Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle Sitemizin Tanıtımına Katkıda Bulunun Biz Kimiz ? İlkelerimiz
   KURAN'I HZ MUHAMMED Mİ UYDURDU?

                                            HZ MUHAMMED VE İSLAM HAKKINDAKİ GENEL İFTİRA
İçeride İlhan Arsel, Turan Dursun  başta, dışta  tüm oryantalistlerin ortak iddiası İslam'ın - Haşa -  Hz Muhammed (sav) tarafından ortaya çıkardığı, kendisini lider olmak için uydurduğu bir din olduğu iddiasıdır. Onlara bir kaç soru soralım:

  1.    Kendisine mal, liderlik, krallık teklifini neden " Bir elime ayı bir elime güneşi koysanız İslam'ı anlatmaktan vazgeçmem." diyerek reddetmiş ve daha sonra yıllarca - 3 yılı tecrit, ambargo altında 10 yıl civarında tehdit, saldırı, hakaret, suikast, tüm malını din yoluna kaybetmeyi göze almıştır. Öyle ki açlıktan karnına taş bağladığı, aylarca evinde sıcak yemek yiyemediği, sirke ile kuru ekmek yiyip sonra " Ne güzel nimet" buyurduğu, yatak olarak hasır kullanıp, yatağından kalkınca hasırın izlerinin vücudunda belli olduğu, gelen bir çok hediyeyi evine girmeden dağıttığı... düşünülürse ! Muhammed (as) zaten Hılfıl fudul derneğine üye, çevresi zenginlerle çevrili, hacerul esved'i yerine koyması olayı zaten şöhretini tüm Mekke'ye yayar, O'na herkes Muhammed'ul Emin  diyor, Kendisi zaten Mekke'nin ileri  gelen lider bir kabilesinden ve akrabaları hep yönetici kesiminden insanlardan oluşurken böyle biri peygamberlikten önce de sonra da bir çok fırsatı elinin tersi ile itip hep zor olan yolu, İslam'ı tebliğ etme yolunda can-mal her şeyini feda etmiştir O büyük insan. Hele hicret olayı tamamen bu iddia- iftira-yı geçersiz kılar: Düşünsenize mal, mülk, hatıra, anı...her şey terk ediliyor, mantık mı bu? Bir topluma girince baş köşeye değil, boş olan yere otururdu.“Dünya benim neyime? Benim ile dünyanın misali, sıcak bir günde yolculuk yapan bir biniciye benzer ki, bir saat ağacın gölgesinde dinlenir, sonra da orayı terk edip gider.” (Bihar’ül-Envar, c.16, s.239). Oğlu İbrahim vefat ettiği zaman güneş tutuldu ve insanlar İbrahim’in ölümünden dolayı üzgün olduğu ve bunun peygamberin azametinin delili olduğu konuşmaya başlarlar. Hz Muhammed :" Ay ve güneş Allah'ın iki nişanesidir ve asla kimsenin ölümü için tutulmazlar." buyururlar ( Buhârî, II, 24.) Kendi menfaati için din uyduran (!) böyle fırsatı neden kaçırsın ki? Kur'an'da var olan, kendini hatalarından ötürü uyaran ayetler ne olacak? Şöhret düşünen insan hatasını belgeler mi yoksa saklar, gizler mi...? 40 yaşından sonra zıvanadan çıkan (!) bir insan resim-heykelinin yapılmasını neden yasaklasın? Ölümsüz olma isteği ile yapılan dev heykeller, piramitler... düşünülürse bu n-mantıksızlık değil mi? Savaş ganimetlerinden kendi payına düşenlerin gideceği yerler bellidir ( Enfal: 41) Vefat ederken ne kızı ne damadını vekil bırakır. "Milletin efendisi millete hizmet edendir" buyurur. Halkına hizmet eder, su dağıtır, işleri paylaştırır, kendine üzerine düşeni kendi yapar- Mescid yapımında, hendek kazmada, piknikte... - hep bir iş yapar, ayağının bağı çözülünce bağlamak isteyene " Hayır bu kendi işini başkasına gördürmek demektir, ben efendi değilim" diye reddeder . Ayrıca gelecekle ilgili ayetler için ne denecek: İran bizans savaşından  hicret öncesi tecrit esnasında kabe'ye asılan anlaşmanın başına gelene mucizevi olaya dek.

