BATININ İSLAM'A BAKIŞI |
|
|
|
BATIDAKI KARIKATUR KRIZININ TEMELINDE BATININ ISLAM'A BAKIS
ACISI YATMAKTADIR! BATI ISLAM'I
VE DOLAYISI ILE ONUN ONDERINI DAIMA BARBAR VE
"SEYTANIN ADAMI" OLARAK GORMUSTUR! HACLI
SEFERLERI ASLINDA GUNUMUZDE HALA DEVAM ETMEKTEDIR...ABD
BASBAKANI BUSH'UN " HACLI SEFERI BASLADI " SOZU VE "
TERORIZMLE MUCADELE EDIYORUZ" SOZLERININ ARKASINDA HEP BU MANTIK
YATMAKTADIR !!!
HZ. MUHAMMED'I TERORIST GOSTEREN
AVRUPA'DAKI KARIKATURLER UZERINE
Eylemin arka planındaki “teolojik” veya “seküler”
batılı zihnin temel kodlarını deşifre etmesi açısından son derece
öğreticidir.Meseleye ister “Hıristiyan Batı”
bazında yaklaşılıp “teolojik” açıdan, isterse de “Seküler
Batı” çerçevesinde yaklaşılıp “ideolojik” noktadan
bakılsın; her iki halde de, bu tür çirkinlikleri sergilemeye son
derece teşne bir zihinle karşı karşıya olduğumuzu fark edebiliriz.
Teolojik açıdan bakıldığında,
Hıristiyan Batı’ya göre İslâm, vahiy ürünü bir din olmadığı gibi,
Hz. Muhammed de (a.s) hiçbir ilahi yetkisi olmadığı halde oturup
kitap yazmış biridir.İslâm üzerine kitap yazan Hıristiyan teologlar,
eserlerinde İslâm’ı sapkın bir yol, onun peygamberini de -haşa-
“deccal, büyücü, müellif, cinsel arzularına düşkün, insanları
kılıçla yola getiren zorba, terörist vs” sıfatlarla
nitelemişlerdir.Onlara göre 2 semavi din vardır: Hıristiyanlık ve
Yahudilik.Kitab-ı Mukaddesi de kronolojik olarak “Eski Ahit
(Tevrat), Yeni Ahit (İncil) olarak tesmiye ederler ki, onlar
nezdinde Kur’an hiçbir şey değildir.
Herkesin günahkar doğması tezinden
hareketle vaftiz edilmiş olmayı adeta insanca muameleye tabi
tutulmanın ön şartı sayan, vaftiz edilmemiş olanlara karşı
yapılacak fenalıklardan dolayı herhangi bir uhrevi sorumluluk ortaya
çıkmayacağına olan inanç da, bu zihni besleyen en önemli
teolojik doktrindir.
Tarihte Kızılderili, Anzak, Aborjin vs
yerli halklara bu kadar rahat kıyılmasının, bir başka deyişle
“öteki” tabir edilenlere karşı insan hakları noktasında o kadar
umursamaz davranılmasının bir nedeni de, Hıristiyan teolojisinin
bu tür şeyleri tecviz eden doktriner yapısıdır.
Böylesi bir teolojik arka plana sahip
bir zihnin, “öteki” saydığına karşı en azından adab-ı muaşerette
saygılı bir tutum takınması beklenir ama bunun her zaman çok kolay
olmayacağı da açıktır.
Batı’yı tek bir pencereden ibaret
saymayıp, meseleye “Sekülerleşmiş Batı” perspektifinden bakmak
suretiyle olayı “özgürlükler” açısından ele alarak “sindirilebilir”
kılmaya çalışanlar da, batılı zihnin bir başka açıdan
değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.
Gerçekten de kutsal olandan
soyutlanmayı veya kutsalları sıradan ve önemsiz bir ayrıntıya
indirgemeyi, aydınlanmanın ve sekülerizmin ön koşulu sayan zihniyet
nezdinde özgürlüğe tanım getiren kodlar çok farklıdır.
Esas sorun, içeriğini kendi zihin
kodlarıyla belirledikleri nevi şahsına münhasır ve yelpazeyi; her
türlü kutsal olanla alay etmekten, aynı cinsten olanları
evlendirmeye kadar genişleten son derece ölçüsüz bir özgürlük
tanımını, çağdaşlık, modernlik ve aydınlanma adına herkes için genel
geçer kılmaya ve kabullendirmeye çalışmalarıdır.
Dolayısıyla batılı zihin “özgürlük”
dediğinde, tanımını, içeriğini ve çerçevesini kendi belirlediği
“özel” bir şeyi kastetmektedir.
Esasen “yeni dünya düzeni” adı altında
tedavüle sürülen ve halen dünyaya kan ve gözyaşından başka bir şey
getirmeyen olgu da, bütün dünya halklarını, doğruluğuna ve mutlak
üstünlüğüne önceden karar verilmiş bir uygarlığa eklemleme ve bu
eklemlenmenin siyasal ve ekonomik çıkarlarla en iyi şekilde
örtüşeceğine olan inancın eseridir.
Çok kutuplu dönemde “dışta bırakarak”
siyasal ve ekonomik çıkarları maksimize etmek” anlayışı, Doğu
Bloku’nun çöküşüyle birlikte yerini “kendine çekip dönüştürme ve
benzetme” politikalarına bırakmıştır.
Geçmişte en kanlı, en despot
diktatörlerle her türlü işbirliğini yapıp onlara her türlü desteği
sağlayanların, şimdilerde “demokrasi getirme” iddiasını öne
çıkarmaları ilginçtir.
Onların demokrasi getirmekten
anladıkları sadece savaş, kan veya enerji kaynaklarına el koymak
değil, aynı zamanda uslu uslu sömürülmeyi mümkün kılacak bir
zihni yapıyı da tesis etmektedir.
Bu çerçevede İslâm dünyasında yaşayan
halkların “özgürlük” anlayışına yeni bir konsept kazandırılmaya
çalışılması, en ciddi amaçlardan biridir.
Nitekim, karikatür olayı akabinde
gündeme gelen “özgürlük” tartışmaları da bu noktada son
derece ilginç ipuçları vermektedir.
Elbette bir tek batı yoktur, elbette
batılı zihin denildiğinde yekpare değil versiyonları olan bir yapı
göz önüne alınmalıdır ama…Hangi açıdan bakılırsa bakılsın,
sonuçta
batı batıdır.
( Vakit :
Mehmet Emin Kazcı:
07.02.2006 )
Müslümanlar ilk defa bir hakaretle karşılaşmıyor. 80’li yılların
fırtınalarından biri Salman Rüşdi’nin Şeytan Ayetleri romanı idi.Yakın tarihte
Hollanda’da işlenen Van Gogh cinayetinin arkasında da aynı sembol duruyordu.
Bugün kadim Avrupa şehirlerini dolaşanlar, kiliselerin duvarlarında mutlaka
bir-iki tane İslâmiyet’i tahkir eden resim bulurlar. Genel figür, ayaklar
altında çiğnenen bir hilaldir...Dante’nin ünlü İlahî
Komedya’sında, bugünkü karikatürden daha ağır resimler ve hakaretler yer
almaktadır.
Bugün, İslam dünyasında büyük infiale yol açan karikatür, bir toplumu
değil, doğrudan bir inancı, yani İslâm dinini hedef alan bir hakareti
ifade ediyor. Yayılan gerginliğe rağmen “ifade özgürlüğü” adına
karikatürü savunanların bulunması, hakareti, temsil edici bir hüviyete
büründürüyor..
Müslümanların, bidayetten bugüne Avrupa Hıristiyan alemi ile yaşadıkları
tarih, genel kural olarak iki düşman kanadın tarihidir. Bu düşmanlık Haçlı
Seferleri ile ete, kemiğe ve kana bürünmüştür.
Bu düşmanca birikimin bir yönü hep atlanır. İslâmiyet İbrahimî bir
dindir. Üç büyük din, birbirinin devamıdır. Müslümanlar, peygamberimizle
ilahî mesajın kemâle erdiğine inanırken, Hıristiyanlar, tıpkı Yahudilerin
Hıristiyanlığı yoldan çıkmış bir Yahudi tarikatı olarak görmeleri gibi,
İslamiyet’in Hıristiyanlığın mesajının tahrifiyle ortaya çıktığına
inanırlar. İlave olarak bir Katolik için, Müslüman ile Protestan arasında
inanç karşısındaki durumları açısından hiçbir fark yoktur. Ortadaki
gerginlik, Konfiçyüanizm veya Hinduizm ile İbrahimî dinler arasında
geçmiyor.
Dünya’ya “Büyük Oyun”un açtığı pencereden bakmayı deneyelim. Pentagon,
Kongre’ye sunduğu raporda başdüşman olarak Çin’i gösteriyor. Geleceğin güç
hesapları ve planları açık yapılıyor. Bu planların arasında özne olarak
bugün hakarete uğrayan Müslümanlar yok. İslam dünyası, büyük güçler
arasındaki çekişmede masaya sürülen bir “koz” olarak yer alıyor. Dünyanın
hemen her ülkesinde Müslüman azınlıklar var. Bu azınlıklar, bir “güvenlik”
sorununa dönüştürülüyor. İki şeyi hatırlayalım: Paris varoşlarında günlerce
süren ayaklanma Amerikan basını tarafından “İslamcı bir ayaklanma” olarak
takdim edilmişti. Avrupa’da, Müslüman göçmenler sorunu, özenle ve dikkatle
“din sorunundan kaynaklanan bir terör” sorununa dönüştürülüyor.
Karikatürlerle tırmandırılan gerginlik, bu amaca hizmet ediyor. İkincisi,
ABD’nin gelecekteki rakipleri olan Çin, Hindistan ve Rusya’nın hatırı
sayılır Müslüman azınlıkları var. ( MÜMTAZ’ER TÜRKÖNE
- Zaman : 07.02.2006
)
Sony,
şiddet içerikli bir video oyununda Manchester Katedrali'ni arka plan
olarak kullanınca İngiltere Kilisesi ayağa kalktı
İngiltere Kilisesi yöneticileri bugün toplanarak, Sony'den bu konuda
özür dilemesini isteyen bir mektup gönderecek, katedral görüntülerinin
oyundan çıkarılmasını ve Manchester kentinde yürütülen silah karşıtı
kampanyaya destek sağlamasını talep edecek (
Hürriyet:07.06.2007 )


