Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle Sitemizin Tanıtımına Katkıda Bulunun Biz Kimiz ? İlkelerimiz
  HZ RESUL DÖNEMİ MUSHAF ÇALIŞMALARI - HZ OSMAN MUSHAFLARI

                    HZ MUHAMMED DÖNEMİNDE YAZILAN MUSHAFLAR VE  HZ OSMAN DÖNEMİ MUSHAFLARI

    Kur’an-ı Kerim’in Resulullah (s.a.v) ’in zamanında bir araya getirildiğini ispatlayan bir çok delil vardır.Bazı görüş sahipleri, bugün İslam ümmeti içinde var olan Kur’an’ın, ayet ve surelerinin Hz. Peygamber (s.a.v)  zamanında şekil ve düzeninin elimizdeki Kur’an’larla aynı olduğu ve hiç bir şekilde değişmediği üzerinde ısrarla durmaktadırlar. Bu görüşe göre Kur’an’ın ayet ve surelerinin sıralanışı Hz. Peygamber (s.a.v) ’in denetim ve kontrolu altında olmuştur.Haris-i Muhasebi, Hazin, Zergani, Zerkeşi, Abdussabur Şahin, Muhammed-i Gazali, Ebu Şame, Baglani,[1]  Hürr-ü Amuli[2] , Belhi, İbn-i Tavus[3]  ve Seyyid Şerefuddin[4]  gibi alimler bu görüşü savunmaktadırlar.Doktor Sağir bu konuda şöyle diyor: “... İlmi araştırmalar, Kur’an’ın tamamının Peygamber (s.a.v) ’in zamanında yazılıp-toplandığı gerçeğini ortaya kaymaktadır. Bu görüşü İbn-i Hacer de kabul etmektedir.”[5] Kur’an’ın Resul-i Ekrem (s.a.)in zamanında bu haliyle, herhangi bir eksiltme, artırma olmadan ve hiç bir değişikliğe uğramadan toplanmış olduğu gerçeğini ortaya koymak için konuyu üç açıdan incelememiz gerekir:
1- Peygamber (s.a.v) ’in Kur’an’ı müslümanlara öğretme yolunda göstermiş olduğu  çaba okuma, hıfz ve hatmetmeye teşvik etmesi ve buna büyük önem vermesi.
Peygamberin vefatından sonra da Kur’an’a önem verilmiş, hatta Resulullah (s.a.v) ’in vefatından henüz uzun bir müddet geçmeden Kur’an karilerinin sayısı onbinleri aşmıştı. Hangi yönden olursa olsun eğer Kur’an’da gerçekten en küçük bir tahrif ya da değiştirme olsaydı herkes itiraz eder, Selman ve Ebuzer gibileri buna seyirci kalmaz, karşı çıkarlardı.
2- Sahabelerin Kur’an’ı Resulullah (s.a.v) e sunup, O’nun huzurunda okumaları.
3- Delilleri incelediğimizde sahabelerin daha Resulullah (s.a.v)  hayattayken Kur’an’ı hatmetmeye başladıklarını görmekteyiz. Peygamber-i Ekrem (s.a.)’den Kur’an’ı hatmetmeleri için ashabı teşvik etmiştir. Ayrıca tarih kitapları da sahabilerden bazılarının Resulullah (s.a.v) ’in sağlığında Kur’an’ı defalarca hatmettiklerini yazmaktadır.Bütün bu deliller, bazı hadislerde rastlanan, Kur’an’ın yalnızca bir-iki şahidin gözetiminde bir araya toplandığı iddiasını kesinlikle reddetmektedir.
1- PEYGAMBER (s.a.v) ’İN KUR’AN’A VERDİĞİ ÖNEM
Emir-ul Müminin Hz. Ali (a.s) Resulullah (s.a.v) ’tan şöyle nakleder: “Okuduğu Kur’an’ı hıfzeden kimseyi Allah cennete götürür. Ve ona, ateşin farz olduğu on yerde ailesine şefaat etme izni verilir.”[6] Bu konuda bir çok hadis naklolunmuştur. İsteyenler ilgili hadis kitaplarına başvurabilirler.[7]Ubade b.Samit’ten şöyle naklolunuyor: “Birisi (Medine’ye) hicret ettiğinde, Peygamber (s.a.) Kur’an öğretmemiz için onu biz sahabelerden birine teslim ederdi. Resulullah (s.a.v) ’in mescidinde devamlı Kur’an tilavet olunduğu için çok gürültü olurdu. Bu yüzden birbirlerini şaşırtmamaları için Resulullah (s.a.v)  Kur’an’ı yavaş sesle okumalarını buyurdu.”[8]Başka bir hadiste ise şöyle buyurulmaktadır: “Birisi Medine’ye hicret ettiği zaman Kur’an öğrenmesi için Peygamber onu birinin yanına verirdi. Resulullah (s.a.v)  hayattayken Kur’an hafızları çoğalmıştı. Hatta o dönemde onlardan 70 tanesi Bi’ri Maune’de (İslam düşmanları tarafından) öldürülmüştü”.[9]Abdulkays’ın gönderdiği elçiler Peygamber (s.a.v) ’in yanına geldiği zaman Resulullah (s.a.v)  Kur’an okumaları ve namazı öğrenmeleri için onların herbirinin bir müslümanın yanında kalmasını emretti. Aradan bir Cuma (bir hafta) geçtikten sonra Peygamber (s.a.v)  onları (imtihan etmek için) çağırdı; daha çok öğrenmeleri gerektiğini görünce onları başkalarına teslim etti. Aradan bir Cuma geçtikten sonra hepsi Kur’an kârisi ve namaz meselelerine vakıf olmuşlardı.[10]Yine tarih kitaplarında Resulullah (s.a.)’in, Muaz ve Ebu Musa’yı Yemenlilere Kur’an öğretmeleri için gönderdiği yazılmaktadır.[11] Bir yerde de şöyle nakl olunmuştur: “Hicretten önce Resulullah (s.a.v)  bu iş için Mus’ab b. Umeyr’i Medine’ye göndermişti. Mekke’nin fethinden sonra ise Muaz’ı Mekke’ye gönderdi”.[12]Bazıları İbn-i Mektum ve Mus’ab b. Umeyr’in Medine’ye gelip Kur’an öğretmeye koyulduklarını nakletmişlerdir.[13] Bunlardan başka Resulullah (s.a.v) ’in sağlığında bir grup “Kâri”nin de  meşhur olduklarını ve hatta halk onları kârı sıfatıyla çağırdığını görmekteyiz Resulullah (s.a.v) ’in döneminde birisi Ebu Derda’ya şöyle demişti: Ey Kariler! Ne oluyor sizlere; neden bizden daha korkaksınız, bir şey istendiğinde bizden daha cimrisiniz ve bir şey yediğinizde lokmalarınız bizimkinden daha büyüktür?!”[14] Görüldüğü gibi Bi’ri Maune öldürülenlere “Kariler” lakabı Peygamber-i Ekrem (s.a.v) in zamanında verilmişti.[15] Resulullah  (s.a.v) ’den nakl olunan bir hadiste şöyle geçiyor: “Bu ümmetin münafıklarının çoğusu Kari’lerdendir.”[16]  Bunun sebebi, diğerlerine göre karilerin daha gururlu, kibirli ve riyalârı olmaları olabilir.Başka bir hadiste ise Hz. Peygamber (s.a.v) in şöyle buyurduğu nakledilmiştir: “Derin hüzün kuyusundan Allah’a sığının.” Derin hüzün kuyusunun ne olduğu sorulduğunda Resulullah (s.a.v) ; “Cehennemin dibinde olan bir vadidir; cehennem(in kendisi) her gün 400 defa ondan Allah’a sığınır. Allah bu vadiyi riyakâr kariler için hazırlamıştır.”[17]  dedi.Yine: Nakle göre müslümanlardan kim daha çok Kur’an’ı öğrenip veya toplayan veya diğerlerinden daha çok okuyan kimsenin onlar için namaz kılıp, emirlik edeceği Resulullah (s.a.v)  tarafından kararlaştırılmıştı.”[18] Kur’an’a önem vermek Peygamber (s.a.v) in dönemine mahsus değildi. Resulullah (s.a.v) in irtihalinden sonra da Kur’an’a çok önem veriliyordu.Ebu Ubeyde şöyle diyor: Halk her sabah İbn-i Mes’ud’un evine gelir, o da onlardan yerlerine oturmalarını isterdi. Sonra Kur’an okuyanların arasında dolaşır ve “Falanca hangi suredesin” diye sorar, o da cevap verirdi.[19] Emir-ul Mu’minin Ali (a.s) da Kur’an öğretiyordu. Ebu Abdurrahman Selemi (ki Asım Kur’an’ı ondan öğrenmiştir) şöyle diyor: “ Ben Kur’an’ın hepsini Ali b. Ebi Talib’in huzurunda okudum.”[20] Asım b. Küleyb diyor ki: “Ali (a.s) Kufe mescidinde iken bazılarının sesini işitti. Onların kim olduğunu sorduğunda; “Kur’an okuyup, onu öğrenenlerdir” diye cevap verdiler. Bunun üzerine Hz. Ali (a.s) şöyle buyurdu: “Onlar Resulullah (s.a.v) in en çok sevdiği insanlardandır”.[21] Hz. Ali (a.s) Kur’an okuyanlara (beyt-ul maldan) ikişer bin dinar ayırırdı.[22] Ve bir başka nakle göre Hz. Ali (a.s)dan şöyle buyurmuştur: Müslüman olarak doğup, Kur’an okuyan herkese beyt-ul maldan yılda 200 dinar ayrılacaktır. İsteyen onu bu dünyada alır, isteyen de ahirette.”[23] Ebu Musa Eş’ari, Ömer b. Hattab’ın zamanında Kur’an’ı toplayan Basra karilerini çağırdığında 300 kişi onun yanına geldiler.[24] İbn-i Zenceveyh şöyle diyor: Ömer b. Hattab. Ebu Musa’dan yanında olan karilerin sayısını kendisine söylemesini istedi. O da yanında 300’ün üzerinde kâri olduğunu söyledi.[25] Sıffin savaşına yaklaşık 30 bin kârinin katıldığı nakledilmiştir.[26]  Tabii ki bunların dışında da yine kariler vardı.Elbette bu gibi istatistiklerde bir tür abartma görülmektedir. Hakemiyeti ileri sürenlerin mızraklara taktıkları Kur’an sayısının 500 olduğu söylenmiştir.Mınkarî, onların arasındaki Kur’an’ların bu sayıdan daha çok olduğuna inanarak mızraklara takılan 500 Kur’an’ın büyük Kur’anl’ar olduğunu savunuyor.[27] Üçüncü halife Osman’ın hilafetinin sonlarında ya da Ali (a.s)ın hilafetinin sonlarında ölen Ebu Derda her zaman şöyle diyordu: “Yanımdaki Kur’an okuyanları saydığımda onların 1600’ün üzerinde olduğunu gördüm.”[28] Abdurrahman b. Muhammed b. Eş’as kıyam ettiğinde ordusunda öncüler vardı. Bunlara “Öncü Kari”ler diyorlardı. Kumeyl b. Ziyad, Said b. Cübeyr, Abdurrahman b. Ebi Leyla v.s. de onlardandır.[29] Ebu Hilal-i Askeri şöyle diyor: “Kari ve fakihlerin çoğusu kölelerdendi. Onların çoğusu İbn-i Eş’as’la birlikte Haccac’ın aleyhine kıyam etmişlerdi.”[30] Bütün bu hadisler müslümanların Kur’an’a, Kur’an’ı ezberlemeye ve okumaya verdikleri önemi göstermektedirler.

2- kur’an’ın resulullah (s.a.)’e sunulması
İbn-i Mes’ud’un, Resulullah (s.a.v) e sunulan en son Mushaf’a şahid olduğu, değişen ve nasholan ayetleri bildiği rivayet edilmiştir.[31] Beğevi “Şerh-is Sünnet”te şöyle diyor: “Zeyd b. Sabit (Kur’an’ın) son olarak sunulmasına şahid olanlardandı.Zeyd b. Sabit onu yazarak Resulullah (s.a.v) ’e gösterdi. Ve ömrünün sonuna kadar, halkı ona uymaya davet etti. Bunun için Ömer ve Ebu Bekr, Zeyd b. Sabit’e itimat etmiş, Osman da mushafları yazma işini ona bırakmıştı.[32] Rağib, Ubey b. Kaab’tan şöyle naklediyor: “...Halk onun (Zeyd’in) kıraatını benimsedi. Çünkü o Kur’an’ı Resulullah (s.a.v) e sunan ve okuyan en son kişi idi.”İbn-i Abbas şöyle diyor: “Ben Peygamber (s.a.v) in en son konuşma ve amelini ölçü ediniyor ve onu alıyordum”.[33] Zerkeşî Zehebi’den şöyle naklediyor: “Kur’an’ı Resulullah (s.a.)e sunanlar 7 kişidir: Osman b. Affan, Ali (a.s), Ubey, İbn-i Mes’ud, Zeyd, Ebu Musa ve Ebu Derda”[34] 