  2.     Halbuki bizzat kuranda : "Geleceği Allah'tan başka kimse bilemez." buyrulur. Yani gelecekle ilgili doğruluğu daha hayatta iken bile ortaya çıkan şeyleri peygamberimiz Allah'a izafe etmiş, 'O bilmiştir' diye bildirmiştir. " Sizin unuttuğunuz gibi ben de unuturum." (Ebu Avane: Müsned: 2-201, İbni Hanbel: 6- 107) buyurmuş ve Mekke'yi fethettiği günlerde yanında iken peygamberimizin haşmetinden titreyen kişiye:" 'Kendine gel! Ben bir hükümdar değilim. Ben ancak, Kureyş kabîlesinden kurumuş et yiyen bir kadının oğluyum." (Sünen-i İbn-i Mâce, 2/1100-1101) demiştir. Ya peki -Haşa- kendi yazdığı kitapta insan kendini neden uyarılara muhatap kılsın: Âma bir kişi ile o  anda başka bir şeyle uğraştığı için yeteri kadar ilgilemeyen peygamberimizi uyaran (Abese:1-11), kendisine deliller eksik ulaşınca hatalı bir hüküm vermek üzere iken uyaran (Nisa:105-109), ayrıca " Ey Muhammed peygamberlik görevini tam yap" şeklinde uyarı (Maide: 67) ayeti dahil  bu tür ayetleri kişi neden kendi  yazdığı (!) kitaba koyup  kendi kendini zor duruma  soksun? "De ki  ey Muhammed: bende sizin gibi bir insanım." ( Fussilat: 6) ayetini hangi dünyevi emelleri olan saf kitaba koyar ki? Peygamberimiz  başına gelenlere sabretsin diye kuranda örnekler anlatılır ( Hud:120), "Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben ancak bana vahyedilene tabi oluyorum." (Ahkaf: 9) , " Size Allah'ın hazineleri benim yanımdadır, demiyorum. Gaybı da bilmiyorum. Ve size, ben bir meleğim de demiyorum." diye yazan bir kitabı  insan  kendi eli ile neden yazsın ki...?! Tebük seferinde münafıklara izin verince " Allah seni affetsin; doğrular sana belli olup, yalancıları bilmeden önce, niçin onlara izin verdin? " (Tevbe:43) ayetini kendi yazdığı  kitaba insan neden eklesin, hatasını gizlemesi gerekmez mi idi...!?  Ama bu ve benzerleri için mazeret arayan, 'O ayetler tevazulu, alçakgönüllü gözükmek için oraya koymuştur.' diyen çıkacaktır. Hatta ' Allah ve melekleri Muhammed'e  salat ederler sizde O'na salat edin.' (Ahzab:56) ayetinden hareket ederek bakın aslında kendini nasılda yazdığı kitapta övdürüyor diyen de çıkmadı mı ? Halbuki bilmez ki salat dua demektir, yani ' Ey Allah'ın kulun Muhammed'e yardım et, O'nu tıpkı İbrahim aleyhisselama davrandığın gibi aziz kıl ve O'nu da mübarek kıl.' deriz. Yani O nebi aleyhisselama sadece dua eder, makamının yüce olmasını temenni  ederiz. Kısaca iddia edilenin tam tersine bir anlamı vardır ayetin. Cehennemi  hak etmek ise bol iftira, yalan ve önyargı  ile mümkündür ancak!

                                                        KURAN'I HZ. MUHAMMED  Mİ YAZDI?
                                                        Kur’anı Bir İnsan Öğretiyor iddiası
Değişik rivayetlerde nakledildiğine göre, Müşrikler, Mekke’de isminin ne olduğu net olmayan hristiyan bir köle, diğer rivayette isimlerinin Cebra ve Yesar olduğu ifade edilen iki rum kılıç ustası, bir diğer rivayette de Abisa isminde bir kölenin olduğu ve Hz. Peygamberin bunlardan bilgi alıp Kur’anı uydurduğunu söylemişlerdi.
