Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle Sitemizin Tanıtımına Katkıda Bulunun Biz Kimiz ? İlkelerimiz
  DİNSİZ DEİST'E CEVAPLAR

                                                                    Gaybı kimler bilebilir?
  İDDİA: Gayb, duygu organları ile veya hesap ile, tecrübe ile anlaşılmayan şey demektir. Örnek:Geleceği bilmek. Bu da çelişkili bir konudur.Kur'an'a göre gaybı yalnız Allah bilir,peygamberlerine bildirebilir,O'nun ve bildirdiği peygamberlerinin dışında kimse bilemez.Tabi bazı ayetler bunu söyleyen ayetleri etkisiz kılar: Ali-İmran=179, Cinn=26-27. Şu ana kadar bir çelişki yok.Peygamberlerinden istediğine bildirebiliyormuş gaybı. Kur'an'a Göre Peygamberler Erkektir:Enbiya=7, Yusuf=109, Nahl=43 Ayetlere bakıldığında,peygamberlerin erkek oldukları ve Allah'ın gaybı istediği peygamberine bildirdiği,onların dışında da kimseye bildirmediğini anlıyoruz.Ama durum bundan farklıdır: Kasas=7:Mûsa'nın annesine şunu vahyettik: "Emzir onu! Onun aleyhinde bir korku hissedince de nehire bırakıver onu. Korkma, üzülme! Kuşkun olmasın ki, biz onu sana geri döndüreceğiz ve onu resullerden biri yapacağız." Musa'nın annesine vahyediyor,gaybı bildiriyor(bir kadına). Ali-İmran=45:Hani melekler şöyle demişti: “Ey Meryem! Allah, seni kendi tarafından bir kelime ile müjdeliyor ki, adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir. Dünyada da, ahirette de itibarlı ve Allah’a çok yakın olanlardandır.” Meryem'e(bir kadına) İsa'nın doğacağını,geleceği, gaybı bildiriyor. Görüldüğü gibi o ayetler, gaybı peygamberden başkasına bildirmiyor derken,bu ayetlerde Allah peygamber olmayanlara gaybı bildiriyor.Yine görülen o ki Kur'an Tanrı sözü değil,Muhammed'in uydurması.
  CEVAP:
Vahiy: Gizli konuşma, işaret etme, emretme, ilham etme, ima etme, fısıldama, mektup yazma, elçi gönderme, acele etme, seslenme. .. gibi anlamları vardır. Ayrıca "Terin anlamı olarak" Yüce Allah'ın vasıtasız olarak veya değişik vasıtalarla emirlerini peygamberlerine bildirmesine de vahiy denir. Hz Meryem'e vahiy etmesi  demek ilham etmesi anlamında kullanılmış bir kelimedir. Yoksa Allah arıya da vahiy etmiştir: "Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin..." (Nahl Suresi, 68-69 ) Buradaki vahiy ise emretme-görevlendirme anlamındadır.Kuran tüm peygamberlerin erkek olduğunu bildirir, terim anlamı olarak bildiğimiz vahiy ( Allah'ın emir yasaklarını bildirmesi ) anlamında kullanılır. Ama ( erkek olan  ) peygamberler dışındakiler için kullanılan vahiy kelimesi ise yukarıdaki kelime anlamlarında uygun olanı ile açıklanmalıdır. Kelime oyunu veya direk cehalet örneği ile Kuran'da hata aramak sadece çamur atanın elini kirletir, çünkü Kuran güneş gibidir, çamur atmakla kirlenmez, atanın eli - Yüzü, ruhu- kirlenir. Anti parantez Peygamber erkeklerden seçilmiştir çünkü iftira, hakaret, savaş, öldürülme... gibi kesin muhatap olunacak bu zor görev kadınlara yüklenilmemiştir. Hele ki hamilelik veya özel haller gibi ayrıcalıkları da hesaba katarsak bu Allah'ın kadınlar hakkındaki pozitif ayırımcılığı olmuş olur.BAşka şekilde düşünmek sadece önyargılı olmak ve  dar düşünceye sahip olmakla açıklanabilir. Ama manevi olarak önder bir çok kadın da vardır tabii ki : rabiatül adeviyye ...gibi. Bu dinsiz deist (!) ya cahil: Bilmiyor, bilmediği konuda sallıyor, ya da biliyor saklıyor; Önyargılı ve düşman.
 

