DERİN DEVLET OYUNLARI-KURALLARI
Terör, teröristlerin işi değil,
devletlerin kullandığı bir araçtır! Olaylara bu açıdan bakmazsak
asla gerçekleri göremeyiz!Terör olayı olunca sorulacak tek soru şu
olmalıdır.Bu terör olayı hangi devletin işine gelir.Kim karlı
çıkar bu terör olayından.Kim kaybeder...Bazen aslında terör
olayını yaptı denen taraf terör olayından en çok zarar görür ve
terör saldırısına uğradığı iddia edilen taraf ta en karlı çıkan
taraf olur...Dikkat !
Derin devlet küresel sermayedir- Özelde Yahudi sermayesi -, Yahudi için önce sermaye
mi önemli yoksa siyonizm mi..yoksa birbirinden ayrılmaz iki parça mı
bunlar..Yahudilerin gücü sermayeye hakim olmalarından gelirken , onları bir
arada tutan temel harcında siyonizm olduğunu asla göz ardı etmemek gerekir.En
katı laik Yahudi bile o nedenle siyonisttir ! - Küresel sermayenin günümüzdeki
merkezi Londra'dır.ABD'den ayrılmaya başlayan bu sermaye Londra'da
konuşlanmış, Londra dışarıdan gelen paraları, başka ülkelere
borç-kredi olarak dağıtmaktadır.Küresel sermaye konuşlandığı
ülkeye yatırım yapmaz, sadece para olarak el değiştirir.Günümüzde
küresel sermaye tüm dünyadaki ülkeleri küçük site devleti gibi
devletçiklere ayırmak istemektedir, yönetimi daha kolay
olması için !
Dünya şu an ABD derin devleti -
Genellikle İngiliz kökenli askeri merkezli güçler - ile dünya derin sermayesinin - Yahudi- arasındaki
mücadeleye sahnedir.Derin sermaye ekonomiye sahipken ABD
derin devleti ise askeri güce sahiptir.Asker girdiği yerde
dayandığı kadar, sermaye girdiği yerde gücü ile yönlendirdiği
kadar ile etkilidir.Sonrası o ülkelerdeki birlik ve beraberliğe
bağlı...!ABD dünya derin sermayesi ile mücadelesinde petrolden
elde ettiği gelir ile bu derin yahudi sermayesine karşı yeni bir
güç elde etme gayreti içindedir.AB'yi zayıflatmak için de ABD
Rusya ekonomisini desteklemektedir.Çünkü ABD kendisine ekonomik
rakip -AB- yerine askeri rakibi -Rusyayı- tercih etmektedir.
ABD
eskiden neden Rus komünizmine karşı idi de Çin komünizmine karşı değildi.Çünkü
Rus
komünizmi doğu Avrupa pazarını kapatmıştı.!Ama Çin bunu yapamamıştı...!Abd
rusyayı dağıtarak bu pazarda söz sahibi olabildi..ABD ile Rusya dünyayı
bölüşmüştür.Nufü alanlarına karşılıklı müdahele etmezler.Rusya çekoslovakya'ya
girdi, doğu avrupa'yı etki altına aldı ABD müdahele etmedi.Çeçenistan'ı işgal
etti, ABD sustu.Çünkü ABD nüfus alanı olarak Rusyaya oraları terketmişti.Afganistan,Bosna
gibi istisnai anlaşamama bölgeleri bu genel kuralı asla değiştirmez!
Devletler ittifaklar birliğidir.Barış zamanı derin güçler ile
bakanlar-hükümet- beraber devleti yönetir, zor anlarda derin güçler istihbarat
veya sermaye...ile ittifak yaparak devleti yönetir...!Ama asıl olan milletin
inancı ile paralel olan yönetimdir !
Türkiye hala hürriyet itilaf ile ittihat terakki ayırımının devamı olan sağ sol-
veya alevi sunni, laik şeriatçı..- ayırımından kurtulamadı..Beraber yaşamayı
hala öğrenemedik...! Hatta " aynı " gözüken şeylerin farklılıklarının farkına
varamadık.Mesela ANAP:Rahmetli Turgut Özal başında iken ABD güdümünde idi parti,
başına Mesut Yılmaz geçti, oldu AB güdümünde.Halk aynı halk, parti aynı parti
ama kuklacıların kuklası değişiyor.Ama görüntüde sadece parti başkanı değişmiş
gibi gözüküyor.Peki biz o sıralar bunların farkında mı idik.Neleri tartıştık.Ya
peki şimdi farkında mıyız ?! Ya Refahyol hükümeti sahiden irtica yüzünden mi
yıkıldı.Refahyol yıkıldıktan sonraki iktidarlar döneminde içi boşaltılan
bankalar bize bi şi anlatıyor mu acaba...?Sanmam...ama umutsuz da asla değilim.Kur'an'ın
uyarısına kulak kabartalım:"Efela te'kilûn":Hala aklınızı kullanmaz mısınız
?...!
