İbrahim
Karagül- Yeni
Şafak ibrahimkaragul@gmail.com
2011-10-04
'Alman
Ergenekonu' ve PKK'ya para
transferi...
Almanya'nın Türkiye'deki
istihbarat faaliyetleri hiçbir zaman sorgulanmaz.
ABD sorgulanır, İsrail sorgulanır, bütün
boyutlarıyla tartışılır ama konu Almanya olunca
herkes sessizliğe bürünür. Alman istihbaratının bu
ülkenin kılcal damarlarına kadar işlediğini
bildiğimiz halde, Mossad, CIA ve Rus
istihbaratının en gizli operasyonlarından bir
şekilde haberdar olduğumuz halde bu konuda neden
kimse bir söz söyleyemez? Yıllardır bunu hep
şaşkınlıkla izledim. Sarsıcı olaylar oldu,
suikastler işlendi, etnik ve mezhep eksenli
çatışmalar çıkarıldı ama Alman istihbaratına tek
söz söylenmedi. Mesela; Alevi-Sünni meselesinin
merkezinde hep Almanya vardır ama herkes bunu
bilmezlikten geldi.
Başbakan Tayyip
Erdoğan'ın; "Bazı Alman vakıflarının belediyeler
ve müteahhitler üzerinden teröre dolaylı para
aktardığı"na dair cümleleri, sadece PKK'nın para
kaynaklarını değil, Alman istihbaratının, derin
devletinin Türkiye operasyonlarını da tartışmaya
açması gerekiyor. Bu fırsat da suskunlukla
geçiştirilirse Türkiye adına gerçekten talihsizlik
olacak.
Bugün, Türkiye'nin etkisini
artırma, pozisyonunu güçlendirme, küresel güç olma
yolunda karşısına dikilen en belirgin ülke
Almanya. Fransa ile birlikte önce Türkiye'nin
Avrupa Birliği projesini işlemez hale getirdiler.
Yine Fransa ile birlikte, Türkiye kamuoyunun
birkaç haftadır izlediği ancak uzun zamandır devam
eden, Doğu Akdeniz'deki krizin mimarı da Almanya.
Akdeniz'de ve Balkanlar'da; İsrail, Fransa,
Yunanistan ve Rum Kesimi ile Türkiye karşıtı eksen
oluşumunun mimarlığını da Almanya yapıyor.
Türkiye'yi bütün bölgelerden tecrit etmek,
Anadolu'ya hapsetmek, Anadolu'da ise PKK üzerinden
Kürt meselesiyle ve Alevi-Sünni sorunlarıyla bu
ülkenin bütün enerjisini tüketmek Alman dış
politikasının önceliklerinden. Böyle olunca da,
istihbaratıyla, vakıflarıyla, ekonomisiyle Türkiye
içinde belki de en etkin güç haline geliyor.
Şaşırdığım bir nokta daha var. Konu
Almanya olunca, hemen her siyasi kesimden
vakıflarda, insan hakları örgütlerinde, kitle
iletişim araçlarında bir sessizlik oluyor. Sanki
ortak bir yaklaşım, tek merkezden uyarı gibi bir
görüntü var. Bu alana elini uzatan yanıyor, kimse
de uzatmıyor zaten.
Geçtiğimiz yıl;
Almanya Cumhurbaşkanı Christina Wulff "İslam
Almanya'nın parçası" diyerek bir tartışma
başlatmıştı. Kendisi Türkiye'yi ziyaret ederken
Angela Merkel keskin açıklamalarıyla tartışmayı
bitirdi. "İslam'ın ve Müslümanların Avrupa'nın
parçası olmadığını, olamayacağını, bu gerçeğin
hiçbir zaman kabul edilmeyeceğini, bu güne kadarki
sessizliğin ve bir arada yaşama söyleminin
yanılsamadan ibaret olduğunu, Batı'nın bu yöndeki
gerçek niyetinin hep izlendiğini" söylüyordu
Merkel.
Aslında bu sözlerin altında başka
bir şey vardı: Almanya ve üzerinden Avrupa
Birliği, İslam karşıtlığı tezini ABD'den
devralıyordu. Bu sefer Atlas Okyanusu'nun doğu
yakasında şiddetli bir İslam karşıtlığı
yükseliyor, beraberinde aşırı sağın yükselişini,
yabancı düşmanlığını tetikliyordu. Eskiden bunu
aşırı sağ gruplar yaparken şimdi, özellikle de
ekonomik krizin sarsmasıyla, hükümetler, devletler
yapıyor, yabancıların bir an önce Kıta'dan
sürülmesi planlanıyordu. Tartışma Almanya olunca,
konu sadece PKK ile sınırlı kalmıyor.