İSLAM GERÇEKTEN SEMAVİ BİR DİN Mİ?

  İDDİA: İslam'da yasaklanmış olan en büyük günahtır şirk! Öyle ki Allah'ın asla affetmeyeceğini söylediği tek günahtır. Müşrikler taşa tapmazlardı,o taşların Allah'a yakınlaşmak için aracı olduğuna ve şefaat edeceklerine inanırlardı. Müslümanlar da Hacer'ül Esved'e tapmadıklarını,sadece ondan şefaat umduklarını söylüyor.

                                                           Hacer-i Esved Hakkında Bazı Hadisler
  Allah’a yemin ederim ki, Cenab-ı Hak kıyamet gününde O’nu gören gözleri ve konuşan dili olduğu halde kendisine ihlas ile el sürüp öpen kimsenin cennetlik olduğuna şahit olarak diriltecektir”
  (Hacer-ül esvedi hayırlı işlerinize şahit yapın. Çünkü o, kıyamette şefaati reddedilmeyen bir şefaatçidir. Dili ve iki dudağı olacak ve ona elini sürene şahitlik yapacaktır.) [Taberani]  “Kıyamet gününde Hacer’ül Esved getirilecek Konuşan bir dili bulunacak ve kendisini selamlayan herkesin mü’min ve muvahhid olduğuna şehadet edecek” "Vallahi Allah, onu Kıyamet gününde gören iki gözü ve konuşan bir dili olduğu halde diriltecektir de kendisini hakkıyla istilâm edenler hakkında tanıklık edecektir” (Tirmizî)  
  CEVAP: H. Esved asla şefaat etmeyecektir. Hadiste açıkça şefaat edecek diye belirtilen tek hadis ise şefaatin  nasıl olacağını hemen bir cümle sonra açıklamaktadır: " Şehadet edecektir." Zaten diğer hadislerde şefaatten değil, şahit olmaktan bahseder ki bu da bizim görüşümüzü ve ayetlerin anlamını kuvvetlendirir. Hadis ilmi ile biraz uğraşanlar bazı hadis metinlerine zamanla hadisi rivayet eden kişilerin yorumlarının karıştığını bilir. Ama benzer konudaki diğer hadis rivayetleri ile kıyaslayınca hadisin asıl anlamı- amacının ortaya çıkarılması hiçte güç olmamaktadır. Bu hadis ilminde sıkça rastlanan bir durumdur. Yukarıdaki hadislerde bu konuda klasik örnek teşkil etnektedirler. Kısaca  H. esved şahit olacak ama şefaat etmeyecektir. Müfteri yazar daha sonra H. esved'e istilam edilmesi yani selam verilmesi ile ilgili hadisleri sıralıyor ki bu tamamen konudan uzaklaşmadır, cevap bile vermiyoruz: Tüm hacı adayları her dönüşte H. esved'e selam verir.
 Daha sonra yazar Kabe'ye secde etmemizi diline dolayıp Kabe'ye taptığımızı iddia etmektedir ki cevabı sitemizde vardır. En son olarak müşriklerin kabe'yi tavaf etmelerinden hareketler Müslümanların tavafı arasında bağ kurmaya çalışan dinsize şunu hatırlatalım: Kabe Hz İbrahim'in yaptığı bir binadır, İslam kaynaklı tüm dinlerde kutsal olduğu bildirilir ve İslam öncesi kabe'nin kutsallığından haberdar olan ama İslami olarak ona saygının nasıl gösterileceğini bilmeyen müşrikler kendilerince kabe'de dini ritüeller yapmışlar hatta çevreden pek çok insan da kabe'ye ibadet amacı ile gelmeye devam etmişlerdir. Ama islam Muhammed aracılığı ile Kuran vasıtası ile yeninden öz - asıl hali ile gelince kabe hem putlardan temizlenmiş hem asli özelliklerine kavuşmuştur.

