Ana Sayfa İrtibat Sık Kullananlara Ekle Sitemizin Tanıtımına Katkıda Bulunun Biz Kimiz ? İlkelerimiz
   ATEİZM

                                               KUR'AN'DAN GÜNÜMÜZ ATEİSTLERİNE BAKIŞ
1- Müteşabih ayetlere yoğunlaşırlar: "Sana Kitab’ı indiren O'dur. Onun bazı ayetleri kesin anlamlıdır (muhkem), ki bunlar kitabın özüdür. Diğerleri de benzer anlamlıdır (müteşabih). Kalplerinde hastalık bulunanlar, insanları şaşırtmak ve farklı anlam vermek için benzer anlamlı olanlarının ardına düşerler. " ( Ali İmran:7)
2- Kuran müminin imanını kafirin küfrünü artırır:  "
...mü'minlerin de imanı pekişsin." (Müddesseri:31), " Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun azgınlık ve inkârını artıracaktır."  ( Maide: 68),  " Bir sure inince, aralarında «Bu, hanginizin imanını artırdı?» diyen ikiyüzlüler vardır. İnananların ise imanını artırmıştır; onlar birbirlerine bunu müjdelemek isterler. Kalplerinde hastalık olanların ise pisliklerine pislik katmıştır; onlar kafir olarak ölmüşlerdir." ( Tevbe-124-125 )
3- Gerici : "İnsanların inandıkları gibi siz de inanın." dense, o beyinsizlerin inandıkları gibi inanır mıyız? derler. (Bakara, 8-20)
4- Materyalizm: Ahiret- Cennet Hayal: "Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar, "Allah ve Resülü bize, ancak aldatmak için vaatte bulunmuşlar" diyorlardı." 
(Ahzab:12),  " «Hayat ancak bu dünyadakinden ibarettir, biz dirilecek değiliz» dediler." (Enam:29)
5- Din bizi geri bıraktı: "Münafıklarla kalplerinde hastalık olanlar: 'Bunları dinleri aldattı' diyorlardı." 
(Enfal: 49)
6- Din cahilidirler ama bilgiçtirler: "İnsanlardan bazıları Allah hakkında bir bilgisi olmadığı halde tartışır da her azılı şeytanın ardına düşer."
(Hac:3)
7- Kuran çağ  dışı: Ayetlerimiz onlara okunduğu zaman, «İşittik, işittik! İstesek biz de aynını söyleyebiliriz; bu sadece eskilerin masallarıdır» derlerdi.
( Enfal:31)
8- Komünist ekonomi teorisi: Faiz ile alışveriş aynıdır: "Bu durum onların 'alışveriş de faiz gibidir' demelerinden dolayıdır. Oysa Allah alışverişi helal faizi ise haram kıldı." (Bakara:275)
9- Misyonerlik* : "Şüphesiz ki inkâr edenler mallarını, (insanları) Allah yolundan alıkoymak için harcıyorlar. Daha da harcayacaklar. Ama sonunda bu, onlara yürek acısı olacak ve en sonunda mağlûp olacaklardır. Kâfirlikte ısrar edenler ise cehenneme toplanacaklardır."
( Enfal: 36), " Kâfir olanlar ise, hakkı bâtıla dayanarak ortadan kaldırmak için bâtıl yolla mücadele verirler. Onlar âyetlerimizi ve uyarıldıkları şeyleri alaya almışlardır."  (Kehf:56)
11- Hûcu: "İnkar edenlere, dünya hayatı güzel görünür, onlar, inananlarla alay ederler."
( Bakara:212)
12- Sonuç: "Bırak onları, yesinler, içsinler, keyif sürsünler ve emel kendilerim oyalasın; sonra bilecekler!
"  (Hicr:3)
          
    *Günümüz ateistleri misyoner mantığı ile İslam'a yaklaşmaktadırlar.