20. Yüzyıl oryantalistleri, Hz. Peygamberin rahip Bahira ile görüşmesini ileri sürerek Tevrat ve İncil bilgilerini ondan öğrendiğini söyleyerek, akıllarınca iftira atmış ve Kur’anı Peygamberin uydurduğunu söylemişlerdir. Köksüz, dayanaksız ve düşünmeden yapılmış bu iftiralarına yüce Allah bir ayette şöyle buyurarak zavallıların ümitlerini kursaklarında bırakmıştır:  “Muhakkak biliyoruz ki onlar: "Mutlaka onu bir insan öğretiyor!" da diyorlar. Haktan saparak isnatta bulunmak istedikleri kimsenin dili yabancıdır; bu Kur'an ise gayet açık bir Arapça'dır”
(Nahl, 103).
1-Ayetten ve tarihi kaynaklardan da anlaşılacağı üzere bunlar Arap değildi ve Arapçayı Araplar kadar da mükemmel bilmeleri mümkün değildi. Yukarıda da ifade edildiği gibi Arapların ileri gelen edipleri bile ayetler karşısında acizliklerini ifade ederlerken, savaşlarda esir düşen ya da parayla satın alınarak arap toplumunda yaşamak zorunda kalan, kimlikleri bile tam olarak bilinemeyen bu şahısların Hz. Peygambere akıl vermeleri mümkün değildir.
2-Hz. Peygambere (a.s.) ayetleri bunlar öğretseydi, bu şahıslar çıkıp Hz. Peygamberin (a.s.) bir sahtekâr olduğunu Mekkelilere söylemezler miydi?
3-Eğer yine ayetleri bunlar öğretiyorsa benzer ya da daha mükemmel ayetler söyleyerek Mekkelilere yardımcı olmazlar mıydı? Bunun mükâfatı Mekkeliler tarafından kendilerine fazlasıyla verilirdi.
4-“Onlar fikir veriyor, Hz. Muhammed de kendi kafasına göre ifade ediyordu” demek de gerçeğe aykırıdır. Çünkü aynı akıl ve zekâ kendilerinde de vardı.
5-1985 yılında ilki İzmir’de gerçekleştirilen uluslararası “İslami İlimler Sempozyumunda” bildiri sunan bir oryantalist, “İstesek Kur’anın hatalarını bulabiliriz” demesine karşın geçen bunca seneye rağmen yapabildikleri herhangi bir çalışma söz konusu bile değildir. Bu da onların acziyetinin ifadesidir ve Kur'an'ın meydan okuması kıyamete kadar geçerliliğini sürdürmektedir.

                      Muhammed, Tevrat-Zebur-İncil gibi kitaplardan öğrendiklerini söylüyor iddiası
1-Mekke, ehli kitabın cirit attıkları bir yer değildi. Yaşlı olan Varaka bin Nevfel’i de ilave edersek sayılı sayıda hristiyan ancak vardı. Yahudiler ise genelde verimli topraklara sahip olması nedeniyle Medine ve çevresinde yaşıyorlardı.
2-Hz. Peygamber (a.s.) okuma-yazma bilen birisi değildi ki Hristiyan ve Yahudi kaynaklarından faydalansın. İkinci bir delil ise şudur; Hudeybiye de antlaşma yapılmasına karar verilince Mekke ileri gelenleri, bir diplomasi uzmanı olan Süheyl ibn Amr’ı Efendimize (a.s.) gönderdiler. Süheyl Efendimizi çok yakinen bilen birisiydi. Antlaşmanın hemen başında Süheyl “Bismillahirrahmanirrahim’e” itiraz etmiş, “Biz Rahman nedir bilmeyiz” demişti. Bizim bildiğimiz yazılacak diye diretmişti. Antlaşmayı “Bismike Allahümme”
(Allah’ım senin adınla) diye başlatmıştı. Süheyl’in ikinci itirazı “Resulullah” ifadesine olmuştu. “Biz eğer senin Resullüğünü kabul etseydik seninle savaşmazdık” demişti. Hz. Peygamber (a.s.) antlaşmayı yazan Hz. Ali’ye sil onu ve “Abdullah oğlu Muhammed ile Amr oğlu Süheyl” diye yaz demesi üzerine, Hz. Ali (r.a.) bu cümleyi Hz Peygambere bir hakaret olarak algıladığı için silmemiş, silemeyeceğini şöylemişti. Efendimiz Hz. Ali’ye o kelimenin yerini göstermesini istemiş ve kendisi silmiş. Hz. Peygamber (a.s.) ümmi olmasa kelimenin yerini göstermesini ister miydi?
