|
İSLAM'DA EVLİLİK ŞARTI : BÜLUĞ+ RÜŞT !
İslam düşmanları en son olarak Talak suresi 4. ayetteki "
hiç ay hali görmeyen
kadınlar " kelimesinden hareketle İslam'da küçük yaştaki kızlarla evliliğe izin
verildiğini iddia etmektedirler.
Talak: 4: "Ay hali görmekten kesilen ve hiç ay hali görmeyen kadınlarınıza
gelince, onların iddeti, üç
(takvim) ayı olacaktır; hamile
olanların iddetleri ise, doğum yaptıklarında sona erecektir."
Evli kadın boşanma aşamasına gelince stres- gerginlikten
adetten kesilebilir. O zaman ne yapacak iki taraf. KAdın psikolojisinin
normalleşip sonra 3 ay geçmesini mi bekleyecek? İşte Allah burada konuya
açıklık getiriyor:" Tıpkı adetten kesilen yaşlı kadın veya hamile kadınlar gibi, artık adet görmeyen bu tür kadınların da iddeti 3 aydır.
Konu aslında bu kadar normal.
Ayrıca ayet 3 tür kadından
bahsediyor, adetten kesilen- Yaşlı- , hiç adet görmeyen - Hasta- ve hamile olan
kadınlar. Sıralamaya bakınca her kadının içinde olabileceği 3 dönem ve her
dönemdeki kadınlarda "yetişkin". Bu gayet doğal sıralama yerine yaşlı ile hamile kadın arasında nasıl küçük
yaşta çocuk kızlar eklenebiliyor hayret etmemek mümkün değil!
Zaten iftiraya yönelik bu
çalışmayı yapan zatta ' “Kuran küçük çocuklarla evlenmeyi
teşvik ediyor”
diyemesek de ' diyerek Kur'an'dan çok bazı yorumları esas alarak
iddia-iftirasını ileri sürebilmektedir.
Hemen belirtelim Hz. Aişe'nin
evlilik yaşı ile ilgili çalışmamız için
Tıklayınız. İslam'da
boşanma ile ilgili yazımız için ise
Tıklayınız
.
Önceleri
Yahudi bir gazeteci iken sonradan Müslüman olup, yıllarca Araplar içinde kalarak
dillerini ve edebiyatlarını araştırarak en iyi şekilde öğrenen Muhammed
ESED
yazdığı Tefsirul
Mesaj adlı ünlü eserinde hiç ay hali görmeyenden kasıt olarak "
Yani, herhangi bir fizyolojik sebepten dolayı hiç ay hali görmeyen "
açıklamasını getirmektedir. Çağdaş tefsircilerden Mahmut Toptaş'ta
Şifa Tefsiri adlı eserinde
bu ayetin
açıklamasında kız çocuklarından hiç
bahsetmez ve " aybaşı görmeyen kadınlar " ifadesini kullanır!
Birde bu
ayetteki " Ay hali görmeyen" cümlesini küçük yaştaki kız olarak yorum yapanlara
bakalım: Ünlü tefsir alimi Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kuran Dili adlı
tefsirinde küçük kızdan kasıt olarak yaş sınırını 17 yaş olarak vermekte
ve : " Gerek on yedi yaşından küçük olup henüz büluğa ermemiş olduklarından
dolayı hayız görmemiş olanları ve gerek büluğ yaşının en üst sınırı olan on yedi
yaşını geçmiş, binaenaleyh yaş itibariyle büluğa ermiş oldukları halde âdet
görmeyenleri kapsamaktadır." demektedir.
Benzer görüş için bakınız: Mebsut, 7/260- şamile.
Pr. Dr. Hamdi Döndüren, İslam ilmihali adlı eserinde bu yaşı 18 olarak
kabul eder ve bu yaşta hala adet görmeye başlamayanların adet görmüş gibi kabul
edileceğini ifade eder. Zaten adet görmemek demek hamile kalamamak demektir.
Yoksa cinsel birleşmede bir sorun yaşanmaz kadın açısından.
