|
2)
T. Dursun İncil ve Tevrat' ı okuduktan sonra, Kuran'daki pek çok ayetin bu
kitaplardan kopya edildiğine kanaat etmiştir.
Öncelikle sitemizdeki İncil, Hıristiyanlık,
misyonerlik ile ilgili yazıları okuyunca zaten cevap kendiliğinden ortaya çıkar
diyoruz ama devam edelim ;
O’nun bu iddiasında samimi olduğunu kabul
etmemiz için, Kur’an’ı da hiç okumadığını düşünmemiz gerekir. Çünkü Kur’an’ın
birçok ayeti zaten bu benzerlikten bahseder, hatta tahrifleri dışında bu
kitapları onayladığını belirtir. Böyle bir iddiada bulunmasını, uzmanı (!)
olduğunu iddia ettiği kitabı bile anlamamış olduğunun itirafı olarak kabul etmek
gerekir. Çünkü Kuran bizzat tüm peygamber ve kitapların aynı kaynaktan
gönderildiğini,mesajların içeriklerinin aynı olduğunu bizlere bildirir.
Namaz, Oruç, Hac, Kurban, Cihad... Tüm peygamberlere emredilmiştir!
Bakara : 182: "Ey iman edenler,
sizden öncekilere farz kılındığı gibi,
oruç size de farz kılındı"
İbrahim:
35 - 40:
" Hatırla ki; Bir zaman İbrahim şöyle demişti: "Rabbim! Bu şehri güvenli kıl!
Beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut! "Rabbim! Çünkü onlar
(putlar) insanlardan birçoğunun sapmasına sebep oldular. Şimdi kim bana uyarsa,
o bendendir; kim bana karşı gelirse, artık sen gerçekten çok bağışlayan ve çok
merhamet edensin. "Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bir kısmını namazı
dosdoğru kılmaları için, senin Beyt-i Haram'ının yanında, ekinsiz bir vadiye
yerleştirdim. Artık sen de insanlardan bir kısmını onlara meylettir. Ve onları
bazı meyvelerle rızıklandır ki şükretsinler. "Ey Rabbimiz! Sen bizim
gizlediğimizi de açığa vurduğumuzu da şüphesiz bilirsin. Çünkü yerde ve gökte,
hiçbir şey Allah'tan gizli kalmaz. "İhtiyarlık halimde bana İsmail'i ve İshak'ı
lutfeden Allah'a hamd olsun. Şüphesiz ki Rabbim duamı çok iyi işitir. "Ey
Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazını dosdoğru kılanlardan eyle! Ey
Rabbimiz! duamı kabul et!
Meryem:54 -55: "
Kur'ân'da İsmail'i de an; çünkü o, vaadine sadık bir kuldu ve gönderilmiş bir
peygamberdi. Ailesine ve çevresine namaz kılmayı ve zekat vermeyi
emrederdi ve Rabbinin katında hoşnutluğa ermişti."
Enbiya:72
-73: " Ona (İbrahim'e) İshak'ı, üstelik bir de Yakub'u ihsan ettik ve herbirini
salih kimseler kıldık. Onları buyruğumuz altında (insanlara) doğru yolu
gösterecek önderler kıldık. Kendilerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı,
zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize kulluk eden kimselerdir."
Lokman: 13-17:"
Hani bir zaman Lokman, oğluna öğüt vererek demişti ki: ... "Yavrucuğum!
Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten sakındır. Başına gelenlere sabret,
çünkü bunlar, azmi gerektiren işlerdendir."
Hud:87: " Dediler
ki; "Ey Şu'ayb, atalarımızın taptıklarını terketmemizi veya
mallarımızda dilediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sana namazın mı emrediyor? Oysa ki sen
yumuşak huylusun ve aklı başında bir adamsın."
Taha:11 -15: "
Ateşe vardığı zaman şöyle çağrıldı: "Ey Musa! ... Şüphesiz ben Allah'ım, benden
başka hiçbir ilâh yoktur. Onun için bana kulluk et ve beni anmak için namaz
kıl. "
Yunus :
87 : " Biz Musa ile kardeşine şöyle vahyettik: "Kavminiz için
Mısır'da birtakım evler hazırlayın ve evlerinizi kıbleye karşı yapın ve
namazı kılın ve müminlere müjde verin."