Hz. İsa için sinemalar
yakIlmIştI
İslam dünyasının, Avrupa basınında yayınlanan ve Hz. Muhammed’e
(sas) hakaret eden karikatürlere tepkisi sürüyor.
Ekonomik boykotla başlayan protestoların zamanla şiddet gösterilerine
dönüşmesi endişeleri artırırken Batı’da geçtiğimiz yıllarda yaşanan olaylar
Hıristiyanların da dinlerine hakaret edilince galeyana gelerek şiddete
başvurduğunu gösteriyor. Kutsallarına yapılan hakareti meşru yollarla
engelleyemeyen Hıristiyan grupların protestoları da, zaman zaman kontrolden
çıkıyor. 1988’de Hz. İsa’ya hakaret eden bir filmin gösterilmesini istemeyen
Katolik gruplar, Avrupa ve Amerika’da birçok sinemayı ateşe vermişti. Olaylar,
can kaybı ve yaralanmalara da yol açmıştı. Katolik dünyası, Amerikalı yönetmen
Martin Scorsese’in ‘The Last Temptation of Christ-Günaha Son Çağrı’ filminin
önce çevrilmemesi, daha sonra da gösterime girmemesi için bütün imkanlarını
seferber etti. Filmdeki bazı sahneleri dinlerine ‘hakaret’ olarak gören
Katolikler, filmin yapımcısı Universal şirketi ve sinemalar üzerinde büyük baskı
uyguladı. Martin Scorsese, Nikos Kazantzakis’nin 1954’te yayınlanan ve Papa 12.
Pie tarafından protesto edilen kitabından uyarlayarak yazdığı senaryoyu
baskılardan dolayı ABD’de hayata geçiremeyince, o dönem yabancı filmlere destek
verilen Fransa’ya geldi. Scorsese, Fransa Katoliklerinin, Cumhurbaşkanı François
Mitterrand’a baskı yapmasıyla burada da destek bulamayıp geri döndü. Fakat,
Amerikalı yönetmen sonunda filmi çevirmeyi başardı. Bu defa da filmin
gösterilmemesi için harekete geçen Katolik örgütleri kısmen başarılı olabildi.
Amerika’nın çok sayıda eyaletinde filmin gösterimi yasaklandı. Avrupa ve
Amerika’da geniş katılımlı protesto eylemleri düzenlendi. Filmin sert
tartışmalara sebep olduğu Fransa’da kontrolden çıkan bazı Katolik gruplar filmin
gösterildiği Paris’teki Beaubourg, Gaumont Opéra ve St Michel sinemalarını ateşe
verdi. Bazı sinema salonlarına gösterim esnasında bomba atıldı. 23 Ekim 1988’de
St Michel’de meydana gelen olayda 4’ü ağır 20 kişi yaralandı. Kalp krizi geçiren
bir seyirci öldü. Yakalanarak mahkemeye çıkarılan 5 Fransız, dinlerine hakaret
edildiğini ve ‘bunu engellemek için bütün meşru yolları denediklerini, olmayınca
da şiddete başvurduklarını’ itiraf etti. Katolik dünyasını ayağa kaldıran
filmde, şeytan, çarmıha gerilen Hz. İsa’ya yaklaşarak onu ‘normal’ bir hayatla
kandırmaya çalışıyor. Hz. İsa, hayat kadını Mary Madeleine ile ‘normal’ bir
hayat yaşarken gösteriliyor. Hıristiyanlar ‘hakaret’ için
örgütlendi Avrupa’da son yıllarda medya ve sanat vasıtasıyla dinî değerlere
hakaretin artması Hıristiyanları da harekete geçirdi. Özellikle dine hakaretin
suç olarak görülmediği Fransa gibi ülkelerde kiliseler, kutsallarına hakaretle
mücadele için örgütlenmeye başladı. Katolikler, 1997’de “radyo-televizyon,
basın, fotoğraf ve resim aracılığıyla dinî inançlarına yapılan saldırılarla
mücadele için” Croyances et Liberté örgütünü kurdu. Bugün, aktif olarak bütün
yayınları ve sanat eserlerini takip altına alan örgüt, çok sayıda film afişi,
resim ve reklamı Hıristiyanlığa ‘hakaret’ gerekçesiyle mahkemeye taşıdı;
birçoğunu yasaklattı. Paris Mahkemesi, derneğin başvurusu üzerine geçen yıl bir
moda firmasının Leonardo da Vinci’nin, meşhur “Hz. İsa’nın son yemeği”
tablosundan esinlenerek yaptırdığı reklam afişini ‘Hıristiyanları incitiyor’
diye yasaklamıştı. ( Zaman: 08.02.2006)
İtalya'da karikatür kışkırtması
Katolik Kilisesi'nin aylık dergisi 'Studi
Cattolici', Hz. Muhammed'i cehennem ateşinde yanarken tasvir eden bir
karikatür yayımladı.İtalya’da
karikatür tişörtü skandalından sonra ikinci bir skandal:
İslam dünyasında rahatsızlık uyandıran
karikatürlerin yayımlanmasıyla çıkan krize, şimdi de Katolik Kilisesi'nin
yayın organlarından bir dergi bulaştı. "Studi Cattolici" (Katolik
Araştırmaları) adlı aylık derginin son sayısında, Hz. Muhammed'i cehennemde
tasvir eden bir karikatüre yer verildi.Derginin, Vatikan'a bağlı Katolik
tarikatlarından biri olan Opus Dei'e mensup genel yayın yönetmeni Cesare
Cavelleri'nin, bu tür bir karikatürün yayımlanmasının yararlı olabileceğini
savunması da dikkati çekti. ( Milliyet :2006/04/16)
NOT
:Katoliklerin
başka dinlere mensup kişilerle evlenmesine sıcak bakmayan
yaklaşımlarıyla bilinen Roma Katolik Kilisesi, Katolikleri,
farklılıklar dolayısıyla doğabilecek sorunlar nedeniyle özellikle
Müslümanlarla evlenmekten kaçınmaları yönünde uyardı...Karma evliliğe
olumlu bakmayan Katolik kiliseleri Vatikan'dan gelen talimatlar
doğrultusunda öteden beri Katoliklerin Müslümanlarla evlenmesini
evliliğin geleceği açısından ''kaygı verici bir durum'' olarak
yorumluyorlar.(
Milliyet :30
Kasım 2005 )
Bilindiği gibi İslam'da hiç olmazsa müslüman erkeğin isevi
kadınla evlenmesine izin verilir.çünkü " laikrahe fiddin " ayeti
kerimesi gereğince Müslüman koca eşini din değiştirmesi için
zorlayamaz ...!
İTALYA’da Kuzey
Birliği Milletvekili ve Reformlar Bakanı Roberto Calderoli, 16’ncı
Papa Benediktus’un derhal harekete geçerek ’İslam dünyasına karşı
Haçlı Seferleri başlatması’ çağrısında bulundu.(
Milliyet: 08 Şubat 2006 )
Alman Başbakanı Merkel'de desteğini esirgemez !
Hz. Muhammed karikatürlerini basan gazeteye açılan dava reddedildi
Danimarka mahkemesi, 7
Müslüman teşkilatının, İslam dünyasını rahatsız eden karikatürler
nedeniyle karikatürleri geçen yıl ilk olarak yayımlayan Jyllands-Posten
gazetesine karşı açtığı hakaret davasını
reddetti.Aarhus Şehir Mahkemesi,
Danimarka gazetesinin yayımladığı 12 karikatürün bazı Müslümanları
gücendirdiğini, ancak karikatürleri, "Müslümanları küçük düşürücü" farz
edecek neden bulunmadığına hükmetti.Müslüman teşkilatları, geçen yıl 30 eylülde karikatürleri yayımlayan
gazeteye karşı mart ayında dava açmış, davanın ilk duruşması 9 ekimde
görülmüştü. Karikatürler, geçen ocak ve
şubat aylarında Avrupa gazetelerinde de yayımlanmış ve İslam dünyasında
protestolara yol açmıştı.( Milliyet:26 Ekim 2006)

