı
olarak tanımladığı bu akımlarla Yahudi fundamentalizmi
arasındaki ilişkiyi ve bu akımların, başta ABD olmak üzere
Batı ülkelerinin siyasal yapıları ve politikaları üzerindeki
etkilerini de konu almaktadır. Örneğin Falwell'ın İslam ve Hz. Muhammed'le ilgili
yukarıda değindiğimiz iddialarına paralel şekilde Baptist
vaizlerden Pat Robertson ve Jerry Vines da Hz. Muhammed'i
"gözü dönmüş bir fanatik, bir hırsız, katil ve haydut" ve
"şeytanın tutsağı cinsel bir sapık" olmakla suçlamaktadırlar.
|
|
Bir
başka etkili din adamı olan Franklin Graham ise İslamı "kötü ve şeytani bir din" olmakla itham
etmektedir. Açıkça anlaşılacağı gibi, bu kampanyayla Batı
kamuoyunda zihinlere yerleştirilmeye çalışılan tema, İslamın
barış değil savaş, sapkınlık, şiddet ve terör dini, İslam
peygamberinin bir terörist ve cinsel sapkın, Müslümanların
ise potansiyel teröristler olduklarıdır. Hıristiyan
fundamentalistler, İsa Mesih'i, atına binmiş, dünyanın bütün
ordularını yöneten ve nükleer başlıklarla donanmış bir
halde, milyarlarca kâfirin canına okuyacak beş yıldızlı bir
general şeklinde betimlemektedirler. (s. 140) Yeryüzüne
inerek inançsızlarla karşı karşıya geldiğinde, ilk saldırıyı
bu mağrur ve kudretli general, yani İsa başlatacak ve onlara
karşı yanında taşıdığı (besbelli tanrısal âlemden
yeryüzündeki inançsızlara hediye olarak getirdiği) yeni bir
silah kullanacaktır. Bu silah, nötron bombası kadar etkili
olacak (s. 32) ve İsa tarafından yönetilen bu savaşta
(Armagedon Savaşı'nda) milyarlarca insan, yok edilecektir.
(s. 14) Hıristiyan fundamentalistlerce tanımlanan bu
beş yıldızlı general İsa, İncillerde, sağ yanağına tokat
atana, solunu da çevirmeyi salık veren ve her fırsatta sevgi
ve bağış-lamayı ön plana çıkaran İsa olabilir mi?
Kanaatimizce hayır. Zira, burada tanımlanan İsa, İncillerin
her fırsatta sevgi ve bağışlama mesajını vurgulayan
İsa'sından ziyade, XX. yüzyıl holokostunun mimarı Hitler'i
anımsatmaktadır. Hallsell, bu fundamentalist Hıristiyanların yalnızca
bu inanç ve beklenti içinde olmakla yetinmediklerini, zaman
zaman bu beklentilerin gerçeğe dönüşmesi için bizzat
inisiyatifi ellerine aldıklarını ve akıl almaz şiddet ve
terör hadiselerine giriştiklerini ya da bunları
planladıklarını da örneklerle anlatmaktadır. İsa'nın
gelişinden önce olacağı öngörülen, Kudüs'te Üçüncü Tapınağın
inşasını sağlamak amacıyla inşa alanında bulunan Mescidi
Aksa'nın yıkımı için sabotaj planlamak (s. 77-8), dünyanın
çeşitli bölgelerinde toplu ölümlerle sonuçlanan şiddet
eylemleri organize etmek (s. 22-4), İsrail ve Yahudilerce
Müslümanlara yönelik şiddet ve baskıyı her zeminde
desteklemek (s. 96) ve benzeri örnekler, bu
fundamentalistlerin Mesih'in geliş sürecini hızlandırmak
amacıyla giriştikleri veya destek verdikleri şiddet
eylemlerinin boyutlarını ortaya koymaktadır. Hallsell'in, bu fundamentalistlerin
Batı (özellikle de ABD) toplumundaki siyasal, eko-nomik ve
sosyal etkileri ve güçleri hakkında verdiği bilgiler de
ürkütücüdür. Buna göre yalnızca ABD'deki fundamentalistlerin
sayısı elli milyonu bulurken, dünyanın sonunun geldiğini
duyurmaya çalışan bin iki yüzden fazla milenyumcu tarikat
vardır. (s. 21-2) Ayrıca Reagan gibi ABD başkanlarının da