 

                                                       Ay Tanrısı'nın Başka Bir İsmi: SİN 

  İDDİA: İslam öncesi Müşriklerde Ay Tanrısı çok popülerdi,farklı kabilelerce farklı isimler verilebiliyordu.Bir ismi de Sin'di bu isim Kur'an'da aynen geçmektedir; Kur'anda bir surenin adı YA SİN'dir.İslamcılar bu ve benzerlerine anlamı yalnız Allah tarafından bilinen kelimeler diyorlar.Ama öyle değildir.Sure başlığı YA SİN bence EY SİN anlamındadır, yani Sin'e sesleniş var burada.Sin'e hitaben yazılmış bu sure.

  CEVAP: Bir çok kabile içinden ve farklı isimlerden birini bulup sonra da kuranda bırakın cümleyi bir harf (Sin) harfinden hareketle nerelere ulaşıyor müfteri.  Bu ne hayal bu ne hata arada güdüsü...!? Sormak lazım  mesela şura suresi 2. ayette geçen Sin'e bakalım : " Ayn-sîn-kaf" ne demek acaba. Sondan başlayalım  Kaf: kaf dağı, sin: zaten ay tanrısı, ayn: arapça göz demek, topla hepsini: Kaf dağındaki ay tanrısını gözle! Sizce daha mantıklı sallamadık mı... :))

Hoca karadenizli arkadaşına sormuş , çocuğunun adı ne, Oğuz demiş karadenizli. Kızmış hoca kuranda geçen bir isim neden koymadın, E ama koydum ya demiş laz oğlu, nerde geçiyor demiş hoca, karadenizli cevap vermiş, kuranda geçeiyor ya:" Oğuzu billahimineşşeytanirracim." Al işte. aynısı bu deist yazar !

 Benzer garip mantığı İslam'da ağaç kültü başlığı ile de işletir dinsiz deistimiz: "Animizm doğada insan ruhuna az ya da çok benzer Ruhlar bulunduğunu kabul eden dindir. İnanışa göre Ruh sadece insanda yoktur canlı cansız herşeyin ruhu vardır. İslam'da da bu kült olduğuna göre İslam'a Animizm de yamanmış demektir. "

 Bu mantıkla bakarsak yazarında -Mesela- Hıristiyanların bir çok bilimsel buluşlarını reddetmesi, inkar etmesi gerekir. Öyle ya, ortak nokta varsa onlardansındır...Di mi? Unutmayalım ki doğru her zaman doğrudur. Yalancı 2+2=4  dese, itiraz mı edicez.
 

                                                      İslam'da Ağaç Kültü ve Kökeni

  İDDİA: Kasas 30. ayet aynen şöyle der;
Mûsâ, ateşin yanına gelince, o mübarek yerdeki vadinin sağ tarafındaki ağaçtan şöyle seslenildi: “Ey Mûsâ! Şüphesiz ben, evet, ben âlemlerin Rabbi olan Allah’ım Ayet ne diyor ''ağaçtan seslenildi'' sonrasında ne diyor ''ben Allah'ım'' bu da =(eşittir) Allah ağaca girdi,Ağaç Allah oldu,Allah insanın ruhuydu,Ağacın da ruhu oldu.Ağaçtan seslenebilmek için Ağaca girmesi şart,ağacın bedenine girmeden ağaçtan seslenemez.Yani ayet açıkça Allah'ın Fizikî olarak bedenlendiğini söylüyor.Zaten Animizm de bu inançtan doğmuştu.Şimdi sorarım size İsa'ya Tanrı diyorlar diye Hristiyanları yerden yere vuran zihniyet,Ağaca Tanrı diyen Allah'a neden birşey demiyor? Allah ağacın bedenine girince oluyor da,Tanrı ağaçtan daha üstün olan İsa'nın bedenine girince neden şirk,sapıklık filan oluyor?

 CEVAP: Olmuyor çünkü hiç bir İslam alimi bu ayeti böyle anlamadı. Anlamak için garip bir mantık-sızlık- hastalığına tutulmak lazım belki de. Mesela ; Radyolarda parti liderlerini dinleriz. Acaba o parti lideri radyonun içinde mi gizlendi, Radyodaki ses: "Ben falan parti lideri filanım."  dese parti lideri= radyo mu dicez-  O  mantık bu sonuca ulaşıyor da - Olayın dini referans boyutu ise çok kısaca şudur: Allah vahyini 3 şekilde iletir: Direk vasıtasız, vasıta ile ve melek ( Cebrail ) vasıtası ile.Vasıtalardan - Aracılardan - bir taneciği de o  ağaç idi. Olay bu kadar basit işte!
 