Kıvrıkoğlu paşa İncirlik üssünü önceden
haber vermeden " teftişe geldim " diyerek ziyaretinden hemen sonra Kıprıs
ziyaretinde yanında oturan albay hangi " seken kurşunla " vuruldu
acaba...O silahı ateşleyen kişi hala aynı kurumda mı yoksa..!?
Abd " tehlike-terör var " diyerek girdiği yerlerdeki pazarı sadece
kendi kullanır, başkalarına da " burada terör - eskiden komünizm, şimdi
radikal İslam(!) - var , biz demokrasi getiriyoruz " diyerek başka ülkelerin bu
pazarlara girmesine engel olur veya hem de o ülkelerin yeraltı
hammaddelerini sadece kendileri sömürür...!Mesela Afganistan'a girdi, ama hal
orada taliban varken asıl hedefine ulaştı, pazara-hammaddeye el koydu ayrıca
gelecekteki rakipleri Çin, Rusya'ya...komşu oldu ..Bu arada Rusya'yı eski
rus istihbaratının yönettiğini de belirtelim...!Kısaca Abd İslam üzerinden -
İslam'ı terör ile özleştirerek - terörü yok etmek iddiası ile dünyaya
hüküm sürdürmeye devam etmektedir...!
Türkiye'de eğer Devlet halkı ile barışmazsa - derin güçler milletin dini
ile barışmazsa- Abd bu ikilemi her zaman kullanıp istediği gibi ülkemizi
yönlendirmeye devam edeceği ortadadır! Abd İran'da neden başaramadı...Mezhep
,ırk ...çatışmaları denedi ama olmadı...Neden, çünkü İran halkı ile derin
devleti arasında manevi alan başta bir ayırım yok..Saygı ve güven temel
etken...! Dışarıya karşı tek güç olmak için ülke içinde birlik olmalı...laiklik,
mezhep, din..üzerinden oynanan oyunlara hem halk gelmemeli hem derin güçler
artık bu konularda daha hassas olmalı...!Tabii amaç birliği muhafaza etmek
ise...! Birlik; önce bölünme sonra çatışma sonra da bağımsızlığın yok
olması ile sonuçlanır ! Başta suni gerginlik nedenleri başörtüsü, irtica ...gibi
kavramlar artık ülke gündeminden düşmeli..! Başta ülke yöneticileri halka
dayanmadıkları müddetçe gerçek manada bir bağımsızlık asla söz konusu değildir!
Türkiye'nin tehdit tanımı hep
ithal tanımlardır.ABD'ye düşman olanlar , tercüme metin gibi aynen bizce de
tehdit kabul edildi şimdiye dek...Ama artık bağımsız olarak tehdit tanımını
yapmanın zamanı geldi..Mesela İran; ne zaman biz ABD uçaklarını
yurdumuzdan İran'a hava saldırısında kullandırırız o zaman İran bize karşı
tehdit olur...İranda bize silahlarını döndürmeye başlar..işte o zaman Iran bize
tehdit olur..Ama şimdi bakıyoruz Pkk'ya bizden fazla saldıran
onlar, bölgede bölünme istemeyen onlar...Ama aksine " dost ve müttefik (!)"
devlet ABD pkk ile anlaşır, kürdistanı kurmak ister..vs .Artık ABD'ye göre
tehdit anlayışını terk edip, Türkiye'ye göre tehdit tanımına geçmeliyiz !