                                                                           ATEİZM
     “Allah’ın varlığı daha lise yıllarında kafama takılmıştı. Varsa eğer, niçin görünmüyordu? Hadi görünmesi bir yana, yalvar yakar dua ettiğim halde, niçin isteklerimin hiçbirine cevap vermiyordu?..Her tarafta kötülükler artıyor, insanlar haksız yere öldürülüyor, fakat Allah yerinden bile kıpırdamıyordu.Varlığı konusunda şüphelerim iyice artmaya başladı.Düşündüm taşındım, sonunda  şüphelerimi gidermenin bir yolunu buldum. Onu çok kızdıracağını düşündüğüm şeyler yapmaya karar verdim, sırf “bakalım ne  olacak?” diye.Bir gün tuvalete besmele çekerek girdim.İçeride de bildiğim bütün duaları okudum. Öyle fısıltıyla falan da değil,  basbayağı yüksek sesle. Bekledim, hiçbir şey olmadı. Bu deneyleri defalarca tekrarladım. Cesaretim arttı, sonunda Allah’a  inanmanın anlamsız olduğuna karar verdim.”

   
  Tuvalette okudukları dualardan sonra yukarıdan uzanan bir elin, “sus, Allah’tan korkmaz!” deyip tokadı patlattığını şahit olanı da  görülmemiştir. Toplumumuzda ceza denilince akla “sille-tokat girişmek”, “tek ayak üzerinde durdurmak”, “hak mahrumiyeti”, “karakollarda falakaya yatırılmak” gibi şeyler geldiği için, bir anlamda “Allah’ın sabrını sınama” denilecek türden deneylerin  ardından beklenen ceza gelmeyince, “olsaydı, cezalandırırdı” deyip Allah’a inanmaktan vazgeçiliyor. Sanki Allah, tuvaletlerde  adam marizleyen “sigaracı avcısı” despot bir lise müdürüymüş gibi…
 
   Kimi zaman da bir “Hizmetçi-Tanrı” düşlemiş insanlar.Alaaddin’in sihirli lambasına elini sürer sürmez ortaya çıkan ve “baş  üstüne” deyip istenen her şeyi hemen yerine getiren cin örneği, zor zamanlarda insanı rahatlatan, yardıma koşan, “gel” deyince  gelen, “git” deyince giden bir “hizmetçi tanrı”. Düşledikleri bu “hizmetçi tanrı”, istediklerini yapmayınca küsmüşler ya da  kafaları kızıp ateist olmuşlar.  Kimileri de delil yetersizliğinden dolayı inkar etmiş Allah’ı. Bu hassasiyet bütün ateistler için geçerli bir “uluslarüstü hassasiyet”. Eğer buna hassasiyet denirse tabi! Örneğin ünlü İngiliz Filozofu Bertrand Russel, bu konuda bir hassasiyet örneği sergilemiş  zamanında. Bir BBC programında spiker Russel’e; “ Üstad, öldükten sonra eğer bir öteki dünya varsa ve yaşarken inanmadığınız  Tanrı çıkıp da “ Bana niçin inanmadın?” diye sorarsa ne cevap vereceksiniz?” şeklinde bir soru sorar. Filozof, şu cevabı verir  spikere: “ Tanrım, bana var olduğuna ilişkin niçin daha doğru dürüst bir delil göstermedin öyleyse?” Nedir bu Ateizm?
 
  Teizme bağlı olarak ortaya çıkan ateizmin felsefe tarihindeki kökleri bir hayli gerilere, felsefenin başlangıç dönemine kadar  uzanır. Prof. Mehmet Aydın, “Din Felsefesi” adlı kitabında ateizm sözünün genellikle biri geniş diğeri de dar anlamda olmak üzere  iki ayrı şekilde kullanılmakta olduğunu söyler ve ateizmin bu iki kullanılış şeklini şöyle açıklar: “Geniş anlamda ateist, sadece teist olmayan, başka bir deyişle Tanrıyı hayatına sokma gereği duymayan kişi şeklinde tanımlanabilir. Bu anlamda kullanılan ateizmdeki olumsuzluk takısı “a”, tıpkı “apolitik” ve “asosyal” kelimelerinde olduğu gibi, nispeten daha nötr bir durum ifade etmektedir. Dar  anlamda ise ateist, düşünerek ve tartışarak Tanrının var olmadığını öne süren kişidir. Bunlardan birincisine “negatif ateist”, ikincisine ise “pozitif ateist” denir. Pozitif ateist , sadece Tanrının varlığına inanmamakla kalmaz, aynı zamanda onun yokluğunu  kanıtlamaya çalışır. Felsefede asıl önemli olan, bu ikinci tür ateisttir. Kaldı ki geniş anlamda ateizmin varlığı da tartışma  konusudur.”

