SONUÇ
Monoteist dinler, tarih boyunca
hiç bir felsefî sistemin, diğer hiç bir dînî anlayışın ortaya koyamadığı
şekilde, ortaya koydukları hem teorik hem de pratiği belirleyen Tanrı
anlayışı ile, bilinçli bir şekilde yaratılmış evren anlayışının en önemli
savunucuları olmuşlardır. Modern bilimsel veriler, maddenin ve dolayısıyla
evrenin ezelî ve ebedî olduğu inancından hareketle sistemlerini oluşturan
materyalist dünya görüşünün, tarih boyunca bilim kisvesi altında savunduğu
inkârcı görüşlerini geçersiz kılmıştır. Son yüzyılda evren ve oluşumu
hakkında yapılan ciddi ve derin araştırmaların ortaya çıkardığı tablo,
materyalistlerin tarih boyunca maddeye yükledikleri kutsallığın ve
onun bir başlangıcı olmadığı gibi hiçbir zaman bir sonunun da olamayacağı
şeklindeki inançlarını değil, teistlerin maddenin ve dolayısıyla evrenin
bir başlangıcı olduğu ve bu âlemin bir gün kıyamet süreci ile bir sonunun
da olacağı tarzındaki görüşlerini desteklemektedir. Ortaya çıkan tablo çok
açık bir şekilde, sadece evrenin bir başlangıcı olduğunu değil, evrenin ve
içinde insanlık ile canlılığın oluşabileceği hayatın, bilinçli bir şekilde
ve ancak Üstün bir Yaratıcı’nın tasarımı sonucu ortaya
çıkabileceğini de göstermektedir.
Dünyamız, içinde canlılığın
sürebileceği ve önceden tasarlanmış sayısız hassas ayarın sonucunda ortaya
çıkmış mükemmelliktedir. Son yıllarda ortaya konulan ve canlılığın
sürebilmesi için, olmazsa olmaz şeklinde bir gereklilik taşıyan bu hassas
ayarlar, günümüzde ‘İnsancı İlke’ ve ‘Tasarım Kanıtı’ gibi
başlıklar altında incelenmektedir. İslâm düşünce tarihinde en başta,
Kur’ân-ı Kerîm’in, Tanrı’nın eşsiz bir varlık oluşundan hareketle ortaya
koymuş olduğu, evrenin oluşumu ve bu oluşumdaki gâye, nizâm ve inâyete
işaret eden âyetleri, Tanrı-kâinat-insan arasındaki ilişkiyi en güzel
şekilde göstermektedir. Kelâmcılar ve İslâm filozofları tarafından
kullanılan gâye ve nizâm delileri ile İbn Sînâ ve Gazzalî
geleneğinde ve Batı’da da Alman filozof Leibniz ile meşhur olan ‘Mümkün
Dünyaların En İyisi’ anlayışı ve İbn Rüşd’ün Kur’an’dan hareketle
ortaya koyduğu inâyet ve ihtirâ delilleri, artık modern bilimsel veriler
ile desteklenmekte, Tanrı’nın evreni ve insanı yaratışındaki hassasiyet ve
mükemmellik, gözlemsel ve matematiksel ifadeler ile ortaya konulmaktadır.
İnsancı İlke, ateistler
tarafından da kullanılan bir argümandır. Ateistler de, yaşamın ortaya
çıkabilmesi için evrendeki bu hassas ayarların varlığını görmekte, ancak
buna karşı çaresiz kaldıkları için ve bütün bu oluşumları Tanrı’nın
varlığına ve kudretine bağlamaktaki çekincelerinden dolayı; bu
oluşumların, biz var olduğumuz için gözlemlendiğini, varolmasaydık
gözlenemeyeceğini ve dolayısıyla buna şaşırılmaması gerektiğini
savunmaktadırlar. İnsancı İlke argümanlarını, Tanrı’nın varlığını
kanıtlamada kullanan teistler ise, yaşamı oluşturabilecek bütün bu
hassas ayarların ancak üstün bir Yaratıcı’nın eseri olduğunu
savunurlar. Bu noktada bir ateistin ve teistin evren üzerinde hiç bir
bilimsel bilgiye sahip olmadıklarını farzedelim. Böyle bir durumda bir
ateist evrenin tesadüfen ve hiç bir bilinçli müdahale olmaksızın
oluştuğunu iddia eder. Buna karşılık bir teist, evrenin bilinçli bir
şekilde tasarlandığını savunur. Buna göre ateist, evrende hiç bir hassas
ayar olmasını beklemeyecektir; fakat teist, bilinçli bir tasarımı kabul
ettiği için evrendeki hassas ayarların olmasını doğal karşılar. Bu hayali
ve farazî durumdan çıkıp, gerçek evren tablosunu incelediğimizde ise,
evrende teistin beklediği gibi, bir çok hassas ayarın varlığını ve evren
tablosunun, ateistik hayaller ile örtüşmediğini görürüz. İnsancı
İlke ile ortaya konan tüm veriler, bu hassas ayarların matematiksel
bir çerçevede görülmesini sağlar. Evrendeki mevcut tabloyu bilmeyen bir
teist ve ateistin, evren karşısındaki tavrının ne olacağını tahayyül
etmemiz; İnsancı İlke’nin gerçekte bu iki taraftan hangisini
desteklediğini daha kolay anlamamızı sağlayacaktır. İnsancı
İlke’nin bizi ulaştırdığı bazı önemli sonuçlar aşağıdaki şekilde
sıralanabilir:
1.
