|
Adamı hışım ile yerinden kalkmış, kızının kollarının arasından genç adamı
almış ve suratına sert bir tokat atmış.Kız babasına bağırdıktan sonra genç
adamı yerden kaldırmış ve demiş ki " kusura bakma, babam sağırdır , müzik sesini duymadı
da...!"
TAMAM SİZİN İÇİNİZ TEMİZ DE KARŞINIZDA
SARILDIĞINIZ KİŞİNİN KALBİNDEN KİŞİ NASIL EMİN OLABİLİR , ONU BİLEMİYORUZ...!

Dans etmek, önsevişme gibidir
Konyalı imam haklı galiba... Hani, Konya'da bir imam, "Düğünlerde
dans etmek, yataktaki zinanın ayakta yapılmış halidir ve günahtır" demiş
ya, itiraz edeceğimi sanıyorsunuz değil mi?Sanırım etmeyeceğim...Etsem
etsem, bu işin günah hanesine yazılmasına ederim.Bir de tabii, "Düğünlerde
Dans etmek" ifadesine..Hepsini aynı kefeye koymak lazım. (Baba,
kayınvalide gibi mecburi yapılanların dışında tabii...)
Şu bakımdan yani;
Şimdi, iki insan niye dans eder?
Samimi olalım; arkadaşla dans edilir mi?
"Ne var bunda?" deyip cinimi oynatmayın. Sanki ben kötüyüm, siz
iyisiniz...
Yok öyle...
Taraflardan en az biri iyi niyetli değildir...
Eninde sonunda mutlaka ayakta ya da yatakta zina yapmak istiyordur.
Akşam yemeği gibi bir durum yani...
Ya da bir nevi ön sevişme...
Galiba imam haklı.
Dansın kendisi seksi zaten...
Sarılırsın, dizlerin belli bir ritmle birbirine değer, nefesini
hissedersin...
E, ayakta zina da bunun gibi birşey zaten...
Ya, hâlâ itiraz etmeyin; romantik bir aşk şarkısında arkadaşınla boşu
boşuna niye dans edilir ki?
O ana kadar kötü niyet yoksa bile danstan sonra olur. Şeytan dürter...
Eh, biraz da içmişsindir zaten; için bir hoş olur...
Slow danstan söz ediyorum, "eller havaya"dan değil. O başka...
Çünkü onda ille de bir partner gerekmiyor ve isteyen kendi ellerini kendi
kaldırabilir. Temas falan da yok.
Rahat rahat dök içini...
Ama tabii, bazen onda bile tuhaf durumlar görüyoruz. Bodrum-Çeşme'deki
diskolarda veya İbrahim Tatlıses'in programlarında dans eden kadınlar da
ayakta seks yapar gibiler...
Böyle saçlarını ensesinden kaldırıp, dudaklarını büzüştüren, başlarına
geleceklerden habersiz suratlarına "hazırım" ifadesi veren kadınlar...
Serpil Çakmaklı modeli...
Kıvırdığı anlaşılsın diye kalçalarına da birşey bağlarlar ya...
Kıvır kıvır, bir tuhaf...
Evet, dans ve seks birbirine çok yakındır.
Şöyle bir şifresi de vardır:
Seks yapan çiftler dans etmez, dans edenler henüz seks yapmamıştır...
Düşünün, neden evli çiftler dans etmez? (yeni
evliler hariç)
Etseler bile zoraki halleri vardır?
Yaaa...
Ha, dans edilmesin mi?
Edilsin.
Kötü ne oluyorsa, ne kadar karmaşa, sinir varsa bu dans etmeyenler
yüzünden değil mi?
Keşke herkes dans etse...Hayat bayram olsa...
(Dilek Önder.
Vatan: 10.07.2006 )
Tango bir genelev sürüngeniydi
Arjantinli yazar Jorge Luis
Borges'in yazdığı ‘‘Tangonun Tarihçesi’’ adlı yazı, üç aylık sanat
dergisi P'nin son sayısında yayımlandı. P Dergisi, bu sayısını
‘‘Dans ve Sanat’’ temasına ayırmış.
