|
Her "dava adamı" aynı zamanda bir lider, yönetici, siyaset adamı gibi
olmalıdır'!
Bir
davaya inandığını ve savunucusu olduğunu iddia eden bir insan ister aile reisi olsun, ister bir vakfın gönüllüsü olsun
ister, sadece kendi nefsine karşı olsun bir idareci, yönetici gibi davranmalıdır.
Davaya gönül verdiğine inanan insan önce nefsinin lideri olmalıdır. İnsana günah yapabilme
özelliği de verilmiştir ama Müslüman günahtan uzak olan, sevaba
yönelen kimse demektir. Birinci kural dava adamı önce kendini, tanımalı eksi ve
artılarını bilmeli 'komplekssiz' olmalıdır.
Davaya
sahip olduğunu iddia eden kişi aile sahibi ise kendisinden sonra aileyi de
yönetmesini bilmelidir. Eşinin haklarını çiğnemeden, çocuklarına gerekli ilgi ve
alakayı göstermeli, kişiliğini tamamlayamayan insanların gerçek manada ne
kendisini ne de ailesini yönetemeyeceğini idrak etmeli bunun içinde kendini
oluşturmayı, kişiliğini oturtmayı, 'Özel haller hariç' her yerde aynı olaya aynı
tepkiyi vermeyi' alışkanlık, huy edinmeli, tavır ve davranışlarını 'İstisnai
özel şartlar hariç' her durumda aynı olacak şekilde prensipler bütününü kendi iç
dünyasında oluşturmalıdır. Konumuza bir
örnek verelim: Eğer bir erkek eşine el kaldırıyorsa o erkek aile reisliği
sıfatını hak etmiyor, ailesini yönetecek donanıma sahip olamadığı için
eksikliklerinden doğan, ortaya çıkan sorunları kaba kuvvetle halletmeye
çalışıyor demektir. Burada sorun evin hanımında değil, sorunu çözme yeteneğine
sahip olamayan erkek- kocadadır. Aile reisliği ise - Hayatın her alanında olduğu gibi
- istişare, okuma, zamanla, tecrübe ile elde edilecek bir özelliktir. Baba olmak demek çocuk
sahibi olmak demek değildir. Onu hemen her canlı becerebilmektedir... Baba çocuğunu
eğitebilen, sorunlarını çözebilen, onun kişiliğini oluşturabilen, çocuğunun her gelişim evresinde
bilimsel ve tecrübeli kişilerle istişare ederek çocuğunu eğitebilen kişidir.
Ailenin yemini suyunu karşılamak veya iş stresini eve taşımak... sadece hayatı
anlamlandıramamak, neyi nerede kullanabileceğini bilmemekten kaynaklanan yanlış
tavır davranışlardır. Tabii evin hanımına da eşine destek olmak, onunda kendini
oluşturması, kişiliğini oturtması gerekmektedir. Eş - Karı veya koca - başkaları
için, ne der diye ... yaşayan değil, önce İslamî sonra ailevi görevlerinin
sorumluluklarının bilincinde olan kişiler olmalıdır.
Dava
adamı - Diyelim ki - bir vakıfa gönül üyesidir. O vakıf ( Dernek, tarikat,
cemaat, sendika...) aracılığı ile davasına o koldan hizmet etmektedir.
Önce bilmesi gereken kendi gönül bağının olduğu bu kurumun İslam ile aynı
olmadığının bilincine sahip olması gerektiğidir. Dine hizmet ana yolunun
bir bölümünü de kendi gönül bağı olan kurum oluşturmaktadır. Davanın aslı
dindir: İslam'dır, O'na hizmet yolları çoktur, birinde de kendisi bulunmaktadır. Bu -
Mesela - vakıf faaliyetlerinde aktif üye olmak demek tıpkı başkan- yönetici gibi
insanı tanımayı ve onları idare etmeyi -Yönetimi, siyaseti- bilmeyi gerektirir.
Dine hizmet kollarında biri olan kendi yolunu herkes beğenmeyebilir, diğer
kollar - yollar asla eleştirilmeden bu yolu seçme nedenleri nazikçe
anlatılmalı, İslamî hayat çizgisinde olmayanlara kendi
vakıf- cemaat- şeyh- lider...önce anlatılmamalı, önce İslam tebliğ edilmeli,
İslamî hayat sınırları içine girmeyi kabul ettiğinde ise kendi çalışma alanı,
metodu, yolu anlatılmalı,
tanıtılmalı " Bizim hizmet metodumuz bu!" diyerek gerekli açıklama yapılmalıdır. İslam'a önem verip nemelazımcı hayat yaşayanlar olacaktır,
onları zorlamadan, eleştirmeden ama sorumluluklarını da hatırlatarak kendi
vakfınıza- metodunuza davet edebilirsiniz. Kimi gönülsüz gelecek, bunu bir
nimet gibi algılamanızı isteyecektir, kimi hiç gelmeyecek, metot- yolunuzu
küçümseyecek, eleştirecektir. Görevimiz, sorumluluğumuz zaten asıl bu değil
midir; Anlatacak,
hatırlatılacak ama asla vakar, kişiliğimizden de taviz vermeyeceğiz.
Kimi
insanların büyük hayalleri vardır, küçük adımlar onları kesmez. Halbuki o büyük
hedeflere asla ulaşamayacaklardır, küçük şeylere ise zaten tenezzül etmezler ve
sonunda da büyük hedeflere ulaşamadan ama küçükleri de yapamadan hayatlarını laf
kalabalığı ile geçirip giderler. Dava adamı siyasetçi gibi olmalıdır - Siyaset
kelimesinin kökeni, atı yöneten, yönlendiren, seyis anlamında gelen 'sys'
kelimesinden türemiştir - muhatabının nabzına göre şerbet vermeyi bilmeli, o an
ne gerekiyorsa bunun idrakinde olup onu yerine getirmelidir. İdealist kişiye hayatın
aslında küçük şeylerin toplamının olduğu anlatılmalı, vakıf- metoduna
biraz da gönülsüz gelip idraksizce bu hizmet yolunun kıymetini bilmeden, boş
laflarla sağa sola akıl vermeye çalışanlara, üye olmayı bile başa
kalkanlara dava yolunda olmanın önemi, hizmetin nimet olduğu uygun
şekilde anlatılmalı ama Müslüman vakar, şahsiyet, kişilikten taviz de asla
verilmemelidir. Mü'mine karşı şefkatli olmalı ama asıl olanın ne vakıf ne
kullanılan metot değil direk dinin kendisine hizmet olduğunun asla unutulmaması
gerekmektedir.
Hayat
zaten zor, lidersiz ümmetin ferdi olmak daha zor, dava adamı olmak iddiası ise -
Aslında ümmetten her ferdin sadece bir parmağını yükün altına soksa
kaldırılabilecek yükü, ümmetin sorumsuz- bilinçsiz fertleri yüzünden yüklenmek
zorunda kalan az sayıdaki fertler -
büyük bir yükün altına girmeyi göze almakta, bununda sorumluluğu ve getirisi-
mükafatı da ona göre fazla olmaktadır. Bu yükü kaldırmada ise
yol yordam bilmek, öncelikle nefsini sonra aileni sonra dava metoduna göre
insanları - Muhatabına göre ateist, gönüldaş, cahil Müslüman... - yönetmeyi,
'idare etmeyi ', kibirden uzak ama vakarı elden bırakmadan herkes kendi
çapınca lider, yönetici olmayı bilmeyi gerektirmektedir.Rabbim yolumuzu açık
eylesin...!
|