İbn Şübrüme (ö.144/761) Osman el-Bettî (ö.143/760) gibi müçtehitler küçüklerin
bizzat evlenmelerinin de, velîleri tarafından evlendirilmelerinin de caiz ve
muteber olmadığı görüşündedirler. "Yetimleri nikâh çağına kadar deneyin..." (en-Nisâ:
4/5) mealindeki âyet evlenme ehliyetini belli bir çağa bağlamıştır.
Kişilerin bizzat evlenme akdini
yapmalarının muteber olduğu çağ evlenme rüşdüne erdikleri çağdır
- Kısa detay
aşağıda - Aile kanunu
şeriata dayalı bulunan- Osmanlı`nın son zamanında küçüklerin evlenmeleri ve
velileri tarafından zorla evlendirilmeleri yasaklanmıştır. 1917 tarihli aile
kararnamesi (A.K.) ikinci içtihadı kanunlaştırmış (md. 6) ve küçüklerin
evlendirilmelerinin cevazı hükmünü yürürlükten kaldırmıştır. Pr. Dr. Abdülaziz
Bayındır Hoca da
İbn
Şübrüme ve Osman el-Bettî ile aynı görüştedir. Pr. Dr. Hayrettin Karaman
Hocamızda benzer görüşleri ileri sürmüştür.
Ayrıca insanlık aleminde -şeytana kendine ilah edinen-
sapık olanlar hariç çocuk yaştaki kız çocuklarına karşı şehevî duyguların
kabarmaması Allah’ın insanların vicdanlarına yerleştirdiği fıtrî bir sinyaldir.
Bu özelliği insana yerleştiren yaratıcının kuranda böyle şeylere izin
vermeyeceği açıktır.
Aşağıdaki yazımızda da belirttiğimiz gibi Kur'anî bakış açısı, evlilik için " Büluğ+ Rüşd"ü şart olarak belirtmiştir. Mesela 13 yaşını ortalama büluğ yaşı
kabul etsek, bir kızımız 3-4 sene geçtiği halde hala hayız görmeye
başlamamış ama "rüştünü" ispat etmiş ise 16-17 yaşlarında isterse
evlenebilir. Bununda ne insani ne İslami açıdan bir sorun teşkil edebileceğini
kimse ileri süremez. Hele ilköğretim çağındaki kızların ülkemizde, 8-9
yaşlarında kız çocuklarının ise makyajlanarak ABD başta batıda güzellik
yarışmalarına sokulduğunu göz önüne alacak olursak...!
EVLİLİKTE RÜŞT KONUSU
Nisa: 6: "Sorumluluğunuz
altındaki yetimleri evlenebilecekleri yaşa gelinceye kadar deneyin; sonra aklen
olgunlaştıklarını tespit ederseniz - Rüşt - mallarını onlara iade edin;
(sakın,) onlar büyümeden önce, aceleyle ve müsrifçe harcayarak mallarını
tüketmeyin."
Kuran
yetimlere ancak akıl baliğ olduktan sonra bir de rüştlerini ispat ettiklerinde
onlara mallarına vermemizi ister. Büluğ çağına girmeyi yeterli görmeyen İslam
aklen olgunlaşıp, rüştünü ispat etmeyi de ön şart olarak ileri sürer.
Bakara: 232:
" Kadınları
boşadıktan sonra, bekleme sürelerinin sonuna gelmişlerse, "aralarında uygun bir
şekilde anlaştıkları takdirde" başka erkeklerle evlenmelerine engel olmayın. Bu,
Allah'a ve Ahiret Günü'ne inanan her biriniz için bir uyarıdır. "
Dört
mezhebinde evlilik konusunda delil kabul ettiği bu ayet bize iddet müddetince bekledikten
sonra kadınların evlenebileceklerini bizlere bildirmektedir. Fakat burada
göz ardı edilen bir husus vardır. Nisa 6. ayet bize yetimlerin mallarında söz
sahibi olmak için akıl baliğ olmanın yetmediğini, rüştlerini ispat etmeleri
gerektiğini belirtmektedir. Kuran bir bütün olarak kabul edip, genel
hedeflerini göz önünde bulundurmamız gerektiğinden evlilik konusunda da aynı
şartı göz ardı etmememiz gerektiğinin altını çizmemiz gerekir.Yani evlilik için
sadece büluğ değil, rüşt - olgunluk- şartı da gerekmelidir. Yoksa sadece
fiziksel olgunluk yeter dersek her bebek doğuranı anne, çocuğu olana baba
dememiz gerekir. Halbuki gerçek anne baba bir altyapı, eğitim, ufuk,
vizyon-misyon ister. Bu da bize büluğ dışında rüşt şartının önemini belirtir.
