|
Bedir Tugayları ve Kürtler
Felluce'ye mi saldırıyor ?
Felluce'de bir şehrin
değil, bir ülkenin, bir bölgenin, bir yüz yılın direnişi var. Dört yandan
kuşatılan, dün nihai saldırı kararı verilen Felluce, ABD'nin ağır hava
bombardımanına dayanmaya çalışırken, kent çevresinde direnişçilerle işgal
güçleri ve işbirlikçileri arasında kıyasıya bir savaş sürüyor. Bir avuç
insan, dünyanın en güçlü ordusuna, dünyanın en aşağılık işbirlikçilerine,
dünyanın en kirli işgaline direniyor. "Kutsal petrol" ile "Tanrı"yı
birbirine karıştıran, haçlı ruhunu yeniden canlandıran, bu topraklara yüz
binlerce asker yığan, vahşetin her türlüsünü sergileyen neo-faşistler,
Felluce gibi birkaç yüz bin nüfuslu bir kentle boy ölçüşüyor, onu yok etmeye
çalışıyor.Orta ve Güney
Amerika'dan gelen Evanjelist Hristiyan askerler, tıpkı "Kudüs'ü kurtarmaya
giden Haçlılar gibi" dualar edip, bu kutsal savaşta zafere ulaşmaları için
Tanrı'dan yardım istiyorlar. İncil'den ayetler okuyup, barbarlara karşı
savaşta kendi durumlarını İncil ayetleriyle güçlendiriyorlar.
Birkaç gün içinde
Felluce'de nasıl bir manzara ile karşılaşacağız? Yanmış/yok edilmiş bir
kentle mi? Yüzlerce cesedin sokaklarda yattığı, evlerin kadın ve çocukların
üzerine yıkıldığı, kimyasal silahların kullanıldığı bir şehirle mi? Amerikan
ordusunun Irak işgalinden sonraki en büyük savaşı bu. George Bush yeniden
seçilmiş, Amerikan halkından güvenoyu almışken yapacağı ilk iş, Felluce,
Ramadi, Samarra gibi direniş kentlerini yok etmek, Irak'ta kontrolü tamamen
ele geçirmek, başka bölgelere yönelmek. Bunun için direnen kentlere yönelik
saldırılarda çirkin savaş yöntemlerinin, ölçüsüz şiddetin, kitle imha
silahlarının kullanıldığına şahit olabiliriz.Suudi Arabistan'da 21
dini lider Irak'taki mücadelenin bir bağımsızlık savaşı ve cihad olduğunu
belirten, cihada destek çağrısı yapan bir bildiri yayınladı. Bildiride,
özgürlük savaşının bir hak ve yükümlülük olduğu, destek verilmesi gerektiği
belirtildi. Metinde imzası bulunanlardan bazılarının Suudi yönetimi ile de
sorunları bulunduğu belirtiliyor. On binlerce Arap gencin Felluce ve diğer
kentlere akın ettiği, sadece Suudi Arabistan'dan on binden fazla insanın
Irak'a gittiği belirtiliyor. İşgal yönetimi bu nedenle Suriye ve Ürdün
sınırlarını kapattı. Yine Irak'taki Sünni ulema tarafından yayınlanan ortak
fetvada, Felluce'ye yönelik saldırıya hiçbir Iraklının destek veremeyeceği
ilan edildi. Sünni ulema önceki gün de Şiiler'in önde gelen isimlerinden
Ayetullah Ali Sistani'ye bir mektup göndererek, Şii-Sünni çatışması uyarısı
yaptılar ve ABD'ye destek vermemesini istediler.
36. Kürt Birliği ve Sistani destekliyor
Felluce savunmasının
önemi sadece Irak'ın özgürlük mücadelesini yönlendirmesiyle sınırlı değil.