aralarında bulunduğu birçok etkin ve etkili siyasal lider
Armagedon teolojisini desteklemekte (s. 125-6) ve Armagedon
Savaşı'nın kendi yaşamları esnasında olacağını
düşünmektedirler. (s. 29-33) Ayrıca bu fundamentalist ve
evanjelik Hıristiyan akımlar, Hıristiyan olmayan ülkelerde
de yoğun faaliyette bulunmaktadırlar. Öyle ki Protestan misyonerlerin
yaklaşık yüzde doksanının bunlardan oluştuğu belirtilmektedir. (s. 57)
Yazar,herkesi "savaşçı bir tanrı" ile "evrensel sevgi ve barış tanrısı"
arasında bir tercih yapmaya çağırıyor. (
Prof.Dr. Şinasi Gündüz )
YECÜC VE MECÜC
Mesele çok ciddi ve de
vahim. Vahameti daha da artıran bir yön de şu; Başkan Bush’un bağlı olduğu
Evanjelist mezhebinin konuyla ilgili metinlerinde, Türkiye’nin Yecüc ve Mecüc
olacağı beklentisini yansıtan düşünceler var. ABD Başkanı’nın bu konuda savaşa
girmeye hazır olduğunu bilince bu da şaka olmaktan çıkabiliyor.Liderlerin inanışlarını anlamadan dünyadaki gelişmeleri kavrayabilmenin imkanı
yok. Bir din âlimi tarafından “Tanrı’nın yürüdüğü topraklar” (Where God has
Walked) diye adlandırılan, tüm dinlerin başlangıç noktası olmuş bölgemizdeki
gelişmeleri, din boyutunu anlamadan çözebilmek özellikle mümkün değil.
Dünya politikasında dinin önemi artarken bir yandan da tuhaf biçimde ateizmin
gücü -özellikle ABD’de-tırmanıyor. Bu konuda yayınlanan birçok kitap ‘Çok
satanlar’ listesinde o ülkede. Christopher Hitchens’in ‘God is Not Great’ adlı
kitabı koyu dindar Amerikan eyaletlerinde bile çok satarak ve beğenilerek
herkesi şaşırttı.Amerika Başkanı Bush tüm yaşamını ve politik kararlarını dini kurallara göre
yönlendirdiğinden, o kitapların birden beğeni toplamaya başlaması politik anlamı
açısından incelenmeli.Bush, 11 Eylül saldırısı olduktan hemen sonra kendisinin bir haçlı seferi
başlatacağını açıklayarak niyetini açıkça belli etti. Bu son derece ürkütücü bir
tavırdı. Çünkü ait olduğu mezhep göz önüne alındığından işin sonu kıyamet gününe
kadar ulaşabilirdi.Ben, Irak’ta başlatılan savaşın dini, mistik konular dikkate alınmadan
anlaşılamayacağını her zaman savundum. Tek boyutlu açıklama çabaları bana hep
eksik geldi. Burnumuzun dibinde büyük, çok büyük bir gelişme yaşanıyordu. Hem
fiilen hem de mistik boyutuyla bizleri içine çekmeye başlayan bir gelişmeydi bu.Dini konularda çok bilgim olmadığı için uzun süredir tam açıklayamadığım
esrarengiz bir olayın içindeydik. Tam anlayamıyordum ama yoğun okuyarak
öğrenmeye çalıştım, öğrendikçe de korktum.
Neden korktuğumu, nasıl anlatabileceğimi de tam olarak bilmiyordum ancak geçen
günlerde gazetelerde yayınlanan bir haber, engeli aşmama vesile oldu.Buna göre Başkan Bush ve Fransa eski Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, Irak
savaşından önce bir araya gelmişler. O toplantıda Bush, Chirac’ı birlikte savaşa
girmeye ikna etmek için “Ortadoğu’da Yecüc ve Mecüc harekete geçti. İncil’in
öngördükleri yaşanmaya başlandı, bana yardım etmelisin” demiş.Gayet tabii ki Chirac, Bush’un neden bahsettiğini anlamamış ve Lozan
Üniversitesi’nden İncil uzmanı Profesör Thomas Römer’den bilgi yardımı istemiş.Baştan söyleyeyim; bundan sonra anlatacaklarım hakkında bilgilerim kısıtlı.