Meryem: 54 - 55: " Kur'ân'da
İsmail'i de an; çünkü o, vaadine sadık bir kuldu ve
gönderilmiş bir peygamberdi. Ailesine ve çevresine
namaz kılmayı ve zekat
vermeyi emrederdi ve Rabbinin katında hoşnutluğa ermişti."
Bakara:127: "İbrahim, İsmail'le birlikte Evin (Ka'be'nin) sütunlarını
yükselttiğinde (ikisi şöyle dua etmişti): "Rabbimiz bizden (bunu) kabul et.
Şüphesiz, Sen işiten ve bilensin"
Hacc: 26-27: "Bir zamanlar İbrahim’e Beytullah’ın
yerini hazırlamış ve (ona şöyle demiştik): Bana hiçbir şeyi eş tutma; tavaf
edenler, ayakta ibadet edenler, rükû ve secdeye varanlar için evimi temiz tut.
İnsanlar arasında haccı ilân et ki,gerek yaya olarak, gerekse nice uzak
yoldan gelen argın develer üzerinde sana gelsinler."
Saffat: 107 : "
Ve ona ( İbrahim'e) büyük bir
kurbanlık fidye verdik. "
Fetih:
29: " Muhammed Allah'ın elçisidir. Onun yanında bulunanlar da kâfirlere
karşı çetin, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükûa varırken secde
ederken görürsün. Allah'tan lütuf ve rıza isterler. Yüzlerinde secdelerin
izinden nişanları vardır. Bu, onların Tevrat'taki vasıflarıdır. İncil'deki
vasıfları da şöyledir: Onlar filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu
kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki
bu, ziraatçıların da hoşuna gider. Allah böylece onları çoğaltıp
kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. Allah inanıp iyi işler yapanlara
mağfiret ve büyük bir mükâfat vaad etmiştir. "
Tevbe: 111 -
Allah, müminlerden, canlarını ve mallarını, kendilerine cennet vermek üzere
satın almıştır: Allah yolunda çarpışacaklar da öldürecekler ve öldürülecekler.
Bu, Tevrat'ta da, İncil'de de Kur'ân'da da Allah'ın kendi üzerine yüklendiği bir
ahittir.
Bakara:132-133:"Bunu İbrahim, oğullarına vasiyet etti, Yakup da: "Oğullarım,
şüphesiz Allah sizlere bu dini seçti, siz de ancak Müslüman olarak can
verin. Yoksa siz, Yakub'un ölüm anında, orada şahidler miydiniz? O, oğullarına:
"Benden sonra kime ibadet edeceksiniz?" dediğinde, onlar: "Senin ilahına ve
ataların İbrahim, İsmail ve İshak'ın ilahı olan tek bir ilaha ibadet
edeceğiz; bizler ona teslim olduk" demişlerdi."
Nisa:
163
-164- 165: " Muhakkak biz, Nuh'a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a,
torunlarına, İsa'ya, Eyyûb'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyettik.
Davud'a da Zebur'u verdik. Daha önce sana anlattığımız peygamberlerle,
anlatmadığımız başka peygamberlere de (vahyettik). Ve Allah Musa ile de konuştu.
Peygamberleri müjdeciler ve azab habercileri olarak gönderdik ki,
peygamberlerden sonra insanların Allah'a karşı bir bahaneleri olmasın. Allah
mutlak üstündür, yegane hikmet sahibidir. "
Maide:46: " O peygamberlerin ardından, yanlarındaki Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryemoğlu İsa'yı gönderdik ve ona içinde hidayet ve nur olan, kendinden önceki
Tevrat'ı tasdik eden ve Allah'dan korkanlar için bir hidayet rehberi ve bir öğüt
olan İncil'i verdik.
Maide: 44 :" İçinde hidayet ve nûr bulunan Tevrat'ı, elbette biz indirdik."
Ali- İmran:
48: " Allah İsa'ya kitabı, hikmeti ve Tevrat ile İncil'i öğretir.
Hadid: 26- 27:
"Andolsun, Nuh'u ve İbrahim'i elçi gönderdik, peygamberliği ve kitabı bunların
zürriyetleri arasına koyduk. Onlardan yola gelen de vardı, ama onlardan çoğu
yoldan çıkmışlardı. Sonra bunların izinden ard arda peygamberlerimizi
gönderdik. Meryem oğlu İsa'yı da arkalarından gönderdik, ona İncil'i verdik
ve ona uyanların yüreklerine bir şefkat ve merhamet koyduk."