"Terörle mücadelede profesyonel
kadroların kullanılması çok doğru bir karar. Bu konuda 1987 yılında yaptığım
bir söyleşide aynı şeyleri söylediğimi hatırlıyorum. Ancak geçmişte Emniyet
Teşkilatı içinde oluşturulan benzer kadroların tasfiye edilmesi ve yenilerinin
TSK bünyesinde kurulmasının sebepleri araştırılırsa sorunumuzun sıradan bir
terör olayı olmadığı, arka planda bir güç mücadelesinin yattığı anlaşılır. Bu
noktada tercihimi belirtiyorum ve yeni yapılanmanın TSK içinde olmasının daha
doğru olduğunu, çatışan güçler yaratmak yerine yetkinin tek elde toplanmasının
ve eğer yanlış uygulamalar varsa bunun o örgüt içinde düzeltilmesinin daha doğru
olacağına inanıyorum
" ( Star-Mahir KAYNAK:30.06.2007)
Türkiye uluslararası bir güç hakline gelene dek, uluslararası istihbarat
örgütlerinin satranç tahtası olarak kullanacaktır ve
kullanmaktadır.Sadece -mesela - İngiliz istihbaratı ülkemizde bizimle mücadele
etmez, bizim üzerimizde oyun oynamaz, aynı zamanda bir istihbarat örgütü
ülkemizi satranç tahtası olarak kullanarak başka istihbarat örgütleri ADB,
İsrail,Alman istihbaratı - ile de mücadele edebilir ve etmektedir.Yani
ülkemizde meydana gelen bazı olağan dışı olayların temelinde hedef ülkemiz
değil, birbiriyle mücadele eden dış istihbarat örgütleri olmaktadır.Ülkemizdeki istihbarat örgütlerinin eylemlerinin tek bir merkezden
yapıldığını kabul etmek mümkün değildir.Bu aynı zamanda şeytanı ilah edinmek
olur.Bu asla kabul edilemez.Ülkemizde şeytanlar cirit atmaktadır, biz mümin
muvahhitlere düşen ise tevhit etrafında birleşip bir ve beraber
olmaktır.Dinimizin de , istihbarat oyunlarda kullanılmaktan kurtulmakta buna
bağlıdır.ABD dünyayı
Rusya ile bölüşmüştür.Ama Gerek İngiltere gerek Alman istihbaratı buna
karşıdır.Dünyada olan olaylara bu gözle de bakmalıdır!
Çin başta Abd sermayesi olmak üzere dünya sermayesine kucak açarak
dolaylı yönden derin dünya sermayesinin güdümüne girmiştir!
ABD Rusya ile belli bölgeleri
paylaşmıştır.Ortadoğu'yu Abd , Kafkasları Rusya aralarında paylaşmıştır.
Günümüzde Atatürkçülük adı altında
faaliyet gösterenler aslında İnönücüdürler!DP kurucuları -Bayar,Menderes ..- CHP
milletvekili değil mi idi? Ayrıca Celal Bayar ,Atatürk tarafından İnönü alınıp
yerine başbakan yapmamış mı idi ? Atatürk'ü koruma kanununu DP çıkarmamış mı
idi?...Günümüzde Atatürkçüler DP iktidarını neden " karşı devrimci "olarak
nitelerlerdi acaba?Atatürk'ün - emri ile başa gelen - son başbakanı iktidara
gelince kime karşı derim yapılmış olunur.Sonuç belli: İnönü'ye karşı halk
devrimi yapılmıştı.Ama İnönü kendi görüşlerini Atatürkçülük adı ile halka lanse
ettiği için bazı yüzeysel Kemalistler bu ayırımı yapamamış olabilirler.Ama artık
Atatürkçülük -Kemalizm- ile gerçek Atatürk'ü birbirinden ayırma vakti
gelmiştir!Atatürk hata yapınca bundan dönmesini bilmiştir- Güneş Dil Teorisi,
bazı ayetlerin tercümeleri ile ilgili Saadettin Kaynak'ın yorumlarını kabul
etmesi...vs - ama günümüzde Atatürkçülük adı altında dogma kurallar halka
dayatılıyor.