Çünkü ben de öğrenme sürecindeyim. Yapabileceğim yanlışlar için şimdiden özür
diliyorum.Yecüc ile Mecüc, Kur’an dahil tüm kutsal kitaplarda yer alan ve insan ırkını
ortadan kaldıracağı söylenen bir ırk. Bu ırkın harekete geçmesi kıyamet alameti
olarak kabul ediliyor. Bunları durdurabilecek tek gücün yeryüzüne inecek Mehdi
olacağı belirtiliyor.Şimdi tüm bunları öğrendikten sonra bir karar aşamasına geldim. Ya bu konuda bir
mizah şaheseri yaratmaya girişecektim (Yecüc ile Mecüc’ün tarifleri arasında yer
alan ‘enine doğru geniş olan tür’ tanımlamasından yola çıkarak bu işin Türklerle
bağlantısını kurabilirdim. Ve bu bağlamda Ahmet Çavuşoğlu ile Rıza Zelyut’un yan
yana fotoğraflarını çektirip onları Yecüc ile Mecüc ilan edebilirdim) ya da
meseleyi ciddi bir şekilde araştıracaktım.
İkinci yolu seçtim, iyi de etmişim. Meğerse espri diye yapmayı düşündüğüm şeyin
son derece ciddi ve de vahim bir boyutu varmış. Tarihsel süreç içinde dünyada
güçlenen milletler değiştikçe Yecüc-Mecüc tanımı da sürekli değişmiş.Hıristiyanlar Yecüc ile Mecüc’e ‘Gog’ ve ‘Magog’ diyorlardı. Onlara göre bu
yaratıklar Türklerdi.Araplara göre de bu Türklerdi. Hatta bu yorumlarına kutsal kitaptan yorumlarla
birlikte meşruiyet kazandırmaya çalışmışlardı. “İslam âlemi Çinlilerin Yecüc ile
Mecüc olduğunu düşünmüştü. Bir ara Yecüc ile Mecüc’ün Moğollar olduğu
düşünülüyordu.”Gördüğünüz gibi meselenin şakaya gelecek yönü yok. Mesele çok ciddi ve de vahim.
Vahameti daha da artıran bir yön de şu; Başkan Bush’un bağlı olduğu Evanjelist
mezhebinin konuyla ilgili metinlerinde, Türkiye’nin Yecüc ve Mecüc olacağı
beklentisini yansıtan düşünceler var.
ABD Başkanı’nın bu konuda savaşa girmeye hazır olduğunu bilince bu da şaka
olmaktan çıkabiliyor. Bana inanmayanlar bu tür konuların bulunabileceği
Rapturealert.com sitesini okuyabilir.Örneğin; orada “Türkiye’deki son Yecüc-Mecüc gelişmeleri” (The latest gog-magog
developments in Turkey) türünden yazılar var.Bunlarda Türkiye’de İslami bir hükümetin İsrail’e karşı harekete geçeceği,
dahası Avrupa Birliği’ne karşı olan sert tavırlı bir Genelkurmay Başkanı’nın da
bölgede güç amacıyla İsrail’i karşısına alabileceği yazılıyor ve evet; Yaşar
Büyükanıt’ın ismi açıkça belirtiliyor.Bu inanışa göre Yecüc ile Mecüc’ün İsrail’i tahrip etmesi kıyamete giden yolu
açacağından, o kafaya göre Türkler durdurulması gereken bir tehdit olarak ortaya
çıkabiliyor.
Evet ne yapayım; Türklerin kıyamete yol açabilecek ırk olarak görülmeleri de
mizah boyutuna son derece açık bir gelişme ama bunlara inanan insanların bu
konuda espri yapabileceklerini ve gülebileceklerini hiç tahmin etmiyorum.İnanılır gibi değil, değil mi? Ben de aynı fikirdeyim. Ama Bush bunlara
inandığına kendi ağzıyla yakalandı. Benim işim de meraklı olmak ve merakımın
peşinden gidip öğrendiklerimi size yazmak. İşimi yaptım. Bence sonuç hayli
ürkütücü ve de üzücü.
( Akşam:Serdar
Turgut -22.09.07 )
|
|