Ali- İmran :
3
-4 - "O, sana kendisinden öncekileri tasdik edip doğrulayan bu kitabı hak
ile indirdi. Daha önce insanlara hidayet olarak Tevrat'ı ve İncil'i de yine O
indirmişti... Evet bu Furkan'ı da O indirdi. Gerçek şu ki, Allah'ın âyetlerini
inkâr edenler için çetin bir azap vardır. Allah çok güçlüdür, intikamını alır."
Saff: 6: "
Meryem oğlu İsa da: "Ey İsrailoğulları! ben size Allah'ın elçisiyim. benden önce
gelen Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmed adında bir
peygamberi müjdeleyici olarak (geldim)." demişti."
Bakara 135-136: " Yahûdî ve Hristiyanlar,
Müslümanlara şöyle dediler: “- Bizim dinimize girip Yahûdi veya Hristiyan olun
ki, doğru yolu bulasınız.” Habibim sen de ki “- Hayır, biz hak yol
üzere bulunan Hazreti İbrahim’in dinindeyiz. O, hiç bir zaman müşriklerden
(Allah’a ortak koşanlardan) olmadı. Deyin ki: "Biz Allah'a; bize indirilene,
İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa'ya verilen
ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiç birini diğerinden
ayırt etmeyiz ve biz O'na teslim olmuşlarız."
İsa öncekini de sonrakini de
tasdik ediyor. İsa 'da kendinden öncekini
tasdik eder, onaylar,sonra gelecek olan Ahmed'i de onaylar ve müjdeler. Muhammed (as) 'de Kur'an'daki ayetler
ile kendinden önceki tüm kitapları onaylar, kabul eder- Bozulmamış asıllarını-
Her nebi aynı mesajla aynı kaynaktan gönderilmiştir, Mesajların bozulmamış orjinalleri aynıdır.
Şu anki
bozulmuş dinlerine değil, hak olan, asıl bozulmamış hallerine inanırız ki
hepsi aynı kaynaktan ve aynı mesajla inmişlerdi: Biz İman ettik: Tek olan
Allah'a ve aynı dine: Tüm nebilere ( İbrahim, İsa, Musa...) inen aynı
mesaja: İslam'a. Zaten
Saffat:108-147, Meryem : 30-58.
ayetlerde ve başka bir çok ayette Allah (cc) aynı dn- kurallar bütünü üzerine
gönderdiği peygamberlerin adlarını verir.
Allah'ın tüm peygamberlere aynı emir
ve yasakları göndermiştir,
Tıklayınız
Kuran, Allah'ın tüm insanlara uyarıcı ve öğüt
verici olarak indirdiği, kıyamete kadar geçerli olan tek hak
kitaptır. Kuran'dan önce gönderilen kitaplar insanlar tarafından
tahrif edilmiştir. Ancak Kuran, Allah tarafından korunmuştur. Bu
gerçek "Hiç şüphesiz, zikri (Kur'an'ı) biz
indirdik biz; onun koruyucuları da gerçekten biziz." (Hicr Suresi,
9) ayetiyle haber verilmiştir. Kuran hakkında akılsızların öne sürdükleri
asılsız iddiaların en yaygınlarından birisi de, Hz. Muhammed'in,
Kuran'ı Kitab-ı Mukaddes'ten (Tevrat ve İncil) esinlenerek yazdığı
yalanıdır. Bu, tamamen hayali ve hiçbir dayanağı olmayan iddianın
temeli ise Kuran ile Kitab-ı Mukaddes arasındaki bazı
benzerliklerdir. Benzerliklerin bulunması son derece doğal bir
durumdur. Çünkü sonuçta hepsi (Tevrat ve İncil'in tahrif edilmiş
bölümleri ayrı tutarsak) Allah'ın sözüdür, hepsinin mesajı aynıdır.