3- hz. peygamber (s.a.v) in zamanında kur’an’ın hatmedilmesİ
Elimizdeki bazı hadisler Resul-i Ekrem (s.a.v) in zamanında Kur’an’ın hatmolunduğunu ispatlamaktadır. Şimdi bunlardan bazı örnekler verelim. «Resulullah (s.a.v) , Abdullah b. Amr b. As’ın Kur’an’ı yedi gecede veya üç defada hatmetmesini buyurdu. Halbuki o Kur’an’ı her gece hatmediyordu. Bu olay meşhur olup Ehl-i Sünnet’in hadis kitaplarında mevcuttur.[35] «Muhammed b. Kâ’b el-Kurazî’den şöyle naklolunuyor: “Resulullah (s.a.)in zamanında Kur’an’ı hatmedenlerin içinde Osman b. Affan, Ali b. Ebi Talib ve Abdullah b. Mesud da vardı.”[36] “Kâri” lakabıyla meşhur olanlardan bir diğeri de Said b. Ubey idi.[37] «Resulullah (s.a.v)  Saad b. Münzir’e Kur’an’ı üç merhalede okumasını buyurdu ve o da ölünceye kadar öyle yaptı.[38] «Resulullah (s.a.v)  Kays b. Ebi Sa’saa’ya, Kur’an’ı 15 merhalede okumasını emretti.[39] Arbas b. Sariye’nin merfua hadisinde şöyle naklolunmuştur: “Kur’an’ı hatmeden -ya da toplayanın- duası kabul olur.”[40] Tirmizi ve başkaları şöyle naklediyorlar: “Allah’ın en çok sevdiği amel, konakladığı yerde durmamak devamlı Kur’an’ı baştan sona okumakdır.[41] «Şeyh Saduk’un, Kur’an-ı Kerim’in tahrif olmadığına delil olarak başlıca Kur’an’ın hatminin sevabı, Kur’an bir gecede okunmasını ve Kur’an’ın üç günden az hatmolunmasını nehyeden hadisleri göstermektedir.[42] Resulullah (s.a.v) ’den şöyle rivayet ediliyor: “Allah kullarından birisi Kur’an’ı hatmettiği zaman, hatimden sonra 70 bin melek ona selam gönderir.”[43] «Yine Peygamber (s.a.v) ’den şöyle naklediliyor: “Kur’an’ı hatmedenin duası kabul olur.”[44] «Melekler, Kur’an’ı hatmeden kimseye sabahtan akşama kadar selam gönderirler. Eğer Kur’an’ı akşam üstü hatmederse melekler akşamdan sabaha kadar ona selam gönderirler.[45] «“Kur’an’ı yedi merhalede okuyan kimse mukarreblerin amelini yapmış olur. Beş merhalede okuyan sıddıkların amelini yapmış olur...”Cabir b. Abdullah şöyle naklediyor: “Kur’an’ı okuyan ve toplayanın duası Allah katında kabul olur.”[46] «Hz. Peygamber (s.a.v) ’den şöyle rivayet ediliyor: “Kur’an’ı hatmettikten sonra şöyle dua edin: Allah’ım kabirdeki vahşetimde onu benimle birlikte kıl”.[47] «Peygamber (s.a.v)  Kur’an’ı hatmettiği zaman ailesini yanına çağırır ve dua buyururdu.[48] «Kur’an okumaya başlandığında Fatihat-ul Kitab’ın (Fatiha suresi) okunmasına şahid olan kimse Allah yolundaki fetihe şahid olan kimse gibidir. Ve onun hatmedildiğine şahid olan da ganimetlere tanık olan kimse gibidir.”[49] «Resulullah (s.a.v)  Kur’an’ı hatmettikten sonra şöyle buyururdu: “Allah’ım Kur’an’ın hürmetine bana merhamet et.”[50] Resul-u Ekrem (s.a.v)  buyuruyor ki: “Kur’an’ı yedi (gün veya merhale)den çok okumayın (en fazla yedi günde bitirin).”[51] «Resulullah (s.a.v)  Kur’an’ı hatmettikten sonra her zaman onun evvelinden beş ayet daha okurdu.[52] Bütün bu hadisler Kur’an’ın Hz. Peygamber (s.a.v) in zamanında toplatıldığını, başlangıç ve sonunun belli olduğunu ortaya koymaktadır.«İbn-i Abbas, Kur’an’ı Ubey’in yanında okudu ve Kur’an’ı hatmettikten sonra ona şöyle dedi: “Fatiha’yı ve Bakara suresinden beş ayet daha oku. Çünkü Kur’an’ı Peygamber (s.a.v) in yanında hatmettiğimde bana böyle yapmamı buyurmuştu.”[53]«Tabersi şöyle diyor: “Abdullah b. Mes’ud, Ubey b. Kaab ve diğer bir grup sahabe Kur’an’ı bir çok defa Resulullah (s.a.v) in huzurunda hatmetmişlerdi.”[54] Resulullah (s.a.v) ’in her zaman Kur’an’ı hatmettikten sonra ayakta dua ettiği nakledilmiştir.[55] 
   Bu hadisler Kur’an-ı Kerim’in, Resulullah (s.a.)in hayatında bir araya toplanmış olup başlangıç ve sonunun da belli olduğunu göstermektedir.             