 



Sinekten
yağ çıkarma bu olsa gerek!
Hollanda,
Bosna katliamına seyirci kalan askerlerine madalya
veriyor
Korumakla görevli
olduğu 8 bin Boşnak'ın Sırplar tarafından öldürülmesine
göz yuman Hollanda, yeni bir utanca imza
atıyor.Srebrenitsa katliamına seyirci kalan askerler, altın
madalya ile ödüllendirilecek. Hollanda Savunma Bakanı Henk
Kamp, 'görevlerini zor şartlar altında yerine getiren'
askerler için 4 Aralık'ta tören düzenleneceğini açıkladı.
Bosna Hersek'te 1995 yılının Temmuz ayında gerçekleşen
katliam, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa'da yaşanan 'en
büyük etnik kıyım' olarak tarihe geçmişti. Birleşmiş
Milletler'in 'güvenli bölge' ilan ettiği Bosna Hersek'in
Srebrenitsa şehri, Hollandalı barış gücü askerlerinin
kontrolüne verilmişti. Ancak hiçbir engelle karşılaşmadan
kente giren Sırplar, çoğu erkeklerden oluşan 8 bin Müslüman'ı
şehit etmişti. Bölgede görevli askerler, geçtiğimiz yıl
'Srebrenitsa Anıları' isimli bir kitap yazarak olaydan
duydukları pişmanlığı dile getirmişti. Boşnakların kamyonlara
doldurularak Sırplara teslim edildiğini anlatan askerler,
koruma sözü verdikleri sivillerin, gözleri önünde
katledildiğini belirtmişti. ( Zaman :10/11/2006)
Topuna,
dümdüz
Zor
bir empati isteyeceğim sizden. Kendinizi o biçim emir almış bir subay
yerine koyun. Karşınızda 15 yaşında, eline erkek eli değmemiş, gözleri
dehşetten büyümüş bir kızcağız var. Otel odasında çığlık çığlığa
yalvarıyor. Zorla "görev" yaptıktan sonra arkanızı dönüp giyindiğiniz
sırada kendini pencereden atıyor kız. Ertesi gün aynı odaya başka bir
kız getiriyorlar. Sürükleye sürükleye. O da ayaklarınıza kapanarak
yalvarıyor. Tekrarlayabilir misiniz görevi? Ratko'nun subayları
arasından emre itaatsizlik eden çıkmadı. O tür sayısız olay kayda
geçti. Önünüzdeki hendeğin içine yüzükoyun yatırılmış bir oğlan
düşünün. O da çocuk denecek yaşta. Bir ana doğurmuş; yıllarca emek
verilerek büyütülmüş. Suçu yok, ama elleri arkadan bağlı. Ne
yapacağınızı beklerken nefes alıp verdikçe omuzları kalkıp iniyor.
Elinizdeki tüfeğin namlusu ensesine dayalı. "Hadi" denince tetiği
çekebilir misiniz? Çektiler. Sekiz binden fazla delikanlının nefesi
öyle kesildi. Emir kulu askerler arasında duraksayanlar oldu. Onların
tereddütlerini kimler giderdi, biliyor musunuz? Papazlar. Vaazlarında
dinlerinin "Düşmanını bile sev" mesajını pazarlayan kara cüppeliler
Sırp Ortodoks Kilisesi'nin talimatıyla dağ yamaçlarında askerlere
bağırdılar: "Çekinmeyin, vurun! Günahınızı peşin peşin bağışlıyoruz!"
Ratko'nun kızının niçin intihar ettiği de biliniyor. Babasının sicili
öyle iğrenç ki, onun hakkındaki savcılık iddianamesini okuyunca bu
dünyanın yaşanacak yer olmadığına karar vermiş. Hollanda'nın
katliamdaki rezil rolü bir kere daha sırıtacak. Cephanesiz kalan
Boşnak delikanlıları o ülkenin Birleşmiş Milletler tarafından güvenlik
bölgesini korumayla görevlendirilmiş birliğinin "Bize sığının,
silahlarınızı bırakın" sözüne kandılar. Ratko hırlayınca birlik aradan
çekilip hepsini cellatlara teslim etti. Sonraki soruşturmada komutan
kem kümlerinin özü inanılır gibi değildir: "Sırplar çok kalabalıktı.
Korktuk. Kendi askerlerimizi tehlikeye atmadık." Daha sonra bölgedeki
NATO birliklerinin Ratko'yu kıstırması geldi gündeme. Çok fırsat
çıktığı halde yapmadılar. İki gün önce bir BBC programında o zaman o
birliklerin komutanı olan Amerikalı generale söz konusu görevin niçin
yerine getirilmediği soruldu. Yanıtı: "Kovalamaya değil, rastlarsak
yakalamaya yetkiliydik. Rastlamadık." (
Refik ERDURAN: Sabah:
30 Mayıs
2011 )