  Türkiye’de aydınlar çok fazla bir inanç krizi yaşamadan tanrıyla ilişkilerini kopardılar. Bir aydının dünyayı kavramada dışsal  otoritelere çok fazla itibar etmeden, düşüncenin kendine özgü dayanaklarıyla hareket etmeye çalışan bir insan için tanrı  inancını, işte “göklerde oturan büyükbaba”nın ve dolayısıyla da, düşünceye bir hakaret gibi bir kavram olmasının ötesine  geçirilmesi yolunda Türkiye’de çok az çaba gösterildi. Ve dolayısıyla aydın olmak isteyen birinin çok kolaylıkla atabileceği  dayanaklardan biri oldu. Milliyetçilikten vazgeçmek, Türk aydını için tanrıdan vazgeçmekten daha zordur.” Bir Örnek:Oruç Aruoba:Bir felsefeci.Çeşitli çevirileri var. Özellikle Nietzche’den.Metis yayınlarında iki telif eseri yayınlandı: “De  ki İşte” ve “Tümceler”. Boyut Yayınlarının editörlüğünü yapmakta olan Aruoba, ateizm, Türkiye’de ateizmin felsefi temelleri, aydının Tanrı inancı, kendi ateist geçmişi ve Türkiye’de din olgusu ile ilgili konularda düşüncelerini şöyle dile getiriyor: 
      Bir  tanrının var olduğuna inanmamak konusunda ateistim.Ama bir de fiili olarak ateist bir siyasal politika izlemek anlamındaysa hayır. Dinle bir alıp veremediğim yok. Yani bir “ist” olmak anlamında ateist değilim. Ama bir tanrıya inanmıyorum.Ailem Kemalist, ama dindar bir aileydi. Bir cumhuriyet ailesi çocuğu olarak, gerekli ölçüde dinsel terbiye de gördüm. “ Kulhuvallahu ehad”i ezbere bilirdim. Belli bir yaşa kadar bayram namazlarına gittim. Daha sonra koleje devam ettim. Ortalarda bir yerde din bitti ve tanrıya inanmamaya başladım. Gördüğüm eğitim Batı eğitimiydi. Ankara Kolejini bitirdim. Müspet ilim denilen öteberiden okuduk. Bir noktada belki tanrının varlığının gereği kalmadı.

                                                                 Ateizm Zor Zanaat!
   Ateist olmanın çok zor, hatta imkansız olduğunu söyleyen düşünürlerin sayısı çok. Onlara göre ateist olduklarını açıkça   söyleyenler bile samimiyetten uzak ve varlıklarının derinliğinde tanrı fikri mutlaka gizli. John Baille, böyle düşünüyor. J.A.T. Robinson adlı düşünür ise, düşünülmüş ve tartışılmış bir ateizmin mümkün olmadığını vurguluyor ısrarla. Robinson’a göre her  insan, ilahi gücün varlığını, içinden gelen bir zorlama ile duyar...Robinson “iç baskı”dan hareketle, ateizmi bir tür “kaçış” olarak  nitelendirilir.Gazali ve Descartes gibi birçok düşünüre göre de Allah’a inanmak tamamen fıtri bir olay ve insan tabiatı ve insan  tabiatı inanmaya daha doğuştan yatkın. Belki de bu fıtri özellikten dolayı salt ateizmin çok zor, hatta imkansız olduğu görüşü birçok taraftar buldu.


                                                       Nietzsche, Hangi Tanrıyı Öldürdü?                