                                 Kur’an’ın peygamber (s.a.v) in zamanında bir araya toplandığını gösteren diğer deliller
1- Hikmet ve Maslahatı Gözetmek
Kur’an’ın, Peygamber (s.a.v) in ümmeti için bir delil olduğu, onun davetinin esasını oluşturduğu ve Allah Teala tarafından nazil olan farizaların bulunduğu bir kitap olduğu gerçeğini göz önüne aldığımızda, Resulullah (s.a.v) , eğer Kur’an’ın toplanmasına önem vermeyip ayetleri düzenlemeden bıraksaydı, okunmasını emretmeseydi ve arapların kıraatlarından caiz olanını caiz olmayan kıraatlardan ayırmasaydı, şüphesiz bu iş hikmet ve maslahata ters düşerdi.Belhi ve Seyyid b. Tavus’un dediği gibi bu musamahayı normal bir müslümanın yapması düşünülemezken, Resulullah (s.a.v) in yaptığını söylemek nasıl düşünülebilir.[56] İmam Şerefuddin şöyle diyor: “Peygamber (s.a.v) ’i Hatem-ul Enbiya olarak tanıyan ve onu Allah ve Kur’an’a önem verme hususuna Allah’ın kullarına en büyük öğütçü olduğunu onun ümmetinin geleceğini düşünüp, uzak görüşlü olduğunu ve hikmetin doruğunda bilen herkes Resulullah (s.a.)ın Kur’an’ı dağınık ve birbirinden ayrı olarak bırakıp gitmesinin imkansız olacağını itiraf edecektir.”[57] 
2- Tarihî Gerçek
Ressulullah (s.a.v) in vahyi yazan katiplerinin olduğunda hiç kimse şüphe edemez. Resulullah (s.a.v) , o katipleri sırf bu iş için tutmuştu. Tarihçiler bu katiplerin adlarını yazmış, bazıları onların sayısının 42’ye ulaştığını söylemişlerdir.[58] Tarih kitaplarının dışında bir çok hadisde bu gerçeği açıklamıştır. Allah Teala’nın buyurduğu “Allah’tan gönderilmiş -bir elçi- (ki) tertemiz sahifeleri okumaktadır.” (Beyyine/2) ayeti de Kur’an’ın sahifeler üzerinde bir araya toplandığına değinmektedir. O hadislerden bazılarını aşağıda nakledeceğiz:Zeyd b. Sabit’ten şöyle naklediliyor: “Ben Resulullah (s.a.v) e gelen vahiyleri yazardım. O vahyi ağır şartlar altında alırdı ... Sonra ben (yazmak için) bir şey getirirdim. Peygamber söyler ben de yazardım ... (Vahyi) yazdıktan sonra Peygamber “oku” diye buyururdu. Eğer bir yanlışlık olsaydı onu kendileri düzeltir, sonra da halka verirlerdi.”[59] Bu hadis, Kur’an ayetlerinin yazılışını bizzat Peygamber (s.a.v) in kendisi yakından takib edip kontrol altında tuttuğunu ve onlarda yapılan yanlışlıkları düzelttiğini ortaya koymaktadır.Peygamber (s.a.v) , ne zaman vahy nazil olsa Zeyd veya bir başkasını çağırır, onu yazmasını emrederdi.”[60] Buerra, Peygamber-i Ekrem (s.a.v) in kendisine şöyle buyurduğunu nakleder: “Zeydi çağırın yazım araç gereçleriyle beraber yanıma gelsin. Zeyd geldi ve Peygamber (s.a.v)  ona buyurdu ki: Yaz şunu “Mü’minlerden özrü olmaksızın oturanlar ile, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler eşit değildir.” (Nisa/95)[61] Hatta bir çok hadise göre: “Cebrail (a.s) daima bunu (ayet ya da sureyi) falan yere koyun derdi.”[62] İbn-i Abbas şöyle diyor: “Resulullah (s.a.v) e vahy inince onu yazması için birini çağırırdı. Sonra da; “Bu ayeti falan sureye yerleştirin, çünkü filan konu orada zikrolunmuştur” diye buyururdu.”[63] Buna benzer bir hadis de Osman b. Affan’dan nakledilmiştir.[64] Bu meseleye delil teşkil edecek diğer bir hadis Osman b. Ebi-l As’ın hadisidir.[65] Yine İbn-i Abbas ve Süddî gelen başka bir hadis de bunu tasdik etmektedir.[66] 
BİR KAÇ NOKTA
A- Kur’an’ın yazılmasına Mekke’de başlanmıştır. Ömer b. Hattab’ın İslam’ı kabul etmesi olayı da iddiamızı ispatlamaktadır. Olay şöyledir: “Ömer b. Hattab kız kardeşinin evinde Kur’an’ın bir bölümünün yazılı olduğu iki sahife buldu. Bu Kur’an sahifelerini kendine okuması için birisine verdi. O da Kur’an’ı Ömer’e okudu. Bunun üzerine Ömer müslüman oldu.”[67] Askalani ve diğerleri, Mekke’de Kur’an’ı ilk olarak Abdullah b. Saad b. Ebi Serh’in yazdığını söylemekteler.[68] İbn-i Kesir, vahyi ilk yazan kişinin Ubey b. Kaab olduğu iddiasının haşiyesinde şöyle diyor: “Hayır; böyle değil, çünkü Ubey b. Kaab Mekkî sureler nazil olduğunda yoktu. Sahabe onları Mekke’de yazmışlardı.”[69] 
B- Müslümanlar Kur’an’dan yazdıklarını büyük bir ihtimale göre beraberlerinde Medine’ye götürmüşlerdir. Bu yüzden bazen Mekki ayetler medenî surelerde bazen de bunun tersi olmaktadır. Gerçi, onlar bu ayetleri ezberleyip, sonra Medine’ye hicret ettiklerinde orada yazmiş oldukları da söylenebilir.[70] 
C- Resulullah (s.a.)e ilk vahiy nazil olduğunda kalem vesilesiyle okuma ve yazma konusu gerçekleşiyordu. Hatta; Kur’an’ın, bir parçanın üzerine yazılı halde nazil olduğu da söylenmiştir.[71] İlk nazil olan ayetler şunlardır: “Yaratan Rabbin’in adıyla oku. O insanı bir alaktan (kan pıhtısından) yarattı. Oku; Rabbin en büyük kerem sahibidir. Ki O, kalemle (yazmayı) öğretendir.” (Alak/1-4)Görüldüğünüz gibi, Kur’an, burada kaleme işaret etmektedir. Bir başka ayet-i kerime’de ise kaleme ve yazan şeye yemin ettiğini görmekteyiz: “Andolsun kaleme ve yazdıklarına” (Kalem/1)Yine Çeşitli yerlerde kalem, Kur’an sahifesi vs. gibi yazma aletlerinden söz etmektedir.
3- Peygamber (s.a.)in Kur’an’ın Dışındaki Şeylerin Yazılmasına Engel Olması
Ehl-i Sünnet alimleri Resulullah (s.a.v) in Kur’an’ın dışındaki şeylerin yazılmasını engel olduğunu nakletmektedirler: “Benden yanlızca Kur’an’ı yazın. Birisi  benden Kur’an’ın dışında bir şey yazarsa onu yokedin.”[72] Bu hadis, bazılarının zannettiği gibi, Hz. Peygamber (s.a.)in zamanında Kur’an’ın dışında hiç bir şeyin yazılmadığı anlamına da  gelmez.[73] 
4- Kur’an-ı Kerim’in Resulullah (s.a.v) in Huzuruda Bir Araya Toplanması
Zeyd b. Sabit şöyle diyor: “Biz Resulullah (s.a.v) ın yanında Kur’an sayfalarını ( yazıldıktan sonra) bir araya getirirdik.”Hakim şöyle diyor: “Bu söz Kur’an’ın Resulullah (s.a.v) in zamanında bir araya getirildiğini açıkça ispat etmektedir.”Bir başka hadiste de Hakim, Zeyd’den şöyle naklediyor: “Biz Resulullah (s.a.v) ’in huzurunda Kur’an’ı bir araya toplardık...”[74]
5- Hz. Ali (a.s)ın Hadisi
Emir-ul Mü’minin Ali (a.s)’ın şöyle buyurduğu naklediliyor: “Resulullah (s.a.)’den yalnızca Kur’an’ı yazdık”[75]
6- Hz. Peygamber (s.a.v) ’den Kalan Mushaf
Bazı hadislerin açıkladığı üzere Resulullah (s.a.v) ’in evinde dinlenme yerinde, bir Mushaf vardı.[76] Resul-i Ekrem (s.a.v)  Emir-ul Müminin Ali (a.s)’a Kur’an’ı alıp, toplamasını emretmişti. İmam Ali (a.s) bu konuyu şöyle açıklıyor: “Resulullah (s.a.v)  nazil olan bütün ayetleri bana okuyor ben de onları yazıyordum.”
7- Kur’an İslam’ın Temelidir
Tarihçiler şöyle diyorlar:Resulullah (s.a.v)’in antlaşmalarını, hurma ağaçlarının ürünlerinin değerlendirmesini ve borç edinilen paraları yazan katipleri vardı. Resulullah (s.a.v)  katiplerden Hudeybiye savaşından bir yıl önce İslam’ı kabul edenlerin hepsinin isimlerini yazmalarını istemişti. Bunun üzerine Muaz da 1500 kişinin adını yazmıştı.Buna ilave olarak müslümanların (savaşla ilgili konuları ve savaşa katılanların adlarını yazmak için) ordu içinde de katipleri vardı.[77] Acaba Resul-i Ekrem (s.a.v) ’in bu gibi konuların yazılmasına önem verirken Kur’an’ın yazılmasına önem vermemesi düşünülebilinilir mi?! Halbuki Kur’an İslam’ın temelidir. Alınan borçları yazmak Resulullah (s.a.v)  için Kur’an’ı yazmaktan daha mı önemliydi?
8- Hz. Peygamber (s.a.v) in Zamanında Varolan Mushaflar
Bazı hadisler, Resulullah (s.a.v) in zamanında bazı sahabilerde Kur’an’ın tamamının bazılarında da bir bölümünün bulunduğunu ortaya koymaktadır. Sahabiler ise onları okuyup, sonra da başkalarına veriyorlardı. Resulullah (s.a.v)  de o sahifelerin düzeni hususunda bazı emirler vermişti.Meseleye genel olarak baktığımızda diyebiliriz ki, eğer o zaman Kur’an’ın yazılmış ve toplanması insanın aklına gelen manada olmasaydı böyle sayfaların da olmaması gerekirdi. Ve onlara “mushaf” ya da “mesahif” denilmesinin de yine bir anlamı olmayacaktı. Ayrıca hadislerde vurgulandığı üzere bu sayfaların arasındaki ihtilafların da (Mesafih-i Secistani ve Zencani’nin Tarih-ul Kur’an’ı vs. de bu ihtilaflara işaret edilmiştir.) manası olmazdı. Hatta Amudi, sahabilerin zamanındaki meşhur mushafların Resulullah (s.a.v) e  sunulmuş olduğunu iddia ediyor.[78] Resulullah (s.a.v) in zamanında “mushaf” ya da “mushaflar”ın olduğunu açıkça ispatlayan bazı hadisler bu iddiayı teyid etmektedirler. Örneğin:
1- Ukbat b. Amir babasından, o da Resulullah (s.a.v) ’den şöyle naklediyor: “Allah’ın Kitabı’nı öğrenin, ona bağlanın, ona sahip çıkın, onu kendinize nağme edinin. Canım elinde olan Allah’a andolsun, eğer böyle yaparsanız aklınız onu çabucak alır.”[79] 
2- Muhacir b. Habib “Resulullah’tan (s.a.v)  şöyle naklediyor: “Ey Kur’an Ehli; Kur’an’ı duvara asmayın, onu gece ve gündüz hakkıyla tilavet edin, onu nağmeniz edinin, ona sahip çıkın, ondakileri zikredin, umulur ki kurtuluşa eresiniz.”Bu hadisin mürsel olduğunu da hatırlatalım. Ebu Ubeyd şöyle diyor: “Onu nağmeniz edinin” cümlesinden maksat Kur’an’ı, kendinize sermaye yapın. “Ona sahip çıkın” cümlesinden amaç ise, Kur’an’ı mal topladığınız gibi toplayın ve kendi servetiniz olarak hesaplayın[80]  demektir.
3- Abdullah b. Amr şöyle diyor: “Birisi oğlunu Resulullah (s.a.v) in yanına getirerek: “Ya Resulellah benim oğlum gündüzleri Kur’an okuyor, geceleri de yatmıyor” demesi üzerine Resulullah (s.a.v)  ona; “Acaba çocuğunun gündüzleri zikretmesi (Kur’an okuması), geceleri de sağlıkla olarak ihya etmesi hoşuna gitmiyor mu? diye cevap buyurdu.[81] 
4- Osman b. Abdullah-i Avs Hz. Peygamber (s.a.v) in şöyle buyurduğunu naklediyor: “Kur’an’ı mushafın yüzünden okuyana iki bin hasene verilir. Eğer mushafın yüzünden okumazsa -zannediyorum şöyle buyurdu- 1000 hasene verilir.”[82] 
5- Avs-i Sakafi Resulullah (s.a.v) den şöyle naklediyor: “Kur’an’ı musahfın yüzünden okumayan (ezbere okuyan) için bin derece vardır. Ama mushafın yüzünden okuyanın derecesi ise iki bine ulaşır.”[83] 
6- Aişe’den gelen bir merfua hadiste şöyle naklediyor: “... Mushaf’a bakmak ibadettir.”[84] 
7- İbn-i Mes’ud’un merfua hadisi de şöyledir: “Allah ve Resulü’nün sevgisini kazanmak isteyen ilahi ayetleri mushafın yüzünden okusun. (Bu hadisin Münker hadis olduğu söylenmektedir.)[85] 
8- Beyhaki Hasan’ın senedine dayanarak İbn-i Mes’ud’a ait bir hadiste ... şöyle naklediyor: “Kur’an’a sürekli bakın”.[86] 
9- Abdullah b. Zübeyr Resulullah (s.a.v) den şöyle naklediyor: “Kur’an’ı ezberden ya da bakarak okuyana (Allah) cennette bir ağaç verir.”[87] 
10-Ebu Said-i Hudri, Resulullah (s.a.v) den şöyle naklediyor: “Gözlerinizin ibadeti vardır, o ibadeti ona verin.” Gözün ibadetinin ne olduğu sorulduğunda: “ Kur’an’a bakmak, onun üzerinde düşünmek ve ondan ibret almaktır.”[88]  buyurdular.
11-Resulullah (s.a.v) den şöyle naklolunuyor: “Hiç bir şey şeytana, Kur’an’ı düşünerek okumaktan daha acı gelmez”.[89] 
12-Resul-i Ekrem (s.a.v)  Müşrikler mushaflardan birşey çalmasınlar diye mushafların küfür diyarlarına götürülmesini yasaklıyordu.
Bazı hadislerde “Mushaf” kelimesi yerine “Kur’an” kelimesi kullanılmıştır. Suyuti, İbn-i Kuteybe ve Mu’tesir’in sahibi “Kur’an” kelimesinin “Mushaf” anlamına geldiğini söylüyorlar.[90] 
13-Ebu Ümame, Resulullah (s.a.v) den şöyle nakl ediyor: “Bu duvara asılmış mushaflar sizleri mağrur etmesin. Çünkü Allah, Kur’an’ı kalbine yerleştirene azap etmez”.[91] 
14-İbn-i Abbas Resul-i Ekrem (s.a.v) den şöyle naklediyor: “Sürekli Kur’an’a bakan insan ölünceye kadar kör olmaz.”[92] 
15-Osman b. Ebu-l As, Resulullah (s.a.v) den şöyle nakleder: “Temiz olmadığın zaman Kur’an’a dokunma.” Bu hadisin bir benzerini de Hekim b. Hezam ve İbn-i Ömer Resulullah (s.a.v) ’den  nakletmişdir.[93] 
16- Ebu Derda Peygamber (s.a.v) ’den şöyle naklediyor: “Camileri süsleyip, Kur’anları bezediğiniz zaman felakete uğrarsınız.”[94] 
17-İbn-i Mace ve diğerleri Enes’ten -merfu olarak- şöyle naklediyorlar: İnsan kabirde iken yedi şey mükafatını beraberinde getirir. Onlardan biri mushaf’ı miras bırakan kimsedir.”[95] 
18-Resulullah (s.a.v) ’den şöyle naklolunuyor: “Bir zaman gelecek ki Kur’an bir gecede kalplerden ve mushaflardan silinecek”.[96] 
19-Enes b. Malik Resul-u Ekrem (s.a.v) den şöyle naklediyor: “Allah, Kur’an’ı bilinçli bir şekilde çocuğuna öğretenin geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlar. Ve ona yalnızca Kur’an’ı öğreteni ise kıyamet gününde dolun ay gibi haşredecektir...”[97] 
20-Resulullah (s.a.v)  şöyle buyuruyor: “Dünyada dört şey yalnız kalır: Zalimin göğsündeki Kur’an, içinde namaz kılınmayan cami, evlerde olup da okunmayan Kur’an ve layık olmayan halkın içine düşmüş salih insan”[98] Yukarıda kaydettiğimiz hadislere ilave olarak tarihte bazılarının Resul-i Ekrem (s.a.v) den mushaf istediklerini ve Resulullah (s.a.v) in de buna olumlu cevap verdiğini yazmaktadır. Osman b. Ebu-l As’ın hadisi bunun en açık örneğidir: “Sakif’in elçisi Resulullah (s.a.v) in yanına geldiğinde giderek ondaki mushafı istedim. O da mushafı bana verdi....”[99] 
9- Resul-i Ekrem (s.a.v) in Hayatında Kur’an’ın Yazılmasının Yaygın Oluşu
Kur’an’ın Peygamberin zamanında var olduğunu ispatlayan hadisler’den başka, Kur’an’ın yazılmasının o dönemde yaygın olduğunu ortaya koyan hadisler de vardır;
1- Resulullah (s.a.v)  şöyle buyuruyor: “Kur’an üzerinde düşünmenin fazileti ile onu yüzünden okumanın fazileti arasındaki fark, farzlar ile müsteheplar arasındaki fazilet farkı gibidir.” Suyuti bu hadisin sahih bir hadis olduğunu söylemektedir.”[100] 
2- Ebu Derda’nın marfu hadisi şöyledir: “Günde iki yüz ayeti düşünerek okuyan birisi kendi çevresindeki 7 kabire (ölen kimseye) şefaat edebilir.”[101] 
3- Resulullah (s.a.v)  bir hadiste şöyle buyuruyor: “Ümmetimin en üstün ibadeti Kur’an’ı düşünürek okumaktır.”[102] 
4- Enes, Resulullah (s.a.v) ’den şöyle naklediyor: “Kur’ana bakarak ve düşünerek okuyan kimse gözlerinden faydalanmış olur.”[103] 
5- Aişe, Resulullah (s.a.v) den şöyle naklediyor: “Kur’an’a saygı gösterin, onu taş ve kesek üzerine yazmayın. Kur’an’ı silinebilecek şeylerin üzerine yazın. Onu ağız suyuyla silmeyin, yalnız tabiî suyla silin.[104] 
6- İbn-i Zübeyr Resulullah (s.a.v) den şöyle naklediyor: “Kur’an’ı ezberden hatmedene veya yüzünden hatmedene Allah cennette bir ağaç verecektir.”[105] 
7- Huzeyfe Resulullah (s.a.v) ’den şöyle naklediyor: “Kur’an’ı hatmedinceye kadar tertiliyle veya bakarak ve üzerinde düşünerek okuyana, bu ameli için Allah cennette bir ağaç diker”[106]
8- Muaz, Resulullah (s.a.v) den şöyle naklediyor: “Kur’an’ın yazılarını (eserlerini) ayaklarınızla silmeyin.”[107] 
9- Ömer b. Abdulaziz diyor ki: “Resulullah (s.a.v)  yerde olan Kur’an yazısının yanından geçiyordu«  (onu öylece yerde görünce) şöyle buyurdu: “Bunu yapan Allah’ın rahmetinden uzak olsun.” Daha sonra; “Kur’an’ı layık olduğu yere koyun.” diye buyurdu.[108] 
10- Kur’an-ı Kerim’i, Peygamber (s.a.v) in Zamanında Bir Araya Toplayanlar
Tarihçiler ve yazarlar, “Biz Kur’an’ı Resulullah (s.a.v) in zamanında bir araya topladık” diyen bir grup sahabiden sözetmektedirler. Yine “iki-üç surenin dışında bütün Kur’an’ı topladık” diyen sahabelerin de adlarını yazmışlardır.Kur’an’ın bir araya toplanmasından amaç, onun dağınık olmadığı anlamına gelmektedir. Sahabiler ya da onlardan bir grup farklı zamanlarda nazil olan Kur’an’a ulaşmak, önceki ayetlerle sonra nazil olanları birbirine eklemek için büyük çaba harcıyorlardı. Onlar Kur’an’ı toplamaya çok önem veriyordu. Ayetleri bir araya getirip, toplamak, yeni nazil olan ayetleri önceki ayetlere eklemek ancak yazmakla mümkün oluyordu.“Kur’an ezberlenerek toplanıyordu” sözü doğru değildir. Çünkü Peygamber (s.a.v)  hayattayken onlarca Kur’an hafızı vardı. Onlardan 70’i Bi’ri Maune’de öldürülmüştü. [109]  Ama ileride de göreceğiniz gibi Resulullah (s.a.v) in vefatından daha bir kaç ay geçmemişti ki Yemame vakıasında da buna benzer sayıda Kur’an hafızlarının öldürüldüğü, hatta ölenlerin 400 ya da 500 kişiye yakın olduğu söylenmektedir.Urvet b. Zübeyr, Ebu Bekr’in niçin Kur’an’ı bir araya toplamaya giriştiği hakkında şöyle diyor: Yemame’de öyle kimseler öldürüldü ki, Resulullah (s.a.v) ’ın ashabından ve Kur’an’ı biraraya toplayanlardandılar.[110] Kur’an’ı bir araya toplayanlardan kabul edilen bu grubun kendilerine mahsus mushafları da vardı. Örneğin Zeyd, İbn-i Mes’ud, Hz. Ali (a.s), Ubey gibilerin kendilerine ait mushafları vardı. Hatta bu mushaflardan bazıları onların ölümünden yüz yıllar sonra bile mahfuz kalmıştı.[111] Bu mushaflar, Resulullah (s.a.v) in zamanında halkın arasında mevcut olan diğer mushafların dışındadır.Bu yüzden eğer Yemame savaşında ölenlerin sayısını ileride değineceğimiz hadislerde ki sayılara eklersek dikkat çekici bir rakam elimize geçecektir. Şunu da belirtmek gerekir ki, sözü geçen mushaflar arasında, bir-iki surenin noksan olması gibi ayet ve surelerinin düzeni açısından bazı küçük farklar olabilir. Çünkü şahsi çabalar ile oluşturulan mushaflardır...Ama bunun ispat etmek istediğimiz şeyle herhangi bir çelişkisi yoktur; aksine onu tekid ve ispat etmektedir. [Çünkü onların birbirleriyle uyumlu olması ayet ve surelerin düzenine verilen önemi göstermektedir.Aşağıda Resulullah (s.a.v) in zamanında Kur’an’ı kimlerin biraraya topladığını açıklayan bazı hadisleri kaydedeceğiz. Kuatade şöyle diyor: “Enes b. Malik’ten Resulullah (s.a.v) in zamanında kaç kişinin Kur’an’ı topladığını sorduğumda şöyle cevap verdi: 4 kişi; onların hepsi Ensardan idi: Ubey b. Kaab, Muaz b. Cebel, Zeyd b. Sabit, Ebu Zeyd. Ve biz de bunu onlardan miras aldık.”[112] Kitab-us Sindi’nin haşiyesinde şunlar yazılıdır: “Enes’in yukarıdaki sözden amacı “ben bu dört kişinin dışında kimseyi hatırlamıyorum”dur. Çünkü sahabilerden bir çoğunun Kur’an’ı biraraya getirmeye büyük önem verdikleri bilinmektedir .”[113] Kurtubi Enes’in sözünü şu şekilde açıklıyor: “Enes’in bu sözden maksadı yalnız Ensar’dan olanlardır. Çünkü sahabilerden başka bir grup da Kur’an’ı toplamaya önem veriyordu. Örneğin: Osman b. Affan, Ali (a.s), Abdullah b. Mes’ud, Abdullah b. Amr b. As, Salim Mevla Ebi Huzeyfe.[114] Ebu Ömer, Kays b. Seken’in tercümesinde onun Ebu Zeyd olduğunu zannnediyor. Ebu Ömer’in dışındaki bazıları da aynı görüşteler.[115]  Ama başka bir gruba göre “Ebu Zeyd, Said b. Ümeyr’dir”. Gerçi ona “Sabit” veya “Kays b. Seken” de denildiğine inanmaktadırlar.[116] Merzbani ve bazıları ona “Sabit” diyor ve Resulullah (s.a.v) in zamanında Kur’an’ı bir araya getiren altı kişiden biri olduğunu kabul ediyorlar.[117] Buna rağman İbn-i Abdulbirr’in, Kur’an’ın Resulullah (s.a.v) in zamanında Zeyd tarafından toplandığı hususunda bir grubun şüphe ettiğini gösteren görüşlerini naklettiğini görmekteyiz.O şöyle diyor: ...Bir grup İbn-i Şahab’ın hadisini delil göstererek itiraz etmişler. İbn-i Şahab Ubeyd b. Sebbak’tan, o da Zeyd b. Sabit’ten şöyle naklediyor: “Yemame’de Kur’an karileri öldürüldükten sonra Ebu Bekr bana Kur’an’ı biraraya toplamamı emretti. Ben de bu işe koyularak Kur’an’ı tahtalardan, mektuplardan ve hafızlardan yararlanarak topladım. Hatta Tevbe suresinin son ayetini Huzeyme ya da Ebu Huzeyme adlı birisinde buldum. Bazıları bu hadis hakkında şöyle diyorlar: “Eğer Kur’an Resulullah (s.a.v) in zamanında toplanmış olsaydı Zeyd onu kendi hafızasından yararlanarak toplar ve başka şeylerden yararlanmasına gerek kalmazdı.[118] Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki Muhammed b. Ka’b el-Kurazî, Zeyd’den başkasını Kur’an’ı Resulullah (s.a.v) in zamanında toplayanlardan saymamıştır.İbn-i Abdulbirr’in sözü yine tartışılabilir. Şöyle ki, Zeyd’in kendi hafızasındakilere dayanmadan Kur’an-ı Kerim’i toplamaktaki hedefi, halka, kendi re’yine göre haraket etme gibi herhangi bir diktatörlüğünün olmadığını ispatlamaktir.Ayrıca İbn-i Mes’ud, Kur’an’ı toplama görevinin Zeyd’e verilmesine ve onun bu işe ehil olmadığını vurgulamak için karşı çıkıyor ve şöyle diyor: “İbn-i Mes’ud Kur’an’ın 70 suresini Resul-i Ekrem (s.a.v) in mübarek ağzından işitmiştir. Ama Zeyd o zamanlar çocuklarla oynuyordu.”[119] Buna göre, İbn-i Abdulbirr’in söyledikleri güçlü bir görüş olarak kalıyor. Herhalukârda, Enes’in rivayeti bu konudaki tek rivayet değildir. Bu konuda İbn-i Sirin’den de bir hadis naklolunmuştur; buna benzer bir soru onda da söz konusudur. Çünkü o da önceki hadiste adı geçenleri saymıştır; ancak şu ikisinde ihtilaf vardır:Ebu Derda (bir söylentiye göre de “Osman”.), Temim-ud Dar.[120] Bir başka hadiste, Şa’bi: “Kur’an’ı bir araya getirenlerin 6 kişi olduğunu naklederek.” Yukarıdakilere Ebu Derda ve Said b. Ubeyd’de eklemiştir.[121] Muhammed b. Kaab-i Karzi’den şöyle naklolunuyor: “Onlar 5 kişiydiler: Muaz, Ubey, Ebu Derda, Ubadet b. Sabit. Ebu Eyyub-i Ensari.[122] Ubade b. Sabit, Ubadet-i Samit’in hatalı yazılışıdır. Ubadet b. Sabit hakkında sahabelerin biyografisinde bir şey bulamadık. İbn-i Nedim Şa’bi ve Enes’in söylediklerine ilave olarak Emir-ul Müminin Ali (a.s)’ı ve Ubeyd b. Muaviye’yi de eklemiştir.[123] Ali b. Ribah şöyle diyor: “Resulullah (s.a.v) in zamanında Ali b. Ebi Talip ve Ubey b. Kaab Kur’an’ı bir araya getirmiştir.”[124] İbn-i Hebban da Resulullah (s.a.v) in zamanında Kur’an’ın Ubey b. Kaab tarafından bir araya toplandığını söylemektedir.[125] Hz. Ali (a.s)dan şöyle naklediliyor: “Resulullah (s.a.v) den yalnızca Kur’an’ı ve bir de bu sahifede olanı yazdık.”[126] İbn-i Habib ise Resulullah (s.a.v) in zamanında Kur’an’ı toplayanların şunlar olduğunu söylüyor: “Ebu Derda, Zeyd b. Sabit, Ebu Zeyd, Sabit b. Zeyd, Ubey, Muaz ve Saad b. Ubeyd.”[127] Saad b. Ubeyd galiba daha önce adı geçen Said’le farklı kişilerdir.[128] İbn-i Saad şöyle diyor: “Kufeliler’in naklettiğine göre o, Kur’an’ı Resulullah (s.a.v) in zamanında bir araya getirenlerden birisidir.”[129] 
Kur’an’ı biraraya getirdiği söylenenlerden bazıları da şunlardır: Kays b. Ubey Sa’saa, Amr b. Zeyd-ul Ensari, el-Bedri.[130] İbn-i Esir de şunları nakletmektedir:Kays b. Seken, Ümm-u Varakat b. Nevfel.(Ve bir görüşe göre de Abdullah b. Haris’in kızı, da Kur’an’ı biraraya getirmiştir.)[131] Biyografilerde ve diğer bazı kitaplarda Kays b. Seken’in Kur’an’ı toplayanlardan biri olduğu yazılmıştır.[132]  Yine Ümm-u Varakan’ın da onlardan olduğunu beyan etmişlerdir.[133] Mecma b. Harise’nin de Resulullah (s.a.v) in zamanında bir-iki surenin dışında, Kur’an’ı topladığını şöyle açıklıyorlar: “Resulullah (s.a.v)  irtihal ettiğinde Kur’an’ın bir ya da iki suresi kalmıştı (geri kalanını toplamıştı).”[134] Dani, İbn-i İshak’tan Kur’an’ı biraraya getirenlerin şunlar olduğunu naklediyor:Ebu Musa Eş’ari, Mecma b. Cariye[135]  (Galiba doğrusu daha öncede adı geçen Mecma b. Harise’dir), Abdullah b. Amr. Abdullah şöyle diyor: “Kur’an’ı biraraya toplayarak her gece okuyordum. Bu haber Peygamber (s.a.v) e ulaşınca “Kur’an’ı bir ayda oku”diye buyurdu...”[136] Aynî diyor ki: Ebu Ömer ve Osman b. Said-ud Dani’nin söylediğine göre 4 halife Kur’an’ı Resulullah (s.a.v) in zamanında bir araya getirmişlerdi.[137] O halde adı geçenlere iki kişi daha eklenmektedir: Ebu Bekr b. Ebi Kuhafe, Ömer b. Hattab.Osman b. Affan’ın kendisi şöyle diyor: “Kur’an’ı Peygamber (s.a.v) in zamanında bir araya topladım.”[138] Suyuti: Osman b. Affan’ın Kur’an’ı bir araya topladığını kendisinden nakletmektedir. Hatta İbn-i İbad diyor ki: “Osman ve Me’mun’dan başka halifelerden hiç biri Kur’an’ı toplamamıştır.”[139] İbn-i İbad’ın Kur’an’ın toplanmasından maksadı onun ezberlenmesi olabilir. Ama bunu söylemek zordur. Çünkü Hz. Ali (a.s) da Kur’an hafızlarından biriydi.Bunun üzerine yukardaki hadislerde, ismi tekrarlananları saymazsak toplam 24 kişi Peygamber (s.a.v) in zamanında Kur’an’ı bir araya toplamıştır.