Kamuoyu yönlendirmeleri için yapılan suikast, basın haberlerine
dikkat...Bir -mesela - cinayet varsa bu işi yaptığı iddia edilen taraf hemen
suçlanmamalı, bu işten kim karlı çıkmış ise o taraf mercek altına
alınmalı...!Kamuoyu yönlendirmeleri çok önemlidir.Hala Abd halkı , ırak'a
demokrasi getirmek için girildiğine inanmaktadır...Dünyadaki Abd düşmanlığını
ise hala çözememişledir.İşte bir halkın uyutulması, yönlendirilmesi...!Abd
vietnama asker göndermek için kendi savaş gemisini batırır ve " vietnam batırdı"
diyerek halkı yönlendirir.II. Dünya Savaşına katılabilmek için Japon uçaklarının
Abd limanındaki savaş filosunu yerle bir etmesine göz yumar, sonra halk birlik
içinde daha yenisini yapar , bu arada savaşa da dahil olur...Avrupa'ya hakim
olma yolu açılır..O kadar ki savaş sonrası avrupa'daki Abd sermayesine karşı
güç birliği yapmak için fransa-almanya..başta AB temelleri atılır...Abd meksika
ile savaşabilmek için Aloma kalesinin meksika ordusunca yerle bir edilmesine izin
verir.Oraya yardım bilerek göndermez...Sonra Meksika'ya savaş açar...! Şimsi 11
Eylül'ü bir de bu gözle bir daha düşünün lütfen...!ülkemizdeki Menemen'den
başlayan, Kahramanmaraş, madımak,başbağlar..silsilesinde devam eden genel,
Mumcu,Kışlalı..gibi özel suikast-provakasyonlara bir daha yeniden bakalım
lütfen...!
11 Eylül Abd derin devletinin oyunudur!
Tıklayınız !
İngiltere ham madde
kullanımında kömürden petrole geçince Ortadoğu'ya olan ilgisi artar..sonuç
ortada!
Uluslararası sahnede piyon olan kullanılır ve atılır.İşte Saddam! Silah verildi
İran'a saldırılttı, sonra aynı silahlar mazeret gösterilerek o iktidardan
alaşağı edildi!
ABD işgal ettiği bölgelerde
Şii-Sunni savaşı çıkarıp,İsrail'i rahatlatmak istiyor.Ürdün'ü üçe bölüp ,
Filistinlileri de oraya sürüp orada bir devlet kurmalarını sağlamak istiyorlar!
Son 50 yılda ABD, İsrail ve İngiltere beraber hareket ediyordu.İngiltere bu
ittifaktan ayrıldı.Fransa, İngiltere'nin yerini almaya çalışıyor.Sarkozy
dikkatle izlenmeli.Gönüllü üçüncü saç ayağı olma yolunda.Ayrıca dünya'da ABD'nin
rakibi Almanya'nın da yakın dostu olan Fransa'nın ittifaka alınması Almanya'yı
yansızlaştırma yolunda da önemli bir adım olmaktadır.
Ajanlar bir ülkeye önce insani yardım ile girer.Sonra
misyonerlerle...Bu yollarla istihbarat toplanır ve ajan yerleştirilir.80 öncesi
İran'da insani yardım adı altında yapılan çalışmalarda ABD topladığı bilgileri
İran'la savaşan Irak başkanı Saddam'a- ki daha sonra onu ABD idam ettirir!-
verir.Şimdi de ABD yurdumuzda insani yardım çalışmalarında bulunmaktadır.Acaba
10-20 sene sonra burada topladıkları bilgileri kime verecekler...!?
Amerika, İran'da Musaddık döneminde BP'nin ülkeden kovulup
ülkesi lehine petrol'ü özelleştiren, seçimle başa gelmiş Musaddık'ı , "komünist
" diye ihtilalle iktidardan uzaklaştırırken, ihtilalin "İslam adına,
komünizme karşı " yapıldığının ülkede propagandası yapılır.İran halkı
komünizmden kurtulduğunu zannederken , İran petrolü yeniden ABD'nin güdümüne
girer.ABD şimdi de Çin'e karşı zamanı gelince kullanmak
amacıyla Doğu Türkistan üzerinde çalışmalara başlamıştır...Tohumlarını 20
yıl sonra ekinini almak üzere toprağa saçmaya devam ediyor ABD.
Ve son not: Irak şu an ABD'nin 51. eyaleti konumundadır ve
aslında yönetim İsrail'in elindedir.İsrail uçakları Türkiye toprakları üzerinden
Suriye'ye saldırır, Uçaklardan biri yakıt tankını toprağımıza düşürdüğü için
olay açığa çıkar.Ama sonuçta hiç bir işlem yapılmaz.Ya İran uçakları ülke
sınırlarımızı ihlal etse idi, bırakın hava sağanlığımızı kullanıp komşumuza
saldırmasını.basın, belli çevreler hop oturup hop kalkmaz mı idi acaba...?!
BİZ ÜMMET ŞUURUNDA OLANLARIN YAPMASI GEREKEN İSE
ÇOK BASİT:
"KARDEŞLİK ŞUURUNU" VE " OKU" MAYI
ASLA İHMAL ETMEMELİ VE İŞLERİMİZDE "İHLASLI " OLMAYA ÇALIŞMALIYIZ...