Felluce'nin geleceği hem Irak'ın birlikteliğini hem de ABD'nin bölgedeki
geleceğini belirleme gücüne sahip. ABD Felluce'yi toptan yok etse bile artık
direnişi önleyemez. Zira Felluce yapacağını yaptı ve sadece Irak'a değil,
bütün Ortadoğu'ya bir yol çizdi: Özgürleşme, bağımsızlaşma yolu. Hem
Amerikan-İngiliz-İsrail işgallerinden hem de kendilerini bu güçlere satan
işbirlikçilerden.Ancak kente yönelik
saldırı çok tehlikeli sonuçlar doğuracak bir yöntem izliyor. Felluce, Ramadi,
Samarra gibi direniş merkezlerini susturmak için hazırlıklarını yapan ABD,
ilk adım olarak Güney'deki İngiliz birliklerini Bağdat çevresine getirdi.
Bu, muhtemelen Şiiler'le yapılan bir anlaşma sonucu oldu. Şimdi saldırı
başladı ama Irak'ı paramparça edecek bir yöntemle. Felluce'ye saldıran
Amerikan askerlerinin yanında kimler var? Irak ordusu denilen şey nasıl bir
yapı? Bu ordu eliyle mi Irak üç parçaya ayrılacak?
Amerika ve
İngiltere ile birlikte çalışan işbirlikçi Irak ordusuna bağlı askerlerin
yüzde 80'i Şii ve büyük çoğunluğu Sistani'ye bağlı. Diğer Şii gruplara bağlı
kişiler de var. Kalanı ise Kürtlerden oluşuyor. Yani Sünni Arap direnişe
karşı Şii Arap ve Sünni Kürtlerin işgalcilerle işbirliği söz konusu. Irak'ın
üç parçaya ayrılmasını önceleyen senaryoları hatırlayalım. Kürt Devleti, Şii
Devleti ve Ürdün'le birleşmek zorunda bırakılıp, Haşimi Krallığı'na teslim
edilecek Orta Irak. Yani direnen Sünniler.Bu nedenle olsa
gerek, Felluce'yi sadece Amerikalılar kuşatmadı. Kürtler ve Şiiler de
kuşattı. Onlar da Sünni kardeşlerini öldürmekle meşgul. Kürtler'in en
eğitimli askeri birliği olan 36. Taburu Felluce'ye saldırıyor. Dahası var:
Sistani güçlerinin, Bedir Tugaylarının da Felluce'ye saldırdığı
belirtiliyor. Başka gruplara ait olan ancak Amerika'nın yetiştirdiği gruplar
de kuşatmaya katılıyor. Ne kirli bir ittifak...
Olay bu hale gelince,
bölgedeki Sünni devletlerin de Sünniler'e destek vermeye başladığı öne
sürülüyor. Bu nedenle de Irak Devlet Başkanı Gazi el Yaver'in Felluce
kuşatmasına karşı olduğu ifade ediliyor. Amerika, İngiltere ve İsrail'in
bölgede nasıl bir kaosa yatırım yaptıklarına biraz daha dikkat çekmek
istiyorum. ABD Felluce kuşatmasıyla sadece direnişi kırmayı hedeflemiyor.
Irak'ta etnik ve mezhep savaşlarını da başlatmanın en önemli adımını atıyor.Saldırıların
Mekke saatiyle Pazar günü 20:30'-da başladığını bildiren direniş kaynakları,
ilk saldırılarda ABD askerlerinin kentin batı bölgesinde 80 metre
ilerlediğini, ardından geri çekilmek zorunda kaldığını, bu saldırıda 25
deniz piyadesinin öldüğünü, üç Abrams tankının imha edildiğini duyurdu.
Ayrıca bir helikopter düşürüldü. Kentin kuzey ve doğu kesimlerinde şiddetli
çatışmaların yaşandığı, özellikle Golan bölgesinde çok kanlı çatışmalar
olduğu, ancak işgalcilerin bir metre bile ilerleyemediği duyuruldu. Tabii bu
bilgileri doğrulamak mümkün değil. Irak'ta 100 bin sivilin öldüğünü daha
geçen hafta öğrenmedik mi?