3-Kur’anın üzerine yazıldığı materyaller göz önüne alınırsa (develerin kürek kemiği, hurma yaprakları, kil tabletleri, ve hayvan derileri) kitap ve okumak yaygın değildi. Eğer Hz. Peygamber (a.s.), yazılmış hristiyan ve yahudi kaynaklarına ulaştıysa buna Mekkeli müşriklerde ulaşabilir ve itirazlarını ona göre yaparlardı.hele buna bir de Tevrat  ve İncil'e mulalif,zıt bir çok  ayetin Kur'an'da olduğunu da eklersek...
4-Mekke müşriklerinin akıllarına şimdiki kâfirlerin akıllarına gelmeyen bir fikir geldi. Yahudi âlimlerinden Hz. Muhammed’in (a.s.) Peygamber olmadığını ispatlayacak ya da ona onun cevaplayamayacakları bir şeyler sormak.Bu maksatla Medine'ye giden temsilciler, Yahudi âlimleriyle görüşerek Hz. Muhammed’in (a.s.)  söylediklerinden, yaptıklarından bahsettiler. Sonra da, "Siz elinde Tevrat bulunan bir milletsiniz. Bu adam hakkında bize bilgi veresiniz diye size başvurduk" dediler. Yahudi âlimlerinin, bu isteklerine Yahudilerin cevapları şu oldu: "O kimseye, 'Geçmişteki o genç delikanlıların hayret edilecek maceraları ne idi? Yeryüzünün doğusuna, batısına kadar ulaşan, dönüp dolaşan zatın kıssası ne idi? Ruhun mahiyeti nedir?' Sorularını sorun. Eğer bu sualleri cevaplandırırsa, bilin ki, o Allah'ın peygamberidir. Siz de ona tâbi olun. Yok, eğer cevaplandıramazsa, o adam yalancı bir kimsedir. Kendisine istediğinizi yapabilirsiniz." Mekke'ye dönen müşrik temsilciler,  ümit ve sevinç içinde bu soruları sordular. Ama umdukları gerçekleşmedi. Hz. Muhammed (a.s.) sorularına cevap verdi.
5-Yahudiler arasında sevilip sayılan ve üstün bir mevkisi olan yahudi âlimlerinden Abdullah bin Selam müslüman olmuş, diğer yahudiler inatlarından dolayı İslama karşı çıkmışlardı. Abdullah İbni Selam gibi sonradan müslüman olan samimi bazı âlimler, hahamların Hz. Muhammed’in (a.s.) peygamberliğini gizlemek üzere anlaştıkları ve birbirlerine tavsiye ettikleri gerçeği itiraf etmişlerdir. Üstün ırk olduklarına ve cennete sadece kendilerinin gideceğine inanan bu Yahudiler, Hz. Muhammed’in (a.s.) ortaya koyduğu dinin esaslarını, kendi kitaplarından aldığını bilemeyecek kadar saf ve zavallılar mıydı ki...?
6-Hz. Peygamberin İsrailoğullarından olan İslam’la şereflenen eşi Hz. Safiyye, şu olayı nakleder: “Hz. Muhammed, Medine’ye hicretten sonra babamla amcam O’nu dinlemeye gitti. Döndükten sonra amcam, babama “O mu?” (Yani beklediğimiz peygamber mi?) diye sordu. Babamda “Vallahi “O” diye cevap verdi. Amcam “Peki ne yapacağız?” diye sordu. Babam: “Vallahi ben yaşadığım müddetçe ona iman etmeyeceğim.” Diye cevap verdi.Hz. Safiyye’nin bu sözleri, Yahudilerin Hz. Muhammed'in (a.s.) Peygamberliğini kabul ettiklerini ama ırkçı ve inatçı oldukları için inanmadıklarını göstermez mi?İslam'a aşırı düşmanlığıyla bilinen, bu kin ve nefreti kendisini, İslami gerçekleri tahrife kadar götüren Yahudi oryantalist Goldziher’in: “Arap Peygamberinin getirdiği din, kendileriyle temasa geçtiği Yahudi ve Hıristiyanlardan öğrendiği bilgi ve fikirlerin karışımından ibarettir.” Sözü, yine oryantalist olan Buhl’un: “Hz. Peygamberin Tevrat, Zebur ve İncilin içeriğini bilmediğini ve adı geçen kitapları okumamış olduğunu İncili de hiçbir zaman bilmediğini” söylemesiyle zaten iptal olmuştur.