Terörle Mücadele KIlIğInda HaçlI Seferleri

Irak Savaşı'nın 'Haçlı seferi' mantığıyla yürütüldüğü ortaya çıktı. ABD eski
Başkanı Bush ile Savunma Bakanı Rumsfeld ne konuştular. İşte ayrıntılar...Rumsfeld'in Bush'a sunduğu brifing notları herşeyi ortaya çıkardı.
“Tanrı'dan bir görev aldım. Afganistan ve Irak'a o yüzden savaş açtım” diyen ABD
eski başkanı Bush'a dönemin Savunma Bakanı Rumsfeld'in sunduğu brifing
notlarında “Hristiyan askerler ileri” başlığı ve İncil'den ayetler yer alıyor.
Irak işgalinin başladığı 2003 yılında dönemin savunma bakanı Donald Rumsfeld'in
eski başkan Bush için özel olarak hazırladığı brifing notları GQ dergisi
tarafından dün yayınlandı. Pentagon'dan sızdırılan notlarda Rumsfeld'in Irak
işgaliyle ilgili fotoğrafların üzerine İncil'den ayetler koyduğu ve Irak'a
“Tanrı'nın kendisine verdiği bir misyon” nedeniyle girdiğini söyleyen Başkan
George Bush'u bu şekilde yönlendirdiği ortaya çıktı. Bush 2005'de ABD'nin 11
Eylül sonrasında dünyada giriştiği mücadeleyi, “Haçlı seferi (Crusade)” olarak
tanımlamış, ancak Müslümanlardan tepki görünce sözlerini “Terörle savaş” diye
düzeltmişti.

Hristiyan Askerler İleri!
Derginin “Hani Haçlı Seferi değildi” başlığıyla verdiği notların tümünde ana
başlık olarak “Hristiyan askerler İleri” ifadesi yer alıyor. Raporlardan birinde Saddam'ın resminin üzerinde, “Aptalları susturmak ve iyi
olanı yapmak Tanrı'nın emridir” ayeti yer alıyor. Bir başkasında tanklar Irak'ta
ilerlerken görülüyor ve “Tanrı'nın tüm silahlarını hazırla. Şeytanın
günü geldiği zaman kendini savunmak zorunda kalacaksın. Ne yaparsan
yap kendini koru” ayeti görülüyor.
(19 Mayıs 2009 )

Ölen bebeler
Avrupalıların çocuğu olsa idi...!

Irak'a HaçlI seferine gitmişler!
Onlar kendilerini 'Müslümanları ve İslam dinini
yeryüzünden silmekle görevli Haçlılar' olarak tanımlıyorlar.
Irak'ta katliamlara imza atan Blackwater'la
ilgili davada eski çalışanlar yöneticilerin 'Müslümanları ve İslam dinini
yeryüzünden silmekle görevli Haçlılar' olduğunu iddia etti...Davada,
Blackwater'ın kurucusu ve eski yöneticisi Erik Prince'in Haçlı
zihhiyetiyle hareket ettiği dile getirildi...Tanıklardan
biri, Prince'in kendini 'Müslümanları ve İslam dinini yeryüzünden silmekle
görevli bir Haçlı olarak gördüğünü' söyledi. Prince'in Irak'a kasten kendisi
gibi Hristiyanlığın üstünlüğüne inanan elemanları gönderdiğini aktaran tanık “Bu
adamların Iraklıları öldürmek için herfırsatı kullanmasını istiyordu.
Bunların çoğu Haçlı Seferlerinde Müslümanlara karşı savaşmış Tapınak
Şövalyeleri'nin işaretlerini kullanıyordu."dedi.
(07.08.2009)

ARTIK İSLAM’I YOK ETMENİN ZAMANI GELDİ
John
McCain Kasım ayındaki ABD seçimlerde Cumhuriyetçi Parti'nin başkan
adayı... McCain'in 'ruhani danışmanım' dediği Parsley ise İslam'a savaş ilan
etti.
Ohio’daki Evanjelik Kilisesi papazlarından Rod Parsley, İslam’ı ‘yanlış bir
din’ olarak tanımlarken, Hıristiyanları da İslam’ı ortadan kaldırmak için savaşa
çağırıyor. Parsley’in 2005 yılında yazdığı ve Türkçe’ye ‘Artık Sessiz
Kalamayız’ şeklinde çevrilebilecek olan ‘Silent No More’ isimli kitabında
İslam’a inanılmaz hakaretler ediyor. Parsley, ABD’ye karşı en büyük tehdidin
İslam dininden geldiğini belirtirken, kitabındaki ‘İslam: Allah aldatmacası’
başlıklı bölümünde ‘Hıristiyan medeniyeti ile İslam arasında bir savaş var’
diyor.
KOLOMBO, İSLAM’I YOK ETMEK İÇİN ABD’YE GELDİ
Yazdıklarının ne kadar radikal olduğunun farkında olan Parsley, kendini
tutamayarak şöyle diyor: “Size İslam’ın hakiki doğasını anlamamızın ne kadar
önemli olduğunu söyleyemem. ülkemizin (ABD), İslam ile olan tarihi çatışmasını
anlamadan, ilahi amacını anlamış olamayız. Bunun çok ekstrem göründüğünü
biliyorum ama Amerika, bir şekilde bu yanlış dini yok etmek üzere kuruldu. 11
Eylül bu konuda bir mesajdı ve biz bunu görmezlikten gelemeyiz.”
KOLOMBO’NUN RÜYASINI GERÇEKLEŞTİRELİM
Parsley, Amerika kıtasını keşfeden Christopher Kolombo’nun da aynı amaçla,
İslam’ı yenmek için, 1492’de yola çıktığını ifade ederken, “Kolombo, İslam
ordularını Avrupa’nın yeni dünyayla (ABD) güçlenmiş ordularıyla yenmeyi hayal
ediyordu. Bu bir rüyaydı ve Amerika’da başladı.
‘İSLAM, KAN VE ŞİDDETİN SORUMLUSU’
Parsley, İslam’a savaş açarken, bu savaşın kaybedilebileceği korkusunu da
yaşıyor ve şöyle diyor: “Hıristiyanlık ve İslam arasındaki çatışma
kaçınılmaz. Artık zamanı geldi ve bizim başka seçeneğimiz yok. Biz bu savaşı
kaybetmiş olabiliriz. Dünyayı tararken, İslam’ın daha fazla acı, kan ve yıkımın
sorumlusu olduğunu görüyorum” - EVET ÜLKELERİ İŞGAL EDİLEN, YER ALITI USTU
ZENGİNLİKERLİ SÖMÜRÜLEN HEP HRİSTİYANLAR Dİ Mİ ...AFGANİSTAN, IRAK,
ÇEÇENİSTAN'DA... HEP HRİSTİYAN KANI AKIYOR Dİ Mİ...-
‘MUHAMMED AYETLERİ ŞEYTANDAN ALDI’
İslam’ın Hıristiyanlık karşıtı bir din olduğunu belirten Parsley, Peygamberimiz
Hazreti Muhammed’e de hakaret etmeyi elden bırakmıyor: “Müslümanların Peygamberi
Muhammed ayetleri şeytandan aldı, Tanrı’dan değil. Allah şeytani bir ruhtur.”
-NİYE ...İNSANI TANRI YAPMADIK DİYE Mİ, ŞARABI KUTSAL SAYMADIK DİYE Mİ...!?-
11 EYLÜL’DEN SONRA 34 BİN AMERİKALI MÜSLÜMAN OLDU
Kendinden geçmiş ve çıldırmış bir ruh haliyle yazdığı anlaşılan Parsley, 11
Eylül saldırılarından sonra 34 bin Amerikalının Müslüman olmasından da
şikayetçi. ABD’nin İslam tehlikesine karşı mücadele etmesini isteyen Parsley,
“Bizler Hıristiyan mıyız? Evet. O zaman ne şekilde olursa olsun bu yanlış dini
yok etmeliyiz” diyerek de yeni bir Haçlı Savaşı başlatılmasını istiyor...
(13.03.2008)