Saddam Hüseyin'in 25 yıllık iktidarı döneminde, ezici çoğunluğu Şii ve Kürt
olmak üzere 300 bin kişiyi öldürdüğü belirtiliyor. Amerika, bu sayısının
üçte birine, sadece 18 ayda ulaştı. 100 bin insanı 18 ayda öldürdü. İşkence,
tecavüz, aşağılama, yağma, harabeye dönmüş bir ülke ve iç savaş manzaraları
hariç. Saddam'ı insanlık adına hepimiz yargıladık. Amerika'yı kim
yargılayacak? Dün Saddam'ı yargılayanlar şimdiki vahşete nasıl ortak
olabiliyorlar, nasıl içlerine sindirebiliyorlar ya da nasıl suskunlukla
karşılayabiliyorlar.
ikaragul@yenisafak.com.tr
Samarra
Amerika, 2003’teki başarısız işgal hareketinden
sonra Irak’ta en büyük askerî operasyonunu başlattı. Bu sefer hedefteki
şehir Samarra. İlk etapta saldırıya 50 savaş uçağı, 200 zırhlı araç ve bin 500
askerin katıldığı açıklandı.Askerî hamlenin büyüklüğüne bakınca Felluce’de
yaşanan katliamın bir benzerini yahut daha büyüğünü görmemiz büyük
olasılıkladır. Felluce’de Amerikan savaş makinesi uluslararası anlaşmalarla
yasaklanmış kitle imha silahlarını da kullanarak ölüm kusmuş, şehrin
altını üstüne getirmişti. Yıkımın ve katliamın büyüklüğü günler sonra
anlaşılabilmişti. Samarra’da da aynısı yaşanacak. Şu ân dünyaya yansıyanlar
Amerikan askerlerine embedded/iliştirilmiş medyanın yayımladığı kadarı.Samarra operasyonu, “intikam”
duygularıyla motive edilmiş tehlikeli bir saldırıdır. Saldırının zamanı,
mekânı ve saldırıda görev alan asker kimliği bizlere bu meyanda ipuçları
sunmaktadır. Öncelikle operasyonda kullanılan askerlerin büyük çoğunluğunu
Yeni Irak Askeri etiketi altında Şii ve Kürt askerler oluşturmaktadır.İntikam duygusuyla motive edilen saldırı diye
tavsif ettiğimiz bu çıkarma, bir boyutuyla Amerika’nın, bir diğer boyutuyla da
Irak’taki Şii ve Kürt yerel güçlerinin öfkesine kurban seçilmiş.
Açalım: Bu saldırı Amerikan’ın Irak işgalinin 3.
yıldönümüne iki gün kala düzenlenmiştir. Başta politikacı ve askerî
çevreler olmak üzere Amerikalılar Irak’a baktıklarında büyük bir hezimet
görüyorlar. Savaşa karşı Amerikalılar bile askerlerinin yenilmesine karşılar.
Milli duyguların yanısıra “bir Amerikan yenilgisi”nin ülkelerine
vereceği maddi ve manevi zararın farkındalar. Bu yüzden “direniş güçleri”ne
düşmanca hislere sahip bir kamuoyuyla karşı karşıyayız. Amerika, Samarra
katliamının önünü bu duyguları motive ederek açmakta.Bu çapta bir saldırı Amerika’ya, hem kendi
kamuoyunu, hem de diğer dünya halklarını Irak işgalinin 3. yıldönümünde
işgalin kendisiyle değil, Samarra’da neler oluyorla meşgul etme fırsatı
verecektir. Bu saldırıda muharrik güç olarak kullanılan
yerel öfkeye gelince:
Saldırı günü
olarak, Irak’ta 15 Aralık seçimlerinde belirlenen yeni parlamentonun üç ay
sonra toplandığı gün seçilmiş. Bir diğer ifadeyle henüz bir hükümetin
oluşmadığı, iktidar boşluğunun devam ettiği karmaşık bir dönem.Diğer taraftan 16 Mart günü, yani
Samarra’ya saldırının başlatıldığı gün, Irak Kürtlerinin Saddam döneminde
yaşadıkları tarihi Halepçe acısını yâd ettiği gün.Kürt halkı, Halepçe’de 16 Mart 1988’de Saddam
rejimi tarafından gerçekleştirilen katliamda kimyasal silahlarla
yokedilen 5 binin üzerinde kurbanını, 6 bin civarında sakat kalan insanını
anıyor.Kimse Kürt halkına Saddam’a kimyasal bombaları
Amerika ve Avrupa’nın verdiğini hatırlatmıyor. Hatırlanan ve hatırlatılan
sadece Saddam. Dolayısıyla mukâvemet hareketine yapıştırılmak istenen
“Saddam kalıntıları” etiketi, Kürt halkının bu olay özelinde hissettiği
öfkeyi askerî operasyonda istihdam etmeyi hedeflemektedir.