Allah'ın varlığı, birliği, Allah'ın sıfatları, ahiret inancı, iman
edenlerin, inkar edenlerin, münafıkların özellikleri, geçmiş
ümmetlerin durumu gibi temel konular, öğütlenen ve sakındırılan
hususlar, ahlaki ölçüler hiçbir devirde köklü olarak değişmeyen
evrensel gerçeklerdir. Dolayısıyla önceki kitaplarda yer verilen bu
konularla Kuran'da anlatılanlar arasında benzerlik ve paralellik
bulunması hiç de yadırganacak bir durum değildir. Zaten Kuran'da da
İslam dininin diğer dinlerden apayrı bir din olduğu iddiası yoktur.
Benzerlik Kuran ayetlerinde de belirtilir:
"Ve hiç şüphesiz, o (Kur'an), geçmişlerin
kitaplarında da vardır." (Şuara Suresi,
196-197). " Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır.
Andolsun, biz sizden önce kitap verilenlere ve sizlere: "Allah'tan
korkup-sakının" diye tavsiye ettik... (Nisa Suresi, 131) .
Dahası Kuran'ın kendisinde, gerçek Tevrat ve
İncil'i doğrulayıcı bir kitap olduğu bizzat
bildirilmektedir: "Sana da (Ey Muhammed,) önündeki kitap(lar)ı
doğrulayıcı ve ona 'bir şahid-gözetleyici' olarak Kitab'ı (Kur'an'ı)
indirdik. Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana
gelen haktan sapıp onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Sizden
her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık." (Maide Suresi,
48)
Kendinden önceki kitapları doğrulama özelliği
sadece Kuran'a değil, diğer hak kitaplara da verilmiştir. Hz. İsa'ya
gönderilen İncil de, kendisinden önce Hz. Musa'ya indirilen Tevrat'ı
doğrulamaktadır. Bu gerçek Kuran'da şöyle haber
verilir: "Onların (peygamberleri) ardından yanlarındaki
Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa'yı gönderdik ve ona
içinde hidayet ve nur bulunan, önündeki Tevrat'ı doğrulayan ve
muttakiler için yol gösterici ve öğüt olan İncil'i verdik. " (Maide
Suresi, 46)
Bu, Allah'ın bir kanunudur ve bu kanun
elbette ki Kuran için de geçerlidir. Kuran'da, diğer semavi dinlerin
kitaplarında yer alan ortak konuların bir kısmından bahsedilmiştir.
Hac Suresi'nin 26. ve 27. ayetlerinde hac ibadetinin Hz. İbrahim'le
başladığı, Enbiya Suresi 72. ve 73. ayetlerinde namaz ve zekatın
Peygamberimizin döneminden önce de farz olduğu, Mü'minun Suresi 51.
ayette diğer elçilere de salih amellerde bulunmalarının emredildiği
bildirilmiştir:
Hani biz İbrahim'e Evin (Kabe'nin) yerini
belirtip hazırladığımız zaman (şöyle emretmiştik:) "Bana hiçbir şeyi
ortak koşma, tavaf edenler, kıyam edenler, rükua ve sücuda varanlar
için Evimi tertemiz tut." "İnsanlar içinde haccı duyur; gerek yaya,
gerekse uzak yollardan (derin vadilerden) gelen yorgun düşmüş
develer üstünde sana gelsinler." (Hac Suresi,
26-27)
Ona İshak'ı armağan ettik, üstüne de Yakub'u;
her birini salihler kıldık. Ve onları, kendi emrimizle hidayete
yönelten önderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan-fiilleri, namaz
kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize ibadet edenlerdi.
(Enbiya Suresi, 72-73)
Ey elçiler, güzel ve temiz olan şeylerden
yiyin ve salih amellerde bulunun; çünkü gerçekten ben yapmakta
olduklarınızı biliyorum. (Mü'minun Suresi, 51)
Buraya kadar anlattıklarımızdan, niçin
Kuran'la önceki kitaplar arasında birtakım konu ve içerik
benzerliklerinin bulunduğu ve bunun ne kadar doğal bir durum olduğu
rahatlıkla anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bu benzerliklerin bulunması
Kuran'ı Peygamberimizin yazdığını değil, tam tersine bütün semavi
dinlerin kitaplarının aynı kaynaktan geldiğini, yani Allah'ın sözü
olduğunu kanıtlar. Bu da hem Kuran'ın bildirdiği, hem de akıl ve
mantığın tasdik ettiği bir gerçektir.