  “Tanrı öldü” diyen Nietzsche ile Jean-Paul Sartre ve Camus gibi ateist varoluşçuların geliştirdikleri bir ateist görüş de, duygusal  ve ahlaki bir endişede çıkış noktası bulur.İnsan ahlaki varlığını koruyabilmesi bakımından tanrının ahlak alanına sokulması anlamını  taşıyan teolojik ahlaka karşı duran Emmanuel Kant, bütün muhalefetine rağmen tanrının varolması gerektiğini söylüyordu ve  tanrının varlığını ahlaksızlığın ve mutluluğun bir arada bulunması demek olan “en yüksek iyiye” ulaşılması için zorunlu bir postülat  olarak koyuyordu. Kant’ın tanrısı bir anlamda “ahlak tanrısı” idi.Nietzsche ile birlikte diğer ateist varoluşçuların yıkmak istedikleri  Tanrı inancı da bu idi.Nietzsche ve diğer ateist varoluşçulara göre tanrı var ise eğer, insanın özgürlüğü yok demektir. Özgürlük  olmadığı gibi, insan kendi özünü oluşturma özgürlüğünden de yoksundur. Bu gücün varolması için bir şeye ihtiyaç vardır:  Tanrının ölümü.Sartre açısından özgürlük bir “seçimdir”, kendi imkanlarını oluşturan bir seçim. İşte tanrı inancı bu seçme   imkanını ortadan kaldırır, çünkü tanrı, insanın özünü belirleyen bir kudreti simgeler.Nietzsche’nin öldürdüğü tanrı, kilisenin   “insan-tanrısı” idi. Zaten böyle bir tanrı hiç yaşamadı. Nietzsche’den Türkçe’ye çeviri yapan Oruç Aruoba’ya göre “Tanrı öldü”  demekle “Tanrı yoktur” demek farklı şeyler. “Tanrı yoktur” demiyor, “Tanrı öldü” diyor Nietzsche ve öldürdüğü tanrı da  Hıristiyanların tanrısından başkası değil. Aruoba, Nietzsche’nin “ Tanrı öldü” sözündeki anlamı şöyle açıklıyor: “Nietszche, felsefe  tarihindeki ilk tam ateisttir, ilk tam nihilisttir. O, şöyle bir gelişmeye dikkat çekiyor: Hıristiyanlık öyle değerler üzerine kurulu ki,  bunlar geliştikçe Hıristiyanlığı da ortadan kaldırmak zorunda olan değerler. Bu değerlerin en önemlisi de “hakikat”. İsa “Ben  hakikatim” derken, Hıristiyanlığın en önemli değerine işaret ediyor. Bilim ve felsefe tarihinde de hakikatin araştırıldığını  görüyoruz. Hakikat, bir anlamda temel değer. Doğruyu bilmek ve doğru söylemek gibi bir endişeden yola çıkılarak Tanrı fikrinin,  insanın bir hipotezinin sonucu olduğu ortaya konulmuş. 19.yüzyılın ortalarında Darwin ve Freud gibi bilim adamlarının  araştırmaları sonucu, dinin söylediklerinin doğru olmadığı anlaşılmış. İnsanda araştırma ve gerçeği ortaya çıkarma eğilimi var. Bu  aslında Hıristiyanlığın da özünde olan bir şey ve batı kültürünün temeli. Kant’ın yaptıklarına çok dikkatli bakılırsa, ateizmin  koşulları görülür. İnsan aklının bir ürünüdür tanrı.Ateizm, 19. yüzyılın sonuna gelindiğinde, aynı zamanda yaygın bir kültür haline  de gelmiş oluyor. Hıristiyan değerler kendi içinde anlamını yitiriyor. Ama bu Hıristiyanlığın kendi içinden kaynaklanan bir  şey.Mesela Schopnehauer gelene kadar “ben dinsizim” diyen hiçbir filozof yok. Descartes, tanrının var ve tek olduğunu  kanıtlamaya çalışıyor. Spinoza için ateist diyorlar ama, yaygın din anlayışına uyum sağlayamadığı için söyleniyor bu. Hepsi sonuçta  “ben Hıristiyanım ve tanrı vardır” diyorlar ama aslında yaptıkları, tanrının varlık koşullarını ortadan kaldıran şeyler. Felsefe  tarihinde bu gelişmelerin farkına Nietzsche varıyor ve “Tanrı öldü” diyor.Prof. Hüseyin Hatemi’ye göre Nietszche açık bir ‘akıl  hastası’. “Ama Nietzsche de felsefi olarak Allah’ın varlığını inkar edemezdi. O aslında Hıristiyanlığın uygulanışındaki bazı yanlışlara  karşı çıktı ve bunda da haklı idi. Ama akıl hastası olduğu için, bu çıkışlarını iyi kontrol edemedi. Nietzsche Hıristiyanlığa karşı  çıktı. Ancak bunu “tanrıya karşı çıkış” diye ifade etti. “Tanrı öldü” demesi “Hıristiyanlık öldü” demek gibidir” diyor Hüseyin  Hatemi ve Nietzsche ile ilgili olarak şu anekdotu aktarıyor: “Üniversitede duvara bir talebe ‘Tanrı öldü-Nietzsche’ diye yazmış.  Nietzsche’nin ölümünden hemen sonra bir başka talebe, o yazının yanına şunu eklemiş: “ Nietzsche öldü- Tanrı”.   (Yalçın Çetinkaya , İzlenim Dergisi, 1993)