NE ABD NE DERİN SERMAYE HİÇ BİR ŞEY
YAPAMAZ O ZAMAN...!
SENARYOLAR , SENARİSTLER(MALUM!), OYUNCULAR,DEKOR VE SAHNE (TÜRKİYE- DİĞERLERİ
DEĞİŞEBİLİR!)
Türk askeri
temsilcilerinin de katıldığı toplantıda, suikast, katliam ve Irak'a giriş
senaryoları konuşuldu.
Senaryo: Eski Anayasa Mahkemesi
Başkanı Tülay Tuğcu'ya suikast yapılacak, PKK Beyoğlu'nda 50 kişi
öldürecek, TSK Irak'a girecek.
Katılımcılar:BBC'nin
haberine göre Hudson Enstitüsü'nde, Türk diplomatlarının davet edilmediği
belirtilen toplantıya, Türkiye’nin Washington Askeri Ataşesi Tuğgeneral
Ahmet Bertan Nogaylaroğlu, Genelkurmay Başkanlığı
Stratejik Araştırma ve Etüd Merkezi Başkanı (SAREM)
Tuğgeneral Süha Tanyeri ile bazı askeri yetkililer,Kürdistan Bölgesel
Yönetimi Washington Temsilcisi ve Irak
Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin oğlu Kubat
Talabani , Yahudi lobisinin önemli
isimlerinden Henry Parkey ve 2006 kasımında Newsweek’ten Hudson Enstitüsü Avrasya
Direktörü Zeyno Baran vardı!
ABD’li
düşünce kuruluşu Hudson Enstitüsü, 1961 yılında
Herman Kahn öncülüğünde kuruldu. Think tank
kavramının öncüsü olan Hudson Enstitüsü,
iktidardaki neoconlara yakınlığıyla tanınıyor.
Petrol lobisinin desteklediği enstitünün özel
uzmanlık alanları arasında enerji birimi dikkat
çekiyor. Zeyno Baran
kuruluşun Avrasya bölümünün başında. Enstitü,
2006 yılı kasımında Genelkurmay 2. Başkanı
Orgeneral Ergin Saygun’u konuk etmiş Baran,
Saygun’la kaldığı otelde de görüşmüştü.O ziyaretinin ardından Zeyno
Baran, Newsweek dergisindeki makalesinde
Türkiye’de 2007 yılında darbe olasılığının yüzde
50 olduğunu iddia etmişti. Yazısı Türkiye’de
büyük yankı uyandıran, Baran bu tahminin
askerlere ait olmadığını iddia etmiş ancak
Saygun’la görüşmeleri ortaya çıkınca
tahminin alt düzey askeri kadrolara ait olduğunu söylemişti.
16
Haziran 2007
UYUMA
EY HALKIM..KİM KİMİNLE YAN YANA !
NE OYUNLAR SAHNELENİYOR...SEN, BEN, ..KISACA ;"BİZ", ALEVİ
SUNNİ, KÜRT TÜRK, LAİK ŞERİATÇI SADECE SAHNEDE FİGÜRANIZ! TAAAKİ UYANANA, TEK ,
BİR OLANA DEK!
Alıntı:
Amerikan ulusal sermayesi ile
global sermaye arasında da bir hesaplaşma söz konusu.ABD ve
Türkiye'de yakın gelecekte iç güçler arasında bir hesaplaşma
bekleniyor.Türkiye'de işler netleşmeden bölgenin geleceği
netleşmeyecek. Global sermaye ABD'den Türkiye'ye taşınmak istiyor.
Yani bu yeni tercih ABD'nin sonu, Türkiye için yeni bir başlangıç
demek.
Burada asıl soru şu: Türkiye'yi kim yönetecek?
İslâm'a
ve Müslümanlara rağmen bir şey yapılamayacağı açık. Ama Müslümanlar
bu konuda isteksiz, kuşkucu, İsrail konusunda rahatsız. Mevcut
dışlanmışlık ve tehdit algılaması sebebi ile sürece doğrudan
katılamıyor.Türkiye zor bir ülke. Bu konuda Batılıların aklı
karışık. İslâm'a ve Müslümanlara karşı havuç ve sopa konusunda görüş
ayrılığı var. Son geldikleri nokta, kendileri ile işbirliği yapacak
"iyi Müslümanlara" havuç, "kötü Müslümanlara" sopa uygulanacak.