Olayın Şii cephesine gelince: Kısa süre önce Şii dünyasının en kutsal
merkezlerinden Samarra’da bulunan Efendimizin torunlarından İmam el-Hâdî
ve İmam el-Askerî’nin kabrinin bulunduğu türbe bombalı saldırıya uğramıştı.
Olayın akabinde Şii-Sünni gerginliği had safhaya ulaşmış, yüzlerce Sünni
câmisi yakılıp, onlarca imamları öldürülmüştü. Hâla karşılıklı ithamlar ve
küçük çaplı saldırılar devam ediyor.Belli kesimler Irak Şii halkına olayın
sorumluları olarak Saddamcıları, tekfircileri ve direnişçileri
gösterdi/gösteriyor. Felluce’den sonra bunların
Samarra şehrini kendilerine merkez seçtikleri
özellikle vurgulanıyor. Duygusallıkları ile meşhur Şii halkının gazabını Samarra’ya celbetmek hâkim atmosferde oynanan oyunun bir parçasına dönüşüyor.Samarra şehri, bu zeminde Saddamcıların ve
Zerkâvî ekibinin merkezi olarak gösteriliyor. Saldırı için askerlerin önemli
bir kısmının Şii ve Kürt kökenli Iraklılardan seçilmesi yukarıda anlattığımız
atmosfer itibarıyla ayrıca tehlikelidir.İntikam duygularıyla hareket edilinir, bu da
Sünnilerce öyle algılanırsa Irak’ta Şii-Sünni çatışması, Arap-Kürt
ayrışması önlenemez noktaya gelebilir.Eğer Amerika Irak’ta bir Şii-Sünni çatışması,
Arap-Kürt bölünmesi istemiyordu ise bu operasyonu kendisi yapabilirdi. Ya da
kendi asker sayısını Iraklı asker sayısından çok fazla tutabilirdi. Bunun
böyle olmadığını kendileri açıklıyorlar zaten. Sebep ise gülünç: Irak ordusu
ülke güvenliğini kendisi sağlıyabiliyormuş! Madem öyle, hâlâ Irak’ta niye
duruyorsunuz ? Hükümeti olmayan, kendi iç çatışmasını
durduramayan, her gün onlarca insanın kaçırılarak infaz edildiği, bunlardan
bir kısmının bizzat polis ve asker gücü eliyle yapıldığı, her yerde bombalar
patlayan bir kaos ortamına Irak askerleri hâkimmiş!İnsan, hiç olmazsa yalanda bir tutarlılık
bekliyor.
Serdar Demirel
(Vakit : 18.03.2006 )
YETMEDİ ŞİMDİ DE SUNNİ SUNNİYE KIRDIRILIYOR !!!