Allah, Kuran'ın kendi katından indirilmiş hak
kitap olduğunu ve bu gerçeği anlayamayan insanların durumunu
ayetlerinde şöyle haber vermiştir:
Bu Kur'an, Allah'tan başkası tarafından yalan
olarak uydurulmuş değildir. Ancak bu, önündekileri doğrulayan ve
kitabı ayrıntılı olarak açıklayandır. Bunda hiç şüphe yoktur,
alemlerin Rabbindendir. Yoksa: "Bunu kendisi yalan olarak uydurdu"
mu diyorlar? De ki: "Bunun benzeri olan bir sûre getirin ve eğer
gerçekten doğru sözlüyseniz Allah'tan başka çağırabildiklerinizi
çağırın." Hayır, onlar ilmini kuşatamadıkları ve kendilerine henüz
yorumu gelmemiş bir şeyi yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle
yalanlamışlardı. Zulmedenlerin nasıl bir sonuca uğradıklarına bir
bak. (Yunus Suresi, 37-39)
Ayrıca, konunun bir diğer yönü daha vardır:
Hz. Muhammed, hayatında Tevrat'ı veya İncil'i okumuş ya da
araştırmış, onlar hakkında bilgi sahibi olmuş bir kimse değildi.
Peygamberimizin daha önce bu kitapları okumaması, yazmaması, bir
inceleme, hazırlık ya da çalışma yapmaması, kavminin de yakından
şahit olduğu bir gerçekti. Bu konuda hiç kimsenin bir şüphesi yoktu.
Öyle ki Kuran'da, inkarcılar için de çok açık ve bilinen bir gerçek
olan Peygamberimizin bu özelliği, onlara karşı bir kanıt olarak
belirtilmiştir:
Bundan önce sen hiç kitap okuyan değildin ve
onu sağ elinle de yazmıyordun. Böyle olsaydı, batılda olanlar
kuşkuya kapılırlardı. (Ankebut Suresi, 48)
Hz. Muhammed'in bu özelliğinden dolayı,
önceki ilahi kitaplar hakkında bilgisi olmayan ve bu dinlere mensup
olmayan kimseler için kullanılan "ümmi" terimi Kuran'da, Peygamber
Efendimiz için de kullanılmıştı. Ayet şöyledir:
Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de
(geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye
(Resul) uyarlar... (Araf Suresi, 157)
Ümmi kelimesinin Kuran'da, Hıristiyan veya
Yahudi olmayanlar anlamında kullanıldığı aşağıdaki ayetten
anlaşılmaktadır:
Eğer seninle çekişip-tartışırlarsa, de ki:
"Ben, bana uyanlarla birlikte, kendimi Allah'a teslim ettim." Ve
kitap verilenlerle ümmilere de ki: "Siz de teslim oldunuz mu?" Eğer
teslim oldularsa, gerçekten hidayete ermişlerdir. (Al-i İmran
Suresi, 20)
Görüldüğü gibi "ümmi" terimi ayette,
kendilerine kitap verilenlerin dışında kalan kimseler hakkında
kullanılmıştır. Buradan anlaşıldığı gibi Kuran'da, ümmi kelimesinin
klasik yorumdaki, "okuma yazma bilmeyen" anlamında kullanılmadığı
açıktır.
Önceki dinlerin kitapları pek çok yönden
tahrif edilmiş ve orjinalliklerini kaybetmiş olduklarından, bu
kitaplarda Kuran ayetleri ile çok farklı, çelişkili, hatta bazen
Kuran ayetlerinin tam zıttı ifade ve mantıklar da bulunmaktadır.
Kıssalarda da, çeşitli yerlerde Kuran'ın aktardığı bilgilerden
farklılıklar vardır.
Bu kitaplar bilgi, mantık ve öğreti açısından
tahrif edildikleri gibi, üslup ve kurgu olarak da tahrif edilmişler
ve ilahi kitaptan çok mistik hava taşıyan birer dinler tarihi kitabı
şekline sokulmuşlardır. Örneğin, Tevrat'ın ilk kitabı olan Tekvin,
yaratılışın başlangıcından Hz. Yusuf'un ölümüne kadar İsrailoğulları'nın tarihini anlatır. Bu tarihsel anlatım Tevrat'ın
diğer kitaplarında da genel olarak hakimdir.