Evrenin kanunları bilinçli bir şekilde tasarlanmıştır. Bu kanunlar,
maddeye içkin olduğu için, bunların bilinçli yaratılışı, maddenin
yaratılışı demektir.
2.
Evrendeki oluşumlar, çok kritik ayarlar ile hassas bir düzen içinde
tasarlanmıştır. Tanrı’nın evreni bilinçli bir şekilde yarattığını söyleyen
teistlerin beklentisi ile evrendeki tablo tam bir uyum içindedir.
3.
İçinde yaşamın oluşabileceği bir dünyanın tesâdüfen oluşması,
matematiksel olarak ihtimâliyet hesapları açısından imkânsızdır. Kısacası
evrendeki bilinçli tasarım, söylemsel spekülasyonlarla değil, matematiksel
objektif deliller ile temellenmektedir.
4.
Evrenin yaşından, büyüklüğüne, Dünya’nın Güneş’e göre konumundan
Ay’a göre konumuna, suyun tasarımından karbon atomunun tasarımına,
protonun elektrik yükünden elektronun kütlesine kadar önceden insan için
anlamsız olan tüm oluşumların, çok hassas ayarlarla ve Dünya’da canlılığın
varolabileceği şekilde düzenlenmiş olduğu görülmüş ve insan için anlamsız
olan şeyler anlam kazanmıştır.
5.
İnsanın, içinde yaşadığı dünya ve diğer canlılar ile çok
mükemmel bir uyum içinde olması, ayrıca bilinçli bir varlık olarak bütün
bu oluşumları gözlemleyebiliyor ve hizmetine sunulmuş bütün nimetlerden
faydalanıyor olması, Tanrı’nın yaratılıştaki inâyetini açıkça ortaya
koymaktadır. Modern bilimsel verilerin ortaya koyduğu İnsancı İlke,
evrendeki tüm bu oluşumların hikmetini daha iyi değerlendirmemizi ve
aşağıdaki Kur’ân-ı Kerîm ayeti gibi daha pek çok âyette bizlere
işaret edilen mânaları daha iyi kavramamızı sağlamaktadır.
“Sizin için gökten su
indiren O’dur; içilecek su ondandır. Hayvanlarınızı otlattığınız bitkiler
de onunla oluşur. Allah, o suyla size ekin, zeytin, hurmalıklar, üzümler
ve her türlü meyveyi bitirir. Elbette bunda, düşünen bir topluluk için
deliller vardır. O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin emrinize verdi;
yıldızlar da O'nun emriyle hizmetinize hazır kılınmıştır. Şüphesiz
bunlarda, aklını kullanabilen bir topluluk için deliller vardır.Yeryüzünde
sizin için çeşitli renk ve biçimlerde şeyleri de üretip-türetti
(hizmetinize tahsis etti). Şüphesiz bunda, öğüt alıp düşünen bir toplum
için pek çok deliller vardır. Denizi sizin emrinize veren O’dur, ondan
taze et yemekte ve takınacağınız süs eşyalarını ondan çıkarmaktasınız.
Gemilerin orada suları yara yara akıp gittiğini görürsün. (Bütün bunlar)
O’nun lütûflarından nasip aramanız ve şükretmeniz içindir. Sizi sarsmaması
için yeryüzünde sarsılmaz dağlar yarattı, yolunuzu bulmanız için ırmaklar,
yollar ve nice işaretler yarattı; insanlar yıldızlarla da yollarını
bulabilirler. Şu halde Yaratan, yaratamayan gibi olur mu? Artık
düşünmez misiniz?
Eğer Allah’ın nimetlerini saymaya kalkışacak
olursanız, onları bir genelleme yaparak bile sayamazsınız. Gerçekten
Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir”.[1]