AB'den Boşnaklara darbe
Avrupa
Birliği, Sırbistan, Makedonya ve Karadağ'a 1 Ocak'tan itibaren vizesiz seyahat
kolaylığı sağlarken Batı,Balkanlar'ın Müslüman ülkeleri Bosna-Hersek, Arnavutluk
ve Kosova'yı dışladı. AP'nin Yeşiller Grubu Baş-kanı Daniel Cohn-Bendit, AB'nin
Srebrenitsa soykırımının yıldönümünde Boşnaklara hakaret ettiğini söyledi.II.
Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa topraklarında yaşanan tek soykırım olan
Srebrenitsa katliamının 15. yıldönümünden 4 gün sonra Avrupa Birliği, Boşnakları
bir defa daha cezalandırdı. Brüksel, Sırbistan, Makedonya ve Karadağ'a 1
Ocak'tan itibaren vizesiz seyahat kolaylığı sağlarken Batı, Balkanlar'ın
Müslüman ülkeleri Bosna-Hersek, Arnavutluk ve Kosova'yı dışladı. Bosna'nın
dışlanmasına gerekçe olarak teknik sorunları gösteren AB'nin Genişleme Komiseri
Olli Rehn, 'ayrımcılığın' sebeplerinin sorulması üzerine zor anlar yaşadı.
Avrupa Parlamentosu'nun Yeşiller Grubu Başkanı Daniel Cohn-Bendit, zehir
zemberek bir açıklama yaparak, AB'nin tam da Srebrenitsa soykırımının
yıldönümünde Boşnaklara hakaret ettiğini söyledi. Genç Avrupalı Federalistler de
AB'yi Güneydoğu Avrupa'yı parçalamak ve soykırım kurbanlarına ayrımcılık
yapmakla suçladı. Komisyon'un aldığı kararın 27 üye ülke tarafından onaylanması
gerekiyor. Gözlemciler, üye ülkelerin kararı onaylayacağı ve Sırplar, Makedonlar
ile Karadağlıların 1 Ocak 2010'dan itibaren vizesiz AB'ye seyahat edebileceğini
kaydediyor. AB,
Boşnakların vize muafiyetinden faydalanamamasına sebep olarak biyometrik
pasaportlara sahip olmamalarını gösteriyor. Ancak bu gerekçe hiç kimseyi tatmin
etmiyor. Öncelikle milyonlarca AB vatandaşının şu an biyometrik pasaportu yok.
İkincisi, Bosna-Hersek Cumhuriyeti'ndeki Sırplar ve Hırvatlar, pasaport çıkartma
yetkisini Federal Hükümet'e vermeyi reddettiği için müzakereler açmaza girdi.Ancak
hem Hırvatlar aynı zamanda Hırvatistan vatandaşı, hem de Sırplar aynı zamanda
Sırbistan vatandaşı olduğu için vize muafiyetinden istifade edebilecekler. Yani
çifte vatandaşlığa sahip Bosna Cumhuriyeti vatandaşı Hırvatlar ve Sırplar vize
muafiyetinden istifade ederken, sadece Boşnak Müslümanlar bu düzenlemeden
dışlanmış olacak. Üçüncü olarak, Sırbistan ile Bosna-Hersek'in biyometrik
pasaport çalışmaları hemen hemen aynı seviyede iken, Sırbistan'a verilen bu
imtiyazın Boşnaklardan neden esirgendiği izah edilemiyor. Dün Strasbourg'da AB
Komisyonu'nun adalet, özgürlük ve güvenlikten sorumlu Başkan Yardımcısı Jacques
Barrot ile basın toplantısı yapan Rehn, bir soruya cevap vermekte hayli
zorlandı. Bir gazetecinin, "Bosna'da etnik temizlik yapan Ratko Mladiç, Sırp
pasaportuyla Avrupa'da vizesiz seyahatin zevkini çıkarırken Bosnalı kurbanların
yakınlarını tekrar cezalandırmış olmuyor musunuz?" sorusuna Rehn, "Bu iddialar
hakkında konuşmak istemiyorum." cevabını verdi. Rehn, eski Bosna-Hersek Yüksek Temsilcisi Christian
Schwarz-Schilling'in AB'nin Sırplara vize muafiyeti getirirken Müslüman
Boşnakları dışarıda bırakmasının "Bosna-Hersek'in etnik bölünmüşlüğüne resmiyet
kazandırdığı, milliyetçi (Sırp) politikacıların engelleme taktiklerini
ödüllendirdiği ve bölge halklarındaki hoşnutsuzluğu artıracağı" yönündeki
eleştirilerini de, "AB'deki açık tartışma ortamının parçası olarak gördüğünü"
belirterek geçiştirdi.
(Zaman:16.07.2009
)
DEVAMI>>


'Kur'an'In yarIsInI yIrtIn atIn' dedi
Göçmen karşıtı
söylemiyle tanınan Hollandalı milletvekili Geert
Wilders, İslamiyet, Müslümanlık ve Hz. Muhammed
(s.av) hakkında çirkin açıklamalarda bulundu.
Göçmen
karşıtı söylemiyle tanınan Hollandalı
milletvekili, İslamiyet hakkında tepki toplayacak
açıklamalar yaptı. Wilders, Müslümanların zararlı
söylemler içeren Kuran-ı Kerim’in bu bölümlerini
yırtıp atması gerektiğini söyledi. Bir
Hollanda gazetesine demeç veren Wilders,
Hazreti Muhammed hayatta olsaydı ve Hollanda’da
yaşasaydı onu Hollanda’dan kovacağını da
belirtti. “Bir islam tsunamasi ile karşı
karşıyayız” diyen Wilders, başörtüsünün
yasaklanmasını, Hollanda’ya göçmen kabul
edilmemesini ve yeni camiiler yapılmasına izin
verilmemesini de savunuyor.“Eğer Müslümanlar
Hollanda’da yaşamak istiyorlarsa, Kuran’ın
yarısını yırtıp atmalılar, imamları
dinlememeliler, çünkü Kuran’da korkunç şeyler
söylendiğini biliyorum” ifadesini
kullandı. (13/02/2007)




Ölen ABD vatandaşı da olsa Müslüman, hele bir de öldüren siyonist
israil köpekleri ise ABD için sorun yok ...!