Aynı şekilde resmi dört İncil'in (Matta, Markos, Luka, Yuhanna) giriş kısımlarına dikkat edildiğinde temel
konunun Hz. İsa'nın hayat hikayesi olduğu dikkat çeker. Dört
İncil'de de Hz. İsa'nın hayatı, söylediği sözler ve yaptığı fiiller
hakimdir.
Oysa Kuran'ı açtığımızda bunlardan bambaşka
bir üslup karşımıza çıkar. Daha ilk sure olan Fatiha'dan itibaren
dosdoğru olan bir dine davet vardır. Kuran baştan sona
incelendiğinde de en temel konu olarak, Allah'ın tüm noksan
sıfatlardan tenzih edildiği ve insanların şirkten arınarak sadece
Allah'a teslim olmalarının emredildiğini görürüz.
Fakat bugün mevcut olan tahrif edilmiş
Tevrat'ta, Allah'a birçok noksan sıfat, insani vasıf (Allah'ı tenzih
ederiz) isnad edilir. Örneğin Tevrat'taki Hz. Nuh kıssasında
Allah'ın sıfatları hakkında inanılmaz hezeyanlar bulunur. Yorulmak,
pişman olmak, sükun bulmak gibi ve burada tekrar etmeyi dahi uygun
bulmadığımız birçok beşeri özellik Tevrat'ta Allah'a isnad
edilmiştir. Yine Tevrat'ta, (Allah'ı tenzih ederiz) insan gibi
gezen, dolaşan, kavga eden, öfke duyan bir varlık olarak tasvir
edilerek, Allah'a büyük bir iftirayla iftira
edilmiştir. Bu nedenle, Yahudilerin Allah hakkında bu tür
yalan ve iftira uydurmaları konusunda Kuran'da açık uyarılar yer
alır. Bu iftiralardan birisi de Allah'ı (Allah'ı tenzih ederiz)
cimrilikle itham etmeleridir. Kuran'da bu tavır şöyle
kınanmıştır:
Yahudiler: "Allah'ın eli sıkıdır" dediler.
Onların elleri bağlandı ve söylediklerinden dolayı lanetlendiler.
Hayır; O'nun iki eli açıktır, nasıl dilerse infak eder." (Maide
Suresi, 64)
Genel olarak ele alındığında yine Kuran,
Tevrat'ın aksine sadece bir milletin değil, birçok kavmin çeşitli
devirlerde çöküşünü, yükselişini ele alması ve kendisine tebliği
ulaşan tüm insanları ayetlerinden sorumlu tutması açısından da
diğerlerinden farklı, evrensel bir kitaptır. Diğer kitaplar ise
zaman içinde insanlar tarafından tahrif edilmiş, asıllarından
uzaklaştırılmış oldukları için bu özelliğe sahip
değillerdir.
Kuran'a kaynak teşkil ettiği iddia edilen
İncil'deki Hıristiyanlığın birtakım temel inançları da Kuran'da açık
bir şekilde reddedilmiştir. Bunların en başında, Hz. İsa'nın
Allah'ın oğlu olduğu (teslis) inancı gelir. Bu inanç Kuran'da,
Allah'a karşı yapılan açık bir iftira olarak değerlendirilmiştir:
"Rahman çocuk edinmiştir" dediler. Andolsun,
siz oldukça çirkin bir cesarette bulunup-geldiniz. Neredeyse bundan
dolayı, gökler paramparça olacak, yer çatlayacak ve dağlar yıkılıp
göçüverecekti. Rahman adına çocuk öne sürdüklerinden (ötürü bunlar
olacaktı.)
Rahman'a çocuk edinmek yaraşmaz. Göklerde ve
yerde olan (herkesin ve herşeyin) tümü Rahman'a, yalnızca kul olarak
gelecektir. (Meryem Suresi, 88-93)
Yine Hıristiyanlığın temel inançlarından olan
Hz. İsa'nın Yahudiler tarafından çarmıha gerilerek öldürüldüğü
iddiası, Kuran'da tamamen reddedilir. Yahudilerin Hz. İsa'yı
öldüremedikleri, onun yerine ona çok benzeyen birini öldürdükleri,
Hz. İsa'nın ise göğe yükseltildiği bildirilir.