ABD, Sünnileri El Kaide’ye karşı
silahlandırıyor
ABD’nin, Irak’ta yürürlüğe
koyduğu yeni stratejisi ışığında, Sünni aşiretler El Kaide’ye
karşı birleştirilip silahlandırılıyor.Irak’ın
batısındaki Sünni direnişinin merkezlerinden El Anbar
vilayetinde, "El Anbar’ın uyanışı" adı verilen ve Sünni aşiret
reislerinden oluşan birlik, El Kaide ile mücadelede Irak
güvenlik güçleri ve Amerikan askerlerine destek
veriyor.New York Times gazetesinin haberine göre,
Amerikalı komutanlar, yeni stratejinin El Anbar vilayetinde
başarıyla denendiğini ve elde edilen sonuçların umut verici
olduğunu ifade ettiler.El Kaide Irak’ın uyguladığı
sert taktikler ve intihar saldırıları sonucunda, meydana gelen
muazzam sivil kayıpların Sünni aşiretleri rahatsız etmeye
başladığı belirtiliyor. Bu bilgiyi alan Amerikalı askeri
yetkililer, nakit para, yakıt, silah ve cephane karşılığında,
Sünni milisleri El Kaide militanlarıyla mücadeleye ikna
etti.Ancak gazeteye açıklamada bulunan bazı uzmanlar,
ABD’nin bu yeni stratejisini eleştirirken olası risklere
dikkat çektiler. Uzmanlar, Sünni milislere verilen silahların
ileride Şiilere ve hatta ABD askerlerine karşı
kullanılmayacağı garantisini kimsenin veremeyeceğini
vurguladılar.( Hürriyet :2007/06/07)
BU KAFA İLE ...DAHA VAR ÇEKECEĞİMİZ!

SONUNDA BU DA OLDU.BU KAFA
İLE...DEVAM :((
Şii
gruplar neden çatışıyor?
Irak’ın Basra şehrinde patlak
veren Şiiler arasındaki çatışmalar, Şiilerin yoğun
olduğu diğer şehirlere de sıçradı, yüzün üzerinde
ölü ve bunun çok üstünde yaralı
var.Çatışmalar, Irak’ta hâkim Şii gruplar
arasında; eski başbakan İbrahim Caferi'nin “Hizbu Da’va”sı, ki hâlihazırdaki Başbakan Nuri El Mâliki
bu grubun ikinci adamı sayılır ve Abdülaziz El
Hekim yönetimindeki “Irak İslâm Devrimi Yüksek
Konseyi” ile bunlara muhâlif Mukteda Es Sadr
liderliğindeki Mehdi Ordusu’na bağlı Şiiler
arasında cereyan ediyor. İslâm dünyası
hayretler içinde. Şiilerle El Kaide merkezli
Sünniler arasındaki çatışmaları bir yere kadar
anlamak mümkündü, ama, “Şiilik içi çatışmalar da
neyin nesi?!”Aslında bu durum yeni değil.
Irak’ın işgal edilmesinden sonra hep gündemde olan
bir meseleydi, ancak, Irak’ta bütün ülkeyi ateşe
atma istidadına sahip Şii-Sünni çatışmalarında,
maslahat gereği, belli bir süreliğine
ertelenmişti.Bu ertelemede de en etkili olay,
Şii dünyasının en kutsal merkezlerinden Samarra
şehrinde bulunan Hz. Peygamber (s.a.v)’in
torunlarından İmam Ali b. Muhammed El Hâdî
(212-254 h. / 827-868 m.) ve İmam Muhammed El
Hasan El Askerî’nin (232-260 h. / 846-873 m.)
kabirlerinin bulunduğu türbenin bombalı saldırıyla
tahrip edilmesiydi.Olayın akabinde Şii-Sünni
gerginliği had safhaya ulaşmış, olaydan sorumlu
tutulan Sünni gruplar nedeniyle Şii grupların
öfkesi yüzlerce Sünni câmiye yönelerek mabedler
yakılmış, onlarca câmi imamı katledilmişti,
Basra’daki sahabi mezarları bile saldırıya maruz
kalmıştı.Olayın şoku Şiileri bir ânda
ihtilaflarını unutmaya, kutsallarını korumada
ortak bir tavır almaya yöneltmişti. Büyük
âyetullah Ali El Sistânî’nin etkisiyle de geçici
siyasi ittifaklar sağlanmıştı.Şiilik açısından
bu türbenin önemi sadece 10. ve 11. imamların
kabirlerinin burada bulunması değildir elbet.
Bundan daha önemlisi, Şiilerce varlığına inanılan
12. İmam Muhammed b. El Hasan El Mehdî'nin (260 h.