Kur'anî bakış açısı bize en azından yetim malı kadar belki de daha önemli, iki
kul arasındaki ahirete dek uzanan dünyevi birlikteliğin önemini anlatmaktadır!
Ek bilgi olarak aşağıda bekar kızların evlilikleri ile alakalı bazı hadisleri
veriyoruz:
"Dul kendine velîsinden daha ziyade
mâliktir, bekârın ise rızası alınır."
(Buhârî, Nikâh, 41;
Ebû Dâvûd, (Avnu'l-Ma'bûd, II, 197)
Ensar’dan
Hidame’nin kızı Hansa, Hz. Âişe’nin huzuruna girer ve şu şikâyette
bulunur:“Babam itibarını arttırmak için beni kardeşinin oğlu ile evlendirdi. Ben
ise istemiyorum.” Hazret-i Âişe, “Resulullah (a.s.m.) gelinceye kadar bekle”
diye oturtur. Resulullah (a.s.m.) teşrif edince, Hz. Âişe durumu ona anlatır.
Resulullah (a.s.m.) hemen kızın babasını çağırtır ve evlenme yetkisini kıza
verir. Bunun üzerine Hansâ Resulullaha (a.s.m.) şöyle der: “Yâ Resulallah! Ben
babamın yaptığı bu nikâhı kabul ediyorum, ancak babaların, kızlarına evlilikte
böyle yetkisinin olmadığını bildirmek istedim.”
(Neseî, Nikâh: 36)
Ebû Hanîfe'ye göre bulûğ çağına gelmiş bir kızı
hiçbir kimse zorla evlendiremez. Kızın rızası alınmadan yapılan evlendirmeler
hükümsüzdür; çünkü Rasûlullah (s.a.):
"Açıkça izin alınmadan dul kadın, rızası anlaşılmadan bekâr kız evlendirilemez."
buyurmuş, "Onun rızası nasıl
anlaşılır?" sorusuna da "sükûtu ile"
cevabını vermiştir.
(Buhârî, Nikâh, 40).
İmam Ebû Hanîfe ve Ebû Yûsuf'a göre bulûğ
çağındaki bir kız, velîsinden izin almadan ve bizzat irâde beyanı ile
evlenebilir. Bunu engelleyen bir delil bulunmadığı gibi, ehliyet
mefhumu da bunu gerektirmektedir; malı üzerinde serbestçe tasarruf hakkı bulunan
şahsın, kendisi üzerinde de tasarruf hakkı olacaktır. İmam Mâlik ve İmam
Şafiî'ye göre bulûğ çağına gelmiş de olsa kız ve kadınlar, velîlerinin izni
olmadan ve bizzat irade beyanlarıyla evlenemezler.Bundan dolayı en iyisi
iki tarafında - Kız ve velinin - görüşünü alınmasıdır.
Kız veya
erkek, ölüm, şiddetli dayak veya uzun müddet hapis tehdidiyle nikâh akdine
zorlanırlarsa, yapılan evlenme akdi fasit olur. Resulullah (a.s.m.) bu hususta
şöyle buyurmuşlardır: “ Cenab-ı Hak, hatâ, unutma ve zorlanma ile yapılan
amellerden dolayı ümmetimi benim için affetti.”
(İbni Mâce, Talâk: 16)
" Yorum " ile ister küçük kız anlamı verilsin, ister belirli bir
fizyolojik neden kastedilsin, Kuran kızların - ve erkeklerin - evlilik
için " büluğ ve rüşt " şartını aramaktadır. Önyargılı , hata arama gayretli
insanların çamur atma gayretleri sadece kendi kısır döngüleri içinde at gözlüğü
ile olayları yorumlamalarına işaret etmektedir ki bu da onların sorunudur. "
İslam üstündür " bundan gerisi sadece boşuna gayret çabaları ve sonu cehennem
azabı ile bitecek heba olmuş ömürler manzumesi olacaktır.
|