Sonuç olarak genel bir kıyaslama yaparsak;
Kuran'ın insanları davet ettiği önemli gerçek, Allah'ın birliği,
Allah'tan başka ilah olmadığı ve O'nun bütün olumsuz ve eksik
vasıflardan uzak olduğudur. Kuran'ın her kıssasında, her haberinde,
her ayetinde bu önemli gerçekler insanlara hatırlatılır. Aynı
şekilde Kuran'daki her kıssada Müslümanlar için bir öğüt, ibret ya
da haber niteliği taşıyan ifadeler ve bilgiler vardır. Bütün bunlar Kuran'ın, her ayetiyle, saf
ilahi vahiy olduğunun açık birer göstergesidir.
ÇAMURDAN YARATILMA
1)Gılgamış Destanı: "Ellerimi yıkadım. Bir
parça çamur koparıp yazıya attım. Ve bu yazıda ,kahraman Engidu'yu
yarattım."
2)Sümer'lilerin Enuma-eliş Destanı: "Bunun
üzerine ben de Ea'nın yardımını istedim. Toprağı, Kingu'nun kanıyla
yoğurdum. İlk insanı meydana
getirdim."
3)Çin Efsanelerinden: "Bunun üzerine Tanrıça
Ngüho yengeç elleriyle gökyüzünü yukarıya kaldırdı, denizleri
yeniden sınırlarına itti. Ve çamurdan yeni bir insan türü
yarattı."
4)Mısır'da Luxor Tapınağı'nda bulunan
kabartma bir resim: "Kral Amonhotap III olarak betimlenen Tanrı
Khnemu çömlekçi çarkında erkek ve dişi iki insanı
yaratıyor."
5)Hesiodos Destanı. "Namlı, şanlı
Hephaisdos'u çağırdım hemen. 'Bir parça topral al, suyla karıştır'
dedim. 'İçine insan sesi koy, insan gücü
koy."
6)Yunan Efsaneleri'nden: "Gözyaşlarımla
toprağı çamur haline getirdim ve yoğurdum (Prometheus anlatıyor.)
Bir insan heykeli yaptım. Sonra bu heykele ruh verdim. İlk
ölümlü yaratıklar oluştu
böylece.)
7)Tevrat'tan: "Ve Rab Allah yerin toprağından
Adam'ı yaptı ve onun burnuna hayat nefesini üfledi ve adam yaşayan
can oldu."
8) Kur'an, Mü'minün 12-16: "And olsun ki Biz
insanı süzme çamurdan yarattık."
9) Kur'an, Es-Safaat 11: "Hakikat Biz onları
cıvık bir çamurdan yarattık."
10)Kur'an, Sad 71-76: "Ben muhakkak çamurdan
bir insan yaratacağım. Artık onu tamamlayıp içerisine de ruhumdan
üfürdüğüm zaman kendisi için derhal ona secdeye kapanın."
Allahu Teala Kitab-ı Hakiminde şöyle buyurur: “Andolsun biz
her kavme Allaha itaat edin ve Tağuta kulluktan sakının diye
bir peygamber göndermişizdir” Dikkat edilirse ayet her
kavme bir nebi rasul ve elçinin geldiğini ifade
eder.
İslamın Tarih anlayışına göre İnsanlık bir tek ana ve babadan
türemiştir... Buradan da sonuç insanlar hakiki bir tevhid inancı ve
Rabbani bir anlayışla Tarih sahnesinde adımlarını atmaya
başlamışlardır gelecek zamanlara, zamanımıza ve bizden sonraki
zamanlara. Yani insanlığın başlangıcı bir Allah inancı, Ahiret
inanışı, Yaratılış bilinci ile
olmuştur...Elbette bu hakiki inanca bazen zulüm yani şirk karıştıranlar
olmuştur. Böylece de hakk dinden uzaklaşıp zaman dilimi
içerisinde adım adım ebedi gerçeklerden uzaklaşmış ve yollarını
şaşırır olmuşlardır.Ama bu demek tümüyle kültürlerinin ve temel
bilgilerinin hepsini unutmuşlar demek değildir. Bilakis taşıya
bildikleri kadar bilgi yükünü gelecek nesillerine aktarmışlardır.
Aktarmışlardır ki sosyalist düşüncenin babası Hegel’in Tarihi
determinasyon düşüncesine göre de yapılacak yorum şekli budur...
Çünkü Hegele göre Tarihte yaşamış milletler yaşarlar ve ölürler
öldüklerinden genç medeniyetlere iyi yönlerini bırakıp tarih
sahnesinden silinirler ve yeni genç medeniyet onlardan devraldığı
iyilikler ve güzel yönlerle bunları daha da geliştirir.