Milletvekiline bu baskı varsa, sıradan vatandaşı düşünün...!
Danimarka'da
yine tahrik; Kur'an için suç duyurusu
Jyllands Posten
gazetesinin 30 eylül 2005'de yayınladığı Hz Peygambere
hakaret karikatürleriyle global bir tahrikin başladığı
Danimarka'da, kendilerini 'İslamlaşmanın tek karşıtı'
olarak tanımlayan marjinal bir grup Kur'an-ı Kerim
hakkında suç duyurusunda
bulundu.Danimarka'nın İslamlaşmasına Son (Stop İslamisering af
Danmark SIAD) adlı marjinal örgüt polise yaptığı suç
duyurusunda, Kur'an-ı Kerim'in bazı ayetlerinin şiddet ve suçu
teşvik ettiği hezayanında bulundu. Danimarka'nın son 30 yılda farklı bir kimliğe bürünüp,
hızla İslamlaştığını savunan SİAD, karikatür krizinden sonra
ülkenin gündeminde İslam ve müslümanların fazla yer
tutmasından rahatsız oldu. Danimarka'da resmi rakamların 120
bin müslümanı yaşadığını ifade ettiğini ancak gerçekte 620 bin
müslümanın yaşadığını iddia eden SİAD, kendini aynı zamanda
bir halk hareketi ve parti olarak görüyor. Marjinal bir grup olan SİAD'ın başkanlığını yapan Anders
Gravers Adalet bakanlığına verdikleri dilekçede; Danimarka
anayasasının 78. maddesinde yeralan 'şiddet kullanan ve
kullanmasını teşvik eden dernekler kapatılır' maddesinin
Kur'an-ı Kerim'in okunduğu bütün camileri kapsadığını
belirtip, bu camilerin kapatılmasını istedi. Camileri 'şiddet
hareketiyle' özdeştiren dilekçede, Kur'an-ı Kerim'in bazı
ayetlerinin öldürme, şiddet ve başka düşüncede olanları
tehditi içerdiği hezayanında bulunuldu. Adalet bakanlığına SİAD başkanı Anders Gravers imzasıyla
gönderilen dilekçenin bir nüshası El Cezire televizyonu ve
Kopenhag'da bulunan müslüman ülkelerin büyükelçilerine de
gönderildi.İslam ve müslüman karşıtı bir hareket olan SİAD'ın
çalışmaları polis tarafından yakından takip ediliyor. SİAD'ın
müslümanları tahrik etmek için düzenlenmek istenen gösterilere
polis izin vermedi. Müslümanların yoğun yaşadığı Arhus'un
Gellerup semtindeki protesto gösterisi istediğine polis başka
bir bölgede yapılması karşılığı izin verirken, Kopenhag'ın
Norrebro semtinde yapılmak istenen gösteriye ise provokasyona
yol açacağı izin vermedi. 120 bin müslümanın huzur ve rahat bir ortamda yaşadığı
Danimarka, son yıllarda İslam ve müslümanlara yönelik yapılan
tahrik ve provokasyonlarla anılır oldu. Radyo Holger'de yapılan 'Müslümanları öldürün' çağrısının
ardından, 30 Eylül 2005'de Jyllands Posten gazetesi
Peygamberimize hakaret içeren 12 karikatürü yayınladı. Hakaret
karikatürleri, İslam Dünyası ile Danimarka arasında krize yol
açmış, Danimarka ürünleri boykot edilmişti. Ağustos 2006'da
aşırı sağ Danimarka Halk Partisinin Gençlik kollarının
kampında Hz Peygambere hakaret karikatürleri yarışmadığı
düzenlediği ortaya çıkmıştı. Son olarak ise ilköğretim
okullarında okutulan Biz ve Din' adlı kitapta bütün
teröristler müslüman olarak gösterilmişti. Bütün bu olumsuz tahriklere rağmen, Danimarka'nın resmi
televizyon kanalında ilk kez başörtülü Esma Abdulhamit
sunuculuk yapmıştı. Yine Ramazan ayında ilk kez iftar programı
yayınlanmıştı. Danimarka Kur'an-ı Kerim meali ise ülkede en
çok satan 2. kitap olmuştu.
(
24/02/2007)
HRISTIYANLARIN
KUTSAL KITAP OLARAK KABUL ETTIĞI VE YAHUDILIGIN DE KITABI OLAN
TEVRATTAKI SAPIKLIK VE OLDURME AYETLERINI GORMEYENLER ISLAM SAVAS
HUKUKUNDAN HABERSIZ BOYLE SALDIRI YAPARLAR İŞTE ! (
K. MUKADDES VE ISLAM SAVAS HUKUKU DOSYALARINA MURACAAT !)

Vekillere İslam
karşıtı söylem izni !
Hollanda mahkemesine göre
milletvekili İslam karşıtı söylemde bulunabilir !
Hollanda’da bir mahkeme, İslam karşıtı filmiyle gündeme
gelen Özgürlük Partisi lideri Geert Wilders’in, İslam’ı eleştiren
söylemlerde bulunabileceğine karar verdi. Hollanda İslam Federasyonunun (NIF),
İslam karşıtı filmin yapımcısı Geert Wilders’ın, İslam’ı sürekli sert
şekilde eleştiren ve basında da sıkça yer alan sözlerinin, toplumda
düşmanlığa yol açtığını belirterek, bu ifadelerine son vermesi ve düzeltmesi
istemiyle açtığı davada mahkeme, milletvekilinin, İslam hakkındaki
görüşlerini dile getirmesinde sakınca olmadığına karar verdi.
07.04.2008


Fransa'da
İslamiyet'in tüm kutsal değerlerine hakaret eden bir sergi açıldı.
Sergide Kabe'yi bakın nasıl gösterdiler
Fransa'da, Charlie Hebdo adlı dergide yayınlanan
Peygamber efendimiz Hazreti Muhammed'i simgeleyen ve rencide eden
karikatürlerin ardından; açılan bir sergide görünen manzara şok
etkisine neden oldu.Başkent Paris'te yine Müslümanları rencide eden
görüntülerin yer aldığı bir sergide "Kabe-i Muazzam" maketinin içine
yerleştirilen pembe yatak ve üzerindeki kadın iç çamaşırları ile
"Helal " ışıklı yazı görenleri şoke ediyor. (
24 Mart 2007 )
  





 




Bu daha da kötü! Demek bu deliyi kullanan
bir derin örgüt var ve bu eylemler büyük planın küçük bir adımı. Kim
Onlar...?


Yakında tüm batıda aynı afişleri görürsek şaşmayalım!

BATI; İSLAM'A SALDIRANLARIN KORUYUCUSU




NOT:
Biz Hz. İsa hakkında böyle bir tanecik karikatür-resim yapsak
İslam'dan çıkarız ! Biz İsevilerin dinine saygı duyarız, beraber
yaşama,ticaret,turizm...vs bir itirazımız yoktur.Bunu yüzlerce yıl
Osmanlı idaresinde yaşayarak gösterdik.Ne bir zorlama e bir baskı...!
Ama karşılıklı saygılı olmak ve sömürü, iftira atmama şartları ile !
MÜSLÜMANLAR VE HZ İSA

Bunlarda artık gizlenemeyen gerçeklerin resmi belgeleri!

Hadi kilise hala eski kafalı, çağdaş (!) batı ülkelerine ne
oluyor...!?