Borges'in tangoyla ilgili
yazısına, yüz yıl önce Arjantin'de yapılan çeşitli tango afişleri
eşlik ediyor. Ünlü yazar, 1929'da Evaristo Carriega adlı genç yaşta
ölmüş bir şairin yaşam öyküsünü yazmaya karar veriyor. Ancak kitabı
yazarken, Carriega'nın hayatından çok, onun dönemindeki Arjantin'le,
özellikle de tangoyla ilgilenmeye başlıyor. Yirmi beş yıl sonra
kitabın ikinci basımına Tangonun Tarihçesi adlı bir bölüm ekliyor.
Bu yazıda, tangonun Buenos Aires'in gecekondu mahallelerinde değil,
genelevlerinde ortaya çıktığını söylüyor. Borges'e göre tango, hem
şehvet, hem de müthiş bir şiddetle dolu. ...Danıştığım
kimselerin hepsi tangonun kökeninin genelevler olduğunda
birleşiyordu. (Aynı görüş birliği tangonun doğuş tarihi için de
geçerli; 1880'le 1890 arası.) Üstelik ilk tango orkestralarını
oluşturan çalgıların (piyano, flüt, keman, daha sonraları bandoneon)
yüksek maliyeti de bu tanıklığı doğruluyor. Bu da tangonun
varoşlarda doğmamış olduğuna bir başka kanıt; kenar mahallelerde
gitarın altı telinin yeterli olduğu herkesin bildiği bir gerçektir.
Bu savı doğrulayan başka kanıtlar da var: Tangonun şehvet uyandıran
figürleri, tango adlarının (El choclo-maval, El fierrazo-çelik
darbesi) çağrıştırdıkları, çocukluğumda Palermo'da, yıllar sonra da
Chacarita ve Boedo'da gördüklerim (kadınlar edepsiz buldukları bu
dansa rağbet etmedikleri için erkeklerin sokak köşelerinde erkek
erkeğe dans etmeleri). BELA ARAYAN
TANGO Lugones (El Payador'da) tangoyu aşağılayıcı bir
açıksözlülükle ‘‘şu genelev sürüngeni’’ diye tanımlar. Kuzey
mahallesi tangoyu (o günlerde Paris'te çoktan temize çıktığı halde)
sokaktan alıp evlere kabul ettirmek için uzun yıllar beklemek
zorunda kaldı; hálá da tam başarılı olduğu söylenebilir mi,
bilemiyorum. Eskiden tango şeytansı bir orjiydi, şimdilerde bir
yürüme şekli oldu. Tangonun cinsel niteliği birçoklarınca
dile getirilmiştir, içerdiği şiddet içinse aynı şey söylenemez. Her
iki niteliğin de aynı itkinin farklı şekilleri olduğu doğru. Erkek
sözcüğü, bildiğim bütün dillerde cinsel gücü ve savaşçılığı
simgeler; Latince'de ‘‘cesaret’’ anlamına gelen virtus sözcüğü de
‘‘vir’’, yani ‘‘erkek’’ten türemiştir. Kipling'in ‘‘Kim’’ adlı
romanında bir Afgan, iki eylemin özünde aynı olduğunu vurgulamak
istercesine şöyle der: ‘‘On beş yaşımda erkeğimi öldürdüm ve
erkeğimi yarattım.’’ TANGO SÖZLERİNDE NE
DENİYORDU? İlk tangoların çoğunda söz yoktu, olanlardaysa
sözler doğaçlama ve açık saçıktı. Kimi tango sözlerinde kırsal yaşam
ağır basıyordu, çünkü kompozitörler halkın hoşlanacağı konular
arıyordu ve o zamanlar kötü yaşam koşulları ve varoşlar şiirsel
addedilmiyordu. Sonraki tangolar kimi Fransız natüralist
romanlarında ya da Horgart'ın gravürlerinde olduğu gibi, yaşamın
birbiri ardına gelen talihsizliklerini anlatmaya başladılar: ‘‘Sonra
metresi oldun / yaşlı bir eczacının / daha sonra da komiserin oğlu /
soluğunu kesti.’’ Daha sonra biraz da eskiye özlemle, yoksul ve
kavgacı mahallelerin nasıl yola geldiğini anlattılar. İlk
zamanlardan itibaren kaçak aşıklar ve duygusallıklar üzerine çok
kalem oynatıldı: ‘‘Hatırlıyor musun / bir şapka giymiştin / ve o
deri kemeri takmıştın / öteki karıdan arakladığım.’’ Yakınmacı ve
suçlayıcı tangolar, nefret tangoları, alay ya da hınç yüklü tangolar
yazıldı; çoğu yazıya dökülmedi, birçoğu da belleklerden silinip
gitti.