Hasılı gördüğümüz şudur ki medeniyetlerin iktibası gerçektir. Evet
buram buram bir iktibas kokusu var. Ama bu yazarın diğer iddialarını
kabul etmemizi de gerektirecek bir kabullenme değildir. Bilakis
bu iktibas alenen Allahın elçilerinden yapılmış bir iktibastır.
Çünkü Allah farklı zamanlarda farklı kavim ve gruplara elçilerini
göndermiştir.Nasıl Hz.Muhammed bize Nuhun Tufanını, Musa a.s. Kıssasını,
Yusuf, Yakub, İbrahim, Adem, Hud, Salih ve Şuayb peygemberlerden
bahsetti ise nasıl o bize yaratılıştan bahsetti ise o dönemde
insanlığa müjdeci olarak gelen nebiler de bu kıssalardan hikayeler
anlatmışlardır.
Hakikat şu ki, Allah zaman zaman insanlara hatırlatıcı olarak
elçilerini göndermiş ve onların bilinç altlarında yatan inanç
küllenmelerini közlendirmiş ve alevlendirmeye çalışmışlardır...
Nihayetinde her insan yaratılış gibi diğer Rahmani gerçeklere muhatab
olmuş ve zaman dilimi içinde uzaklaşmışlar ve elbette bazı
birikimler ve yaklaşım tarzlarını örf ve adetlerine geçirmişlerdir.
Böylece de haliyle destanlarında ve kendilerince tarihi
tutanaklarında bu meselleri işlemişlerdir.
İşi bir başka açıdan da şu şekilde değerlendirebiliriz... Öncelikler
tüm kavimler eğer bu şekilde izah etmişlerse ki tevatür olur çünkü
bu kadar farklı kültürü temsil eden insanların bu kadar farklı
insanların tek meselede bu kadar ortak beyanda bulunmaları yalan
üzere ittifak olamaz. Çünkü bunların bu halleriyle böylesi bir yalan
üzerinde ittifak etmeleri mümkün
değildir...
Yaratılış safhalarını en orijinal ve musbet
ilme uygun şekilde izah eden yegane eser dini kaynaklar
bakımından Kur’an-ı Azimuşşandır... Nihayetinde yazarın ilk başta
aldığı Mu’minun Suresinin ayetleri bu iddiayı en iyi belgeleyen
Kur’an ayetlerinden sadece birisidir. Bakınız Allah-u teala
Kitabında Yaratılışı nasıl da izah
ediyor: "And
olsun ki, biz insanı süzme çamurdan yarattık. Sonra da onu nutfe
halinde sağlam bir yere yerleştirdik. Sonra nutfeyi bir kan pıhtısı
haline getirdik, derken o kan pıhtısını bir çiğnemlik et yaptık, bir
çiğnemlik etten kemikler yarattık, kemiklere de et giydirdik. Ve
sonra onu başka bir yaratık yaptık. Yaratanların en güzeli olan
Allah'ın şanı ne yücedir."
(Mü'minün, 12-16 ayetler.) Kur'an'ın
insan'ın bedeni gelişimi ile ilgili açıklamaları tamamen tıp ilmi
ile paraleldir.Konunun detayları için
Tıklayınız
1
2
3
4
5
Tüm ilahi dinleri
Allah göndermiştir.Kurallar unutulup bozuldukça yeniden hatırlatılır...Bu
gelenek son nebi Hz Muhammed'e dek devam eder.Bozulan dini metin ve ritüellerde
farklılıklar olması ne kadar doğalsa , bozulmayan asıllığını muhafaza eden
ritüel ve ibadetlerinde benzerlik göstermesi o kadar doğaldır.Bir çok efsane
de Nuh tufanından bahsedilmesi O'nun oldugunun ve insanların dilinde dilden dile
anlatıldığının göstergesidir...Tersi Hz resulün o anlatılanları kitaba- haşa-
eklediğinin delili değildir.Zaten efsanelerde gerçek olan şeylerin zamanla
mitleşmesi değil midir...!? Aynı şey ilk insanın Hz Adem olarak kabul edilmesi,
yaratılışın topraktan olduğunun kabulü ...vs içinde geçerlidir..!
|