/ 873 m.) bu mekânda gaybete çekilmesi ve yine bu
mekânda tekrar zuhûr edecek olması itikadıdır.Belki de bu yüzden olsa gerekti,
olaya en büyük tepkiyi Mehdi Ordusu koymuş,
Sünnilere yönelik saldırılarda bu yapıya bağlı
militanlar aktif rol oynamışlardı. çünkü adından
da anlaşılacağı gibi Mehdi Ordusu beklenilen
imamın ordusudur da ondan. Ertelenen ihtilaflar
zaman zaman nüksetmedi değil. Zira, tâ başından
beri var olan siyasi ve dinî yorumdaki ihtilaflar,
grupsal maslahat çatışmaları kolay kolay
bitirilemezdi. Ancak, Ehli Sünnet câmiası,
özellikle de Irak dışındakiler, Şiilik içi
ihtilaflara vâkıf olmadıklarından yaşananlara
fazla anlam veremediler, farklı okumalarda
bulundular: Kimisi, meseleyi, işgalci Amerikan
güçlerle işbirliği yapan hain Şiilerle işgale
karşı cihâdî direniş veren Şiiler arası mücadele
olarak gördü. Bu yorumu kabul edenler, Mukteda Es
Sadr’dan, dinî boyutuyla İman Humeyni, direnişçi
boyutuyla da Latin Amerika’nın efsanevî gerilla
lideri Che Guevara’nın birleşimi bir lider
portresi çıkarma yoluna gittiler. “Bekleyin, bu
genç lider Ortadoğu’da dengeleri alt-üst edecek,
göreceksiniz!” dediler. Kimisi, bu kavgayı
danışıklı dövüş olarak kabul etti, buna en büyük
delil olarak da birbirleriyle savaşan Şii
grupların tümünün İran’la yakın ilişkisini
gösterdiler....Kimisi de, Mukteda Es Sadr
ekolünün Şii olmakla beraber güçlü Arapçılık
hislerine sahip olduğunu, diğerlerinin ise Şii
lâkin Fars kökenli olduklarını ve temelde kadîm
Fars-Arap çatışmasının yaşandığını iddia etti.
Yani, dinî soslu iki ulus çatışması idi
yaşanan.Kimisi de yaşanan çatışmanın salt bir
siyasi liderlik kavgası olduğunu iddia ediyordu.
Buna göre, “Hizbu Da’va” ve “Irak İslâm Devrimi
Yüksek Konseyi”nin İran’da üstlendikleri günlerde,
Sadr âilesi Irak’ı terketmemiş, Saddam’ın zulmüne
rağmen halkla beraber bütün sıkıntılara katlanarak
Şii halkın gerçek temsilcileri olduklarını
kanıtlamışlardı. Bu uğurda birçok kurban bile
vermişlerdi.Bu mücadelenin tabiî sonucu olarak
da Sadrcılar, kendilerinin, Şiilerin kahir
ekseriyetini temsil ettiklerine inanıyor ve bu
yüzden liderliği yıllarca ülke dışında yaşamış
kadrolara kaptırmak istemiyorlardı.Görüldüğü
gibi, elimizde, yaşanan çatışmayı anlamada çok net
bir tablo yok ve herkes kendi meşrebine göre bir
tavır almış durumda...Şiilerin en yoğun
olduğu mekân Ortadoğu’dur, bu coğrafyanın
"jeopolitik"i onlarsız düşünülemez, bölgeye
yönelik bütün siyasi projelerde de mutlaka aktif
olacaktırlar. Menfî ya da müsbet, ama aktif
olacaklardır. İşgalci güçler bu
tâife üzerine boşuna harıl harıl çalışmıyor.Bu yüzden de, daha içten ve
hakiki okumalara, herkesten önce biz muhtacız.
(Serdar Demirel
:Vakit:29.03.2008)
RABBİM
KÜRT TÜRK ARAP...SUNNİ Şİİ...TÜM MÜSLÜMANLARIN GÖZÜNÜ BİR AN ÖNCE
AÇSIN .İNSAALLAH...
YOKSA BİR KAPANACAK GÖZLER , CEHENNEMDE
AÇILACAK...TOPLUCA...!
|