genel bakış

Resulullah (s.a.v) in zamanında bir çok mushaf’ın olduğunu ve Resul-i Ekrem (s.a.v) in müslümanları Kur’an’a bakarak ve düşünerek okumaya teşvik ettiğini, açıkça gördük.Hz. Ali (a.s), Ubey ve İbn-i Mes’ud gibi bazı büyük sahabilerin kendilerine ait özel mushaflarının olduğunu herkes itiraf etmektedir.Rafi şöyle diyor: “Ali b. Ebi Talib, Ubey b. Kaab, Zeyd b. Sabit ve Abdullah b. Mes’ud Kur’an’ı tam olarak yazmış ve bu Kur’anlar sonradan yazılanlar için temel olarak alınmıştır. Bunda ittifak  vardır.”[140] Bu söz açıkça Kur’anların birinci halife zamanında Zeyd tarafından toplanmadan önce toplu halde olduğunu ortaya koymaktadır.Ayrıca, Resulullah (s.a.v) in zamanında Ensar ve Ensardan olmayanların arasında Kur’an’ın bir çok “Kari ve Hafız”ları vardı. Onların sayılarını yukarıda söylenenlerle sınırlandıracak delilimiz yoktur. Hatta Bi’ri Maune ve Yemame’de öldürülenler hakkında şöyle naklediyorlar: “Bi’ri Maune’de 70, Yemame’de ise yine aynı miktarda Kâri öldürülmüştür”[141] Hatta onların 500[142]  ya da 400[143]  kişi olduğu da söylenmiştir.Zühri şöyle diyor: “Ömer’in meclisinde bir çok genç ve yaşlı kariler vardı. Ve Ömer onlarla çok müşavere ederdi....”[144] Dolayısıyla Kur’an’ı biraraya toplamaktan maksadın onu ezberlemek olduğunu söylemek hiç bir şekilde mümkün değildir.
Karileri Belli Sayılarla Sınırlandırma Hatası
Aynî, Kur’an karilerini belli bir sayıda sınırlandırmıştır. Bu hususta Askalani bile şöyle diyor: “Onların bazıları Kur’an’ı Resulullah (s.a.v) in zamanında bir araya getirmemişlerdir. Çoğusu sonradan toplamış ya da tamamlamışlardır.”[145] Ne Aynî’nin, ne de Askalani’nin sınırlandırmalarını kabul edilebilir. Feyz-i Kaşani’nin sözü ise daha da hatalıdır. O şöyle diyor: “Resulullah (s.a.v)  vefat ettiğinde 20,000 civarında sahabisi vardı. Ve onlardan yalnızca 6 kişi hafız idi. Hatta o 6 kişiden ikisinde de ihtilaf vardır. Onların çoğusu bir ya da iki surenin hafızı idiler. Bakara ve En’am’ı ezberleyenler ise alim sayılırdı.”[146] Galiba Merhum Feyz-i Kaşani, (bu konuda) Şa’bi’nin hadisinden başka bir hadis bulamamıştır. Çünkü Şa’bi, Kur’an’ı toplayanları 6 kişiyle sınırlandırmıştır. Ancak yukarıda da belirttiğimiz gibi Kur’an’ın hafız ve karilerinin sayısı bundan çok daha fazla idi. Çünkü bunlardan onlarcası, belki de yüzlercesi Yemame’de öldürülmüşlerdi. Ayrıca sahabilerin elinde bir çok mushaf’ın olduğundan, Resulullah (s.a.v) in insanları ona bakarak ve düşünerek okumaya, Kur’an’ın hıfz ve hatmine teşvik ettiği hususundaki delillerini de zikrettik. O halde ister Kur’an’ı hatmedenler konusunda olsun, ister hafızlar, isterse onu yazanlar için olsun. Aynî’nin sınırlandırmasıyla veya ondan daha az olan Feyz-i Kaşani ve Askalani’nin verdiği sayıyla yetinmek kabul edilebilir nitelikte değildir. Özellikle Aynî ve Kaşani herhangi bir delile dayanmaksızın bir çok kari’yi bir kenara itmiş ve kari’leri sınırlandırma yanlışlığına düşmüşlerdir.