7- Hz. Muhammed'in (a.s.) amcası Ebû Talib ticaretle uğraşırdı. Bir seferinde Hz. Muhammed'i beraberinde götürdü. Şam yakınında Busra kasabasına uğradılar. Orada Bahira adında bir papaz ile karşılaştılar. Bahira, Tevrat ve İncil'de adı ve sıfatları yazılı olan son Peygamberin alametlerini daha küçük olan Hz. Muhammed’de gördü, bunun üzerine O'nu Mekke'ye geri götürmesini; Yahudilerin çocuğa bir zarar gelebileceğini söyledi. Bunu üzerine Ebû Talib, Bahira'nın bu tavsiyesine uyarak Şam'a gitmekten vazgeçti ve alışverişini yakında ki bir yerleşim biriminde tamamlayarak geri döndü. Daha sonra bir iki defa da Bahira ile görüştüğü konusunda zayıf rivayetler varsa da Hristiyan olan Rahip Bahira, Hz. Muhammed'in gerçek Peygamber olduğunu bilmeseydi Yahudilerin Peygambere zarar vermeye çalışacağını söyleyerek Ebu Talip’ten onu geri götürmesini ister miydi?

                         Peygamber, başka medeniyetlerin kaynaklarından aldıkları haberleri aktarıyor iddiası
“Muazzez İlmiyesi, kendisini Çığ” gibi cehalete ve İslam düşmanlığına kadar götüren, normal düşünme yaşını bir hayli geçmiş bir antropolog’un ortaya attığı, Kur’anı Kerimdeki bazı kıssaların, M.Ö. 3500-M.Ö. 2000 yılları arasında Mezopotamya'da yaşamış olan Sümerlerin Gılgamış destanından alındığı iddiası, bazı çevrelerde yankı bulmuş ve “Mal bulmuş mağribi” gibi bu saçma iddiaya sarılmışlardır.
1-Anu/An: Gök tanrısı, Enlil: Hava tanrısı, tanrıların babası, Enki: Bilgelik tanrısı, Nimmah (Ninhursag): Ana-tanrıça, Nanna (Sin): Ay tanrısı, Utu (Şamaş): Güneş tanrısı, ay tanrısı Nanna'nın oğlu, İnanna (İştar): Aşk ve Bereket Tanrıçası gibi birçok tanrıya inanan çok tanrılı Sümerlerin, Tek Tanrı inanışına sahip olan İslam'la kaç tane ortak özelliği vardır ki? Ayrıca Sümerlerin Destanındaki nadir bazı olayların semavi dinlerdeki olaylarla aynı olması, İslam’ın bu destandan alındığını değil, ancak ve ancak ortak köklerinin aynı olduğunu gösterir. Çünkü yüce Allah “Peygamber göndermedikçe azap etmeyeceğini” bize Kur’an da bildirmiştir. Adem’den (a.s), Hz. Muhammed’e (a.s.) kadar tüm topluluklara binlerce Peygamber gönderilmiştir. Sümerlere gönderilen Peygamber de Hz. İbrahim (a.s.)dir.Ve unutmayalım ki efsanelerin temeli gerçek olaylardır!
2-Katıldığı başlıca kazılar Mari (1952–1953) ve Uruk/Varka kazıları (1958-1959; 1962-1963; 1964) olan, 1914 yılında Provence’ta dünyaya gelen, ünlü Asur bilimci Jean Bottero'nun, "4 yıllık çalışmasından sonra" Fransızcaya çevirdiği ve dipnotlarla zenginleştirdiği Gılgamış destanını, Hz. Peygamber’in (a.s.) daha o devirde öğrenmesi, Yaratılış ve Nuh tufanı olaylarını oradan alıntı yapma ihtimali ne kadardır? Çünkü Sümerlerin yıkıldığı tarih esas alınsa bile, Hz. Peygamber (a.s.) ile aralarında 2500 yıllık bir süre söz konusudur.                                                                                                                             
Rıza GÖRÜŞ