(Hürriyet
:
17.01.2004)

TANGO DEDİĞİNİZ
GENELEVLERİN MÜZİĞİ (!)
Meğer tango,
1880'lerde Buenos Aires'e yığılan İtalyan, Peru'lu, Uruguaylı “yabancı
işçilerin” yarattıkları bir müzikmiş. Ülkedeki el emeği açığını kapatmak için,
liman şehri olan Buenos Aires'e gelen işçilerin tek eğlencesi genelevlermiş.
Öylesine bir hücum olurmuş ki, genelev sahipleri en az 1-2 saat bekleyen
müşterilerini eğlendirmek için orkestralar tutmuşlar.Bu orkestralar ve her
biri apayrı ülkelerden gelmiş olan işçiler, tango müziğini uydurarak
yaratmışlar. Okuma yazma bilmediklerinden dolayı da, sürekli emprovize
(içlerinden geldiği gibi çalmak) etmişler. Şarkılar da, hep günlük yaşamı
anlatmış. Dans ise, genelev kadınları ile onlarla 5-10 dakika beraber olmak
için gelen müşteriler tarafından yaratılmış. Arjantin'deki profesyonel
tangocuları seyredince, bu dansın nereden geldiği hemen anlaşılıyor.
Müthiş seks kokan, iki insanın ayakta sevişmelerini gösteren figürlerle süslü
harika bir dans.( Hürriyet-Mehmet
Ali BİRAND:18 Aralık 2008)

Sivri dilli bir adam
Zekâyı "yeni
durumlara uyum gösterme yeteneği" diye tarif edenler vardır.Bana göre bu
yetenek zekâ değil olsa olsa "kurnazlık" olarak tanımlanmalı.Yolun boş
tarafında yürüme ya da kuyrukta öne geçme türünden bir uyum yeteneği
bu.Zeki adamlar kurnaz değildir."Yeni durumlara" kolay kolay uyum
gösteremezler.Ömürleri; aileye, okula, işyerine, kurumlara ve devlete kafa
tutmakla geçer.Beyinsel ve duygusal zekâları onları sürüdeki kara koyun
haline getirir.Bernard Shaw adlı dahi bunun en iyi
örneklerinden birisi.Bakın neler diyor:
"Basın oyun yazarlarını öldürebilse, daha yirmi yıl önce ölmüş biri
olurdum."
"Bir dram ozanının sanatı, yurtseverlik nedir bilmez."
"Sanatçıların sezgileriyle buldukları tüm gerçekleri, bilgin denilenler
budalaca bir didinmeyle yeniden ortaya çıkarırlar; uzun süre sonra."
"Gazetecilik, bir bisiklet kazasıyla uygarlığın çöküşünü birbirinden
ayıramayan bir alandır."
"Dans etmek, yatay bir isteğin dikey anlatımıdır." ...(
vATAN : Zülfü Livaneli ,
04.05.2004 )
NEDEN ?
Fransız bilgin ve siyaset adamı Poincare'den dansla alakalı bir cümle: "Bunu
neden yatakta
yapmıyorlar"
NOT : BU DOSYAMIZA SADECE BIR FIKRA İLE
KATILDIK...BURAYA " LAMBADA, SAMBA,RİO DE JANEİRO KARNAVALINA (!) KATILAN
DANS OKULLARI (... !)...VS KONULARI DA EKLEYEBİLİRİZ...YORUM
OKUYUCUNUN...!
BİZ TABİİ Kİ HER DANS EDEN KİŞİNİN KÖTÜ OLDUĞU İDDİASINDA DEĞİLİZ, AMA
DANSIN CİNSEL BOYUTU OLDUĞU DA ORTADA!
|