Dipnotlar:
[1]- Sözü geçen alimlerin görüşleri için şu kaynaklara müracaat edilsin: el- Burhan (Zerkeşi) c.1, s.238-240; Menahil-ul İrfan (Zergani) c.1, s.240-241; Kitab-ul İtgan (Suyuti) c.1, s.60; Tarih-ul Kur’an (Zencani) s.46-47, el-Te’vil (Hazin) c.1, s.7; Karaib-ul Kur’an (Nişaburi, Cami-ul Beyan Taberi’nin haşiyesinde) c.1, s.24; Ukzubet-u Tahrif-il Kur’an, s.17-18.[2] - el- Fusul-ul Muhimme (Hürr-ü Amuli) s.160.[3] - Ecvibet-ul Mesail, Musa Carullah s.29-30.[4] - Saad-us Suud s.192-193.[5] - Tarih-ul Kur’an (Dr. Sağir) s.85-87; İbn-i Hacer’in sözleri için de Feth-ul Bari, kitabına c.9, s.1 başvurulabilir.[6] - Mecme-ul Beyan c.1, s.16.[7] -Mecme-ul Beyan, c.1, s.16; Sahih-i Buhari, c.3, s.149; Müstedrek-ul Hakim; Mecme-uz Zevaid, c.7, s.159-165; Hilyet-ul Evliya, c.4, s.194; et-Terğib vel-Terhib, c.2, s.342.[8] - Menahil-ul İrfan, c.1, s.234 ve 308; Müsned-i Ahmed, c.5, s.324; el-Beyan (Hoî) s.274; Tarih-ul Kur’an (Sağir), s.80; Mehasin fi Ulum-ul Kur’an, s.121, Hayat-us Sahabe, c.3, s.260; Müstedrek-ul Hukkam, c.3, s.356.[9] - Kenz-ul Ummal, c.2, s.223, Menahil-ül İrfan, c.1, s.308 ve 235; Tarih-ul Kur’an (Zencani), s.40.[10] -el- Müsennif (Sen’ani) c.9, s.201.[11] - Hilyet-ul Evliya, c.1, s.256; Hayat-us Sahabe, c.3, s.221. [12] - Menahil-ul İrfan, c.1, s.308; Ensab-ul Eşraf, c.1, s.243 ve 257.[13] - Tabakat (İbn-i Saad) c.2, s.206.[14] - Hilyet-ul Evliya, c.1, s.210; Hayat-us Sahabe, c.2, s.507.[15] - Talayih-ul Hamiş, c.1, s.451; Hilyet-ül Evliya, c.1, s.123.[16] - el- Faik, c.4, s.11.[17] - Mecme-uz Zevaid, c.7, s.168. [18] - Et-Tabakat-ul Kübra (Sadır Yayınevi), c.8, s.89; Ensab-ul Eşraf, c.1, s.264; Keşf-ul Estar, c.2, s.266 ve c.1, s.230; Mecma-uz  Zevaid, c.5, s.255 ve c.7, s.161 ve c.2, s.63.[19] - el-Müsennef (Abdurrezzak), c.3, s.366; Mecma-uz Zevaid, c.7, s.167; Hayat-us Sahabe, c.3, s.255.[20] - el-Kün’ye vel- Elkab (Kummi), c.1, s.116.[21] - Keşf-ul Estar (Müsned-ul Bezar’dan nakletmiştir.) c.3, s.94; Mecma-uz Zevaid, c.7, s.162.[22] - Kenz-ul Ummal, c.2, s.219.[23] - Aynı kaynak ve Hisal, c.2, s.602; Mec’ma-ul Beyan, c.1, s.16; Vesail-uş Şia, c.4, s.838-839.[24] - Sahih-i Müslim, c.3, s.100; Müşkül-ul A’sar, c.2, s.419; Hilyet-ul Evliya, c.1, s.257 ve 366; Kenz-ul Ummal, c.2, s.140-141.[25] - Kenz-ul Ummal, c.2, s.183.[26] - Sıffin (Menkari), s.188.[27] - Sıffin, s.478; Muruc-uz Zeheb, c.2, s.390; Tarih-ul Kur’an (Ebyari), s.152.[28]- Ensab-ul Eşraf (Mahmudi’nin araştırması), c.3, s.42.[29] - Tarih-ul Umem vel Muluk (Taberi), c.6, s.350, el- Kamil fit- Tarih, c.4, s.472; el- Bidaye ven- Nihaye c.9, s.42 ve 47.[30] - el-Evail, c.2, s.62.[31] - Tabakat-u İbn-i Saad, c.2, 2.bölüm s.104; Kenz-ul Ummal, c.2, s.224-225; Keşf-ul Estar, c.3, s.251; Mecme-uz Zevaid, c.9, s.288; Feth-ul Bari, c.9, s.40-41.[32] - Tarih-ul Kur’an (Zencani) S.39-40; el- İtgan, c.1, s.50; el- Maarif  (İbn-i Kutaybe) s.260; el-Müfessea fi Tarih-il Arab Kabl-el İslam, c.8, s.134.[33] - Muhazirat-ul Udeba, c.2, cüz.4, s.438.[34] - el-Burhan (Zerkeşi), c.1, s.242-243.[35] - Sahih-i Buhari, c.3, s.151-152; Tefsir (İbn-i Kesir), c.4, s.49; Kenz-ul Ummal c.1, s.451, v.s. kitaplar. [36] - el-Cami-ul Ahkam-il Kur’an, c.1, s.58; Kenz-ul Ummal, c.2, s.374.[37] - el-İsabet, c.2, s.50; Mebahis-un fi Ulum-il Kur’an, s.120, vs. kitaplar.[38] - el-İtkan, c.1, s. 104-72; Tefsir-i İbn-i Kesir, c.4 s.49; Feth-ul Bari, c.9, s.49, Muhazirat (Rağib), c.2, cüz.4, s.436; Mecme-uz Zevaid, c.7, s.171.[39] - el-İtkan, c.1, s.104; Tefsir-i İbn-i Kesir, c.4. s.49; Muhazirat (Rağib) c.2, cüz.4, s.436.[40] - En- Naşr-u fil Kıraat-il Aşr, c.2, s.452-453; Kenz-ul Ummal, c.1, s.482; Mecma-uz Zevaid, c.7, s.172.[41] - el-İtkan, c.1, s.111; Sevab-ul A’mal, s.127; Kenz-ul Ummal, c.1, s.537; Nevadir-ul Usul, s.335.[42] - Mehaccet-ul Beyza, c.2, s.264; en- Neşr, c.2, s.445-447, çeşitli kaynak ve ibaretlerle. [43] - Kenz-ul Ummal, c.1, s.454.[44] - Aynı kaynak, c.1, s.453 ve 461; en- Neşr fil- Karaat-i Kur’an, c.2, s.453.[45] - Kenz-ul Ummal, c.1, s.461. [46] - Mecma-uz Zevaid, c.7, s.162-163.[47] - Kenz-ul Ummal, c.1, s.537. [48] - A. k. c.2, s.226. Ama Mecma-uz Zevaid, c.7, s.172’de şöyle diyor: “Enes b. Malik her zaman böyle yapardı.”[49] - Kenz-ul Ummal, c.1, s.482-3.[50] - el-Burhan (Zerkeşi), c.1, s.475; Delail-un Nübüvvet ven- Neşr, c.2, s.464.[51] - el-Burhan (Zerkeşi), c.1, s.470-471.[52] - Nevadir-ul Usul, s.334-335.[53] - en-Neşr, c.2, s.440-441.[54] - Mecma-ul Beyan, c.1, s.15; İzhar-ul Hak, c.2, s.90.[55] - en-Neşr, c.2, s.464-465.[56] - Saad-us Suud, s.192-193.[57] - Ecvibet-ul Mesail, s.31.[58] - el-Vezra vel- Kitap, s.12-13; Es- Siret-ul Halebiyye, c.3, s.326-327; Tecarib-ul Umem, c.1, s.161-162; el-Bidaye ven-Nihaye, c.7, s.339; Buhus-un fi tarih-il Kur’an ve Ulumih (Vahiy kitabı bölümü); Feth-ul Bari, c.9-19 ve 20 (Zeyd b. Sabit’in yaşantısını anlatırken); Sıfat-us Safve, c.1, s.704.Not: Baklani “Peygamber (s.a.v) in zamanında Kur’an’ın toplanışı” adlı eserinde Peygamber (s.a.v) in Kur’an’a “Kitap” ismini koyduğunu söylemiştir. (Ukzubet-u Tahrif-il Kur’an, s.18)[59] - Mecma-uz Zevaid, c.1, s.152; Tarih-ul Kur’an (Sağir), s.80.[60] - Delail-un Nübüvve (Beyhaki), c.1, s.242.[61] - Tehzib-u Tarih-i Dimeşk, c.5, s.447; Sahih-i Buhari, c.3, s.145, Feth-ul Bari, c.9, s.20; el- Bidaye ven- Nihaye, c.7, s.347.[62] - Kitab-ut Te’vil, c.1, s.8; Menahil-ul İrfan, c.1, s.24; Mebahis-un fi Ulum-il Kur’an, s.142; el- İtkan, c.1, s.62.[63] - el- Cami-us Sahih (Tirmizi), c.5, s.272; Tarih-i Yakubi, c.2, s.43; el- İtkan, c.1, s.62; el- Burhan (Zerkeşi), c.1, s.241; et- Temhid, c.1, s.213; Tarih-ul Kur’an (Sağir) s.81, (Medhal-un ilel- Kur’an-i Kerim’den naklen, s.34) ve Menahil-ul İrfan, c.1, s.240’da ise ibaret şöyledir: “Bu sureyi falan konunun zikredildiği yere koyun”. [64] - Müstedrek-ul Hakim, c.2, s.330 ve 221, Garib-ul Hadis, c.4, s.104; el-Burhan (Zerkeşi), c.1, s.234-235, Garaib-ul Kur’an, c.1, s.24; Feth-ul Bari, c.9, s.19,20,38,39; Kenz-ul Ummal, c.2, s.367; Fevatih-ur Rehemut, (el-Müstefa’nın haşiyesinde), c.2, s.12; Ed-Dürr-ul Mensur, c.3, s.207-208; Müşkül-ül Asar, c.2, s.152; el- Beyan, s.268; Buhus-un fi Tarih-il Kur’an ve Ulumih s.103; Menahil-ul İrfan, c.1, s.347; Mebahisun fi Ulum-il Kur’an, s.142; Tarih-ul Kur’an (Sağir), s.92, Cevahir-ul Ahbar vel- Asar (el-Behr-uz Zehhar’ın haşiyesinde), c.2, s.245; Sünen-i Ebi Davud, c.1, s.209; el- Sünen-ul Kubra (Beyhaki), c.2, s.42; Ahkam-ul Kur’an, c.1, s.10, Müsned-i Ahmed, c.1, s.57 ve 69.[65] - el- İtkan, c.1, s.60; et- Temhid, c.1, s.213; Buhus-un fi Tarih-il Kur’an ve Ulumih, s.103; Mebahis-un fi Ulum-ul Kur’an, s.140 ve 145; Kenz-ul Ummal, c.2, s.10.[66] - Tefsir-i Mecma-ul Beyan, c.2, s.394; el- Cami li Ahkam-ul Kur’an, c.1, s.60-61, et-Temhid, c.1, s.213.[67] - Tarih-ul Kur’an (Ebyari), s.108-109; Ulum-ul Kur’an-il Kerim, s.153; ve yeni “es-Sahih min Siret-in Nebiyy-il Azam” kitabı, c.2, s.87-90’a müracaat edilsin, Keşf-ul Estar, c.3, s.169; Mecma-uz Zevaid, c.9, s.63.[68] - Feth-ul Bari, c.9. s.19; es-Siret-ul Halebiyye, c.3, s.326.[69] - el-Bidayet-u ven Nihaye, c.7, s.340.[70] - el-İtkan, c.1, s.14-18.[71] - el-İtkan, c.1, s.24 ve yine Ulum-ul Kur’an-il Kerim, 124’e de müracaat edilebilir.[72] - Te’vil-u Muhtelif-il Hadis, s.286; Cami-u Beyan- il ilm, c.1, s.76; Müsned-i Ahme, c.3, s.21,12,39,56; Sünen-id Derami, c.1, s.119; Teşyid-ul ilm, s.28’den 32’ye Mecme-uz Zevaid, c.1, s.151; Kenz-ul Ummal, c.1, s.179; el- Esrar-ul Merfue, s.9, Sahih-i Müslim, c.8, s.229; Fethu-ul Bari, c.9, s.10-11.[73] - Tarih-ul Kur’an (Abyari), s.108.[74] - Müstedrek-ul Hakim, s.611 ve 129, el-Burhan (Zerkeşi), c.1, s.237,256 ve 235; Fevatih-ul Rahemut (el- Müstevfa’nın haşiyesinde), c.2, s.13; el- İtkan, c.1, s.57 ve 60; Menahil-ul İrfan, c.1, s.240; el-Beyan (Hoi), s.273; Buhus-un fi Tarih-il Kur’an ve Ulumih, s.105, 126 ve 130; Müsned-i Ahmed, c.5, s.185; Ukzubet-u Tahrif-i Kur’an, s.16, (el- Müsanif’ten naklen) İbn-i ebi Şeybe, c.3, s.145.[75] - Tarih-u Vasıt, s.102; Kenz-ul Ummal, c.17, s.105, Tezkiret-ul Hifaz, c.1, s.12.[76] - Tarih-ul Kur’an (Zencani), s.64,44 ve 45; Tefsir-ul Burhan (mukaddime), s.36; Umdet-ul Kari, c.2, s.16; el- Bihar, c.89, s.48,52; el- İtkan, c.1, s.57-58; Menakib-u Âl-i Ebi Talib, Şehr-i Aşub, c.2, s.41; Tefsir-ul Kummi, c.2, s.451; el- Mehaccet-ul Beyza, c.2, s.264; Tarih-ul Kur’an (Abyari), s.84 ve 106; Tefsir-us Sırat-il Müstakim, c.1, s.366 dipnotta); el- Vâfi, c.5, s.274; Ukzubet-ul Tahrif-ul Kur’an, s.17.[77] - Diğer kaynaklar için “es- Sevk fi Zill-id Devlet-il İslamiyye, s.68”e müracaat edilebilir.[78] - Tarih-ul Kur’an (Sağir), s.77; Tarih-ul Kur’an (Zencani) s.39.[79] - Sünen-i Daremi, c.2, s.439, Müsned-i Ahmed, c.4, s.150 ve 153, Tefsir-i İbni Kesir, c.4 (Hatime), s.34.[80] - Tefsir-i İbn-i Kesir, c.4, (Hatime), s.34.[81] - Müsned-i Ahmed, c.2, s.173.[82] - el-Burhan (Zerkeşi), c.1, s.462; Kenz-ul Ummal, c.1, s.477; el-İtkan, c.1, s.108.[83] - el-Burhan (Zerkeşi) c.1, s.462; el-İtkan, c.1, s.108; Kenz-ul Ummal, c.1, s.460; Tarih-ul Kur’an (Sağir), s.84; Mecme-uz Zevaid, c.7, s.165. [84] - el-Burhan (Zerkeşi), c.1, s.463.[85] - el-İtkan, c.1, s.108; Kenz-ul Ummal, c.1, s.534; Tarih-ul Kur’an (Sağir), s.84.[86] - el-İtkan, c.1, s.108; Tarih-ul Kur’an, (Sağir), s.84; Mecma-uz Zevaid, c.7, s.165.[87] - Keşf-ul Estar (Müsned-il Bezzar’dan naklen), c.3, s.93-94, Mecma-uz Zevaid, c.7, s.171.[88] - Mehaccet-ul Beyza, c.2, s.231; Kenz-ul Ummal, c.1, s.455; Nevadir-ul Usul, s.333.[89] - Sevab-ul A’mal, s.129; el-Vesail, c.4, s.853.[90] - Kenz-ul Ummal, c.2, s.223-224 ve s.214, c.1, s.464, 544 ve 547’ye de başvurulabilir; Sünen-i Ebi Davud, c.3, s.36; Sahih-i Müslim, c.6, s.30; Tarih-ul Kur’an (Sağir) s.85; Müsned-i Hamidi, c.2, s.306; Sahih-i Buhari, c.2, s.109; Muvattaa-i Malik (Tenvir-ul Havalik ile birlikte), c.2, s.5; Şerh-ul Muvattaa-i Malik (Tenvir-ul Havalik ile beraber), c.2, s.5; Şerh-ul Muvattaa (Zerkani), c.3, s.287; Keşf-ul Estar, c.2, s.272; Mecma-uz Zevaid, c.5, s.256; Müşkil-ul A’sar, c.2, s.368-370; el-Müsannif (Abdurrezzak), c.5, s.212; el-Mahalli, c.7, s.349; el-Mu’teser minel Muhtasar, c.1, s.27; Sünen-i İbn-i Mace, c.2, s.961; Sünen-i Beyhaki, c.1, s.108; Nesb-ur Re’ye, c.3, s.383-384; Feth-ul Bâri, c.6, s.93; Tevil-ul Muhtelef-il Hadis, s.202; Mecma-uz Zevaid, c.5, s.256; Kitab-ul Emare, c.2, s.131.[91] Kenz-ul Ummal, c.1, s.477; Nevadir-ul Usul, s.333.[92] - Kenz-ul Ummal, c.1, s.477.[93] - Kenz-ul Ummal, c.1, s.548 ve 543. [94] - Nevadir-ul Usul, s.334.[95] - Tarih-ul Kur’an (Sağir), s.84; el-İtkan’dan (Suyuti), c.4, s.166’dan naklen. [96] - Kenz-ul Ummal, c.1, s.170.[97] - Mecma-uz Zevaid, c.7, s.165-166.[98] - Kenz-ul Ummal, c.1, s.544; Tarih-ul Kur’an (Sağir), s.84.[99] - Mecma-uz Zevaid, c.9, s.371; Hayat-us Sahabe, c.3, s.244.[100] - el-Burhan (Zerkeşi), c.1, s.462; İtkan, c.1, s.108; Kenz-ul Ummal, c.1, s.459, (s.460 ve 541 dede buna yakın bir ibaret var) Muhazirat-ul Udeba, c.2, cüz.4, s.435 ve 437.[101] - el-Burhan (Zerkeşi), c.1, s.462; Kenz-ul Ummal, c.1, s.477.[102] - Adab-ul Mutaallimin (Şeyh Tusi), Şerh-i Bab-ul Hadi Aşer’in ekinde, s.151; el-Mehaccet-ul Beyza, c.2, s.231; Kenz-ul Ummal, c.1, s.455 ve 469.[103] - Kenz-ul Ummal, c.1, s.477.[104] - Kenz-ul Ummal, c.1, s.493.[105] - Kenz-ul Ummal, c.1, s.478; Keşf-ul Estar, c.3, s.93-94; Macma-uz Zevaid, c.7, s.165.[106] - Kenz-ul Ummal, c.1, s.478. [107] - A.K, s.549. « Muhtemelen, Hz. Peygamber (s.a.v)  bazı ayetlerin yere yazıldığını görmüş ve böyle buyurmuştur.[108] - A.k. s.548-549.[109] - Es-Sahih-u Min Sireti Nebiyy-i A’zam (s.a.v) , 5. cüzünün “Gazvet-ü Bi’r-i Maune” bölümünde bahsettik. [110] - Kenz-ul Ummal, c.2, s.363.[111] - el-Fihrist (İbn-i Nedim), s.29; et-Temhid Fi Ulum-il Kur’an, c.1, s.20[112] - Sahih-i Buhari, c.2, s.201; c.3, s.147; Tabakat-u İbn-i Saad, c.2, 2.kısı, s.112-113; Tefsir-ul Hazin, c.1, s.7; Libab-ut Te’vil (Nişaburi, Cami-ul Beyan’ın haşiyesinde), c.1, s.24; Menahil-ul İrfan, c.1, s.236; el-Cami li Ahkam-il Kur’an, c.1, s.56-57; el-Bihar, c.89, s.77; el-Burhan (Zerkeşi), c.1, s.241; el-İtkan, c.1, s.70-71; Umdet-ul Kari, c.20, s.26; Tehzib-ul Tarih-i Dimeşk, c.5, s.448-137; Tefsir-i İbn-i Kesir, c.4, s.28’in dipnotunda; Tarih-ul Kur’an, s.47; Feth-ul Bari, c.9, s.49; Kenz-ul Ummal, c.2, s.390; el-Beyan (Hoi), s.269; Usd-ul Gabe, c.4, s.216; el-İstiab (el-İsabe’nin haşiyesinde), c.3, s.224; el-Câmi-us Sahih (Tirmizi), c.5, s.666; Tezkiret-ul Hafız, c.1, s.25 ve 31; el-Bidaye ven- Nihaye, c.7, s.340-346.[113] - Sindi’nin Sahih-i Buhari’ye haşiyesi, c.3, s.147.[114] - el-İstiab (el-İsabe’nin haşiyesinde), c.3, s.224; Usd-ul Gabe, c.4, s.216.[115] - el-İsabe, c.3, s.250; el-İstiab, c.3, s.224, Usd-ul Gabe, c.4, s216.[116] - Usd-ul Gabe, c.4, s.216; el-İsabe, c.4, s.78 ve c.2, s.30, el-İstiab, c.4, s.78.[117] - Nur-ul Kabes, s.104 ve 105; el-Muhbir, s.386, Feth-ul Bari, c.9, s.49, .el-İtkan, c.1, s.72; Umdet-il Kari, c.20, s.27.[118] - el-İstiab (el-İsabe’nin haşiyesinde), c.1, s.552.[119] - Bunun bir çok kaynağı var. Örneğin: Feth-ul Bari, c.9, s.44.[120] - Tabakat-u İbn-i Saad, c.2, 2. kısım, s.113; el-Burhan (Zerkeşi), c.1, s.241, .el-İtkan, c.1, s.72; Tarih-ul Kur’an, s.47.[121] - Tabakat-u İbn-i Saad, c.2, 2.kısım, s.112-114, el-Burhan (Zerkeşi), c.1, s.241; el-İtkan, c.1, s.72; Feth-ul Bari, c.9, s.48; Nur-ul Kabes, s.105 ve 245; Kenz-ul Ummal, c.2, s.365 ve 374; el-İzah (İbn-i Şazan), s.222; el-Beyn, s.269. (Munteheb, Kenz-ul Ummal, c.2, s.214’den naklen); Tehzib-i Tarihi Dimeşk, c.5, s.448, Tarih-ul Kur’an, s.47 (Buhus’un Havle Ulum-il Kur’an, s.214’den naklen); el-İsabe, c.2, s.50; Mecma-uz Zevaid, c.9, s.312.[122] - Tabakat-u İbn-i Saad, c.2, 2. bölüm, s.113-114; Feth-ul Bari, c.9, s.48, el-İtkan, c.1, s.72; Tarih-ul Kur’an, s.47; Kenz-ul Ummal, c.2, s.365 ve 374; Menahil-ul İrfan, c.1, s.237; Umdet-ul Kari, c.20, s.27 (Ancak bu kitapta Ubadet b. Sabit’in yerine Ubadet b. Samit gelmiştir.) Hayat-us Sahabe, c.3, s.221.[123] - el-Fihrist, s.30; Tarih-ul Kur’an (Zencani), s.46; Tarih-il Kur’an (Ebyari), s.95.[124] - Tarih-ul Kur’an (Zencani), s.47; A’yan-uş Şia, c.1, s.87; Tefsir-i İbn-i Kesir, c.4, s.28’in dipnotu.[125] - Meşahir-ul Ulema-il Emsar, s.12.[126] - Tarih-u Vasit, s.102; Kenz-ul Ummal, c.17, s.105; Tezkiret-ul Hafız, c.1, s.12.[127] - el- Muhbir, s.386; el-itkan, c.1, s.72; Feth-ul Bari, c.1, s.49; Umdet-ul Kari, c.20, s.27.[128] - Umdet-ul Kari, c.20, s.27; el-istiab (el-isabe’nin haşiyesinde), c.2, s.41; el-isabe, c.2, s.31 ve 50; Usd-ul Gabe, c.2, s.313, (Bu kitapta onun Said b. Ubeyd ile bir olup-olmadığı bahsedilmiştir.)[129] - Tabakat (İbn-i Saad - Sadır yayınları), c.3, s.458.[130] - Umdet-ul Kari, c.20, s.27; el- itkan, c.1, s.72; Tarih-ul Hulef’a, s.147.[131] - Umdet-ul Kari, c.20, s.27; el- itkan, c.1, s.72; Tarih-ul Kur’an (Ebyari), s.108; Hilyet-ul Evliya, c.2.[132] - el- İsabe, c.3, s.250; el- İstiab, c.2, s.224; Usd-ul Gabe, c.4, s.216; Tabakat-u İbn-i Saad (Sadır yayınları), c.3, s.513.[133] - Yukarıdaki kaynakların yanında: Tabakat-ul İbn-i Saad, c.8, s.335; Et- Teratib-ul İdariyye, c.1, s.47; Tarih-ul Kur’an (Zencani), s.41, el- Beyan, s.273, Usd-ul Gabe, c.5, s.626; Fil İsabe, c.4, s.505.[134] - Tabakat-u İbn-i Saad, c.2, 2. bölüm, s.113; Tenzih-i Tarihi Dimeşk, c.5, s.448; et-Teratib-ul İdariyye, c.1, s.46, Kenz-ul Ummal, c.2, s.374; Mecma-uz Zevaid, c.9, s.312.[135] - Umdet-ul Kari, c.20, s.27; el-itkan, c.1, s.72.[136] - el-İtkan, c.1, s.72; Menahil-ul İrfan, c.1, s.237; Feth-ul Bari, c.9, s.47; Tefsir-i İbn-i Kesir, c.4, s.29’un dipnotu; el-Müsannif (Abdurrezzak), c.3, s.355; Umdet-ul Kari, c.20, s.27; Kenz-ul Ummal, c.2, s.208-209; Mebahis-un fi Ulum-il Kur’an, s.120, el-Beyan, s.269; Buhus-un fi Tarih-il Kur’an ve Ulumih, s.130; Tefsir-ul Mizan, c.12, s.121.[137] - Umdet-ul Kari, c.20, s.27.[138] - Tarih-ul Hulefa, s.162.[139] - Tarih-ul Hulefa, s.44.[140] - Buhus-un fi Tarih-il Kur’an ve Ulumih, s.115 ve 124 (İ’caz-ul Kur’an) (Rafii, s.35-36’dan naklen), Mebahis’un fi Ulum-il Kur’an (Kettan), s.124.[141] - Feth-ul Bari, c.9, s.43 ve 48; el-Burhan (Zerkeşi), c.1, s.242; Menahil-ul İrfan, c.1, s.235,238 ve 242; el-İttifak, c.1, s.70-71; Tarih-ul Kur’an (Ebyari), s.108; el-Beyan, s.260 ve 273.[142] - Tefsir-i İbn-i Kesir, c.4, s.9 (Dipnot), Menahil-ul İrfan, c.1, s.242. [143] - Kenz-ul Ummal, c.2, s.364; el-Beyan, s.262-273.[144] - Cami-u Beyan-il İlm, c.1, s.194.[145] - Feth-ul Bari, c.9, s.47; Menahil-ul İrfan, c.1, s.235; el-İttifak, c.1, s.72.[146] - Mehaccet-ul Beyza, c.2, s.246.
 