İslâm'ın kendi içinde atomize edilmesi için çalışılacak. Alevilik bu
konuda bir imkân olarak görülüyor. Yani Müslümanların sekülerize
edilmesi ve dinin "Religio"ya dönüştürülmesi gerekiyor.Bu
süreçte uluslararası sistemin önünde en ciddi engel, eski
müttefikleri. Yani Kemalistler. Kemalizmin bu anlamda geleceği yok.
Kemalizm Batılılaşma projesi ile aslında bugüne kadar uluslararası
koalisyonun tabii müttefiği idi.Görünen o ki, Kemalist kadrolar,
Batı'nın kendi üstlerine siyasî bir kuma getirmelerinden son derece
rahatsız.
Global aktörlerin yeni partneri,
Kemalist kadrolar ve militer güçler olmayacak. Bu kesin. Yeni
müttefiklerin düne kadar tehdit kabul edilen kadrolar olması, eski
müttefikler açısından "kabul edilemez" nitelikte.
Yeni süreçte
eski "resmî ideoloji", "derin devlet" eskisi gibi etkili olamayacak.
Yeni aktörlerin geçmişe ilişkin belge ve bilgilere, servete ve
iktidar gücüne ulaşması ile, bazı çevreler şimdiki avantajlı
pozisyonunu kaybetmekten, dahası kendilerinden hesap sorulmasından
korkmaktadırlar.
Kürtler, Aleviler, işçi kesimi, aydınlar, köylüler
soldan kopuyor. Bu önemli.Sol ve Kemalizm artık inkılabçı,
ilerici değil, muhafazakâr. Hâlâ 19. yy sonrası oluşan kavram ve
kurumlarla 21. yy'ı açıklamak mümkün değil.
Olay aslında çok daha “derin”!..
Bu ülkenin
herhangi bir vatandaşı, diğer bazı vatandaşların devletin
kâr eden kuruluşlarının parasını düşük faizle alıp, yüksek
faizle devletin zararda olan kuruluşlarına satmış olduğuna
kolay kolay inanamaz.Oysa
90’lı yıllarda tam da bunu yaşıyorduk.Devletin kârlı
çalışan bazı kuruluşları, kanun gereği bankaya yatırmaları
gereken paraları, normalde yatırmaları gerektiği düşünülen
kamu bankalarına değil, bir kaç puan daha fazla faiz
verdikleri mülahazasıyla –buna kılıfı da diyebiliriz.- özel
bankalara yatırıyorlardı.Özel
bankalar da, yüzde 50’nin azıcık üzerindeki faiz
oranlarıyla kendilerine teslim edilen
paraları, zarar etmekte olan ve dolayısıyla ihtiyacı olan
devlet kuruluşlarına verilmek üzere Hazine’nin açtığı iç
borçlanma ihalelerinde değerlendiriyor ve böylelikle yüzde
120, 130 hatta yüzde 140 civarında faiz
alabiliyorlardı.‘Bu
nasıl iş?’ diye sormak ve
bu çarka çomak sokmak 54. Hükümet’in Başbakanı Prof. Dr.
Necmettin Erbakan’a nasip oldu.Durumu
gören Erbakan, Kamu Ortak Hesabı (yani Havuz!)
oluşturdu ve parası olan devlet kuruluşları paralarını
yüzde 50 ile buraya yatırırdı. İhtiyacı olan devlet
kuruluşları da ihtiyaçlarını yüzde 55’le buradan
karşıladılar.Kısa
bir süre içinde anlaşıldı ki, Türkiye Cumhuriyeti
Devleti’nin iç borçlanmaya ihtiyacı yoktur.1996-1997
yılında 11.5 ay iktidarda kalan 54. Erbakan Hükümeti’nin,
sadece Kamu Ortak Hesabı (Havuz) yoluyla sağladığı faiz
tasarrufu 9 milyar dolardır.Hemen
hatırlatalım, aynı dönemde iç borçlanma durdurulduğu gibi, dış
borç da alınmamış ve yakın tarihte ilk defa, borçlarımız da
azalmaya başlamıştı.Yani
anlayacağınız, Erbakan ‘dur!’ diyene kadar, Yüksek
enflasyon ve yüksek faizle soyuluyorduk
önceleri...
(Milli Gazete:Ekrem Kızıltaş 09.05.2007)