                                                    Ad Kavmini Başkasından Öğreniyor
 İDDİA- CEVAP: Yazar, Hz Resul'ün Ad kavminden bir sahabinin bahsetmesi üzerine, konu hakkındaki bilgisini öğrenmek için " Ad elçisi nedir?"dedikten sonra onun anlattıklarını dinleyip, kuran'dan  aynı konu hakkındaki ayetleri sıralamasından hareketle bu ayetleri - hem de herkesin ortasında, herkes o  sahabinin sözlerini duymuş,  yazar kadar huylanacak biri çıkma ihtimalini düşünmeden peygamberimiz - haşa- ayeti uyduruverir.Yahu bu ayet önceden inmiştir, orada bir daha okunmuştur, ilk kez vahyolunsa idi belki iddia-iftiranın bir temeli olabilirdi. Zariyat suresi mekke'de inmiştir ama yazarın aktardığı olay- Kendisi de itiraf etmektedir - Medine'de geçmektedir. YUH yani !

                                                       Rumlar Galip mi Oldu,Yenildi mi?

  İDDİA: Ebu Sa'id (radıyallahu anh) anlatıyor: "Bedir günü Rumlar, İranlılara galebe çaldı. Bu zaferden mü'minler de sevindi. Bunun üzerine şu mealdeki ayet nazil oldu (okundu): "Elif Lam-Mim, Rumlar mağlub oldu, yakın bir yerde. Halbuki onlar bu yenilmelerinin ardından galib olacaklar birkaç yıl içinde. Önünde de sonunda da emir Allah'ındır. O gün mü'minler Allah'ın nusretiyle ferahlayacak" (Rum 1-4).
 Tirmizi, Tefsir, Rum (3190) Ya Allah'ın yanlışı var ya Muhammed'in. Muhammed Rumlar galip oldu diyor,Allah bu galibiyetin üzerine inen ayetinde Rumlar yenildi diyor.  
 

  CEVAP: Offf  of. Olay ne? Önce Rumlar mağlup olur. Ama Allah Rum  suresinin ilk ayetlerini gönderir. Rumlar yenilmiş olsa da ileride yenecek anlamında ayet iner. Ebu Bekir bir  müşrik ile de iddialaşır ve sonra ayetin  önceden haber verdiği durum aynen gerçekleşir, Rumlar İran'lıları yener. Hadisi rivayet eden Ebu Sa'id sadece olayı anlatırken tarihi sıralamayı  karıştırır - Veya daha büyük ihtimal hadisi rivayet edenler hadisi aktarırken tarihi olayların sırasını karıştırırlar, ki bu hadis rivayetinde çok sık karşılaşılan bir durumdur -  Ama yazar bu Kuran mucizesinden de İslam'a saldırmak için bir kulp bulmayı başarır ya, helal olsun. YUH! Anti parantez belirtelim Muhammed Rumlar galip oldu demiyor, hadisi rivayet eden ravinin haberi bu. Neyse...! Neresi doğru ki yazarın görüşleri, bunu da düzeltelim !

 

                                                     AMA YABANCI  KELİMELER VAR KURANDA
  İDDİA: Zümer= 28: "Korunsunlar diye, pürüzsüz Arapça bir Kur'an indirdik." Kur'an'da anlamları sadece Allah tarafından bilinen  ve anlamlarını insanların ancak kıyamet günü öğrenebileceklerine  inanılan,anlamı çözülememiş kelimeler vardır. Eğer Kur'an saf Arapça ise yukarıdaki savunmada da olduğu gibi her kelimesini her Arap'ın anlayabilmesi gereklidir.Anlaşılamayan kelimeler içermesi Kur'an'ın pürüzsüz Arapça olmadığı sonucunu doğurur.