                                 Hz.Peygamber Dönemi: (Rasul’un Sağlığında Cem’)

    Mekke Dönemi:Hz.Peygamber Wahy’in Muhafazası için Azami Dikkati gösterirdi [1] Cebrail’in Okuyuşu’nu Takib’de Acele davranırdı . Wahy’i Göğsünde toplayıp Dilinde okutmak Allah’a aiddi. [2] Rasûlu-Ekrem, gelen Wahyleri önce kendisi Namazlar’da okuyarak Ezberini kuvvetlendirdi.[3] Sonra yavaş yavaş okuyarak Ezberi  kuvvetli[4] Ümmî olan Mü’minler’in [5] ezberlemesini sağladı. [6]Kur'an'da "Sana okutacağız ve Sen Allah'ın diledikleri dışında unutmayacaksın"[7] buyrulur. Hz.Peygamber'den Ayrı olarak Sahabeler de vahyi ezberlemeye çalıştılar. Gece­leri ve Namazlar’da Sürekli ondan okunan Bölümler vahy’in Korunmasına Hizmet etti. O sırada Gün’de iki vakit Namaz kılıyorlardı. Sabah ve ikindi.[8]Hz.Peygamber, kalbine indirilen kur'an’ı  İnsanlar’a Yalnız okumakla kalmadı, yazdırdı da.  52/et-Tur Suresi’nin İlk Ayetleri bunun Tanığı’dır.  80/Abese 11-14 de bu Kapsam’da düşünülebilir. "Hz.Peygamber'in kur'an'ın Doğruluk ve Tamamiyetin, Muhafaza için Yazı’yla Tesbitten Ayrı iki İlave Tedbir daha aldı.

            1-İnen Ayetleri hemen kendisi ezberliyor ve Sürekli olarak Namazlar’da, İkametinde, Yolculuğunda, Sıkıntı’da, Ferah’ta onu okuyordu. [9]Günlük Namazlar’ın kılınması esnasında kur'an Ayetleri’nin Yüksek Ses’le okunmasını emretti. Bunun Sonucu, Müslümanlar kur'an'ı Hıfz etmeyi Ödev bildiler.  Böylece kur'an bir  Tür Din Adamı Sıfatı’nı taşıyan Kimselerin Tekelinde olmadı.O kur’an’ı Sahabesine sidire sindire okurdu. Sahabe de ona Önem verirdi. Hz.Peyhamber de onların okuduklarını Kontrol ederdi.[10]

            2-Kur'an öğrenenlerin bunu Yetişmiş bir Muallim Nezareti’nde yapmalarını emretti. İlk Muallim, Peygamber'in kendisi ve sonra, kur'an'da İyi Yetişmiş olmaları dolayısıyla O’nun tarafından Yetkili kılınmış Sair Muallimler’di."[11]"Akılda Tutma ve Ezberleme kabiliyetleri Ferd’den Ferd’e Değişik olduğundan Doğal olarak Sahabe’den bazı Kimseler, Boş Zamanları’nda Tekrar edip ezberlemek Maksadıyla bu Ayetleri Yazı’yla Tesbit etmek istediler. İşte bu Ayetleri bu Şekilde Yazı’yla Tesbit işi ne Zaman başladı bunu kati olarak bilemiyoruz."[12]Rivayetler Peygamber'in gelen vahyi yazdırma Konusunda Acele davrandığını aktarırlar.[13]Vahy’in ne Zaman yazılmaya başlandı, Kesin bir Bilgimiz yok.  Tarihler Hz.Rasul’un vahy’i kendisinin yazdığından hiç bahsetmiyorlar.[14] Siyer Materyali’nde daha Mekke Dömemleri’nde bile kur'an'ın Yazılı Bölümleri bulunduğu görülür. Örneğin  Hz.Ömer'in İslam oluş kıssasını anlatan İbnu Hişam O'nun Kızkardeşi  Fatıma'ın Evi’nde Kocası Said  ile 57/el-Hadid (veya 55/er-Rahman) ile 20/TaHa (7/81, 45/20) Sureleri’ni üzerine yazıldığı bir Sahife’den okudukları anlatılır.[15] Ömer'in Müslüman oluşu, Peygamberliğin 5.Yılı’na İsabet eder ki bu, İslam Tebliği’nin Genele Tebliğe yapılmaya başlamasının 2.Yılı’dır. Yani Hicret’ten 8 Yıl önce. Hamidullah " Nakledilen bu vakanın Doğrululuk ve Gerçekliğinden Şüphe etmemiz için bir Sebeb göremiyoruz, zira İlk vahyedilen Hicret öncesi Sureler’in bir Çoğu, "Yazılı kur'an Nüshaları’nda"ndan bahsetmektedir. 45/el-Furqan 5.Ayeti ve 60/el-En'am  79 Ayeti bu vaka’ya Örnek gösterilebilir. Bizzat kur'an'da, kur'an için Devamlı Kitab Kelimesi kullanılır; Muhakkak ki bu Kelime "Yazılı bir vesika" Manasına da içine almaktadır."[16] Hadis Yazımı’nın yasaklandığını anlatan Rivayetler de de kur'an'ın Yazımı’nın olduğunu gösterir.Hz.Rasul İnanırlar’dan edindiği Katipler’e vahy’ı yazdırmaya çalıştı. Mekke Dönemi’ndeki Meşhur Katipler  Ebu Bekr, Osman, Ali, Zübeyr ibnu Avvam, Amir ibnu Fuheyre’dir.Peygamber'in yanında olan Ayetler dışında  Sahabiler kendileri için Özel Sayfalar da yazıyorlardı. Kur'an'ın Bütünü’nü Ezbere bilenlere kurra deniliyordu. İbnu Mes'ud, Muaz, Sa­lim, Ubey ibn Qa'b, Aişe, Hafsa, Ümmü Seleme, Ebu Zeyd bunlardandır.