Yine; geçtiğimiz Şubat ayında, Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nde (KKTC) yapılan Türkiye
karşıtı protestoları yaptıranlar, "Türkiye defol"
sloganları attıranlar da onlardı. Yani Almanya
işin merkezindeydi. Bir çarpıcı örnek daha
vereceğim.
Türkiye'de tam Ergenekon
operasyonları başladığı günlerdi. Almanya'da bir
anda Türkler'in oturduğu evler yakılır oldu.
Almanya'nın bir çok eyaletinde, Avusturya'ya kadar
yüzün üzerinde ev kundaklandı. Birkaç örnek
vereyim: 3 Şubat 2008: Ludwigshafen'deki yangında
9 kişi öldü, 60 kişi yaralandı. 14 Şubat 2008:
Aldingen'de bir Alman, Türklerin apartmanını ateşe
verdi. 19 Şubat 2008: Marburg'da yine bir Türk
ailenin evi 2 saat arayla 2 kez kundaklanmak
istendi. 21 Şubat 2008: Münih'te evleri
kundaklanan Türk aile ölümden döndü. Öyle ki,
Almanya'dan Türkiye'ye cenazeler geliyor,
kundaklamalar hız kesmiyordu. Oysa aynı dönemde
ışırı sağ grupların bir taşkınlığı, yürüyüşü
izlenmiyordu. Kim yapıyordu bunları? Neden hiç
kimse yakalanmıyordu? Tam bir derin devlet
operasyonuydu bu.
Uzun süre devam eden
yangınların failleri bulunamadı, gizlendi. Bırakın
hepsini, bir kişi bile ceza almadı. En son Alman
Federal Savcılığı, bir açıklama yaptı ve bütün
dosyaları kapattı. Eğer Türkiye'de böyle bir şey
olsa dünya yağa kalkardı.
Almanya'ya kimse
ses çıkaramadı. Türkiye'de onca dernek, vakıf,
insan hakları örgütü, medya organı, yazar-çizer
sadece sustu. Saldırılarla ilgili bütün dosyalar
kapatıldı. O zaman sorular sormuştuk. Cevaplarını
alamadık. Belki, Başbakan'ın bu açıklamasının
başlattığı tartışmalarla bu soruların cevapları da
ortaya çıkar. Sorular şöyleydi:
Alman
devleti ya da AB, Türkiye'deki STK'ları da mı
susturuyor? Türkiye kamuoyunun tepkisi satın mı
alındı? Yıllardır suskun kalan Alman aşırı sağı,
çeteleri, neden Ergenekon operasyonu başladıktan
sonra harekete geçti? Kontrolden çıkmış ırkçı
tahrikler sokaklarda hissedilmezken, saldırılar
devlet içinde bir yerlerden mi yönetiliyor?
Avrupa'da yabancı düşmanlığı eskiden halk
kesimindeydi. Şimdi yönetimler bunu yapıyor. O
zaman devlet böyle tehditlerle bu "sorun"dan
kurtulma yolunu mu tercih ediyor? Türkiye'deki
saldırılarla, operasyonlarla Almanya'daki
saldırılar arasında bir bağ var mı? Birileri
Türkiye'de Alman derin devletine yakın unsurları
tasfiye etmeye girişti de, bunun intikamı mı
alınıyor?
Almanya'nın Türkiye
operasyonları üzerindeki sis perdesi daha doğrusu
perdeleme kaldırılmalı. Türkiye'yi her alanda
köşeye sıkıştırmaya çalışan bu ülkenin, sivil
toplum kuruluşları üzerindeki kontrol edici
pozisyonu tartışmaya açılmalı. İnsanlarımız
yanarken, cenazeleri Anadolu'ya taşınırken bile,
bu cinayetlerden sorumlu Alman derin devletini,
"Alman Ergenekonu"nu sorgulayamıyorsak, PKK'ya
para transferinin önüne geçme şansımız
yok!
halinde.Gerçek
vatansever olsalardı bu iddianın "en ufak
ihtimalle" bile gerçeklik payı varsa? ya
anlatılanlar doğruysa diye kendilerine
sormuyorlar da.Bilinen gerçeği söyledi diye
hükümete saldırıyorlar.Hablemitoğlu'nu kim
öldürttü(hem bir"başağrısından" hem de "F tipi"
dediklerinden kurtulmakiçin
almanyadaki türk
varlığı karşılığında almanların türkiyedeki
faaliyetlerine göz yumulmaktadır.
dincisi,solcusu,pkksı,siyonisti almanyada özgür
hareket edebiliyor.almanya hem bu örgütleri, hem
de türkiyedeki faaliyetlerini kendi lehinde
kullanmayı biliyor.karşı istihbarat ve
organizasyon eksik bizde.