                                            KURAN ONA DA CEVAP VERIYOR: MUTESABIH AYETTE VAR
  CEVAP: Âl-i İmran 7. ayette Allah açıkça bazı ayetlerin müteşabih - Araştırma ile ancak anlaşılabilecek - ayetlerin Kuran'da olduğunu ifade eder. Bu ayette belirtildiği gibi muhkem yani okuyunca anlaşılabilecek - Ki Kuran'ın büyük çoğunluğu böyledir - ayetlerden oluşurken yine Kuran bazı ayetlerin araştırılması gerektiğini ifade eder. Zümer 28. ayet Kuran'ın çoğunluğu olan muhkem ayetleri ifade eder, müteşabihler ise zaanla sırlarını ortaya çıkarır. Bu da Kuran'ın bir başka mucizevi yönüdür.
   Kuran'daki yabancı kelimeler konusuna gelince: Kuran apaçık Arapça bir kitaptır. Yani Arap dilini bilen herkes Kuran’da söylenenleri anlar. Kuran’da Arap diline daha önceden başka dillerden geçmiş kelimeler olabilir ama bunlar da zaten Arapça’dır. Arap dilinde olan kelimelerdir. Burada dil bilimi düşünülmeden, sadece bir iddiada bulunmak için ortaya atılmış bir suçlama vardır. Bu özellik sadece Arap dilinde değil her dilde vardır. Her dile başka dillerden kelimeler geçer ve bu dile yerleşir. Aynı şey Türkçe’de de geçerlidir. Örneğin “ Kemal, final imtihanında kopya çektiği için fakülte konseyi kararıyla üniversiteden uzaklaştırıldı”. Bu cümle Türkçe bir cümledir. Her okuyan bu cümleyi anlar fakat bu cümledeki kelimelerin tamamına yakını başka dillerden Türkçe’ye geçmiş kelimelerdir. Kelimelerin başka dillerden geçmiş olması bu cümlenin Türkçe olmadığı anlamına gelmez. Aksine bu cümle içindeki kelimelerin hemen hemen hepsi yabancı dillerden geçmiş kelimeler olsa da, herkesin anlayabileceği açık bir Türkçe’dir. Kuran’da bu şekilde anlaşılır bir Arapça ile yazılmış bir kitaptır. Ayetlerde de Kuran’ın bu yönü açıkça vurgulanmaktadır.

  İDDİA- CEVAP: Yazar Kuran'ın bazı konularda helal veya haram hükmü gelmeden önce peygamberimizin bazı uygulamaları ile konu hakkında ayet inip kesin hüküm verilince aradaki farklılıktan hareketler İslam'da hata arama gayretine girişmiştir. Mesela hicretin 6. yılında içki haram kılınınca peygamberimizin daha önce içki içenlere sadece kızıp yanlarından ayrıldığını belirtmektedir. Halbuki içki kademe kademe yasaklanmış, mesela bir ayetle sadece namaz dışında içki içilebileceği ifade edilmiş, böylece günde beş kere içkiden uzak olma alışkanlığı topluma kazandırılmış, zamanla kademe kademe ayetlerle içki - Toplum psikolojisi hazır olunca- tamamen yasaklanmıştır. Yani doğal bir süreçten bile negatif sonuç arama gayreti ortaya çıkmaktadır.
   "Dinsiz deist" ayrıca recm  konusunda  hareketle İslam'a saldırmak istemektedir ki yine aynı metodu kullanmaktadır. Kuran zina edene " Teşhir ve dayak " cezasını verir. Recm Yahudilik dininde olan bir ceza şeklidir, Tevrat'ta geçer. Kendisini de ele aldığı hadislerde de açıkça yazıldığı gibi Yahudiler zina ediyor, peygamberimize geliyorlar, cezasını soruyorlar, Tevrat'tan - Suçlular Yahudi oldukları için - suçun cezasını bildiriyor, ve kendi dinlerine göre cezalarının hükümlerini uygulattırıyor. Bu hüküm şekli yani her ferdin tâbi olduğu hukuk sistemine göre cezalandırılması görüşü hala İslamî sistemin bir parçası olarak savunduğumuz bir konudur ama dinsiz deist'imiz buradan da hareketle hata arama gayretini ihmal etmemiştir.
    Kuran'ın toplanması ve peygamberimizin ümmi olup  olmama meselesi sitemizde cevaplanmıştır.