 

            Ayetlerin Surelere Yerleştirilmesi:İnen Ayetler’in Hangi Sureler’e yazılacağı Peygamber'in Talimatı ile belirleniyordu.[17] "Tarihçiler’in verdiği Bilgi’ye göre bazan da İnen bu Parçalar içinde birkaç Sure’ye ait Ayrı Parçalar Aynı anda Nazil olabiliyordu. Yeni bir vahiy geldiğinde Hz.Peygamber, o zamana kadar Nazil olmuş bulunan Bütün içinde bu Yeniler’in alacağı yeri gösteriyordu."[18]

 

            Yazı Materyali:Peygamber kendi Hıfzı, Sahabe Hıfzı ve yapılan Kontroller’le yetinmeyip Nuzulunu takiben yazdırırdı. [19] Yazı Materyali olarak Hurma Dalları, İnce Beyaz Taşlar, Kürek Kemikleri, İşlenmiş İnce Deri Parçaları, Tahta, Çanak, Çömlek Parçaları ve Qırtas adı verilen Kağıtlar, Deri,[20] Bez, Hurma Lifi kullanıldı.İranlılar ve Romalılar gibi Kağıt Sanatı Araplar’da yoktu.

 

Medine Dönemi:Hz.Rasul Medine Dönemi’nde Ubey ibnu ka'b, Zeyd ibnu Sabit, Abdullah ibnu Rewaha gibi Yeni vahy Katipleri de edindi.  Bu Yazım İşinde el-Askalanî (852/1448) Görev alan 40'a Yakın Sahabi’den Söz eder.[21]İbnu İshak'ın Rabat'ta bulunan Siyer  Kitabı’nda şöyle bir Rivayet yer alır: "kur'an'dan ne zaman bir Parça Nazil olsa Rasulullah'a. bunu önce Erkekler’in İştirak ettiği bir Topluluk Huzuru’nda okur, Tebliğ eder ve sonra Kadınlar’dan Müteşekkil Ayrı bir Topluluğa Tebliğ ederdi."[22]Her Ramazan'da Hz.Rasul'un o Sene’ye kadar İnen Ayetleri Cibril ile okuyup karşılaştırdıkları Rivayetleri vardır."Hz.Peygamber Halk’ın Huzuru’nda baştan sonra kadar Tilavet etmek İtiyadı’ndaydı. Etrafında toplanan Ashab, beraberinde kur'an Nüshaları’nı getirirler ve bunlarla O’nun okuduklarını Mukabele ederler ve İcabında ellerindekileri düzeltirlerdi. Hayatı’nın Son Ramazan Ayı’nda[23] bunu daha İleri bir İhtiyat Tedbiri olarak İki defa tekrarladı. Bu Tarz "Mukabeleler" ve Halk Huzuru’nda Tilavet etmeler Arza (takdim) Adını alır ve bunların İşaret ettiğimiz en Sonuncusuna Arza Ahira, kur'an Tarihi’nde unutulmaz olarak kalmıştır."[24]Medine’de bir çok Çevre’ye kur’an Muallimi gönderildi.[25]Hz.Rasul son vahy’den 9 ya da 81 Gün  Sonra vefat etti. Bu Süre’den önce kitaplaşması, Ayetler’in Elimizdeki Tertip üzere inmemesindendir.Mekke'de  Okuma-Yazma Oranı Çok Düşük’tü. Mekke ve Medine'de bu Dönem’de Okur-Yazar 33 Kişi’nin Adı geçer. Yazı Yazma, Ok Atma ve Yüzme gibi 3 Hasleti taşıyana Kamil Ünvanı verilirdi. Mekke'ye yazı Harb ibnu Umeyye ile girdi. Ebu Sufyan ile İki Oğlu, Muaviye ve Yezid ibnu Ebi Süfyan Okuma Yazma biliyorlardı.Rasulullah Arap Kabileleri’yle yaptığı Yazışmalar için Katipler edinmişti. Ebu Sufyan'ın İsteği üzerine Muaviye'de bunlar arasına katıldı.[26] eş-Şehriyarî, Rasul'un Osman ve Ali'yi Wahiy Katibi olarak İhtiyar ettiğini bu ikisinin bulunmaması Durumunda Ubeyy ve Zeyd ibnu Sabit'in vahiy yazdığını  söyler. [27] Bir çok Kaynak Muaviye'nin Katipliği içine vahy Katipliği’nin girmediğini söylerler.[28]İrfan Aycan, Muaviye Biyografisi’nde O'nun vahy Katipliği yaptığından bahseden Kaynakları zikreder.[29] Kürsi Ayeti’ni yazdığı söylenirse de bu Ayet’in Hicret’in İlk Yılları’nda Nazil olduğu biliniyor. el-Mesudî, bu Mesele’ye daha Değişik Açı’dan bakar ve Muaviye'nin, Rasulullah'a, vefatı’ndan önce, sadece bir kaç defa Katiplik yaptığını belirterek, Uzun Süre Rasulullah'a Katiplik yapanlarla bir tutulamayacağını ve Katipler Zümresi’ne katılamayacağını belirtir.[30] Çağdaş Araştırmacılar’ın Tetkiki Sonucu O’nun vahy Katipliği yaptığını belgeleyen bir Delil’e rastlanmadığı görüldü.[31]

 


                                            Çoğaltılan
Mushafların Akıbetleri:
 

Bilimsel Titizliğe Riayet eden Oryantalistler’den Schwally şöyle der "Kur'an , İnsan’ın beklemeyeceği Büyük bir Titizlik ve Mükemmeliyet’le Muhafaza edilmiştir."[58]Casanova, yaptığı Araştırmalar’ın yanısıra bir başka Araştırmacı Quatremere'in Araştırmaları’na dayanarak Hz. Osman'ın çoğalttığı Mushaf Nushaları’ndan birinin Hicri 4.Asır Başlarında bilindiğini ve görüldüğünü Kaynaklar’a dayanarak söyler. [59] 

 

            1-Medine Mushafı:

            Bu Tarihî Eser, Uzun Yıllar Medine'de Ravza-ı Mutahhara'da Muhafaza edildi. Eser’in orada Mahfuz bulunduğunu, Muhtelif Tarihler’de Seyyahlar ve Meraklılar tarafından görüldüğü biliniyor. Mevlana Şiblî Tehzibu'l-Ahlaq Mecmuası’nda (H.1329/M.1911) Bu Nüsha’nın h735 Senesi’nde orada görüldüğünü kaydediyor.Eser I.Cihan Harbi’ne kadar hep Medine'de Muhafaza olundu. Harp Esnası’nda ne olur ne olmaza karşı, oradan naqledilerek Emin Yerler’de Muhafaza edilen Qıymetli Eserler Meyanında Hükumetce o da Muhafaza altına alınmıştı. Harp bittikten sonra yine oraya İade edildi.Rusya Müslümanları’ndan Musa Carullah Bigiyev, 1930 da Bolşevik Rusya'dan kaçtıktan sonra, Yakın ve Uzak Şark'ta dolaşırken Qur'an ve Mushaf’a ait Qıymetli Tetkikat’a İmza attı.  Bunları Hindistan’da neşretti. Mezkur Nüsha’nın Medine'de Ravza-i Mutahhara'da Mahfuz bulunduğunu, Medine-i Münevvere’de Mücavirliği Esnasında Eseri orada gördüğünü söyler.

 

2-Mekke Mushafı:

            Mevlana Şibli Mekke'deki Nüsha’nın Hicret’in 735. Senesi’nde orada bulunduğunu ve görüldüğünü söyler.

 

            3-Qufe Mushafı:

            Hz.Osman tarafından Qufe'ye gönderilen Nüsha, Meçhul bir Tarih’te Çukurova'nın Tarsus Şehri’ne gelmiş, orada Mahfuz imiş Tarsus, Abbasiler Zamanı’nda Önemli bir Serhat Şehri’ydi. Me'mun, Seyfu'd-Devle, Şair Mütenebbî oradadırlar. Qufe Mushafı oraya her halde Abbasiler  Zamanı’nda gelmiş olacak. Abbasi Halifeleri orada yaşardı. Nüsha orada Muhafaza olunmakta iken sonraları, Suriye'deki Humus Kalesi’ne naqledilmiş H.1050-1143/ (M.1640-1730) arasında yaşayan Meşhur en-Nablusî (H.1100/M.1689) Senesi’nde yaptığı Seyahati’nde bu Nüsha’yı Uzun Boylu Tawsif eder. Bu Nüsha 1.Cihan Harbi’ne kadar Humus’ta korunmuş, Harp Esnası’nda o da Diğer Kıymetli ve Tarihi Eserler gibi Muhafaza altına alınmış.

 

            4-Şam Mushafı:

            Şam'a gönderilen Nüsha, Qudus'le Dımışk-ı Şam arasında bulunan Taberiye'de Mah­fuz iken, sonraları Şam'a nakledildi."İlaveli Esmaru't-Tewarih" şunu kaydediyor:" Naqli Mushaf-ı Şerif-i Osmani Becamii Dımışk ez-Taberiye, Sene 492"  İbnu Kesir (h.8.yy) Şam Nushası’nı bizzat görmüştür. Şöyle der: " Hz. Osman'ın çoğalttığı Mushaf Nushaları’na gelince bugün için onların en Meşhuru Suriye'de Şam Camii’nde bizzat gördüğüm bu Değerli, Büyük Kitap, Güzel, Açık ve Güçlü Hat ve Kaliteli bir Mürekkep’le Deve Derisi üzerine yazılmıştır."[60]M.Şibli'nin[61] yazdığına göre Ebu'l-Qasım es-Sebti, h657 Senesi’nde Şam Camii­’nin Maksuresi’nde Hz.Osman tarafından oraya gönderilen Mushaf’ı görmüştür. Abdulme­lik de h.725 de bu Nüsha’yı orada gördüğünü söylüyor. İbnu'l-Cezerî (h.751-833/ m.1350-1429) Zamanı’nda Şam'da Mescidü't-Tewbe'de hıfzolunan bu Nüsha daha sonra Emevi Cami­i'ne naqledilmiş, İbnu'l-Cezerî, Şam Mushafı'nı gördüğü gibi Mısır'da da Mesâhif-i Em­sar'dan bir tane gördüğünü söylüyor. Lala Mustafa Paşa'nın h982 Tarihli Wakfiyesi'nde Şam'da ki Mewkufatı zikrolunan Hums Arazisi’nde "Waqf-ı Mushaf-ı Seyyidina Osman" diye bir kayda rastlanıyor ki bundan o Tarih’te Musfah-ı Osman Waqfı bulunduğunu anlıyoruz. Demek Mushaf-ı Osman oradaymış. Mevlana Şiblî'nin İslam Alemi Seyahati Esnası’nda İstanbul'a geldiğinde bu Nüsha’nın Mah­fuz olduğunu öğrendiğini söylüyor.Çağdaş Alimler’den Şamlı Şeyh AbdulHakim Efganî, Şam Mushafı'ndan bir Nüsha İstinsah etmek istemiş. 1.Harp’ten önce bu İş’e başlıyarak  Şam Mushafı'nın Yazısı’nı ayniyle Muhafaza ve Şeklini Taqlid ederek Harf ve Kelimeler’in Suratı’nı, İmlasını koruyarak Re­sim yapar gibi Satırları aynen naqletmiş ve Tam bir Nüsha çıkarmıştır. Şam'da AbdulHakim Efganî'nin İstinsah ettiği Nüsha Mevcut’tur.

 

5-6.Bahreyn-Yemen Mushafları:

Akıbetleri hakkında pek Bilgi yok.

 

            Sahabe Sayfaları:

            Hz.Peygamber'in yanında olan Ayetler dışında  Sahabiler kendileri için Özel Sayfalar da yazıyorlardı. İbnu Mes'ud, Muaz, Sa­lim, Ubey ibnu Qa'b, Aişe, Hafsa, Ümmü Seleme Ünlü Qurra arasında sayılırlar.Resmî Tedvin dışındaki Mushaflar’ın yakılması talimatı sonrasında Ali, Ibnu Mes'ud, Ubey ibnu Ka'b'in özel Mushafları Varlığını sürdürdü. Hz.Aişe'nin de bir Mushaf’i vardı. Bu Mushaflar arasın­daki Farqları Konu edinen bir Kitab’ı Ebubekr ibnu Dawud Te’lif etti: Kitabu’l-Mesâhif.Bugün Dünya’nın heryerindeki Mushaflar birbirinin Aynısıdır. Topkapı Müzesi'nde saklanan Mushaf'ın Osman Mushaf’i ol­duğu söylenir. Ondan ilk elde çoğaltılan Mushaf’ta olabilir. Özbekistan'in Başkenti Taş­kent'te de İlk Mushaflar’dan bir Örnek vardır. [62]

 