İngilizler Müslümanlara negatif bakIyor

İngiltere'de İslami Eğitim ve Araştırma
Akademisi (iERA) tarafından yapılan bir araştırmada İngilizlerin
İslam'la ilgili negatif görüşlere ve önyargılara sahip olduğu ortaya
çıktı. Araştırmaya göre, katılımcıların yüzde 94'ü İslam'ın kadınlara
baskı uyguladığını düşünürken, yüzde 63'ü de “Müslümanlar teröristtir”
düşüncesine katıldığını söyledi. İslam ve
Müslümanlara bakış açısının nortaya konulması için yapılan araştırmada
istatistiki sonuçların yanısıra, katılımcıların İslam'la ilgili
düşünceleri de ortaya kondu. Araştırmaya katılan bir katılımcı, “Eğer
elimde olsa tüm Müslümanları buradan atardım” dedi.
İngiltere'de yapılan bir araştırmaya göre, İngilizlerin dörtte üçü (yüzde
75) İslam'in İngiliz toplumuna negatif bir katkı sağladığına inanıyor.
İslami Eğitim ve Araştırma Akademisi (iERA) tarafından İngilizlerin
İslam ve Müslümanlarla ilgili düşüncelerini ortaya koymak için yapılan
araştırmada çarpıcı sonuçlar elde edildi. Araştırmaya katılanların
yüzde 63'ü “Müslümanlar teröristtir” ifadesine katılırken, yüzde 94'ü
de İslam'ın kadınlara baskı uyguladığını düşünüyor. Araştırmada
istatistiki sonuçların yanısıra, katılımcıların İslam ve Müslümanlarla
ilgili görüşleri de ortaya kondu. Araştırmaya katılan bir kişi, “Eğer
benim elimde olsaydı tüm Müslümanları buradan atardım” dedi.
İSLAM'LA İLGİLİ BİLGİ EDİNMEK İSTEMİYORLAR
İngiliz toplumunun İslam ve Müslümanlarla ilgili olarak mevcut
önyargılar dışında herhangi bir bilgiye sahip olmadığını ortaya
çıkaran iERA araştırmasında, araştırmaya katılanların beşte dördü
İslam'la ilgili çok az bir bilgiye sahip olduğunu belirtirken, yüzde
40'ı Allah'ın kim olduğu ve neye tekabül ettiğini, yüzde 36'sı ise
Hazreti Muhammed'in kim olduğunu bilmediğini söyledi. Müslüman olmayan
500 kişinin rast gele seçilmesiyle yüz yüze gerçekleştirilen
araştırmada ayrıca, katılımcıların büyük çoğunluğunun İslam'la ilgili
bilgi edinmek istemediğini de ortaya koydu. Katılımcıların yüzde 62'si
dinle ilgili bilgi almak istemediklerini belirtirken, yüzde 77'si de
Müslümanların dinlerini başka insanlara öğretmek için daha fazla
çalışması gerektiğini düşünmüyor.
MÜSLÜMANLARIN NEFRET AŞILADIĞINA İNANIYORLAR
Araştırmaya göre ayrıca, katılımcıların yüzde 76'sı Müslüman biriyle
İslam'la ilgili hiç konuşmadığını söylerken, yüzde 32'si de toplumsal
bütünlüğün sağlanmasında Müslümanların bir engel olduğunu düşünüyor.
Araştırmada dikkat çeken diğer sonuçlar ise şöyle: Yüzde 71'i medyanın
İslam'a karşı negatif yayın yaptığına dair düşünceye katılmıyor. Yüzde
70'i Müslümanların nefret aşıladığına inanıyor. Yüzde 71'i medyanın
Müslümanlara karşı negatif yayın yaptığına inanmıyor. Yüzde 72'si
Müslümanların kanunlara uyduğuna dair düşünceye katılmıyor. Yüzde 85'i
İslam'ın rasyonel olmadığına dair görüşe katılıyor. Yüzde 71'i
Müslümanların barışçıl olduğuna dair düşünceye inanmıyor. Yüzde 73'ü
Müslümanların modern topluma pozitif bir katkı sağlamayacağına dair
görüşü onaylıyor.
İSLAM'I KADINLAR ANLATACAK
Araştırmayla ilgili olarak konuşan iERA'dan Hamza Tzortzis, sonuçları
'üzücü' olarak nitelemektense, bu sonuçların nasıl değiştirileceğine
dair çalışmalar yapmaları gerektiğini belirterek, İslam'ın insanlarca
iyi anlaşılması ve saygı görmesi için eğitim çalışmalarında
bulunacaklarını kaydetti. Öte yandan iERA, İslam'ın kadınları
baskıladığına dair önyargıyı kırmak için Müslüman kadınların elçilik
görevi görevi görebileceği tavsiyesinde bulundu. Araştırma
sonuçlarından sonra neler yapılması konusunda tavsiyeler sunan iERA,
İslam anlatılırken yeni bir dil kullanılması gerektiğini de bildirdi.
(
Vakit:
2010-08-07 )
   

İslam karşItlIğInIn geldiği nokta
Belçika'da geçtiğimiz hafta
meydana gelen bir olay, son yıllarda İslam
karşıtlığının yaygınlaştığı Avrupa'da
Müslümanlara yönelik önyargının ulaştığı
boyutları ortaya koydu.
Mechelen kentinde bir kişi,
kucağında torunuyla seyahat eden başörtülü Gönül
Anıl'ı, "Sarışın bir çocuk esmer bir kadın
tarafından kaçırılıyor." diye polise ihbar
etti. Herşey, Mechelen kentinde
başörtülü Gönül Anıl'ı kucağındaki torunuyla
araç içerisinde gören bir Belçikalı'nın polisi
aramasıyla başladı. "Sarışın bir çocuk esmer bir
kadın tarafından kaçırılıyor." ihbarı üzerine
polis, aracın plakasıyla birlikte ailenin
Anvers'te oturduğu evi bulup kapıya dayandı.
Polisler 'İşte aradığımız sarışın çocuk' diye
torun Aylin'i işaret etti. Babaanne Gönül
Anıl'ın 24 yaşındaki oğlu Emrah Gerek ile
Belçikalı gelini Nathalie De Busschere'nin
kimliklerini göstermesi üzerine gerçek ortaya
çıktı. Torunu Aylin'i oynaması için sık
sık çocuk parklarına götüren babaanne Gönül
Anıl, başına gelen olayın ardından tedirginlik
duyuyor. Torununu parkta gezdirirken karşısına
her an polisin çıkabileceğini ifade eden
babaanne, Aylin'in sarı saçlarını siyaha
boyatmayı bile düşünmüş. Polisin muamelesini
'ırkçılık' olarak nitelendiren Gönül Anıl, bir
insanın ten rengi ya da başörtüsüne bakılarak
'potansiyel suçlu' şeklinde yaftalanamayacağını
vurguluyor. Anıl, "Bugüne kadar çeşitli
olaylarla karşılaşıyorduk ancak ırkçılık olup
olmadığını net olarak bilemiyorduk. Ancak bu
defa ırkçılık olduğu açıkça ortada." diye
konuşuyor. Mechelen Belediyesi'nin
çeşitlilik ve eşit haklardan sorumlu Encümen
Üyesi Ali Salmi de Cihan'a yaptığı açıklamada,
olayın insanların birbirlerini 'öteki' olarak
görmekten kaynaklandığına işaret etti. Olayı
'garip' ve 'yanlış' olarak değerlendiren Salmi,
Mechelen şehrinde ırkçılığa karşı büyük savaş
verdiklerinin altını çizdi. Salmi, olaya
tepkisini, "Herkes birbirine saygı göstermeli.
Sanki herkesin toplumda kabul görmesi için
sarışın olması bekleniyor. Sanki insanlar mavi
gözlü, sarışın ve başörtüsüz olurlarsa toplum
tarafından kabul görecek." sözleriyle dile
getirdi. Aşırı sağın yükseldiği
Avrupa'da son yıllarda İslam karşıtlığı artış
gösterdi. İş ve ev bulma, eğitim, adalet gibi
alanlarda ayrımcılığa maruz kalan Müslümanlar
sözlü tacizlere ve şiddet içeren saldırılara da
hedef oluyor. İsviçre, camilerde minare yasağı
getirirken, Fransa ve Belçika da burka yasağını
uygulamak istiyor. Avrupa Konseyi, haziran
ayında aldığı bir kararla, "Avrupa'da
Müslümanların sosyal ve kültürel olarak
ayrımcılığa hedef olmasına karşı çıkılması''nı
talep etmişti. (Zaman:
2010-08-29 )
Devamı >>