[1](Ebu Şehbe s.236), Şehhate ( s.27), es-Sabunî, et-Tıbyan fi Ulumu’l Qur’an, Beyrut,1408, s.68)[2] 65/el-el-Qıyame 16-17[3]  73/el-Müzzemmil 1-4  [4]es-Sabunî/Qur’an İlimleri, ç.Zeynelabidin Tatlıoğlu, 1996,ist,İnsan yay. s. 62-63 :’ Arap Milleti Qur’an’ın indiği Devir’de Bellekleri Quvvetli, ezberlemeleri Süratli, Zihinleri Akıcı, Saf ve Mükemmel Arap Özellikleri’ni taşıyorlardı. Bir Arap Yüzbinlerce Şiiri Ezber’den okuyor, Qabileler’in Soyları’nı bilip Ezber’den sayıyor, onların ve Harpleri’nin Tarihleri’ni  biliyordu. Onlardan Arap Qabileleri’nin Soyları’nı saymayan Asılmış On Qaside’yi Şiirleri’nin çok olmasına ve ezberlenmenin Güç olmasına rağmen bilmeyen yok gibiydi. Araplar’a Qur’an gelince onun Beyanı’nın Quvvetli, Hükümleri’nin Parlak, Saltanat ve Nufuzu’nun Büyük olması Karşısında şaşırdılar ve Qur’an onların Beş Duyuları’nı yakalayıp Aqılları’na ve Fikirleri’ne Hakim oldu. Qur’an onların Gayretleri’ni Şanlı Kitab’a çevirdi. Şiir ezberlemeyi bırakıp O’nun Sureleri’ni ve Ayetleri’ni ezberleyip okudular. Çünkü Kur’an’da Hayat’ın Ruhu’nu bulmuşlardı....Sahabe Qur’an’ı Okuma’da ve İnceleme’de birbirleriyle Yarış ediyorlar, Var Güçleri’ni harcıyorlardı. Evleri’nde Qur’an’ı Hanımları’na, Çocukları’na öğretiyorlardı. Hatta Gece’nin Karanlığı’nda Sahabe’nin Evleri’nin yanından geçen bir kimse Qur’an Okuyanların Sesi’ni Arı Sesi gibi işitirdi. Resûlullah Gece Karanlığı’nda Ensar Evleri’nin Bazılarrının yanlarından geçiyor Bazılarının yanlarında durup Qur’an dinliyordu[5] 62/el-Cum’a 2[6]Ezber’e verilen Önem Medine Yılları’nda da Dewam etti. Rasûl Sürekli Ezber’i Teşvik etti:el-Buhârî’nin Ebu Musa Riwayeti: Resûlullah, Ebu Musa’ya: ‘Dün Gece senin Okuyuşu’nu dinlerken beni bir görmeliydin, gerçekten sana Âl-î Dawud’un Mizmarları’ndan bir Ses verilmiştir’ dedi.Müslim’de şu Ziyade yer alır: Ebu Musa: ‘Ya Rasûlullah! Allah’a Yemin ederim ki, eğer senin benim Okuyuşumu dinlemiş olduğunu bilmiş olsaydım ona daha güzelleştirirdim’el-Buhârî ve Müslim: Rasûlullah ‘Eş’arî Qabilesi’ni Gece’ye girdikleri Waqit Qur’an okurlarken Yumuşak Sesleri’nden Evleri’ni tanırım’ der.[7]87/el-A'la 6[8]Hamidullah, M/Rasulullah Muhammed , s. 195[9](Ebu Şehbe,s.236),(es-Sabunî, s.68), (Şahhate,s.21)[10](Ebu Şehbe,s.236),(er-Rumî, Ulumu’l-Qur’an ,s.89), (Şahhate,s.21)[11]Hamidullah,M/ Rasulullah Muhammed, s. 197[12]Hamidullah,M/Rasulullah Muhammed ,s. 195[13]Bera ibnu Azib'den gelen bir Riwayet’de şöyle denilmektedir: 4/en-Nisa 95 Ayeti Nazil olunca; Rasulullah Zeyd'i çağırttı, Eli’nde Yazı Aletleri’yle gelen Zeyd'e bu Ayet’i yazmasını söyledi." Zeyd ibnu Sabit'ten aktarılan Uzun bir Riwayet’te o, " Rasulullah'ın yanında bulunduğu bir sırada Peygamber'de Wahiy Hali’nin belirdiğini, bu Hal geçince, kendisine " Zeyd yaz!" dediğini, bunun üzerine bir Kürek Kemiği alarak üzerine 4/Nisa 95 Ayeti’ni "Ecren Azima" e kadar yazdığını, sonra, Peygamber de Tekrar Wahiy Hali’nin belirdiğini, bu Hal geçince kendisine "Oku" dediğini, yazdığı Ayetleri okuduğunu, Ayet’te "ve’l Mücahidun" Kelimesine gelince, Peygamber’in " Gayre uli’l Ebsar" kKsmını söylediğini Haber vermekte. (el-Buhari/Fedail,)Zeyd ibnu Sabit: Biz Qur'an'ı Rasulullah'ın Huzuru’nda Riqa üzerine yazardık." (İbnu Hanbel/el-Müsned,)[14]29/el-Ankebut 48, 7/el-A’raf 157,[15] İbnu İshak/es-Sire[16]Hamidullah,M/ Rasulullah Muhammed , s. 196[17]Osman ibnu Ebi'l-As: Bir Gün Rasulullah'ın yanında bulunduğum bir sırada Gözleri birden Sevinç’le parladı ve bir Nokta’ya bakarak şöyle buyurdu: Cibril bana geldi ve 16/en-Nahl 90 Ayeti’ni yerine koymamı emretti." (İbnu Hanbel/ el-Müsned)İbnu Abbas: Rasulullah, bir Sure Nazil olunca, Wahiy Katipleri’nden bir veya bir kaçını çağırtır ve onlara şöyle derdi: "Bu Ayetleri, şu şu Ayetleri olan Sure’ye yazın."(et-Tirmizî)[18]Hamidullah;M/ Rasulullah Muhammed, s. 196[19]( Tahir el-Cezairî, et-Tıbyan, Beyrut, 1412, s.101) (Ebu Şame el-Maqdisî, Kitabu’l-Murşidi’l-Weciz, Ank,1986, s.44).[20]Zeyd ibnu Sabit: ‘Biz Rasûlullah’ın yanında Qur’an’ı Deriler üzerine yazıyorduk.’[21]İbnu Hacer/el-Fethu'l-Bari,[22]Hamidullah,M/ Rasulullah Muhammed, s. 195[23]Her Rama­zan'da Hz. Rasul'un o Sene’ye kadar inen Ayetleri Cibril ile okuyup karşılaştırdıkları Riwayet­leri vardır. ( ez-Zerkanî, I,234, Ebu Şehbe, s.236). Çiçek, M.Halil, 20.Asır’da Qu’ran İlimleri Çalışmaları,1996,İst,s.179-189[24]Hamidullah,M./ Rasulullah Muhammed, s.197[25]Mus’ab ibnu Umeyr’in İbnu Ümmi Mektum ile Yesrib’e Hicret Öncesi Muallim olarak gönderildiğini biliyoruz. Hicret Sonrası Mekke’ye Muaz Öğretmen olarak geldi. Medine’ye gelen Göçmenler’e de Muaz’ın Naqline göre Qur’an öğretecek birini görevlendiriyordu. Mescid’de Qur’an okuyanlar Namaz kılanların yanılmasına Wesile olabiliyordu. Onun Sağlığı’nda Bi’r-i Maune Waqası’nda 70 Qurra Şehid olmuştu.[26] İbnu Hanbel /Fadalilus-Sahabe,İbnu Kesir/ Tefsiru'l-Qur'an'il Azim,[27]el-Cahşitarî/ Kitabu'l-Wüzera ve'l-Kuttab,[28]İbnu Quteybe/ el-Maarif,el-Belazurî/Ensab, et-Taberî/İbnu Abdiberr/el-Bağdadî/İbnu Abdirabbih/İbnu'l-Esir/ Usdu'l-Gabe, İbnu Teymiyye/İbnu Hacer/[29]el-Belazurî/ Ensabel-Ya’qubî/İbnu Abdirabbih/en-Newewî/ es-Sirettü'n-Nebeviyye,ez-Zehebî/Nübela: Ayetel-Kürsi'yi yazdığını kaydeder.İbnu Tiktaka/İbnu Kesir/ el-Fusul fi Ihtısari'r-Rasul, Fasî/İbnu Hacer/ Taqribu't-Tehzib,el-A'zami,Muhammed Mustafa/ Küttabü’n-Nebi,[30]el-Mes'udî/et-Tenbih, [31]el-Kettani, Abdulhay/Nizmu'l-Hükümeti'n-Nebeviyye, Aqqad,Abbas Mahmud/[56]Hamidullah bu Nüsha ile Taşkent Nüshası’nın Osman Mushafları’ndan olduğunu düşünür. (Rasullullah Muhammed ,s. 198).[58]Schwally/ Die Sammlung des Qurans, 2/93[59]Muhammed et-Lafin du Monde , s.125[60]İbnu Kesir/ Fezailu'l-Qur'an, [61]Şibli,M/ Tehzibu'l-Ahlaq Mecmuası,  1913[62]Hamidullah,M/ Rasulullah Muhammed, s. 198
 

                                   1- HZ. OSMAN (R.A.) ZAMANINDA YAZILAN NÜSHALAR

         El-Kindi (ö. 236/850), Hz. Osman’ın çoğalttırdığı mushaflardan Şam’a gönderileni Malatya’da gördüğünü kaydeder. İbn Batuta (ö. 779-1377), Hz. Osman’ın hazırlattığı nüshalardan çoğaltılan Kur’ân’ları ve o nüshaların bazı sayfalarını Gırnata, Marakeş, Basra ve daha başka şehirlerde gördüğünü belirtir.İbn Cübeyr (ö. 614/1217), Medine’deki nüshayı 1184 yılında Mescid-i Nebevî’de gördüğünü ifade eder. Bazı araştırmacılar, bu nüshanın 1915 yılına kadar orada kaldığını, bu tarihte Türkler tarafından İstanbul’a götürüldüğünü, oradan da Birinci Dünya Savaşı’nda Berlin’e nakledildiğini söyler. Nitekim, Birinci Dünya Savaşı’nı bitiren Versay Anlaşması’nın 246. maddesi şöyledir:Bu anlaşmanın yürürlüğe gireceği tarihten itibaren 6 ay içinde Almanya, Türk yetkililer tarafından Medine’den alınıp, sâbık imparator William II’ye sunulduğu belirtilen Kur’ân’ın halife Osman’a ait orjinal nüshasını Hicaz Kralı majestelerine iade edecektir. (Israel, Fred L. (ed.): Major Peace Treaties of Modern History, New York, Chelsea House Pub. s: 11: 1418)Hz. Osman’ın bizzat yanında alıkoyduğu ve onu okurken şehid edildiği nüsha, daha sonra Emeviler tarafından Endülüs’e götürülmüş, oradan Fas’a nakledilmiş, İbn Batuta onu Fas’ta, hattâ üzerindeki kan lekeleriyle görmüş, bilâhare ise Semerkand’a taşınmıştır. Günümüzde Taşkent’te bu nüshalardan biri bulunmaktadır ve bu büyük ihtimal, bu ana nüshadır. 1485’te Semerkand’a getirilen bu nüsha, 1869’da Ruslar tarafından Petersburg’a götürülmüştür. Bir Rus oryantalist, bu nüshayı tasvir etmekte ve bazı sayfalarının tahrip olduğunu belirtmektedir. 1905’te S. Pisareff tarafından bu nüshanın 50 kopyesi çıkarılmış, biri Sultan Abdülhamid’e, biri İran şahına, biri Buhara emirine, biri Afganistan’a, biri Fas’a ve daha bazıları da önemli Müslüman şahsiyetlere gönderilmiştir. Bir kopyası, günümüzde Amerika’da Kolombiya Üniversitesi Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. Petersburg’daki aslî nüsha 1924’te yeniden Özbekistan’a iade edilmiş olup, şu anda Taşkent’te bulunmaktadır. 1980’de ABD’deki nüsha çoğaltılmış ve Muhammed Hamidullah buna 2 sayfalık bir önsöz yazmıştır.

         Osman Mushafı’nın Tarihi’nin yazarı, Taşkent’teki nüshanın bu mushaf olduğunun delilleri üzerinde durur. Bu delillerden bazıları şunlardır:

1. Mushaf’ın, Hicri 1. asrın ilk yarısında kullanılan el yazısıyla yazılığı gayet açıktır.
2. Daha sonra yazılan Kur’ân’lar kâğıda benzer malzeme üzerine yazılırken, bu nüsha, ceylan derisi üzerindedir.
3. Yazıldığı tarihten yaklaşık 80 yıl sonra Kur’ân’a konan noktalamalar, bu nüshada yoktur.
4. Hicrî 68’de vefat eden Ebu’l-Esved ed-Düelî tarafından Kur’ân’a konan harekeler de bu nüshada yer almamaktadır.
Netice olarak, Hz. Osman tarafından çoğalttırılan Kur’ân nüshalarının ikisi el’an elimizde bulunmaktadır. Bundan ayrı olarak, Hz. Ali’ye ait olduğu söylenen bir nüsha da Irak Necef’te Darü’l-Kütübi’l-Aleviyye’de bulunmaktadır. Kûfi hattıyla yazılan bu nüshanın başında, “Ali İbn Ebî Talib, bunu Hicrî 40 yılında yazdı.” notu yer almaktadır (Attar, D., Mujaz ‘Ulûm al-Qur’an, Beyrut 1399/1979, s: 116).

           2- Dr. Muhammed İbni Lütfî es-Sabbâğ, "Lemehât fî Ulûmi'l-Kur'ân" adlı kitabında; "Osmanî Mushaflar şimdi nerede?" başlıklı kısımda şöyle diyor.

         ..Hicri 614 yılında ölen İbni Cübeyr, Seyahatnâme'sinde, Dımışk Câmi'inden  söz ederken şunu zikretmiştir.“Mısırdaki yeni maksurenin doğu rüknünde (köşesinde) büyük bir dolap (hazâne) vardır ki içinde Osman'ın mushaflarından bir mushaf bulunmaktadır.  O Osman'ın Şam'a gönderdiği mushaftır. Dolap her gün nazmın ardı sıra açılır. İnsanlar ona dokunup öpmekle teberruk ederler. Onu uğurlu sayarlar.” (el-Burhan, 1/235-el-İtkan, 1/60)İbni Faldan el- Ömeri Ö.Hicri 749) de Dımışk’ta bir mushaf görmüştür. Onun Osmani mushaflardan biri olduğunu anlatıp “Onun sol tarafında, müminlerin emir Osman ibni Affan’ın hattıyla “Osmani mushaf” diye yazılı olduğunu söylemiştir. (Mesalikü’l-Ebsar fi memaliki’l-Emsar, 195)İbni Batuta, Şam’daki nüshadan ayrı Basra’da Osmani mushafından bir tane daha gördüğünden bahseder. (Rıhletü İbni Batuta, 1/116)Dr. Abdurrahman eş-Şehbender demiştir ki: Dımışk-ı Şam'da bu Osmânî mushaflardan bir nüsha elde ettim. Maalesef onu, otuz yıl önce Emevî Camiini yakıp kül eden yangında ateş telef etmiş." O, bu sözü, M. 1922 yılının Nisan ayında yazmıştır. (Müzekkirât-ı Abdurrahman eş-Şehbender, s. 34)Üstad el-Kevserî'nin zikrettiğine göre; Şeyh Abdulhakîm el-Efgânî (ö.H. 1326-M.1908), ölümünden önce bu Osmânî Mushaf'ın resmine (yazı ve imlâsına) uygun bir mushaf kopya etmiştir.Kevserî, bu Osmânî Mushaf'ın, Birinci Dünya savaşı sırasında İstanbul'a nakledildiği zannındadır. Efgânî'nin kopya ettiği mushafın ise Dımışk'taki adamlarından birinde mahfuz olduğu zikredilmiştir. ( Makâlâtu'l-Kevserî, s. 12)Yine Kevserî, Küfe Mushafının, Humus'ta bulunduğunu ve onun, Birinci Dünya Savaşı sırasında başkent İstanbul'a götürüldüğünü zikretmiş, ancak Humus'ta hangi mescidde bulunduğunu zikretmemiştir.Nitekim Kevserî, Medine'de bulunan Medine mushafının da, Birinci Dünya Savaşı sırasında İstanbul'a götürüldüğünü zikretmiştir. ( Makâlâtu'l-Kevserî, s. 12)İstanbul’da “Türk ve İslam Eserleri Müzesinde” şu tarihi mushaflar bulunmaktadır.457 numarada: Hz. Osman imzasını ve hicri 30 yılını içeren Mushafı Şerif.557 numarada: Hz. Ali’nin imzasını içeren Mushafı Şerif.458 numarada: Hz. Ali’nin yazısı olduğu belirtilen Mushafı Şerif.Hz. Ömer’e nisbet edilen ve ceylan derisine yazılmış, tahtaya yapıştırılmış bir Kur’an sayfası. (Ulumu’l-Kur’an,187–190)