Hıristiyan Terörü
>>


Çifte standardın dik âlâsı
"Anladım, 11 Eylül terör eylemlerinin hedef aldığı ikiz kulelere yakın bir yerde
İslâm Kültür Merkezi ve mescit yapılmasına eylemcilerin Müslüman olmasından
hareketle karşı çıkıyorsunuz, peki eylemci Yahudi olduğunda onun eylemini icra
ettiği yere sinagog yapılmasına neden hiç ses çıkartmıyorsunuz?" 'Kışkırtıcılık'
bu soruyu sorabilmektir işte. Soru Microsoft şirketinin desteğiyle yayımlanan
bir internet dergisinden... 'Slate' adlı itibarlı dergide çıkan yazı müthiş bir
tartışma başlatıverdi. O gün bugündür çok sayıda insan çifte standart sınıfına
giren veya farklıklara tahammülsüzlük kokan değinilerle makalenin yazarına ateş
püskürtmekle meşgul. Destek çıkıp "Haklısın, dengeli bakamamışım" diyen ise pek
az. Mecra bir internet dergisi olduğu için tepkiler sürekli
güncellenebiliyor; bu sebeple de derginin medya eleştirmeni William Slater'in
yazdıklarının etkisi dalga dalga yayılıyor ve bunu ânında görebiliyorsunuz.
Hemen herkes duydu, ama duymayanlar için tekrar özetleyeyim: 11 Eylül
eylemleriyle yıkılan ikiz kulelere biraz yakın bir mahalde New York'lu
Müslümanlar bir kültür merkezi inşa etmek istiyor. Merkezin içinde ibadethane de
olacağı gerekçesiyle bir grup ayağa kalkıverdi. ABD Başkanı Barack Obama, "Bu
ülkenin övünç kaynağı, farklılıklara tahammül edilmesi ve her inançlara
saygıdır" uyarısını yaptı. New York Belediye Başkanı Michael Bloomberg de
"Kültür merkezi ikiz kulelere yakın değil zaten, hem ibadethaneye karşı çıkmak
özgürlük düşüncesine aykırı" açıklaması yaptı... Hepsi nafile. Tepkiler o denli
ayyuka çıktı ki, Obama, "Hassasiyetinize ben de katılıyorum" demek zorunda
kaldı. Slater işte böyle bir ortamda soruyor "Terör eylemcisi Yahudi olsa, inşa
edilmek istenen ibadethane onun eylem mahalli civarında bulunsa yine karşı çıkar
mıydınız?" sorusunu... Araya ben girmeyeyim de, soruyu onun kaleminden okuyun:
"Öyle bir yer tahayyül edin ki, Müslümanlar eylemci değil de kurban
olsun, hem de yakın tarihin en çirkin terörist katliamının kurbanı... Sözgelimi
kâtil Yahudi olsun ve eylemi sonrasında, onun kan döktüğü yerde Yahudilerin
sinagog inşa ettiğini tahayyül edin... 'İkiz Kuleler Mescidi'ne karşı çıkanlar
buna nasıl tepki verirdi dersiniz? Bu sinagogu da aynı şiddetle kınarlar mıydı?"
Yazar hayali bir durumdan söz etmiyor: "Soruyu soruyorum, ama cevabını
bildiğim bir soru bu. Sözünü ettiğim yer gerçek çünkü. Batı Şeria'daki El-Halil
(Hebron) kentinde böyle bir sinagog var. Varlığını duymamanızın sebebi yapımına
kimsenin itiraz etmemesi... Öyle anlaşılıyor ki, ibadethaneleri terör eylemi
yapılan yerden uzakta tutma kuralı yalnızca Müslümanlar için geçerli..."
El-Halil kenti Kudüs'ün 30 km kadar güneyinde. Hz. İbrahim, İshak ve Yakub'un
kabirleri burada. Kudüs'ün fethinden sonra Hz. İbrahim'in kabrinin yanı başına
Müslümanlar bir cami inşa etmişler. Slater'in sözünü ettiği 'katliam' 1994
yılında o camide işlendi. Baruch Goldstein adlı bir doktor camiye girdi ve o
sırada ibadetlerini ifa etmekte olan cemaatin üzerine ateş açıp 29 kişiyi
öldürdü. 100'den fazla kişiyi de yaraladı. Terörist hangi kimliği taşırsa
taşısın teröristtir değil mi? "Hayır" diyor Slater, "O civarı mesken tutan pek
çok İsrailli için Goldstein bir kahraman." Henüz birkaç ay önce mezarı başına
gidip onu ve eylemini göklere çıkaran ilâhiler okumuş bazı İsrailliler...
Esas nokta şu: Dr.
Goldstein'in çok sayıda Müslümanı katlettiği yerden fazla uzak olmayan bir yerde
onun için bir abide ve sinagog inşa edilmiş...
İsrail hükümeti bir yandan eylemini kınarken bir
yandan da onun vaktiyle oturduğu Kiryat Arba adlı yerleşim merkezine para
yağdırıyormuş. Goldstein'in hemşehrileri Hz. İbrahim'in yanında cami de bulunan
kabrini ziyaret edebilsinler diye bir koridor açılmış şubat ayında, tam da
katliamın yıldönümünde. Bir ay önce de aynı yeri 24 saat ziyarete açık tutmaya
başlamışlar... Mayıs ayında ise katliam yerine kısa mesafedeki köyde yeni bir
sinagog açılmış... Yazar El-Hebron'un bütününün, Kiryat Arba'nın bulunduğu
topraklar dahil, hukuki açıdan Filistinlilere ait olduğunu da belirtiyor.
Amerikalılara yaptıklarının tam anlamıyla bir çifte standart olduğunu hatırlatan
müthiş yazıya hayli tepki geldi doğal olarak. Slater sonraki yazısında uzun
uzadıya onları değerlendiriyor, itirazların hepsine ayrı ayrı cevap
yetiştirerek. (Taha Kıvanç:Yenişafak:14.10.2010)




VE BİZDEKİ BATILI GÖZÜ İLE
İSLAM'A
BAKANLARINDAN SEÇMELER
- YERLİ İSLAM DÜŞMANLARI -

ŞEREFSİZLİK
Cumhuriyet Gazetesinden
iki karikatür (!)
Çöpten kafaya dökülen "lailahe illellah " ve aklın yolu üzerinde
Kur'an ...
Ve yandaki yazı :İmanıma saldıracak ve susmamı istiyor...!
İllegal düzeni protesto etsek - söz, fiil ,yaazı - ya hapis, ya
terörist ilan edilme ya başka bir yafta...başta da Cumhuriyet Gazetesi
olmak üzere hemen " gerici, aşırı dinci, sistem düşmanı ilan edilme
..."



Savunma Bakanlığı'nın (Pentagon) savunma istihbaratına müsteşar
yardımcısı olan
Korgeneral
William Boykin'a cevabımız:
Tıklayınız
|
|